Ukul Ihtiraat | Ukul Ihtiraat ne demek? | Ukul Ihtiraat anlamı nedir?

Ukul ihtiraat | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ukul ihtiraat

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ukûl). 1. Düşünme ve anlama hassası, insana mahsus olan, şahıslarda çeşitli derecelerde bulunan, manevî kuvvet ki, ruh gibi, halli müşkül bir muamma ve tamamıyle anlaşılması imkânsız bir sırdır. Us, hûş, hıred, zihin: İnsandaki Tanrı mevhibelerinin en büyüğü akıldır. Bu çocukta akıl pek çok vardır. 2. Anlama, fehm, idrâk, zekâ: Onun böyle şeylere aklı ermez. Buna akıl erdiremedim. 3. Düşünme, tefekkür, mülahaza, fikir: Bunu akledemedim. 4. Kuvve-i hafıza, hatır, hafıza: O vaka el’an aklımdadır. Aklımda kalmadı. Aklıma gelmiyor. Şimdi aklıma geldi. 5. Rey, tedbir, tavsiye, yol: Bana bir akıl öğret. Bu aklı size kim öğretti? Akıl almak = fikir kuvveti dahilinde olmak: ‘Bunu aklım almıyor. Akıl öğrenmek = Uslanmak, ibret veya nasihat alıp yola gelmek. Akl-ı evvel: 1. Yaratılıştan olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede): Allah. 3. Fevkalade zekâ ve anlayış. Akletmek = Düşünmek, mülahaza etmek, tefekkür etmek. Akıl ermek, akıl erdirmek = Anlayabilmek: Buna aklım ermedi. Bu işe akıl erdiremedim. Akıl başta olmak = zihin rahatlığı içinde olmak, hiç telâş ve üzüntüye duçar olmamak, yaptığını bilmek: O vakit benim aklım başımda yoktu. Akıl başa gelmek = T. Ayılmak, kendine gelmek: Aklı başına gelince hepimize Aşinâlık etti. 2. Uslanmak, akılsızca fiil ve hareketlerden vazgeçmek: Bu delikanlının elbette bir gün aklı başına gelecek. Akıl baştan gitmek = Kendini kaybetmek, şaşırmak: Bunu işitince aklım başımdan gitti. Akl-i bâlîğ = bülûğ yaşına vasıl olma hali. Akıl dişi = Yirmi yaşlarında çıkan kenar azı dişi. Akıl kutusu: Bir adama daima akıl öğreten ve her iş için kendisine danışılan adam: Onun akıl kutusu falandır. Akl-ı kül = Tabiatın bütün iş ve şubelerinde eserleri görülen zekâ, umumî ve ezelî nizam.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kolayca bükülen, ateşe dayanıklı liflerden oluşmuş bir çeşit asbest.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). bir eksenden zıt yönlere giden tabakaların bükülmesi veya kemeri, yukaç. anticli,nal (s). yukaça ait.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bırakmak: Bu kâğıt ne için buraya atılmış? 2. itibardan düşmek, nazar-ı itibare alınmamak: Atılacak adam değildir. 3. İleriye varmak, kızgınlıkla müdahale etmek. 4. Tahta gibi çarpılıp bükülmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kukuletalı bir çeşit yağmurluk. (eskiden kullanılırdı).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bukul). t. Sebze, yeşillik. 2. Yeşil kabuklu, iri taneli mâlOm sebze.

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başı yağmurdan muhafazaya mahsus, yağmurluğa bağlı veya ayrı örtü, kukulete: Kaput, muşamba başlığı. 2. Harbde başı ok ve kılıçtan muhafazaya mahsus siper, tulga, miğfer, hod. 3. Direk başı, tepelik. 4. Atın başını ve ensesini muhafazaya mahsus kılıf.

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Bil). 1. Bedenin ortası, kuşak bağlanan yeri, göğüs ile karnın arası, hasr, miyân: Bele bağlamak, ince bel, belim ağrıyor. 2. İnsan ve hayvanda karnın arkası, sağrı ile omuzlar arasındaki yer, sulb: Beli bükülmüş, bu atın beli düşükçe. 3. Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı. Dağ beli ve belan dahi denilir. Bel ağrısı: Osm. Vecâ-ı ktnî. Belbağlamak = Bir işe azmetmek ve bu işten büyük bir şey ummak: Himmetinize bel-bağladım. Bel bükülmek = İhtiyarlıktan kanburlaşmak. Bel bükmek = Çok yormak, yahut fütura düşürmek: Bu gaile belini büktü. Belsoğukluğu = Tenasül uzvu hastalığı, Osm. seyelân-ı muhâtî. Belkemiği Osm. Amûd-ı fıkarî. Bel vermek = Eğilmek, kavisli olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kıvlrmak, bükmek, eğmek; yola getirmek (birisini), razı etmek; den. bağlamak; kıvrılmak, bükülmek, edilmek; kuvvetini bir tarafa yöneltmek bend to veya towards aklı yatmak (bir şeye).on bended knee yalvararak, diz çökmüş durumda. bendable s. eğilir, eğ

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eğri, kıvrık, bukülmüş, kavisli; i. eğim; temayül, meyil. have a bent for istidadı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki tarafı bükülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. toka, kopça; f. toka veya kopça ile tutturmak, iliştirmek; ısı veya basınç ile bükülmek, eğrilmek veya bükmek (madeni eşya) buckle down to work ise ciddiyetle girişmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. bugle). Bakırdan, perdeli veya pistonlu borusu bükülü bir ağız çalgısı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bükülmüş kıvrılmış şeylerin oluşturduğu hal(Kadın İsmi)

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bükülmek, çevrilmek, kıvrılmak. 2. Dönmek, dolanmak: İp ayağına buruldu. 3. Çevrilip incinmek: Kol, ayak burulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kavis meydana getirmek; hafifçe bükülmek; dışbükey yapmak; (i). kavis, bükümlülük; (hav). kanadın bükümlülüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). meyil; şiv; yatay kesit; (f). eğmek, şivlendirmek, meylettirmek; ani bir hareketle fırlatmak; eğilmek, meyletmek, bükülmek; dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kep, takke, kasket, başlık; zirve, doruk, tepe; kapak (tüp, şişe): büyük harf, majüskül; tabanca mantarı: tapa; argo uyuşturucu ilaç kapsülü. cap and bells saray soytarısının giydigi çıngıraklı kukuleta. cap in hand hürmetkarane. blasting cap dinamit

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Fransiskan rahibi; (kh). kukuleteli kadın pelerini; Orta ve Güney Amerika'ya mahsus uzun kuyruklu maymun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pelerin, kukuleteli pelerin; kadın ve çocukların giydigi başlık; (oto). kapot.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğrilip bükülmüş, bir tarafa yatık, doğru olmayan. Eğri büğrü: Çarpık direk, odun. 2. Bir tarafa yatık, muntazam olmayan: Çarpık duvar, çarpık arsa. 3. Çarpılmış, felce uğramış veya cin tutmuş: Çarpık adam. 4. Ters, uğursuz: Çarpık ayak.

Türkçe Sözlük

(f.). T. Eğrilip bükülmek: Bu direk çarpıldı. 2. Yüzünü buruşturup münfail olmak, değişmek: Bu sözü işitince çarpıldı. 3. Cin tutmak, cin şerrine uğramak: Gece ağaçların altında dolaşma, çarpılırsın. 4. İnmede olduğu gibi bedenin bir kısmı eğrilmek, yerinden oynamak, tutmaz olmak: Ağzı, eli, ayağı çarpılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çökmek, göçmek, yıkılmak; katlanıp bukülmek, açılır kapanır olmak (iskemle, masa);birsonuca bağlamadan dağılmak (proje, plan); cesaretini kaybetmek; (balon) sönmek; (tıb). çökmek; ciğerlere hava gitmemek; çökertmek, ylkmak; (i). göçme, çökme, y

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). uzunluğuna ortasından bükülmuş (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). burmak, bükmek, eğmek, çarpıtmak. contorted (s). buruşuk, bükük. contortion (i). burulma, bükülme, eğilme. contortionist (i). vücudunu türlü şekillere sokan akrobat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarılmış, bukulmuş, dürülmuş, helezoni, helisel; karışık, zor anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük ev, kulübe; yazlık ev, sayfiye evi. cottage cheese süzme peynir. cottage pudding üzerine meyvalı şurup dükülen bir kek. cottager (i)., (ing). rençper.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manastır rahiplerinin giydikleri cüppe, bu cüppenin kukuletası; baca şapkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başlık şeklinde, kukuletalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gevşek bükülmüş iplik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). külahlı, kukuleteli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kıvrım, bukle, saç lulesi, büklüm, kâkül; helezoni şekil; dalgalı çizgi; (f). kıvırmak, bukle yapmak, bükmek; kıvrılmak, bükülmek, helezoni şekilde hareket etmek; curling' oyunu oynamak. curl one's hair saçını kıvırmak; (k).dili korkutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavislenme, bükülme, eğrilme, eğrilik, eğiliş; (mat). eğrilik. curvature of the spine (tıb). belkemiği kayması, belkemiğinin eğriliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğmek, eğilmek, bükmek, bükülmek, kavisleştirmek, kavis meydana getirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çevrilme, katlanma, bükülme, inhina. 2. inkılâp. 3. İhtilâl, sosyalist ihtilâl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğri büğrü etmek, çarpıtmak, biçimini bozmak, kırmak, bükmek; tahrif etmek, olduğundan başka anlam vermek; azdırmak. distortion (i).çarpıklık, bükülme; tahrif.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karabuğdaya benzer bir ot. patience dock labada, (bot). Rumex patientia sour dock kuzukulağı, (bot). Rumex acetosa.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Döne döne bükülmüş, pek dolaşık ve karışık. Fars. pîçâpîç, pîç-ender-pîç: Dolanbaç yol; o binanın yolları pek dolanbaçtır. 2. Girilecek ve çıkılacak yeri bulunamayan çok dolaşık yol. Ar. Akul (Fr. labyrinthe).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dönüp devretmek, tavâf etmek. 2. Tedavül etmek, yaygınlaşmak, mütedavil olmak, geçmek. 3. Bükülmek: Ayağı dolandı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Dikdörtgen biçiminde «taş» adı verilen yirmi sekiz parça ile masa üzerinde oynanan bir oyun. 2. Bazen balolarda giyilen kukuleteli bir elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (z). iki kat, çift, iki misli;eş, aynı; kat; hile, oyun; tiyatro, (sin). dublör; briç kontr; (s). iki kat, iki kere, iki misli; çift; bükülmüş, katlı; iki kişilik; iki yüzlü; (müz). bir oktav daha alçak ses veren; (z). çift çift, iki kat,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sarkmak bükülmek, tepesi veya yaprakları solup eğilmek (bitki, çiçek); halsiz olmak, kuvvetten düşmek, canlılığını kaybetmek; cesareti kırılmak, ümitsizliğe düşmek; sarkıtmak, düşürmek, asmak; (i). sarkma, bükülme, eğilme. drooping (s). sar

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış. Kadd-i dü-tâ = iki büklüm olmuş boy, ihtiyar vücut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Arap'ların giydiği kukuleteli cüppe.

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki kat bükülmüş, kanbur, kanburu çıkmış.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eğilmek, çarpılmak. Osm. mâil olmak, meyelân etmek, çarpılmak: Sağa doğru eğilmiştir. 2. Bükülmek, çevrilmek, inhinâ etmek: Fidan taze iken eğilir, (bk.) Iğilmek.

Türkçe Sözlük

(İĞRİ) (i.). 1. Bir tarafa meyleden, çarpık, doğru olmayan. Ar. muavvec, münhanî: Eğri odun, eğri yol. 2. Kemerli, bükülmüş. Ar. mukavves: Eğri kılıç. 3. mec. Söz ve işinde doğruluk olmayan, yalancı: Eğri adam. 4. Doğru olmayan, yalan. Ar. kâzib: Eğri söz... Doğru olmayarak, bir yandan çarpık: Eğri gitmek: Eğri oturmak, i. Eğrilik, Ar. İvicâc: Eğrisini doğrultmak, eğriden hoşlanmak. Eğri bakmak: 1. Kin ve hiddet nazariyle bakmak. 2. Şaşı olmak. Eğri büğrü = Her tarafı çarpık, muntazam olmayan: Eğri büğrü ağaç. Boynu eğri = 1. Merhamet çeken. 2. Bir çeşit çiçek, iri nergis. Eğri çehre = Ekşi yüz, abusluk. Çehre eğrisi = Gazap, hiddet.

Türkçe Sözlük

(f.). iğ ile bükülmek, iğden çekilip iplik yapılmak: Merinos yünü pek ince eğritebilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanın dişiyi dölleyecek cinste olanı, doğurtmak ve baba olmak hassa ve kuvvetini haiz olanı, dişi mukabili. Ar. zeker, Fars. ner: Erkek adam, erkek çocuk, erkek kedi. 2. Güçlü, kuvvetli, tüvânâ: Erkek bir adam. 3. Sert, kolay eğilip bükülmez. Fars. dürüşt: Erkek demir, erkek ifade. 4. Koca, zevç: Bu kadının erkeği yanında değil midir? 5. Bir çift teşkil eden iki şeyden eşine geçecek bir çıkıntısı olanı veya diğeri içine girecek surette bulunanı: Erkek kopça, anahtar. Erkek insan, recül, merd, kadın mukabili: Bekleme salonlarının biri erkeklere ve diğeri kadınlara mahsustur, erkek kadın hep birlikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolay bükülen sivri uç.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kandil ve muma konulan pamuktan bükülmüş ip. Fitil emdiği yağla yanıp ortalığı aydınlatır: Kandilin fitili bitti; bu mumların fitilleri pek kalın. 2. En evvel icat olunan tüfek ve topların falyelerine konulan kaytan ki, bir ucu tutuşturulup ateş falye deliğine ulaşınca içlerindeki barut parlayıp silâh boşanırdı: Tüfek, top fitili. 3. Merheme batiniıp yaraya geçirilen uzun tiftik. 4. Kumaşın altına kaytan gibi bükülmüş bir şey konup dıştan kabarık yol gibi görünen dikiş: Fitil yapmak; fitil çevirmek. Fitili almak = Birdenbire hiddet edip parlamak. İdare fitili = Eskiden kullanılan pek az yağ yakan ve az ışık veren kandil. Burnundan fitil fitil gelmek = Edilen fenalığın karşılığını görmek. Fitiltaşı — Cam gibi şeffaf, kâğıt gibi yumuşak ve kolay kesilir, ateşte yanmaz bir maden ki, soba, kapı ve pencerelerine ve buna benzer şeylere takılır. Osm. hâcer-i fetîle, dağ keteni, Fr. amiante. Fitil vermek = Kızdırmak, azdırmak, (denizcilik) Fitil tahtası = Geminin iç kaplamasından iki lumbar arasında kaplanan tahtalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bükülebilir, eğrilebilir, esnek; uysal, yumuşak başlı, mülayim; uyabilir, kalıba girer. flexibil'ity (i). eğilme kabiliyeti, esneklik; uysallık. flexibly (z). bükülme suretiyle; uysallıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bükülme, esneme, çevrilme, eğilme; bükülebilen yer, dirsek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). bükülme hareketini yaptıran kas, fleksör kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğrilik, bükülme, dirsek, katlanma; kuş kanadının son mafsalı.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (I ince okunur). 1. Bükülmemiş ipek. 2. Pokerde aynı rengi taşıyan bir el kâğıt, Türkçe: renk. Floş ruvayal = Pokerde aynı renkte ve kesintisiz sıra ile dizilmiş beş kâğıt ki, en üstün kâğıt sayılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bükülmemiş ham ipek, floş; kısa ipek telleri, ipek gibi yumuşak tüyler. floss silk elişlerinde kullanılan floş, ham ibrişim. dental floss diş aralannı temizlemeye yarayan mumlu iplik. flossy (s). tüylü, hafif ve yumuşak; argo şatafatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). katlamak, bükmek; (matb). kırmak; sarmak, bağrına basmak; kaplamak; katlanmak, bükülmek; sarılmak, bürünmek; kavuşturmak (elleri); hafifçe katmak; (A.B.D)., argo tutulmayıp kapanmak (piyes); yorgunluktan çökmek; (i). kat, kıvrım; büklüm; boğu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -os), (s). kitap yaprağı, varak; ikiye katlanmış kâğıt tabakası; ikiye bükülmüş yapraklardan meydana gelen kitap, en büyük boyda kitap, en büyük boyda kitabın ebadı; basılmış kitabın sayfa numarası; hesap defterinde karşı karşıya olan aynı

Türkçe Sözlük

(I. Fransızca: franc’ın Arapça’laşmışı: efrenc). Avrupalı. Frenkarpası = Sütlaç ve çorba yapılan kabuksuz arpa. Fransızca: orge perli. Frenküzümü = Şurubu yapılan ufak taneli meşhur bir cins meyve. Frenkincirl = Kaktüs denilen bitkinin bir çeşidi ki, meyve de verir. Frenk patlıcanı = Vaktiyle domatese verilen isim. Frenk patı = Fransızca «reine marguirite» denilen bir çeşit pat, çiçek. Frenk sicimi = Avrupa’dan gelen iyi bükülmüş bir sicim. Frenk gömleği = Kolalı gömlek (Avrupa’dan gelme daha birçok şeylere bu isme izafetle yapılmış mürekkep isimler verilmiştir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. diz gibi mafsalları olan; diz gibi bükülmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bükülebilen bir cins konusma borusu (pilotlar veya odalar arasında kullanılır) .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) girift nakış, meneviş; (mim.) sarılı veya bükülü iki üç telden ibaret pervaz .

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bükülmüş, kemerli: Ebrûy-ı ham = Bükülmüş kaş. Büklüm, kıvrım: Ham-ı zülf. 2. Kemer, kubbe.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğrilmiş, bükülmüş, kanbur, kemerli: Kadd-i hamîde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kukulete, başlık; kukuleteye benzeyen herhangi bir sey; A.B.D, oto. motor kapagı; şahinin başına geçirilen göz bağı; üniversitelerde rütbe göstermek için pro- fesörlerin cüppelerine takılan başlık şeklindeki parça; A.B.D, argo hayta; f. kukulete

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bükülmüş ipek, ipek ipliği. İbrişimden imal edilmiş: İbrişim püskül, saçak.

Türkçe Sözlük

(i.). Başlıca bağlamaya yarayan uzun ve kalınca bükülmüş sicim, Ar. habl, Fars. resen, rismân: Çamaşır ipi, kovanın ipi. Daha kalınına urgan, büsbütün kalınına halat, ipten incesine de sicim denir. İpucu = Vesile, sebep. İpucu vermek = Sebebiyet vermek. İpe un sermek = Baha neler uydurarak bir işi yapmaktan kaçınmak. İpine basan = Sersem. İp parası vermek = Belâyı def etmek. İpe çekmek = Asmak. İpten kuşak = Son derecede fakirlik. İpe dizmek = Tanzim etmek. İpini sürümek = Cezasını aramak. İp kaçkını = Asılacak adam. İpten, kazıktan kurtulmuş = Birçok cinayet işlemiş. İpiyle kuyuya inilmez = İtimada lâyık olmayan, sözüne güvenilmez. İpini kırmış = Azgın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختراعات] buluşlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «livâ» dan masdar). 1. Sarılma, bükülme. 2. (anatomi ve cerrahî). Bazı hastaların ve damarların bükülmesi: lltivâ-i şerâyin = Damarların bükülmesi. 3. Arazideki yer yer meyiller.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, İng. inflexion i. sesin yükselip alçalması; bükülme, eğilme, eğrilik; gram. çekim, büküm; mat. yayın iç bükeylikten dışbükeyliğe veya aksine değişmesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eğilme, bükülme, eğrilme, münhani ve mukavves olma: Hattın inhinası. 2. (tıp) Bir kemik vesairenin bir hastalıktan dolayı eğrilmesi.

Türkçe Sözlük

Çevre kirlenmesi sonucunda besin zincirine geçmiş bulunan kadmiyumun, bu besinlerle sürekli olarak alınması sonucunda, vücudun önemli fonksiyonları zarara uğrar, özellikle kemiği oluşturan maddeler çözünür ve insan vücudu eğilip, bükülür. Itai itai hastalığı denilen bu rahatsızlık insanı sonunda ölüme götürür. Bu hastalık ilk olarak Japonya’da görülmüş, ismini de bu ülkede almıştır.

Türkçe Sözlük

(f.). Beli bükülmek, arkası çıkmak, kanbur olmak, Osm. tahâdüb etmek: Bu tahta kanburlaştı.

Türkçe Sözlük

(i.). Bükülmüş bel kanburu. Kanbelotu = Bir cins bitki.

Türkçe Sözlük

(KAMBUR) (i.). 1. Arkası çıkık, arkası tümsek. Ar. ahdeb: Kanbur adam. Çok yazı yazmaktan kanbur olmuş. 2. Bükülrpüş, eğri, tümsek, Ar. muhaddeb: Arkası kanbur. 3. Bir tarafı çıkmış, bel vermiş: Kanbur duvar. 4. Kanburluk, Ar. hadebe: Kanburu çıkmış. 5. Yumru, tümsek: Orasında bir kanburu vardı.

Türkçe Sözlük

(i.). Beli bükülmüş ve arkası çıkmış olma, kanbur adamın hâli, Ar. hadebe.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taçsız ikiçeneklilerden, ravent, kuzukulaği, çobandeğneği ve karabuğday gibi bitkileri içinde toplayan bir familya.

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıra, tabaka, birbiri üstüne konulmuş sıraların her biri, aşağıdan yukarıya sıralara bölünmüş bir şeyin her bir sırası: Yedi kat gök, yedi kat yer, bir evin birinci, ikinci, beşinci katı: Bu binanın beş katı vardır, duvarı bir kat taş, bir kat tuğla olarak yaptırdım. 2. Bükülmüş bir kumaş vesairenin her bükümü: Şu kumaşı, kâğıdı dört kat edin. Birinci katını kaldırın, iki katlı ip. 3. Bükme, kırma, kırım: Çuhanın kat yeri. 4. Birden bükülüp katlanan elbise vesaire takımı: Bir kat elbise, iki kat çamaşır. 5. Bir miktarın bir misli: Verdiğinin iki, beş katını aldı. Bir kat daha çalıştı = Bir o kadar daha. Bir kat yağ, iki kat su koymalı. 6. Derece, miktar: Kat kat = Derece derece, birçok derece ile. Bin kat = Bin kere, pek çok: Bu, ondan kat kat, bin kat iyi oldu (kat ender kat çok yanlış ve zevksizdir). İki kat = 1. İki misli, Ar. muzâaf: Bugün dünden iki kat sıcaktır. 2. Bükülmüş, kanbur: Zavallı ihtiyar iki kat olmuş, iki kat yürüyordu. Kırkkat = Hayvanların mideleri.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kat kat olmak, bükülmek, eğilmek: Beli katlanmış, bu kumaş iyi katlanmış. 2. Çaresiz kabûl etmek, isteyerek veya istemeyerek râzı olmak, çekmek: İnsan evlâdı için her şeye katlanır. Bükülmek, eğilmek: Mukavva kırılmadan katlanmaz, saç zor katlanır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parçalanmak. Bir veya birçok parçaya ayrılmak: Cam, bardak düşüp kırıldı. 2. Ölmek, büyük ölçüde telef olmak, yok olmak, mahvolmak: İlk çıkan koleradan çok halk kırıldı. 3. Vücutta halsizlik duyma, kırıklık duymak. 4. Darılmak, gücenmek, Osm. münfail olmak: Bilmem ne sebepten bana kırıldı. S. Şiddeti geçmek, şiddeti kalmamak: Rüzgâr, fırtına, soğuk kırıldı. 6. Nâz ile sallanıp vücudun bazı yerlerini oynatmak: Kırılarak yürüyor; o kadar kırılmak da boştur. 7. Katlanmak, bükülmek: Bu gömleğin yakası kırılmaz. Ayak, el kırılmak = Bedduadır: Eli kırılsın; ayağı kırılsın. Bel kırılmak = Bel bükülmek, zaaf gelmek, çok yorulmak. Kol kanat kırılmak = Tamamen güçsüz kalmak, düşkün olmak. Gülmeden kırılmak = Katılmak. Çıtkırıldım = Pek nazlı ve şık kıyafetli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırmak işi. 2. Kumaşı katlamakla yapılan elbise süsü: Etekliğin kırmaları çok olur. 3. Kumaş vesairenin katlandığı ve büküldüğü yerde ortaya çıkan çizgi. 4. «Siyâkat» denilen eski bir yazı çeşidi. Vaktiyle muhasebede kullanılırdı (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır): Kırma yazı. 5. Basılmış kitap formalarını kırıp katlama. Nesih, tâlik kırması (nestâlik) = «Şikeste» denilen sür’atli yazı. Kırma taş = (sıfat gibi) Şoseler için kırılmış ufak taş. bk. Kırmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Fazla bükülüp buruşmak, buruşup toplanmak: İplik kıvrıyor.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eğrilip bükülmek, çekilip toplanmak: İplik, kıl, saç kıvrıldı. 2. Çöreklenmek, kangal olmak, tostoparlak devşirilmek: Yılan, köpek kıvrılıp yatmış. 3. Katlanmak, bükülmek, kırılmak: Bu kitabın yapraklarının köşeleri kıvrılmış; bir yaprağı kıvrılmıştı. Kıvrılakalmak = mec. Ölmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin eğrilip bükülen yeri, büklüm: Saçın kıvrımı. Kıvrım kıvrım = 1. Çok kıvırcık: Saçı kıvrım kıvrım. 2. Sancıdan bükülüp durma: Kıvrım kıvrım kıvrılıyordu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanda işitmeye mahsus olan iki organ ki, başın iki tarafında bulunur. Ar. üzn, Fars. gûş: İnsan kulağı; at kulağı. 2. İşitme, Ar. sem’, sâmia: Kulağı ağır; kulak vermek. 3. Dinleme, dikkat. 4. Bir şeye bir ucundan bağlı parça, bir şeyin pahasını veya isim, ölçü vs. yi gösteren ilişikte bulunan kâğıt, bez, meşin parçası veya bir mektup ve telgraf vesaireye alıcı tarafından imza ve iade olunmak üzere bağlı ilmühaber kâğıdı: Bu vazoların kulağı düşmüş; kıymeti kulağında yazılıdır; götürdüğünüz tezkerenin kulağını imza ettirdiniz mi? 5. İçi kıyma vesaire ile dolmuş yassı hamur parçası: Kulak çorbası. 6. Kasatura ve bıçak gibi kesici Aletlerin kabzasının başındaki çatal çıkıntı: Sivri, yassı kulaklı bıçak. Kulak asmak = Dikkatle dinlemek, söylenilen sözü kabûl etmek: Kendisine söyledim, nasihat verdim kulak asmadı; benim sözüme kulak asmaz. Ağır kulak = Kolay işitmez, sağırca. Eşekkulağı = Bir cins bitki. Ayıkulağı = Yer şakayıkı. Eli kulağında = Hazır. Kulak uğultusu = Aslı olmaksızın kulakta hâsıl olan uğultu ve ses. Kulak, gözkulak olmak = Dikkatli davranmak. Balık kulağı = Balığın kulağa benzer organı ki, teneffüs için suyu oradan alır, tarak. Kulak bükmek = Tavsiye ve ihtar etmek, aklına getirmek. Kulaktozu (doğrusu kulakdozu) = İnsan kulağının aşağı sarkan yumuşak yeri ki, küpe buraya takılır. Can kulağı ile dinlemek = Gayet dikkatle dinlemek. Çıkrıkçı kulağı Bir çeşit demir kalem. Kulak çınlamak, kulağı çınlasın. = bk. Çınlamak. Denizkulağı = Bir cins bitki. Kulağıdelik = HAdiseleri kolayca duyabilen, uyanık insan. Devede kulak = Nisbeten büyük şey, büyük bir şey yanında pek küçüğü. Şeytanın kulağına kurşun = Şeytan işitmesin, nazar değmesin (gıpta edilecek bir hâl için söylenir). Tavşankulağı = Bir ot. Kulak tutmak := Dinlemek, dikkat etmek. Kulak doldurmak = Dinlemek, kandırmak, inandırmak. Kulak dolgunluğu — Çok işitmekle elde edilen bilgi. Kulağakaçan Çabuk yürüyen kulağı çatal bir küçük kara böcek. Kulak kabartmak = Renk vermeksizin dikkatle dinlemek, gizliden kulak vermek, kulak misafiri ölmek. Kabakulak = Bir çeşit hastalık. Karakulak = Postu kürk yapılan ve arslanın artığını yediği söylenen bir cins vaşak, Anadolu vaşağı. Kalemkulak = Bazı atların kesilmiş kalem biçiminde küçük ve güzel kulakları. Kuzukulağı = Sebzeden sayılan mayhoşça bir cins yaprak. Kulak kıkırdağı = Kulağın baştan dışarı olan çıkıntısı. Kulağa koymak = İhtar, tavsiye etmek: Bu işi kulağa koymuşlar. Keçikulağı = Kuzukulağıntn bir çeşidi, sebze gibi kullanılan mayhoşça yaprak. Kellekulak = Vücut, kılık, çalım. Kulağa küpe = Dikkatle işiterek ezberlenen söz: Bu söz kulağınızda küpe olsun. Kulağa girmek = Dikkatle dinlenmek: Onun kulağına söz girmez. Bir kulaktan girip bir kulaktan çıkmak = İşitip dinlememek. Kulak kirişte olmak = İşitmek üzere dikkatli olma, daima uyanık bulunmak. Kulak misafiri olmak = Renk vermeksizin söylenilen sözlere kulak verip işitmek: Bir şey konuşuyorlardı, ben de kulak misafiri oldum. Kulak vermek = Dinlemek. Yerin kulağı var = Bir şey ne kadar gizli

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koyun yavrusu: Erkek, dişi kuzu, kuzu eti. 2. Bir meyveye bitişik küçüğü, piçi: Portakal kuzusu. 3. mec. Pek yumuşak şahıs (bu mânâ ile sevgi tâbiri olup «kuzum» denilir). Kuzupalamudu = Palamudun bir cinsi. Kuzuçıbanı = Zararsız bir çeşit çıban. Kuzu derisi = Kürk, kalpak vesaire yapılan küçük kuzu postu ki, kısa ve kıvırcık tüylü olur. Kuzudişi = Çocuklarda ilk çıkan ve yedi yaşlarında değişen diş. Kuzukulağı = Yaprağı sebze gibi kullanılan bir cins bitki. Kuzu kestanesi = Küçük taneli ve çiğ yenir bir cins kestane. Kuzugöbeği = Sarı bir cins mantar. Kuzu başı, ciğeri, sarması, dolması = Kuzudan yapılan yemek çeşitleri.

Şifalı Bitki

(rumex): Karabuğdaygiller familyasından; nemli kırlarda yetişen, genellikle bir kaç yıl yaşayan, yeşil veya firfiri renkte orsu bir bitki cinsidir. Yaprakları hafifçe kabarık ve geniştir. Meyveleri üç köşeli veya yassıdır. Yurdumuzda yetişen türleri; Labada, büyük kuzukulağı, küçük kuzukulağı gibi çeşitleridir. Ev ilaçlarında büyük ve küçük kuzukulağının yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ile salata yapılıp, yenir. İdrar söktürür. Mide şişkinliğini giderir. Egzamalar üzerine kompress yapılır. Romatizmalılar, böbreklerinden hasta olanlar, yememelidir.

Türkçe Sözlük

(i.) («başlıklı manto demek olan İtalyanca kukulate’den). Yakasıyla kolları ceket biçiminde eski uzun cübbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğilir bükülür, oynak (bilhassa beden uzuvları). limberness i. kolayca eğilip bükülme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşak, eğilip bükülen: gevşek, zayıf (irade). limply z. yumuşak olarak, gevşek olarak. limpness i. gevşeklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kolay eğilip bükülebilen, kıvrak. litheness i. kolay eğilip bükülebilme, elastikiyet. lithesome s. kolay eğilip bükülebilir.

Türkçe Sözlük

(I. A. «tayy» dan İmef.) (mü. matviyye). 1. Kıvrılmış, bükülmüş, kıvrılarak toplanmış: Matvl bir tomar. 2. Bir şeyin İçine sarılmış, devşirllmlş, sarılı: Muşambaya matvl bir muska.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fitil» den imef.) (mü. meftûle). Bükülmüş, eğrilmiş, fitil olmuş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şedd» den imef.) (mü. meşdûde). Kuvvetli bağlanmış, bükülmüş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avec, ivec» den imef.) (mü. muavvece). Eğrilmlş, eğri, kemerli, bükülmüş. Sath-ı muavvec = Arızalı satıh.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» den imef.) (mü. mukavvese). Yay gibi eğri, bükülmüş, kemerli. Hatt-ı mukavva» = Eğri çizgi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «lev» den if.) (mü. mülteviyye). Eğilmiş, bükülmüş, sarılmış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «seny» den if.) (mü. münseniyye). Eğri, doğru olmayan, bükülmüş. Hatt-ı münsenî = Doğru olmayan hat, eğri çizgi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» ten if.) (mü. mütekavvise). Yay gibi eğri, eğrilmlş, bükülmüş, kavisli.

Türkçe Sözlük

(i. A ). Vazgeçme, dönme, cayma: Sözünden nükûl etti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bükülmüş ipek, ipek dokumasında atkı teli.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kımıldanmak, hareket etmek: Bu taş yerinden oynamaz, zor oynar. 2. Sıçramak, hoplamak, sağa sola atılarak oyunlar yapmak: Bu tay çok oynar. 3. Bükülmek, kırılmak: Bir ayağı oynamaz, bu bebeğin, kolları bacakları oynar. 4. Eğlence için olan oyunların biriyle meşgul olmak: Bu çocuk bütün gün oynar. 5. Oyun gibi boş ve faydasız süsle uğraşıp vakit kaybetmek: Nakkaş, marangoz çok oynuyor. 6. Halecana uğramak: Yüreğim oynadı. 7. Sarsılıp yerini biraz değiştirmek: Bu bina oynamış, temelinin bir tarafı oynadı. Aklı oynamak = Deli olmak. Gülüp oynamak = Sevinç göstermek. 8. Bir oyun icrâ etmek, bir oyunla uğraşmak: Kâğıt, tavla, dama, satranç, bilardo, kumar oynamak. 9. Kumara koymak, kumarda kaybetmek: Bütün parasını oynadı. 10. Tiyatroda temsil etmek: Bu akşam tiyatroda Hamlet’i oynayacaklar.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). 1. Kiremit altına çatı örtüsü yapılan ince tahta. 2. Kutucuların kullandıkları ince çam tahtası ki, kolay bükülür.

Türkçe Sözlük

(i.). Kamıştan veya bükülmüş kâğıttan yapılan ve patlama sesi çıkaran oyuncak. Ağız patlangıcı = Gıcırlı sakız.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karışmış, bükülmüş, kıvrılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. katlanabilir, eğilip bükülebilir; esnek; yumuşak, mulâyim, kolay kandırılabilir, uysal. pliabil'ity, pliableness i. esneklik, eğilip bükülme kabiliyeti; uysallık. pliably z. yumuşak başlılıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. esnek, eğilip bükülebilir; yumuşak, uysal, söz dinler. pliancy i. esneklik, eğilip bükülebilme.

Türkçe Sözlük

(i.). Üç dört tel iplikten bükülmüş iplik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ed, ing veya led, ling) (i.) bükülmüş şeyi açmak; ipliklerini ayırmak; gen out ile halletmek, çözmek; (i.) kaçmış ilmik, atmış iplik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) çiğ, pişmemiş; ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş bükülmemiş, tasfiye olunmamış; olgunlaşmamış; derisi sıyrılmış; soğuk; taze, yeni; acemi, tecrübesiz; (i.), the ile sıyrık. in the raw doğal halde, işlenmemiş; ABD, (k.dili) çıplak. raw deal a

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geriye doğru eğik, arkaya doğru bükülmüş, geriye dönük. retrorsely z. geriye yönelerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğilmez, bükülmez, katı, dimdik; sert, şiddetli.rigidly z .kımıldamayarak, dimdik. rigidness, rigid'ity i. sertlik, diklik; kımıldayamamazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sertlik, katılık; insafsızlık; eğilmezlik, bükülmezlik; şiddet; ihtimam, dikkat; tıb. titreme, ürperme; bot. rigor, dış etkilere karşı tepkisiz kalma. rigor mortis ölümden sonra vücudun katılaşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlanış, yuvarlayış, tekerleme; devirme, devrilme; silindir, yuvak, merdane; tomar şeklinde şey; liste, defter, sicil, kayıt; top, rulo; bir çeşit küçük ekmek; gümbürtü, gök gürlemesi; kabarıklık; bükülüp tomar haline konabilen tuvalet takımı ç

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarı bükülmüş iplik; f. göz veya delikten geçirmek; taramak; ipliği çekip hafifçe bükmek. rov'ing i. ipliği çekip hafifçe bükme; yarı bükülmüş iplik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ged, -ging) i. eğilmek, bükülmek, çökmek, bel vermek; sarkmak; yavaş yavaş düşmek (kıymet); den. rüzgâr altına sürüklenmek; i. çöküntü, eğilme, bel verme; sarkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. terzi veya terziliğe ait; anat. dizin bükülmesini sağlayan but adalesine ait, terzi kasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. dizin bükülmesini sağlayan ve bedenin en uzun adalesi olan but adalesi, terzi kası.

Şifalı Bitki

(semizebe): Semizotugiller familyasından; bir yıllık otsu bir bitkidir. Gövdesi toprak üzerine yatık, yaprakları sapsız ve etlidir. Yenilen kısmı, küçük, yuvarlak yeşil yaprakları ve körpe saplarıdır. C vitamini ve Demir bakımında zengindir. İçeriğinde kuzukulağı asidi bulunduğundan tadı biraz mayhoştur. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak kanamalarında ve kanlı idrarda faydalıdır. Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Şeker hastalarının susuzluğunu giderir. İdrar söktürür. Kabızlığı giderir. Zayıflamaya faydalıdır. Dalak hastalıklarında şikayetleri geçirir. Uykusuzluk, sinirlilik ve zihin yorgunluğunda faydalıdır. Lapası, yanık ve apsede rahatlık verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. eğri, çarpık; birbirine paralel olmayan; i. erilik, çarpıklık; bükülme; f. eğri yoldan gitmek; yan bakmak; eğriltmek, çarpltmak; başka anlam vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed,- bing) eğirmek için hazırlık olarak azıcık bükülen yün veya pamuk; pamuk ipliğinde kalın yer; f. çekip azcık bükmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yılan; sinsi ve hain kimse; boru temizlemek için bükülebilen tel; f. yılan gibi sessizce ve sinsi sinsi ilerlemek; A.B.D., (argo) çekip dışarı çıkarmak, sıyırmak. snake charmer yılan oynatan hokkabaz. snake dance Amerika kızılderililerinin yı

İngilizce - Türkçe Sözlük

ön kenarı aşağı veya yukarı bükülebilen şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuzukulağı, bot Rumex acetosa. sheep sorrel küçük kuzukulağı, bot. Rumex acetosella.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (sprang veya sprung; sprung) yay gibi fırlamak; ileri atılmak, sıçramak; eğilmek, bükülmek, çarpılmak; çıkmak, sürmek; gelmek; neşet etmek, hâsıl olmak, zuhur etmek; sürpriz yapmak, birden yapmak; (şiir) şafak sökmek, başlamak (gün); yükselmek;

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. katı, sert, pek; pekişmiş; eğrilmez, bükülmez; dik; koyu, özlü; sıkı; tutulmuş; gergin; zorlanmış; akıcı olmayan; resmi; inatçı; alkolü çok; sarp, çetin; den. rüzgâra dayanıklı, sağlam; zor, ağır; değişmeyen; (İskoç), (İng), leh. dinç, kuvvetli;

Yabancı Kelime

İng. stretching

sp. gergevşet

Birbirine yaklaşık bükülü vücut bölümlerini, gerici kasların çalışmasıyla birbirinden iyice uzaklaştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. yumuşak, kolayca eğilip bükülebilir, elastiki, esnek; uysal, yatkın, başkalarının suyuna giden; f. yumuşatmak. suppleness i. esneklik, elastikiyet.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Bükülmüş, katlanmış. 2.Yanmış, yanık. 3.Aydınlık, parlak. 4.Üzgün, ciğeri yanmış, aşık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzun ve ince şey: Saç teli. 2. Altın veya gümüş yahut bakır vesaireden iplik gibi ince çekilmiş şey ki, gelin süsü olur ve nakış işlemede kullanılır: Gelin teli; sırma teli; tel ile işlenmiş. 3. Çelik tellerden çeşitli kalınlıkta bükülmüş uzun halat: Tel ile bağlamak. 4. Tanbur ve kanun gibi musiki Aletlerinin her biri başka bir ses çıkaran kirişi. 5. Telden yapılma, telden örülmüş: Tel kafes, tel çit 6. Tel gibi ince ve uzun: Tel kadayıf, te makarna. Tel tel = Her teli ayrı olan Bıyığı tel tel duruyordu. Teller takınmak = mec. Sevinmek: Sebep olanlar teller takınsın. Tel kırmak = Pot kırmak, hatâ etmek. Telkârî = Tel hâlindeki gümüşü tahta eşya üzerine kakarak yapılan süsleme: Telkârî baston, sigaralık, tabanca. Şamata teli = Dokunulunca çok ses çıkaran pek ince bir cins sarı teneke ki, vaktiyle tavanların oymaları içine konurdu. Her telden çalmak = mec. Her iş hakkında az, çok bilgisi olmak.

Teknolojik Terim

Bükülmüş Nematik LCD monitör paneli

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. burma, bükme kıvırma; burulma bükülme, kıvrılma; mak. burulmuş tel veya cubuğun eski haline dönmesini gerektiren kuvvet. torsion balance burulmalı terazi. torsion meter burma ölçeği torsion scale tel veya maden çubuklarının burulması ile işleyen t

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bükülmüş, çöreklenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğri büğrü, dolambaçlı büküle kıvrıla uzayan; hileli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kanada'ya mahsus bir çeşit örme kukulete.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bükmek; sarmak; burmak; burkmak; ters anlam vermek; bükülmek; sarılmak; burulmak; şaşırtmak; helezoni döndürmek; kıvrımlar meydana getirmek; dolambaçlı yönde çevirmek; bozmak; i. bükülme; sarılma; burma; burkulma; ibrişim; burmalı ekmek; bükme,

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. akıl). Akıllar, (bk.) Akıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقول] akıllar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.)(Erkek İsmi) - Akıl, us.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bükülmüş seyi açmak; çelengi çıkarmak.

Türkçe Sözlük

(i.), Bir köşeden bir köşeye kesilmiş veya bükülmüş: Verev bir bez, verev katlamak, kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (wound) i. döndürmek; sarmak; çevirmek; kurmak (saat); dolaşmak; geri dönmek; gizli gizli sokulmak; sarılmak; eğrilmek; bükülmek; i. dönemeç, yolun döndüğü yer; kurma .wind down yavaslamak; açmak (araba penceresi) .wind its way dolaşıp gitmek. wind

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. vida somunu anahtarı; İngiliz anahtarı; burkutma, burkutuş, burkulma, bükülme, burma, bükme; ayrılış acısı; f. zorla çevirip burmak; burkutarak koparmak; burkutmak; kasten ters anlam vermek. He wrenched his ankle. Ayağını burktu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güreşte kolun bilekten bükülerek etkisiz hale getirildiği hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. pamuk veya yün ipliği, bükülümüş iplik; k.dili. hikaye, masal, bilhassa gemici masalı; f., k.dili. masal anlatmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Kırılıp bükülerek uzayıp giden.

Türkçe Sözlük

(i.). Uç koldan mürekkep ve kollarının aksine bükülmüş halat, palamar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yumşak olmak, sertliği geçmek. 2. Daha kolay işlenir veya eğilip bükülür hâle gelmek: Mum sıcaktan yumuşamış, demir kızdırılınca yumuşar. 3. Gevşemek, sülpük olmak: Yanakları yumuşamış. 4. mec. Yavaşlık ve sükûnet kazanmak, hiddeti geçmek: Onun sözlerinden yumuşadı.