Uncalled-for ne demek? | Uncalled-for anlamı nedir? | Uncalled-for

Uncalled-for anlamı nedir?

Uncalled-for ne demek?

Uncalled-for anlamı nedir?

Uncalled-for | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lüzumsuz, istenilmeyen; münasebetsiz; çirkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iğne biçiminde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hava halinde, gaz halinde; hayali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). para dayandırmak; işine gelmek ; hâsıl etmek, meydana getirmek, mahsul vermek. I can-t afford this. Buna bütçem müsait değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). orman haline getirmek, ormanlaştırmak, ağa,clamak. afforesta'tion (i) ormanlaştırma, ağaç dikme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat önce, evvel.aforemen tioned (s). evvelce zikredilen, mezkur. as aforesaid evvelce denildiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aphorisme

özdeyiş

Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle kim tarafından söylendiği bilinen özlü söz.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. aphorisme

özdeyiş

Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle kim tarafından söylendiği bilinen özlü söz.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Papa tarafından bir Hristiyan’ın kiliseden çıkarılması, dinden hariç addolunması. Aforoz etmek, aforoz okumak, aforoz olmak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Rum.

toplum dışılama

1. Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası.

2.Darılıp biriyle konuşmama, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excommunication. anathema. banishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excommunication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anathema. excommunication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aforoz etmek, kiliseye kabul etmemek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). daha kuvvetli bir sebeple, daha ziyade; (fels). afortiori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kanat şeklinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amphora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca: Yukarıya rücû). Denizde akıntının yanında veya altında, onun aksine olarak akan su. Akıntı mukabili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undertow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eddy. rip. countercurrent. counterflow. illicit profit. rake-off. loot. boodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

countercurrent. eddy. extra profit. illicit gain. windfall. boodle. swirl. undertow. whirlpool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zahmetsiz ve usulsüz kazanç arkasında koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloading. cheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zahmetsiz ve usulsüz.olarak elde etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to steal. to obtain by cheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a countercurrent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağaç şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insan kulağı biçiminde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). çileğe benzer küçük ve etli meyva şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çubuk şeklinde, küçük çubuklardan ibaret; (tıb). basile ait, sebebi basil olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat.), (bağlaç). önde, önden, önce, evvel, daha önce; önünde, cephesinde; (edat) tercihen, yerine; huzurunda; (bağ laç) -den önce before-cited, before-mentioned s. yukarıda bahsi geçen before Christ (b.c) milattan önce (m.ö.). beforehand z. önce, ön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). simgesi Cf olan radyoaktif sentetik bir eleman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (kim). kloroform; karınca yağı; (f). kloroformla uyutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çomak şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). rahat, refah, konfor; teselli; A.B.D. yorgan; (f). rahat ettirmek; teselli etmek; yatıştırmak; (huk). yardım etmek. comfort station umumi helâ. creature comforts bedeni rahatı sağlayan konfor comfortless (s). kasvetli; konforsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahat, müreffeh; teselli edici, rahatlatıcı; (k).dili yeterli; (i)., A.B.D. yorgan comfortably (z). rahatça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahatlatıcı şey; teselli edici kimse veya şey; A.B.D yorgan; yün boyun atkısı; bh Ruhulkudus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uydurmak; umuma tabi olmak; to veya with ile uymak: itaat etmek, boyun eğmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, yerinde, muvafık, benzer, mutabık; boyun eğen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekil; parçaları bir araya getirme düzeni; uygun olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçerli olan fikirlere veya inançlara uyan kimse; toplum kurallarını çiğnemeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, benzeyiş; biteviyelik. in conformity with mucibince,... e uyarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yürek şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). taç şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

onaltıncı yüzyılda Protestan reformu başladıktan sonra Katolik kilisesinde meydana gelen reform hareketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalbur gibi delikli. cribriform tubes (bot). kalbur damarlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). çivi yazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). zorla alıkoymak (başkasının malını), zorla geri tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ormandan mahrum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şeklini bozmak, biçimini bozmak; sakat etmek; çirkinleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeklini veya biçimini bozma, çirkinleştirme; sakatlık; (fiz). tazyik altında şekil değişimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distorted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biçimsizlik, sakatlık, çirkinlik; sakat kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. désinformation

bilgi çarpıtma

Kişiyi veya kurumu herhangi bir konuda bilinçli olarak gerçeği saptırarak yanlış bilgilendirme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ing). (huk). orman kanununun kapsamı dışında bırakmak, ormanları tahrip etmek, ormansız bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). plak veya disk şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). rahatsızlık, huzursuzluk, sıkıntı, ağrı, keder; (f). sıkıntı vermek, rahatsız etmek, üzmek, canını sıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düzensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gayret, çaba, çabalama, kendini sıkma; (mak). kuvvet, kudret. effortless (s). gayretsiz, çaba göstermeyen; kolay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. effort

çaba, güç

Herhangi bir işi yapmak için ortaya konan güç, zorlu, sürekli çalışma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exertion. effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mecbur etmek, icbar etmek; zorla almak veya yaptırmak; uygulamak, tatbik etmek, yerine getirmek, yürütmek; kuvvetlendirmek. enforceable s. uygulanabilir, tatbik edilebilir. enforcement i. uygulama, tatbik. law enforcement officer polis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. informatique

bilişim

İnsanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin özellikle elektronik makineler aracılığıyla düzenli ve akla uygun bir biçimde işlenmesi bilimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bot. kılıç şeklinde kılıçsı (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat.) orak şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrought iron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrought iron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iplik veya lif şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). yelpaze şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). foreign, forestry.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat bağlaç için, -e; uğruna; şerefine; -den dolayı sebebi ile, cihetten; -e mukabil, karşı; uygun; yerine; hususunda, dair; göre; baglaç çünkü, zira. for all I know bildiğime göre. for all that herşeye rağmen. forall the world ne pahasına olursa olsu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. i. denizcilik).

1.Aç, açıl, açığa kumandası: Fora yelken = Yelkeni açıp fora etmek, açmak.

2.Bir makine parçalarının birbirinden ayrılması: Bir somunu fora etmek. Halk dilinde: Fora kılıç, fora ateş gibi tabirlerde de kullanılır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open it ! unfurl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hayvan yemi, ot, saman, arpa; yiyecek peşinde koşma; (f). yiyecekleri yağma etmek; yiyecek temin etmek için uğraşmak; yem veya yiyecek tedarik etmek. forage cap (Ing). bir çeşit piyade veya subay başlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. ramina) (anat)., (zool). küçük delik. foramen magnum (anat). kafatası altındaki büyük delik. foramen occipitale magnum (anat). artkafa büyük deliği. foraminated (s)., (anat). ufak delikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). delikliler takımından bir deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

madem ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çapul; akın; (f). yağma etmek, çapulculuk etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forbid.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bore, borne) kaçınmak, sakınmak, çekinmek. forbearance (i). kaçınma, sakınma; sabır, tahammül, kendini tutma. forbearina (s). sabırlı tahammüllü dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bade, bidden, bidding) menetmek, yasaklamak, yasak etmek. God forbid ! Allah esirgesin ! forbidden (s). yasak, yasaklanmış. Forbidden City Tibet deki Lhasa şehri; Pekin'deki eski yasak bölge. forbidden degrees nikâh düşmeyen akrabalık dereceleri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sert, haşin, ürkütücü nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forbear.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güç, kuvvet, kudret; zor, cebir şiddet, baskı, tazyik; hüküm, tesir; (fiz). güç, kuvvet. force feed (mak). tazyikli yağlama, force majeure karşı konulmaz kuvvet, fors majör. force pump (mak). alavereli tulumba, baskılı tulumba. force of circumstam

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek; tazyik etmek, sıkıstırmak; zorla almak; ırzına geçmek; (bahç). suni usullerle turfanda meyva, sebze ve çiçek yetiştirmek. force a smile zorla gülümsemek. force ones hand acele karar vermeye zorlamak. force on

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorla yedirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuvvetli, şiddetli, güçlü; etkili, tesirli. forcefully (z). kuvvetle, şiddetle, zorla. forcefulness (i). kuvvet, şiddet, güç; etkili oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baharatlı kıyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). pens forseps.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zora dayanan: mecburi; canlı; etkili, tesirli, ikna edici. forcibleness (i). mecburi oluş; etkili oluş; canlılık. forcibly (z). zorla, mecburi olarak; etkili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer; (f). sığ yerden yürüyerek geçmek. fordable (s). yürüyerek geçilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ön taraftaki, öndeki; ilk; daha evvelki; (i). ön; önde olan şey; (den). baş taraf, pruva. come to the fore başa geçmek, öne geçmek. the fore part ön taraf, baş taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., ünlem ön tarafta, baş tarafta önde; ünlem Dikkat ! (golf oyununda önde bulunanlara tehlikeyi ihtar için bağırma). fore and aft (den). bas ve kıç istikametinde (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek önde veya önceden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). önkol,kolun dirsekle bilek arasındaki kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden silâhlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). ata cet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden haber vermek; (özellikle uğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. foreboding (i). kötü bir şeyin vuku bulacağını önceden hissetme, önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahmin, hava tahmini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (cast veya casted) önceden tahmin etmek; belirtisi olmak: tasarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). baş kasarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak; imkânsızlaştırmak, engellemek; önceden halletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). ipotekli malı sahibinin kaybetmesi, hakkın düşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ön avlu ön bahçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). güvertenin ön tarafı, bilhassa palavranın ön tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden mahkum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ata, cet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işaret parmağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ön ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). en öndeki yer, ön taraf, ön sıra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forgather.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forgo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (went, gone) önce gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). önceden gitmiş, geçmiş; bitmiş. foregone conclusion kaçınılmaz sonuç, mukadder olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ön plan. in the foreground ön planda, ön tarafta, göze çarpacak yerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., tenis sağ vuruş, forhend; atın boynu ve omuzları; menfaatli mevki; (s). sağ vuruşla yapılan; önderlik eden; önceden yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D). ihtiyatlı, tedbirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alın; herhangi bir şeyin ön tarafı veya cephesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yabancı, ecnebi; harici, dış; ilgisi olmayan. foreign accent yabancı aksanı. foreign affairs dışışleri. foreign-born (s). ikamet ettiği memleketten başka bir memlekette doğmuş. foreign exchange döviz; döviz alım satımı. foreign minister dış işleri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forjudge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (knew, known) önceden bilmek. foreknow'ledge (i). önceden bilme, önceden alınan haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). burun, çıkıntı; bir şeyin önündeki arazi parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (hayvanlarda) ön ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alın üzerine sarkan saç demeti perçem; (mak). başlık çivisi, kilit pini. take time by the forelock fırsatı yakalamak, fırsatı kaçırmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ustabaşı, baş kalfa; reis, başkan, özellikle jüri başkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). baş direği, pruva direği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). başta gelen, en öndeki; (z). başta. first and foremost en başta, evvelâ. head foremost başı önde; çekinmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birinci isim, küçük isim, şahıs ismi, vaftiz ismi. forenamed (s). yukarıda ismi geçen, mezkur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öğleden evvel, sabah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahkeme veya munazaraya ait, munazara kabilinden. forensic medicine adli tıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). evvelden takdir etmek, önceden tayin ve tertip etmek. foreordination (i). kader, takdir, kısmet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ön taraf, ilk kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kasap). ön ayak ve yanındaki kısımlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ran, run) önden koşmak, koşup geçmek, önünden gitmek; müjdelemek. forerunner (i). selef; cet, ata; müjdeci, haberci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). trinketa yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (saw seen) önceden görmek ileriyi görmek, önceden bilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden ima etmek, (colloq). dokundurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). trinketa yelkeninin bir kısmı; (çoğ). kayığın ön tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inme sırasında suların çekildiği kıyı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (güz. san). resimde yandan görülen bir şeyin boyunu kısa göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (showed, shown) önceden göstermek, önceden söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtiyat, tedbir, önceden görme, basiret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). sünnet derisi, gulfe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). orman; (f). ağaç dikip orman haline getirmek, ağaçlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). pruva ana istralyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ormancı; siyah bir cins pervane, (zool). Ageristus; bir çeşit büyük kanguru, (zool). Macropus giganteus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ormancılık; orman, ormanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önceden alınan tat; önceden tadına varma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (told telling) önceden haber vermek; kehanette bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtiyat, tedbir; basiret; evvelden düşünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçmiş zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ihtar, bir şeyin olacağına dair belirti; (f). evvelden uyarmak, ikaz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). pruva çanaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pruva babafingo yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pruva gabya çubuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pruva gabya yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (ing). for ever ebediyen daima: mütemadiyen, durmadan. forevermore (z). ebediyen, ilelebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden ikaz etmek, uyarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalfa kadın: jurinin kadın başkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önsöz mukaddeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). trinketa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). (f). ceza olarak bir şeyin veya hakkın kaybedilmesi; (s). ceza olarak kaybedilmiş; (f). ceza olarak kaybetmek. forfeitable (s). ceza olarak kaybedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ceza olarak kaybetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). uzun çatallı (kuş kuyruğu).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplanmak, içtima etmek, bir araya gelmek; rastlamak, tesadüfen görmek; ahbap olmak, sohbet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forgive.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ağır ve devamlı ilerlemek. forge ahead yarışta başa geçmek; ilerlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). demirci ocağı, demirhane, demir imalâthanesi; (f). demiri ocakta kızdrıp işlemek, dövmek; sahtesini yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahte imza atan kimse, sahtekârlık eden kimse; demirci, demir döven kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahte şey; sahte imza; sahtekârlık sahte imza atma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (got, gotten, getting) unutmak, hatırından çıkarmak, hatırlayamamak; ihmal etmek. forget oneself diğerkâmlık etmek, kendini düşünmemek; kendini unutmak, kendinden geçmek; düşünceye dalmak. forget about a thing bir şeyi büsbütün unutmak. forgettabl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). unutkan, ihmalci; savsak, dikkatsiz. forgetfully (z). unutkanlıkla. forgetfulness (i). unutkanlık, ihmal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). unutmabeni, (bot). Myosotis palustris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (gave, given) affetmek, bağışlamak. forgivable (s). affedilebilir. forgiveness (i). af, bağışlama, bağışlanma, mağfiret. forgiving (s). affeden, merhametli. forgivingly (z). affederek, merhametle. forgivingness (i). affetme hasleti, bağışlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (went, gone) vaz geçmek, sarfınazar etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Hungary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Hungary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). mahkeme kararıyla elinden almak; mahkeme solonundan çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çatal; (bahç). bel; yol veya nehrin çatallaşan yer veya kolu; (f). çatallaşmak; ayrılmak; yerden bitmek (mısır); çatal şekli vermek, çatallaştırmak; ayrılmak; çatalla kaldırmak; savurmak; (bahç). bellemek. fork lift (mak). çatallı kaldırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. fork-lift

çatal kaldıraç

Önünde uzanan iki kolla özel hazırlanmış paletli yükleri kaldırıp taşıyan veya istif eden motorlu araç.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çatal şeklinde, çatallı, kollara ayrılmış. forked lightning zikzaklı şimşek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ümitsiz, meyus; terkedilmiş, metruk, sahipsiz, kimsesiz, ıssız. forlorn hope boş ümit; ümitsiz bir teşebbüs; fedailer takımı. forlornly (z). ümitsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şekil: Gazel, klasik Türk şiirinde, peşrev, klasik Türk musikisinde birer formdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. fettle. fitness. form. nick. shape. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix used to denote in the form or shape of, resembling, etc.; as, valiform; oviform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The shape and structure of anything, as distinguished from the material of which it is composed; particular disposition or arrangement of matter, giving it individuality or distinctive character; configuration; figure; external appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Constitution; mode of construction, organization, etc.; system; as, a republican form of government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Established method of expression or practice; fixed way of proceeding; conventional or stated scheme; formula; as, a form of prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Show without substance; empty, outside appearance; vain, trivial, or conventional ceremony; conventionality; formality; as, a matter of mere form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Orderly arrangement; shapeliness; also, comeliness; elegance; beauty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shape; an image; a phantom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That by which shape is given or determined; mold; pattern; model.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A long seat; a bench; hence, a rank of students in a school; a class; also, a class or rank in society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The seat or bed of a hare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type or other matter from which an impression is to be taken, arranged and secured in a chase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The boundary line of a material object.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In painting, more generally, the human body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The particular shape or structure of a word or part of speech; as, participial forms; verbal forms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The combination of planes included under a general crystallographic symbol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is not necessarily a closed solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That assemblage or disposition of qualities which makes a conception, or that internal constitution which makes an existing thing to be what it is; called essential or substantial form, and contradistinguished from matter; hence, active or formative natur

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mode of acting or manifestation to the senses, or the intellect; as, water assumes the form of ice or snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In modern usage, the elements of a conception furnished by the mind's own activity, as contrasted with its object or condition, which is called the matter; subjectively, a mode of apprehension or belief conceived as dependent on the constitution of the mi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The peculiar characteristics of an organism as a type of others; also, the structure of the parts of an animal or plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give form or shape to; to frame; to construct; to make; to fashion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a particular shape to; to shape, mold, or fashion into a certain state or condition; to arrange; to adjust; also, to model by instruction and discipline; to mold by influence, etc.; to train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To go to make up; to act as constituent of; to be the essential or constitutive elements of; to answer for; to make the shape of; said of that out of which anything is formed or constituted, in whole or in part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To provide with a form, as a hare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Form, n., 9.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To derive by grammatical rules, as by adding the proper suffixes and affixes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take a form, definite shape, or arrangement; as, the infantry should form in column.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To run to a form, as a hare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To treat so as to bring them to fit condition for introduction into a storage battery, causing one plate to be composed more or less of spongy lead, and the other of lead peroxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This was formerly done by repeated slow alternations of the charging current, but now the plates or grids are coated or filled, one with a paste of red lead and the other with litharge, introduced into the cell, and formed by a direct charging current. a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

form. shape. a good state of mind and body. application form. modus. physical fitness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the phonological or orthographic sound or appearance of a word that can be used to describe or identify something; 'the inflected forms of a word can be represented by a stem and a list of inflections to be attached'. a category of things distinguished by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of data entry fields on a page that are processed on the server The data is sent to the server when the user submits the form by clicking on a button or, in some cases, by clicking on an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the context of the World Wide Web, part of a Web page which allows - indeed, requests - the user to give information by answering questions The answers may be given by typing text into a box, by clicking buttons to make a selection or by selecting an i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of data-entry fields on a page that are processed on a server The data is sent to the server when a user submits the form by clicking on a button or, in some cases, by clicking an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Web publishing, a Web page or portion of a Web page that is filled out by the user and sent back to the server for processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The arrangement, manner or method used to convey the content, such as free verse, ballad, haiku, etc In other words, the 'way-it-is-said ' Sidelight: Form provides a 'pattern' for the poem, but is usually most effective when it is the least obvious Sideli

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of form fields on a web page whose information is processed by a web server The information on a form is sent to a server when the user submits the form by clicking a button or image,.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Z-folded pin-fed paper is called 'continuous form ' May also refer to printed documents like tax forms Special software is available to create and fill in forms Internet browsers use the term to describe an area of the screen where responses are entered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of data-entry fields on a page that are processed on a Web server The data is sent to the server when a site visitor submits the form by clicking on a button or, in some cases, by clicking a graphic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of elements in an HTML document, which generate graphical controls such as text entry boxes, radio buttons, and check boxes when the document is displayed in a browser The user can enter information in a form and use the browser to submit it to a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Web forms permit a user to return information to a web server for some action The forms are handled by a CGI program For example, the mailform form offers spaces for you to enter the subject and content of the message, and the CGI processing consists of m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of data-entry fields on a page that are processed on a Web server The data is converted to plain html format and forwarded to the recipient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of elements in an HTML document, which generate graphical controls such as text boxes, radio buttons, and check boxes when the document is displayed in a browser The user can enter information in a form and use the browser to submit it to a progra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A web page or part of a web page for a user to fill out The contents of the form are then sent by the browser to the server and on to a CGI program for processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HTML element that allows users to fill in information and submit it for processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The overall structural organization of a music composition and the interrelationships of music events within the overall structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 'syntax' of a tense tec Form refers to the auxiliary verb used, the form of the main verb and other grammatical information unrelated to meaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An HTML document which presents the user with a series of interactive inputs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An HTML page which passes variables back to the server These pages are used to gather information from users Also referred to as scripts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A web page feature that allows you to fill something in is called a form Your web developer can design a form that will allow people viewing your web pages to provide proscribed data They can see the blank spaces and fill them in right on their screens Fo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The arrangement of the general structure of a work of art.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

form , mold , mould , shape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekil, biçim, suret; beden, vücut, kalıp, cisim; cins, sınıf; tarz, usul, teamül; spor form; fiş, müracaat fişi; gelenek, etiket, hal; üslup; (matb). forma; (ing). (okullarda) sınıf: first form orta bir. bad form (ing). etikete aykırı davranış,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). biçimlendirmek, şekil vermek; teşkil etmek, yapmak; düzenlemek, tertip etmek; edinmek, geliştirmek; kurmak; şekil almak; hasıl olmak, gelmek, çıkmak, zuhur etmek. form an opinion fikir edinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. forme) (matbaacılık), t. Bir tertiplik yani birden basılacak sayfa kalıplarını sıkıştırmaya mahsus demir çerçeve: Sahifeleri formaya koymak, formayı sıkıştırmak.

2.Birden tezgâh veya makineye konup basılacak sahifelerin hepsi: Bu kitap kaç forma olur? Formasını kaça basarsınız? Büyük, küçük, sekizlik, on altılık, otuz ikilik forma. Umumiyetle 16 sayfa için «bir forma» denir.

3.(denizcilik) Kızakta inşa olunan gemilerin etrafına vurulan desteklerin başlarının altına konulacak kuşak.

4.Denizde toplu şekilde hareket eden donanmanın, deniz savaş kaidelerine uygun olarak aldığı durum. Yanlış olarak üniforma yerine de kullanılır, (bk.) Üniforma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school uniform. uniform. sportsgear. color. colour. strip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strip. section. signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

form. signature. uniform. sheet containing sixteen pages. shape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). resmi, usule uygun; biçimsel, şekli; (i). tuvalet, gece elbisesi. formal analogy (man). biçimsel karşılaştırma. formal call resmi ziyaret. formal garden geometrik şekillere göre düzenlenmiş şişek bahçesi. formal logic (man). yapısal mantık;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Formol.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). formaldehit, formol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biçimselcilik, şekilcilik, dış görünüşe ve davranışlara önem verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. formaliste

1. biçimci,

2.bürokrat

1. Alışılmış kural, tutum, davranış veya belli biçimin dışına çıkmayan.

2.Devletle ilgili işlerin yürütülmesinde, kırtasiye işlerini öne sürerek işlemleri zorlaştıran.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One overattentive to forms, or too much confined to them; esp., one who rests in external religious forms, or observes strictly the outward forms of worship, without possessing the life and spirit of religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biçimci kimse; resmiyet taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Resmî işlerin gerektirdiği muameleler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formality. circumstance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formality. red tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resmi olma, resmiyet; biçimcilik; formalite, usul, âdet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmileştirmek; şekil vermek; resmi olmak, teklifli olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. formalisme

fel. biçimcilik

Özü, içeriği yeterince önemsemeden yalnız biçim üzerinde duran, biçime ağırlık veren görüş.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. formation

1. biçimlenme,

2.eğt. yetişim

1. İmlenmek işi. 2.Öğretmen olabilmek için alınan mesleki eğitim derslerinin bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation. training education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. format

1. bl. biçim,

2.sin.ve TV boyut

1. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni. 2.Film veya fotoğrafta boyut.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

format.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The shape and size of a book; hence, its external form. the general appearance of a publication the organization of information according to preset specifications divide into marked sectors so that it may store data; 'Please format this disk before enteri

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Format strings are used to control the appearance of output in the printf statement Also, data conversions from numbers to strings are controlled by the format string contained in the built-in variable CONVFMT See section Format-Control Letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The pattern into which data are systematically arranged for use on a computer A file format is the specific design of how information is organized in the file For example, ArcInfo has specific, proprietary formats used to store coverages DLG, DEM, and TIG

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formatting a disk organizes the magnetic surfaces into tracks and sectors In word processing, format refers to the physical appearance of a document, and includes such items as margins, line spacing, etc In Excel, format refers to how numbers are shown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two types of formats are available A physical format and a logical format -Physical format: Physical format is to write data defined in ISO in three tracks of each of the inner and outer circuits of the user area set as a Defect Management Area DMA contai

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The pattern in which data are systematically arranged for use on a computer 6 A file format is the specific design of how information is organized in the file For example, DLG, DEM, and TIGER are geographic data sets in particular formats that are availab

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Columns contain information in one of four types; users can specify how they want a query to format information it retrieves from character, number, date, or long columns For example, they can choose to have information of type date appear as 14/08/90, or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low Level Formatting is the process of dividing the tracks on a disk into sectors Each track begins with an index mark, each sector has a sector identification field that is several bytes long, which contains the sector addresses and other overhead data r

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The organization of information according to preset specifications [syn: formatting, data format, data formatting] [16].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Traditionally, the approximate size and shape of the book as defined by the number of times the printed sheet is folded before binding Since sheet paper size and shape varied, so did the size and shape of the book Despite this, it is standard today for ca

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Format, in VoyForums, is a Forum option which chooses how to show the messages in the message index and replies VoyForums provides four different formats: Super-Compact, Compact, Medium, and Verbose Super-Compact displays the Author, Subject, and Date o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Preparing a disk for use by your hardware and operating system Also called Initializing When the computer initializes a disk, it also destroys any information already there Formatting also refers to the way text is set up on a page The way information is

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To format media is to prepare the media for use with a particular file system When you format media, you overwrite any existing information on the media. The system used for storing a file on disk Different programs use different methods of recording iden

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers specifically to tape sizes and qualities, and generally to classes of video equipment Popular video formats in decreasing order of quality and expense are: Digital Betacam, Betacam SP, Betacam, 3/4'SP, S-VHS, Hi8 and VHS.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

REQUIRED FIELD The format in which UCSF holds the material: print, image file, web-based image file [Dublin Core Metadata Mapping: Format].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The set of unique bit-string patterns of Zeros and Ones corresponding to the set of data characters used in magnetic stripe encoding; many different data formats are used, the best known being the ANSI/ISO BCD and ALPHA formats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orderly, structured arrangement of data elements that is necessary to produce a larger entity, such as: a list, record, table, file, or dictionary Also, it is the term that describes the preparation of a magnetic disk to allow it to accept digital data

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particular way to store information on a computer You may need special programs to read certain formats, such as Microsoft Reader to read lit files and Adobe Acrobat eBook Reader to read ebx files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Radio: This is the actual content of the station's broadcast News, Black, Classical, Middle of the Road , Top 40 Hits, and Country are some of the varied and changeable formats It is the most important factor in determining a station's listenership and th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The size or shape of a negative or print The term usually refers to a particular film size, for example 35mm format, but in its most general sense can mean simply whether a picture is upright or longitudinal Cameras are usually categorized by the format o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Documents shall be prepared on A4 80 gsm copier paper and/or the form of electronic media specified in the requirements Each page of a document shall be numbered in Arabic numerals consecutively from Section 1 to the appendices Documents may be printed on

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calibre , format , size , stature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb). kitabın genel düzeni; (program) genel biçim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekil verme, düzenleme; tertip; oluş, teşekkül, formasyon; (ask). birlik; (ask). düzen; (jeol). oluşum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). şekil veren, şekil verebilen, teşkil etmeye yarayan; (biyol). büyüyebilir, gelişme eğilimi olan; (i)., gram ek, takı; ekli sözcük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to format.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. formel

1. biçimsel,

2.resmî

1. Biçime dayanan, biçimle ilgili, şekle ait.

2.Devletin öngördüğü yöntemlere uygun olarak yapılan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pit boss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to throw , to knead , to mould , to forge , to form , to mold , to sculpt , to shape , molding , moulding , molds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biçimlendirici şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evvelki, önceki; öncel, eski, geçmiş, sabık; ilk bahsedilen: Of the two choices I prefer the former. iki şıktan birincisini tercih ederim. former times geçmiş zaman, eski günler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). karıncalarda bulunan bir aside ait; karıncalara ait. formic acid karınca asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). karıncalanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkulur, korkunç, dehşetli, müthiş, heybetli; pek zor. formidabil'ity (i). korkunçluk; güçlük. for'midably (z). korkulacak surette, dehşet verici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şekilsiz, biçimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. kimya). Dezenfeksiyon işlerinde kullanılan ve formik asitten çıkarılan aldehit, formaldehit.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Formoza, Tayvan'ın eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.).

1.Bir vesikanın yazılacağı şekli ve ona ait tâbirleri gösteren nümune.

2.(matematik) Bir veya birçok niceliğe bağlı olan bir niceliğin hesaplanmasına yarayan cebir ifadesi. 3.(kimya) Bileşik bir cismin bileşimine giren maddeleri ve bunların oranlarını gösteren senboller grubu: Su H20 formülüyle gösterilir. Formül bulmak = Bir işi halletmenin çaresini bulmak, kitabına uydurmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formula. formulary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formula. equation. prescription. recipe. printed form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -lae, -las) (i). usul, kaide; reçete, tertip; (mat)., (kim). formül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). formüler; (ecza). kodeks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). formül halinde ifade etmek; kesin ve açık olarak belirtmek. formula'tion (i). formül şeklinde ifade etme, formül haline koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Formül haline getirilmiş, getirici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formulary. collection of formulas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). formüllere bağlılık; formüller sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), evlilik dışı cinsel ilişkide bulunmak, zina etmek. fornication (i). evli olmayan kimseler arasındaki cinsel ilişki. fornicator (i). zina eden kimse, evli olmadığı bir kimse ile cinsel ilişkide bulunan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Bir defa, kere. Bir defada ve bir ağ atmada çıkarılan balık miktarı: Bir foroz balık. Foroz kayığı = Dalyandan balık çıkaran küçük kayık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng. L.).

1.İçinde yüksek bir şahsiyet bulunduğu zaman jemi, otomobil veya binaya çekilen sancak: Cumhurbaşkanlığı forsu; oramiral forsu.

2.Sözünü geçirme, dediğini yaptırma gücü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

streamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

streamer. personal flag. power. influence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flag or pennant of office. power. influence. admiral's flag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FOcal Reducer/low dispersion Spectrograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Office of Road Safety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Federal Office of Road Safety, Commonwealth Department of Transport and Regional Development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ ). Eski gemilerde kürek çeken esir veya mahkûm.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (sook, saken) vaz geçmek; yüzüstü bırakmak, terketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

influential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

influential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

force majeure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., alay gerçekten, hakikaten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., eski bitkin, bezgin, yorgun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). erken davranıp önlemek, önüne geçmek; daha evvel davranmak; fiyatı yükseltmek için önceden satın almak veya istif etmek, kapatmak (mal).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (swore, sworn) bırakmak için yemin etmek; yeminle inkâr etmek, yeminle reddetmek; bırakmak. forswear oneself yalan yere yemin etmek. foresworn (s). yalan yere yemin etmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hor çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kale, hisar; istihkâm. hold the fort savunmak, müdafaa etmek; işi devam ettirmek, yürütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). küçük istihkâm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. musiki). Parçanın kuvvetli çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The strong point; that in which one excels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stronger part of the blade of a sword; the part of half nearest the hilt; opposed to foible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loudly; strongly; powerfully. the stronger part of a sword blade between the hilt and the foible with great loudness an asset of special worth or utility; 'cooking is his forte' used chiefly as a direction or description in music; 'the forte passages in t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an asset of special worth or utility; 'cooking is his forte'. with great loudness. the stronger part of a sword blade between the hilt and the foible. used as a direction in music; to be played relatively loudly. used chiefly as a direction or description

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The half of the blade nearest to the hilt; the strongest area of the blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The strongest part of your weapon The third of the blade nearest the guard. the lower, strong part of the blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loud, strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cost of a new blade. f Loud. loud; opposite is piano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Italian term for 'loud,' indicated in the musical score by the marking 'f '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Italian term for 'loud' This is indicated in a musical score by the marking 'f' [Dynamics Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking, meaning 'loud '. - Loud, strong, more so than mezzo-forte. loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kimsenin asıl hüneri ve başlıca sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s)., (müz). kuvvetle, çok sesle; (s). kuvvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. musiki), «fp» harfleri ile işaret edilen ve önce güçlü çalınıp söyleneceğini ve hemen sonra hafifletileceğini gösterir terim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileri, dışarı, dışarıya doğru. and so forth ve saire, ve başkaları. back and forth ileri geri. bring forth doğurmak; meydana getirmek, hasıl etmek, çıkarmak. from this time forth bundan böyle, bundan sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yakında çıkacak, gelecek; hazır, mevcut; (i). geliş, varış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). doğru, açık; içten, samimi; (z). doğru; hemen, derhal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). hemen, derhal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kırkıncı; (i). kırkta bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istihkam; kuvvetlendirme, tahkim etme; istihkam yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). istihkam haline getirmek; takviye etmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak, teyit etmek; alkol ilave ederek kuvvetlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. musiki). Bestenin çok kuvvetli çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud; with the utmost strength or loudness. chiefly a direction or description in music a direction in music; to be played very loudly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud. ff Very loud. Very loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Italian term for 'very loud' This is indicated in a musical score by the marking 'ff' [Dynamics Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking, meaning 'very loud '. - Very loud, more so than forte. with great loudness. a direction in music; to be played very loudly. chiefly a direction or description in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (z)., (müz). çok kuvvetli; (z). kuvvetli sesle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). metanet sebat, tahammül. fortitudinous (s). metanetli, cesur, tahammüllü, dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki hafta, on beş gün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). on beş günde bir, iki haftada bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istihkâm kale, hisar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). evrimin doğal kanunların rastlantılı sonucu olduğuna inanış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bir rastlantı sonucu vaki olan, tesadüfi. fortuitously (z). tesadüfen, kazara. fortuitousness, fortuity (i). tesadüf, rastlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Romada talih tanrıçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). talihli, bahtiyar, mesut. fortunately (z). iyi ki çok şükür, Allahtan, bereket versin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talih, baht; rastlantı, tesadüf; uğur; şans; kader, kaza, kısmet; servet, çok para. fortune hunter bilhassa evlenme yolu ile zengin olmak isteyen kimse, servet avcısı. fortuneteller (i). falcı. fortunetelling (i). falcılık. make a fortune zengin olma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kırk (40, XL). forty acres 16 hektar. forty winks kısa süren uyku, şekerleme, kestirme. the roaring forties (coğr). 40° ile 49 arasındaki kuzey ve güney enlem dereceleri içinde kalan fırtınalı denizler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 1849da Kaliforniyaya altın aramak için giden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. tarih). Eski Romalılar zamanında, umuma mahsus işleri konuşmak için halkın toplandığı meydan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

toplu tartışma

Dinleyici durumunda olanların da söz alabildikleri belli bir konu üzerinde düzenlenmiş toplantı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A market place or public place in Rome, where causes were judicially tried, and orations delivered to the people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tribunal; a court; an assembly empowered to hear and decide causes. a public facility to meet for open discussion a public meeting or assembly for open discussion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a public meeting or assembly for open discussion. a public facility to meet for open discussion. a place of assembly for the people in ancient Greece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An online discussion group or newsgroup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A discussion area within an ezboard community A community may have one or more forums A forum may have one or more topics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A forum is an online discussion group Forums can be newsgroups, or they can be Web-based The Sympatico discussion forums are Web-based forums.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message area on CompuServe or Delphi, equivalent to an echo of FidoNet, a newsgroup on Usenet or a conference on CIX.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Web based interface where people can post messages and converse with others on the spectrum of topics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A feature of online services and bulletin boards that allows subscribers to post messages for others to read, and to reply to messages posted by other users. 1 A public place or marketplace in an ancient Roman city 2 A public meeting place, radio or TV pr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A script on a website with a submission form that allows visitors to post messages on your website for others to read These messages are usually sorted within discussion categories, or topics, chosen by the host, or possibly the visitor A forum is also ca

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A discussion group for a specific subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A forum is an online discussion group Forums can be newsgroups, or they can be Web-based.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The equivalent or term used by newsgroups a place where you can post or leave email messages. The place where a legal decision is made The court or locale wherein causes are judicially tried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A forum in WebCT is a group This group can be either closed or open Forums are often used for peer editing groups, for survey questions, or for group or class projects Collaborative work may be done in a forum, sending and receiving messages and sharing w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A public place to discuss subjects online.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Message boards and chat rooms where people can talk to eachother online to express their interests and opinions There are rules that apply Web Production House does not allow forums on its servers, nor does it offer technical support for forums on other s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An online area focusing on a particular topic; the new-age forum on CompuServe has bulletin boards, a chat room and a library. an assembly for discussing questions of foreign interests.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Function when individuals interested in joining a fraternity at Mercer are able to meet with members of all the organizations and learn more about them. a message area on CompuServe or Delphi, equivalent to an echo of FidoNet, a newsgroup on Usenet or a c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Another name for a discussion group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Archived discussion forums relative to any topic accessible via web browser. is a special interest group devoted to a single topic and exists on many general purpose gateways such as AOL or Compuserve Newsgroups and mailing lists serve similar functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forum , panel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Romada pazar yeri veya meydan; forum; mahkeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. forward

sp.

1.ileri uç,

2.ileri uç oyuncusu

1. Futbolda ileri hat.

2.Futbolda görevi karşı tarafa top sürmek ve gol atmak olan ileri uçtaki oyuncu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forward. striker. powerhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forward akıncı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilerletmek, çabuk yetiştirmek, ilerlemesine yardımcı olmak; göndermek, yeni adrese göndermek, sevketmek. forwarder (i). sevkeden firma, malı sevkıyat acentesine götüren kimse. forwarding agent sevkıyat acentesi; ambar. forwarding address yeni adres.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ileride olan, öndeki, ön; ileri, ilerlemiş; küstah, cüretkâr; aşırı, müfrit; radikal; (i)., futbol ön sırada yer alan oyuncu, forvet. forward buying ileride teslim edilmek üzere satın alma. forward pass (A.B.D). futbol ileri doğru verilen pas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Forward Transactions)

Anlaşılan miktar ve fiyattan belirli bir tarihte belli bir ürünün teslim edilerek karşılığının ödeneneceğinin iki tarafın bibirine taahhütte bulunmasıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileri doğru, ileri, doğru. backwards and forwards ileri geri. bring forward göz önüne koymak, dikkati çekmek; nakliyekun yapmak. put forward ileri sürmek. put ones best foot forward en iyi şekilde etkilemeye çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Kemiklerde ve başka maddelerde bulunan yanabilir bir madde ki, kibrit ve benzeri yanıcı maddeler yapmaya yarar.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: P

Atom Numarası:15

Kütle Numarası:30,974

Yoğunluk:1,82 g/cm3

Erime Sıcaklığı:44,2 °C

Kaynama Sıcaklığı:277 °C

Doğada serbest olarak bulunmaz. Fosforik aitler, tarımda gübre olarak yaygın biçimde kullanılır.

Fosfor, canlılarda özellikle sinir ve kemik dokuları açısından önemlidir.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphor. phosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphoric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorous. phosphoric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing phosphorus. phosphorous. phosphoric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), herkese açık yarış veya karşılaşma; herkesin katıldığı kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(dilb). bağımsız kalabilen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (güz.san). serbest eğrilerle şekillendirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s iğ şeklinde, iğimsi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) Allah tarafından terkedilmiş; vicdansız; kahrolası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) habbe veya tohum şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Heykel gibi mekânda yer işgal eden bir kütleye veya hacime dairdir. Bu yanılsamayı sağlayabilmek için sanatçılar mod etme (modelling) veya tarama(hatching) gibi teknikler kullanırlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yaba, diren .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) başı önde olarak, baş aşağı; kayıtsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). bundan evvel, şimdiye kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air pressure tank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure tank for a water supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. deliksiz, delinmemiş; kenarları deliklerle birbirinden ayrılmamış (pul). imperfora'tion i. deliksiz olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bilgi vermek, haber vermek, söylemek, bildirmek; şekil vermek, canlandırmak; fikrini açmak; against veya on ile ihbar etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teklifsiz, resmi olmayan, merasimsiz; resmi elbise gerektirmeyen; konuşma diline özgü. informal'ity i. teklifsizlik. informally z. teklifsiz olarak,gayri resmi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haber veren kimse, malumat veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer science , computer sciences , informatics , information science , information technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. malumat, bilgi, haber; huk. şikâyet; danışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bilgi verici, aydınlatıcı, eğitici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bilgili, tahsilli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jurnalcı, müzevir kimse; ele veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) iyodoform, iyotlu antiseptik sarı renkli bir bileşim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «California» adından). Cf senbolü ile gösterilen radyoaktif bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. kimya). Renksiz, uyuşturucu ve bayıltıcı bir sıvı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chloroform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chloroform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Rusça L.). Komünizm fitnesini dünyaya yaymaya çalışan teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.İçinde oturulan bir yeri daha rahat yaşanır hâle getiren asansör, kalorifer, banyo, döşeme vs. gibi şeylerin bütünü.

2.Maddî refah.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. ease. cosiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenity. comfort. luxury. ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. conveniences. convenience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortable. comfy. luxurious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortable. comfy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. conformiste

top. b. uymacı

Uymacılık yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. conformisme

top. b. uymacılık

Yürürlükteki kurum, ölçüt veya şartlara, kesin olmayan katı kalıplara, eleştirici bir değerlendirme yapmaksızın uyma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conformism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. botanik). Hücre plazmasında bulunan ve taşıdığı boyaya göre kloroplast veya lökoplast adını alan unsur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairdresser. coiffeur. hairstylist. tonsorial artist. hairdressing salon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coiffeur. hairdresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coiffeur. hairdresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Napolyon savaşlarına kadar, askeri üniformalar çok renkli ve gösterişli idi. Ancak savaş teknolojisi geliştikçe bunun da bazı sakıncaları ortaya çıkmaya başladı. Kılıç ve kalkanla yapılan savaşlarda gösterişli üniformalar düşmanda moral bozukluğu yaratıyordu ama ateşli silahlar bulununca, bu parlak ve renkli giysiler uzaktan iyi bir hedef olmaya başladı. Bugün askerler savaşa en uygun sadelikte giyinerek giderler ve sadece gerekli teçhizatı taşırlar.

Üniformalardaki haki renk ise ilk kez İngilizler tarafından 1850’li yıllarda Hindistan’da kullanılmaya başlanmıştır. Britanya ordusundan Hary Lumsden İngiliz askerlerinin beyaz üniformaları nedeni ile kolay hedef olduklarını fark edince, üniformaların üzerine toz ve çamur sürerek ve biraz da çay ile boyayarak renklerini gölgeli kahverengine dönüştürmüş ve giysilerin rengini araziye uydurmaya çalışmıştır. Toprak rengine benzeyen bu üniformalara Hintçe toprak rengi anlamına gelen ‘Khaki’ adı verilmiş ve Türkçe’ye de ‘haki’ olarak geçmiştir.

Khaki 20. yüzyılın başlarında günün standartlarına göre değiştirildi. Bu model Amerikan özel timleri tarafından tehlikeli görevlerde kullanılmaya başlanıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda da kullanılan bu renkteki kumaşlar çok sert oldukları için askerlerin hareket kabiliyetlerini azaltıyor ve ıslandıkça daralıyorlardı. 1932 yılında pamuktan üretilen ‘cramerton’ ordu elbisesi dayanıklı olması ve içinde kolayca hareket edilebilmesi açısından İkinci Dünya Savaşı’nda ordunun kullandığı en yaygın arazi elbisesi haline geldi.

Bir sonraki aşama ise askerlerin düşman tarafından görülmemesini sağlayacak kadar araziye uygun ama aynı zamanda aynı tarafın askerlerinin birbirlerini vurmamasını sağlayacak şekilde ayırt edilebilir kumaş renk ve desenini yaratmaktı.

Aslında kamuflaja ilk olarak askerler tarafından değil, hayvanların kendilerini fark etmelerini önlemek için avcılar tarafından başvurulmuştu. Kamuflaj desenlerini yaratabilmek için İngiliz ve Fransız orduları ressamlarla işbirliği yapmıştır. Hatta Picasso’nun ordu giysilerini görünce, ‘Bunlar benim desenlerim’ diye bağırdığı bile rivayet edilir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., dil ,şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. herdemtaze, bot. Sedum purpureum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kusurlu teşekkül, sakatlık. malformed' s. bünyesi kusurlu, sakat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. meme şeklinde, mememsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca, denizcilik). Geminin bordasına konulan dfkme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. métaphore

ed. mecaz

Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Gemilerin bordasında sandalları asmaya yarayan dikmeler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. talihsizlik; bedbahtlık; kaza, belâ, felâket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış bilgi vermek, yanlış anlatmak. misinforma'tion i. yanlış bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. tespih şeklinde, moniliform.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok şekilli, çok biçimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. turp şeklinde (kök).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. asla unutulmayacak, unutulmaz, her zaman anılmaya layık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) topluma ayak uydurmayan kimse; (İng.) Anglikan kilisesine bağlı olmayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) uymayı reddetme; (İng.) resmi kiliseye uymama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumurta şeklindeki, beyzi, oval.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. bağlı erkek ayakkabısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. keman şeklinde (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. delmek, bir baştan öbür başa delmek; sıra sıra delikler açmak (pulda olduğu gibi); içine işlemek, nufuz etmek. perfora'tion i. delme, delik. per'forator i. delme makinası, delgi, zımba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. çaresiz; zorunlu, mecburi, zaruri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yapmak, icra etmek; yerine getirmek, icabını yapmak (görev); ifa etmek; sahnede oynamak, rolünü yapmak; canlandırmak; ses veya çalgı ile müzik yapmak; çalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gösteri, temsil; eğlence programı; iş, fiil, amel; eser; huk. ifa, icra, yerine getirme, yapma, çalışma, işleme. benefit performance yardım için yapılan gösteri veya temsil. first performance gala. put up a good performance başarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. performance

başarım

1. Kişinin yapabileceği en iyi derece.

2.Herhangi bir eseri, oyunu, işi vb.ni ortaya koyarken gösterilen başarı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. artist, oyuncu; sahneye çıkan kimse, icracı; yerine getiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyano.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Outlook gibi ajanda işlevi gören yazılımlara verilen isim.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çocuk önlüğü, göğüslük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bezelye şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. saman tırmğı; f. saman tırmığı ile savurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Deniz çekildiği zaman meydana çıkan, kabardığı zaman su altında kalan yassı kıyı parçası.

2.Saha, meydanımsı yer.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platform. podium. tribune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rostrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plat; a plan; a sketch; a model; a pattern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used also figuratively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place laid out after a model.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any flat or horizontal surface; especially, one that is raised above some particular level, as a framework of timber or boards horizontally joined so as to form a roof, or a raised floor, or portion of a floor; a landing; a dais; a stage, for speakers, pe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A declaration of the principles upon which a person, a sect, or a party proposes to stand; a declared policy or system; as, the Saybrook platform; a political platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A light deck, usually placed in a section of the hold or over the floor of the magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Orlop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place on a platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a plan of; to model; to lay out. a raised horizontal surface; 'the speaker mounted the platform' any military structure or vehicle bearing weapons the combination of a particular computer and a particular operating system a document stating the ai

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platform. rostrum. dais.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a raised horizontal surface; 'the speaker mounted the platform'. a document stating the aims and principles of a political party; 'their candidate simply ignored the party platform'; 'they won the election even though they offered no positive program'. th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the hardware and software that makes a computer function The most common platform for desktop computers on Capitol Hill, for example, is PC computers running Windows 95, 98, 2000, or NT This term is also often used to refer only to the operating

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of computer operating system being used The word 'platform' is also used to describe a collection of disparate programs, programs and operating systems, or hardware and software configurations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of computer or operating system on which a software application runs For example, some common platforms are PC, Macintosh, and UNIX.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Shorthand for the combination of hardware and operating system you use eg the 'NT platform' is a PC running the Microsoft Windows NT operating system, the 'PPC platform' is a Macintosh computer with a PowerPC processor running the Mac OS operating system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of hardware and system software forming the basis for a computer system Examples include Macintosh, PC, NT, and UNIX The term 'cross-platform' refers to programs and formats that can be used on more than one platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The underlying technological environment or 'architecture' of different media systems on top of which suppliers and customers develop services and applications In a simple hardware-based usage of the term, the personal computer, television, and telephone

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a computer's operating system, hardware architecture and software It defines the applications that can be run on the computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the operating system and/or hardware used to make the request This is derived from the agent string and suffers some of the same 'lying' issues that it does Summary decodes the most common platforms based on internal rules which work with the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The operating system used to access the internet Windows 98 and 95 are the most popular, but when you're designing your website, that doesn't mean you can ignore Macintosh, Sun, or Linux computers, which are used by significant portions of the internet co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually refers to an operating system, such as Windows and the Mac OS, that other software programs can be run on top of by providing a support for it Computer programs built to run on one platform will not run on another unless it is rewritten for that o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Platforms are an important component of the gun emplacement In addition to providing a level surface to fire a gun, a platform prevents the gun from sinking or recoiling into the ground Platforms are constructed of wood, joists are set into the ground and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The operating system used by a visitor to the site.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roughly speaking, a platform represents a computer's family It is defined by both the processor type on the hardware side and the OS type on the software side Computers belonging to different platforms cannot typically run each other's programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computer operating system such as Sun, Unix, Windows, or Macintosh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A platform is particular computer configuration It includes the operating system and other specific components Example platforms include Irix, Linux, Windows, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic term for type of computer environment, computer system, or operating system Macintosh, IBM-compatible PCs, and UNIX machines are examples of hardware platforms Operating system software such as DOS and Windows are also referred to as platforms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of computer or operating system on which a software application runs For example, some common platforms are PC, Macintosh, Unix, and NeXT.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An operating system, sometimes on a specific computer The most common platforms are DOS, Windows,. noun The specific brand of computer and/or operating system, i e Amiga, Apple IIe, IBM PC, Macintosh, UNIX.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. platform, yüksekçe yer, kürsü; peron; tramvay sahanlığı; bir siyasi partinin resmen kabul ettiği prensipler, parti programı; plan, tasarı. platform car açık yük vagonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Microsoft’un online müzik mağazası’ servisinin genel udi. Üzerinde ‘plays for sure’ logosu taşıyan cihazlar bu servisten çekilen herhangi bir içeriği oynatabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. âdet yerini bulsun diye. pro forma invoice tic. proforma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pro forma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proforma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proforma invoice. interim invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. armut şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. su tavuğuna benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dal şeklindeki, dal gibi; dallı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kesilmiş ormanda yeniden ağaç dikmek. reforesta'tion (i.) yeniden orman yetiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Düzeltme, iyileştirme, ıslahat.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réforme

düzeltme

Daha iyi duruma getirmek için yapılan değişiklik.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put into a new and improved form or condition; to restore to a former good state, or bring from bad to good; to change from worse to better; to amend; to correct; as, to reform a profligate man; to reform corrupt manners or morals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To return to a good state; to amend or correct one's own character or habits; as, a man of settled habits of vice will seldom reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amendment of what is defective, vicious, corrupt, or depraved; reformation; as, reform of elections; reform of government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a new form to; to form anew; to take form again, or to take a new form; as, to re- form the line after a charge. a change for the better as a result of correcting abuses; 'justice was for sale before the reform of the law courts' self-improvement

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reform. reformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a change for the better as a result of correcting abuses; 'justice was for sale before the reform of the law courts'. a campaign aimed to correct abuses or malpractices; 'the reforms he proposed were too radical for the politicians'. self-improvement in b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Branch of Judaism which broke away from Orthodoxy during the 19th Century in Germany, based in part on the argument that many of the Mitzvot were outdated, and that assimilation into the surrounding culture was the only way to survive increasingly violent

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A modernizing movement and a liberal branch of Judaism A modernizing movement and a liberal branch of Judaism. change. n a correction of faults or evils, as in government or society; social or political improvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement begun in nineteenth-century Germany that sought to reconcile Jewish tradition with modernity Reform Judaism does not recognise the divine authority of HALACHAH.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reform , reformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ıslah etmek, reform yapmak; yenileyip daha iyi hale koymak; ıslah olmak; nefsini ıslah etmek; (i.) ıslah, reform; nefsini ıslah. Reform Judaism ABD'de reformcu Musevilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden teşkil etmek, yeni şekle koymak, düzene koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nefis ıslahı, daha iyi vaziyete koyma veya girme; ahlakın düzelmesi; (bh) 16. yüzyılda Protestan kiliselerinin tesisi ile neticelenen dinsel devrim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ıslahat gerektiren; (i.) reşit olmayan sanıklara mahsus hapishane, ıslahevi. reformative (s.) ıslahat husule getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reformer. reformist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reformist. reformistic. reformer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reformism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) Kalvin öğretisini benimseyen. Protestan kiliseleriyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réformiste

düzeltmeci

Düzeltmecilik yanlısı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A reformer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a disputant who advocates reform. favoring or promoting reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yeni kuvvet vermek, takviye etmek, imdat götürmek; fazla asker veya kuvvet göndererek takviye etmek; i. kuvvetlendirici şey. rein- forcement i. takviye; takviye için gönderilen asker. reinforced concrete betonarme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. böbrek şeklinde (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağ gibi, ağ şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., müz. kuvvetlenerek, artarak, (kıs. rf.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roquefort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roquefort cheese. blue cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Rokfor peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

S-Force Ön Surround oturduğunuz yerden kalkmanıza gerek kalmadan, size gerçek bir sinema deneyimi yaşatır. Sony tarafından geliştirilen bu teknoloji, sadece dahili televizyon hoparlörlerini kullanarak, gerçek 3B surround ses sağlar. Bu teknoloji insan kulağının sesleri tanıması ve alması yöntemini kopyalayarak çalışır. Tamamen sanal bir sistem olan S-Force, sesin duvarlardan sekmesine dayalı olmadığı için, her odada sinema benzeri bir ses kalitesinin keyfini çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony ses mühendislerinin yıllarca araştırmalarının sonucunda bu eşsiz surround ses teknolojisi, yalnızca iki ön hoparlör ve bir subwoofer’dan büyüleyici 5.1 kanal sanal surround sesi sunar. Bu başarıyı gerçekleştirmek için Sony kulağımızın işleyişini inceledi. Sesin kaynağını ve yönünü tanıyabileceğimiz şekli ayarlayarak (sağ ve sol kulak tarafından kaydedilen seslerdeki ses düzeyi ve zamanlama farklarını ayırt ederek) S-Force PRO Front Surround, gelişmiş dijital sinyal işleme sayesinde insan mekanizmasını taklit edebilir. Diğer üreticilerin benzer tekliflerinden belirgin bir fark göstererek Sony, daha dinleyiciye ulaşmadan sesin duvarlara yansımasını sağlayan akustik yansımaya güvenmez. S-Force ile etki tamamen sanaldır, bu nedenle nerede olursanız olun dinamik 5.1 surround sesin keyfini çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., tic., mark. keten veya pamuklu kumaşları çekmesini önlemek üzere özel bir işleme tabi tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İntel’in 9 Mayıs 2007’de piyasaya sürülen yeni Centrino platformu.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

İng. centre-forward

sp. orta uç oyuncusu

Futbolda ileri uçta, hücum hattının ortasında oynayan oyuncu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center forward. centre forward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kalkan şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Gemilerde işaretle haberleşmek için kullanılan Alet.

2.Kara nakil vasıtalarına yolun açık veya kapalı olduğunu gösteren ışık tertibatı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

semaphore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) domuz kılı şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (İt.), (müz.) vurguyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobili sürüp idare eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. chauffeur

sürücü

Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driving. driver. chauffeur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver. motorist. chauffeur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chauffeur. driver. coach driver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıldız şeklindeki, yıldızımsı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğru sözlü, dobra dobra söyleyen, dürüst, açık sözlü. straightforwardly z. açıkça, dürüst bir şekilde, dobra dobra. straightforwardness i. dürüstlük; açıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. tabaka şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mil şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırık taşla çakıl ve kumdan yapılmış (yol).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot-water bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot-water bottle. hot-water bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) onun için, ona.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), bağlaç bu yüzden, bundan dolayı, onun için.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) o vakte kadar, o zamandan evvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Amplifikatöre dengeli voltaj sağlayan, yüksek verimli ve düşük manyetik sızıntılı yüksek performanslı bir besleme transformatörü yapısı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. üstün kudret veya hüner gösterisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. biçimini değiştirmek, dönüştürmek, tahvil etmek, nev'ini değiştirmek; başka kalıba sokmak; mat. dönüştürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transformation

ruh b. dönüşüm

Bilinçaltına itilmiş bir duygu veya isteğin, karşıtı görünümünde veya başka bir biçimde bilince yükselmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şekil değişmesi, dönüşüm, dönüştürüm; kadın perukası; gram. dönüşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Elektrik enerjisinin geriliminde, şiddetinde veya biçiminde değişiklik sağlayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transformateur

fiz. dönüştürücü

Aynı frekansta fakat yoğunluğu, gerilimi genellikle farklı olan bir veya birçok değişik akım dizgesini, değişik bir akım dizgesine dönüştüren elektromanyetik indükleçli duruk araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i şekil de/gıs/ tirici; elek transformatör, trafo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, biyol dö nüşümcülük, şekilde/gıs/imcilik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transformisme

fel. dönüşümcülük

Yaşayan türlerin yalın biçimlerden karmaşık biçimlere doğru evrimle gelişerek ortaya çıktığını öne süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ria) mim. büyük kiliselerin yan galerilerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üç kısımlı, üç şekli olan; üç şekilden ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Trusted™ Platform Modülü çipi, verilere yetkisiz erişimin engellenmesine yardımcı olan önemli güvenlik hizmetleri sağlar. Bu çip, donanım ve yazılım da dahil olmak üzere, platformun kendisini izleyebilir. Parolalar ve şifreleme anahtarları gibi büyük önem taşıyan veriler için tamamen güvenli bir saklama ortamı sağlar. Daha sonra, her bir makineye benzersiz bir kimlik atayarak, dahili akıllı kart işlevi görür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ardıçkuşu şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lüzumsuz, istenilmeyen; münasebetsiz; çirkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihmal edilmiş, bakımsız; düzensiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çengel şeklinde çengelli; i., anat. el bileği kemikleri arasındaki çengel kemik. unciform process anat. çengelsi çıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız; rahatsız edici, nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyuşmayan, birbirine uymaz, tutarsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mutabakatsızlık, uyuşmazlık, tutarsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beklenmedik, umulmadık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. unutulmaz. unforgettably z unutulmayacak bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. affedilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. unutulmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şekilsiz, biçimsiz; yaratılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. talihsiz, bahtsız, bedbaht, biçare, kimsesiz; başarısız; i. şanssız kimse. unfortunately z. yazık ki, maalesef .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ümit edilmedik, beklenilmedik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i.,f. değişmez şekilli,aynı şekilde olan,hepsi bir şekilde;muntazam;yaknesak,bir kararda,benzer aynı tarzda;i. ünifotma,resmi elbise,asker elbisesi;f. üniforma giydirmek;birbirine benzer şekle sokmak.out of uniform üniforması eksik.naval uniform bahriy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Resmî elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uniform. official dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career costume. full dress. investiture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uniformed. liveried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uniformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in livery. uniformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aynılık,tam benzerlik;nizam;tekdüzelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haberdar edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beklenmedik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .delinmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düzeltilmemiş; yola gelmemiş, ıslah olmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arzu edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

highway driver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. farklı şekilleri olan, biçim biçim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solucan şeklindeki, kurda benzer. vermiform appendix anat. apandis. vermiform process anat. apandis; anat. beyinciğin bir kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cam gibi, cam şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z.,(bağlaç) niçin, neden, ne sebepten; (bağlaç) bu sebepten, bundan dolayı, binaenaleyh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by