ürün Gamı | ürün Gamı ne demek? | ürün Gamı anlamı nedir?

ürün Gamı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: urun gami

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim

AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz..

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) alçaltmak, gururunu kırmak abasement( i) alçaltma, alçalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) utandırmak, mahcup etmek, bozmak; gururunu kırmak.

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah’ın kulu. - Mü’min, Allah’ın isimlerindendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kültürün başka bir kültürden aldığı tesir.

Teknolojik Terim

Sesli Açıklamalar (AD) kör ya da görme engelli kişilerin TV deneyimini geliştiren, filme dair açıklamaların yer aldığı bir ses kaydıdır. İzleyiciler için ekranda olup bitenleri açıklar ve sağır ya da işitme konusunda zorluklar yaşayan kişiler için altyazıların gördüğü işlevi görür. Şu ana kadar, AD özelliği sadece ayrı bir alıcı kutu ya da uydu alıcısı ile kullanılabiliyordu. TV’yi herkes için erişilebilir kılmak için, BRAVIA yelpazesi belirli TV kanalları tarafından yapılan açıklamalı ses kayıt yayınlarına kolayca erişim sağlayan tümleşik AD özelliğine sahip ilk üründür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklık. 2. Süt ürünleri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Basık ve sivri burunlu. Daha çok lakap olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi, akış. 2. Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı : Boğaziçi akıntısı (Aksine anafor derler). 3. Bazı hastalıklarda bir delikten cerahat cereyanı. Akıntı burnu: Akıntıya maruz burun. Akıntıya kürek çekmek = Olmayacak bir işe çalışmak, nafile yorulmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Solunum kaslarının birdenbire ve şiddetle kasılmasıyle ağız ve burundan hızlı ve gürültülü bir şekilde nefes boşaltmak, hapşırmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koyu ve parlak pembe: Al çuha, al yanak. 2. Kızıla yakın duru: Al at. Al yanak = Yanağı kırmızı. (Palabıyık ve gagaburun gibi, Türkçe kaidesine muhaliftir), (i.) Parlak kırmızı renk: Ona al yakışmaz. Allı pullu. 2. Ekser loğusalara Arız olan bir nevi yılancık hastalığı: Al bastı. 3. Kadınların yüze sürdükleri pembe düzgün.

Yabancı Kelime

Fr. à livrer

ekon. önceden satış

Ürün daha tarladayken, yetiştiği zaman teslim edilmek üzere, önceden pey verilerek yapılan satış.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Al = harf-i tarif ilâh = mabûd). Kâinatı yaratan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Allahu a’lem = Allah daha iyi bilir, galiba, zannederim. Allahu ekber = Allah büyüktür (hayır temennisi). Allah Allah = Hayret ve hiddet ifade eder. Allah ıslâh etsin = Islaha muhtaç bir kimse hakkında denilir. Allah encâmını hayreyleye = Neticesi tehlikeli görünen bir iş hakkında. Allah için, Allah hakkı için = Yemindir; doğrusu: Hakkâ. Allah etmesin = Maazallah. Allah inandırsın = Hilâfım yoktur. Allah iyilik versin = Allah belâ vermesin beddua niyetiyle acıyarak dua. Allah bir = Yemin makamında. Söz bir Allah bir = Sözden dönülmiyeceğini temin makamında. Allah belâ versin = Beddua. Allah bilir = Allahu Alem, Hudâ Alem. Allah’tan bul, bulsun = Beddua. Allah’tan kork = Yapma, günahtır. Allah’tan korkmaz = ZAlim, insafsız. Allah selâmet versin = Yola çıkanlara dua. Allah sabır versin; Allah sabır ecir ihsan eyleye = Bir acı ve Afet halinde söylenilir teselli duası. Allah aşkına = Allah hakkı için; Allahı seversen = Yemin. Allah akıllar versin = Yolsuz bir harekette bulunanlar hakkında. Allah ömürler versin = Dua ve teşekkür makamında. Allah kavuştursun = Sevdiğinden ayrılana olunan dua. Allah kerim = Bir mahrumiyet ve ihtiyaç halinde söylenilir teselli ve ümit duasıdır. Allahım, rabbim, ilâhî; Allah versin = Bir nimete nail olanlar hakkında sevinç ifadesi ve olmıyanlar hakkında duadır. Allahı seversen = Allah aşkına; yemin. Aman Allah, aman Allahım = Aman ya rabbî. El-hükmullah = Emir Allah indir, rızâ ve tevekkül tâbiri. El-hamdüllllah = Şükür Allaha, itmam duasıdır. El-iyazübillah = Allaha sığındık. İnşallah — Allah isterse. Billahi; tallahi; vallahi = Allah hakkı için, yemin. Bismillah Allah’ın emriyle. Tecâvüzullah-i anhü, ann-seyyiate = Allah kusurunu affetsin. Taalallah = Makam-ı hayrette denilir. Hasbin-allah = Allah bize kâfidir. Rahmallah (müz.) rahmeallah (mü.) rahmehümallah (tes.), rahmehimallah (c.) ve rahmetullahı aleyhe, aleyhâ, aleyhimâ, aleyhim = Allah rahmet eyleye; ölüler hakkında dua. Radiallahü-anhü, anhâ, anhümâ, anhüm — Allah râzı olsun; sahabe ve tabiîn vesair millet büyükleri hakkında dua. Subhânallah = Takdis ve hayret makamında müstameldir. Şehdullah = Allah şahidimdir. Afaallah-ı anhu, anhâ, anhümâ, anhüm = Allah affetsin. Ilmullah = Allah bilir, yemin. Gufrullahu lehO, lehâ, lehümâ, lehüm = Allah affetsin. Kudusullah-ı sırre = Allah sırrını takdis etsin, evliyâ ve sofular hakkında dua. Kef-i billahi şehiden = Allahın şehadeti kâfidir. Maşallah = Makam-ı tahsin ve takdirde ve nazardan koruma duası. Meded-ullah = Ya rabbi meded. Maazallah, neüzu-billah = Allaha sığındık. («AlIahî» ve «Allahiyân» dememeli; «ilâhî» ve «ilâhiyûn» denir. Halk dilinde «elâlem» kelimesi Allah-u Alem terkibinden galattır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). tazminat. make amends for özür dilemek; af dilemek; kusurunu düzeltmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «emr» den if.) (mü. Amire) (c. ümerâ). Buyurucu, emredici. Memurun üstü, büyük memur

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayip Denizinde ada, Porto Riko’nun doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 18 15 Kuzey enlemi, 63 10 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 102 km².

Kara: 102 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 61 km.

İklimi: Tropikal iklim.

Arazi yapısı: Zemininde kireç taşı bulunan yassı bir mercan adası.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Crocus Tepesi 65 m.

Doğal kaynakları: tuz, balık, ıstakoz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %100 (genellikle kayalıklardan oluşur) (2005).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar yaygındır. (Temmuz - Ekim).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 13,477 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %22.8 (erkek 1,557; kadın 1,510).

15-64 yaş: %70.4 (erkek 4,878; kadın 4,608).

65 yaş ve üzeri: %6.9 (erkek 412; kadın 512) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.57 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 6.9 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.03 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.06 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.81 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.03 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 20.32 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 verileri).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.28 yıl.

Erkeklerde: 74.35 yıl.

Kadın: 80.3 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.73 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Anguilla.

Dinler: Anglikan %29.

Dil: İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 12 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.

erkekler: %95.

kadınlar:: %95 (1984 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Anguilla.

Başkenti: Pago Pago.

Milli bayram: Anguilla Günü, 30 Mayıs.

Anayasa: 1 Nisan 1982; 1990’da değiştirilmiştir.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Anguilla kısıtlı miktarda doğal kaynaklara sahiptir, ekonomisi konfor turizmi, ıstakoz ürünleri, mültecilerden gelen para havaleleri sayesinde gelişme göstermiştir.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi: - 108.9 milyon $ (2004 verileri).

GSYİH (Reel Büyüme): %10.2 (2004 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3.

İş gücü: 6,049 (2001).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: ticaret %36, hizmet %29, inşaat %18, taşımacılık %10, imalat %3, tarım/balıkçılık/ormancılık/madencilik %4.

İşsizlik oranı: %8 (2002 verileri).

Bütçe: gelirler: 22.8 milyon $; Giderler: 22.5 milyon $.

Endüstri: Turizm, tekne yapımı, denizaşırı finansal hizmetler.

Endüstrinin büyüme oranı: %3.1 (1997 verileri).

Tarım: Az miktarda tütün, sebzeler; büyük baş hayvanlar.

İhracat tutarı: 14.56 mily

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Çivit bitkisi veya taş kömüründen çıkarılan bir sıvı. Sunî boya yapımında kullanılır.

Türkçe Sözlük

(Muzari: Anlar. f. «an» dan). 1. Akıl erdirmek, derk etmek, zihin almak: Bu sözün mânâsını anlayamadım. 2. Tahkik etmek, araştırmak, öğrenmek: Vapurun ne vakit geleceğini anla da gel. 3. Duymak, sezmek, hissetmek, farkına varmak: Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir. 4. Bilmek, vâkıf ve Agâh olmak: İş anlar adam. Söz anlamak = Ferasetli ve insaflı olmak. Söz anlayan beri gelsin: Söz anlayan yok mu? Maksadımı anlatamıyorum.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirinin maksadını anlamak: Durun biraz anlaşalım. 2. Muvafakat hasıl etmek, uzlaşmak: Bu işte anlaşamıyacak mıyız?

Türkçe Sözlük

1. Sanat tarihinde sanatçısı bilinmeyen yapıtlar için kullanılır. Özellikle halk sanatı ürünleri, anonim niteliktedir. 2. Antik Yunan Dönemi öncesinde, Mısır ve Mezopotamya`da ve, tarih öncesinde sanat yapıtları anonimdir.

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı: Aksırık). Burundan gelen, öksürüğe müşabih bir hal, atse. (bk.) Aksırık.

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Ansırır) («an» dan. Galatı: Aksırmak). Beyinden gelir gibi görünen, öksürüğe benzer bir şeyi burundan çıkarmak. Atse vurmak, (bk.) Aksırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., oto vuruntu kesici yakıt ilâvesi.

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan gelir. Fr. Anthracit, kimya). Maden kömürüne benzer bir maden ki, iyi yanmayıp kurşun kalemi imaline yarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). endişe, kuruntu, vesvese , korku, huzursuzluk; büyük arzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözükmek, görünmek; belirmek ; meydana çıkmak, zuhur etmek; aşikâr olmak, belli olmak; bizzat veya vekil vasıtasıyla mahkeme huzuruna çıkmak, ispatı vücut etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş; dış görünüş, zevahir; meydana çıkma, zuhur etme; hadise, olay; (huk). davalı veya davacının mahkeme huzuruna çıkması. for the sake of appearances ele güne karşı, gösteriş olsun diye, zevahiri kurtarmak için. keep up app

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, endişe, kuruntu, vesvese; (psik). ilk sezi; anlayış, kavrayış, idrak; zan, tahayyül; akıl, zihin; tevkif, tutuklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kartal gibi; kartal gagası gibi kıvrık (özellikle burun için kullanılır), gaga burunlu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beyn, meyan: Aramızda, beynimizde. 2. Fasıla, bu’d, mesafe: On mil arası vardır. 3. iki vak’a arasında geçen zaman, esna: O arada, o esnada, aradan beş gün geçti. 4. Mühlet, fırsat: Ara vermedi, ara bulmak. S. Fasıla, inkıtâ: Ara vermeksizin, fasılasız, bilâ fasıla, aralıksız. 6. Münasebet, alâka: Aramız bozuktur. 7. İki şey arasında bulunan yer vesaire, mâbeyn: Kapı arası, ara duvarı. Ara açılmak = Bozuşmak. Ard ara = Biribirini takiben, devam: Ardı arası kesilmedi. Ard aradan = Dolayısıyle, münasebetiyle, bilmünasebe. Ara ara = Vakit vakit, Fars. gâh gâh, Ar. ahyânen. Araya almak = Kuşatmak. Her taraftan toplanmak, hücum etmek. Ara ayı = Hicrî takvimde zilkade ayı. Aralarını bulmak = Tarafları uzlaştırmak. Ara bağı = Burun zarı, kundak takımında çocukların bacakları arasına konulan bez. Bir arada = Birlikte, toplu olarak; meşguliyetten kurtulabilecek bir fırsat zamanında. Aradan çıkarmak = Tay, tarh ve ihraç etmek. Arada çıkarmak = Sair işler arasında yapıp geçmek. Ara sıra, arada sırada = Vakit vakit, bazan, ahyânen. Ara soğumak = Arkası aranmayıp unutulmak. Arada kalmak = Mesul olmak. Ara kapı = İki komşu arasında hususî kapı. Araya komak = Aracılık ettirmek. Bir araya gelme = Toplanmak, içtimâ etmek. Aradan geçmek = Mürur ve cereyan etmek. Araya girmek = Aracılık etmek. Araya gitmek = Nazarı dikkate alınmamak, ara, fâsıla vermek, kesmek, fâsıla bulmak, munkatî olmak.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.

Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler. Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar koyarak onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.

Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz. Bu karışımın su oranının yüzde 17’ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.

Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.

İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.

Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.

Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar. Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.

Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.

Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler.

Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir. Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar:

l) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için;

2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.

Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır. İlginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.

Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kuş ile sürüngen arası bir hayvan fosili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). mahkeme huzuruna çağırıp cürüm isnat etmek, suçlamak, itham etmek; kusur bulmak. arraigning, arraignment (i)., (huk). mahkemede davayı resmen sanığa tebliğ etme; kusur veya kabahat yükleme.

Türkçe Sözlük

yahut ARŞUN (i.). 1. Parmak ucundan omuza kadar olan kol boyundan sayılan maruf ölçü. Ar. zirâ 2. Bacak arası, adım: Arşını büyük = Açık adımlar atan, uzun bacaklı. Arşınları açmak = Açık adımlarla çabuk yürümek, mec.: Hesap, ölçü, hülya, kuruntu.

Yabancı Kelime

Fr. articulation

dil b. boğumlanma

Ciğerlerden gelen havanın, ağız ve burundaki çeşitli nokta ve bölgelerde engellemeye uğrayarak ses olarak çıkması.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Karayip Denizinde bir ada Venezuela’nın kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 30 Kuzey enlemi 69 58 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 193 km².

Kara: 193 km².

Su: 0 km².

Sınırlar komşuları: 0 km.

Kıyı uzunluğu: 68.5 km.

İklimi: tropikal deniz.

Arazi yapısı: Sınırlı bitki örtüsüne sahip düz tepelikli bir araziye sahiptir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Jamanota Dağı 188 m.

Toprakları: tarıma elverişli: %10.53.

Otlaklar: %0.

ormanlar: %0.

Diğer: %90 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 0.01 km².

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 71891 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlar: %19.5 (erkek 7175; kadın 6849).

15-64 yaşlar: %68.2 (erkek 23894; kadın 25140).

65 yaşlar ve üzeri: %12.3 (erkek 3616; kadın 5217) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.44 (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlar: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.95 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.93 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 5.79 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ulus: Arubalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Karayip yerlileri ile beyazların karışımı %80.

Dinler: Roma Katolikleri %82 Protestanlar %8 Hinduistler Müslümanlar Museviler.

Diller: Flemenkçe (resmi) Papiamento (İspanyol Portekiz Hollanda İngiliz lehçesi) İngilizce (yaygın) İspanyolca.

Okur yazar oranı: Toplam nüfus: %97.

Yönetimi

Ülke ismi: Aruba.

Bağımlılık durumu: Hollanda Krallığına bağlıdır.

Yönetim biçimi: parlamenter demokrasi.

Başkent: Oranjestad.

Bağımsızlık günü: yok (Hollanda’ya bağlıdır).

Milli bayram: Bayrak günü 18 Mart.

Anayasa: 1 Ocak 1986.

Hukuk sistemi: Hollanda Medeni hukuku ve İngiliz Genel hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı) ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu) Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı) IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü) WCL (Dünya Emek Konfederasyonu) WToO (Dünya Turizm Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Turizm Aruba ekonomisinin başlıca desteğidir. Offshore bankacılık ve petrol arıtımı da önemli sektörlerdendir.

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2005 verileri).

İş gücü: 41500 (2004 verileri).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: Genellikle işgücü otel ve restoranlarda toptan - perakende ticarette ve petrol arıtım işlerinde yoğunlaşmıştır.

İşsizlik oranı: %6.9 (2005 verileri).

Endüstri: turizm gemi taşımacılığı petrol arıtımı.

Elektrik üretimi: 770 milyon kWh (2003).

Elektrik üretimi için kaynaklar: Fosil yakıtlar: %100.

Hidro: %0.

Nükleer: %0.

Diğer: %0 (2003).

Elektrik tüketimi: 716.1 milyon kWh (2003).

Elektrik ihracatı: 0 kWh (2003).

Elektrik ithalatı: 0 kWh (2003).

Tarım ürünleri: aloe; çiftli

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asâyiş ariyan, rahatını ve huzûrunu isteyen.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortasına etli bamya dökülmüş pirinç veya arpa unu hamurundan ibaret Arap yemeği.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sütun, direk, kolon. 2.Mersingiller, mersin ağacı türünden ağaçlar. 3.İsyan eden, itaatsiz, başkaldıran, serkeş, bagi. 4.Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5.Haydut, şaki. -Bu isim Rasulullah tarafından yasaklanmıştır. İçerdiği anlam İslami anlayışa terstir.

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

Teknolojik Terim

Görüntü ve/veya ses bilgilerini kaydeden, işleyen ya da oluşturan/çalan ürünler bu kategoride verilmektedir.

Teknolojik Terim

AVRCP 1.3, Uzaktan Ses/Video Kontrol Profilinin güncel bir sürümüdür. Bir uzaktan kumanda görevi görerek farklı cihazları doğrudan WALKMAN® ürününüzden kontrol edebilmenizi, örneğin parçayı değiştirmenizi veya bir albüm aramanızı sağlar. A2DP (Gelişmiş Ses Dağıtım Profili) ile uyumludur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hintli veya Bengalli efendi; ingilizce bilen yerli kâtip; sathi bir ingiliz kültürüne sahip olan yerli.

Sağlık Bilgisi

Önemli bir hastalığın işareti olabilir. Önce kanamanın nedenini tespit ettirmek gerekir. Kısa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora başvurmak gerekir. Doktora başvuruncaya kadar aşağıdaki reçetelerden biri kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : 1 adet havuç, önce soğuk suyla yıkanır, sonra rendelenir. Suyu içilir.

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mübaşir; icra memuru; muhafız; kazalarda Sheriff denilen baş icra memurunun vekili; çiftlik veya şato kâhyası; ing. sınırlı görevleri olan hâkim.

Genel Bilgi

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam suresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin ‘fosfor’ olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini ‘fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz’ diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarını arttırdığı saptanmamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakterileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığının bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakierileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığınm bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Genel Bilgi

Bu günlerde çarşı pazardan aldığınız her şeyin üzerinde bir etiket var. Bu etikette kalınlıkları farklı dikey çizgiler ve bazı numaralar bulunuyor. Kasiyerler bu malın etiketli tarafını bir camın üzerinden geçiriyor veya etikete bir ışık tutarak, fiyatlarını otomatik olarak yazar kasalarına geçiriyorlar.

Barkodlar önceleri marketler için, işlemlerini hızlandırmaları ve stoklarını daha iyi kontrol edebilmeleri için hazırlanmıştı. Ancak sistem o kadar başarılı oldu ki, süratle her tipte satılan eşyaya konulmaya başlanıldı.

Şimdi, süpermarketten aldığınız ve üzerinde barkod olan herhangi bir malı elinize alın ve bu bir tip etikete bakarak anlatacaklarımızı dinleyin.

Gördüğünüz gibi, bir barkodda iki kısım vardır. 1) Makinenin okuduğu dikey çizgiler kısmı; 2) İnsanların okuyabildiği 12 adet rakam. İlk altı rakam eşyanın tanım numarası olup, üreticiler yıllık bir ücret karşılığında, bu kodları veren uluslararası bir konseyden kendi ürünlerine tahsis ettirebilirler.

İkinci gruptaki ilk beş rakam malzeme numarasıdır. Aynı kod birden fazla çeşitteki ürün için kullanılamaz. Yani üreticinin sattığı her değişik üründe, her değişik paketlemede, hatta paketlerin koli olarak tekrar paketlenmelerinde hep değişik malzeme numarası verilir. Böylece markette ne kadar mal satıldığı, depoda ne kadar kaldığı, hep kontrol altında tutulur.

Örneğin, teneke kola ile şişe kolanın kod numaraları farklıdır. Hatta kutu kolanın bir kolide 6’lık, 12’lik veya 24 adet bulunması durumunda bile farklı kod verilir.

Sağdaki en son rakam ise kontrol numarasıdır. Bu numara bütün taranan dikey çizgilerle hafızaya alınan bilgilerin, bir çeşit sağlamasını yapar.

Görüldüğü gibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili her hangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Bu merkez mağazadaki malların fiyatlarını her zaman değiştirebilme imkanı sağlar.

Çeşitli kalınlıktaki dikey kalın ve ince çizgiler ile aralarındaki boşluklar, çeşitli kombinasyonlarda dizilerek, her biri, bir rakamı temsil eder, yani altlarındaki rakamın bilgisayar tarafından okunmasını sağlarlar.

Genel Bilgi

Bu günlerde çarşı pazardan aldığınız her şeyin üzerinde bir etiket var. Bu etikette kalınlıkları farklı dikey çizgiler ve bazı numaralar bulunuyor. Kasiyerler bu malın etiketli tarafını bir camın üzerinden geçiriyor veya etikete bir ışık tutarak, fiyatlarını otomatik olarak yazar kasalarına geçiriyorlar.

Barkodlar önceleri marketler için, işlemlerini hızlandırmaları ve stoklarını daha iyi kontrol edebilmeleri için hazırlanmıştı. Ancak sistem o kadar başarılı oldu ki, süratle her tiptesatılan eşyaya konulmaya başlanıldı.

İimdi, süpermarketten aldığınız ve üzerinde barkd olan herhangi bir malı elinize alın ve bu bir tip etikete bakarak anlatacaklarımızı dinleyin.

Gördüğünüz gibi, bir barkodda iki kısım vardır.

1) Makinenin opkuduğu dikey çizgiler kısmı;

2) İnsnların okuyabildiği 12 adet rakam.

İlk altı rakam eşyanın tanmım numarası olup, üreticiler yılık bir ücret karşılığında, bu kodlaeı veren uluslararası bir konseyden kendi ürünlerine tahsis ettirebilirler.

İkinci gruptaki ilk beş raklam malzeme numarasıdır. Aynı kod birden fazla çeşitteki ürün için kullanılmaz. Yani üreticinin sattığı her değişik üründe, her değişik paketlemede, hatta paketlerin koli olarak tekrar paketlenmelerinde hep değişik malzeme numarası verilir. Böylece markette ne kadar mal satıldığı, depoda ne kadar kaldığı, hep kontrol altında tutulur.

Örneğin, teneke kola ile şişe kolanın kod numaraları farklıdır. Hatta kutu kolanın bir kolide 6’lık, 12’lik veya 24 adet bulunması durumunda bile farklı kod verilir.

Sağdaki en son rakam ise kontrol numarasıdır. Bu numara bütün taranan dikey çizgilerle hafızaya alınan bilgilerin, bir çeşit sağlamasını yapar.

Görüldüğü gibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Bu merkez mağazadaki malların fiyatlarını her zaman değiştirebilme imkanı sağlar.

Çeşitli kalınlıktaki dikey, kalın ve ince çizgiler ile aralarındaki boşluklar, çeşitli kombinasynlarda dizilerek, her biri, bir rakamı temsil eder yani altlarındaki rakamın bilgisyar tarafından okunmasını sağlarlar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Sağlık Bilgisi

Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir.

- Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları.

- Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları

- Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları

- Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları

- Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları

- Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları

- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları

- Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları

- Saralılarda görülen baş ağrıları

- Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları

- Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları

- Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları

Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır. Aşağıdaki reçeteler; grip, nezle, soğuk algınlığı, yorgunluk veya sinir bozukluğundan kaynaklanan baş ağrılarını dindirmek için uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarmısak

Hazırlanışı : 1 baş sarmısak, havanda dövülür. Alna konur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). şahmaran, nefes veya bakışında öIdürme gücü olduğuna inanılan ejderha; kertenkele gibi sürüngen; bir cins tropikal Amerikan kertenkelesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaga; kaplumbağa ve diğer bazı hayvanların baş kısımlarında bulunan sert kısım; argo burun; ibrik ağzı; eski tip harp gemilerinde düşman gemisini tahrip etmede kullanılan sivri madeni burun; ing., (argo) polis, hâkim, öğretmen. beaked (s). gagalı. be

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hal, tavır, davranış; mahsul, ürün; verme, hasıl etme; taşıma, tahammül etme; ilgi, irtibat, alâka; kiriş ve eşik gibi şeylerin dayandığı destek; mak yatak, mil yatağı; ayak; den. kerteriz .bearing body yatak gövdesi. lose ones bearings şaşırmak, pus

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Aslı, yâ’nın fethiyle becâyiş, yani onun yerine mânâsiyle bizde kullanılan ve künye defterindeki kayıttan alınma bir tâbir olup Farsça’da kullanılmaz). iki memurun biribirinin yerine gelip görev değiştirmesi, kendi talepleriyle her biri diğerinin yerine nasbolunması: Becâyiş oldu. Becâyişi icra edildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bira türünden, bira gibi; bira etkisiyle sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat.), (bağlaç). önde, önden, önce, evvel, daha önce; önünde, cephesinde; (edat) tercihen, yerine; huzurunda; (bağ laç) -den önce before-cited, before-mentioned s. yukarıda bahsi geçen before Christ (b.c) milattan önce (m.ö.). beforehand z. önce, ön

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Beğendirmek, birine beğeneceği bir şeyi göstermek veya birçok şeylerin içinden birini seçtirmekO adama elbise beğendirmek ne kadar zor. Sürünün içinde koyun beğendirmek. 2. Kabûl ve takdir ettirmek, makbûle geçecek bir iş yapmak: Yazımı beğendiremedim. Hizmetçi, efendisine işini beğendirmeye ça lışmalıdır.

Türkçe Sözlük

(f). 1. Beğenilmek, kabûl olunmak, makbule geçmek: Yazısı beğenildi. Sesi beğenildi. 2. Seçilmek, intihap olunmak, tercih edilmek: Bir sürünün içinde ancak üç dört koyun beğenildi. İkisinden hangisi beğenildi?

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. amfetamin, burun tıkanıklığını açıcı bir ilaç.

Türkçe Sözlük

(i. dilbilgisi). Yan yana olan iki sesten birinin öbürüne benzemesine yol açan ses hadisesi.

Türkçe Sözlük

(i. i. T.). Turunçgillerden bir ağaç ve meyvesi. Meyvenin kabuklarından reçel yapılır ve güzel kokulu bir esans çıkarılır (citrus bergamia).

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.

Ülke

Başkent: Thimphu.

Nüfus: 1.739.000.

Yüzölçümü: 18.147 km2.

Komşuları: Batıda ve Güneyde Hindistan, Kuzeyde Çin.

Önemli Şehirleri: Thimphu.

Din: %75 Lama Budisti, %25 Hindu.

Dil: Dzongkha, Gurung, Assemese.

Yönetim Biçimi: Monarşi.

Tarih: Bölge, 16. yy.da Tibet hakimiyetine girdi. İngiliz etkisi 19. yy.da giderek arttı. 1907’de kurulan monarşi, 1910’da yapılan bir andlaşma ile İngiliz himayesine girdi. 1949’da bağımsızlık kazanan Bhutanın dış ilişkilerini Hindistan yürütmektedir. Dışardan aldığı yardımın büyük kısmı da Hindistan’dan gelmektedir. Butan-Hindistan bağlantıları hava taşımacılığında ve yol yapımında girişilen işbirlikleriyle daha da güçlenmiştir. Nüfusun büyük çoğunluğu tarımla uğraşmaktadır.

Yabancı Kelime

Fr. bibliothèque

kitaplık

Kuruluş amaç ve görevine uygun kitap, film, plak gibi her türlü düşünce ve sanat ürününü toplayan, düzenleyen ve genel olarak ilgilenen okurlara sunan kuruluş.

Türkçe Sözlük

(i. «bıçmak, biçmek» ten). Kesecek Alet ki, hançerin küçüğü ve çakının büyüğüdür. Çeşitleri vardır: Aşçı bıçağı, bahçıvan bıçağı, cerrah bıçağı, kasap bıçağı. Bıçak bıçağa = Bıçakları çıkararak birbirine hücum etme: Bıçak bıçağa geldiler. Ağzını bıçak açmaz = Pek meyus ve mükedder. Burun bıçağı = Oymacı Aleti. Yan bıçağı = Kınında olduğu halde, silâh makamında bele asılan bıçak, cenbiye.. (İki tarafı keser cinse kama derler). Bıçak yarası = Sahtiyanda ve ayakkabıda çatlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بينی] burun.

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.

Teknolojik Terim

Bluetooth® Stereo, iki uyumlu cihaz arasında dahili Bluetooth® temelli iletişim için geliştirilen kablosuz arayüz özelliğidir. Bluetooth® özellikli WALKMAN® ürününüzü uyumlu cihazlara (araç stereo’su, mini HiFi, kablosuz kulaklıklar, vb.) kolayca bağlamanızı sağlar. Bu teknoloji ile ses sinyallerinin akış biçimi kontrol edilerek kablosuz kulaklıklarınızdan yüksek kaliteli ses elde etmeniz sağlanır. Sonuçta, kablo sıkıntısı olmadan özgürce müzik dinlemenin keyfini yaşayabilirsiniz. İster aracınızda ya da salonunuzda ister hareket halinde olun, en sevdiğiniz şarkıları kablolarla uğraşmadan dinleyebilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı bögürek). Böğürün iki tarafında idrarı toplayıp mesaneye veren iki organ. Ar. kilye.

Sağlık Bilgisi

Havasızlıktan, toz, sigara içmek, burun tıkanıklığı, dişeti iltihabı gibi nedenlerden kaynaklanır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, papatya.

Hazırlanışı : 1 tane elma külde pişirilir. Sonra ikiye bölünür. Üzerine 5 tane papatya çiçeğinin tozu ufalanıp, boğazın iki yanına konulur, sarılır.

Türkçe Sözlük

(i. «bölmek» ten) 1. Bölünmüş bir şeyin her parçası, kıt’a, kısım, cüz 2. Pay, hisse, sehim: Beş bölüğe ayırmak. 3. Duvar, çit, perde gibi bir şeyle ayrılmış bina vesaire kısmı, oda, daire: Bu ev dört bölüğe ayrılmıştır. 4. Bir büyük cemaatten ayrılmış cemaat, fırka, takım, taife, hizip, zümre: Toplanan adamlar beş bölük olmuştu, bölük bölük geldiler. 5. Umumiyetle kalabalık, cemaat, sürü, gürûh, fevc: Bir bölük halk geldi. 6. Memleketin bir kısmı, cihet, taraf. 7. Ortadan bölünmüş saçın bir tarafa taranmış kısmı: Saçını iki bölük etmiş. 8. Askerlikte eskiden yüz kişiden mürekkep, şimdi daha kalabalık, bir yüzbaşının kumandasındaki birlik. Filân taburun birinci, ikinci bölüğü, bölük subayları. Bölük ağası = Jandarma ve zabtiye yüzbaşısı. Bölük emini = Bölüğün hesaplarına bakan subay veya assubay. Bölük başı = Yeniçeri ocağında yüzbaşıya eşit subay, eskiden hamalların ileri gelenlerinden biri.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me’mun’un zevcesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçi boş üstüvâne. Ar. enbûbe, karn. Kurşun, demir, saç boru, soba borusu. 2. Dilsiz ve perdesiz olarak nefesle çalınan bir çalgı Aleti ki helezonî şekilde bir maden borudan ibarettir. Boru çalmak, yuf borusu, mec. Boş saçma, mânâsız şey. Boru gibi ötmek = Gür sesli olmak veya mânâsız, münasebetsiz söylemek. Ağaç borusu = Istramonye. Boruçlçeği = Turuncu, boru gibi bir çiçek kl çardağa çıkar ve duvara tırmanır.

Şifalı Bitki

(çan çiçeği): Çançiçekgillerden; çiçekleri boru biçiminde olan bir bitkidir. Çiçekleri turuncu renktedir. Kullanıldığı yerler: Nefes darlığı, bronşit ve astımın sebep olduğu rahatsızlıkları giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri burun; bir cins diş1i balina, zool. Tursiops.

Sağlık Bilgisi

Soğuk almaktan, boynun çarpık durumda bir süre kalmasından veya nezleden kaynaklanır. Aşağıdaki reçetelerden birini uygulayın. 2 gün içinde geçmezse doktora başvurun.

Tedavi için gerekli malzeme : Çilek

Hazırlanışı : Yarım kilogram çilek, iyice ezildikten sonra, temiz bir tülbente konup, boyuna sarılır. 6 saat sonra sargı açılıp, ılık suyla yıkanır.

Türkçe Sözlük

1. Bir nesnenin uzunluk ölçüsüyle ifade edilebilen büyüklüğü. 2. Sanat yapıtında boyut kavramı, onun algılayıcıyla olan ilişkisini anlatmaktadır. Örneğin, resim sanatı iki boyutludur. Resmin betimlediği obje yüzeysel olmasa bile, sanat ürünü onu iki boyutlu bir yüzey üzerinde sunmakta ve izleyici de onu iki boyutlu algılamaktadır. Buna karşılık, heykel üç boyutlu bir sanat yapıtıdır. Mimari ürün ise dört boyutlu sayılmaktadır, çünkü; mimari ürünü kullanan kişi, onu yalnızca eni, boyu ve derinliği bulunan bir obje olarak değil, içinde eylemde bulunulan bir yapıt olarak algılamaktadır. Kişinin yapıt içindeki ya da dışındaki sürekli devingenliği onu tek bir noktadan algılanan diğer sanat ürünlerinden ayırmaktadır. Mimari mekân, zaman içinde değişen konuma göre, farklı sanatsal yaşantılar edinilmesini sağlar. O hâlde en, boy ve derinlik boyutlarına ek olarak, mimari yapıtta bir de zaman boyutu söz konusudur.

Türkçe Sözlük

(i.). Darı hamurundan yapılan ekşimsi bir Türk içkisi.

Teknolojik Terim

BRAVIA Sync arkanıza dayanıp, BRAVIA TV’nizin uzaktan kumandasını kullanarak, Sony tarafından üretilmiş olan Handycam® video kamera ya da Blu-ray Disc™ oynatıcınızı kontrol etmenizi sağlar. Sony ürünlerinden daha da iyi yararlanmak için bir diğer inanılmaz basit yöntem. Örnek olarak, Blu-ray Disc™ oynatıcınız HDMI™ bağlantısı üzerinden BRAVIA TV’nize bağlıysa, BRAVIA uzaktan kumandanızın Play tuşuna basarak, film izleyebilirsiniz. Veya Cyber-shot® dijital fotoğraf makinenizi HDMI™ bağlantısı üzerinden BRAVIA TV’nize bağlarsanız, cihazda bulunan film ve fotoğrafları görüntülemek için TV’nin uzaktan kumandasını kullanabilirsiniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. köprü; kaptan köprüsü; anat. burun kemiği; dişçi. köprü; müz. köprü; gözlüğün buruna oturan kısmı; f. köprü yapmak, köprü kurmak. bridgehead i., ask. köprübaşı mevzii. burn one's bridges ricat yolunu kesmek, geriye dönüş imkânını yok etmek. bridgew

Ülke

Başkent: Bjumbura.

Nüfus: 5.451.000.

Yüzölçümü: 27.834 km2.

Komşuları: Kuzey’de Ruanda, Doğuda Tanzanya, Batıda ve Güneyde Zaire.

Önemli Şehirleri: Bjumbura, Kitega.

Din: Hıristiyan %85.5, Kabile dinleri %13.5, Müslüman %0.9.

Dil: Burundi dili, Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Askeri Yönetim.

Tarih: Orta Afrika’da bağımsız bir ülkedir. Almanya bölgeyi 1879’da yönetmeye başladı. Ancak Belçika Birlikleri Birinci Dünya Savaşı sırasında burasını işgal ettiler ve 1919’da Belçika MC tarafından Ruanda-Urundi’yi yönetmekle görevlendirildi. Ruanda-Urundi’nin 1962’de ikiye ayrılmasıyla Belçika’nın egemenliği sona erdi. Ruanda Cumhuriyet, Burundi ise Monarşiyle yönetilmeye başlandı. 1966’da Tutsi subayları Tutsi Kralı’nı devirdi ve bir Cumhuriyet kurdular. Hutular ve Tutsiler arasında savaş şiddetlendi. 1970’lerin başlarında Cumhurbaşkanı Micombera yönetimi Hutuları suçladı. Kısa aralıklarla binlerce Hutu öldürüldü. Sağ kalanlar komşu ülkelere sığındılar.

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Teknolojik Terim

Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapların üstten giydikleri bir çeşit elbise, hırka. Kasîde-i bürde = Arab şairlerinden KAb bin Züheyr’in Peygamberimiz’in huzurunda okuduğu ünlü kasîde ki fevkalâde makbûle geçmekle, kendi bürde-i saâdetlerini omuzlarından çıkararak şairin sırtına atmasıyla, kasîde bu isimle şöhret bulmuştur. Sonra onu tekliden yazılan diğer bir hayli kasidelere dahi bu isim verilmiştir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Burma fiili, döndürüp bükmek, kıvırmak: Bıyık burmak. 2. Parmak arasında kıvırıp koparmak, sıkmak, çimdiklemek: Etini burdu. 3. Kıvırıp incitmek: Kolunu, ayağını burdu. 4. Enemek, iğdiş etmek, Osm. ıhsâ etmek: Atı burmak. Delmek, sakbetmek. 6. Sancımak: Karnım buruluyor. Burun burmak = Beğenmemek, istihfaf etmek. Bıyık burmak = Kurulmak. Dil burmak = (Kekre şey) dili buruşturmak. Dudak burmak = Ağlayacak olmak. Kol burmak = Galebe çalmak. Kulak burmak = ihtar ve ikaz etmek. Bura bura oynamak = Parmakları şıkırdatarak raksetmek.

Türkçe Sözlük

(i. «burmak» tan). Bağırsakları kıvırıp koparır gibi şiddetli karın ağrısı. Buruntu, burma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüzün ortasında, iki kaşın arasından ağzın üstüne kadar ve iki yanak ve gözün arasında uzanan ve solunuma ve koklamaya yarar iki deliği olan çıkıntılı organ. 2. Uç: Kalemin burnu, mumun burnunu kesmek. 3. Denizin içine girmiş ve dağlık taşlık kara ucu. Ar. Re’s: Boz burun (alçağına dil derler). 4. mec. Kibir, gurur, nahvet: Burnu büyük = Kibirli, gururlu. İtburnu = Yabanî gül, Burunotu = Enfiye. Burnu ucunda = Pek yakın, ta karşısında, yanıbaşında. Burun buruna = Başbaşa, yakından karşı karşıya. Burunperdesi = Burnun iki deliği arasındaki zar. Burundan düşmek = Çok benzemek. Kıh (hık) elemiş burnundan düşmüş = Ana, babaya çok benzeyen hakkında kullanılır. Burun sürtmek = Alçakçasına sokulmak, dalkavuklukta bulunmak, çanak yalamak. Burun şişirmek = Tekebbür etmek, kibirlenmek. Burun kabarmak = Kibir taslamak. Kibirli olmak. Burun kanadı = Burun deliklerinin kapakları. Burundan gelmek = Huzurdan sonra aksine bir hal görüp zahmet çekmek: Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Çiçeği burnunda = Pek tâze (meyve). İnsanlar hakkında da biraz alaylı olarak kullanılır: Çiçeği burnunda genç kız. Danaburnu = Yer altında bitkilerin köklerini kesen muzır bir böcek. Karga burnu = Bir çeşit pens.

Sağlık Bilgisi

Burunda et büyümesinden kaynaklanan bu hastalığa tıp dilinde Adenoid ve Polip denir. Hastanın burnundan soluması güçleşir. Daha çok ağzından nefes alıp verir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, pamuk

Hazırlanışı : 1 avuç tere otu ezilir. Suyuna batırılan pamuk, burun içindeki ete sürülür. Bu işlem günde üç kere tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Burun akıntısının nedeni; nezle, saman nezlesi, sinüzit, müzmin nezle, alerjik burun iltihabı veya burna herhangi birşey kaçmış olmasıdır. Ayrıca kızamık başlangıcında da görülür. Burun akıntısını tedavi etmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı ılık suya 10 damla limon suyu konup, karıştırılır. Burna azar, azar çekilir. Günde 3 kere tekrar edilir.

Sağlık Bilgisi

Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarına tıp dilinde epistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde, genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır. Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolay durdurulur ve korkulacak bir şey yoktur. Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarını durdurmak ise biraz zordur. Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip, burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdan nefes almasını ve yutkunmasını söylemektir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Turşu suyu.

Hazırlanışı : 1 su bardağı turşu suyu az aralarla burna çekilir.

Sağlık Bilgisi

Saman nezlesi ve sinüzitte görüldüğü gibi, başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Burun tıkanıklığını gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya, 2 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır. Buharı derin derin solunur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in east central Africa on the northeastern shore of Lake Tanganyika of or relating to or characteristic of Burundi or its people; 'the Burundi capital'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in east central Africa on the northeastern shore of Lake Tanganyika. of or relating to or characteristic of Burundi or its people; 'the Burundi capital'.

Türkçe Sözlük

(i.). Sert atları tımar ederken, zaptetmek için burunlarını sıkmaya mahsus tahta kıskaç.

Türkçe Sözlük

(i.). Burunluk, (bk.) Burunduk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Burnu olan: Büyük, küçük, basık burunlu. 2. Sivri ucu olan, uçlu. 3. mec. Kibirli, böbürlenen, azametli.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Örtünmek, sarılmak: İhrâma büründü. 2. Yaşmak tutunmak: Hanımlar hüründüler mi?

Türkçe Sözlük

(i.). Burunsalık.

Türkçe Sözlük

(i.). Sığır ve develeri zabt için burunlarına vurdukları tahta kıskaç. Isırmayı önlemek için köpeklerin ağız ve burunlarına takılan şey.

Türkçe Sözlük

(L) («burmak» tan). Karnın şiddetle ve bağırsaklar kıvrılıp koparılır gibi sancıması, buruntu.

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yan ürün, bir şey üretilirken onun yanı sıra elde edilen ve ikinci derecede önemli olan bir ürün.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. El, ayak oynatıp direnmek: Çamurun içine düşmüş çabalayıp duruyordu. 2. Çok çalışmak, uğraşmak, cehd etmek: Derse çabalıyor. Boş yere çabalama, o işi nasıl olsa başaramazsın.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çadır. 2. Kadınların başlarına büründükleri örtü, çarşaf.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zaman, vakit, esnâ, hengâm, mevsim: Gül çağı, sabah çağı. 2. Yaş: Yirmi çağında bir delikanlı, orta çağda bir adam. 3. Boy, kad, kamet, tenâsüb, lüzumu derece semizlik: Demir tavında insan çağında yaraşır. 4. Devir, tarih çağları: İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ (eskiden Ar. kurun kullanılırdı). Jeoloji devirleri için «zaman» kullanılmaktadır: Birinci Zaman, İkinci Zaman...

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). (çoğ. calicoes, calicos) pamuklu bez, basma; (ing). patiska, amerikan; (s). patiskadan yapılmış; benekli. calico cat beyaz, siyah ve turuncu renkli dişi kedi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sallayıp karıştırmak, savurmak: Buğdayı kalburun içinde çalkamak. 2. (bir kabı) Temizlemek için içinde su olduğu halde hızla sallayıp karıştırmak: Bardağı çalka, ilâç şişesini çalkamalı. 3. Ağzın içinde suyu hareket ettirmek, gargara yapmak: Ağızı çalkamak. 4. (mideyi) döndürmek. 5. (yalpa) Gemiyi sarsmak: Vapur bütün gün bizi çalkadı durdu. 7. (kuluçka tavuk) Yumurtayı oynatıp üstlerine oturmak. 8. Kayganalık yumurtayı döğmek: Yumurtayı iyice çalkamalı. 9. Yayıkta sütü döğmek. 10. (bozuk süt) Çocuğa dokunup zayıflatmak: Şu çocuğu süt çalkamış. 8. (oyuncu) Raksda debelenmek, göbek atmak: Dansöz çok iyi çalkıyordu (şimdi bütün bu mânâlar İçin çalkamak yerine çalkalamak kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çarpıntı, dalgalanma. Deniz çalkantısı. 2. Mide bozukluğu, sürme. 3. Yumurta gibi bir şeyin bir kabın içinde döğülmesi va bu döğülen şey. Kalbur çalkantı» = Kalburun üstünde kalan çörçöp.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). burun. The Cape, Cape of Good Hope Ümit Burnu. Capetown, Cape Town Kap şehri. Cape Dutch Güney Afrika'da konuşulan Hollanda dilinin eski ısmı.

Türkçe Sözlük

(i. «izar»dan). Kadınların büründükleri değirmi çarşaf: Bir ipekli câra bürünmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). çıban, şirpençe; burun sivilcesi; lal taşı, yakut; yakut kırmızısı, kahverengimsi kırmızı renk.

Türkçe Sözlük

(i.). Boşu boşuna harcanan, israf: Çarçurun lüzumu yok. Çarçur etmek = İsraf, boşuna harcamak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir vapurun makinesini veya diğer bir makineyi idare edip işleten adam, vapurun çarkçısı. Çarkçıbaşı = Bir makineye bakanların birincisi. 2. Bir makinenin tekerleğini döndüren işçi: Matbaa makinesi için bir makinist ile bir çarkçı lâzım. 3. Tekerlekli bileği ile bıçak vs. bileyen adam. (bk.) Çarkçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). karikatür; karikatür sanatı; kötü taklit; (f). karikatürünü yapmak; çizgilerle alaya almak. caricaturist (i). karikatürcü, karikatürist.

Türkçe Sözlük

(f.). Vurunmak, şiddetle oynamak, helecana gelmek: Tozların içinde çarpınıp duruyordu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(s). ispanya'da en geçerli olan şive, standart ispanyolca; Kastilya'da oturan kimse; (s). Kastilya halkı, şivesi veya kültürüne ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ince ve dar burunlu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekmek işi. (bk.) Çekmek. 2. Çekilen veya çekilmiş şey. 3. Masa ve yazıhane ve dolap gibi şeylerin dışarıya çekilince açılan gözü: Yazıhanemin çekmesindedir (daha çok çekmece deniyor). 4. İş işlerken üstten giyilen geniş pantolon veya şalvar vs. 5. Ahenkli ve muntazam: Çekme burun.

Türkçe Sözlük

(i. F. «çengâl» den). 1. Demirden, asılı ve bir şey asmaya mahsus büyük kanca: Kasap çengeli. Ar. külüb. 2. Kanca, ucu eğri demir. 3. Eskiden işkenceli idamlarda çengele asmak cezası. Çengele gelmek = Bu suretle asılmak. Çengel takmak = Asılmak, bir işe yapışıp artık ayrılmamak. Kuyu çengeli = Kuyuya düşen kova vesair şeyleri tutup çıkarmaya mahsus Alet. Bu Alet ipe takılı bir büyük yahut demirden bir halkaya bağlı birkaç küçük çengelden ibarettir. Çengel şekil ve suretinde olan: Çengel burun.

Türkçe Sözlük

Bir organizmanın var olduğu ortam ya da koşullar. Bu çevre doğal fiziksel öğeleri, ayrıca organizmanın etkileştiği insan ürünü koşulları içerir.

Türkçe Sözlük

Ürünlerde normal olarak bulunan zararlı öğelerden bazılarını tasfiye etmek amacıyla tasarlanmış ya da değiştirilmiş ürünleri ifade etmek için kullanılan terim.

Yabancı Kelime

İng. check-list

denetim çizelgesi

Yolcu veya ürün sayısının denetlenmesi için kullanılan yolcu veya mal adının yazılı bulunduğu liste.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağzından ateş püsküren mitolojik bir canavar; süsleme sanatında kullanılan canavar figürü; vehim, kuruntu, kabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boil. furuncle. carbuncle. ulcer.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıkıntı, hizadan dışarıya çıkmış şey. Burun, dirsek: Duvar orada bir çıkıntı yapıyor. 2. Yazı satırından dışarıya çıkmış, tashih veya ilâve cümlesi yahut kelimesi: Müsveddenin hiç çıkıntısı yoktu. Temize çekerken çıkıntıları unutmayın.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hizadan dışarıya çıkmış burun ve dirsekleri olan: Çıkıntılı duvar. 2. Satırdan dışarıya çıkmış tashih veya ilâve ibâreleri bulunan: Çıkıntılı yazı, müsvedde. Çıkıntılı, girintili = 1. Hizadan dışarıya çıkmış ve içeri girmiş yerleri olan: Çıkıntılı, girintili bir duvar. 2. Çıkılıp girilecek yerleri, kapı ve geçitleri olan: Çok çıkıntılı ve girintili bir ev.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içerden dışarıya varmak, çıkmak: Evden çıktı. At ahırdan çıkacaktır. 2. Yükselmek, yukarı kalkmak, Osm. suûd etmek: Evin üst katına çıktı. Merdivenden çıkıyordu. 3. Meydana gelmek, zuhur etmek, görünmek: Bize çıkmadı. 4. Doğmak, Osm. tulü etmek: Güneş, ay çıktı. S. Verilmek, ödenmek: Maaş, ihsan, ikramiye çıktı. 6. Son bulmak, geçmek, Osm. mürûr etmek: Mart çıkıp, nisan girdi. Çıkan ay. 7. Şâyî olmak, duyulmak, intişâr etmek: Bir lâkırdı, bir havadis çıktı. 8. Neşrolunmak, intişar etmek: Bir kitap, bir gazete çıktı. Falan gazete sabahları çıkar. 9. İcad ve ihtirâ olunmak: Yeni bir usul çıktı. Pek işe yarar bir makine çıktı. 10. Birinin veya bir heyetin huzuruna varmak: Makama çıktım. Mahkemeye çıktı. 11. Kaldırılmak, Osm. raf’ ve nez’ olunmak, selb olunmak: Fes baştan, çizme ayaktan çıkar. Bu esvap kolay çıkmaz. Bu yüzük parmağımdan çıkar. 12. Elde edilmek, özü alınmak: Çiçekten su, sütten yağ çıkar. 13. Netice alınmak, Osm. istintâc, istinbât olunmak: Bundan ne çıkar? Böyle sözlerden bir şey çıkmaz. 14. Artmak, yükselmek, pahalılaşmak: Zahirenin fiyatı çıktı. 15. Pahalanmak, pahası artmak: Savaş sebebiyle İngiliz malları çıktı. Pamuk çok çıktı. 16. Mal olmak; şu kadar para ile vücuda gelmek: Bu ev kaça çıktı? Şu kumaştan bir kat esvap kaça çıkar? 17. Gerçekleşmek, tahakkuk etmek, doğru olduğu anlaşılmak, açığa çıkmak: Benim sözüm çıktı. O adamın dediği çıkacaktır. 18. Ortaya çıkmak, zuhûr etmek, görünmek, ne olduğu anlaşılmak: Aldıkları gelin nasıl çıktı? Gelen atlar iyi çıkmadı. O iş umduğumuz gibi çıkmadı. 19. Başa çıkmak: Sendikaların tuttukları yol çıkmaz. O, çıkar iş değildir. 20. Kifayet etmek, yetişmek, kâfi olmak: Bir elbise iki metre kumaştan çıkar mı? Bu kumaştan bir pantolon çıkmaz. 21. Sonuna gelmek, sona ermek, varmak, nihayet bulmak: Bu yol nereye çıkar? 22. Kör olmak, patlamak, akmak, sakatlanmak: Gözü çıktı. Gözlerim çıksın (yemin). 23. (uzuv) Yerinden oynamak, (kemik) mafsaldan ayrılmak: Kolu çıkmış. 24. Sâdır olmak: Emir çıktı. 25. Bitmek: Ekinler yeni çıkıyor. 26. (renk, boya) ZAil olmak, solmak: Bu boya çıkar mı? Bu kumaşın rengi çıkar. Ad çıkmak = Fenalıkta şöhret bulmak, kötü tanınmak. Aradan çıkmak = Mündefî ve zâil olmak. Aslı çıkmak = Doğruluğu belli olmak: O havadisin aslı çıkmadı. Elden çıkmak = Kaybolmak. Usta çıkmak = Maharetini göstermek. Baştan çıkmak = Azmak. Başa çıkmak = Muvaffak ve müyesser olmak. Başa baş çıkmak = Yeke yek gelmek, tamam tamamına yetişmek. Paradan çıkmak = Para sarfına mecbur olmak. Can çıkmak = Olmak ve mec. Çok zahmet ve meşakkat çekmek. Hatırdan çıkmak = Unutulmak. Karşı çıknuk = Karşılamak. Gözden çıkmak = Gözden düşmek, soğumak. Yoldan çıkmak = Katar veya tramvay yolundan dışarı fırlamak. Yola çıkmak = Yolcu olmak, yola koyulmak. Kokusu çıkmak — Duyulmak.

Şifalı Bitki

(kocayemiş): Gülgillerden sapları sürüngen, çiçekleri beyaz bir bitkidir. Yemişi pembe renkli olup, kokuludur. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Hasta olmayı önler. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır. Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak kurtlarını döker. Safra ifrazatını arttırır ve safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir. Ateşi düşürür. Dişdibi taşlarını eritir. Cilde tazelik ve güzellik verir. Damar sertliği, mafsal iltihabı, romatizma, ve nikriste de faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanlar suyunu içmelidir. Alerji yapabilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Vapurda ve iskelede çımayı atıp, tutmak işiyle vazifeli tayfa: Vapurun çımacıları.

Genel Bilgi

Sadece Çinlilerin değil Japonların, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların hatta Eskimoların bile gözleri çekiktir. Aslında ‘çekik gözlü’ olmak tanımı kesinlikle yanlıştır. Göz yapısı dünyada bütün insanlarda aynıdır.

Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne doğru daha fazla inmiştir ve bu durum gözün sanki daha darmış gibi görünmesine sebep olur.

Peki bu, niçin böyledir? Bir teoriye göre göz kapağının üzerinde katlı olarak duran bu ikinci kıvrımı, bu insanların gözlerini yoğun olan kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için, bir nevi kar gözlüğü gibi gelişmiştir.

Her ne kadar yukarıda belirtilen bölgelerin bazılarında kar hiç yağmıyorsa bile bilim insanları bugün çekik gözlü diye nitelendirdiğimiz insanların atalarının son buzul çağında Sibirya’dan, yani Asya’nın kar ve buzla kaplı en soğuk bölgesinden güneye, bugün yaşadıkları yerlere göç ettiklerine inanıyorlar.

Bu kadar soğuk iklimde yaşayanların vücutlarının iklime uyum sağlamaktan başka çareleri yoktu. Sadece gözler değil, burun da rüzgara en az maruz kalacak şekilde küçülmüş, burun delikleri, solunan hava ciğerlere gidene kadar ısınsın diye daralmıştır. Ciltleri de bu nedenle yağlıdır.

Göz kapakları da daha yağlı olduğundan, daha sarkık durur ve bu oluşum gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani ‘çekik gözlü’ değil ‘düşük göz kapaklı’ tanımını kullanmak daha doğrudur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir eserden bir diğerine aktarma, iktibas; aktanlan bölüm; celp, mahkemeye çağrı; celp kağıdı; kahramanIlğından dolayı bir asker veya taburun günlük emirde zikredilmesi. ci'tatory (s). aktarma ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). turunçgiller familyasma ait. citrus fruit turunçgillerden herhangi bir meyva.

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük ve derisi sert, kısa ayaklı ve koyu renkli bir cins kırkayak. Çıyan otu — Bir nevi ot. Ar. adras-ül-kelb. Yılan çıyan = Zehirli sürüngen ve böcek cinsleri.

Şifalı Bitki

(çobankesesi): Turpgillerden, bir çeşit yaban bitkisidir. Meyveleri, torbaya benzer. Yaprakları rozet şeklinde olup, demet görünümündedir. Çiçekleri beyazdır. Yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Ağrıları giderip, vücuda rahatlık verir. Burun kanamalarını durdurur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Miktarı fazla olan, az karşılığı, bol. Ar. kesîr, vâfir. Fars. bisyâr: Çok kitabı vardır, bu yıl çok mahsul oldu. 2. Fazla, ziyade, lüzumundan artık: Bu yemek bize çoktur. 3. Pek, pek ziyade: Bu yemeği çok severim, çok iyi, çok üşüdüm, pek çok. 4. Her vakit, sık sık, pek sık: Bize çok gelirdi, bu hal bizde çok olur. 5. Büyük miktar, çokluk: Çoktan memnun olmayan azı da bulmaz. 6. Bir şeyin büyük kısmı, ekseriyyet: İnsanların çoğu gösterişe düşkündür, vaktimizin çoğunu boş işlerle geçiririz. 7. Çok vakit, uzun müddet, hayli zaman: O vakitten çok geçti, çok olmadı. Az çok = Ne kadar mümkün olursa, çok olmazsa az olsun, mümkün mertebe. Aza, çoğa bakmamak = Oluruna razı olmak. Çok çok = Sonunda, olsa olsa: Çok çok beş gün geçecektir. Çoktan = Hayli zamandan, eskiden. Çok şey = Garip şey, tuhaf şey. Çok kere, çok defa = Her vakit. Çok görmek = Çoksamak, çok sayıp yakıştırmamak, çekememek. «Ne var, ne çok» tâbirinde «yok» yerine kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mal, emtia, eşya; yararlı şey. staple commodities başlıca satış ürünleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim. yarım kubbe; (anat). boynuzcuk, konka (burun boşluğunda); kulak kepçesinin çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., argo kafa; burun; (f). başına vurmak. conk out (k).dili birden stop etmek; argo aniden çökmek.

Türkçe Sözlük

Yeni ürünlerin elde edilmesi amacıyla cam, çinko, plastik, kâğıt ve benzeri özel çöplerin değerlendirilmesi ve organik çöplerin kompost haline çevrilmesini ifade eden bir terimdir. (Abfallverwertung/waste treatment, waste recycling)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rabıta; (gram). ingilizcede özne ve tümleci birleştiren be fiili; (müz). rabıta türünden kısa pasaj; (man). önermenin öznesi ile fiili arasındaki bağlantı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir köyde misafir doyuran esnaf, muhtar, kocabaşı, aksakal. 2. Osmanlı devrinde taşrada Hıristiyanlar’ın ileri geleni, mağaza ve dükkân sahibi. 3. Yeniçerilerde (çorbası bir kazanda pişen) bir taburun subayı, orta kumandanı, binbaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şüpheli ölüm vakalarının sebebini tahkik eden memur. coroner's inquest bu memurun tahkikatı. coroner's jury bu tahkikatı yürütüp hüküm veren juri heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(tıb). burun nezlesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yassı. 2. Yassı burunlu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağlanmış bir şeyin bağını bozdurup açtırmak. Osm. hal ve fasi ettirmek: Düğümü, paketi, yükü çözdür. 2. iliklenmiş esvabı açtırmak, düğmesini iliğinden veya kopçasının, erkeğini dişisinden çıkartmak: Şu çocuğun yeleğini, potinini çözdürün.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sürünmek, çok yavaş yürümek, emeklemek; dalkavukluk etmek; (i). sürünme, çok yavaş gitme. crawl stroke kulaçlama yüzüş. The rock crawled with insects Taşın üstünde böcekler kaynıyordu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (crept, creeping) sürünmek, emeklemek; ağır ve ihtiyatlı hareket etmek; nüfuz etmek, sokulmak; ürpermek; hafifçe kaymak; (bot). sarılmak, uzun dal sürmek. creep up on hissettirmeyerek yaklaşmak. My flesh creeps Tüylerim ürperiyor. creepy (s). ür

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürünen şey veya kimse, emekleyen kimse; sürüngen asma; birkaç çeşit tırmaşık kuşu, (zool). Certhia: (çogğ). bebek tulumu; telefon direklerine tırmanmak veya buz üzerinde yurümek için ayağa takılan demir dişler; kamyonlarda en yavaş hızı sağlayan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ürün, mahsul, ekin, rekolte; (zool). kursak, havsala; binici kırbacı. crop rotationher yıl değişik ekin ekerek toprağın bereketini koruma. cream of the crop bir şeyin en âlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). billurlaştırmak billurlaşmak, kristal şekline koymak, kristal haline gelmek; belli olmak, sabit olmak; belirli bir şekil vermek veya almak; şekerle kaplamak; (çelik) müteaddit gerilmeler ile mikrostrüktürünü değiştirmek. crystalliza'tion (i). billu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Fortunella türünden erik büyüklüğünde bir cins portakal.

Türkçe Sözlük

yahut JURNAL (i. Fr. journal). 1. Bir memurun gördüklerini, işittiklerini belirterek verdiği müzekkere, küçük lâyiha, rapor: Polis curnalı. 2. Gizli tahkikat üzerine verilen rapor: Curnal vermek. 3. Gazete.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Ribes türünden frenküzümü; kuşüzümü.

Türkçe Sözlük

Enzimlerin etkisiyle organik dönüşmesini ifade etmekte kullanılan, atık su arıtımıyla ilgili terim. Örnek: Lağım çamurunun anaerobik çürütülmesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaçtan yassı bardak. 2. Rom gibi ısıtıcı bir mayi konan ve seyahat sırasında taşınan, ağaçtan yassı ve ağzı dar kap. Çutra balığı = Yassı burunT lu ufak mercan.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aşağıya varmak, batmak, toprak, su vesaire içine sokulmak: Kazma toprağın içine daldı. Havuzun içine daldım. 2. Habersiz ve izinsiz bir yere sokulmak: Kapıdan içeriye dalıverdi. 3. Hasta kendisini kaybedip dalgın yatmak: Şimdi biraz daldı. 4. Uykuya varmak: Biraz dalar dalmaz gelip uyandırdılar. 5. Derin bir fikir ve düşünceye varıp her şeyden habersiz olmak: Kendi kuruntularına dalmış, derin birtakım düşüncelere dalmış. 6. Bir işle meşgul olmak: Yeni işime öyle bir daldım ki, sormayın. 7. mec. Bilmediği bir işe girişmek. Dalıp çıkmak = (kandil fitili) Sönecek olup yine parlamak.

Yer

Danzig 12.yüzyıldan beri Polonya ile Almanya arasında ihtilafa konu olmuştur, iki ülke de şehri kendi toprakları altına almak ister. Almanya Birinci Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde ve özgür Polonya deklare edildiğinde, Versay Antlaşması’yla Danzig, nüfusunun %95’i Alman asıllı olmasına rağmen, “özgür şehir” olarak ilan edildi ve yetkisi Milletler Cemiyeti’ne verildi. Böylece Polonya’nın erişebileceği ve kullanacabileceği bir liman olacaktı. 1933’de, seçimler sonrası şehir parlementosunun büyük bir kısmı Nazilerden oluşuyordu. 1939’da, Polonya’nın Almanlar tarafından işgali ile, Danzig yeniden Almanya’ya katıldı. İkinci Dünya Savaşının sonunda ise, Gdansk adını alarak Polonya’ya bağlı bir şehir oldu. Şehirde bulunan Almanlar ise gitmeye zorlandılar. 1980’lerde şehir Solidarnosc hareketinin yuvası oldu. 1990’da ise şehirin Polonya’ya bağlı olduğu, resmen Almanlar tarafından kabul edildi. Danzig, tarihteki olayda yer almış önemli bir Avrupa şehridir. Aynı zamanda birçok büyük düşünürün de zaman zaman evi olmuştur.

Türkçe Sözlük

(DAVA) (i. A.) (c. deâvî). 1. Hukukunu savunmak için mahkemeye müracaat: Filân sizi dava etmiş, benim aleyhimde davaya kalkışmış. 2. Bir mahkeme huzurunda olunan duruşma: Hukuk mahkemesinde bir davası vardır. 3. Matematikte vesair ilimlerde halli istenen mesele: Bu davayı kim halledebilir? 4. İnsanın, haiz olmadığı sıfat ve fazileti haiz olduğunu söylemesi, iddia: Astronomide büyük bilgisi olduğunu dava ediyor, herif allâmelik davasında bulunuyor. Dava vekili = Eskiden avukat. Şimdi avukat bulunmayan küçük yerlerde bu görevi üzerine alan kimseye denmektedir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça tabl-bâz’dan galat ki, davulcu demektir). Çarkları yandan olan vapurlarda çarkların döndükleri yerleri örtmek için vapurun iki tarafında bulunan iki büyük yarım daire; yan kamaralar da bunların altında bulunurdu: Davlumbazın üstüne çıkmak.

Türkçe Sözlük

Dikloro difenol trikloroethan. Çok zehirli ve inatçı bir böcek öldürücü. Kolayca vücut dokusundaki yağlarda çözülür ve gıda zincirinde birikmeye başlar. 1939 yılında keşfedilen DDT, dünyada en yaygın biçimde kullanılan böcek ilacıydı. Balıklar ve kuşlar için çok öldürücü olduğu anlaşıldı. Kuşların yumurtalarının kabuklarını zayıflattığı ve üremelerini sonuçsuz bıraktığı için az kaldı bir çok türün, soyunun tükenmesine yol açacaktı. 1970’li yıllarda ABD ve Avrupa’da yasaklanmış, yavaş yavaş çevredeki DDT değerleri düşmeye başlamıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). burundaki nemi azaltarak soluk almayı kolaylaştıran ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hava veya gazı boşaltmak; gururunu kırmak, informal burnunu sürtmek; fiyatları duşürmek. deflation (i). hava veya gazı boşaltma; fiyatların düşmesi, deflasyon. deflationary (s). fiyatların düşmesine sebep olan.

Türkçe Sözlük

Bir nesnenin maddi ya da parasal karşılığı, değişim ortamı ya da benzeri bir standarda göre tahmin edilebilen miktar; ayrıca, nesnenin gerçek ya da olması gereken kıymetine, yararlığına ya da önemine göre göreceli statüsü. Değer kuramıysa kıymetleri önem sırasına göre, ayırıp sınıflandıran bir görüştür. Değerlerin nicel olarak ölçülebilme durumuna göre nesnel ve öznel değerlerden söz edilmektedir. Sanat ve mimarlık alanında mimari bir yapıya, bir sanat nesnesine ya da endüstri ürününe ilişkin iki tür değer tanımlanmaktadır. Bunlar; kullanıcının gereksinimini karşılamaya yönelik ürünün faydasıyla tanımlanan “kullanım değeri” ve mimarlık ya da sanat ürününün özellikle pazarlama ürünü olarak ortaya çıkmasıyla belirlenen “değişim değeri”dir. Kullanım değerine ilişkin değer yargıları kişiden kişiye, gruptan gruba değişebilmektedir. Örneğin; bir sanat nesnesinin estetik değerinden söz edildiğinde, o ürünü oluşturan bileşenlerin kompozisyonu, boyutları, ölçeği, rengi, dokusu, uyumu vb. sanat ve estetik kavramıyla ifade edilen, öznel nitelikli göreceli kıymeti anlaşılmalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yol gösterme, kılavuzluk, rehberlik: Bana filân zatın yanına kadar delâlet etmenizi rica ederim. 2. Delil ve alâmet olma, gösterme, İmâ: Bu sözü, şuurunun yerinde olmadığına delâlet ediyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Derin çukur veya bir yandan bir yana açılmış yarık: Toprakta bir delik açmak. Bu kâğıtta, basmada delik vardır. İğne deliği, sıçan deliği, kulak, burun deliği. Delinmiş, delikli: Delik bir kova. Delik deşik = Her tarafı delinmiş. Kulağı delik = Anlayışlı, iş bilir. Fars. Agâh.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hile, oyun; hayal, hulya, vehim, kuruntu; bir çeşit delilik. Iabor under a delusion bir durumu yanlış anlayarak hareket etmek. delusive, delusory (s). aldatıcı,asılsız, hayale dayanan, hayali.

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de: demür veya temür). 1. Fe senbolü ile gösterilen, 7.8 yoğunluğunda bir eleman. Demir 1510°’de erir. Kullanış yeri pek çok ve ehemmiyeti büyük olan demir, tabiatta oksit, karbonat ve sülfür halinde bulunur. Ar. hadîd, Fars. Ahen. 2. Gemiyi bir yerde durdurmak için zincirle denizin dibine bırakılan çengel şeklinde ağır demir Alet, lenger, çapa: Demir atmak = Gemi vesairenin, demirini denize salması. Demir almak = Demir kaldırmak. Demir üzerinde = Demirli. Demir taramak = Rüzgârın şiddetiyle demirin deniz dibinde sürünmesi. Demir yeri = Liman. Ocaklık demiri = Gemilerde ihtiyaten bulundurulan en büyük demir. Göz demiri = Teknelerin daima kullandıkları demirler. Tonoz demiri = Geminin kıç tarafından başını çevirmek için atılan küçük demir. Demir resmi = Bir limana demirlemek için verilmesi lâzım gelen para. 3. Bir Aletin demirden olan kısmı, namlı: Kılıç, bıçak, sapan demiri. 4. Pranga, zenclr: Ayağına demir vurdular. Demire vurmak. 5. Demirden yapılmış çeşitli Aletler: Kapı demiri, ocak demiri. Ak demir = Çekiçle dövülmüş demir. Kara demir = Kalıba dökülmüş demir. Erkek demir = Serti. Dişi demir = Yumuşağı. Demir kapan = Mıknatıs. Demirkapı = Nehirlerde gemilerin geçmesini engelleyen kayalık sed ve şelâle. Demir kırı = Demirin rengini andırır at donu. 6. Demirden yapılmış: Demir, karyola, demirkapı, demiryoju. 7. mec. Demir gibi sert ve katı yahut dayanıklı: Demir çarık.

Genel Bilgi

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır. Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar.

Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler. Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir.

Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır. Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir.

Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi. Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000’den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir.

Türkçe Sözlük

(i. F. derûn = içeri, dîden = görmek) (tıb). İnsan bedeninin boğaz ve burun gibi bazı deliklerinden içeriye bakmaya mahsus dürbüne benzer bir Alet (Fr. endoscope).

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça dest-ere = el bıçkısı. Türkçe söylenişi: testere). El bıçkısı. El ile kullanılan küçük bıçkı. Zemin testeresi = Yuvarlak kesmeye mahsus testere. Kıl testeresi = İnce tahtadan oyma çıkarmak için ufak bıçkı. Testere balığı = Uzun burunlu bir cins balık. (bk.) Testere.

Genel Bilgi

Devenin ana yurdu Kuzey Amerika’dır. Tarih içinde oradan Güney Amerika ve Asya’ya yayılmış, Kuzey Amerika kıtasında ise zamanla yok olmuştur. Güney Amerika’daki lama, alpaka (bir cins koyun), guanako {lamanın irisi) gibi hayvanlar devenin akrabaları sayılabilirler.

Yaşadıkları kum fırtınalarına ve diğer olumsuz şartlara uyabilmek için iki sıra koruyucu kirpikleri ve tüylü kulak delikleri oluşmuş, burun deliklerini açıp kapayabilme, çok uzaktan görebilme ve koku alabilme yeteneklerine sahip olmuşlardır.

Develerin tek hörgüçlülerine Arap devesi, çift hörgüçlülerine ise Baktriane (Bactrian) devesi adı verilir. Baktriane Afganistan’ın kuzeyinde bir yer olup bugün adı pek bilinmemesine rağmen çok çeşitli medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapmış, çok önemli tarihi geçmişi olan bir bölgedir.

Her iki cins deve de yük hayvanı olarak kullanılırlar. Çift hörgüçlü deve daha yavaştır (3-5 kilometre/saat) ama bir günde kervan içinde durmadan 50 kilometre yol gidebilir. Hörgücünün tepesine kadar olan yüksekliği 2 metre iken Arap devesinin sadece bacak yüksekliği neredeyse 2 metredir. Arap devesi 18 saat boyunca saatte 13-16 kilometre hızla yol alabilir. Develerin yük hayvanı olmalarının yanında etlerinden, sütlerinden, yünlerinden ve derilerinden de faydalanılır.

Genelde develerin hörgüçlerinde su olduğuna, bu sayede çöllerde uzun süreli yolculuklara bu kadar dayanıklı olduklarına inanılır ama gerçek bu değildir. Öyle olsaydı deve vücudundan su tükettikçe hörgücünün de bir balon gibi porsuyup inmesi gerekirdi.

Develerin hörgüçlerinde sadece yağ bulunur. Burası 30-35 kilogramlık bir yağ deposudur. Genellikle bir çok hayvan ilerde enerji kaynağı olarak kullanmak üzere vücudunda yağ depolar ama develer bunu hörgüçlerinde yaparlar. Yiyecek bulamadıkları zaman buradan faydalanırlar. Hörgücün bir ikinci işlevi de deveyi çölün kızgın güneşinden korumasıdır.

Develer zaten çölde suya az gereksinim duyarlar. 40 dereceyi bulan sıcaklıklarda iki haftaya yakın susuz kalabilirler. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Bu sayede nefes verirken havada bulunan nemin üçte ikisini geri kazanabilirler.

Bir devenin vücudundaki toplam suyun yüzde 22’sinin kaybı halinde karnı çekilir, kasları büzüşür ama bu, onun performansını çok etkilemez. Buna karşın bir insan vücudundaki suyun yüzde 5’ini kaybedince görme duyusunda azalma başlar, yüzde 12’sini kaybedince de ölebilir.

Develerin susuzluğa dayanıklı olmalarının nedeni su kayıplarının büyük bir kısmının dokularındaki sudan olması, kandaki suyun pek etkilenmemesidir. Ancak bütün bu özelliklere rağmen susuzluğa dayanma rekoru develerde değil, farelerdedir. Bu konuda zürafa da her ikisiyle yarışabilir.

Yeri gelmişken develerin bir başka özelliğine de değinelim, hayvanlar arasında sadece deve, kedi ve zürafa önce sağ taraftaki ön ve arka ayaklarını, sonra sol taraflakileri atarak yürürler. Yani sol - sağ seklinde değil sol - sol, sağ - sağ şeklinde. Hatta şiirdeki aruz vezninin ritminin Arap yarımadasındaki develerin bu yürüyüşlerindeki ritimden doğduğu bile rivayet edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hafriyat, kazı; (k).dili iğneli söz, kinaye, dokunaklı söz. digs (i)., (çoğ)., (ing)., (k).dili pansiyon. take a dig at somebody yapmacık bir nezaketle başkasının kusurunu yüzüne vurmak.

Teknolojik Terim

Kablosuz ve kullanımı kolay Digital Media Port (veya DM Port), PC’nizi, VAIO dizüstü bilgisayarınızı, MP3 çalarınızı ve diğer Bluetooth® etkin aygıtlarınızı BRAVIA TV’ye veya Sony ürünü ev sinema sistemine bağlar. TV’niz üzerinden en sevdiğiniz parçaları dinleyin veya bir dijital radyo istasyonuna ayarlayın ve salonu süper bir ses kalitesiyle doldurun. ATRAC, WMA, MP3 ve AAC dahil olmak üzere başlıca müzik dosyası biçimlerinin tümüyle uyumludur.

Teknolojik Terim

Ultra gerçekçi surround için stereo müzik kaynaklarından ses çalma. Sony’den Dijital Konser Salonu bir konser salonunda bulacağınız akustik türünü oturma odanıza taşır. Daha zengin müzik çalma için gelişmiş DSP teknolojisini kullanarak ses ekosu ekleyerek her bir enstrümanın sıcaklığını yakalayan benzersiz bir üç boyutlu ses alanı oluşturur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan ve hayvanların ağzındaki organ ki, besini yutmaya ve bilhassa insanda konuşmaya yarar. Ar. lisân, Fars. zebân: insan dili, koyun dili. 2. İnsanların konuştukları lehçelerin beheri. Lügat, lisan, zebân: Dünyada binlerce dil konuşulur. Türkçe eski ve geniş bir dildir. 3. Çeşitli Aletlerin uzunca, yassı ve çok defa oynak kısımları: Terazi, düdük, kilit dili. 4. Denizin içine uzanmış uzun, kumluk, üstü düz ve alçak kara parçası (dağlık ve taşlık olanına burun denir). 5. mec. Dedikodu, aleyhte söz söyleme: Allah, dilinden kurtarsın. Ağzı var dili yok, ağzında dili yok = Ses çıkarmaz, dayanıklı, tahammül eden, utangaç, masum, mahçup. Edirne dili = Başlıca bu şehirde yapılan sığır dili pastırması. Dilaltı = Tavuklarda görülen bir hastalık, kurbağacık. Dil ucunda olmak = Hemen söylenecek gibi hatıra gelip yine kaçmak: Onun adı dilimin ucundadır. Dil uzatmak = Haddini aşarak birinin aleyhinde söylemek. Dili uzun = Edepsiz Dil oğlanı = Vaktiyle Avrupa elçiliklerinde tercüman yamağı. Dil bağlamak = Susmaya mecbur etmek. Osm. iskât etmek. Dil balığı — Yassı bir cins balık. Dil burmak, dil çıkarmak = Eğlenmek, alay, istihzâ etmek. Dil peyniri = Uzun parçalı bir cins taze peynir. Dil tutmak = Düşmanın durumunu söyletecek esir tutmak. Dilini tutmak = Sözüne hâkim olmak, sır vermemek, her şeyi söylemekten sakınmak. Dillere düşmek = Kötü şöhret bulmak, kötülüğü yayılmak. Sığır dili = Uzun yapraklı bir bitki. Ar. lisân-üssevr. Kuş dili = 1. Kelimelerin her hecesi arasına diğer bir hece katarak ve tekrar ederek veya diğer bir suretle söylenmek ve bilmeyenler tarafından anlaşılmamak üzere birkaç kişi arasında uydurma dil. 2. Dişbudak tohumu. Dillerde gezmek = Fenalıkla şöhret bulmak. Dilini kesmek = Susmak, sükût etmek. Dile gelmek = 1. Kötü şöhret kazanmak. 2. Sevilmek. Köpek dili = Kızıllık otu. Küçük dil = Boğazda yukardan aşağıya sarkan küçük et parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işini sonraya bırakan, ağırdan alan, sürüncemede bırakan; ağır, üşenen. dilatorily (z). ağırdan alarak, üşenerek, dilatoriness (i). işini ağırdan alma, geciktirme: üşenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezozoik çağda yaşamış olan ve bu gün yalnız fosilleri bulunan çok büyük bir cins sürüngen, dinosor.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Kuşlarda ve sürüngenlerde kalın bağırsağın son kısmı, göden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). rahatsız etmek, endişe vermek, huzurunu kaçırmak, üzmek; (i). merak, endişe, huzursuzluk, üzüntü. disqui eting (s). merak verici, rahatsız edici, huzur kaçırıcı. disquietude (i). rahatsızlık, huzursuzluk, üzüntü.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. devâvîn) (Farsçadan Arapça’laşmış). 1. Büyük meclis, yüksek meclis: Dİvan kurulmak. 2. Eskiden muhakeme için kurulan yüksek meclis: Dİvân-ı Hümâyûn = Osmanlı İmparatorluğu zamanında bugünkü bakanlar kurulunun (kabine) karşılığı olan teşkilât. Amedî-i Dİvân-ı Hümâyûn = Vaktiyle bu meclisin başkâtibi. Tercüman-ı Dİvân-ı Hümâyûn = Eskiden padişahın huzurunda tercümanlık eden şahıs. 3. Eskiden bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre, harf sırası tertibiyle toplayan şiir mecmuası: Bâkî dîvânı, Nâbî dîvânı. Devâvîn-i şuarâ = Şair divanları. Dîvân efendisi = Vaktiyle vezirlerin resmî ve hususî başkâtipleri ki, yazışmaları idare ederlerdi. Dîvân-ı temyiz = Eskiden her vilâyet merkezinde bulunan temyiz mahkemesine verilen isimdi: Dİvân-ı harp = Askerleri muhakeme etmek üzere kurulmuş fevkalâde askerî mahkeme: Dİvân-ı harb-i örfî = Örfî idare altındaki memlekette siyasî işlerden, asayiş ve inzibatla alâkalı işlerden sanık olanları muhakeme etmek üzere kurulmuş askerî mahkeme. Dîvân durmak = Verilecek emirleri almak üzere ayakta ellerini kavuşturup durmak. Ayak dîvânı = Fevkalâde hallerde acele olarak kurulan meclis.

Türkçe Sözlük

(i.). Bacak ile baldır kemiklerinin bitişme yeri: Dize kadar çamur vardı; çayın suyu hayvanların dizine kadar geliyor. Diz üzere, diz üstünde = Dizleri yere koyarak. Diz bağı = Dizin altında veya üstünde çorap vesaireyi tutturmaya mahsus bağ (İngiltere’de en yüksek bir nişandır). Diz çürütmek = Tahsile devam etmek. Diz çökmek = Dizleri yere koyarak oturmak veya saygı göstererek bir dizi yere koyarak eğilmek: Diz çökmüş ders dinliyordu; huzurunda diz çöktüler. Diz dize = Dizler dokunacak edecek şekilde yan yana. Diz kapağı, ağırşağı = Dizin ön tarafındaki oynar kemik. Ekmeği dizinde olmak = Hukuka riayet etmemek, vefasızlık etmek, tuz ekmek hakkı bilmemek. Dizlerine kapanmak = Ayaklarına sarılıp yalvarmak. Dizlerinin bağı çözülmek = Korkmak, Aciz kalmak, hiç bir şey diyememek. Dizi dibinde = Daima birlikte, beraber: Çocuğunu dizi dibinde büyüttü.

Yabancı Kelime

İng. design

tasarım

1. Bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı. 2. Bir araştırma sürecinin çeşitli dönemlerinde izlenecek yol ve işlemleri tasarlayan çerçeve.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nurun doğması.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iliştirmek, temasa getirmek. Osm. lems ve massettirmek: Şuraya elinizi dokundurun; şu masayı duvarlara dokundurmayarak götürebilir misiniz? 2. El sürdürmek, bozdurmak: Eşyanıza kimseyi dokundurmadım. 3. İncitmek, sataşmaya bırakmak: O zavallı adama çocukları dokundurmayın. 4. Sözle birine târizde, imâda bulunmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dönmek, devir, cevelan etmek: Sabahtan beri sokaklarda dolaşıyorum; kırlarda dolaşıp durduk. 2. Gezmek, seyahat etmek. Fars, geşt-ü güzâr, Ar. teferrüc: Bir dolaş da gel; bir iki sene Anadolu’da dolaştım; o adam Akdeniz’de çok dolaştı; gelin biraz dolaşalım. 3. Yayılmak, intişar etmek, ortalarda olmak: Öyle bir söz dolaşıyor. 4. Birbirine geçmek, karışmak, girift olmak: Saçları dolaşmış: Bu iplikler dolaşırsa çözülmesi pek zor olur. 5. Doğrudan gitmeyip dolaşıklı olmak, öteye beriye sapmakla uzamak: Bu yol çok dolaşıyor. 6. Dönüp diğer bir taraftan varmak: Arkadan dolaş; art kapıdan dolaştık. 7. Boşuna gezmek, Ötede beride gezip durmak: İşsiz dolaşıp duruyor; buralarda ne dolaşıyorsunuz? Dışarıda çok dolaşma işimiz vardır. 8. Çevrilip öbür tarafa geçmek: Bozburun dolaşıldığı gibi limana girilir. 9. Gezerek aramak ve teftiş etmek: Bütün kırları dolaştık, vuracak bir kuş bile bulamadık. 10. Dönmek, devretmek: Kaptan Cook yelkenli gemisiyle dünyayı üç kere dolaştı; Stanley bütün Güney Afrika’yı dolaştı. 11. Gezip dolanmak veya teftiş etmek: Maarif müdürleri mektepleri dolaşmakla vazifelidir; idare memurları, idarelerindeki yerleri dolaşmakla mükelleftir. Ayak dolaşmak = Doğru yürüyemeyip ayaklan birbirine karışmakla sarhoş gibi yürümek. Ayağa dolaşmak = 1. Mâni ve engel olmak. Osm. musallat ve bâr olmak: Ayağıma dolaştı durdu. 2. İyiliğe karşılık bir fena hareketin cezasını çekmek: Nimetin kadrini bilmedi, ayağına dolaştı. Bir şeyin ardında, arkasında dolaşmak = Peşine düşmek. Dört dolaşmak = Sıkıntıda bulunmak, oraya buraya başvurmak. Dil dolaşmak = Açık ve rahat söyleyememek, sarhoş gibi söylemek, sözün gelişini idare edememek: Sanığın dili dolaştı, itiraf etti. Zihin dolaşmak = Zihin karışmak, şaşırmak.

Şifalı Bitki

(solanum lycopersium): Patlıcangillerden bir çeşit bitkidir. Ürünü için yetiştirilir. Vatanı Meksika ve Peru’dur. Yabani türünün meyveleri yuvarlak ve kiraz kadar küçüktür. Domatesin içeriğinde lycopin denilen bir madde bulunur. A, B, C vitamileri bakımından zengindir. Gövde ve yapraklarında solanin denilen zehirli bir alkoloid bulunur. Kullanıldığı yerler: Bol idrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını ve kanın durulmasını sağlar, damar sertliğini giderir. Romatizma ve nikriste faydalıdır. Safra ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Üremiyi düşürür. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Cilde tazelik ve pembelik verir. İsiliği ve mayasılı giderir. Nasırların sökülmesine yardımcı olur. Çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Arı sokmasında ve yanıkların tedavisinde faydalanılır. Kansere karşı korur. Midesi zayıf olanlar, böbrek ve mesanelerinde iltihap olanlar, suyunu içmelidirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iki misli yapmak; iki ile çarpmak; bukmek, iki kat yapmak; sıkmak (yumruk); iki mislini ihtiva etmek, iki misli kıymeti olmak; bir burunu dolaşmak (gemi); (müz).bir oktav daha yüksek veya daha alçak ses vermek; iki misli olmak; aynı yoldan geri

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ged, ging) sürüklemek, sürümek, çekmek; taramak, tesviye etmek (toprak); (den). suyun dibini çengel veya ağ ile taramak, yoklamak; taş yontmak; sürüklenmek, sürünmek; geride kalmak. drag an anchor (den). demir taramak. drag in (konu ile ilg

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ejderha, ateş saçan kanatlı bir sürüngen şeklinde tanımlanan efsanevi bir hayvan; eski yılan; çok hiddetli kimse (bilhassa kadın). dragonfly (i)., (zool). Odonata familyasından ince ve uzun kanatlı bir cins böcek, yusufçuk.dragon's bloo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tiyatro ile ilgili; tiyatro türünü andıran (özellikle çatışma ve zıtlık ifade eden turü); hareketli, canlı, et kileyici, tesirli, çarpıcı. dramatically (z). bir oyunu andırır şekilde canlı olarak, çarpıcı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüya, duş; rüya gorme; hülya, hayal; emel, hedef, gaye, amaç; kuruntu; kdili çok guzel ve cazip kimse veya şey dreamboat i, argo cazibeli kimse veya şey. dreamland (i). rüyalar. diyan dream world hayal âlemi. dreamless (s). rüyasız (uyku).

Türkçe Sözlük

(i.). Kefala benzer sivri burunlu ve karnı büyük bir cins balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüzün, neşesizlik, keder; kuruntu, evham. down in the dumps melankolik bir halde. dumpish, dumpy (s). melankolik, hüzünlü, kuruntulu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oynamamak, hareket etmemek, sükûn. Osm. sükûnette bulunmak: Yerinde durmak; ayakta durmak. 2. Hareketi kesmek. Osm. tevakkuf etmek: Bizim önümüze gelince durdu; araba, at durdu. 3. Bulunmak, kalmak, bir karar üzere olmak, devam etmek, mevcut ve baki olmak: Sizin aşçı duruyor mu? O kitaplar bende duruyor; dünya durdukça; aç durmak. 4. Beklemek, sabretmek: Durun biraz; duramıyorum. 5. Hareketsiz kalmak, râkid olmak: Su dura dura bozulur. 6. Oturmak, ikamet etmek. Osm. sakin ve mukim olmak: Şimdi nerede duruyorsunuz? 7. Şaşmak, hayrete dalmak, hayrette kalmak: Bunu işitince durdu. 8. Rahat oturmak, telâş ve gürültü etmemek: Hiç durmuyor. 9. Sebat ve devam etmek: Sözünde durmak; bir halde, bir kararda durmak. 10. Geçmemek, ilerlememek, ilişip kalmak: Mideye, boğaza durmak. 11. işlememek, kalmak: Saat, makine durmuş. 12. Dinmek, kesilmek: Yağmur, rüzgâr durdu. 13. Dinlenmek: Burada bir iki saat duralım. 14. Düşmek, konmak: Masanın üzerine toz durmuş. 15. Fiillerde atıf ve iltizam sigalarından sonra yardımcı fiil olarak kalıcılık gösterir: Kakıp durmak, bakıp durmak. Akan sular durur = Hiç diyecek yok; apaçık. Eğri durmak = Muhalefet göstermek. Uslu durmak = Yaramazlık etmemek. İç durmak = Sabretmek. Boş durmak = Hiçbir iş görememek. Tek durmak = Rahat oturmak, hiçbir yaramazlıkta bulunmamak: O tek durmaz. Hazır durmak (ve galatı; has durmak) = Selâma durmak veya diğer bir talim için hazır bulunmak kumandası. Dil durmak = Sükût etmek, söylememek: Onun dili durmaz. Divan durmak = Ayak üzre durup ellerini aşağıya uzatmak kumandası. Zihin durmak = Çok şaşırmak. Rahat durmak = Sükûnet üzre olup yaramazlık etmemek, (askerlik) Tüfeği yere dayayıp ayak üzere durmak. Selâma durmak = Ust geçerken selâmını almak üzere ayağa kalkıp beklemek. Tüfeği veya kılıcı yüzün önünde iki eliyle tutup geçen üstü selâmlamak kumandası: Selâma durl (ve galatı selâm dur). Şöyle dursun, bir yana dursun = Ondan başka. Doğru durmak = İyi harekette bulunmak, yaramazlık etmemek. Karşı durmak = Muhalefet ve serkeşlik etmek. Göze, dize durmak = Şükrü bilinmeyen nimet adamı kör, topal etmek. Mideye durmak = Hazmoiunamayıp ağırlık vermek.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir muhakeme sırasında bir davanın hâkim huzurunda görüşülme safhası, celse.

Teknolojik Terim

Kağıda benzeyen ekranıyla E Ink® teknolojisi, hareket halindeyken kesintisiz izlemeye yönelik en son yeniliktir. E Ink® güneşin ve diğer parlak ışıkların neden olduğu parlama görüntüyü bozmadan metin okumanızı ve resimleri izlemenizi sağlar. Sony’nin Reader Digital Book ürününde kullanılmıştır ve yüksek çözünürlüklü ekranı sayfalar boyunca net ve keskin metinler görüntülemektedir. Nerdeyse 180° olan görüntüleme açısı ve son derece uzun pil ömrüyle, trende, kumsalda veya hareket halindeyken kesintisiz kullanımın keyfini çıkarabilirsiniz.

Şifalı Bitki

(hubbaz): Ebegümecigillerden; çiçekleri ilaç, yaprakalrı da sebze olarak kullanılan ve genellikle tarla kenarlarında kendi kendine yetişen bir ottur. 20-70 cm. boyundadır. Yaprkalrı sarmaldır. Mayıs - Ağustos ayları arasında çiçek açar. Yaprak ve çiçeklerinde fazla miktarda müsilaj vardır. Yaprak ve çiçekleri kurutulmadan kullanılır. Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Mide ve bağırsakların muntazam çalışmasını sağlar. Kabızlığı giderir. Mide bulantısı ve kusmaları önler. Ateşi düşürüp, vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Nezle, bronşit, nefes darlığı tedavisinde kullanılır. Lapası çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Burun kanamasını durdurur. Dişeti hastalıklarını tedavi eder. Mide ağrısını keser. Burun tıkanıklığını giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). gazete vb'nin müdürüne ait veya böyle bir kimsenin uslubuna göre; (i). başmakale. editorialize (f). haber naklederken yorum yapmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Durulan yer. 2. Öğle vakitleri sürünün dinlendiği gölgelik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Toprağa ürün ekme işi. 2.Yılın onuncu ayı.

Türkçe Sözlük

Farklı sanatsal dizgelerden alınan öğelerin yeni bir dizge içinde yeniden kullanılması eylemi. Sanatta farklı çağ ve üsluplardan seçilip devşirilen öğelerin yeni bir tasarım ya da ürün oluşturmak için ele alınması olgusunu ifade eder. Bu durum 19. yüzyılda çok yaygın biçimde görülür. Bununla birlikte, eklektisizm bir üslup değil, bir davranış biçimi olarak değerlendirilmelidir.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı etmek). 1. Çeşitli tahıllar, bilhassa buğday unundan yapılmış hamurun ateşte yahut fırında veya tepside pişmesi ki, başlıca insan gıdalarındandır. Ar. hubz, Fars. nân: Buğday, mısır, arpa, çavdar ekmeği. 2. Yiyecek, yemek. Ar. taam. 3. Geçinecek, maişet: Ekmeğini çıkarmak. 4. iş, memuriyet, hizmet, vazife: Beni ekmeğimden edeceksiniz; memuriyetimi kaybetmeme sebep olacaksınız. Ekmek ufağı = Ekmek parçacıkları, tükenti. Ekmek içi = Yumuşak olan iç kısmı. Ar. nerme. Ekmek kabuğu = Üst ve alttaki kıtırı. Ekmek gibi = Pek eziz ve kıymetli, pek lâzım, vazgeçilemez nesne. Ekmeği dizinde = Temelsiz, geçici nimet veya hizmet. Ekmeğine yağ sürülmek = Arzusuna fazlasıyle kavuşmak. Paynir, ekmek = Yavan yemek. Tayın ekmeği = Askerlere verilen beylik ekmeği. Tuz, ekmek hakkı = Nimete teşekkür. Kuru ekmek = Katıksız, sade ekmek.

Türkçe Sözlük

Bir türün yaşamını sürdürmesi için gerekli tüm koşulları sağlayan ekolojik yaşama ortamındaki yeri.

Türkçe Sözlük

İnsan ya da hayvan figürünü, kas yapısını göstermek amacıyla derisi yüzülmüş olarak betimleyen anatomik çizim. 15.yy.da Batılı sanatçıların anatomiye ilgilerinin artmasıyla atölyelerde bu türden yapma modeller kullanma geleneği yerleşmişti. Özellikle Leonardo Da Vinci gibi birçok sanatçı böyle modellerden çizim yapmıştır. Ekorşe figür çalışmalarının en önemli örneği, George Stubbs`ın (1724-1806) Anatomy of the Horse (1766; Atın Anatomisi) adlı aside yedirme baskı dizisidir. Stubbs, bu çalışması için yaklaşık 10 yıl boyunca hayvan kadavralarını incelemiş, 18 ay da çizim yapmıştır. Özgün çizimleri bugün Londra Kraliyet Akademisinde bulunan bu dizi, özellikle veterinerler ve hayvan ressamları arasında gerçeğe uygunluğuyla ün yapmıştır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ekşi olmak, ekşilik kazanmak: Şıra, ayran, şarap ekşidi. 2. Mayalanmak, Osm. tahammür etmek: Hamur ekşidi. 3. Bayatlamak, bozulmak: Bu yemekler ekşidi. 4. Ekşilik hasıl edip rahatsız olmak. Midem ekşidi. 5. Asık suratlı, abûs olmak: Çehresi ekşimişti. 6. Çok sürünmek, bitirilmemek: Bu iş elimizde ekşidi. Başa «kşimek = Musallat olup def olmamak.

Yabancı Kelime

Fr. expérimentalisme

fel. deneyselcilik

Gerçek bilginin ancak deney yoluyla elde edilebileceğini, bilgilerimizin varsayıma dayanan bir nitelik taşıdığını, gerçeğin insan yaşantısının bir ürünü olarak düşünülmesi gerektiğini, değerler ile ahlaklılığın mutlak değil, toplumsal olduğunu ileri süren öğreti.

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patates gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her bir hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların veya patateslerin kesildiklerinde kararmaları işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijenini alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

Şimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve bu esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonlayarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patetes gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların ve pateteslerin kesildiklerinde kararmalrı işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijeni alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez bir suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

İimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve b esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonloyarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. süslemek, tezyin etmek, güzelleştirmek; (hikâyeye) aslında olmayan hayal ürünü şeyler ilave ederek ilgiyi artırmak. embellishment i. süsleme, güzelleştirme; süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., huk. ürün, mahsul; huk. araziden elde edilen ürün veya bu üründen elde edilen karın hakkı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ümit. 2.Şiddetli arzu, hırs, tamah. 3.Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. 4.İnsan ömrünün yetmeyeceği hülyalar, kuruntular.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. umûr). İş, şey, madde, Osm. maslahat, husus, keyfiyet: Bu, emriazimdir = Büyük iştir. Umûr-ı hâriciyye, dâhiliyye, nâfia, umûr-ı siyâsiyye, mülkiyye, askeriyye, ticâriyye, berriyye, bahriyye. Ahır-ül-emr = En nihayet, Akıbet. İbtidâ-yı emirde, evvel emirde = Önceki, en evvel. Nefs-ül-emr = ZAt-ı madde, esâs-ı maslahat: Nefs-ü-lemre muvafık bir iş. Umûr-ı beytiyye, husûsiyye, zâtiyye = Bir memurun resmî olmayan ve kendisi ait iş leri. Umûr-ı me’mûre = Her memurun yapmakla görevli olduğu işler.

Genel Bilgi

Sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim Desibel’dir ve kısaca dB olarak yazılır. İnsan kulağı inanılmaz şekilde hassas olduğundan bu dB ölçüsü de biraz tuhaftır. Kulağımız en hafif bir yaprak hışırtısından, jet motorunun yüksek sesine kadar her şeyi işitebilir. Halbuki jet motorunun sesi insanın işitebileceği yumuşak bir fısıldamadan bir trilyon kat daha fazladır. İnsan kulağı aralarında bir dB fark olan sesleri bile ayırt edebilir.

Desibel seviyesi matematik dilinde “eksponenşıl” denilen şekilde (aynen deprem ölçüsü ‘rihter’de de olduğu gibi) katlanarak artar. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik O (sıfır) dB’dir. Bu seviyenin 10 kat fazlası 10 dB, 100 kat fazlası 20 dB, 1000 kat fazlası 30 dB’dir ve böyle artarak gider. Şimdi bazı seslerin seviyelerine bakalım.

Sesin şiddet faktörü => Ses seviyesi (dB) => Sesin kaynağı

1.000.000.000.000.000.000 => 180 => Roket sesi 1.000.000.000.000.000 => 150 => Jet uçağının kalkışı 1.000.000.000.000 => 120 => Gök gürültüsü 100.000.000.000 => 110 => Klakson sesi (l metreuen) 10.000.000.000 => 100 => Metro istasyonu 1.000.000.000 => 90 => Mutfak blenderi 100.000.000 => 80 => Saç kurutucusu 10.000.000 => 70 => Otobandaki trafik 1.000.000 => 60 => Normal konuşma 10.000 => 40 => Oturma odası 1.000 => 30 => Kütüphane, hafif fısıltı 10 => 10 => Yaprak hışırtısı l 0 => İşitmenin alt sınırı

Yukarıdaki bütün ses seviyeleri kaynağın yakınından alınmıştır. Kaynaktan uzaklaştıkça bu seviyeler mesafeye bağlı olarak düşer. 85 dB’in üzerindeki sesler işitme duyusunun kaybına yol açabilir. Tabii bu süreye de bağlıdır. 10 saat 95 dB seviyesindeki sese maruz kalmak zarar verebilirken, çok kısa sürede 120 dB’lik bir ses seviyesi kulağa zarar vermez.

Sesin iki temel özelliği vardır. Biri yukarıda belirttiğimiz şiddeti veya seviyesi, diğeri de frekansı. Ses hava dalgaları ile yayıldığından bir saniyedeki dalga sayısı frekansını verir. Ve bu da ‘Herz’ birimi ile ifade edilir. Sesin şiddeti ile frekansı arasında bir bağlantı yoktur. İnsan kulağı 20 ile 20.000 Herz arasındaki sesleri algılayabilir. 20.000’in üstü ultrasonik sesler olup bu sesleri insan kulağı algılayamaz.

Sesin bir kulağımıza gelmesi ile öbürüne gelmesi arasında saniyenin milyonda biri kadar bir süre olmasına rağmen sinir sistemimiz bunu beynimize ulaştırır ve sesin hangi yönden geldiğini algılarız. 85 dB’in üstü insan kulağı için zararlı iken bebeklerin ağlaması 100 dB’in de üstündedir. Anneler, babalar bebeklerinizi ağlatmayın, sonra zararı size dokunabilir.

Genel Bilgi

Sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim Desibel’dir ve kısaca dB olarak yazılır. İnsan kulağı inanılmaz şekilde hassas olduğundan bu dB ölçüsü de biraz tuhaftır. Kulağımız en hafif bir yaprak hışırtısından, jet motorunun yüksek sesine kadar her şeyi işitebilir. Halbuki jet motorunun sesi insanın işitebileceği yumuşak bir fısıldamadan bir trilyon kat daha fazladır. İnsan kulağı aralarında bir dB fark olan sesleri bile ayırt edebilir.

Desibel seviyesi matematik dilinde “eksponenşıl” denilen şekilde (aynen deprem ölçüsü “rihter”de de olduğu gibi) katlanarak artar. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik 0 (sıfır) dB’dir. Bu seviyenin 10 kat fazlası 10 dB, 100 kat fazlası 20 dB, 1000 kat fazlası 30 dB’dir ve böyle artarak gider. İimdi bazı seslerin seviyelerine bakalım.

Yukarıdaki bütün ses seviyeleri kaynağın yakınından alınmıştır. Kaynaktan uzaklaştıkçabu seviyeler mesafeye bağlı olarak düşer. 85 dB’’in üzerindeki sesler işitme duyusunun kaybına yol açabilir. Tabii bu süreye de bağlıdır. 10 saat 95 dB seviyesindeki sese maruz kalmak zarar verebilirken, çok kısa sürede 120 dB’’lik bir ses seviyesi kulağa zarar vermez.

Sesin iki temel özelliği vardır. Biri yukarıda belirttiğimiz şiddeti veya seviyesi, diğeri de frekansı. Ses hava dalgaları ile yayıldığından bir saniyedeki dalga sayısı frekansını verir. Ve bu da “Herz” birimi ile ifade edilir. Sesin şiddeti ile frekansı arasında bir bağlantı yoktur. İnsan kulağı 20 ile 20.000 Herz arasındaki sesleri algılayabilir. 20.000’’in üstü ultrasonik sesler olup bu sesleri insan kulağı algılayamaz.

Sesin bir kulağımıza gelmesi ile öbürüne gelmesi arasında saniyenin milyonda biri kadar bir süre olamasına rağmen sinir sistemimiz bunu beynimize ulaştırır ve sesin hangi yönden geldiğini algılarız. 85 dB’’in üstü insan kulağı için zararlı iken bebeklerin ağlaması 100 dB’’in de üstündedir. Anneler, babalar bebeklerinizi ağlatmayın, sonra zararı size dokunabilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ünûf). 1. Burun. 2. mec. Kibir, gurur. Kesr-i enf = Burun kırma, kibir kırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انف] burun.

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (mü. enfiyye). Buruna mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük

(ENFİYYE) (i. A.) Buruna çekilen çürütülmüş tütün tozu. Enfiye çekmek; enfiye kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. girmek, içine girmek; dahil olmak, nüfuz etmek; delmek; girişmek, başlamak; üye olmak, yazılmak, katılmak; sokmak, koymak; yazmak, kaydetmek, deftere yazmak; huk. usulen mahkeme huzuruna getirmek; tasarruf etmek üzere bir mülke girmek; gümrüğe mal be

Teknolojik Terim

Elektronik Program Kılavuzu (EPG), zamanlanmış televizyon programlarının yayımlanması için bir ekran kılavuzudur. Kullanıcı, zamana, başlığa, kanala, türüne, vb. göre içerik seçebilir, keşfedebilir ve gezinti yapabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) burun kanaması

Türkçe Sözlük

(f.). Burundan, genizden konuşmak (eski kelime).

Teknolojik Terim

Müzik türüne göre düşük, orta ve yüksek frekansları hassas biçimde ayarlayan, ekranda gösterilen ekolayzer görüntüsüyle desteklenen tümleşik 3 bant ekolayzer. Yedi önceden tanımlanmış hafıza ayrı ayrı ayarlanabilir.

Genel Bilgi

Genel kural olarak gelişmiş hayvanların beyinleri basit yapılı hayvanlarınkinden, iri yapılı hayvanların beyinleri de küçük hayvanlarınkinden daha büyük ve karmaşıktır. Ama beyin büyüklüğünün zeka ile hiçbir bağlantısı yoktur. İnsanlarda yetişkinlerin beyinlerinin çocuklarınkinden, erkeklerin beyinlerinin kadınlarınkinden biraz daha büyük olmaları yalnızca yaş, vücut ağırlığı ve cinsiyet farkından kaynaklanır.

Bir beyine bakarak, onun bir kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğuna karar veremezsiniz, çünkü aralarında şeklen gözle görülür büyük bir fark yoktur. Ancak her iki cinsiyetin beyinleri arasında ortalama bir büyüklük ve ağırlık farkı vardır. Kadın beyinleri erkeklerinkinden yaklaşık yüzde 10 daha küçüktürler. Ortalama yetişkin bir erkeğin beyninin ağırlığı 1.375 gramdır.

Burada unutulmaması gereken en önemli husus, kadınların vücut ağırlıklarının da erkeklerden yüzde 10’un üstünde bir oranla hafif olmasıdır. Yani kadının beyninin vücuduna oranı yaklaşık yüzde 2,5 iken erkeğin yüzde 2’dir. Sonuçta kadınlar vücutlarına oranla daha büyük bir beyne sahiptirler.

Tek bir beyne bakarak hangi cinse ait olduğuna karar veremezsiniz ama ortada 100 tane beyin varsa en küçüğünün bir kadına, en büyüğünün ise bir erkeğe ait olma ihtimali çok kuvvetlidir.

İnsan beyninin hacim olarak büyüklüğünün zeka ile bir alakası yoktur. Bilimsel çalışmalar ilk insanlardan Neanderthal adamının beyninin günümüz modern erkeğininkine göre 100 santimetreküp daha büyük olduğunu göstermiştir.

Bilinen en büyük beyinlerden biri Rus yazar Turgenyev’inki idi ve 2021 gramdı. Dünyanın en zeki bilim adamlarından biri kabul edilen Einstein’in beyni ise ortalama boyutta bir beyindi.

Yunusun beyni ortalama 2270 gram ağırlıkta olup insanınkinden yaklaşık 1,66 kat daha ağırdır. Ancak bu, yunusların insanlardan daha zeki oldukları anlamına gelmez. Beyin ağırlığı ile zeka orantılı olsaydı 5 kiloluk beyni ile fil karadaki hayvanların hepsinden, 9 kiloluk beyni ile balina tüm canlılardan daha zeki olurdu.

İnsan beyninden 7 kat daha ağır olan balina beyni, kendi vücudunun 40000’de biri kadardır. Memelilerin beyinlerinin ağırlıkları genel olarak vücut ağırlıklarının 100’de biri, kuşların 200’de, sürüngenlerin 300’de, balıkların ise 5 - 6,000’de biridir.

Genel Bilgi

1991’de Avusturya Alpleri’nde buzullar arasında donmuş bir erkek cesedi bulundu. Şaşırtıcı olan cesedin 5.200 yıl önce yaşamış birine ait olması ve bugüne kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalabilmesiydi. ‘Alp Çobanı’ adı verilen bu cesette dikkat çeken bir başka husus da, yüzünde sakal ve bıyık olmamasıydı.

Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de tıraş oluyorlardı. Mağara duvarlarındaki bu devirlerden kalma resimler sakal tıraşı için kabukların, köpekbalığı dişlerinin, en çok da keskinleştirilmiş çakmaktaşlarının kullanıldığını göstermektedir. Günümüzde keşfedilen bazı ilkel kabilelerde çakmaktaşının bu amaçla kullanıldığı gerçekten de görülmektedir. Mısır’da açılan mezarlarda eski Mısırlıların M.Ö. 4. yüzyılda sakal kesmek için kullandıkları altın ve bakır aletler bulunmuştur.

Tarih öncesi erkeğinin sakal tıraşı olma nedeni, kesilmezse 150 santimetreye kadar uzayabilecek olan sakalın hareket kabiliyetini hayli kısıtlamasıdır. Ancak sinek kaydı tıraş olma ihtiyacının nedeni bilinmemektedir. Her gün kesilmesi gerekiyorsa erkekler niçin sakallı yaratılmışlardır, o da ayrı bir konu. Erkekler günümüzde olduğu gibi geçmiş zamanlarda da din, toplumsal konum ve moda gibi nedenlerle tıraş oluyorlardı. Örneğin, Roma’da sadece özgür insanlar tıraş olabilirdi.

MS. 14. yüzyılda şimdiki usturanın ilkelleri ortaya çıkmaya başladı, ama erkeklerin acılı ve kanlı tıraş derdi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. King Camp Gillette (jilet) ABD’de 1901 yılında ilk iki taraflı jileti keşfetti. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar 168 jilet ve 51 makine satabilmişti. Savaş başlarında ABD hükümeti ordunun ihtiyacını karşılamak için firmaya 3,5 milyon tıraş makinesi sipariş etti. Böylece tıraş bıçağı bir sektör haline geldi.

Kısa bir süre sonra eski bir kılıç üreticisi olan Wilkinson firması da tıraş bıçağı üretimine geçti ve bu ikili günümüze kadar piyasanın devleri olarak geldiler. Günümüzde Gillette dünya pazarının yüzde 66’sim elinde bulundururken, Wilkinson’un payı yüzde 20’dir. Daima sektörün motoru olan Gillette aslında kaşifinin ve firmanın ismi ve bir marka iken ürünün de ismi haline gelmiştir

1950’li yıllarda ilk elektrikli tıraş makineleri devreye girdi. Aynı yıllarda ise paslanmaz çelik tıraş bıçağı piyasaya çıktı. Günümüz erkeklerinin yaklaşık yüzde 80’i ıslak tıraşı yani tıraş bıçağı kullanmayı tercih ediyor. Dünyada tıraş olan 2 milyar erkek ve her birinin yüzünde ortalama 15 bin kıl varken ve hele hele bu kıllar günde yaklaşık 2 milimetre uzarken, yani bir erkeğin ömrünün ortalama 100 günü tıraş olmakla geçerken, kim bükebilir tıraş bıçağı sektörünün bileğini?

Genel Bilgi

Takılar hariç üzerimizdeki her giysinin bir fonksiyonu vardır. Peki kravatın boğazı sıkmaktan başka fonksiyonu nedir? Her iki yakayı bir araya getirmekse düğme o işi görüyor. Düğmeleri örtüp giysimizi güzel ve renkli kılmaksa kadınlar niye takmıyor? Pek de kravat sever bir millet olmadığımız açıktır ama ister inanın, ister inanmayın kravatın ortaya çıkışında Türklerin de rolü var.

1660’da Osmanlılar Avusturya ordusuna yenilince o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan’dan (Croatia) bir alay asker zaferin kahramanları olarak Paris’e götürüldüler ve kralın huzuruna çıkarıldılar. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi de krallık kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki ‘Croat’tan türedi.

Çok geçmeden bu moda İngiltere’ye sıçradı. Hiçbir centilmen boğazına bir şey sarmadan kendini iyi giyinmiş hissetmiyordu. Kravat o zamanlar o kadar yüksek bağlanırdı ki, insanlar vücudunu döndürmeden etrafa bakamıyorlardı, ama hiç olmazsa bir faydası vardı. Kılıç darbelerine karşı boyunu koruyordu.

Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970’li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı. Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu.

Kravatlar erkeklerin elbise dolaplarının en kolay yıpranabilir aksesuarlarıdır. Genellikle erkekler kravatı düğümünün bir tarafından, ince ucunu çekerek çıkarırlar. Halbuki doğru yol kravatı bağlarken hangi hareketleri yaptıysanız, sökerken de ters sıra ile aynısını yapmanızdır.

Kravatı çıkardıktan sonra her iki ucunu birleştirip iki kat yapmanız, parmağınızın üzerine bir kemer gibi sarmanız, parmağınızı içinden çektikten sonra bütün gece o şekilde muhafaza etmeniz uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Eğer söz konusu olan bir ipek kravat ise sabahleyin de hemen askıya asmanız gerekiyor, bu şekilde içindeki fiberler orijinal şekillerine gelecektir. Son bir uyarı: Üzerinde leke olsa bile ipek kravatları kuru temizlemeye göndermeyin, deforme olabilirler, mümkün olduğunca kendiniz temizlemeye çalışın bu da bir sonuç vermezse dikişlerim söküp mendil olarak kullanabilirsiniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.),(s.), (tıb.) burna çekilip akmasını kolaylaştıran ilâç; (s.) burun akmasını kolaylaştıran.

Türkçe Sözlük

(f.). Hamurun yapışmaması için tepsiye un serpmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hava) Oynamak, (yel) hareket etmek. Osm. hübûb etmek, vezân olmak: Yel, rüzgâr (fail bilindiği için failsiz de kullanılır): Bugün çîık esi yor. 2. Ansızın hatıra gelmek, Osm. hutur, sünûh etmek: Oyle esti, aklına eserse. 3. Birden görünmek, çıkıvermek: Daha esmedi. 4. Nasip, kısmet olmak, isabat etmek: Bu, size nereden esti? Esip savurmak = Hiddet ve gürültü etmek. Başta hülyalar esmek = Kuruntu içinde olmak. Yerinde yeller esmek = Görünmez olmak, adı ve eseri kalmamak, adı sanı kaybolmak, izi kalmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) temelli, köklü, asli, esaslı, gerçek, temel, hakiki; önemli, elzem; ruh veya ıtır türünden; (i.) gerekli olan şey, esas. essential character esas mahiyet, asıl sıfat. essential mineral bir kayadaki esas maden essential oil bitkilerden elde edil

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (anat.) burun içinde bulunan kalbura benzer bir kemiğe ait. ethmoid bone (anat.) etmoid, kalbur kemiği. ethmoidal cells (anat.) etmoid hücreleri.

Türkçe Sözlük

Toplumların kültürlerini inceleyen bilim dalı. Çoğunlukla ilkel toplulukları ve halk kültürünü ele alır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اوهام] vehimler, kuruntular.

Genel Bilgi

Böyle bir soruyu ilkçağlarda okyanus kıyısında yaşayan bir kişiye ‘bu denizlerin sonuna yolculuk nasıl olurdu’ diye sorsaydınız herhalde hayal gücünü bile kullanamazdı. Biz bugün evren hakkında o zamanın insanının dünya hakkında bildiğinden daha çok şey biliyoruz.

İimdilik bilebildiğimiz kadarıyla evrenin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için gelin hayali bir uzay aracı ile hayali bir uzay yolculuğuna çıkalım ve içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinin ikizi Andromeda galaksisine bir gidip gelelim.

Tabii bu uzay aracının hızı dünyamızdaki yolcu uçaklarınınki kadar, yani saatte bin kilometre civarında olursa, Güneş’e bile varmak yıllarca sürer. Onun için aracımızın hızının ışık hızı, yani saniyede 300 bin kilometre olduğunu varsayalım. Bu hızı tahayyül edebilmek için bir silahları çıkan merminin hızının saniyede bir kaç kilometre olduğunu belirtelim.

Dünyadan hareket eder etmez, bir saniyeden biraz fazla bir süre içinde Ay’ı sollar, 8 dakika sonra Güneş’te oluruz, Güneş’in sıcaklığından bir an evvel kurtulmak için yolumuza devam edersek 5,5 saat sonra gezegenleri arkamızda bırakarak Güneş istemimizden çıkarız. Buraya kadar 6 milyar kilometre yol gelmişizdir ve geriye dönüp baktığımızda artık Dünya’nın yanında Ay’ı seçemeyiz.

Güneş sisteminden çıkarken rotamızı en yakın yıldıza çevirelim. 4 yıl 3 ay sonra Proxima Centauri’ye varırız. Buralardan artık Güneş sistemimizin devleri Jüpiter ve Satürn de dahil hiç bir gezegen gözle görülemez sadece Güneş sönük bir yıldız olarak gözümüze çarpar.

Madem hayali bir seyahat yapıyoruz, burada geçen ömrümüzün de sınırlı olmadığını kabul edelim. 20 bin yıl sonra içinde bulunduğumuz yıldız grubu Samanyolu’nun sınırına ulaşıp dışarı çıkarız. Burada artık Güneş de gözden kaybolur. Bir kaç yüz bin yıl daha boşlukta gidip geriye baktığımızda 100 milyar yıldızdan oluşan Samanyolu’nu hızla dönen büyük bir girdap gibi görürüz.

İçinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisine diğer ülkeler mitolojiden kaynaklanan, ‘süt’ veya ‘sütlü yol’ anlamında ‘Milky way’ adını vermişlerdir. Anadolumuzda ise bu yıldızlar topluluğu, saman çalan bir hırsız kaçarken dökülen samanlara benzetilip ‘Saman uğrusu’ adı verilmiş bu ad zamanla Samanyolu’na dönüşmüştür.

Güneşimiz 4,5 milyar yaşındadır ve Samanyolu’nda bir turunu 220 milyon yılda tamamlar. Yani Güneş, gezegenler ve biz, bugüne kadar galakside 20 turu tamamlamış bulunuyoruz. 22 milyon yıl sonra yirmi birinci tur da tamamlanmış olacaktır. Son tur başladığında dinozorlar dünyada ortaya çıkmışlardı. Bir turda dünyada olup bitenlere bakın.

Dinozorlar 21. tur bitmeden dünyadan silinip gittiler. İnsanlık tarihi ise ancak 200 bin yıl evveline kadar gidebiliyor. Afrika’da bulunan, insanı andıran maymun kalıntıları ise 3,5 milyon yıllık, yani Taş Devri’ çizgi filmindeki Fred’in hiç bir zaman bir dinozoru olamadı.

Neyse biz yolculuğumuza devam edelim. Bu arada gözümüze bizim Samanyolu’na benzer başka yıldız grupları da çarpar. Bunlardan en yakın olanına 400 bin yıl sonra ulaşırız. Işık hızı ile yoluna devam eden uzay aracımız 3 milyon yıl sonra Samanyolu’nun ikizi olarak bilinen Andromeda galaksisini de geçerek galaksiler grubunun dışına çıkar ve daha büyük bir boşluğa dalar.

Aslında biz dünyadan baktığımızda bu mesafeden 3-4 bin kat daha uzak gök cisimlerini de gözlemleyebiliriz ama iyisi mi boşlukta kaybolmaktansa artık geri dönelim, evimize varmak için daha 3 milyon yıllık yolumuz var.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal unsuruna dayanan hikâyeler yazan kimse; yalan uyduran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hayal, düş, imge; merak,kuruntu; kapris; meyil, sevgi; zevk; zihinde yaratılan bir kavram, mefhum; (s). fantazi, süslü; hayale dayanan, keyfi; yüksek kaliteli (meyve); ifrat derecesinde. fancy dress fantazi elbise, karnaval kıyafeti. fancy dres

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal, fantezi,kapris; hülya, kuruntu, garip fikir, garabet; (müz). fantezi.

Şifalı Bitki

(phaseouls vulgaris): Baklagillerden; barbunya, çalı, ayşekadın, horoz gibi birçok çeşitleri olan bir bitki ve bunun sebze olarak kullanılan yeşil ürünü ve kuru tohumlarıdır. Kullanıldığı yerler: Taze fasulye, bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücudun kuvvetlenmesini sağlar. Pankreas bezi’nin gereği gibi çalışmasına yardımcı olur. Şeker hastalığını önler ve kandaki şeker miktarını düşürür. İdrar tutukluğunu giderir. Albümini düşürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer yetersizliğini tedavi eder. Kalbi ve böbrekleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını giderir. Zehirlenmelerden sonra yenilecek olursa; çabuk iyileşmeyi sağlar. Fasulye pişirilirken, pişirme suyunu en azından 2-3 kere değiştirmek gerekir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (ter, test) (i). şişman, slang şişko; semiz, yağlı; bol ve iyi; bereketli; kârlı; dolgun;kalın; (i). yağ; bereketli ürün; semizlik. fat cat (A.B.D)., argo zengin adam; seçim öncesi partisine maddi yardımda bulunan kimse. a fatchance (A.B.D)., argo ç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; kuruntu, endişe, vehim. fear of God Allah korkusu. for fear of korkusundan. fearless (s). korkusuz, gözüpek, yılmaz. fearlessly (z). korkusuzca, yılmadan. fearlessness (i). korkusuzluk, gözüpek oluş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkalarının menfaati ile din ve devlet uğurunda şahsî menfaatlerini feda eden, hamiyetli: Fedakâr adam.

Türkçe Sözlük

(i. aslı fenâr). 1. Her tarafı camla kaplı mum veya lâmba mahfazası: Bahçe feneri; sokaklarda fener yanmazsa herkes gece fenerle gezmek mecburiyetinde kalır. Hırsız feneri = Karşısındakini gösterip sahibini göstermiyecek surette yalnız önü camlı fener: Hayâl-i fener = Resimli camları olup duvara o resimleri aksettiren fener. Fr. lanterne magique. Karpuz fener = KAğıttan açılıp kapanır yuvarlak çeşidi. Gelin feneri = Renkli ve süslüsü. Muşamba fener = Muşambadan yapılma açılıp, kapanır fener. 2. Sahillerin tehlikeli burunlarında veya açıktaki kayalar üzerinde vesair yerlerde geceleri gemilere yol göstermek için kuleler veya dubalar üzerine konan sabit veya döner şimşekli lâmba, deniz feneri.

Türkçe Sözlük

(FERYAD) (i. F.). 1. Bağırıp, çağırma. Osm. vâveyla. Figan: Bir kadının feryâd ettiğini işittim; bir feryat koptu. 2. İmdat isteme, sızlanma: Feryadına yetişen olmadı; feryada takati yoktu. 3. Şikâyet, sızlanma: Vapurun yolsuzluğundan yolcular feryat ediyorlar. 4. El-aman, İllallah: Bir yaramaz çocuk ki, elinden feryat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). iltihaplanmak, azmak; çürümek, küflenmek; kuruntu etmek; (i). iltihap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güvenen, emniyet ve itimat eden; emniyet ve itimat kabilinden; (fiz). miyar veya ölçü birimi türünden. fiducially (z). emaneten, güvenle, emniyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk). mahkeme memuruna verilen yazılı haciz emri.

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadarına: Filanına kısmın filanına faslında diye kaydetmeli. Filanına taburun filanına bölüğü.

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.

Türkçe Sözlük

(i.). Turunçgillerden, Hindistan’da yetişen bir ağaç ve yemişi (feronia elephantum).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kaçma, savuşma, izinsiz ve gizliden kaçma: Firar etmek, izinsiz ve gizliden kaçmak: Firar etti. 2. Bir askerin veya diğer bir memurun mevkiini bırakarak gizlice kurtulup gitmesi: Askerlikte firarın cezası ağırdır.

Teknolojik Terim

Apple tarafından geliştirilen, bilgisayara ve çevre ürünleri bağlanmada kullanılan yüksek hızlı arayüz bağlantısı.

Türkçe Sözlük

(i.). Sürünen bir kumaş ve eski terlik yahut hafif surette akan su sesini taklit ve tasvir ederek ekseriya mükerrer kullanılır: Fış fış, fışır fışır yürümek, sürünmek, akmak.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir organının; genellikle bağırsağın, kaslar arasındaki zayıf bir noktadan dışarı çıkmasına fıtık denir. Fıtık olan yerde, şişlik görülür. Öksürünce veya ıkınınca büyür. Ağır işler yapmaktan, öksürmekten ve ıkınmaktan, hoplayıp zıplamaktan kaçınmak gerekir. Ameliyat olunmayacaksa, fıtıkbağı kullanmak faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Keçiboynuzu

Hazırlanışı : Her gün 100 gram keçiboynuzu dövülüp yenir.

Teknolojik Terim

Veri saklamak için kullanılan bellek çipi. Flash Bellekli ürünler dolayısıyla küçük ve kompakt olabilir tasarlanabilmektedir. Flash bellek ürünlerinin bir diğer avantajı da sağladığı tutarlılıktır. Hareketli parça bulunmadığı için ani hareket nedeniyle oynatma esnasında asla atlama yapmaz. Bununla birlikte, Flash bellek ürünleri sabit disk ürünlerinden daha küçük saklama kapasitesine sahiptir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., slang yaltaklanmak, yağ çekmek; dalkavukluk etmek; gururunu okşamak, ümit vermek, methetmek, övmek, göklere çıkarmak. flatter oneself sanmak, zannetmek, ümit etmek. flatterer (i). dalkavuk, slang yağcı. flatteringly (z). methederek, göklere çıka

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çakmaktaşı; çakmaktaşı gibi sert olan herhangi bir şey. flint and steel çelik çakmak. flint glass billur, kristal. flint heartted (s). merhametsiz, taş yürekli. flintlock (i). çakmaklı tüfek. flint ware hamurunda çakmaktaşı bulunan iyi cins çanak çö

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). katlamak, bükmek; (matb). kırmak; sarmak, bağrına basmak; kaplamak; katlanmak, bükülmek; sarılmak, bürünmek; kavuşturmak (elleri); hafifçe katmak; (A.B.D)., argo tutulmayıp kapanmak (piyes); yorgunluktan çökmek; (i). kat, kıvrım; büklüm; boğu

Yabancı Kelime

Fr. folklore

halk bilimi

Bir ülkede yaşayan halkın kültür ürünlerini, sözlü edebiyatını, geleneklerini, törelerini, inançlarını, mutfağını, müziğini, oyunlarını, halk hekimliğini inceleyerek bunların birbirleriyle ilişkilerini belirten, kaynak, evrim, yayılım, değişim, etkileşim vb. sorunlarını çözmeye, sonuç, kural, kuram ve yasaları bulmaya çalışan bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). burun, çıkıntı; bir şeyin önündeki arazi parçası.

Finansal Terim

(Forward Transactions)

Anlaşılan miktar ve fiyattan belirli bir tarihte belli bir ürünün teslim edilerek karşılığının ödeneneceğinin iki tarafın bibirine taahhütte bulunmasıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). buğday türünden, bugday veya diğer tahıllara benzer.

Yabancı Kelime

İng. fuel-oil

yağ yakıt

Ham petrolün damıtılması sonunda elde edilen ve yakıt olarak kullanılan ürün.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). füg türünden.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karabiber denilen Güney Asya ürünlerinden baharat çeşidi. Dâr-ı fülfül = Karabibere benzer bahârattan uzunca bir biber. Fülfül-i şâhî = Yine bahârattan diğer bir biber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, bot mantar veya man tar türünden bitki; trb yara etrafında veya deri üzerinde peyda olan mantar veya sün gere benzer /sıs/; birdenbire büyuyen şey

Finansal Terim

(Futures Markets)

Fiyat dışındaki şartları standartlaştırılmış bir vadeli (forward) sözleşmenin işlem gördüğü piyasalardır. Bu piyasalarda sözleşmeye konu teşkil eden ürün kontrat şartlarına uygun olarak ileri bir teslimat tarihinden alınıp satılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. gaile). Gaileler, ürünler, (bk.) Gaile.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. gallât). Tahıl, ürün, gelir, mahsul, varidat: Gaile anbarı. Galle-i vakf = Vakfın mahsul ve faydası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Hint zamkı, katalomba, gomagota; turuncumsu sarı renk

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Her çeşit çukurun en derin yeri, dip. Ar. kaar: Gavr-ı bi’r = Kuyu çukuru. Gavr-ı bahr = Deniz çukuru. 2. mec. Gerçek, Ar. künh, hakikat: Meselenin gavrına varmak, daima incelemeler yaparak o ilmin gavrına ulaştı.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: gase). 1. Katı ve sıvı olmayıp, hava gibi hafif ve uçucu cisim. Osm. cism-i tayyâr. Bir sıvıyı çok ısıtarak gaz haline koymak. Ar. sanılıp gazât suretinde cem’i de kullanılmıştır. 2. Maden kömürünü yakarak elde edilen ve borularla şehrin her tarafına iletilen; yakılınca eskiden sokak ve evleri aydınlatan ağır kokulu bir uçucu cisim: Gazla sokakları aydınlatmak. Aşağıdaki mânâdan ayırmak için havagazı dahi denir. Havagazı ile işleyen birçok makine icat olunmuştur. 3. (yanlış) Yerden çıkan nefte benzer madenî bir sıvı ki, tasfiyeden sonra zeytinyağı yerine lambada yanarak aydınlatmaya yarar, petrol: Gaz yakmak, gaz lambası, gaz tenekesi, sandığı. 4. Petrol yakan lâmba, ışık, çerâğ: Şu gazı yakına getirin, bana gösterin.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürünmek, bir baştan bir başa gidilmek. Osm. mürûr ve ubûr olunmak: Çok kar yağdığı için dağ yolundan geçilemez. Çamurdan geçilmez. 2. El çekmek vazgeçilmek, çevirilmek: Alışılan şeyden kolay geçilmez. 3. Aşılmak, mesafe alınmak. Yolun yarısı, en zor kısmı geçildi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yürünmesi, bir baştan bir başa gidilmesi mümkün olmayan: Geçilmez yol, dağ, dere. 2. Terkolunmaz, bırakılamaz: Geçilmez bir mal, geçilmez bir Adet.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

Türkçe Sözlük

(i.). Burun deliğinin boğazla birleştiği yer. Genizden söylemek = Hım hım etmek. Ger.ze kaçmak = (yiyip içilen şey) Boğazdan burun deliğine gitmek.

Genel Bilgi

Bugün artık hemen hemen her evde buzdolabı var. Günlük gıdalarımızı bozulmasınlar diye buzdolabında saklarken, uzun süre saklayacaklarımızı da buzluk veya derin dondurucu dediğimiz kısmına koyuyoruz. Gıdaların normal hava şartlarında bozulmalarının nedeni, bu ortamda gıdada bulunan bakterilerin, mikropların kısacası mikro organizmaların gelişerek faaliyetlerini sürdürmeleridir.

Gıdaları soğukta veya dondurarak muhafaza en çok başvurulan ve püf noktaları olan yöntemlerdir. Bu arada gıda muhafazasında tam tersi yollar da vardır. Isıtarak muhafaza ve kurutma gibi. Hatta turşu kurmak bile bir muhafaza yöntemidir. Dondurarak muhafazaya geçmeden önce pastörizasyon, sterilizasyon gibi sık sık ismini duyduğumuz veya etiketlerin üzerlerinde gördüğümüz terimlerin anlamlarına bir bakalım.

Gıdaları daha dayanıklı kılmak amacıyla uygulanan yöntemlerden pastörizasyon ve sterilizasyon ısıl uygulama ile muhafaza anlamına gelmektedirler. Sterilizasyonda gıda 100 derecenin üzerinde ısıtılır. 100 derecenin altındaki ısıl uygulamalar ise pastörizasyon adını alır. Her iki yöntemde de amaç daha işin başında bakteri ve mikropları öldürmektir.

Hangi yöntemin uygulanacağını gıdanın asit durumu belirler. Asit oranı fazla gıdalarda bakteri ve mikropların ısıya dirençleri azalır. Bunun için düşük asitli gıdalar sterilize edilirlerken yüksek asitli gıdalar pastörize edilirler. Ancak sütte durum farklıdır. Süte pastörizasyon işleminin uygulanmasının asıl amacı dayanıklı bir ürün elde etmekten ziyade verem mikrobunu öldürmektir.

Kurutarak saklamada, su ortamdan uzaklaştırılır. Böylece bakteri ve mikropların gelişmesi önlenir, biyokimyasal reaksiyonlar en aza indirilir. Ancak yine de bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve bunlar da renk koyulaşmasına ve gıdanın acılaşmasına yol açarlar.

Soğukta muhafazada, gıdanın hücre suyu, en fazla donma noktasına kadar soğutulur. Meyve ve sebzelerde bu sıcaklık +4 ile -2 derece arasındadır. Bu yöntemin en yaygın kullanma yeri buzdolabıdır ve dondurarak muhafaza ile karıştırılmaması gerekir.

Günümüzde gıdaların dondurularak saklanması çok yaygın bir şekilde uygulanan en iyi muhafaza yöntemidir. Bu yöntemde hücre suyunun donması ve hücrelerin ölmesinin sağlanmasına kadar sıcaklık düşürülür. Gıdalar genellikle -40 derecede dondurulur, -18 veya -20 derecede muhafaza edilir.

Gıdadaki su miktarının azalması bakteri ve mikropların yaşamalarına uygun olmayan bir ortam yaratır. Ancak dokulardaki suyun donarak buza dönüşmesi sırasında hacim büyüdüğünden hücrelerdeki doku yapıları da bozulabilir. Bunu önlemek için donma olayının hızı çok iyi kontrol edilmelidir.

Gıdaları yavaş yavaş dondurursak oluşan buz kristalleri hücre dokularını parçalayacağından, yapısı bozulmuş olan bu gıda çözünme sırasında dışarıdan gelecek bakterilerin hücumuna karşı direnç gösteremez ve çabucak bozulur, donma sırasında oluşan buz kristallerinin boyutları, donma hızına bağlıdır. O halde donma, buz kristallerinin büyümelerine fırsat bırakmayacak şekilde mümkün olduğunca hızlı olmalıdır (şok donma).

Bu şekilde dondurulmuş gıdalar tüketiciye ulaşana kadar dondurulmuş durumda olmalı ve depolarda -18 derecenin üstüne çıkılmamalıdır. Çünkü bir kere dondurulduktan sonra çözülen gıda artık steril değildir, hatta bu durumda bozulma daha hızlı oluşur, tekrar dondurmak da çare değildir.

Türkçe Sözlük

(f.). Girmek ve bu fiil mümkün olmak. Ar. duhûl: Bu kapıdan girilir, öbüründen çıkılır. Ehramın içine girilebilir mi?

Genel Bilgi

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçi-+lerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrıdır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler, içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş, biz ve yağmur damlaları, muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır, Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

Genel Bilgi

Bu işin daha ilginç bir yanı var. Güneşin ışığı ne renktir, hiç düşündünüz mü? Çoğunuzun sarı diyeceğine eminim. Güneş ışığı beyazdır, yani bir renk değildir, bütün renklerin karışımıdır.

Bunun ispatı ise çok kolaydır. Eğer evinizde kristal bir avize varsa, bir parçasını annenize belli etmeden alın ve güneşe doğru tutun. Kristalin ışığı kırarak aynı gökkuşağının renkleri gibi ayrıştırdığını göreceksiniz.

Bilindiği gibi, güneşin beyaz ışığı aslında mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin karışımıdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol alan güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir kısmı atmosferimiz tarafından emilir.

Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha fazla dağılırlar ve atmosferde çoğunlukla mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır. Bu durumda biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz-sarı karışımı bir renkte görürüz.

Atmosferimiz olmasaydı, güneşi yine parlak bembeyaz renkte görecek ancak bütün gökyüzü geceleri olduğu gibi karanlık olacak, güneşle beraber diğer yıldızlar da görünüyor olacaktı.

Peki aslında beyaz renk olan güneş ışınları yukarıda bahsedilenler nedeniyle sarı renk görülüyor da, güneş ufka yaklaşıp batarken nasıl turuncu, hatta kıpkırmızı bir renk alabiliyor?

Güneş ufukta alçaldığı zaman, açısı nedeni ile gözümüze ulaştığı mesafe de uzadığından, ışınları ona bakanlara daha çok yol kat ederek ulaşır. Bu, ışınların havada daha çok molekül ve parçacık arasından geçmesi, onlar tarafından daha çok yansıtılması ve dağıtılması demektir.

Böylece güneş ufukta alçalmaya, batma noktasına doğru gelmeye başlayınca, o anda tepesinde bulunduğu yerlerde kırmızı dışındaki renkler atmosfer tarafından emildiği için gökyüzü mavi, güneş sarı renkte görüldüğü halde, güneşi ufukta görenlere kırmızı ve biraz da turuncu renkler ulaşır.

Genel Bilgi

Bu işin daha ilginç bir yanı var. Güneşin ışığı ne renktir, hiç düşündünüz mü? Çoğunuzun sarı diyeceğine eminim. Güneş ışığı beyazdır, yani bir renk değildir, bütün renklerin karışımıdır.

Bunun ispatı ise çok kolaydır. Eğer evinizde kristal bir avize varsa, bir parçasını annenize belli etmeden alın ve güneşe doğru tutun. Kristalin ışığı kırarak aynı gökkuşağının renkleri gibi ayrıştırdığını göreceksiniz.

Bilindiği gibi, güneşin beyaz ışığı aslında mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin karışımıdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol alan güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir kısmı atmosferimiz tarafından emilir.

Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha fazla dağılırlar ve atmosferde çoğunlukla mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır. Bu durumda biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz-sarı karışımı bir renkte görürüz.

Atmosferimiz olmasaydı, güneşi yine parlak bembeyaz renkte görecek ancak bütün gökyüzü geceleri olduğu gibi karanlık olacak, güneşle beraber diğer yıldızlar da görünüyor olacaktı. Peki aslında beyaz renk olan güneş ışınları yukarıda bahsedilenler nedeniyle sarı renk görülüyor da, güneş ufka yaklaşıp batarken nasıl turuncu, hatta kıpkırmızı bir renk alabiliyor?

Güneş ufukta alçaldığı zaman, açısı nedeniyle gözümüze ulaştığı mesafe de uzandığından, ışınları ona bakanlara da çok yol kat ederek ulaşır. Bu, ışınların havada daha çok molekül ve parçacık arasından geçmesi, onlar tarafından daha çok yansıtılması ve dağatılması demektir.

Böylece güneş ufukta alçalmaya, batma noktasına doğru gelmeye başlayınca, o anda tepesinde bulunduğu yerlerde kırmızı dışındaki renkler atmosfer tarafından emildiği için gökyüzü mavi, güneş sarı renkte görüldüğü halde, güneşi ufukta görenlere kırmızı ve biraz da turuncu renkler ulaşır.

Türkçe Sözlük

Amerika’lı matematikçi Edward Kasner, bir matematik teorisi üzerinde çalışırken işlemleri kısaltmak için 100 sıfırlı sayıya bir isim bulayım demiş ancak isim yada soyadını vermek yerine bir bebek olan yeğeni Milton Sirotta‘ya bu sayının yazılı olduğu bir kağıdı göstermiş ve “bu ne?” diye sormuş? Bebekte kendine yakışır şekilde gogol demiş.Sadece bir bebek hecelemesi ve son derece anlamsız, üstelik hiçbir matematikçide bu ismi bir teorisinde kullanmamış diyor ve adını gogol olarak koyuyor. Zamanla “Googol” diye daha sempatik okunan kelimemiz, Kasner’in “Mathematics and the Imagination” adlı kitabıyla birlikte popülerleşiyor. Google’ı kuran yazılımcı mühendis arkadaşlarda hayatları boyunca matematikle cebelleştikleri için ilk akıllarına bu kelime geliyor. Aramalar da birçok sonuç çıkacak, goooooooooooooogle diye uzayıp gider diyede bir mantik yürürüyorlar ve bu ismi begeniyorlar tabi anlamsız oldugu için internet isim hakkıda boşta bulunuyor ve birkaç doları bastırıp isim hakkınıda alıyorlar... Google şu anda 3 milyar siteyi sizin için tarıyor. Bilgiye ulaşmak dipsiz bir kuyuda dolaşmaya benziyor. İnternet’te dolaşmakta bundan farksız. Bu dipsiz kuyuda size en büyük yardımcıların başında ise arama motorları geliyor. Bu arama motorlarının başında ise iki genç adamın kurduğu Google şirketi geliyor. Google 1998 Eylül'ünde kurulmuştur. Google’da günde 400 milyon arama yapılıyor. Google ismini veren şirket kendini şöyle tanıtıyor: hayal edilemeyecek kadar büyük bir sayıya (10 üzeri 100) verilen ad.Evrendeki atomların sayısından bile daha fazlaymış! Buna kaçımız inanır bilinmez ama,şu ana kadar bilgilerin derlenip toparlandığı tek adres olarak karşımıza çıkıyor. Google ana sayfası hiç reklam almıyor ama aradığınız her kelime ile ilgili bir firma karşınıza çıkıyor. Kurumsal reklamlar ile google cirosu Dünyanın en fazla artış gösteren şirketi oldu. İKİ GENÇ ADAM KURDU Google’ın kurucuları ve şu andaki başkanları 30 yaşında, gencecik iki adam: Larry Page (Kurucu Ortak ve Ürün Başkanı) ve Sergey Brin (Kurucu Ortak ve Teknoloji Başkanı) 2002 yılında dünyaca ünlü teknoloji dergisi Wired tarafından “Yılın İşadamları” seçildiler. Google’da 88 dilde arama yapabiliyor. Ve yarım saniye içinde 3 milyar siteyi tarıyor. Google’ın arama sonuçları anahtar kelimeyle sitenin birbirine olan uyumluluğuna ve o sitenin o anahtar kelimeye verdiği öneme dayanıyor. Herkesin en objektif ve aradıklarıyla en alakalı sonuçları bulabilmesi için değişik teknolojiler kullanarak siteleri belirliyor Şu anda 3 milyardan daha fazla adres var Google’da. Ve hepsi tek tek inceleniyor. Aranan anahtar kelime sitenin neresinde geçiyor, kaç kere geçiyor ve nasıl geçiyor diye bakılıyor. Bu arada sitenin başka hangi sitelere link verdiğine ve bunun tam tersine de dikkat ediliyor. NET’TE BAŞLANGIÇ NOKTASI Google, internette bilgi bulmak isteyen kişilerin adeta başlangıç noktası oldu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanda ve hayvanlarda görme organı, Osm. Alet-i bâsıra, Ar. ayn, Fars. çeşm, dîde: Göz eçmak, göz kapamak, kara göz, elâ göz, gözün akı, karası, gözbebeği. 2. Görme, Ar. rü’yet, bâsıra: Gözü açık, gözü keskin. 3. Menbâ, kaynak, bir suyun yerden kaynadığı yer, kaynak, Ar. ayn: Su gözü. 4. Delik, çukur: Bal gümecinin gözleri; iğne gözü. Göz göz = Delik, delik. 5. Çekmece: Masanın gözündedir. 6. Taksim, bölük: Beş göz mağaza: O değirmenin üç gözü vardır. 7. Terazi kefesi: Terazi gözü. 8. Kemer: Köprü gözü. 9. Nazar, kötü bakış, Fars. çeşm-i bed: Göze gelmek, göz değmek. 10. Gözde olma, makbûl olma: Dünya gözümde yoktur. Bir şey gözüne girmiyor. 11. Teveccüh, sevgi, muhabbet: Göze girmek, gözden düşmek, gözden çıkmak. Göz atmak: İşaret etmek. Aç göz = Hırs, tamah, doymazlık. Aç göxlü = Tamahkâr, haris. Göz açmak sa 1. Doğmak, dünyaya gelmek. 2. Rahatlanmak, teneffüs etmek: İşten göz açamadım. 3. Dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak: Gözünü aç. Gözlerini açmak = 1. Hayran olmak, hayrette kalmak. 2. Alıştırmak, uyandırmak, ikaz etmek. Gözlerini dört açmak = 1. Fazla dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak. 2. Hayrette kalmak. Açıkgöz = Uyanık, fırsatçı. Gözü açık, gözü ardında = İsteğine erişememiş; arzusuna erişemeden ölmüş. Göz açıklığı = Zekâ, uyanıklık. İlk gözağrısı = 1. Birinci defa olarak çekilen aşk. 2. İlk evlât. Göz akı = Gözün beyaz kısmı. Göz almek = Gözü kamaştırmak. Gözotu = Ar. Haşîşe-tülayn (bitki). Öküzgözü = Arnika (bitki). Göz önü = Huzur: Göz önünde, huzurda. Gözevl = Gözün çukuru, Fars. hâne-i çeşm. Göz etmek = İşaret etmek. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. İki gözü iki çeşme = Çok ağlamayı anlatır. Göze batmak = Kıskançlığı mucib olmak. Gözbağı = Sihir, büyü. Gözbağcı = Büyücü, Ar. sehhâr, Fars. efsûnger. Gözbebeği = Gözün asıl gören merkezi ki, içinde karşıya gelen şahsın resmi görünmekle böyle adlandırılmıştır. Ar. insân-ül-ayn, Fars. merdümek-i çeşm. Göz belermek = Hiddetle bakıp tehdit etmek. Gözboncuğu = Nazara karşı takılan mavi boncuk. Gözboyamak = Dalavere ederek aldatmak, kandırmak, iğfal etmek. Bingözotu = Mahmûde denilen bir cins bitki. Patlak göz = 1. Bozulup dışarı fırlamış göz. 2. Tabiî olarak dışarıya fırlamış çıkıntılı göz. Gözü p«k = Cesur, yiğit. Göz pınarı = Gözün burun tarafındaki ucu. Gözde tütmek = Fazla istenmek, hasret duymak, imrenmek. Göz çıkarmak = 1. Kör etmek, gözünü sakatlamak. 2. Zarar vermek, bozmak, halel getirmek. Gözden çıkmak = Artık arzu olunmamak, bıkılmak, soğumak. O kadar hevesle yaptırdığım ev, istediğim gibi olmadığı için gözümden çıktı. Göz hapsi = 1. Kimse ile görüşmemek üzere bir odaya hapis ve tevkif. 2. Bir kimseye, gözünü ayırmadan bakma. Göz hekimi = Göz doktoru. Ar. kehhâl. Horoz gözü = Bir cins papatya. Gözdağı = Tehdit, korkutma. Dört gözle beklemek Sabırsızlıkla beklemek. Gözünü dört açmak = Pek ihtiyatlı davranmak. Göz değmek = Nazar isabet etmek. Göz demiri = (denizcilik) Geminin baş tarafında bulunan ve her vakit kullanılan büyük demir. Gözden düşmek = Teveccühü kaybetmek, itibarsız olmak. Göz dönme

Sağlık Bilgisi

Göz tansiyonunun yüksek olduğu hallerde aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya çiçeği.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı kuru papatya çiçeği iyice dövülerek toz haline getirilir. Sonra enfiye gibi buruna çekilir.

Sağlık Bilgisi

Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür. Üşütme sonucu ortaya çıkan gözbebekleri iltihabında, aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyan kökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 50 gram meyan kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Yunanca terim; Grek sanat ve kültürünün üslup ve ruhu. Grecize (f.) Yunanlaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Yunanlı, Grek; Rum kilisesine mensup kimse, Rum; Yunan kültürünü seven kimse; Yunanca; anlaşılması güç söz; (s.) Yunanistan'a, Yunanlılara ve dillerine ait. Greek Church Ortodoks kilisesi. Greek cross dört kolu eşit haç, Ortodoks haçı. Greek f

Şifalı Bitki

(altıntop): Turunçgiller familyasından; bahçelerde yetiştirilen bir ağaç ve meyvesidir. Meyvesi, portakaldan daha iri, kanarya sarısı renginde, tadı hafif acımsı ve ekşidir. İçeriğinde C vitamini vadır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Karaciğerin normal çalışmasını sağlar. Safra ifrazatını arttırır. Hazmı kolaylaştırır. İdrar tutukluğunu giderir, bol miktarda idrar söktürür. Vücutta biriken suyu ve zehirli atıkları atar. Kanı temizler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Felç ve kanamaları önler. Akciğer ve göğüs hastalıklarında faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (led, ling veya ed, ing) yerde sürünmek; kendini alçaltmak, yaltaklanmak. groveler (i.) zelil kimse, alçalmış kimse.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de, Karayip Denizinde adalar, Porto Riko’nun güneydoğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 16 15 Kuzey enlemi, 61 35 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 1,780 km².

Sınırları: toplam: 10.2 km.

sınır komşuları: Hollanda Antilleri (Sint Maarten) 10.2 km.

Sahil şeridi: 306 km.

İklimi: Subtropikal iklimin etkisindedir, yüksek nem oranı değişiklik göstermektedir.

Arazi yapısı: Basse -Terre iç kısımdaki dağlar arasında volkanik özellik taşıyanıdır; Grande-Terre bölümü ise alçak bir kireçtaşı oluşumudur; diğer yedi ada da çoğunlukla volkanik özellik taşımaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Soufriere 1,484 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi, turizmin gelişmesine olumlu katkıda bulunan iklim ve sahiller.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.7.

daimi ekinler: %2.92.

Diğer: %85.38 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 60 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Haziran - Ekim ayları arasında kasırgalar (hurricane); Soufriere aktif yanardağdır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 452,776 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.88 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.15 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 8.41 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.06 yıl.

Erkeklerde: 74.91 yıl.

Kadınlarda: 81.37 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.9 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guadaluplu.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah veya melezler %90, beyazlar %5, Doğu Hindistanlılar, Lübnanlılar, Çinliler %5 civarındalar.

Din: Roma Katolikleri %95, Hindu ve pagan Afrikalılar %4, Protestanlar %1.

Diller: Fransız (resmi) %99, Creole kökenli (Hem Avrupa, hem de Asya soyundan gelenler).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %90.

erkekler: %90.

kadınlar: %90 (1982 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guadalup Bölgesi.

kısa şekli : Guadalup.

Yerel tam adı: Departement de la Guadeloupe.

yerel kısa şekli: Guadeloupe.

Bağımsızlık durumu: Fransa’ya bağlı bir ülkedir.

Başkent: Basse-Terre.

İdari bölmeler: yok (Fransa tarafından yönetilir).

Bağımsızlık günü: yok (Fransa’ya bağlıdır).

Milli bayram: Bastille Günü, 14 Temmuz (1789).

Anayasa: 28 Eylül 1958 (Fransız Anayasası).

Hukuk sistemi: Fransa hukuku.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: FZ, WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Guadalup ekonomisi tarım, turizm, hafif sanayi ve hizmet sektörüne dayanır. Turizm ülkede anahtar sektördür. Gelen turistlerin çoğu ABD’li turistlerdir. Tarımda eskiden beri şekerkamışı en önemli ürünlerden olmuştur. Son dönemlerde ise şekerkamışı yerini yavaş yavaş başka ürünlere - muz, patlıcan ve çiçeklere bırakmıştır. Hafif endüstri şeker ve rom imalatı ile dikkati çekmektedir. Bazı sanayi malları ve yakıt dışarıdan ithal edilir. İşsizlik

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Okyanusya, Kuzey Pasifik Okyanusunda ada.

Coğrafi konumu: 13 28 Kuzey enlemi, 144 47 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: 541.3 km².

Kara komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 125.5 km.

İklim: Tropikal deniz; hava genellikle sıcak ve nemlidir, kuzeydoğu rüzgarlarının etkisi ile değişmektedir. Ocak - Haziran arası kuru mevsim, Haziran - Aralık ayları arasında yağışlı sezon yaşanır.

Arazi yapısı: Volkanik özellikli, mercan resifleri ile çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lamlam Dağı 406 m.

Doğal kaynakları: Balık, turizm.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.64.

daimi ekinler: %18.18.

Diğer: %78.18 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 171,019 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.43 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.81 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.58 yıl.

Erkeklerde: 75.52 yıl.

Kadınlarda: 81.83 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guamlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Chamorro %37.1, Filipinli %26.3, diğer Pasifik adalı %11.3, beyaz ırk %6.9, Çinli, Japon, Kore ve diğer %6.3, diğer etnik gruplar %2.3, diğer %9.8 (2000).

Din: Roma Katolikleri %85, diğer %15 (1999 verileri).

Diller: İngilizce, Chamorro, Japonca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (1990 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guam Bölgesi.

kısa şekli : Guam.

Başkent: Hagatna (Agana).

İdari bölümler: yok (ABD’ye bağlıdır).

Bağımsızlık günü: yok (ABD’ye bağlıdır).

Milli bayram: Keşif Günü, Mart ayının birinci Pazartesi (1521).

Anayasa: 1 Ağustos 1950.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 2.5 milyar $ (2005 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %2.5 (2005 verileri).

İş gücü: 62,050 (2002 verileri).

Sektörel işgücü dağılımı: tarım: %26.

Endüstri: %10.

Hizmet: %64 (2004 verileri).

İşsizlik oranı: %11.4 (2002 verileri).

Endüstri: ABD askeriye, turizm, yapı malzemeleri, beton ürünleri, matbaa, gıda ürünleri, tekstil.

Elektrik üretimi: 1.764 milyar kWh (2004).

Elektrik tüketimi: 1.641 milyar kWh (2004).

Elektrik ihracatı: 0 kWh (2004).

Elektrik ithalatı: 0 kWh (2004).

Tarım ürünleri: Meyve, hindistancevizi, sebze, yumurta, domuz, kümes hayvanları, büyükbaş hayvan.

İhracat: 45 milyon $ (2004).

İhracat ürünleri: Petrol ürünleri, yapı malzemeleri, balık, yiyecek ve içecek ürünleri.

İhracat ortakları: Japonya %67.2, Singapur %11.6, Birleşik Krallık %4.8 (2005).

İthalat: 701 milyon $ (2004 verileri).

İthalat ürünleri: Petrol ve petrol ürünle

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, İngiliz kanalında adalar, Fransa’nın kuzeybatında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 49 28 Kuzey enlemi, 2 35 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 78 km².

Kara sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 50 km.

İklimi: Ilımandır. Kışları yumuşak, yazları serindir. Senenin yarısı hava bulutludur.

Arazi yapısı: Güneybatıda genellikle alçak tepeler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Sark 114 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 65,409 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.82 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.65 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.42 yıl.

Erkeklerde: 77.41 yıl.

Kadınlarda: 83.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guernseyli.

Nüfusun etnik dağılımı: İngiliz ve Norman - Fransız kökenliler.

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Presbiteryan, Baptist, Methodist.

Diller: İngilizce, Fransızca, Norman - Fransız lehçeleri.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guernsey Bölgesi.

kısa şekli : Guernsey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Krallığına bağlıdır.

Başkent: Saint Peter Port.

Bağımsızlık günü: yok (İngiltere’ye bağlıdır).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: yok.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Finansal hizmetler - bankacılık, fon yönetimi, sigortacılık vb. Kanal Adaları ekonomik gelirinin yaklaşık %55’ni oluşturur.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 2.742 milyar $ (2005 verileri).

GSYİH - reel büyüme: %3 (2005 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %3.

Endüstri: %10.

Hizmet: %87 (2001).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2006 verileri).

İş gücü: 31,470 (Mart 2006).

İşsizlik oranı: %0.9 (2006 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık.

Tarım ürünleri: Domates, sera çiçekleri, tatlı biber, patlıcan, meyveler, büyükbaş hayvanlar.

İthalat ürünleri: Domates, çiçek ve yeşil bitkiler, tatlı biber, patlıcan, diğer sebzeler.

İhracat ortakları: İngiltere.

İthalat ürünleri: Kömür, benzin, petrol, makine ve parçalar.

İthalat ortakları: İngiltere.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Guernsey pound.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: Takvim yılı.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 55,100 (2004).

Radyo yayın istasyonları: AM 1, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.gg.

Internet kullanıcıları: 36,000 (2005).

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Saint Peter Port, Saint Sampson.

Hava alanları: 2 (2006 verileri).

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: gün, günaş, Çağatayca: kuyaş). 1. Bulunduğumuz dünya ile diğer gezegenlerin bağlı oldukları yıldız ki, bize yakınlığı yüzünden pek büyük görünüp doğduğu zaman başka yıldızlar görünmez ve gündüz olur, gün, Ar. şems, Fars. Aftâb, mihr, hurşîd. Güneş dokmak, çıkmak — Osm. tulü etmek. Güneş batmak Gurûb etmek. 2. Elmas, harç vesaireden güneş gibi etrafı ışınlı resim, şekil ve çiçek. Akşam güneşi = Turuncu kızıl renk. Güneş vurmak = Çarpmak, geçmek, tesir edip hasta etmek. Deniz güneşi — Deniz memesi gibi bir çeşit deniz bitkisi. Güneşi balçıkla sıvamak = Apaçık olan bir şeyi örtmeye, saklamaya ve inkâra çalışmak. Günaş gibi = 1. Parlak, Fars. tâbân, revnaklı. 2. Apaçık, Ar. zâhir, lyân, Fars. Aşikâr.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Burundan ve genizden telâffuz olunan ses, burundan çıkan ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (zool.) Lebistes türünden ufak renkli balık .

Türkçe Sözlük

(i.). Gururuna düşkün, mağrur, kibirli.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hubûb ve bunun cem. hubûbât). Tane. Habbeyi kubbe yapmak = Mübalâğa etme. Habbe-i vâhide (bir habbe) = Hiç (Osm. menfi cümlelerde geçer). Habbe-tüs-sevdâ = Çörekotu. c. Zahire, buğday, arpa, çavdar gibi ürünler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sanrılamak; sanrılatmak. hallucina'tion (i.), (psik.) sanrı vehim, kuruntu; akli denge bozukluğundan ileri gelen kuruntu. hallu'cinative, hallu'cinatory (s.) sanrı kabilinden, kuruntu getiren .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iri avurtlarında yiyeceğini yuvasıma taşıyan sıçan türünden kemirici bir hayvan, (zool.) Cricetus.

Türkçe Sözlük

(i. A. hamr’dan). 1. Un ve ona benzer bir şeyin su ve diğer bir sıvı ile karıştırılmasından hâsıl olan yumuşak madde, Ar. acîn, macun: Hamur tutmak; hamur yoğurmak. 2. Ekmek hamuruna konulan maya: Hamursuz ekmek. 3. mec. Asıl, maya, cevher, tıynet: Onun hamuru kötü. 4. iyice pişmemiş, yumuşak: Hamur etmek. Hamur açmak = Yufka yapmak. Hamur işi = Hamurla yapılan börek gibi yemekler. Hamur işine karışmak = İnsan beceremiyeceği ve vazifesi dışında işlere girişmek. Bir hamur etmek = Çeşitli şeyleri birlikte karıştırmak. Hamur tahtası = Hamur açmaya mahsus tahta.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük dairelerde aşçıların yalnız hamur işlerini yapanı. 2. Fırında ekmeğin hamurunu yoğurup hazırlayan adam.

Türkçe Sözlük

(HARAP) (i. A.). Viran etme, viranlık, yıkma, bozma, bayındırlığın ortadan kalkması: Kiracılar evi harâb ettiler. Savaşın geçtiği yerler harâb oldu (tahrip gibi). (Türkçe’de) 1. Bozulmuş,yıkılmış, viran, mamurun zıddı: Harap bir ev, harap bir memleket. 2. Sarhoşluktan dolayı perişan, bitkin olan: Mest ü harâb olmuş. Hâne-harâb = mec. Evi yıkılmış, her tarafı viran, işi berbat (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) hasat; hasat mevsimi, ekinleri biçme zamanı; ürün, mahsul, rekolte; semere, sonuç, netice; (f.) biçmek, hasat etmek, mahsul devşirmek. harvest home harman sonu; harman sonunda verilen ziyafet. har vest moon sonbahar başındaki dolunay. har

Türkçe Sözlük

(HAYAL) (i. A.) (c. hayâlât). 1. Bir şahıs veya şeyin insanın aklında canlanan şekli: Hayali bir dem aklımdan çıkmıyor. 2. Asıl ve hakikati olmaksızın canlandırılan, görüldüğü sanılan şey: Hayal görmek, hayal gibi gözün önünden geçmek. 3. Gölge gibi az ve karışık surette görünen veya hatıra gelen şey: Hayal gibi görünüyor, hayal meyal görüyorum, hayal gibi aklıma geliyor. 4. Bir şey veya şahsın suya, ayna vesaireye akseden şekli: Suda kendi hayalini görmüş. 5. Kuruntu (bu mânâsıyle tahayyül demek daha uygundur).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Hayal niteliğinde ya da hayal ürünü olan. 2.Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük şairlerinden biri.

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Burun deliğinin yukarısı, derin yeri, geniz.

Genel Bilgi

Kış mevsimi yaklaştıkça, hava soğur, günler kısalır, yapraklar renk değiştirir ve yere düşerler, kar toprağın üzerini kaplar. İnsanlar sıcak alışveriş merkezlerinde ihtiyaçlarını alıp, sıcak arabalarında, sıcak evlerine gelirler. Üzerlerine kazaklar, hırkalar giyerler. İyi de, tabiatta doğal ortamda yaşayan hayvanlar kışı nasıl geçirir, hiç düşündünüz mü?

Bir kısmı daha ılıman yerlere göçeler. Bu konuda kuşlar ve balıklar avantajlıdır. Bazıları kendilerini kışa adapte ederler, daha kalın yeni tüyler çıkarırlar. Hatta bazı tavşan türlerinde karda saklanabilmek için tüyler beyazlaşır. Bazıları yiyeceklerini önceden depoladıkları bir sığınak bulurlar. Bazıları da toprakta derin tüneller açarlar ama bazıları için de kış mevsimini uyuyarak geçirmekten başka çare yoktur.

Genellikle ayıların kış uykusuna yattıkları bilinir ama bu doğru değildir. Gerçi ayılar kışın mağaralarda uzun uzun uyurlar ama bu kış uykusu değildir. Daha doğrusu kış uykusu bir çeşit uyku değildir. Normal canlılarda uyanıkken ve uyku halindeyken, vücut ısısında ve metabolizmanın çalışmasında ciddi bir fark yoktur. Oysa kış uykusu, hayvanların hayat ile ölümü ayıran çizgiye kadar gelmeleri şeklinde tanımlanabilir.

Bazı hayvanların kış uykusuna yatmalarının iki sebebi vardır: Havanın çok soğuması ve yiyecek bulma güçlüğü. Soğuk havada yaşayabilmek için hayvanların daha çok enerjiye ihtiyaç duymalarına rağmen karlı kış günlerinde yiyecek bulma imkanı azalır. Kış uykusu bu zor mevsimde hayvanın enerji ihtiyacını azaltır, enerji tasarrufu sağlar.

Kış uykusu bildiğimiz şekilde uymak değildir. Buna bilim dilinde ‘’hibernasyon’’ diyorlar. Vücut ısısının ortam sıcaklığına düştüğü bu durumu birçok balık türünde, kurbağalarda, sürüngenlerde, kuşlarda ve memelilerde görebiliyoruz.

Hakiki anlamda kış uykusuna yatan bir hayvanı (hibernatör) gördüğünüde, ölmüş olduğunu sanabilirsiniz. Vücut ısıları sıfır dereceye kadar düşebilir. Bir dakika içinde sadece brkaç kez nefes alırlar, kalp atış hızı o kadar düşüktür ki, hissedilmez bile. Havalar ısındığında ise vücudun normal düzene geçmesi sadece birkaç saat alır.

Kış uykusuna yatan hayvanlar, uyku süresince kendi vücutlarındaki yağı tükettikleri gibi ara ara uyanarak bulundukları yere yazdan stok ettikleri yiyeceği yiyenler de vardır.

Kış uykusu sırasında hayvanlar vücut ağarlıklarının yüzde kırkına yakınını kaybederler. Bu kaybın yüzde doksanına periyodik olarak uyanmalardaki ısı üretimi ve enerji kaybı sebep olurken geri kalan yüzde on kayıp ise uyku sırasında olur. Kış uyksu kış boyunca sürmez. Hayvanlar havaların soğumaya başlaması ile birkaç günlük bir uyku periyoduna girerler. Kış mevsiminin şartları ağırlaştıkça bu periyotlar uzar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karanın denize uzanan çıkıntısı, burun; tarlanın bir ucunda sürülmeden bırakılan parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.) baştan (çarpma), burun buruna (çarpışma) .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). konuşmacının sözünü kesmek, soru yağmuruna tutmak, sıkıştırmak; keten tarağı ile taramak, ditmek; (i). keten ve kendir tarağı. heckler (i). konuşmacıyı zor duruma düşüren kimse; keten tarakçısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). topuk, ökçe; ayakkabı ökçesi: çorap topuğu; herhangi bir şeyin geride olan kısmı, uç (ekmek), art, arka, son; (A.B.D)., argo alçak adam, kalleş kimse. heel-and-toe walking her adımda bir ayağın parmaklarını kaldırmadan öbürünün topuğunu yere değ

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kabuklu sümüklü böcek ve sümüklüböcek kabuğu. 2. Sümüklüböcek kabuğu şekli, saat zembereği gibi gittikçe darlaşan daire şekli. 3. (anatomi) İnsan kulağının dış borusu 4. Vapurun kıçtaki çarkı, uskuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). sürüngenler ilmi. herpetologist (i). sürüngenler uzmanı.

Türkçe Sözlük

(aslı: HIFFET) (i. A). 1. Hafif şeyin hâli, hafiflik; sakalet, sakîllik ve ağırlığın zıddı. 2. Vakarsızlık, temkinsizlik, hafif huyluluk, hafiflik, hoppaIık. Hiffet-1 mejreb = Akılsızlık. Aklına, şuûruna huffet getirmek = Çıldırmak, (bk.) Hıffet.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahlât). Eski tıpta insan bedeninde var sayılan dört unsurun beheri ki, kan, balgam, sevdâ ve safradan ibaret idi (cem’i daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i.). Burundan konuşan, burnu sakat olduğundan, sesi hımhım eder gibi çıkan.

Türkçe Sözlük

(f.). Hım hım ederek söylemek, burundan söylemek.

Türkçe Sözlük

(i.). Burundan ve hım hım ederek söyleyenin hali.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. himem) (cemül-cem’i = çokluğunun çokluğu: himemât). 1. Kasit, niyet, zihin ve kalple olan çalışma: İnsan himmetle pek büyük işlere muvaffak olur. Alî-himmet, bülend-himmet = Büyük ve yüksek işlere girişen. 2. Çalışma, ceht, gayret: Yolların tesviyesine himmet etti, bu okul ancak onun himmetiyle vücuda geldi. 3. Lutuf, lutufkâr muamele: Himmet buyurun, himmetinizle. 4. Mânevî teveccüh, rûhânî imdât: Pİrin, şeyhin himmeti üstümüzden eksik olmasın (bu son iki mânâ Arapça’da yoktur. Arapça terkiplerde himme suretinde de kullanılır).

Genel Bilgi

Sadece Hindistan’a değil, kuzey Afrika ülkelerine, özellikle Fas’a gidenlerin en çok ilgisini çeken şeylerden biri de yılan oynatıcılarıdır. Yılan oynatıcısının yılanının sepetinden çıkartıp oynatmasının, onu bir tür hipnotize etmesinin, flütünden (aslında flüt benzeri bir çalgıdan) çıkardığı seslerle bir alakası yoktur.

Çünkü kobra yılanı bir taş gibi sağırdır. İşitme organı ve buna bağlı sinirleri yoktur. Sesleri duyması mümkün değildir. O sadece yerden, yani topraktan gelen titreşimleri hissedebilir. Yılanlar titreşimlere karşı çok hassastırlar.

Aslında yılanın sepetinden çıkıp, dikelip aldığı pozisyon saldırı pozisyonudur. Kobra gövdesinin ön bölümünü havaya diker ve boynunu yassıltarak genişletir. Bu hareketi boyun kaburgalarını birbirlerinden ayırarak sağlar.

Yılan oynatıcısı elindeki flütü sağa sola sallayarak yılanın baktığı hedefin yerini sürekli değiştirir. Yılan flüte doğru kafasını oynattıkça bu, seyircilere sanki yılan dans ediyormuş izlenimini verir. Aslında yılanın sallanması fiziksel bir olaydır. Onu vücudunun üst kısmını yerden yükseltebilmek için yapar. Sallanmayı kestiği an yere düşer.

Kobra yılanları türünün hepsi bir değildir. Yılan oynatıcıları genellikle gördükleri her şeye anında saldıran Kral Kobrası’nı tercih etmezler. Bunlar aynı zamanda dünyanın en büyük zehirli yılanlarıdırlar. Boyları 5 metreyi geçer zaten en kuytu yerlerde yaşarlar ve diğer kobraların aksine insandan kaçarlar.

Yılan oynatıcılarının tercihleri daha sakin olan ve yemeyi gözünün kesmediği büyüklükteki objelere saldırmayan Asya Kobrası’dır.

Sağlık Bilgisi

Horlamanın nedenleri çeşitlidir. Derin bir uyku, sırt üstü yatmak horlamaya neden olabileceği gibi; burun polipleri, burnun çarpık olması, burun iltihabı, burunda ahtapot ve ağzı kapayamamak da neden olabilir. Yan yatarak uyumak, belin tam ortasına küçük bir lastik top koyarak yatmak horlamayı önler. Bu tedbirlerle geçmeyen horlamalarda, gerçek neden bulunup ona göre bir tedavinin uygulanması gerekir.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Memeli hayvanların, burunları hortum biçiminde uzayanları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bisiklet turuna çıkan veya yürüyerek seyahat eden gençlerin kaldıkları han; talebe yurdu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayal, kuruntu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kuruntu.

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan Arapça’laştırılmış: mâlihulya ve kısaca hülya). Kuruntu, Ar. hayâlât.

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). 1. Ortaçağın iskolastik düşünüşüne karşı Eski Yunan ve LAtin kültürünü en yüksek kültür örneği olarak alan felsefe, bilim ve sanat görüşü. 2. (felsefe) İnsanlık sevgisini en yüksek gaye sayan doktrin.

Türkçe Sözlük

(Hüsn-i kuruntu şeklinde alay maksadıyle mahsus yapılmış terkip) (i. T.). Bir durumu saflıkla kendi tarafına yorma.

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Hazır olma, mevcut bulunma, gıyab zıddı: Sizin mecliste huzûrunuz elzemdir. 2. On, Fars. pîşgâh: Filânın huzûruna çıktı; huzûruna kimseyi kabûl etmiyor; huzûrunuzda terbiyesizlik etti. 3. Rahat, Fars. Asâyiş, Asûdegî, Arâm: Büyük rahat ve huzûr ile; huzûr-i kalb ile. 4. Padişah tarafından kabûl: Huzurdadır; huzûra çıktı (nezaketen ve saygı mübalâğası olarak başka büyükler hakkında da kullanılır: Huzûrunuzda bulunmakla bahtiyârım). Huzûr dersi = Osmanoğulları devrinde Ramazanda padişah huzurunda verilen din dersi ve ilmî münakaşa. Hişâ huzurdan = Huzurunuzdan uzak olsun (çirkin ve açık bir söz söylenmesine mecburiyet elverdiğinde saygı ve nezaket maksadıyla kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidrojen ile diğer bir unsurun bileşimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. hidrojen ile siyanürun bileşiminden meydana gelen. hydrocyanic acid hidrosiyanür asit, siyanür asidi (çok kuvvetli bir zehir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hastalık kuruntusu; karasevda, melankoli. hypochondriac i., s. hastalık kuruntusu olan kimse; s. kuruntulu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin içerisi, dahil. Ar. cevf, Fars. derûn: Evin, mağaranın, sandığın içi. 2. Bir şeyin ortasındaki kısmı, Ar. mağz, lüb, göbek: Ceviz, badem içi, ekmek içi. 3. Karın, mide, bağır, batın: içim bayılıyor, içim sancıyor, iç ağrısı. 4. .Kalb, gönül, vicdan: İçim kabûl etmiyor, içime doğdu, içi sıkılıyor. 5. Harem dairesi: İç ağası. 6. Bir şeyin dahilî ve gizli, yani görünmez tarafı, bâtın. Zâhir zıddı: İnsanın içi dışı bir olmalı. İç bayılmak — Açlıktan baygınlık gelmek. İç bulanmak = Mide bulanmak. İç almamak = Yiyememek, mide kabûl etmemek. İçe sığdıramamak = Havsalası almamak kabûl edememek. İçi içine sığmamak = Sükûn bulamamak. İç bağlamak = Meyvenin içindeki yenecek yeri meydana gelmek: Bu badem henüz iç bağlamamış. İç sürmek = İshal olmak. İç çekmek = Ah etmek, hayıflanmak. İçi sıkılmak = Canı sıkılmak. İçe doğmak — İlham olunmuş gibi hatıra gelmek. Kavuniçi = Turuncuya yakın koyu sarı. İçyağı = Barsakları kaplayan yağ çenberi. İçe, içten, içte, içine, içinde, içinden gibi ek harflerle zarf mânâsındadır. İçte = i. Arasında: On sene Amerikalıların içinde yaşadım. 2. Ortasında: İçimizde kötü adam yoktur. 3. Zarfında: Yirmi gün içinde okumayı öğrendi. İçinden = Ortasından: Çayırın içinden geçti. İç içe = İçerden daha içeri, biri diğeri içinde: İç içe odaları vardı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (sıvı bir şeyi) Ağızdan içeriye çekmek, Osm, şürb, nûş etmek: Su içmek. 2. İçki içmek, alkol almak: Çok içer. İçmekten ciğerleri bitmiş. Tütün ve tömbeki yakıp dumanını çekmek: Tütün, sigara, çubuk, nargile içer. Cezbetmek, çekip yutmak: Toprak o derecede kurumuştu ki, o kadar yağmurun suyunu çabucak içti. And içmek = Yemin etmek. Kanını içmek = Büyük bir kinle intikam almak. Yiyip, içmek = Eğlence ve ziyafette bol bol içki içip yemek yemek.

Türkçe Sözlük

(İDARE) (i. A. «devr» den masdar). 1. Çevirme, döndürme, dolaştırma: Makineyi idare etmek. 2. Kullanma, istimal, becerme, çevirme, zapt ve rabt: Bu konağı idare eden odur. İşini, maiyetini çok iyi idare ediyor. 3. Bir memleketin mülkî işlerinin yapılması, hükümet etme: Vilâyetin idare işleri valiye aittir. 4. Geçinme, Ar. taayyüş: Bu maaş idareme yeter. 5. Tasarruf, israftan kaçınma: Maaşını idare ile kullanıyor. İdareye çok bakıyor. İdare ile geçiniyor. 6. Yetme, kifâyet: Bu para, bu kumaş idare etmez. 7. Resmî bir işin veya bir şirket vesaire işinin görülmesiyle vazifeli ve ekseriya bir müdürün emrinde bulunan heyet ve daire: Posta ve telgraf, tekel, banka, sigorta idaresi. 8. Böyle bir heyetin devam edip iş gördükleri yer ve konak, daire: İdareye müracaat etmeli. idare lâmbası = Eskiden yatak odasında yanan kandil. İdare memuru = Mülkî işlerde görevli memur. İdare meclisi = Vilâyet, kazalarda, şirket ve banka gibi dairelerde ahali veya hissedarlardan seçilmiş üyelerden mürekkep meclis, yönetim kurulu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Namus ve iffet sahibi, namuslu: İffetli bir kadın. 2. Çalıp çırpmaz, rüşvet yemez, doğru, müstakim, haram yemez: İffetli memurun değeri bilinir. 3. Osmanlı devrinde kadınlara «iffetle» şeklinde lekab olarak kullanılıp ismetlü’dan aşağı addolunurdu: Iffetlû hanımefendi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «harem» den). 1. Hac sırasında Harem-i Şerîf’e girerken hacıların büründükleri dikişsiz elbise ki, yün, pamuk veya ketenden olur: Ihrâma girmek. 2. Bedevilerin büründükleri büyük yün çarşaf. 3. Yere veya minderin üzerine yayılan, çarşaf ve yorgen gibi kullanılan havlı veya havsız yün yaygı.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Zahire ve başka ürünlerin toptan alınıp saklanmasıyla, fiyatının yükselmesinden sonra ağır paha ile satışı muamelesi, karaborsa.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtirâAt). Görülmemiş bir Alet, makine vesaire icadı: Telgrafın, vapurun, matbaanın ihtirâı. mec. Asılsız bir şeyin kurulup olmuş, varmış gibi gösterilmesi: Bu haberi kendisi ihtirâ etti. 3. (edebiyat) Kimse tarafından kullanılmamış tâbirler ve mazmunlar kullanma: Bu şairin ihtirâ-kârâne eserleri vardır (ihtirâ, halk, icad, keşif, ihdâs, ibdâ arasında fark vardır. İhtirâ, fikir sayesinde bulunmuş bir tertiple yepyeni bir şey meydana koymak; halk, büsbütün yoktan var etmek; icad, meçhul bir şeyi var edip ortaya çıkarmak; keşif, mevcut olduğu halde herkesin bilmediği ve meçhul bulunan bir şeyi ortaya çıkararak malûm eylemek; İhdâs, yeni bir şey çıkarmak ve yeni tarzda bir şey meydana koymak; ibdâ ise yenilikle beraber güzellik ve hususiyetiyle de dikkat nazarını çekecek bir şey bulup ortaya atmaktır. Telgraf, vapur ihtirâ olundu. Alem, insan halk buyruldu. Gemicilik, ziraat, ticaret icad olundu. Amerika, Neptün gezegeni, platin madeni keşfolundu. Yeni olaylar ihdas olundu. Fonograf, telefon ibdâ edildi, icat daha mutlak ve umumî olup, diğerleri yerine de kullanılabilir).

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla oyununda, zarlardan birinin bir, öbürünün iki benekli olan tarafının üste gelme hâli.

Türkçe Sözlük

(f.). Elbise kavuşturulup, düğmeler iliklere geçirilmek. Düğme iliklenmeden büyüklerin huzuruna çıkılmaz. Elbise düğmeleri İliğe geçirilerek kavuşturulmak: Ceket dar olunca iliklenmez, zor iliklenir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayal, kuruntu, hülya, aldanma; hile, yalan; yanlış görüş, hata; çok ince ipekli kumaş. optical illusion gözü aldatan görüntü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hokkabaz; kuruntu sahibi kimse, hayalperest kimse.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sarınma, bürünme, örtünme. 2.Çiçeklerin bürüm bürüm katmerleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayal gucu; muhayyile, imgelem; hayal; tasavvur; kuruntu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. devlet memurunu mahkemeye sevketmek; suçlamak, itham etmek, hakkında şüphe göstermek. impeachable mahkamece itham edilebilir. impeachment i. A.B.D.'nde devlet memuruna karşımecliste dava açma; suçlama, itham.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalın mukabili, Ar. rskîk, Fars. bârik: İnce değnek. 2. Ufak, çok küçük, Ar. dakîk: İnce un, ince toz. 3. Sivri: İnce burun. 4. mec. Zarif, nazik, narin: İnce iş, ince nakış, ince adam. 5. Zekâsı olan, kavrayışlı: İnce zihin. 6. Hafif, muhtasar: İnce donanma, ince karakol. 7. Müessir, tesirli, keskin: İnce ağrı. Kulağa hafif gelen: İnce ses, ince vızıltı. 8. Ufak ve hurda olarak: ince dövmek. Tatbik ederek: Çok ince soruyor. Incehastalık = Verem. İncesaz = Türk sanat musikisinde fasıl repertuarını icra eden saz takımı. İnce kesim = Çelimsiz, zayıf. İnceden inceye = Teferruatına kadar, çok teferruatlı. İnce eleyip sık dokumak = Lüzumundan fazla incelemek, bir işin pek ilerisine varmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. pus, bir kademlik uzunluğun on ikide -biri, 2,54 cm, inç; barometredeki civayı bir pus yükseltecek hava basmcı; toprağa düşen yağmurun yükseklik ölçümü; f. yavaş yavaş hareket etmek veya ettirmek. inch along yavaş yavaş hareket etmek. by inche

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyüme, çoğalma, artma; ürün, mahsul; kâr; hasllât; döl. on the increase gittikçe artmakta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. suçlamak, suç yüklemek. inculpa'tion i. itham, suçlandırma. incul'patory s. suçlama türünden, suçlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aldırmazlık, önem vermeyiş, umurunda olmayış, soğukluk, ilgisizlik, rağbetsizlik; duygusuzluk, hissizlik; ancak geçerli oluş. a matter of indifference ilgilenmeye değmeyen mesele.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dolaşık, dolambaçlı, doğru olmayan, dolaylı; hile türünden; dolaylslyla olan; doğrudan doğruya olmayan, araçlı. indirect cost dolaylı masraf. indirect damage dolaylı zarar. indirect discourse sözcünün söylediklerinin şahıs ve zaman değişimiyle nak

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sanayie ait, sınai, endüstriyel. industrial arts sanayide kullanılan teknik yetenekler. industrial design fabrika ürünü eşyanın güzel ve kullanışlı olmasını sağlayan tatbiki güzel sanatlar kolu. industrial disease bir sanayi kolunda çalı

Genel Bilgi

Özellikle ABD’de Hıristiyanların şükran günlerinin önemli bir sembolü olan hindi aslında Amerika kıtasının yerlisidir. Vahşi hindi cinsleri Kristof Kolomb kıtayı keşfetmeden de önce Kuzey Amerika’da yaşıyordu. Hatta Avrupa’dan Güney Amerika’ya ilk gelenler Azteklerin bir cins hindi ırkını ehlileştirdiklerini görmüşlerdi.

Amerikan hindileri Avrupa’ya 1519 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş, daha sonra bütün Avrupa’da yayılıp 1541 yılında İngiltere’ye ulaşmışlardı. Hayvancağızı gören İngilizlerin kafaları karışmış, o zamanlar Türk toprakları olan Batı Afrika’dan Portekizli tüccarların getirdikleri Afrika hindisi veya yine Türkiye üzerinden getirilen Hint tavuğu sanmışlardı. Sonunda her iki ırkın farklı olduğu anlaşılmıştı, ama bu Amerikan kökenli kuşun adı 17. yüzyılda Amerika’ya göç eden İngiliz göçmenler sayesinde Amerika’da ‘Turkey’ olarak yerleşti.

Tabii bu Türkiye’nin isminin niçin İngilizce’de hindi anlamında kullanıldığının resmi açıklaması. Bunun yanında uydurulmuş başka tezler de var. Bunlardan biri Kolomb’un ilk yolculuğuna katılan bir Portekiz Yahudi’si Jose de Torres’in hindiyi görünce, İbrânice ‘büyük kuş’ anlamında ‘Tukki tukki’ diye bağırması, diğeri de sürekli batıya doğru giderek Hindistan’a ulaşmayı hedefleyen Kolomb’un Amerika’ya vardığında burayı Hindistan ve hindiyi de Hint tavus kuşu sanarak onu ‘Tuka’ diye adlandırması ve zamanla bu kelimenin Turkey olarak telaffuz edilmesidir.

Durun daha tezler bitmedi. Bir başka tezde de, Kızılderililer hindiye ‘Fırke’ dediklerinden bu sözcüğün İngilizce’deki telafuzu ile ‘turkey’ye dönüştüğü ileri sürülüyor. Daha başka hindi tezleri de var. Örneğin hindilerin korkunca çıkardıkları seslerin insanlar tarafından turk-turk-turk (törk) diye taklit edilmesiyle zamanla onlara Turkey denilmesine neden olduğu bile iddia ediliyor. Bunda alınıp gücenecek bir şey yok. Türkçe’de de hindi kelimesi Hindistan anlamına çok yakındır. Ayrıca bizde de bir ‘Mısır’ örneği var.

Hindiler başlangıçta renkli tüyleri nedeni ile kümeslerde süs hayvanı olarak yetiştirilmişler, et kalitelerinin farkına ise 1935’den sonra varılmıştır. Erkek hindiler 130 santim boya ve 10 kilo ağırlığa ulaşabilirlerken dişiler neredeyse yarı ağırlıktadırlar. Vahşi hindiler akarsu ve göl kenarlarında yaşamayı tercih ederler ve tehlike anında 400 metre mesafeye uçabilirler.

Bu arada marketlerde niçin hiç hindi yumurtası satılmıyor, dikkatinizi çekti mi? Günümüzde tavuklar yılda ortalama 250’den fazla yumurtlayabiliyorlarken, hindiler 100 - 120 adet yumurtlarlar ve yumurtaları 4 -5 kez daha ağırdır. Daha ziyade yeni hindileri üretmekte kullanılırlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tanıtıcı, başlatan, başlangıç türünden.

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.

Genel Bilgi

Şekil ve yapısı ne olursa olsun hemen hemen bütün omurgalılarda kuyruk vardır ve hepsinde de kuyruk aynı biçimde oluşmuştur. Sayıları 3 ile 49 arasında değişen kuyruk omurlarının üstü yağla kaplanmış ve böylece kuyruk ortaya çıkmıştır. Kuyruk canlı türüne göre değişik fonksiyonlara sahiptir ve kesinlikle bir süs değildir.

Kuyruk omurganın devamıdır. Timsah, kertenkele gibi hayvanlarda gövdenin bir uzantısı gibi durur. Balıklarda kuyruğun son tarafı bir yüzgeçle son bulur. Kuşlarda ise güdük ve yaygın olan kuyruk kısmında dümen görevi yapan telekler vardır.

Kangurular iyice kalınlaşan ve kaslanan kuyruklarını dinlendikleri zaman bir koltuk değneği veya üçüncü bir ayak gibi kullanabilirler. Köpekte olduğu gibi bazı hayvanlar kuyruklarını bir iletişim aracı olarak kullanırlar. Kertenkelenin kuyruğu ise bir savaşma ve aldatma mekanizmasıdır. İsterse hasmına kuyruğunu bırakıp gider, yerine de yenisi çıkar.

Çıngıraklı yılan kuyruğunu ses çıkartan bir enstrüman gibi kullanırken, aslan sadece sinekleri kovalamada kullanır. Tilki uzun kıllara sahip kuyruğu sayesinde hızla avını kovalarken dengesini kaybetmeden manevra yapabilir. Bir tür sincap ise kuyruğunu başının üstüne götürüp onu şemsiye olarak kullanır.

Bazı canlılarda ise vücudun bir bölümü ile kuyruk birbirine karıştırılır. Balinanın suya dalarken gördüğünüz yaklaşık 3 metrelik yatay kısmı kuyruğu değil vücudunun bir parçasıdır. Tamamen kastan oluşan kuyruğu ise dışarıdan kolaylıkla görülemez. Akrebin de ucunda zehirli iğnesi olan kısmı kuyruğu değil aşırı uzamış olan karın kısmıdır.

Gelelim asıl soruya. İnsanın niçin kuyruğu yok? Maymun türleri birbirleri ile karşılaştırıldıklarında görülüyor ki tür ne kadar gelişmişse kuyruk da o kadar küçük kalmış. İnsanda ise kuyruk, derinin altına gizlenmiş olan, üç ya da dört omurun kaynaşmasıyla ortaya çıkmış, kuyruk sokumu kemiği adı verilen küçük bir kemikten oluşmuştur. Daha doğrusu insanın kuyruk kemikleri tek bir kemik oluşturacak şekilde birbirleriyle birleşmişlerdir.

Bu durumun sebebi insanın iki ayağı üzerinde durabilme ve yürüyebilme özelliğidir. Düşey konumdaki bu hareket biçimi bir takım mekanik zorlamalar ortaya çıkarır. İnsanın ayakta durabilmesi için vücudun üst kısmını taşıyabilmesi gerekir. Aslında kuyruğu meydana getirmesi gereken kemik ve kaslar birleşip, tek bir kemik şeklinde kaynayarak vücudun destek aldığı bu dayanak noktasını oluşturmuşlardır.

Çok ender de olsa bazı erişkin insanlarda kuyruk kemiğinin on santimetreye varan bir kuyruk oluşturabildiği, bu kuyrukta kas, sinir ve damarların bulunabildiği görülmüştür. Her hangi bir ırkta ortaya çıkabilen bu anormalliğin kalıtımla ilgisinin olup olmadığı araştırılmaktadır.

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır.

Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır.

Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen ‘mükemmel’ diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, ‘çınnn’ sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz.

Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi.

Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan ‘çın’ sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi.

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.

Genel Bilgi

Yüzümüz kişiliğimizin aynasıdır. Duygularımızı, düşüncelerimizi yansıtır. Yüzümüz sayesinde birbirimizi tanır, bir kimsenin yaşını hatta hangi coğrafyadan olduğunu tahmin edebiliriz. Çocuklar konuşmada olduğu gibi insan yüzlerini ayırt etmeyi de sonradan öğrenirler.

Yetişkinler ise başka ırktan olan kişileri tanıyıp ayırt etmekte zorluk çekerler. Beyaz ırka göre tüm Japonların birbirlerine benzemesi gibi. Oysa aynı milletten olanların hatta dışa kapalı bir toplumda yetişmiş olanların bile yüzleri birbirlerinden çok farklıdır. Bu özellik sayesinde insanlar birbirlerini tanımayı başarırlar.

Bildiğimiz, gördüğümüz kişilerin bırakın şimdiki yüzlerini görür görmez tanımayı, o kişiye ait çocukluk fotoğrafını bile ilk gördüğümüzde, ona ait olduğunu çıkartabiliriz. Tüm insanların yüzlerinde aynı organlar var, kaş, göz, ağız, kulak, burun, vb. Beynimiz nasıl oluyor da bu organların insandan insana değişen ve her insana değişik ve kişisel bir yüz ifadesi veren bu çok küçük farkları tespit edebiliyor?

Yüzün hangi bölümünün kişiyi tanımada daha önemli bir rol oynadığı sorusu kesin bir cevap bulabilmiş değildir. İnsanların karşısındakileri tanımak için yüzün tamamına bir göz atması yeterlidir.

Karşımızdaki yüzü beynimizin algılaması ve tanıması bir kaç kademeden sonra oluyor. Önce yüzden yansıyan ışık gözümüze giriyor, yani aydınlık ortam şart. Beyin önce açık ve koyu renkli noktalan, sonra da renkleri tespit ediyor. Daha sonra da her şeklin köşelerini kontrol ediyor. Bütün bunlar çok süratli oluyor ama bir anda değil. Bu yüksek seviyede tespitte asıl şaşırtıcı olan bunu beynimizin çok küçük ve sırf bu işle görevlendirilmiş bir kısmının yapmasıdır.

Beynimizin bu minik kısmı yüz görüntüsünü tespit ettikten sonra hafıza ile kontrol ederek, kime ait olduğunu bize hatırlatıyor. Tüm bu kademelerin sırrı henüz çözülebilmiş değildir. Günümüzde en gelişmiş bilgisayarların bile halen başaramadığı bu işlem en çok bilgisayarlarla ilgili araştırma yapan bilim insanlarının ilgisini çekmektedir.

Hayvanlar insanları çoğunlukla kokularından ayırt ederlerken insan beyninin yüzleri hafızaya alma ve zamanı gelince karşılaştırmalı değerlendirme için geliştirdiği mekanizma gerçekten çok şaşırtıcıdır.

İnsan beyninin bu görüntü hafızası ile bilgisayarlar arasında çok önemli bir fark vardır. Bilgisayarlar yazı ve numaraları hafızalarına daha kolay alırlarken resimler hafızada daha çok yer kaplarlar. İnsan beyninde ise durum bunun tam tersidir. Bu nedenle beynin resim hafıza kapasitesi çok geniştir.

Beynin bir yüzü tanıyabilmesi için bazen de ilave bilgiler gerekir. İlk bakışta tanınamayan bir kişi hakkında geçmişi ile ilgili biraz bilgi verildiğinde hemen akla gelebilir. Bütün bu müthiş meziyetine rağmen beynimiz, insan isimlerini hatırlamada bu kadar başarılı değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) soru türünden, soru belirten, sual ifade eden; (i.), (huk.) yazılı olarak sorulan sorular .

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesr» den masdar). 1. Saçılma, dağılma, serpilme. 2. Burundan su çekip püskürtme.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Çarşaf gibi bir şeye bürünme, örtünme.

Şifalı Bitki

(urtica urenus): Isırgangillerden ilkbaharda yetişen, her tarafı sert tüylerle kaplı bir büyük ottur. Tüylerinin içeriğinde formik asit vardır. Sürüldüğü yeri kaşındırır ve yakar. Tohumları da kullanılır. Kullanıldığı yerler: Dıştan tatbik edildiği zaman, iç organlarda biriken kanı çeker. Romatizma ve mafsal ağrılarını dindirir. Burun kanamasını keser. Egzamanın şikayetlerini giderir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Böbrek kumlarını döker. Balgam söktürür. Haricen tatbik edildiği zaman, dalak hastalıklarına ve çıbanlara da faydalıdır.

Genel Bilgi

Ispanak, vitamin ve diğer besin maddeleri bakımından oldukça zengin bir sebzedir. Yapısının büyük bir kısmını su oluşturur. Özellikle C vitamini diğer sebzelere oranla daha fazladır hatta limon, portakal gibi turunçgillere yakındır. Ispanak kalsiyum ve demir bakımından da zengindir.

Ancak ıspanağı diğer yeşil sebzelerden ayıran, demir bakımından aşırı bir zenginlik de söz konusu değildir. Eşit ağırlıklı bir hamburgerde de ıspanak kadar demir vardır. Ayrıca bir mineralin bir sebzede çok bulunması, yenilince doğrudan vücudumuza geçeceği ve vücudumuzu bu mineraller bakımından zenginleştirip kuvvetlendireceği anlamına gelmez.

Her ne kadar çizgi roman kahramanlarının en eskilerinden olan Temel Reis zorda kalınca, bir konserve kutusu açıp içindeki ıspanağı yiyince adeleleri, pazuları şişip insan üstü bir güce sahip oluyor gibi görünüyorsa da ıspanağın içindeki gerek kalsiyumun gerekse demirin insan vücudu tarafından emilmesi zordur. Bu nedenle ıspanaktaki demirin insana pek faydası yoktur.

Temel Reis’in neden başka bir sebze değil de ıspanağı tercih ettiği konusunda, teneke kutu içinde satılan ıspanağın reklamını yapması dışında iki görüş daha var.

Birincisi, içindeki okzalik asitin verdiği ekşimsi tadı nedeniyle ıspanak yemeyi sevmeyen çocuklara bu yemeği sevdirmek. İkincisi ise ıspanakla demir, demirle kuvvet arasında ilişki kurarak demir eksikliğinin vücutta yarattığı zayıflık ve halsizliğin, ıspanak yemekle giderileceğine insanları inandırmaktır.

Demir eksikliğinin anemi denilen kansızlık hastalığı yarattığı doğrudur ama çok demir almanın da insanın kuvvetlenmesiyle fazla bir alakası yoktur. Vücudumuzun bir günlük demir ihtiyacını sadece ıspanaktan karşılayabilmek için yılda vücut ağırlığımızın iki misli kadar ıspanak yememiz gerekir ki bu da çok iyi bir fikir değildir. Ispanaktaki okzalik asit aşırı alındığında, idrarda toplanarak böbreklerde taş oluşumuna sebep olabilir.

Gelelim ıspanağın niçin yoğurtla yenildiğine. Gıdaların bileşimlerinde bulunan bazı maddeler, o gıdanın besin değerini azaltır. Örneğin ıspanakta bulunan okzalik asit, kalsiyumun vücut tarafından alınmasına mani olur. Bu nedenle okzalik asitçe zengin olan gıdalarla yoğun olarak beslenildiğinde, vücudun kalsiyumu bol gıdalarla takviye edilmesi gerekir.

Ispanak, semizotu, ebegümeci, pazı gibi gıdaların, kalsiyum zengini yoğurt ile yenilme alışkanlığının kökeni veya bilinçli olarak başlatılıp başlatılmadığı, insanların tat vermesi için mi yoksa sağlıklarını düşündükleri için mi bu alışkanlığı kazandıkları bilinmiyor ama kalsiyum eksikliğini gidermesi açısından yoğurt ilavesi son derecede yararlı ve sağlıklıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir memurun görevinden alınmasını istemek maksadıyla verdiği resmî kâğıt: İstîfâ-nâmesini sundu.

Türkçe Sözlük

(galatı: İSLİM) (i. İng. steam). Vapur makinesinin vesair makinelerin kazanında birikip makineyi harekete geçiren çok kızgın ve basınçlı buğu, buhar: Vapurun istimi gelmedi, istimi azdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنشاق] buruna su çekme.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. İzmaritten büyük, sivri burunlu ve yuvarlakça bir cins balık. 2. Süryânî yazısının bir çeşidi ki, Nastûrîler’ce kullanılırdı.

Türkçe Sözlük

(İDHAL) (i. A. «duhûl» den masdar) (c. idhâlât). 1. Girdirme, sokma, içeri koma: Onu eve ithal etmiyorlar. 2. Bir memlekete diğer ülkelerden ürün, mal vs. getirme: Otomobil ithali geçen yıl durduruldu. Hesaba ithal etmek = Mahsûb etmek, hesaba katmak, saymak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kokulu şeyler sürünme.

Türkçe Sözlük

Yerkürenin katı dış kabuğuna (litosfer) ait kimyasal özellkleri kapsar. (Çeşitli kimyasal bileşimdeki mineraller ve bunların ayrışma ürünleri olan kimyasal elementler.)

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa’nın kuzeyinde yer alan ada.

Coğrafi konumu: 49 15 Kuzey enlemi, 2 10 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 116 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 70 km.

İklimi: Ilıman iklim; Kışlar fazla sert olmaz, yazları serin geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: 143 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 91,084 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.38 yıl.

Erkeklerde: 76.89 yıl.

Kadınlarda: 82.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Nüfusun etnik dağılımı: Jersey %51.1, İngiliz %34.8, İrlandalı, Fransız ve diğer %6.6, Portekiz/Mederli %6.4, diğer %1.1 (2001).

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Baptist, Methodist, Presbyterian.

Diller: İngilizce (resmi), Portekice ve diğer.

Yönetimi

Ülke adı: Jersey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Kraliyetine bağlıdır.

Başkent: Saint Helier.

İdari bölümler: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Bağımsızlık günü: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 3.6 milyar $ (2003 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %5.

Endüstri: %2.

Hizmet: %93 (1996).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3 (2004).

İş gücü: 52,790 (2004).

İşsizlik oranı: %0.9 (2004 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık, finans, süt ürünleri.

Tarım ürünleri: Patates, karnabahar, domates, sığır eti, süt ürünleri.

İhracat ürünleri: Hafif endüstri ve elektrik malzemeleri, gıda maddeleri, tekstil.

İhracat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

İthalat ürünleri: Makine ve taşıt araçları, sanayi malları, gıda maddeleri, mineral yakıtlar, kimyasallar.

İthalat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Jersey poundu.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: 1 Nisan - 31 Mart.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 73,900 (2001).

Radyo yayın istasyonları: AM -, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.je.

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Karayolları: 577 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Gorey, Saint Aubin, Saint Helier.

Havalimanları: 1 (2006).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. bir davada iki unsurun veya iki kimsenin birleşmesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kavun, karpuz ve hıyar cinsinden olarak yere sürünen iri yapraklı bir bitki ve verdiği meyve ki, sebzeden sayılır, çeşitli yemeklere girer ve birçok türü vardır. 2. Sarışın, maviş: Kabak bir oğlan. 3. Tatsız, lezzetsiz: Bir kavun kestik kabak çıktı. 4. Çıplak, açık: Yalın ayak, başı kabak, kabak kafalı adam: Armutkabağı = Armut biçiminde yalnız süs için dikilen bir kabak. Sakızkabağı = Taze yenen en küçüğü. Asmakabağı = Çardak üzerine alınıp pek fazla uzayanı ki, mayhoşça olup yine tâze yenir. Balkabağı = Tatlısı yapılan bir cinsi. mec. Bir şey bilmez, ukalâ ve ahmak adam. Helvacıkabağı = Kışın kurusu yenen ve hayvanlara yem edilen pek iri ve yuvarlak cinsi. Sukabağı = İçi boş ve ortası ince olup kurutulduktan sonra su vesaire koymaya yarayanı. Kabak başta patlamak — Bir işin cezasını kendi çekmek, ziyanı kendine gelmek. Barut kabağı = Barutluk, barut mahfazası. Kabak bağlamak = Yüzmek için koltukların altına su kabağı koymak. Kabak tadı vermek = Bıktırmak, usandırmak.

Şifalı Bitki

(cucurbita): Kabakgiller familyasından, meyvası sebze olarak kullanılan, otsu bir bitki cinsidir. Kökü saçak şeklindedir. Gövdesi sürüngen, köşeli, ince ve çok uzundur. Üzerinde sert ve kısa tüyler bulunur. Yaprakları büyük, kaba, tüylü; çiçekleri sarıdır. Meyvesi, etli ve suludur. İçinde kabak çekirdeği denilen pek çok tohum vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür ve idrar tutukluğunu giderir. Böbrek ve mesane iltihaplarını temizler. Prostattan doğan şikayetleri giderir. Mide ve bağırsaklara yumuşaklık verir, kabızlığı giderir. Basuru olanlar için faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Helvacıkabağının çekirdekleri bağırsak kurtlarının düşmesine yardımcı olur. Lapası dıştan tatbik edilecek olursa boğaz ağrılarını ve kadınlarda görülen akıntıyı keser.

Türkçe Sözlük

Her türlü resimsel düzenin çerçeve sınırlarının belirlenmesi işlemi. Özellikle fotoğraf sanatı ürünleri için kullanılır.

Genel Bilgi

Kleopatra, Konfüçyüs, Einstein, Edison, Ts’ai Lun. Bütün bu kişilerin içinde insanlık tarihinin gelişimine en büyük faydası olan kimdir dersek, herhalde Ts’ai Lun demezsiniz. Ama O’dur. Ts’ai Lun günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de yaşayan bir memurdu ve MS 105 yılında bugünkü kullanılan hali ile kağıdı icat etti. Dutağacı kabuğu, kenevir ve kumaş paçavralarını suyla karıştırarak ezdi, lapa haline getirdi, presleyerek suyunu çıkardı ve bu ince tabakayı kuruması için güneşin altında ipe astı.

Aslında insanlar MÖ 3500 yıllarında bile üzerine yazı yazabilecek çeşitli şeyler kullanıyorlardı. Kağıdın icadı sonraki devirlerde Çinlileri dünyanın en gelişmiş kültürünün sahibi yaptı. Şaşırtıcıdır ki, Orta Asya’ya 751, Bağdat’a ise 793 yılında ulaşan Ts’ai Lun’un kağıt yapma metodu, Avrupa’ya 1000 yılda gelemedi. Avrupa’da ilk kağıt ancak 1151 yılında İspanya’da yapılabildi.

Özellikle matbaanın icadı ile birlikte kağıda olan ihtiyaç gittikçe büyüdü. Yeterli hammadde bulmakta zorlanıldı. Ayrıca bu şekilde kağıt imalatı çok zaman alıyordu ve dünyanın bir çözüme ihtiyacı vardı.

Kesin tarih bilinmiyor ama yaklaşık 18. yüzyılın başlarında Fransız bilimci Rene-Antonie Ferchault de Reaumur ormanda ağaçların arasında yürürken bir yaban arısı kovanı gördü. Yaban arıları evlerinde olmadığından durup kovanı incelemeye başladı. Birden kovanın kağıttan yapılmış olduğunu gördü. Peki onlar paçavra kullanmadan kovanı nasıl yapıyorlardı? Sadece paçavra değil, kimyasallar, ateş ve karıştırma tanklarını da kullanmıyorlardı. Arılar insanların bilmediği neyi biliyorlardı ?

Aslında her şey çok basitti. Kısa bir gözlem sonucunda gördü ki, yaban arıları ince dalları veya çürümüş kütükleri kemirir gibi ağızlarına alıyorlar, burada mide sıvıları ve salyaları ile karıştırıyorlar ve kovanlarını yapmada kullanıyorlardı. Reaumur arıların sindirim sistemini de inceleyerek buluşunu 1719 yılında Fransız Kraliyet Akademisi’ne sundu.

İlk kağıt makinesi 1798 yılında yapıldı. Ancak bu geniş bir kayışın dönerek fıçıdaki lapayı aldığı ve ince kağıt haline getirdiği, her dönüşte tek bir kağıt yapabilen basit bir makine idi. Silindirli makine çok geçmeden 1809 yılında John Dickinson tarafından icat edildi.

Günümüzde kağıt üretimi yüksek teknoloji ile ve tam otomatik olarak yapılabilmektedir ama işlemin aslı esas olarak değişmemiştir. Kağıtların arasındaki kalite farkını kullanılan lifin türü, lapanın hazırlanışı, içine katılan malzemeler, kimyasal veya mekanik metotlar belirler. Her ne kadar liflerin elde edilmesinde ağaçlar ana kaynak ise de özellik taşıyan kağıtların yapılmasında günümüzde sentetik lifler de kullanılmaktadır.

Genel Bilgi

Kleopatra, Konfiçyüs, Einstein, Edison, Ts’ai Lun. Bütün bu kişilerin içinde insanlık tarihinin gelişimine en büyük faydası olan kimdir dersek, herhalde Ts’ai Lun demezsiniz. Ama O’dur. Ts’ai Lun günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de yaşayan bir memurdu ve MS 105 yılında bugünkü kullanılan hali ile kağıdı icat etti. Dutağacı kabuğu, kenevir ve kumaş parçalarını suyla karıştırarak ezdi, lapa haline getirdi, presleyerek suyunu çıkardı ve bu ince tabakayı kuruması için güneşin altında ipe astı.

Aslında insanlar MÖ 3500 yıllarında bile üzerine yazı yazabilecek çeşitli şeyler kullanıyorlardı. Kağıdın icadı sonraki devirlerde Çinlileri dünyanın en gelişmiş kültürünün sahibi yaptı. İaşırtıcıdır ki, Orta Asya’ya 751, Bağdat’a ise 793 yılında ulaşan Ts’ai Lun’un kağıt yapma metodu, Avrupa’da ilk kağıt ancak 1151 yılında İspanya’da yapılabildi.

Özellikle matbaanın icadı ile birlikte kağıda olan ihtiyaç gittikçe büyüdü. Yeterli hammadde bulmakta zorlanıldı. Ayrıca bu şekilde kağıt imalatı çok zaman alıyordu ve dünyanı bir çözüme ihtiyacı vardı.

Kesin tarih bilinmiyor ama yaklaşık 18. yüzyılın başlarında Fransız bilimci Rene - Antonie Ferchault de Reaumur ormanda ağaçların arasında yürürken bir yaban arısı kovanı gördü. Yaban arıları evlerinde olmadığından durup kovanı incelemeye başladı. Birden kovanın kağıttan yapılmış olduğunu gördü. Peki onlar paçavra kullanmadan kovanı nasıl yapıyorlardı? Sadece paçavra değil, kimyasallar, ateş ve karıştırma tanklarını da kullanmıyorlardı. Arılar insanların bilmediği neyi biliyorlardı?

Aslında her şey çok basitti. Kısa bir gözlem sonucunda gördü ki, yaban arıları ince dalları veya çürümüş kütükleri kemirir gibi ağızlarına alıyorlar, burada mide sıvıları ve salyaları ile karıştırıyorlar ve kovanlarını yapmada kullanıyorlardı. Reaumur arıların sindirim sistemini de inceleyerek buluşunu 1719 yılında Fransız Kraliyet Akademisi’ne sundu.

İlk kağıt makinesi 1798 yılında yapıldı. Ancak bu geniş bir kayışın dönerek fıçıdaki lapayı aldığı ve ince kağıt haline getirdiği, her dönüşte tek bir kağıt yapabilen basit bir makine idi. Silindirli makine çok geçmeden 1809 yılında John Dickinson tarafından ilan edildi.

Günümüzde kağıt üretimi yüksek teknoloji ile ve tam otomatik olarak yapılabilmektedir ama işlemin adı esas olarak değişmemiştir. Kağıtların arasındaki kalite farkını kullanılan lifin türü, lapanın hazırlanışı, içine katılan malzemeler, kimyasal veya mekanik metotlar belirler. Her ne kadar liflerin elde edilmesinde ağaçlar ana kaynak ise de özellik taşıayn kağıtların yapılmasında günümüzde sentetik lifler de kullanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yağmur azlığı, kuraklık, kuraklıktan ürün yetişmemekle bunun neticesi olan açlık: Kaht-ü galâ = Kaht senesi (dilimizde «kıt» ve «kıtlık» bundan galattır, bk. Kıt, kıtlık). Kaht-ı sâl = Kuraklık ve kıtlık senesi, kaht-ü galâ senesi.

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanın burun deliği.

Türkçe Sözlük

(i. A. “gırbal”dan). Tahıl vesaireyi içinden geçirip, toz, toprak ve saman vesaireyi ayırarak temizlemek ve tasfiye etmek üzere tahtadan bir daireye geçirilmiş delikli deriden veya çeşitli derecelerde sık tel kafesten ibaret Alet ki, eleğin kabası sayılabilir. Kalburüstü olmak = Seçilmiş ve seçkin olmak. Kalburüstüne gelenler = İleri gelenler. Kalburkemıği = Burunda bir kemik, Osm. azm-i gtrbâlî.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika’da, güneybatıda Gine Körfezi, kuzeybatıda Nijerya, kuzeydoğuda Cad, doğuda Orta Afrika Cumhuriyeti, güneyde Kongo ile çevrilidir.

Coğrafi konumu: 6 00 Kuzey enlemi, 12 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 475,440 km².

Kara: 469,440 km².

Su: 6,000 km².

Sınırları: toplam: 4,591 km.

sınır komşuları: Orta Afrika Cumhuriyeti 797 km, Cad 1,094 km, Kongo Cumhuriyeti 523 km, Ekvator Gine 189 km, Gabon 298 km, Nijerya 1,690 km.

Sahil şeridi: 402 km.

İklimi: Yıl boyunca süren sıcak bir iklim görülür. Yağışlar güneyden kuzeye doğru gidildikçe azalır.

Arazi yapısı: Sık ormanlarla kaplı yaylalar kuzeye doğru yükselir. Kuzeydeki savan düzlükler, Cad Gölü Havzası`na yaklaştıkça alçalır. Batı bölgesi ise dağlarla kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Fako 4,095 m.

Doğal kaynakları: petrol, boksit, demir, kereste - ağaç ürünleri, alüminyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.54.

Sürekli ekinler: %2.52.

Diğer: %84.94 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 260 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Zehirli gazların yayılmasına neden olan volkanik etkinlik.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 17,340,702 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %41.2 (erkek 3,614,430; kadın 3,531,047).

15-64 yaş: %55.5 (erkek 4,835,453; kadın 4,796,276).

65 yaş ve üzeri: %3.2 (erkek 260,342; kadın 303,154) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.04 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 63.52 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 51.16 yıl.

Erkek: 50.98 yıl.

Kadın: 51.34 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %6.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyıcıları: 560,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 49,000 (2003 verileri).

Ulus: Kamerunlu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kamerun Yerlileri %31, Ekvatoral Bantu %19, Kirdi %11, Fulani %10, Kuzeybatılı Bantu %8, Doğulu Nigritic %7, diğer Afrikalılar %13, Afrikalı olmayanlar %1.

Din: Yerel inançlar %40, Hıristiyan %40, Müslüman %20.

Diller: 24 büyük Afrika dil grubu, İngilizce (resmi), Fransızca (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %79.

Erkek: %84.7.

Kadın: %73.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kamerun Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kamerun.

Eski adı: Fransız Kamerun’u.

ingilizce: Cameroon.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Yaounde.

İdari bölmeler: 10 bölgeye ayrılır; Adamaoua, Centre, Est, Extreme-Nord, Littoral, Nord, Nord-Ouest, Ouest, Sud, Sud-Ouest.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1960 (Fransız yönetiminden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet günü, 20 May (1972).

Anayasa: 20 Mayıs 1972 tarihinde referandum geçirilerek kabul edilmiştir; Ocak 1996 Tarihinde yeniden gözden geçirilip düzeltilmiştir.

Hukuk siste

Türkçe Sözlük

(i.). I. Sulak yerlerde biten içi boş yumuşak ve düğümlü bitki ki, pek çok çeşidi vardır; muhtelif uzunluk ve kalınlıkta olur, saz, nây, ney, kaseb: Şeker kamışı = Özü şeker imâline yarayan kamış çeşidi ki, sıcak iklimlerde olur. 2. Kamışa benzer şey ve erkek tenasül organı. 3. Masura: Barutluk kamışı. 4. Deniz sedeflerinden «sullne» denilen sadef. 5. İlkel bir üfleme sazı. Kamış bayramı = Yahudiler’in kamıştan kulübelere kapanmaları bayramı. Burunkamışı = Burnun kıkırdağı. Kamış helvası = Bal ağdasından yapılan cinsi. Kamış dam = Sazla örtülü kulübe. Kalem kamışı = Yontularak yazı yazmaya mahsus kamış cinsi ki, Basra Körfezi kıyılarında olur. Kamışkulak = Kulakları düzgün Arap atı. Miskalkamışı = Biribirine bitişik ve düzgün şeyler.

Türkçe Sözlük

(I.) (“t”si, ek alırsa “d” olur). 1. Umumiyetle kuşların kolları ki, ön ayakları yerinde olup uçmak üzere uzun tüylü ve açılır kapanır bir çift organdır, Ar. cenâh, Fars. per: Kuş kanadı, tavuk kanadı, kanatlarını açıp uçmak. 2. Balığın ayaktan değişerek kürek gibi yüzme Aleti hâline gelmiş olan organları: Bazı balıkların ikişer, bazılarının dörder kanadı vardır. 3. Kapı ve pencere gibi şeylerin açılıp kapanır ve ekseriya çift olan kapakları: Bu kapının kanatları pek ağırdır. Pencerenin bir kanadı açılmaz. Pancurun, çerçevenin kanatları. 4. Karşı karşıya konarak bir çift teşkil eden dokumalardan bazı şeyler: Perde, yelken kanatları. 5. Umumiyetle kumaş ve dokumaların ve bilhassa diklemesine ikiye katlanmış olanlarının yarım eni: iki üç kanat gömlek, çarşaf. 6. Kürek tahtasının yarısı: O küreğin bir tahtasını sarfettlk, bir kenadı duruyor. 7. Yapıların iki tarafından her biri: O evin sağ kanadı daha manzaralıdır. 8. Kuş tüyü ve yelkenden süpürge ve yelpaze. 9. Yeldeğirmeni yelkenlerinin beheri. 10. mec. Koruma, Ar. himaye, sahip çıkma: Onun kanadı altındadır. Kanadı altına sokuldu. 11. Burun deliklerinin dış kısmı, perdesi: Burun kanadı. 12. (askerlik) Orduda iki yan: Sağ kanat, sol kanat. 13. Uçakları havada tutan kanat benzeri kısımlar. Etkanat = Bir cins büyük yarasa. Kol kanat = Dayanak, kuvvet ve kudret: Kolu, kanadı kesildi.

Sağlık Bilgisi

Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz.

- Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar.

- Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler.

- İyileşmeyen yaralar.

- Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük.

- Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları.

- Ben ve siğillerde görülen değişmeler.

Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir.

- Beyin ve omurilikte %1

- Ciltte %10

- Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6

- Memelerde %14

- Sindirim sisteminde %25

- Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3

- Karaciğer ve safra kesesinde %3

- Diğer organlarda %8

Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir.

Makro-biyotik Gıda Rejimi:

Bir günlük gıdanın, %60’ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir.

%23-25’i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir.

%5-10’u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir.

%10-15’i deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir.

Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir.

Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir.

Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır.

Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti.

Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır. Tedavi ve korunma maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 3 tutam maydanoz (veya 50 gram maydanoz tohumu) konur. 5 dakika

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ağır şeyleri tartmaya mahsus tartı Aleti kl, ağırlık rakamlar yazılı bir sapla onun üzerine hareket edecek surette asılı bir toptan ve tartılacak şeyi kaldıracak iki zincirli çengelden ibaret olup bir yere asılı olur veya iki kişinin omuzlarına koydukları bir sırığa takılır. El kantarı = Bunun küçüğü. 2. Başlıca kırk dört okkadan ibaret olan ve bölgeye göre değişen ağırlık miktarı: On kantar kireç. Maden kömürünün kantarı kaçadır? Yeni kantar = Yüz kilogramdan ibaret ağırlık. Kantar ağası = Eskiden ölçülerin teftişine memur görevli. Kantarı belinde = Gözü açık, aldanmaz adam.

Şifalı Bitki

(kantariyyon): İkiçenekliler sınıfının, bileşikgiller familyasından, bütün dünyada, özellikle ılıman bölgelerde yaygın olan çok yıllık veya bir yıllık bitkidir. Kırmızı, sarı, mavi ve nadiren beyaz çiçekli olanı bulunur. Kökü acıdır. Bu türüne “Büyük Kantaron” da denir. Çoğunlukla kökü kullanılır. Yaz aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Ateşi düşürür. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İshali keser. Nekahat devresini kısaltır. Nezle ve bronşite faydalıdır. Öksürüğü keser. Mide ağrılarını dindirir. Yaraların iyileşmesinde yardımıcı olur. Astım, mide ülseri, midede asit fazlalığı, akciğer hastalıkları, damar sertliği ve sinir iltihaplarında da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Sert ve kemiksiz bir kabuk içinde yaşayan, ağır yürüyüştü bir sürüngen hayvan (testudo). Suda yaşayan bazı kaplumbağaların ağırlığı 300 kiloyu bulur. Kaplumbağa yürüyüşü = Pek ağır yürüyüş.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Sürüngenlerin, kara ve deniz kaplumbağalarının muhtelif cinslerini içine alan alt sınıfı.

Şifalı Bitki

(lavadula stoechas): Ballıbabagiller familyasından, bir veya çok yıllık otsu yahut dip kısmı odunsu bir bitkidir. Ezildiği zaman çok kuvvetli ve hoş olmayan bir koku çıkarır. Çiçekleri mavi veya menekşe rengindedir. Bir türünden karabaşyağı denilen bir esans çıkarılır. Yurdumuzda alçak makilerde bulunur. Kullanıldığı yerler: Ağrıları geçirir. Kalbe kuvvet verir. Damar sertliğinde faydalıdır. Balgam söker. Sara ve beyin hastalıklarında kullanılır. Uyuşukluğu giderir, zindelik verir.

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçalardan, karınlarındaki uzantıları bacak gibi kullanarak ve sürünerek yürüyen kabuklu hayvanlar sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kurûn). 1. Boynuz. 2. Boynuz şeklinde boru (eski musiki Aleti). 3. Yüz senelik zaman: Tarihin her yüz senesi, asır. 4. Zaman, devir, dehr, çağ asır: KurOn-ı sâlifede = Geçmiş zamanlarda. c. KurGn-ı Ulâ = İlkçağ. Ku-ron-ı Vustâ = Ortaçağ. Kurûn-ı Ahire = Yeniçağ. Karnen ba’de karn = Karından karna, devirden devre. tes. Karneyn = İki boynuz. Zül-Karneyn = İki boynuzlu: Büyük İskender’in Araplar’ca lakabıdır.

Şifalı Bitki

(harbuz): Kabakgiller familyasından; sürüngen gövdeli, parçalı sert yapraklı, sarı çiçekli, iri meyveli, bir yıllık bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kemiklerin gelişmesine yardımcı olur.

Şifalı Bitki

(krizantem): Bileşikgiller familyasından; sonbahar aylarında çiçek açan bir süs bitkisidir. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Bir türünden böcek öldürücü ilaç yapılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde kassâm ve kassâm-ı askerî denilen ve vârislerin hisselerini bölüştürerek yetim olanların mirasını saklayıp idare etmekle görevli olan şer’İ memurun hal, sıfat ve memuriyeti.

Şifalı Bitki

(genista luncea): Baklagiller familyasından; dik duran çalı halinde, her zaman yeşil olan odunsu bir bitki cinsidir. Genç sürüngenler, narin yapılıdır. Üzerinde çok sayıda yaprak bulunur veya yapraksızdır. Çiçekleri sarıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Hazmı kolaylaştırır. Böbrek ve safra kesesi taşlarının düşürülmesine yardım eder. Mesane hastalıklarını tedavi eder. Romatizma ve nikriste de faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalp hastalıklarında da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çam ağacından veya maden kömüründen çıkarılan koyu, ağır kokulu ve bulaşıcı bir sıvı ki, sanayide ve tıpta kullanılır: Katran suyu = Katrandan tasfiye edilerek çıkarılan tıbbî sıvı. Katran hapı, katran ruhu denilen ilâç.

Türkçe Sözlük

(i.). Kabakgillerden, dallan yerde sürünen bir bitki ve meyvesi; çeşitleri vardır. Karpuzla beraber bostan dahi denilir. Kavun karpuz dikmek. Kavuniçi = Penbeye çalar koyu sarı renk. Ağaçkavunu = Kübbâd çeşidinden gayet kalın kabuklu, reçel yapılan bir meyve.

Şifalı Bitki

(cucumis melo): Kabakgiller familyasından; vatanı Küçük Asya olan, sürüngen gövdeli, iri meyveli bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları oldukça büyüktür ve yürek biçimindedir. Çiçekleri, yapraklarının koltuğundan çıkar. Meyvesi sulu ve güzel kokuludur. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Rahat bir uyku verir. Böbrekleri ve kanı temizler. Cide temizlik verir. İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Nikris ve romatizma şikayetlerinin hafiflemesini sağlar. Akciğer veremi ve kansızlıkta da faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinin şikayetlerini azaltır. Vücuda serinlik verir. Mide ve bağırsaklarda ülser veya iltihap olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonlular yememelidir.

Şifalı Bitki

(Zerdali, prunus armeniaca): Gülgillerden 4-6 metre boyunda bir çeşit meyve ağacıdır. Meyvesi cevizden büyük, derisi ince, açık turuncu renkte, eti sulu, tatlı ve güzel kokulu, tek ve sert çekirdeklidir. Şekerpare, şam, tokaloğlu, imrahor, muhittinbey, hacıkız, hasanbey, darende gibi çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Beyin yorgunluğunu geçirir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Nekahat devresini kısaltır. Raşitizmde faydalıdır. Kansızlığı tedavi eder. Kabızlığı giderir. Yüz ve boyunlara tazelik ve güzellik verir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vekâlet, vekillik: O işte filân kaymakamlık ediyor. 2. Bir kazânın idaresiyle görevli mülkiye memurunun memuriyeti, hal ve sıfatı: Kaymakamlığı kendisine az görüyor. 3. Yarbay rütbesi: Beş sene kaymakamlık etti. Kıdemli binbaşılardan olduğundan kaymakamlık bekliyor. 4. Bir mülkiye kaymakamının idare ettiği kasaba, ilçe, kazâ: Orası bir kaymakamlıktır.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Ispanakgillerden, yaprakları kaz ayağına benzer bir bitki (chenopodium). 2. Çok kollu çengel. 3. Uç uçlu halat. 4. Açık turuncu.

Şifalı Bitki

(thymus): İkiçenekliler sınıfının, ballıbabagiller familyasından; odunsu saplı, karşılıklı küçük yapraklı, sürüngen, çok yıllık timol kokulu alçak bir bitkidir. İçeriğinde thymol vardır. Güney Amerika’da yetişen thymus vulgaris türünden hafif sarı renkli uçucu kekikyağı elde edilir. İçeriğinde timol ve karvakrol vardır. Midevi, idrar söktürücü ve antiseptik olarak kullanılır. Yurdumuzda yabani kekik ve başlı kekik çok miktarda yetişir. Ancak mercanköşk türlerinin çoğu da kekik yerine kullanılmaktadır. Kullanıldığı yerler: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Bağırsak iltihabını iyileştirir. Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür. Cinsel isteği kamçılar. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır. Çocuklarda görülen kansızlığı giderir. Kan dolaşımını düzenler. Müzmin öksürük, astım, bronşit ve iltihaplı zatülcenp’e faydalıdır. Grip, beyin nezlesi ve anjinde şikayetlerin azalmasına yardımcıdır. Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatrı olanlar kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yılan gibi, ancak daha kalın, dört ayaklı ve yürürken yere sürünür sürüngenler ki, en tanınmışı kertenkele dediğimiz cinsidir. Kertenkele = Çabuk yürür küçük cinsi. Yeşil keler, benlikti keler = Zehirli keler cinsi. İri başlı keler, alaca keler = Diğer cinsleri. 2. Keler derisi ki, saat mahfazası vesaire olur. Keler balığı = Ahtapot çeşidi. Su keleri = Suda yaşar cinsi. Kaya keleri = BÜkalemûnun büyüğü.

Türkçe Sözlük

(i.). Keler cinsi hayvanları içine alan bir sürüngenler takımı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kemeri veya kemerleri olan: Kemerli pencere, kapı, köprü; on kemerli bir köprü. 2. Kemer şeklinde, kemer gibi, kavisli, Ar. mukavves: Kemerli burun.

Türkçe Sözlük

(i.). Burun, göz ve kulak kıkırdağı.

Türkçe Sözlük

(i.). Asalet ve asaletin şartlarından olan yüksek kalblilik, Alîcenâblık, cömertlik: Kerem sahibi. 2. Lutuf, merhamet, ihsan, iyilik: Bu iş lutuf ve kereminize kalmıştır. Kerem buyurun = Lutuf, müsaade buyurun.

Türkçe Sözlük

(i.). Karadan denize uzanan taşlık burun.

Türkçe Sözlük

(i.). Keler denilen dört ayaklı sürüngenlerin en bol cinsi ki, aşağı-yukarı bir karış uzunluğunda olup zararlı değildir.

Türkçe Sözlük

(KİSE) (i. F.). 1. Küçük torba: Şeker, un kesesi. 2. Cepte taşınan ve para koymaya mahsus küçücük torba: Para kesesi; kesesinden sarfediyor. 3. Diğer bazı şeylerin kumaş vesaireden kılıfı: Saat, çakı, mühür kesesi. 4. Hamamda vücudun kirini çıkarmak için kullanılan kıldan sert kese ki, kullanan kimse, içine elini sokar: Kese sürmek, sürünmek. 5. mec. Varlıklı olma, sahiplik, servet: Kesesinden sarfediyor: Kendi kesesinden verdi; kesesine elvermiyor. Keseye girmek = Fayda vermek, faydalı olmak: Benim keseme girmiyor. Kese akça = Vaktiyle beş yüz kuruştan ibâret para miktarı, bk. Kîse.

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürünüp temizlenmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çokluk, bolluk: Kesret-i mahsulât — Ürünlerin bolluğu. 2. Fazlalık, ziyadelik, mübalâğa: Kesret-i zekâ. 3. (tasavvuf) Kalabalık, vahdet zıddı: Kesret içinde vahdet herkese müyesser olamaz. Kesretle = Çok, fazlası ile, pek, fazla, (edebiyat) Cem’-i kesret = Arapça’ da dokuzdan fazla sayı için kullanılan çokluk kipi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Katmeri çörek. 2. Pirinç unu hamurundan bir çeşit çörek.

Türkçe Sözlük

(bağ edatı). 1. (F., asıl Türkçesi «kim»dir). Masdar mânâsını ifade eder: Bana dedi ki, yarın gelecektir = Yarın geleceğini söyledi; kendisine tenbih ettim ki, kimseye söylemesin = Kimseye söylememesini tenbih ettim. 2. Gaye ve netice gösterir ve neticeyi öncesine bağlar, tâ ki, hattâ: Elimi bırak kı yazı yazayım; kapıdan çekil ki geçeyim; sermayesi yok ki, ticaret etsin. 3. Sebep gösterir, zira, çünkü: Aldanma ki, şair sözü elbette yalandır (bu mânâsı eskimiştir). 4. Açıklayıcı bir mânâ verir: Vaktâ ki, Osmanlı devleti kuruldu; bir vakitte ki, ben canımla uğraşıyordum kendisine hürmet etmedim diye gücenmiş. «İnsan ki aşka dûçâr ola (aşka dûçâr olunca) akıl ve re’yi elinden gider» gibi tâbirler şimdi kullanılmıyor (aşağıdaki «ki» ile karıştırılmamalıdır). Çûn, bel, kâş, mâdem edatlarıyla birleşerek mürekkep edatlar teşkil eder: Çünkü, belki, keşke, mâdemki gibi. Bazı kelimelere katılarak tâbirler teşkil eder: İhtimal ki, bugün gelsin = İhtimaldir, muhtemeldir ki...; caiz ki = Caizdir ki vesaire (yukarıya bk.). Kî Türkçe’de aitlik ekidir: Dünkü adam; bugünkü iş; geçen seneki ürün. İçerik! = İçeri bulunan. Içeridekiler = İçeride bulunanlar; hangi kitabı istiyorsun bendekini mi? Sizdeki kaybolmuş; sizin oğlunuz çalışkandır, ama benimki pek tembel; sizin atınız Ahmed’inkinden büyüktür (bu gibi tâbirlerde bir ismin tekrarlanmaması için onun yerini tutar: Sizin atınız benimkinden iyidir = Benim atımdan).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değersiz şey, ıvır zıvır; hafif ve çerez türünden yiyecek, abur cubur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın ve bazı hayvanların vücudunda biten sertçe ve kalınca tüy. Ar. şaar, Fars. mûy: Saçından, sakalından, bıyığından kıl koparmak; göğsünden, kollarında çok kıl var; keçi kılı; at kuyruğunun, yelesinin kılları. 2. Keçi tüyü, sef: Kıldan çuval, çul (koyununkine yün ve yapağı, deve, at ve diğer hayvanların ince ve kısa olanına tüy denir). 3. Pek az miktar, çok az: Düşmesine kıl kaldı; kıl kadar yerinden oynamış. 4. Kıldan yapılmış: Kıl çuval; kıl kuşak. Kılbarak = Uzun tüylü bir cins küçük at. Burnundan kıl aldırmamak = Asla müsaade etmemek, hakketse bile kendisine söz söyletmemek. Kılburun = Denizin içine uzanmış pek ince burun, dar kara parçası. Kıl dökmek = (hayvan) Tüyünü değiştirmek. Kılı kırk yarmak = İnceden inceye araştırmak. Kılkuyruk = 1. Bir cins ördek, süne. 2. Züğürt; kılıksız. Kılkıran = Saçkıran hastalığı, Ar. dâ-üs-sâleb. Kılyakı = Hayvan yarasını delip geçirdikleri kaytan çeşidi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Genç, delikanlı. 2.Ürün vermeyen arazi. 3.Eşkıya yol kesen.

Şifalı Bitki

(cryptogamae): Damarlı çiçeksiz bitkilerdendir. 100 kadar çeşidi vardır. Kibritotları, atkuyrukları ve eğreltiotları bu familyadandır. Yol kenarlarında ve kumlu topraklarda yetişirler. Kullanıldığı yerler: Burun kanamasını keser. Kesiklerde ve çıbanda faydalıdır. Balla karıştırılıp yenecek olursa, nefes darlığını giderir. Yaraları iyileştirir. Kandaki şeker miktarını düşürür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırtasiyecilik yapan kimse. 2. Sürünceme yoluyla işleri uzatma huyunda olan.

Türkçe Sözlük

Resim sanatında tek bir figürün ya da nesnenin, derinlik duygusu verecek şekilde betimlenmesi anlamına gelen terim. Derinlik dugusunu, yanılsama yoluyla yaratması açısından bir perspektif türü olarak kabul edilir. Kısaltımda, betimlenen nesneye, figüre belli bir uzaklıktan ya da alışılmadık bir açıdan bakıldığında, ortaya çıkan biçim bozmalar yumuşatılarak tuvale aktarılır. Örneğin, yatan bir figürün ayak ucundan bakıldığında, ayaklar olduğundan büyük, baş da küçük görünür. Kısaltımı kullanan sanatçı, ayakları göründüğünden küçük, başı da o oranda büyük vererek biçim bozmaları yumuşatır. Sanat tarihinde kısaltımın en iyi bilinen örneği, Mantegna`nın Ölü İsa adlı kompozisyonudur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Az ve seyrek bulunan şeyin hâli, azlık. Ar. nedret: Tahıl kıtlığı; adam kıtlığı. 2. Kuraklıktan ve bunun neticesi olarak ürün yetişmemekten ileri gelen açlık: Hindistan’da sık sık kıtlık oluyor.

Türkçe Sözlük

Özellikle 20. yy. içinde üretilmiş çeşitli nesnelerde rastlanan zevksiz, kökeni belirsiz ve estetik değer taşımayan bir tasarım anlayışını nitelemek için kullanılan bir terim. Türkçe`de yakın anlamlı «rüküş» sözcüğüyle karşılanabilir. Kitsch, grafikten endüstri tasarımına ve mimarlığa kadar uzanan geniş bir alanda estetik düzey düşüklüğünü nitelemek için kullanılır. Stuttgart`ta bu tür ürünleri sergilemek için bir de müze açılmıştır.

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade 3-10 yaşları arasında görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde morbilli denilen bu hastalığın nedeni, bir çeşit virüstür. Kızamıklı hastanın tükürük damlacıkları aracılığı ile sağlamlara da bulaşır. Bu nedenle, kızamık lekeleri kaybolduktan sonraki 10 gün içinde de hastayı, sağlıklı kimselerle görüştürmemek gerekir. Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde orataya çıkar. Hastanın gözleri kızarır, burnu akar, hapşırır, öksürür. Ateş yükselir. Baş ağrılarından şikayet eder. Kuvvetli ışıktan rahatsız olur. Bu belirtilerden aşağı yukarı 4 gün sonra küçük kırmızı ufak lekeler görülmeye başlar. Bunlar grup halindedir. Bu dönemde dudaklarda kuruluk ve dilde paslanma dikkati çeker. Bir süre sonra da kızamık lekeleri yüzün her tarafına, boyuna, göğse, kollara, karına, ve bacaklara yayılır. Bu dönem 3-4 gün devam eder. Sonra ateş yavaş yavaş ya da birdenbire düşerek belirtiler kaybolur. Hastanın odası güneş görmeli ve çok temiz olmalıdır. Oda ısısı 18-20 derece arasında tutulmalı, günde en az iki kere havalandırılmalı ve hastanın üşütmemesi için azami dikkat gösterilmelidir. Ayrıca, hastanın ağız, burun ve beden temizliğine özen gösterilmelidir. Bunlara dikkat edilmediği takdirde hastalık, zatürree, bronkopnömoni, zatülcenp, ortakulak iltihabı veya ensafalit gibi tehlikeli hastalıklara neden olabilir. Kızamık geçirenler, bağışıklık kazanıp bir daha kızamık olmazlar. Ayrıca çocuklara 2 yaşında yaptırılacak kızamık aşısı da bağışıklık sağlar. Hastalığın kolayca geçmesi ve bir başka hastalığa neden olmaması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Dut.

Hazırlanışı : Döküntüler başlamadan önce 250 gram dut yedirmek, döküntülerin çabuk çıkmasına yardımcı olur. Aynı uygulama karadut şurubu ile de yapılabilir.

Türkçe Sözlük

(f.) (atlı: kokulamak). Burunla nefet çakarak bir şeyin kokusunu almak, kokuıunu duymaya çalışmak, buruna götürüp kokuıunu çekmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeşil ürün veya meyve, yeşillik. 2. Sebze, zerzevat. Kökrü resmi = Sebze vergisi..

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Burunla duyulan şey kl, İyi yahut kötü olur. Ar. râyiha, nükhet, Fart. bûy. Güzel koku = Osm. tayylbe. Fena koku = Osm. ufûnet. Koku almak = Koku duymak. Kokusu gelmek = Kokmak. Kokusu çıkmak = mec. Meydana, ortaya çıkmak: Artık bu işin kokusu çıktı. 2. Giyecek, mendil veıaireye güzal koku vermeye mahsus su, ruh vesaire, Oım. ıtrıyyât, parfüm: Birçok kokular almış.

Teknolojik Terim

Ürünle birlikte verilen Picture Motion Browser yazılımı, fotoğraf koleksiyonunuza göz atmanıza ve koleksiyonunuzu yönetmenize yardımcı olur. Fotoğraflarınızı e-posta ile arkadaşlarınıza ve ailenize gönderebilir veya İnternet’teki paylaşım sitelerine kolaylıkla yükleyebilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerleştirmek, Osm. vaz’etmek: Bohçayı minderin altıne koy, zahireyi nereye koyuyorsunuz? 2. Bırakmak, terketmek: Kitabı elinden koymaz, sonraya koymak, davet etmedik kimse koymadı. 3. Müsaade etmek, engel olmamak. 4. Almak, sokmak, yerleştirmek: Misafirleri nereye koyacağız? Atı ahıra koyun. 5. Tutmak, bulundurmak, bırakmak: Beni aç koydular. 6. Atmak, yükletmek. 7. Bir işe tayin etmek: Oraya bekçi koymalı. 8. Giymek, üstüne almak: Yeni şapka koymuş, başına bir başlık koymuş, bu elbiseyi bir daha koymayın. 9. Tutmak, edinmek, Osm. hâsıl ve peydâ eylemek: Süt kaymak koymuş. 10. Kabûl ettirmek, yerleştirmek, göndermek, çocukları mektebe, ustaya, san’ata koydu. 11. Bir şeyi pişmek veya olmak üzere hazırlamak: Turşu, şarap, sirke koydum, aşçı daha yemoğl koymadı. 12. Kurmak, düzeltmek: Sofrayı koyunca bize haber verin, yemeği koydunuzsa gelelim. Ateş koymak = Tutuşturmak, ataş vermek: Saman kulübelerine ateş koydular. Ad koymak = İsim takmak: Çocuğun adını koydular mı? Araya koymak = Aracılık ettirmek, Osm. tovsit etmek, tavassut ettirmek: Tanıdıklardan birini araya koymalı. Askıda koymak = Bitirmemek, süründürmek. Elden koymak = Vazgeçmek, terketmek, yapmamak: Siz himmeti elden koymayın. Ortaya koymak = Açıklamak, açığa çıkarmak, Osm. izhâr etmek, ibrâz eylemek, isbat etmek, (denizcilik) Üzerine koymak = Rüzgârın daha da şiddetlenmesi. Üste koymak = Arttırmak, Osm. tezytd etmek. İçeri koymak — İçeri almak, sokmak, kabûl etmek: Giden misafirleri içeri koymuyorlar. Baş koymak = Baştan geçmek, canını feda etmek. Bahis koymak = Öğdül. Bahse tutuşmak. Bir tarafa, bir yana koymak = Ayırmak, saklamak, korumak. Bez koymak = Bez yapmak üzare İplikleri tezgâha germek. Boş koymak = Mahkûm ve sessiz bırakmak. Temel koymak = Temel tutmak, Osm. pâyldâr olmak. Hâle koymak = Bir hâle getirmek, hâlini değiştirip diğer biçime değiştirmek: Bakın hastalık beni ne hâle koydu, yağmurun bolluğu bizim bahçeyi göl hâline koydu. Rehin koymek = Rehin etmek. Sonraya koymak = Geciktirmek. Minnet koymak = Başına kakmak. Meydana koymak = Ortaya çıkarmak. Nişan koymak s İşaret etmek, unutmamak, hatırlamak. Yanına koymak — Öcünü almamak, cezasını vermemek: Yaptıklarını senin yanına koymayacağım. Yoluna koymak = Düzeltmek, hesaplaşmak. Yola koymak = Göndermek. Yolda koymak = Yolda, yarı yolda bırakmak. Koyup gitmek = Öksüz bırakmak, terketmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Evde kullanılacak kömürün konulduğu yer, kömür anberı: Bu evin kömürlüğü dar.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musiki sanatkârlarının, dinleyiciler huzurunda icrada bulunmaları.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateşi havalandırmaya mahsus deri, meşin ve tahtadan Alet. Demirci körüğü = Demircilerin kullandıkları büyük çeşidi. 2. Hava ile çalınan bazı çalgılara hava vermeye mahsus Alet: Armonika körüğü. 3. Fayton’un körük biçiminde açılır kapanır örtüsü. Burun, göğüs körük gibi inip kalkmak = Yorgunluktan veya hiddetten çok solumak. Laf körüğü = Lafazan, geveze, çançan. Yangına körükle gitmek = Anlaşmazlığı şiddetlendirmeye çalışmak, fitnecilik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vuruşmaya alıştırılmış İri koç veya teke, gebeş. 2. Sürünün önüne düşUp onu sevkeden alışık koç. 3. mec. Cesur, serbest, atak.

Türkçe Sözlük

(f.). Acele ile yürünmek. O kadar koşulmaz; öyle koşulur mu?

Şifalı Bitki

(momordica): Kabakgiller familyasından, tırmanıcı, ince gövdeli, bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları saplı ve el gibi parçalıdır. Meyvesi olgunlaşınca, birbirinden ayrılır. Meyveleri 10-15 cm boyunda şişkin ve iki uçta incelmiş şeklindedir. Üzerinde kabarcıklar vardır. Turuncu - sarı renktedir. Ev ilaçlarında, zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mide ülserini tedavi eder. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Yaraların çabuk kapanmasını sağlar.

Türkçe Sözlük

İşlem görmemiş kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtlarının içerdiği kükürdün yanması sonucunda ortaya çıkan zehirli gaz. Yakılan her yüz ton kömür ve kokun ortaya üç ton kükürt dioksit çıkardığı bilinmektedir. Metallerde paslanmaya neden olmasının yanı sıra, solunum sistemine de zarar verir. Asit yağmurunun baş suçlusu kükürt dioksittir.

Türkçe Sözlük

(i.). Kulak, burun ve boğaz hekimi (halk tâbiri).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. (Araplar’da) «ebû» ve «ibni» veya «ümmü» ve «bint» kelimeleriyle başlayan lakap: Ebû Hanîfe, Ibnü Haldûn, Ümmü Seleme gibi. 2. (bizce) Bir askerin ve memurun ismini, babasının ismini ve hizmete giriş tarihiyle bazı vasıflarını gösteren kayıt: Künyesi deftere yazıldı; şeklinde yazılması Adet olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuruntu, vehim, şüphe.

Türkçe Sözlük

(i.). Ayaksız ve sürünerek hareket eden küçük hayvan ki, çeşitleri vardır, Ar. dûd. Ağaç, peynir, et, yer kurdu, ipek kurdu. Bazı ayaklı böceklere de bu ad verilir. Kurdeşen = Ekseri atlarda olan serpme kan çıbanı (kurt eşen de denilir). Kurt vurmak = (Kereste) yeşillenip mantarlanmak. Kurtyeniği = 1. Tahtalardaki kurt yuvası yeri. 2. mec. Şüphe çeken hâl: Bu işte bir kurtyeniği olmasın. 3. mec. Özür, ayıp, kusur, mahzur. Kurtyemez ağaç = Katelpe ağacı. İçinde kurt yok = Bir işe hevesli olmayan, koşup çalışmayan.

Genel Bilgi

Giysilerinizi evde çamaşır makinesinde yıkarken kirleri çözen madde sudur. Ancak örneğin yünlü kumaşlarda olduğu gibi, birçok kumaş türünde su etkili olamayabilir.

Kuru temizlemede suyun yerine bir petrol ürünü kullanılır. İnsanlarda ıslaklık, suyla temas anlamında algılandığından bu işleme kuru temizleme denilmektedir. Aslında olay kuru ortamda yapılmamaktadır.

Joly Belin adında bir Fransız, kazara giysisinin üzerine kerosen dökmüş ve bunun giysisinin üzerindeki lekeyi temizlediğini hayretle görmüştü. Bu işin üzerine giderek 1840’h yıllarda Paris’te ilk kuru temizleme işletmesini açmıştı.

Başlangıçta kuru temizlemede çözücü madde olarak gaz veya kerosen kullanılıyordu. Günümüzde ise hemen hemen tüm dünyada ‘perkloroetilen’ veya kısaca ‘perk’ diye tanımlanan bir çözücü kullanılmaktadır.

Elbiseler, kuru temizleyicide su yerine bu çözücü ile yıkanır. Çözücü buharlaşmasın, havayı kirletmesin ve tekrar kullanılabilsin diye her seferinde bir yerde toplanır. Bu şekilde temizlenen giysiler, ütülenince yeni gibi dururlar.

Kuru temizleme yapılan giysileri eve getirdiğinizde, beraberinde baş ağrısı ve mide bulantısı riskini de getirdiğinizi unutmayın. Kuru temizlemede kullanılan bu ‘perk’ isimli madde çok toksik olup, vücudumuzun önemli organları ve sinir sistemimiz üzerinde zararlı etkileri vardır.

Havada milyonda yüz partikül olunca zararlı etkileri görülmeye başlanılan bu çözücünün oranının, kuru temizleme yapılmış bir giysinin, kapalı bir arabaya konulup, on beş dakika tutulması ile milyonda 350’ye ulaştığı tespit edilmiştir.

İster inanın, ister inanmayın birçok kumaş türü kuru temizleme gerektirmez. Kuru temizlemenin tek avantajı kumaşların çekmelerine ve şekillerini kaybetmelerine yol açmamasıdır.

Üretici firmaların, giysilerin etiketlerine ‘sadece kuru temizleme’ şeklinde ikaz yazmalarının ana sebebi, garanti süresince geri almak zorunda oldukları giysileri, çekme ve deformasyon tehlikesinden korumak içindir. Özellikle ipek ve suni ipekten yapılmış giysiler güvenli bir şekilde elle yıkanabilirler.

Genel Bilgi

Giysilerinizi evde çamaşır makinesinde yıkarken kirleri çözen madde sudur. Ancak örneğin yünlü kumaşlarda olduğu gibi, birçok kumaş türünde su etkili olmayabilir.

Kuru temizlemede suyun yerine bir petrol ürünü kullanılır. İnsanlarda ıslaklık, suyla temas anlamında algılandığından bu işleme kuru temizleme denilmektedir. Aslında olay kuru ortamda yapılmamaktadır.

Joly Belin adında bir Fransız, kazara giysisinin üzerine kerosen dökmüş ve bunun giysisinin üzerindeki lekeyi temizlediğini hayretle görmüştü. Bu işin üzerine giderek 1840’lı yıllarda Paris’te ilk kuru temizleme işletmesini açmıştı.

Başlangıçta kuru temizlemede çözücü madde olarak gaz ve kerosen kullanılıyordu. Günümüzde ise hemen hemen tüm dünyada “perkloroetilen” veya kısaca “perk” diye tanımlanan bir çözücü kullanılmaktadır.

Elbiseler, kuru temizleyicide su yerine bu çözücü ile yıkanır. Çözücü buharlaşmasın, havayı kirletmesin ve tekrar kullanılabilsin diye her seferinde bir yerde toplanır. Bu şekilde temizlenen giysiler, ütülenince yeni gibi dururlar.

Kuru temizleme yapılan giysileri eve getirdiğinizde, beraberinde baş ağrısı ve mide bulantısı riskini de getirdiğinizi unutmayın. Kuru temizlemede kullanılan bu “perk” isimli madde çok toksik olup, vücudumuzun önemli organları ve sinir sistemimiz üzerinde zararlı etkileri vardır.

Havada milyonda yüz partikül olunca zararlı etkileri görülmeye başlanılan bu çözücünün oranının, kuru temizleme yapılmış bir giysinin, kapaşı bir arabaya konulup, on beş dakika tutulmsı ile milyonda 350’ye ulaştığı tespit edilmiştir.

İster inanın, ister inanmayın birçok kumaş türü kuru temizleme gerektirmez. Kuru temizlemenin tek avantajı kumaşların çekmelerine ve şekillerini kaybetmelerine yol açmamasıdır.

Üretici firmaların, giysilerin etiketlerine “sadece kuru temizleme” şeklinde ikaz yazmalarının ana sebebi, garanti süresince geri almak zorunda odukları giysileri, çekme ve deformasyon tehlikesinden korumak içindir. Özellikle ipek ve suni ipekten yapılmış giysiler güvenli bir şekilde elde yıkanabilirler.,

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. karn). 1. Boynuzlar. 2. Yüz senelik zaman, tarihin her yüz senesi, asır. 3. Umumiyetle zaman, devir, Ar. dehr, ahd, asır. Kurûn-ı sâlifede = Geçmiş zamanlarda. KurOn-ı Ülâ = ilkçağ (M.Ö. 4.000-M.S. 476). Kurûn-ı VÜstâ = Ortaçağ (M.S. 47Ö-1453). Kurûn-ı Ahire = M.S. 1453. Karneyn = İki boynuz. Zü’l-Karneyn = İki boynuzlu; İskender’e verilen lakap. bk. Karn.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuruntusu olan.

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanlarda tehlikeli bir hastalık ki, burunlarında kemik hâsıl eder.

Şifalı Bitki

(asparagus): Zambakgiller familyasından; çalı veya yarı çalı halinde odunsu, çoğu sarılıcı, bazı türleri de otsu olan Asya, Afrika ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitkidir. Yaprakları pul gibi ve almaşık dizilişlidir. Çiçekleri küçüktür. Renkleri yeşilimsi veya beyazdır. Meyveleri üzümsüdür. 150 kadar türü vardır. Tıbbi kuşkonmaz Trakya ve Doğu Anadolu’da yabani olarak yetişir. Çiçekleri sarımsı yeşildir. Meyvesi kırmızıdır. Kök ve rizomlarında şekerler, mannit, koniferin, asparajin A ve C vitaminleri vardır. Hekimlikte toprakta sürünen gövdesi, kökü ve tomurcukları kullanılır. İlkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kalp hastalıklarından doğan ödemleri giderir. İdrar söktürür. İdrar yollarını temizler. Sinirleri kuvvetlendirir. Kanı temizler. Karaciğer ve böbreklerin muntazam çalışmasını sağlar. Karaciğer şişliğini indirir. Dalak hastalıklarında faydalıdır. Zihin yorgunluğunu giderir. Sivilce ve egzamanın iyileşmesinde yardımcı olur. Kandaki şeker miktarını düşürür. El ve ayaklarda görünen şişlikleri indirir. Bel soğukluğu böbrek ve mesane iltihabı olanlarla, çok sinirli kimselerin kullanmaması gerekir.

Genel Bilgi

Sadece kazlar değil, martılar, pelikanlar gibi büyük su kuşları da filo olarak toplu halde giderken „V’ şekli oluşturarak uçarlar. Bunun nedeni ile ilgili kesin olmayan, tartışmaya açık çeşitli görüşler vardır. Biz bunlardan en çok rağbet gören ikisinden bahsedelim.

Birinci görüşe gore, sürünün „V’ şeklinde uçmasının amacı enerji tasarrufudur. Bu uçuş şekli ile öncelikle en öndeki kuş, bir arkadaki kuşa gelecek rüzgarı ve hava direncini engeller ve daha az enerji sarf etmesini sağlar.

Bunun bir başka örneği de bisiklet takım yarışlarında birbiri arkasına saklanarak giden ve sık sık en öndekini değiştiren yarışmacılarda da görülür. Araba yarışlarında da arkadaki araba öndekine mümkün olduğunca yaklaşarak, onun kestiği rüzgar ve hava akımının avantajı ile daha az yatık harcamayı amaçlar. Bu şekilde uçan kuşlarda da sık sık en öndeki liderin değiştiği ileri sürülmektedir.

Yine bu görüşe gore, öndeki kuş kanadını çırptığında, kanadının ucunda bir hava boşluğu, yani bir girdap yaratır, arkadaki kuş buraya yükselen havayı kanatlarının altında bularak ve daha az enerji sarf ederek yüksekliğini muhafaza eder. Bu kuşun şeklinin daha ziyade büyük kuşlarda görülmesinin nedeni de bunların büyük kanatları ile yarattıkları hava hareketinin büyüklüğü ve arkadaki kuşun işine yarayabilmesidir.

70’li yıllarda yapılan bir araştırma sonucunda, 25 kuşluk bir filonun bu şekilde uçarak, uçuş mesafesinin yüzde 75 artırabildiği ileri sürülmüştür. Ancak bu teoriye gore her kuşun öndeki ile aynı mesafe ve açıdan uçması ve senkronize yani eş zamanlı kanat çırpması gerekir ki, bu gerçekte mümkün değildir.

İkinci bir görüşe gore ise, kuşların gözleri başlarının yanındadır, dolayısıyla tam önlerini göremezler. Bu uçuş şekli ile sürünün fertlerinin birbirini görerek, kaybolmadan bir arada kalması sağlanır. Bu görüşe karşı olanlar ise kuşların geceleri de uçtuklarını, bu nedenle öndeki kuşu görmenin önemli olmadığını zaten sürüyü kuşların bağırışlarının bir arada tuttuğunu ileri sürüyorlar.

Çok basit gibi görülen bu olayın bile sebebi tam öğrenilmiş değil, belki de görüşlerin bileşimi, yani hepsi doğru. Kuşlar konuşabilseler de anlatsalar!

Genel Bilgi

Kanarya, serçe, ispinoz gibi türlerin erkek kuşları, doksan gün içerisinde kendi türünün şarkısını tamamen öğrenebilir ve bu süreç insanın konuşmayı öğrenmesine benzer biçimde aşamalar halinde gelişir. Ancak yeni doğan bir kuşa, kendi türüne ve başka bir türe ait kuş seslerinden oluşan yapay bir şarkı dinletildiğinde, kuş yalnızca kendi türüne ait olan şarkıyı yapay şarkının içinden seçerek taklit eder. Demek ki bazı kuşların kendi türlerinin seslerini seçmesine ve öğrenmesine yarayan doğuştan sahip olduğu bir beyin mekanizması vardır.

Zebra ispinoz kuşunun beynindeki çekirdekler ve bunların birbirleriyle olan bağlantısından yararlanarak şarkı üretme sistemi oldukça iyi tanımlanmıştır. Kuşun, gelişme döneminde bu sistemin bazı bölgelerinin etkisiz hale getirilmesi, kuşun şarkısında bazı hatalar yapmasına yol açmıştır. Oysa yetişkinlik döneminde yapılan böyle bir etki, şarkıyı hasara uğratmaz. Ayrıca araştırmacılar, erkek kanarya gibi kuşlarda “zenk” adı verilen bir genin varlığını ortaya çıkartmışlardır.

Bazı sinir hücrelerinde bulunan bu gen, kuşların kendi türlerinin şarkılarını öğrenmeleri aşamasında etkin olan bir gendir. Bu gen sayesinde, gelecekte araştırmacılar, bir kuşun kendi şarkısını öğrenme aşamalarını ortaya koyabileceklerdir. Zenk geni, kuşların öğrenme yetisinin bazı genlere bağlı olduğunu göstermektedir.

Ayrıca yapılan araştırmalar, kuşların, beyinlerindeki ses kontrol mekanizmalarının çoğunlukla beyinlerinin sol yarıkürelerinde bulunduğunu göstermiştir; tıpkı insanlardaki gibi beyinlerinde bir asimetri vardır.

Türkçe Sözlük

(KUSUR) (i. A.). 1. Eksiklik, noksan: Ben çalışmada kusur etmedim, kusur bırakmadım. 2. Ayıp, özür, sakatlık: Bu atın, binanın bir kusuru olmasaydı sahibi elinden çıkarmazdı. 3. Suç, kabahat, kötülük: Benim kusurum nedir? Bir kusur mu ettim? 4. ihmal, müsamaha, gevşeklik, keyifsizlik, tedbirsizlik: İnsan vazifesinde kusur etmemeli. 5. Artan kısım, fazla, bakıyye: Şu kadarını bana gönderin, kusuru sizin olsun. 6. Satın alınan şeyin kıymetinden fazla olarak verilen paradan geri alınması lâzım gelen miktar: Liranın kusurunu vermediniz (eskimiştir).

Genel Bilgi

Bütün memelilerin vücutlarının ısı derecesi 35-38 derece aralığındadır. Uçabilenlerde bu birkaç derece daha yüksektir. İnsan ısıya karşı çok hassastır. Hava sıcaklığı 30 derece olunca denize girer de, beş derece üzerine palto giyer. Oysa hayvanların giysileri yoktur. Köpekler eksi 40 derecede kutuplarda kızak çeker, buzlu sularda balıklar çırılçıplak yüzerler.

Aslında ısıdan etkilenmek sadece insana mahsus değildir. Güneşin bulut arkasına girmesi ile havadaki iki derecelik ısı düşüşü uçan sineği zor yürür hale getirebilir. Öğlen güneşinde zıp zıp zıplayan çekirge, sabah serinliğinde hareketleri ağırlaştığından çok rahat yakalanabilir.

Kendi vücut ısısından çok daha düşük ısı koşullarında yaşayabilmek için canlıların iki silahı vardır. Biri vücut ısılarını ayarlamaları, diğeri de kürk denilen vücut örtüleridir. Kutup bölgesinde yaşayan bir canlı, tropik bölge de yaşayana nazaran on kat daha fazla ısı meydana getirmek veya vücut örtüsü on kat daha fazla koruyucu olmak zorundadır.

Çok soğuk iklimlerde yaşayan hayvanların yaşam nedenleri araştırılırken hep kürkleri üzerinde durulmuştur. Halbuki burada yaşayan hayvanların kürkleri ile ılımann bölgelerde yaşayan hemcinslerinin kürkleri arasında çok ciddi bir fark yoktur. Üstelik domuzlar hiç kürkleri olmamasına rağmen deri altı yağ tabakaları sayesinde vücut ısılarından 20 derece daha düşük ısı ortamlarından hiç etkilenmezler.

Zaten dünyamızda üzeri tamamen kürkle kaplı hiçbir hayvan yoktur. Çoğunun ayak ve burun gibi kısımları görevlerini yapabilmek için açıkta bırakılmıştır. Ancak buralarda vücuda sıcak kan ileten atar damarlar kılcal damarlar vasıtası ile deriye daha yakın olan toplar damarları ısıtırlar. Bu sayede buzun üstünde yürüyen bu tür hayvanların ayakları üşümez. Ama bu da, hayvanın tüm vücudunun üşümeden bu soğuk ortamda nasıl yaşayabildiğini açıklayamaz.

Kutuplarda, buzlu sularda yaşayan balıkların, sıfır ve sıfır altı derecedeki ortamda donmamalarının sırrının, bu balıkların derilerindeki buz kristallerinin donma derecesini düşüren bir protein olduğu tespit edilmiş, hatta genetik mühendisleri laboratuar ortamında bu proteini üreten geni yaratmayı başarmışlardır.

Bilim insanları bu örnekten yararlanarak, meyve ağaçlarını dondan, uçak kanatlarını ve yolları buzdan kurtarabileceklerini düşündüler ama henüz geniş çaplı üretimi zor görülmektedir. Ne yazık ki, sıcak kanlı hayvanların kendilerini çok soğuk ortama nasıl adapte ettiklerinin sırrı hala tam çözülmüş değil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) merdiven; (mec.) yükselme vasıtası; (İng.) çorap kaçığı. ladder stitch iğneardı teyel, çapraz teyel. accommodation ladder vapurun borda iskelesi. companion ladder kameraya inecek merdiven.

Türkçe Sözlük

Lağım çamurunun işlenmesinde kullanılan oksitleme havuzu.

Türkçe Sözlük

Lahmacun, açılmış hamurun üzerine kıyma, maydanoz, soğan, sarımsak ve karabiber, isot (kırmızı biber) gibi baharatlarla hazırlanan malzeme sürüldükten sonra taş fırında pişirilmesiyle yapılan bir pide türüdür. İsmi Arapça etli hamur anlamına gelen lahm bi ajin’den türemiştir. İçinde tercihen zırhta çekilmiş et, isot (pul biber), domates, maydanoz, salça, sarımsak veya soğan, karabiber ve tuz bulunur. Bu malzemeler yeterli miktarda su alınarak iyice yoğrulur. Bu malzeme yaklaşık 2-3 milimetre kalınlığında ve yaklaşık 20-25 santimetre çapında açılmış olan hamurun üzerine konularak el ile yayılır. Taş fırında pişirilir. Limon sıkıp maydanoz koyarak yemenin lezzetini arttırdığı söylenir. Mardin ve Şanlıurfa’ya ait olan lahmacun bölgede közlenmiş patlıcanla beraber tüketilmektedir. Malzemeler yöreye göre ya da mevsime göre değişiklikler gösterebilmektedir. Mesela: biber salçası, fıstık, yeşil biber gibi malzemeler eklenebilir. Lahmacun Şanlıurfa ve Mardin’de soğanlı, Gaziantep’te sarımsaklı, Kahramanmaraş’ta ise hem sarımsak hemde soğanlı yapılmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kapı mandalını açan ip. The latchstring is always out. Kapımız daima açıktır. İstediğiniz zaman buyurun.

Şifalı Bitki

(frenkteresi): Latinçiçeğigiller familyasından; bir çeşit bitkidir. Çiçekleri kırmızı veya turuncudur. Peru’da doğal olarak yetişir. Çiçekleri salatalarda kullanılır. Kullanıldığı yerler: İştah verir. İdrar söker. Skorbütte faydalıdır.

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) Porphyra türünden yenebilen bir çeşit mor renkli deniz bitkisi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüzûm»dan if.) mü. lâzime). Gerekli, lüzumu olan şey, lüzumlu, terki mümkün olmayan: Ziyaretine gitmek lâzımdır, sizin varlığınız lâzımdır. 2. Varlığına ihtiyaç duyulan, eksik olup da edinilmesi icabeden: Bana bir araba lâzım, bu kalemi veremem, bana lâzımdır. 3. (gramerde) Müteaddî olmıyan fiil: Gelmek, gitmek gibi. Lâzım-ı gayri mufârık = Terki mümkün olmayan, varlığı şart olan. Lâzım gelmek = 1. Gerekmek, icap etmek: Önce bizim kendisine gitmemiz lâzım gelir, lâzım gelirse bahçesinin de bir kısmını satacaktır. 2. Netice şeklinde ortaya çıkmak, neticelenmek: Aldığı emri yerine getirmezse ne lâzım gelir? Amirinin emrini dinlemeyen memurun azli lâzım gelir. Lâzım-ı melzûm = Biribirine bağlı olan iki şey, biri olunca diğerinin de olması şart olan: Hokka ile kalem lâzım-ı melzûm çeşidindendir. Neme, nene, nesine, nemize, nenize, nelerine lâzım = Neme gerek, nene gerek vs.

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). Efendim, buyurun, ne emriniz var? emrinizi bekliyorum (cevap ve soru için kullanılmıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. masal, hikaye, menkıbe; azizlerin hayatına dair hikaye; sikke veya harita ve resim üzerindeki yazı. legendary s. masal türünden, rivayet kabilinden.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Olsa idi, keşke. Leyte lealle = Bakalım ve bugün yarın gibi sözlerle oyalandırma, sürüncemede bırakma: Leyte lealle ile vakit geçiriyor.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Sivri burunlu ve bodur kefaldan yani balaterina ve manbot balıklarından iste kurutmakla yaptıkları balık pastırması.

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca). Turunçgillerden portakala benzer sarı meyve ki, yemeklere konur ve limonata ismiyle şurubu yapılır: Limon sıkmak. Limon ağacı = Bu meyveyi veren ağaç. Tatlı limon = Ekşi olmayan cinsi. Limon gibi = Pek sarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., A.B.D., k.dili deli. loco weed i. Birleşik Amerika'nın batı tarafında bulunan Astragalus türünden zehirli ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuşlarda gaga dibi ile göz arasındaki bölge, ağız ile göz arasındaki düzlük (kuş, sürüngen, balık).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski zaman binalarında yanları pencereli kubbecik; pancur tahtası veya pancurlu pencere; hava deliği. louver boards,louver boarding yağmurun girmesine mâni olan pancurlu pencere; pancur tahtaları.

Teknolojik Terim

Lüks çıkış HDMI™ çıkışlı DVD kaydedici ya da oynatıcıları bir Standart Tanımlamalı sinyalin 576p, 720p ya da 1080i Yüksek Tanımlamalıya kadar lüks çıkışını yapabilir. Kullandığınız ürüne bağlı olarak, panel çözünürlüğüne göre kaydedici / oynatıcı bunu otomatik olarak gerçekleştirir ya da ayarları kendiniz ayarlayabilirsiniz. Yeni ES alıcılarımız, gelen sinyallerin en yüksek HD standartına, 1080p’ye lüks çıkışını yapabilir!

Türkçe Sözlük

(LUTF) (i. A.) (c. eltâf). 1. İyilik ve yumuşaklıkla davranış: Lutfile muamele etti. 2. İyilik: Çok lutfunu gördüm. 3. Müsaade, izin: Lutuf buyurun.

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdarın huzuruna adam çıkarmak gibi görevleri olan saray memuru. Karîn, kurenâ. Başmfbaynci — Ser-kurenâ. İkinci mâbaynci = Karln-i sânî.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mağfûre, gufrân’dan imef. Mağfûrun-leh daha doğrudur). Tanrı’nın mağfiretine erişen veya erişmesi arzu ve dua olunan, merhum: Hâce-i mağfûr, merhum ve mağfûruleh.

Teknolojik Terim

MagicGate™ Memory Stick™ ve uyumlu ürünler için telif hakkı koruma teknolojisi. Doğrulama teknolojisi, korumalı içeriklerin yalnızca uyumlu cihazlar ve ortamlar arasında transfer edilmesine izin verir Bu tür içerikler, izinsiz kopyalama ve gösterimi önlemek için şifrelenmiş bir biçimde kaydedilir ve transfer edilir.

Şifalı Bitki

(bingözotu): Çitsarmaşığıgiller familyasından; Anadolu’da ve Suriye’de yetişen, sarılarak tırmanan, sürünücü ve sütlü, çok yıllık bir bitkidir. Gövdesi ince ve tüysüzdür. Çiçekleri beyaz ve sarımsı renktedir. Meyvesi 4 tohumlu, 2 gözlü bir kapsüldür. Kökleri uzun ve kalındır. Kökü, nişasta, tanen, müsilaj ve “skammonin” taşır. Ev ilaçlarında kullanılmaması tavsiye edilir. Kullanıldığı yerler: Kalınbağırsağa tesir eden tahriş edici bir müshildir. Frengide faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «husul» den imef.) (mü. mahsûle). Hâsıl olan, vücude gelen, husul bulan. (i. A. c.) Mahsûlât. 1. Topraktan yetiştirilen hububat ve ürünler: Bu yılın mahsûlâtında bereket var; buğday, arpa, üzüm, tütün mahsulü. 2. Evcil hayvanlardan elde edilen ürünler; süt, yağ ve yapağı gibi: Dağlık yerlerin hayvan mahsulü fazla olur. Sanayiden elde edilen çeşitli maddeler: Fabrika mahsulü; ingiltere’nin başlıca serveti sanayi mahsûlâtıdır. 4. Bir kalem veya daireden belirli bir müddet içinde yazılan evrak: Her günün mahsulü akşam toplanır. 5. Hulâsa: Bu şiirin mahsûlü. MahsOlât-ı kimyeviyye = Kimya vasıtasıyla vücude gelen ve kimyaya alt olan çeşitli maddeler.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahsul, ürün veren, verimli, bereketli: Orası mahsûl-dâr yerdir.

Türkçe Sözlük

(i.). Mahsul, ürün veren.

Türkçe Sözlük

(i.). Mahsulü, ürünü olmayan, verimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. geçici tedbir; s. geçici tedbir türünden.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Karasevda, merak, melankoli. 2. (Fars. hulyâ’dan galat) Kuruntu: Birtakım mâlihulyâlara dalmış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

made of. manufactured from. product. manufacture ürün.

Türkçe Sözlük

(i. Portekizce’den). Turunçgillerden Çin menşeli, kabuğu kolay soyulan bir meyve, mandarin (Lat. citrus nobilis).

Şifalı Bitki

(mandarin): Turunçgiller familyasından; 5-6 m yüksekliğinde mandalina ağacının meyvesidir. Tatlı, kokulu, lezzetli, vitamince zengin bir meyvedir. Kabuğundan esans çıkarılır. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Sinirleri yatıştırır. Damar sertliği, felç ve gripte faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek asırı merak: bibliomania i. kitap düşkünlüğü. kleptomania i. hırsızlık hastalığı. megalomania i. büyüklük kuruntusu.

Türkçe Sözlük

(I.). (Fr. manlfactura). Dokuma vesaireye alt fabrika ürünlarl: Manifatura mağazası.

Türkçe Sözlük

(I.). Manifatura çeşidindan dokuma vesair fabrika ürünlarl satan tacir.

Türkçe Sözlük

(i.). Dokuma vesaireye alt fabrika ürünleri satan tacirin ticarati: Manifaturacılık odiyor.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Herkesin yapamadığı ustalık, herşeyde görülmeyen hususiyet, ustalıkla yapılmış olan şey. 2.Bilme, biliş. 3.Hoşa gitmeyen hareket. 4.Vasıta aracı, ikinci el. Marifetname: İbrahim Hakkı Bey’in divan kültürüne ait hazırladığı meşhur eseri.

Yabancı Kelime

İng. marketing

tic. pazarlama

Bir ürünün, bir malın, bir hizmetin satışını geliştirmek amacıyla tanıtmayı, paketlemeyi, satış elemanlarının yetişmesini, piyasa gereksinimlerini belirlemeyi ve karşılamayı içeren etkinliklerin bütünü.

Türkçe Sözlük

(MARUZ) (i. A. «arz» dan imef.) (mü. mârûza). 1. Bir şeyin karşısında bulunan, bir şeye karşı siper ve engeli olmayan: Bu ev güneşe mâruzdur; rüzgâra mâruz; herkesin alayına mâruz bir aktör. 2. Serilmiş, sergi hâlinde: O eşya üç ay sergide mâruz kaldı. 3. Bir büyük zâtın huzûruna çıkarılan, arz ve takdim kıJınan: Evrâk-ı mârûza. 4. Bir büyük zâta, makam ve hey’ete arz olunan: Falân tarafından mârûz keyfiyet. 5. Yukarıda bildirilmiş, anlatılmış ve arz edilmiş: Ahvâl-i mârûzadan dolayı. Mârûz-ı çâkeranemdir, mârûz-ı bendegânemdir, mârûz-ı dâiyânemdir, mârûz-ı çâker-i kemîneleridir ki = Eskiden arzuhallerin ve sadârette bulunan veya bulunmuş olan kimselere sunulan resmt yazıların ve resmî olmayarak küçükten büyüğe yazılan mektupların başına yazılması Adet tâbirler. El-mârûz = Bu şekil akran arasında kullanılırdı.

Türkçe Sözlük

(I.). Ayakkabının burun kısmının üst tarafında dikişle ayrılan parçası.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan masdar) (c. mazarrât). Dokunma, zarar, ziyan; iyilik, fayda zıddı: Bu mevsimde yağmurun ekinlere mazarratı vardır, o adamın bana mazarratı dokundu. Irâs-ı mazarrat etmek = Zarar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. büyüklük kuruntusu, megalomani. mega lomaniac i. büyüklük veya büyük şeyler delisi, megaloman.

Türkçe Sözlük

Uzayın sınırlanmış parçası. Mimarlık mesleğinin konusunu oluşturur. Aynı zamanda mekân, bir mimari ürünün vazgeçilmez tek niteliği, bir mimari ürünü var eden temel koşuldur. Bir mekân oluşturmak için onun mutlaka her yönden kesin engellerle sınırlanması gerekmez. Mekânı oluşturan sınırlama fiziksel olabileceği gibi yalnızca görsel de olabilir. Örneğin ışık, herhangi bir somut engel niteliği taşımadığı hâlde, bir mekanı belirleyebilir. Bir yapıyı üç boyutlu bir kitle olmaktan çıkaran özellik, bir mekâna sahip olmasıdır. Yapı onun sayesinde, en, boy ve yüksekliğin ötesinde, bireyin devingenliğinden kaynaklanan anlık yaşantılarla edinilen bir mekân boyutu kazanır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. olup, ancak Ar.’da havlu ve peçete demektir ve «mendîl» şeklindedir). 1. Burun, yüz ve el silmeye mahsus olarak cepte taşınan pamuk veya keten yahut ipekten dört köşeli dokuma: El, burun mendili, ipek mendil. 2. Elde taşınacak şeyler koymaya mahsus bohça gibi ve astarsız boyalı kumaş: Bir mendil elma, mendile sarılı bir kitap.

Sağlık Bilgisi

Birtakım mikropların beynin üzerini kaplayan zara gelip, yerleşmesi ve orada iltihaplanma meydana getirmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastada aniden yükselen ateş ve şiddetli ağrılar görülür. Işığa bakamaz, boynunu bükemez, Hiç vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ayrıca hastayı doktora götürünceye kadar aşağıdaki reçeteler uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Akasya yaprağı, akasya çiçeği.

Hazırlanışı : 10 bardak suya 1 avuç akasya yaprağı veya 3 çorba kaşığı akasya çiçeği konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Soğuduktan sonra, bu suyla hastanın başı yıkanır.

Türkçe Sözlük

(I. A. «rücû» dan |m.) (c. merâcî). 1. Dönülecek yer, geri gelinecek yer. 2. Başvurulacak yer, herkesin işini gördürmek ve müşkülünü hallettirmek için başvuracağı yer veya kişi: Evi, iş sahiplerinin mercii olmuştu. 3. Bir idare veya memurun tâbî olduğu resmî daire: Vilâyetin mercii içişleri bakanlığıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Selâm için söylenen iltifat tâbiri olup, asıl Arapça’da «genişleyin» ve «rahat oturun» mânâsiyle «hoşgeldiniz» yerine kullanılır. Şiirde bilhassa kasîdelerde övülene söylenir: Merhabâ ey Seyyidü’l-kevneyn-i mahbûb-t Hudâ... Merhabâ ey şehr-i ramazân...

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشام] burun.

Türkçe Sözlük

(i.). Şefeviyye türünden bir ot, yer meşesi, kurtluca.

Türkçe Sözlük

(MES’ÜL) (i. A. «sual» den imef.) (mü. mes’Üle). 1. Sorulan, sual olunan: Mevâdd-ı mes’Üleye cevap vermeli. 2. İstenilen. 3. İş ve hareketinden dolayı cevap vermeye mecbur ve kusurunun cezası kendisine ait olan: Herkes vazifesinden mesuldür. Bir gazetenin mesul müdürü. 4. Birinin kefaletinde bulunan: O adam benden mesuldür. Mes’Ül-i bi’l-mâl = Paraca mesul ve kefil olan. Mes’Ül-i bi’n-nefs = Şahsen mesul ve kefil olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موهوم] vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı.

Türkçe Sözlük

(MEZHEB) (i. A. «zehâb» dan im.) (c. mezâhib). 1. Gidilen ve yürünen yer, yol. 2. İlim ve felsefede seçilen yol, meslek: Aristo mezhebi, mezheb-i KÜfiyyûn. .3. Din: Mezheb-i İslâm. 4. Bir dinin şubelerinden her biri: Hanefî, ŞAfiî mezhepleri, Protestan mezhebi.

Türkçe Sözlük

(si. A.) (c. miât) (tes. mlaeteyn). Yüz, yüz senelik zaman, kurun: Hicret-i Nebevlyye’nin mie-i Ülâsında, mie-l râbiasında. (c.) Rakamların sağdan itibaren üçüncü hanede ‘ yazılanları: Miât hanesi (yüzler evi).

Teknolojik Terim

MICROMV ürünlerinde, dijital video görüntüsünün transfer edilmesi için i.LINK™ terminali kullanılır. Farklı bir veri sıkıştırması teknolojisi kullanıldığından DV ya da Digital8 biçimleriyle uyumlu değildir.

Sağlık Bilgisi

Mide ülseri, mide kanseri veya mideye giren sert bir cismin yaptığı tahribat sonucu görülür. Hastanın gaitası kanlı ve kahve telvesi görünümündedir. Mide kanaması geçiren hastaya şu şekilde yardımcı olunur. - Telaşlanmayın, Hastayı hemen yatırın, Bir su bardağı soğuk sütü veya bir bardak soğuk suyu yavaş yavaş içirin. Bunların yerine ufak bir parça buz da yutturabilirsiniz. Mümkünse hastaneye götürün Kanama durdurulduktan sonra, havuç suyu içirilebilir.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. menâhir). Burun deliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darphane, para basılan resmi yer; büyük mebla (özellikle para). mint mark paralara konan darphanenin veya darphane müdürünün markası. mintmaster i. darphane müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Lat. Mezmurlar kitabında 51'inci Mezmur (Latince metin de bu kelime ile başlar); bu Mezmurun bestesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen.,çoğ. şüphe, kuşku, kuruntu; korku.

Türkçe Sözlük

Kil ya da balmumu gibi yoğrulabilen malzemelerle üç boyutlu plastik biçim oluşturma anlamına gelir. Bu biçim, heykel yapımında döküm ya da model için kullanılabileceği gibi, sanatsal bir ürün olarak da değerlendirilebilir. Terim resim, çizim ve fotoğrafçılıkta ışık, ton karşıtlığı, renk ve perspektif denetimiyle iki boyutlu biçimlere gerçekteki üç boyutluluk yanılsamasını kazandırmak için yapılan uygulamayı karşılar.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Akdeniz kıyısında, Fransa’nın güneyinde, İtalya sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 43 44 Kuzey enlemi, 7 24 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 1.95 km².

Sınırları: toplam: 4.4 km.

sınır komşuları: Fransa 4.4 km.

Sahil şeridi: 4.1 km.

İklimi: Akdeniz iklimi.

Arazi yapısı: Tepelikli, engebeli, kayalıklı.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Agel Tepesi 140 m.

Doğal kaynakları: yok.

Coğrafi Not: Dünyanın ikinci en küçük bağımsız devleti (Holy See’den sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 32,543 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.4 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 7.68 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.35 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.69 yıl.

Erkeklerde: 75.85 yıl.

Kadınlarda: 83.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.76 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Monakolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Fransız %47, Monakolu %16, İtalyan %16, diğer %21.

Din: Roma Katolikleri %90.

Diller: Fransızca (resmi), İngilizce, İtalyanca, Monakoca.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Monako Prensliği.

kısa şekli : Monako.

Yerel tam adı: Principaute de Monaco.

yerel kısa şekli: Monaco.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Monako.

Bağımsızlık günü: 1419.

Milli bayram: Ulusal Gün , 19 Kasım.

Anayasa: 17 Aralık 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WToO (Dünya Turizm Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 870 milyon $ (2000 verileri).

İş gücü: 41,110 (2004).

İşsizlik oranı: %3.1 (1998).

Endüstri: Turizm, inşaat, küçük çaplı endüstri ve tüketim malları.

Tarım ürünleri: yok.

Para birimi: Euro (EUR).

Para birimi kodu: EUR.

Mali yıl: Takvim yılı.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 33,700 (2002).

Telefon kodu: 377.

Radyo yayın istasyonları: AM 1, FM NA, kısa dalga 8 (1998).

Radyolar: 34,000 (1997).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 5 (1998).

Televizyonlar: 25,000 (199

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. keskin; alaycı, iğneli, istihza türünden. mordacity i. keskinlik.

Teknolojik Terim

(Motion Picture Experts Group) Resim, müzik ve veri dosyalarını hiçbir kalite kaybı olmadan saklamak ve aktarmak için kullanılan standart sıkıştırma biçimidir. Diğer biçimler arasında MPEG-2 ve akış ortamının yanı sıra esas olarak dijital ses ve video verilerini sıkıştırmak için kullanılan gelişmiş MPEG-4 bulunur. Sony Cyber-shot fotoğraf makineleri, Handycam® video kameralar ve yeni WALKMAN® video ürünlerinin hepsi MPEG teknolojisini kullanır. Cyber-shot fotoğraf makineleri ayrıca e-postayla gönderilmesi kolay küçük dosyalar oluşturmak için tasarlanan MPEG Film Video Postası ve TV’de tam ekranda oynatmak üzere pürüzsüz kalitede videolar kaydetmenize olanak sağlayan MPEG Movie VX gibi çeşitli MPEG Film modlarını içerir.

Türkçe Sözlük

(a urun) (I. A.). İşlenen, yapılan şey.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vücûb», İcâb’dan imef.). 1. Bir söz veya işin icap ettiği şey, netice: Hadîs-i Şerîf mucibince. 2. Büyük bir memurun kendisine sunulan evrakı tasdik için ettiği işaret. 3. Bir irade veya fermanın icabını açıklamak için yazılan yazı. (bk.) MÜcib.

Türkçe Sözlük

(i.). Sapan demirini temizlemeye ve çamurunu düşürmeye mahsus ucu keskin demirli deynek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zamk; bitkilerden sızan yapışkan sıvı. mucilaginous s. erimiş zamk türünden, zamklı, zamk gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. balgam türünden; balgam salgılayan; balgamlı; sümüklü. mucous membrane bazı uzuvlarm iç yüzünü kaplayan salgılı zar, mukoza mucosity i. balgam gibi yapışkanlık.

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: MÜDÜRİYET) (i. A.). 1. Müdür sıfat ve görevi, müdürlük. 2. Bir müdürün idare ve emrinde bulunan daire. 3. Osmanlı devrinde Mısır’da sancak (vilâyet).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm»den) (c. muhakemât). 1. Dava İçin iki tarafın mahkemeye baş vurmaları, hâkim huzuruna çıkmaları: Yarın muhâkeme olacağız; bizim muhâkememiz gelecek haftaya kaldı. 2. İki tarafı dinleyip hükmetme, davayı hükme bağlamak için iki tarafın ifadelerini, şahit ve delillerini dinleyerek hükmetme: Onu muhâkemeye çektiler, muhakemeye aldılar. 3. Bir işi zihnen iyice araştırıp ve inceleyip bir karar verme: İnsan her işittiğini muhSkeme etmeksizin, kabûl etmemelidir; işi kendimce muhSkeme etmeden rey vermem. Kabl’el-muhâkeme = İşi İyice tetkik ve zihnen muhSkeme etmeden önce. (c.) Davalar, mahkemeye eit işler: MuhSkemSt dairesi.

Türkçe Sözlük

(MÜHR) (i. F.). 1. Bir adamın veya bir daire ve idarenin ijmi kazılı bulunan mâden veya taştan damga ki, imza yerine mektup ve senetlerin altına ve mektup zarfına yahut bir kapı ve kapak vesaireyi yapıştıran mumun üzerine basılırdı (şimdi yalnız resmf kâğıtlarda kullanılmaktadır), Ar. hâtem: Mühür basmak. 2. Bunun kâğıda veya mühür mumuna basılmış şekli ve yazısı: Mühürünü okuyamadım; mühürünü yaladı. Fekk-i mühür = Mühür mumu veya kurşunla mühürlenmiş bir şeyden mühürü bozup açma. Mühr-i Süleyman = Hazret-i Süleymân’ın mühüründe kazılı olduğu söylenen iki üçgen şekli. Mühür mumu = Mektup zarfı ve başka şeyler üzerine eritilip üzerine mühür basılmaya mahsus ve balmumu ile bazı reçinelerden yapılmış kırmızı veya diğer renkte madde çubuğu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyüğün veya bir resmî dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek vazifesiyle görevli kâtip: Sadâret mühürdârı. 2. Hususî kâtip: Vali paşanın mühürdârı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyük devlet adamının veya resmi bir dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek görevi, mühürdâr sıfat ve memuriyeti: Seraskerlik mühürdârlığı. 2. Eskiden hususî kâtiplik: Bazı vezirlere mühürdârlık etmişti.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kadem» den if.). Takdim eden, bir büyük zâtın huzûruna götürüp veren: Mukaddim-i arî.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüz0m»dan if.) (mü. mültezime). 1. İltizâm eden, bir şey veya şahsı lâzım sayıp taraftarlık gösteren. 2. Tahsildar (c. mültezimin). Eskiden götürü olarak bir yerin vergisini üzerine alan: Aşâr mültezimi; maden kömürünün, filân gölün balık avının mültezimi.

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan ‘stearin’ kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Taeihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri vardır. Ayin ve adakların vageçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanılışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil, Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herjangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan “stearin” kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırırlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nebât» tan if.) (mü. münbite). Ekilen şeyi güzel yetiştiren, her şeyin bitmesine müseit, ürün veren: Münbit yer. Gayri münbit = ürün vermeyen (yer).

Türkçe Sözlük

(MÜNFEKK) (i. A. «fekk» ten if.) (mü. münfeke). Ayrılmış, çıkmış, sökülmüş, kopmuş, Osm. infikâk etmiş: Dükkânın mühürünü münfek buldum. Gayr-i münfek = Ayrılmaz, bitişik.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir zâtın (hükümdarın) huzûrunda ayakta durma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den masdar) (c. mutâvelât). Vâdeyi uzatma, bugün yarın ile oyalandırma, sürüncemede bırakma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâl» den if.) (mü. mütehayyile). Kuruntu, kuran, hayalle meşgul. Kuvve-i mütehayyile = Kuruntu ve hayal gücü.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kudüm» dan if.) (mü. mütekaddime). 1. Karşılıklı, karşı karşıya olan, biri diğerinin karşısında bulunan, ileri geçen, baştaki: Bu iş diğerlerine mütekaddimdir. 2. Geçmiş eski, eskimiş. 3. Takdim olunan, sunulan, birinin önüne ve huzuruna götürülen: Filân tarafından mütekaddim hediyeler. (I. A. c. mütekaddlmîn). 4. Eski adam: Mütekaddimînin söylediğine bakılırsa, zıddı: müteahhir, müteahhirîn.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. unutmabeni türünden çiçek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nâhide). Turunç memeli kız.

Türkçe Sözlük

Herhangi bir mesleki eğitim görmemiş ressamlarca üretilen ve çocuksu bir betimleme anlayışını yansıtan resim sanatı ürünleri. Naif resim, perspektifin kuralların yadsıyışı ve çocuksu anlatımı dışında genel üslup özellikleri göstermez. Naif ressamlarca geliştirilen teknik ve üsluplar, daima kişisel niteliktedir. Dış gerçekliği akademikleşmiş yanılsama teknikleriyle değil de âdeta “masum bir gözle” algılayıp betimlemeleri açısından sanatsal değer taşırlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında beliren Naif Resim`in en tanınmış ustaları H. Rousseau ve G. Moses`dir.

Türkçe Sözlük

(i.). Başparmağı buruna değdirip öteki parmakları açarak ve sallayarak yapılan alay işareti.

Şifalı Bitki

(rümman): Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya’ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaçcıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtıraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi (Nar); portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Zayıflara faydalıdır. Mide ve bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Turunç, portakal.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nârenciyye) Turuncu, turunç renginde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نارنجی] turuncu.

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Turunçgiller.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., anat. burun delikleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. buruna ait; genizden veya burundan gelen; dilb. genzel; i., dilb. genizsi ses, burun sesi; anat. burun kemiği. nasal cavity burun boşluğu. nasal fossa, nasal passage geniz. nasal letter genizden okunan harf. nasally z. genizden.

Genel Bilgi

Duyu organlarımız bize dış dünya ile ilgili bilgileri aktarırlar. Bu bilgilerin yüzde 80’ini gözlerimizle, yüzde 1’ini ise burnumuzla alırız. Ancak nezle veya grip olup burnumuz tıkandığında, koku alamayınca, yediğimiz yemeklerin tadını bile alamayız, dünyadan aldığımız zevk azalır. Eğer burnunuzu parmaklarınızla iki yandan sıkarsanız, bir dilim çiğ patates mi yoksa elma mı yediğinizi söylemekte bile güçlük çekersiniz.

Koku duyumuz anlaşılması en güç olan duyumuzdur. Bellek ve duygularımızla çok ilgilidir. Bir toprak yolda yürürken yağmur kokusu aldığımızda, birden bir çocukluk anımız canlanabilir.

Peki bir koku duyduğumuz zaman ne oluyor? Bu kokuyu diğerlerinin arasından nasıl tanıyoruz? Beynimiz bu farklı uyarıları nasıl algılıyor? Bir kokunun oranı, bir litre havanın içinde bir miligramın milyonda birinden bile küçük olsa onu nasıl ayırt edebiliyor?

Aslında tek bir koklama ile hemen hemen yeterli algılamayı sağlarız. Normal bir insan dakikada 30 litre havayı içine çekip koklayabilir. Ancak belli bir zaman sonra algılama süratle azalır, yani bir kokunun içinde uzun zaman kalırsak artık onu duymamaya başlarız. Kokunun hangi yönden geldiğini ise burun deliklerimize gelişi arasındaki anlık farktan anlarız.

Koku alma kapasitemiz şüphesiz koku kaynağının gücüne de bağlıdır. Havanın bir litresinde 5,83 miligram eter olunca kokuyu ancak hissederiz de 0,000.000.4 miligram sarımsak kokusu bile hemen hissedilebilir. En güçlü koku çürük yumurta kokusudur. Bu kokunun molekülleri havada 100 bin molekül içinde bir tane dahi olsa burnumuz tarafından hemen algılanır. Bir kokunun artıp azaldığını hissedebilmek için, onun hava içindeki oranının en az yüzde 30 değişmesi gerekir.

İnsanlar gün başlarken daha iyi koku alırlarken kahvaltıdan sonra koku hissi azalır. İlkbahar ve yazın ise kışa göre daha kuvvetlidir. Koku alma duyusunu sıcaklık, aç veya tok olma ve alınan ilaçlar da büyük ölçüde etkiler. Kadınlar erkeklerden daha iyi koku alırlar. Bu duyu 60 yaşından sonra azalmaya başlar. Koku alma duyusu eğitimle arttırılabilir.

Burnumuzun boşlukları içinde, her biri birer metal para büyüklüğünde iki koklama mukozası vardır. Buralarda milyonlarca algılama hücresi bulunur. Bu sinir hücrelerinin tüylü uçları, nefes aldığımız zaman havada bulunan koku veren molekülleri yakalarlar. Aldıkları bilgileri beyin kökündeki koklama soğanına iletirler.

Görüldüğü gibi koklama mekanizması biliniyor da sistem nasıl çalışıyor tam belli değil. Bir görüşe göre her koku molekülü kendine özgü bir frekansta titreşim yapıyor ve burnumuzdaki koku sinirleri bu özel titreşimleri algılıyor. Bu durumda koku seste olduğu gibi dalgalar halinde yayıldığından sinir hücreleri ile moleküller arasında doğrudan bir temas olması da gerekmiyor.

Bir başka görüş ise kokuyu renklere benzetiyor. Nasıl bütün renkler aslında temel renklerden oluşuyorsa, bir kaç kokunun, bütün diğer kokuların temelini oluşturduğu ileri sürülüyor.

Bazı bilim insanları ise her bir kokunun kendisinin başlı başına ayrı bir koku olduğunu, her koku için hücrelerin özel olarak ayrı ayrı görev yaptıklarını, beynin uyarının hangi hücreden geldiğine bakarak karar verdiğini düşünüyorlar. Bunun ispatlanması için her bir sinir hücresinin ayrı bir koku ile uyarılıp test edilmesi gerekir ki bu da imkansızdır.

Görüldüğü gibi burnumuz ve koku alma hissimizin sırları tam çözülebilmiş değil. Kokuları burnumuz gibi olağanüstü bir hassasiyetle ve bir saniyeden çok az bir zamanda algılayıp, ayırt edebilecek bir makineyi günümüzün gelişmiş teknolojisi bırakın yapmayı tasarlayamamaktadır bile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. burun ile alın bölgesine ait.

Yabancı Kelime

Fr. nativisme

ruh b. doğuştancılık

Herhangi bir canlı türünün yapısal ve görevsel gelişiminde yaşantı, öğrenme vb. edinilmiş faktörlere değil, kalıtımla ilgili olanlara ağırlık ve öncelik veren görüş.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Bir şeyden bazen soru sormak için kullanılır: Sİz kimsiniz, elinizdeki nedir? Ne istiyorsunuz? Bu ne adamdır. 2. Şaşkınlık ve bolluk gösterir: Ne güzel! Ne soğuk! Ne yağmur! Bu ne hava! Yalnız olarak şaşma edatı gibi de kullanılır: Ne! 3. Soru olmaksızın müphemlik ve umumîlik gösterir: Ne buldu ise aldı; ne :şitse inanır; ne isterse yapsın. 4. izafet zamirleri ile birleşerek «hangi şey» mânâsını ifade eder: Nem, nemiz, nen, neniz, nesi, neleri, nemiz eksik? Nen var? (c.). Başlıca «ne kadar şeyler» mânâsıyle kullanılır: Ne umurum, ne umurun, bana ne vs. Neme, nene lâzım; ne vazifem, ne vazifen. Ne o = Nedir? Ne oluyor? Ne olursa = Her ne olsa. Ne olursa olsun — Her halde, netice iyi de olsa, kötü de olsa, Fars. herçi-bâd-Abâd. Ne ola (nola) = Bir şey değildir, büyük bir şey mi? Ne çıkar? Ne için (niçin) = Ne sebepten, ne maksatla? Ne ise = Tafsilâta hâcet yoktur, ne olursa olsun. Nece = Ne dilde, hangi dille= Türkçe söylemiyorsa nece söylüyor? Neci = 1. Hangi san’at sahibi, hangi san’ atla meşgul: Bu adam kunduracı mıdır necidir? 2. Hangi münasebetle: Sen, burada necisin? Ne hâcet = Daha neler? Ne hâl = Keyfiyet, nasıliık: Ne haldedir? Ne hâle geldi? Ne hâl peydâ etti? Ne haber, bir şey var mı, bir şey bilir misiniz? Nedir = Ne var, ne oluyor? Ne türlü = Nasıl: Bu ne türlü işdir? Ne türlü yaptınız? Neden = Ne sebepten; neden dolayı, Ne için? Ne demek = 1. Mânâsı, nedir? 2. O nasıl söz, öyle şey mi olur? Ne demek olsun = Öyle şey olmaz. Ne zaman, ne vakit = Hangi vakit ve zamanda? Ne aceb = Acaba. Ne kadar = 1. Sayı sualidir: Ne kadar kâğıt istiyorsun? Bu bardak ne kadar su alır? 2. Çok, ne çok: Ne kadar su içiyorsunuz. Bu havayı ne kadar severim. 3. Her ne miktarda: Ne kadar çalışsanız ona yetişemezsiniz. Her ne kadar = İle beraber, olduğu halde: Her ne kadar okumamış ise de sözü sohbeti yerindedir; her ne kadar ihtiyacım var ise de ondan bir şey istemeyeceğim. Ne gerek, re lâzım = Neme gerek, neme lâzım = Bana ait değildir, ben karışmam; nene, nenize, nesine gerek, lâzım. Ne münasebet = Hiç, asla, öyle şey olmaz. Ne var = Nedir, ne oluyor? Ne var ne yok = Ne haber? Neye = Ne için, ne maksatla: Neye geldiniz? Ne sebepten: Dün neye gelmediniz?

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Halitosis denilen nefes kokusunun nedenleri çeşitlidir. Genellikle aşağıdaki nedenlerden kaynaklanır:

- Hazımsızlık, geğirme, kokulu yiyecekler, alkol ve bazı ilaçlar.

- Burun veya sinüz hastalıkarı.

- Çürük dişler, ağız yaraları veya bademcik iltihabı.

- Kusma veya uzun süreli perhizler.

Diğer taraftan şeker hastalığı, kansızlık ve ateşli hastalıklar sırasında da nefes kokusu hissedilir. Herşeyden önce, ağız temizliğine çok dikkat etmek gerekir. Çürük dişler tedavi ettirilmeli, yenilen ve içilen şeylerin kokusuz olmasına dikkat edilmelidir. Hergün temiz havada yürümek de faydalıdır. Kısa sürede geçmeyen nefes kokularında bir doktora başvurmak gerekir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, su.

Hazırlanışı : Bir bardak ılık suya, 1 tatlı kaşığı süzme bal konur, karıştırılıp, içilir.

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Hazret-i İbrahim’i ateşe atan ve meşhur BAbil Kulesini inşa ettiren BAbil hükümdarı. 2. Bâbil hükümdarlarına İslâm literatüründe verilen umumî unvan. 3. Yüzü gülmez katı yürekli ve inatçı: Nemrûd bir adam.

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Hazret-i ibrahim’i ateşe atan ve meşhur BAbil Kulesini inşa ettiren BAbil hükümdarı. 2. Bâbil hükümdarlarına islâm literatüründe verilen umumî unvan. 3. Yüzü gülmez katı yürekli ve inatçı: Nemrûd bir adam.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Çin ile Hindistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 28 00 Kuzey enlemi, 84 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 140,800 km².

Sınırları: toplam: 2,926 km.

sınır komşuları: Çin 1,236 km, Hindistan 1,690 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kuzeyde serin yazlar ve sert kışlar, güneyde subtropikal yazlar ve ılıman kışlar yaşanır.

Arazi yapısı: Güneyde Gang Nehri havzası, orta kısımlarda tepelikler, kuzeyde dik Himalaylar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kanchan Kalan 70 m.

en yüksek noktası: Everest Dağları 8,850 m (1999 verileri).

Doğal kaynakları: Kuvars, su, kereste, doğa güzelliği, linyit yatakları, bakır, kobalt, demir.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %42.

Diğer: %26 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 8,500 km (1993 verileri).

Doğal afetler: Sert yıldırımlı fırtınalar, su baskınları, toprak kaymaları, kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 25,284,463 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.32 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 74.14 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 58.22 yıl.

Erkeklerde: 58.65 yıl.

Kadınlarda: 57.77 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.58 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.29 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 34,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 2,500 (1999 verileri).

Ulus: Nepalli.

Nüfusun etnik dağılımı: Brahman, Chetri, Newar, Gurung, Magar, Tamang, Rai, Limbu, Sherpa, Tharu, ve diğer (1995).

Din: Hinduizm %86.2, Budizm %7.8, İslam %3.8, diğer %2.2 (1995).

Diller: Nepalca (1995).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %27.5.

erkekler: %40.9.

kadınlar: %14 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Nepal Krallığı.

kısa şekli : Nepal.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Katmandu.

İdari bölümler: 14 bölge; Bagmati, Bheri, Dhawalagiri, Gandaki, Janakpur, Karnali, Kosi, Lumbini, Mahakali, Mechi, Narayani, Rapti, Sagarmatha, Seti.

Bağımsızlık günü: 1768 (Prithvi Narayan Shah tarafından birleştirilmiştir).

Milli bayram: Kral Gyanendra’nın doğum günü, 7 Temmuz (1946).

Anayasa: 9 Kasım 1990.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Fede

Türkçe Sözlük

(i. A.). Burna çekmek, burunla çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. burun, çıkıntı, karanın denize doğru çıkıntısı.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Kan gitme, kanama. Nezfü’l-enf = Burun kanaması. Nezf-i dimâğî = Beyin kanaması, Fr. hémorragie.

Sağlık Bilgisi

Burun içindeki ince zarın, üst solunum yollarının virütik iltihaplanmasıdır. Nezle bulaşıcıdır. Hastada burun akıntısı, hapşırma, boğaz ağrısı, baş ağrısı, öksürük bazen de ateş görülür. 1-15 gün devam eder. İyi tedavi edilmezse müzminleşir. Tedavinin ilk şartı istirahat etmek ve kalabalık yerlerden uzak kalmaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı nane konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir. Aynı işlem sabah akşam tekrarlanır.

Genel Bilgi

İnsan bir yakınını kaybedince, başarısından dolayı bir ödül kazandığında, duygusal bir film seyrederken, yıllardır üzerine titrediği çocuğunu evlendirirken veya çok haklı olduğuna inandığı bir konuda haksızlığa uğradığında gözyaşlarını tutamaz.

Nedenleri çok değişik de olsa tüm bu olaylar karşısında gözlerden akan damlalar ruhsal bir boşalma sağlar. İnsan ağladıkça açılır, ferahlar gibi görünür. Ancak gözyaşının arkasında yatan psikolojik ve biyolojik mekanizma hala tam anlaşılmış değildir.

Ağlama şekli insandan insana değiştiği gibi gözyaşı dökmenin de değişik biçimleri vardır. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı salgılanır. Bunlar göz kırpmamız sayesinde gözlerimizi korur ve devamlı nemli kalmalarını sağlarlar.

Bundan başka soğan doğrarken veya mangal yakarken dumanın gözümüze kaçması sonucu olarak döktüğümüz yakıcı gözyaşları vardır. Son olarak da asıl konumuz olan, üzüntü, aşırı sevinç veya benzeri gerginliklerimize tepki olarak döktüğümüz ruhsal gözyaşları vardır.

Ruhsal ağlama konusunu ilk inceleyen Darwin oldu. Tabii her şeyde olduğu gibi bunu da evrim teorisine bağladı. Ona göre ruhsal tepki ve ağlama bir davranış şeklinin tümü idi. Evrim sürecinde bu tepki içinde anlamsız bir işlevi olan gözyaşı öne çıktı. Bu teoriye karşı çıkanlar gerekçe olarak yine Darwin’in doğal seçme ve ayıklama teorisini ileri sürdüler. Buna göre evrim içinde insan için faydalı fonksiyonlar öne çıkmakta, diğerleri körelmekte ve gözyaşı anlamsız bir fonksiyon ise evrim süreci içersinde yok olması gerekirdi.

Yirminci yüzyılın ortalarında ortaya atılan bir diğer teoriye göre ise hıçkırarak ağlayınca dökülen gözyaşlarının hastalıklara karşı korunmamıza yardım eden yaşamsal bir değeri vardır. Gözyaşı dökmeden hıçkırarak ağlarken nefes kesiliyor, burun ve boğazdaki koruyucu zarlar kuruyor ve bakterilerin istilasına uygun bir ortam haline geliyorlar. Oysa ağlarken burun pasajına akan gözyaşları bu kurumaya mani oluyor.

Tabii bu teoriyi ileri sürenler herkesin hıçkırarak ağladığını varsayıyorlardı. Halbuki insanların çoğu hıçkırmadan sessiz sessiz ağlarlar. Bu teoriye göre spor yaparken burun ve boğazları kuruyan sporcuların da gözyaşı dökmeleri gerekmekteydi.

Pek akla yakın gelmeyen bu iki teoriden sonra bir hipotez daha ileri sürüldü. Buna göre de ruhsal sıkıntılar sırasında vücutta bir takım kimyasal maddeler oluşuyor, bunlar tıpkı ter, idrar, dışkı sayesinde toksik maddelerin vücuttan atılışına benzer şekilde gözyaşı ile vücuttan uzaklaştırılıyorlardı.

Bu teori doğru ise ruhsal gözyaşları ile soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapılarının farklı olmaları gerekiyordu. Yapılan deneyler sonucu görüldü ki, ruhsal gözyaşları, soğan (yakıcı) gözyaşlarından daha fazla protein içermektedirler. Fakat henüz bu farkın nedenini açıklayacak bir kanıt bulunabilmiş değildir. Sevinç ve üzüntü gözyaşlarının da aralarında kimyasal bir fark olup olmadığı halen araştırılmaktadır.

Dünyadaki yaratıklardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum da şüphesiz yaşam tarihindeki evriminin bir sonucudur. Doğrudan gözünü rahatsız edecek bir şey olmazsa yeni doğmuş bir bebek doğumundan bir kaç hatta sonraya kadar gözyaşı dökmezsizin ağlar.

Genel Bilgi

Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.

Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka birçok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varamayız.

Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.

Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumağa devam etmesi gibi.

Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insanları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18’i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında sekizincide duruyormuş.

İnsanlara hapşırdıktan sonra ‘çok yaşa’ deme adetinin kökeni Hıristiyanların ‘God bless you’ yani Tanrı seni takdis etsin’ veya ‘Tanrının hayır duası üzerinde olsun’ cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.

Genel Bilgi

Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.

Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka bir çok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varmayız.

Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.

Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumaya devam etmesi gibi.

Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insaları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18’i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında seklizinci de duruyormuş.

İnsanlara hapşırdıktan sonra “çok yaşa “ deme adetinin kökenin Hıristiyanların “God bless you” yani “Tanrı seni takdis etsin” veya “Tanrının hayır duası üzerinde olsun” cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.

Genel Bilgi

İnsan sesi, daha doğrusu insan konuşması oluşurken katkıda bulunan o kadar çok şey vardır ki, bunlar bir araya gelince iki insanın konuşmasının aynı olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Hatta her bireyin konuşması o kadar kendine özgüdür ki, telefonda sesin alttan ve üstten belirli frekansları yok edilmesine rağmen, açar açmaz ‘merhaba’ deyişinden karşımızdaki kişiyi tanıyabiliriz.

Sesimizin oluşmasının ana nedeni şüphesiz ses tellerimizdir. Ses tellerinin boyu sesimizin kalınlığını belirler. Ne kadar uzunsalar ses o kadar ince çıkar. Kadınların erkeklere göre avantajları ses tellerinin daha uzun olmalarıdır. Tabii ki ses tellerimiz sesimizin tınısını tek başlarına belirleyemezler. Dudağımız, dişlerimiz, dilimiz olmasaydı ortaya anlaşılmaz rahatsız edici bir gürültü çıkardı.

Konuşurken nefes veririz. Bu nefes konuşmanın karakteristiğini etkileyen en az 11 noktadan geçer. Ayrıca kişinin karakteri, havanın akışı ve hızı, ağız ve dudak yapısı da konuşmada etkin faktörlerdir. Ancak tüm konuşma olayının organizatörü beyindeki bir bölgedir. Burada düşüncenin ana yapısı oluşturulur, kulak ve gözlerden gelen sinyallerle birleştirilir ve boğaza sinyal olarak gönderilir.

Hayvanlarda ise beyinde böyle bir bölge yoktur. Bazı papağan, muhabbet kuşu hatta karga türlerinin konuşmaları onların ezberleme ve tekrar edebilme yetenekleridir. Bilinçli bir konuşma söz konusu değildir. Genetik olarak insana en yakın olan şempanzelerin bile dil ve damak yapıları nedeni ile insan gibi konuşmaları mümkün değildir.

Dünyanın dört bir yanında farklı lisanlar konuşuluyor ama tüm bu insanlar ağızlarında benzer sesler çıkarıyorlar. Her iki dudakları ile T’ ve ‘B’, dudak ve dişleri ile ‘F’ ve ‘V, dilin ön kısmı ile ‘T’ ve ‘D’, dilin arka kısmı ile de ‘K’ ve ‘G’ seslerini çıkarıyorlar.

Dilin ilk insanlarda, işbirliği daha doğrusu kültür ve bilgileri gelecek nesillere aktarma ihtiyacından doğduğu sanılıyor. Günümüze kadar altı bin dil geliştirilmiş. Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin daha az sayıda harfle yazılmalarıdır. Altay dilleri ailesine giren Türkçe’mizde bazı ilginç özellikler var. Bir kere cisimleri dişi ve erkek olarak ayırmıyoruz, ses uyumu var ve bir ad veya fiil kökünden değişik eklerle yeni kelimeler türetebiliyoruz.

İnsan yüzündeki kaş, göz, burun, ağız ve diğer şekillerin çok az fark göstermelerine rağmen hepsi birleşince nasıl bir insan diğerine benzemiyorsa, oluşumunda katkıda bulunan şeylerin çeşitliliği açısından konuşmamız da öyledir.

Genel Bilgi

İnsan sesi, daha doğrusu insan konuşması oluşurken katkıda bulunan o kadar çok şey vardır ki, bunlar bir araya gelince iki insanın konuşmasının aynı olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Hatta her bireyin konuşması o kadar kendine özgüdür ki, telefonda sesin alttan ve üstten belirli frekansları yok edilmesine rağmen, açar açmaz “merhaba” deyişinden karşımızdaki kişiyi tanıyabiliriz.

Sesimizin oluşmasının ana nedeni şüphesiz ses tellerimizdir. Ses tellerimizin boyu sesimizin kalınlığını belirler. Ne kadar uzunsalar ses o kadar ince çıkar. Kadınların erkeklere göre avantajları ses tellerinin daha uzun olmalarıdır. Tabii ki ses tellerimiz sesimizin tınısını tek başlarına belirleyemezler. Dudağımız, dişlerimiz, dilimiz olamsaydı ortaya anlaşılmaz rahatsız edici bir gürültü çıkardı.

Konuşurken nefes veririz. Bu nefes konuşmanın karekteristiğini etkileyen en az 11 noktadan geçer. Ayrıca kişinin karekteri, havanın akışı ve hızı, ağız ve dudak yapısı da konuşmada etkin faktörlerdir. Ancak tüm konuşma olayının organizatörü beyindeki bir bölgedir. Burada düşüncenin ana yapısı oluşturulur, kulak ve gözlerden gelen sinyallerle birleştirilir ve boğaza sinyal olarak gönderilir.

Hayvanlarda ise beyinde böyle bir bölge yoktur. Bazı papağan, muhabbet kuşu hatta karga türlerinin konuşmaları onların ezberleme ve tekrar edebilme yetenekleridir. Bilinçli bir konuşma söz konusu değildir. Genetik olarak insanan en yakın olan şempanzelerin bile dil ve damak yapıları nedeni ile insan gibi konuşmaları mümkün değildir.

Dünyanın dört bir yanında farklı lisanlar konuşuluyor ama tüm bu insanlar ağızlarında benzer sesler çıkarıyorlar. Her iki dudakları ile “p” ve “b”, dudak ve dişleri ile “f” ve “v”, dilin ön kısmı ile “t” ve “d”, dilin arka kısmı ile de “k” ve “g” seslerini çıkarıyorlar.

Dilin ilk insanlarda, işbirliği daha doğrusu kültür ve bilgileri gelecek nesillere aktarma ihtiyacından doğduğu sanılıyor. Günümüze kadar altı bin dil geliştirilmiş. Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin daha az sayıda harfle yazılamalarıdır. Altay dilleri ailesine giren Türkçe’mizde bazı ilginç özellikler var. Bir kere cisimleri dişi ve erkek olarak ayırmıyoruz, ses uyumu var ve bir ad veya fiil kökünden değişik eklerle yeni kelimeler türetebiliyoruz.

İnsan yüzündeki kaş, göz, burun, ağız ve diğer şekillerin çok az fark göstermelerine rağmen hepsi birleşince nasıl bir insan diğerine benzemiyorsa, oluşumunda katkıda bulunan şeylerin çeşitliliği açısından konuşmamız da öyledir.

Genel Bilgi

Yapılan istatistik çalışmalarına göre dünya genelinde kadınlar erkeklerden daha uzun bir hayat süresine sahiptirler. Tarihte 60 - 70 yıl ve daha öncesine gidersek iki unsur öne çıkıyor: Savaşlarda ölenlerden dolayı azalan erkek nüfusu ve yalnız erkeklerin çalışabileceği yıpratıcı işlerden dolayı erkeklerin ömürlerinin kısalması.

Zamanımız için artık bu iki unsur da çok geçerli değil. Dünya savaşları dönemi bitti, yerel savaşlarda askerler kadar kadın ve çocuklar da ölüyor. Kadın ile erkek arasında iş güçlüğü kalmadı. Uzun yıllar aynı ortamda aynı işi yapanlar incelenmiş ve kadınların yine erkeklere göre daha uzun süre yaşadıkları tespit edilmiştir.

Aslında pek çok canlının dişisi erkeğine göre daha uzun ömürlüdür. Kadın vücudu zarif, yumuşak ve güzeldir. Erkeğin ki ise daha geniş, iri, bol kaslı ve kuvvetlidir. Bu nedenle erkek daha hızlı koşar, daha fazla ağırlık kaldırır yani fiziken daha güçlüdür.

Ancak zarafet ve çekiciliğin altında kadın büyük bir biyolojik üstünlük gizler. Dişiler daha anne karnında iken bile daha dayanıklıdırlar. Ceninlerde, erken doğumlarda, bebeklerde, kızların ölüm oranı erkeklere göre daha azdır. Büyüme çağında kızlar oğlanlardan daha çabuk gelişir ve belli bir yaşa kadar da daha çabuk büyürler.

Kadınların daha sağlıklı ve uzun ömürlü olma avantajlarının ardında insan türünün evrimsel devamlılığı ve gelişimi de vardır. İnsanlar oldukça yavaş ürerler. Kadınların gebeliği 9 ay gibi hayli uzun sürer ve sonucunda genellikle tek bir çocuk doğar. Neslin devamı için erkekten çok kadına iş düştüğünden, kadının verimlilik süresince birbiri ardına çocuk doğurabilmesi için kendisine doğa tarafından bu gizli güç ve dayanıklılık avantajı verilmiştir.

Günümüzdeki bilimsel araştırmalar üç noktada yoğunlaşıyor. İnsan dünyaya geldiği zaman hücrelerinde 23 çift kromozom taşır. Bunlardan yirmi üçüncüsü, yani cinsiyet kromozomu kadınlarda iki tane ‘X’ iken erkeklerde ‘XY’dir. ‘Y’ kromozomu ‘X’ den daha küçük olup, içindeki genler yüzde 3-6 daha azdır. Renk körlüğü, hemofili gibi hastalıklar sadece erkeklerde görülürken kadının fazla genleri bu hastalıkları önlemede rol oynar.

İkinci husus ise kadınların ‘estrojen’, erkeklerin ise ‘androjen’ diye bilinen cinsiyet hormonlarını daha fazla salgılamalarıdır. Estrojen hormonu kandaki yağ miktarını azaltmakta bu nedenle kadınlarda kalp ve damar hastalıkları daha az görülmektedir.

Kadınlarda üçüncü uzun ömür mekanizması, hemen her türlü bakteriyel enfeksiyonlara karşı dayanıklılıktır.

Bütün bunlara ek olarak kadınların uzun ömürlü olma oranları yıllar geçtikçe daha da artmakta, ortalama yaşam süresi uzadıkça kadın ile erkek ömrü süresi arasındaki fark daha da açılmaktadır.

Genel Bilgi

Esasında en kolay üretim biçimi kare kesitli kurşun kalemdir ama yazarken elde tutulması pek kolay değildin Yuvarlak kalemlerin elde tutulması kolaydır ama üretimi pahalıdır. Altıgen kesitli kalemler ise orta yoldur. Yuvarlak kesitli kalemler kadar kullanılması kolay ve üretimi daha ucuzdur.

Sekiz yuvarlak kurşunkalem için harcanan ağaçtan, dokuz altıgen kesitli kalem yapılabilir ve üretim safhası bir kademe daha kısadır.

Tabii ki, alıcılar için üretim maliyetlerinin pek önemi yoktur. Altıgen kesitli kurşunkalemlerin öbürlerine göre hala on bir kat daha fazla tercih edilmelerinin sebebi, belki de konulduğu masada yuvarlanıp, aşağıya düşmemeleridir.

Kurşunkalemlerin dışının sarıya boyanarak satışı 1854 yılma dayanır. Ancak 1890 yılma kadar bu rengi kullanmak çok önemsenecek bir faktör değildi.

1890 yılında Avusturya’da L&C Hardtmuth Co. isimli şirket öyle bir kurşun kalem üretti ki, diğer üreticiler de bu kaliteyi yakalamak zorunda kaldılar.

Bu kurşunkaleme meşhur Hindistan elması olan ‘Koh-I-Moor’ adı verilmişti ve altın sarısına boyanmıştı. Ayrıca içindeki siyah renkli kurşun ucuyla birlikte Avusturya-Macaristan imparatorluğunun bayrağını oluşturuyordu.

Bu kurşunkalem o kadar beğenildi ve o kadar başarılı oldu ki, sarı renk kurşunkalemdeki kalitenin bir simgesi olarak kaldı. Diğer kurşunkalem üreticileri de bu başarıdan pay alabilmek için ürünlerini piyasaya sarı renkte sürmeye başladılar. Bugün hala piyasada olan dört kurşunkalemden üçü san renktedir.

Kurşunkalemlerin içinde kesinlikle kurşun yoktur. Ana madde olarak kullanılan grafit 40 değişik malzeme ile karıştırılarak, yüksek sıcaklıkta çok ince çubuklar haline gelene kadar preslenir. Zaten kurşun çok zehirli bir elementtir. Kurşunkalem denilmesinin sebebi 16. yüzyılda grafiti bulan İngiliz bilimcinin onu bir çeşit kurşun elementi sanmasıdır. Ancak 200 yıl sonra grafitin bir çeşit karbon olduğu anlaşıldı.

Genel Bilgi

Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?

Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.

Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.

Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.

Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.

Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.

Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.

Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.

Genel Bilgi

Meşe ağacına insanların ruhani bir değer vermesi çok eskilere dayanır. Ağacın yüksekliği ve sağlamlığı nedeni ile bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2000’li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege’de Helen uygarlığında.

Her iki kültür de meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü gözlemlemişti. Amerika yerlileri meşenin, Tanrının yıldırımla yeryüzüne inip üzerinde oturduğu yer olduğuna, Helenler ise Yıldırım Tanrısı olduğuna inanmışlardı.

Kuzey Amerika yerlileri bu batıl inancı bir adım daha ileri götürdüler. Bu ağacın köküne vurarak, ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şansızlıklara karşı Tanrı ile temasa geçtiklerine inanıyorlar ve ondan kendilerini korumasını istiyorlardı.

Ortaçağda ise Hıristiyan din adamları bu inancı kendi devirlerine taşıdılar. Onlara göre bu inanışın temelinde Hz. İsa’nın tahta bir çarmıhta öldürülmesi yatıyordu. Hatta Avrupa’nın her katedralinde orijinal tahta haçın küçük bir parçasının bulunduğuna inanılıyordu. Bu tahtaya vurmak ise “Tanrım dua ve isteklerimi gerçekleştir” anlamına geliyordu.

Bu arada diğer kültürlerde inanıştaki tahta aynı kaldı ama cinsi biraz değişti. Amerika yerlileri ve Helen medeniyetinin ağacı meşe iken, Mısırlılar incir ağacını, Almanlar dişbudağı tercih ettiler. Hollandalılar ise ağacın cinsine önem vermediler. Boyasız ve cilasız olması onlar için yeterliydi.

Amerikalıların tahtaya vurma inancının kökeni ne gariptir ki Amerikan yerlilerine dayanmıyor. Romalılar devrinde Avrupa’da iyice yaygınlaşan eski Helen inancının bir parçası olarak Amerikalılar tahtaya vuruyorlar.

Başımıza gelebilecek kötü şeyleri savuşturmak için tahtaya vurma inancı hala devam ediyor ama uygulama alanı çok daraldı. Her taraf plastik ve laminat dolu. Siz en iyisi yanınızda daima bir küçük tahta parçası bulundurun. Meşe ağacından olursa daha da iyi olur!

Genel Bilgi

Herhalde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? Şemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle gökten sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su damlası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görülüyorlar.

Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir bulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilebilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970 tarihinde Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir buluttan çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en usta olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında arttırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam ters etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.

Genel Bilgi

Heralde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? İemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle göklerden sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su dalası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görünüyorlar. Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir nulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970’de Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir bulutun çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en iyi olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında artırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam tersi etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ismen mevcut olan, sözde; birinin ismini taşıyan; önemsiz; (ditb.) isim türünden veya isme ait olan, isimle ilgili. nominally (z.) ismen, sözde olarak; önemsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) burun; koklama hissi; burun gibi çıkıntılı yer veya şey; uçağın ön kısmı, burun; (den.) pruva; (f.) kokusunu almak; koklamak; burun ile dokunmak veya burnu sürmek; başkasının işine burnunu sokmak; ağır ağır ilerlemek; koklayarak aramak. nos

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) burun aşağı uçmaya veya hareket etmeye çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh başlığının burun siperi; mikroskopta merceğin takıldığı yer; at takımında burun kayışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hortum başı; ibrik ağzı; körük burnu; argo burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) para türünden, paraya ait. numismatics (i.) para ve madalya ilmi. numis'matist (i.) para uzmanı.

Türkçe Sözlük

(NÜR) (i. A.) (c. envâr, nîrân) (tes. nûreyn). 1. Aydınlık, ışık: Güneşin nûru etrafı kapladı. 2. Parlaklık. Nûr-efşân, nûr-pâş = Etrafa aydınlık veren, ortalığı nûr içinde bırakan. Nûr-bahş = Parlatan. Nûr-ı çeşm, nOr-ı dîde, nûr-ı ayn = Pek sevgili şahıs. Nûrtopu, nûr damlası — Pek güzel çocuk. Nûr içinde yatsın = Allah rahmet eylesinl NÜr-ün ali-nûr = O, daha iyi. Göznûru == Okuyup yazmakla veya dikişle görülen iş: Göznûru dökmek (tesniye) NÜreyn — Ay ve Güneş. Zu’n-nûreyn = İki nûrun sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) burun ile eşmek, burun sürtmek; kucağına sokulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ürün; döl, evlât.

Şifalı Bitki

(sıtma ağacı): Mersingiller familyasından; Anavatanı Avusturalya olan, her zaman yeşil bir ağaç cinsidir. Bazılarının boyu 150 m’ye ulaşır. Ender olarak ağaçcık şeklinde bulunur. Çiçekleri beyaz-sarı veya kırmızı renktedir. Meyvesi tepeden 4-5 yarıkla açılan kapsüldür. Odunu sert ve reçinelidir. Yapraklarında uçucu yağ, reçineler, acı madde ve tanen vardır. Uçucu yağı çok miktarda sineol taşır. Yurdumuzda Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilir. 160’dan fazla türü vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. Boğaz ve burun iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Nezlede faydalıdır. Ateşi düşürür. Vücudu kuvvetlendirir. Bronşite ve diğer solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. İdrar yollarını temizler. Astım ve Veremde faydalıdır. Sıtmanın önünü alır. Basur memelerinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki

(dağkestanesi): Bileşikgiller familyasından; çayır ve ormanlarda yetişen, papatyayı andıran, çok yıllık bir bitkidir. Kömeçleri turuncu-sarıdır. Çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kusturucudur. Sinir sistemini çok şiddetli bir şekilde uyarır. Haricen kullanıldığı takdirde romatizma ağrılarını dindirir, yaraları iyileştirir. Fazla miktarda kullanılmamalıdır.

Teknolojik Terim

Geleneksel LED’lerin tersine, OLED (Organik Işık Yayan Diyot) ekranın arka ışığa ihtiyacı yoktur. Üzerinden elektrik akımı geçtiğinde ışık veren özel bir katman kullanır. Bu da, Sony’nin 3 mm kalındığında ekrana sahip XEL-1 ürününde olduğu gibi, evinizde çok daha az yer kaplayan ultra ince bir ekran demektir. Yeni teknoloji enerji tasarrufu da sağlar – arka aydınlatma olmadan, çalışması için çok daha az elektrik gerekir ve bu da çevre ve elektrik faturalarınız için çok daha iyidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. koklamaya ait; i., gen. çoğ. koklama organı, burun; koklama hissi. olfactory nerve koku siniri.

Türkçe Sözlük

(i. «olmak» tan). Olabilir, olmak ihtimali olan, mümkün, muhtemel: Olur iş değildir. Olur olmaz = Değme, rastgele, kim olursa, ne olursa. Oluruna bırakmak = Olabildiği kadar yapıp fazlasını istememek.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Memelileri, kuşları, sürüngenleri ve balıkları içine alan hayvan bölümü.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin öbüründen Önce olması, Ar. takaddüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. portakal, bot. Citrus sinensis; portakal rengi; portakal cinsinden meyva; s. portakala ait; portakal rengindeki. orange blossom portakal çiçeği. bitter orange, Seville orange turunç, bot. Citrus aurantium.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yörünge; çember; anat. göz çukuru; zool. kuşların gözleri etrafındaki deri; f. bir gökcismi etrafında dönmek veya döndürmek; bir yörüngede dönmek. orbital s. gezegen yörüngesine ait; göz çukuruna ait.

Teknolojik Terim

Geleneksel LED’lerin tersine, OLED (Organik Işık Yayan Diyot) ekranın arka ışığa ihtiyacı yoktur. Üzerinden elektrik akımı geçtiğinde ışık veren özel bir katman kullanır. Bu da, Sony’nin 3 mm kalındığında ekrana sahip XEL-1 ürününde olduğu gibi, evinizde çok daha az yer kaplayan ultra ince bir ekran demektir. Yeni teknoloji enerji tasarrufu da sağlar – arka aydınlatma olmadan, çalışması için çok daha az elektrik gerekir ve bu da çevre ve elektrik faturalarınız için çok daha iyidir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devenin arkasındaki tümsek: Bir, iki örgüçlü deve. 2. Buna benzer her çeşit tümsek: Ayak, burun örgücü. 3. Tepe, çıkıntı: Dağ örgücü. (bk.) Höi-güç.

Genel Bilgi

Örümcekler günümüz teknolojisinin bile çözemediği inanılmaz canlılardır. Örümcek ağının çok özel nitelikleri olan sağlamlık ve esneklik bugüne kadar taklit edilemedi. Aynı çaptaki bir çelik telden iki kat daha güçlü olan bu doku ne kadar çekilirse çekilsin orjinal durumuna dönecek kadar esnektir.

Örümcek ağları kendine yüksek hızla çarpan nesneleri yırtılmadan esneyerek frenler. Tekrar gerisin geriye yaylanmadığından nesne ters yöne fırlamaz, yapışır kalır. Örümcek ağının esneme kapasitesi bugün yapay olarak üretilmiş en iyi telin neredeyse dört katıdır.

Bu maddeyi yapay olarak elde etmeyi hala başaramayan bilim insanlarının örümcek çiftliği kurup, örümcekleri sağarak, ipliklerini aldıklarını biliyor muydunuz? Yaklaşık 2.5 santimetre boyundaki bu örümceklerden günde hayvan başına 320 metre (yaklaşık 3-5 gram) iplik elde ediliyor ve bu iplikler ABD ordusuna kurşun geçirmez yelek yapmada kullanılıyor.

Dünyada 34 bin örümcek cinsi tepit edilmiştir. Yani her cins örümcek farklı özellikler taşır. Örümceklerin hepsinde zehir bezleri vardır, ama karadul örümceği, kahverengi örümcek gibi çok az türü insana zarar verebilir. Dünyanın en büyük örümceği ise Güney Amerika’nın kuzey kısmında yaşayan “Goliath Trantula” isimli dev örümcektir. Erkeğinin bacağının boyu 25 santimetreyi bulur. Kurbağaları, kertenkeleleri, fareleri ve hatta küçük yılanları yakalayıp yiyecek kadar güçlüdür.

Örümcekler, diğer böceklerden farklı olarak sekiz bacağa ve sekiz göze sahiptirler. Büyüme safhasında bir bacak kırılırsa yerine yenisi gelebilir. Vücutları iki parça olup arka kısmındaki bezlerden ağ üretimi başlar, buradaki çok ince deliklerden sıvı ve damlalar halinde verilen ağ malzemesi dışarı çıkar çıkmaz donar.

Örümcek ağının her tarafı yapıştırıcı değildir. Kurban ağa yakalanınca yapışkan kısmı bildiklerinden kendileri de ağa yakalanmadan onun yanına kadar giderler. Örümcek ağını amacına göre farklı şekillerde örer. Ağdaki ipliklerin de cinsleri yerlerine göre farklıdır. Yumurtaların sarmalanması için ürettiği yumuşak iplik onu aynı zamanda bir uçurtma gibi uçurabilir. Ağın ana yapısı, dairesel kısımları, avı yakalayacak kısmı için elastikiyetleri ve sağlamlıkları farklı ipler üretir.

Örümceklerin birçok türünde erkeğine göre 4 – 5 kat büyük olan dişinin çiftleştikten sonra erkeğini yediği doğrudur. Ancak bu erkeklerin bir gecelik zevk uğruna katlandıkları bir sonuç değil, kendi nesillerini devam ettirebilmek, kendi evlatlarını üretebilmek için kendilerini dişiye kurban etmeleridir.

Türkçe Sözlük

(ÖŞR) (i. A.) (c. Aşâr). 1. Onda bir: Bağın bir öşrünü belledim. 2. Ondalık, eskiden ürünün onda birini alan vergi: Zeytinin öşrünü almak, vermek, (bk.) Aşâr, Aşârî.

Türkçe Sözlük

Bir ekosistemin tamamında veya ekosistemin belirli kısımlarında besin maddelerinin artması, zenginleşmesi olayını niteleyen bir terimdir. Bir ekosistemde besin maddeleri verimini ve fotosentez ürünlerini arttırma hususunda etkili olan tüm süreçlerin toplu ifadesidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek fazlasıyle, (öbüründen) daha iyi, daha çok: outstay, outbid outdrink.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bore, -borne) çöktürmek; başatlanmak, zorbalık etmek; yenmek, üstün gelmek; ağır basmak: fazla ürün vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. koyuna ait, koyun gibi, koyun türünden.

Türkçe Sözlük

Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun ise cilt kanserinde artışa neden olacağı hesaplanmaktadır.

Türkçe Sözlük

(ÖZR) (i. A.) (c. Azâr). 1. Edilen bir kabahat ve kusurun elde olmaden yapıldığını bildirip af dilemek üzere beyan olunan bahane ve sebep. 2. Bir kusur ve kabahatin mazur görülmesini istemek: Özür dilemek. 3. Mânî, engel. 4. Kusur, noksan, ayıp, sakatlık: Bu arabanın özrü var.

Yabancı Kelime

İng. partner

1. eş, 2. ortak

1. İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu. 2. Birlikte iş yapan, ortaklaşa yararlarla birbirlerine bağlı kimselerden her biri.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Büyük hanların, yapıların altında, yayaların bir sokaktan öbürüne geçebileceği ve çok defa içinde dükkânlar bulunan geçit. 2. Bir yazıdan alınan parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle kuduz hastalığını Pasteurun keşfettiği usule göre bir seri iğneyle tedavi.

Türkçe Sözlük

(i.). Yassı, basık: Pat burun.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Burnu yassı ve basık olan, pat burun. 2. Gagası kaşık şeklinde ve düğesi kürk yapılan bir cins deniz ördeği.

Genel Bilgi

Patlamış mısırın hikayesi beş bin yıl evveline, Amerika kıtasına kadar uzanıyor. Amerika yerlileri gıda için kullanılacak mısır ile içi daha sulu olan patlayabilir mısırların arasındaki farkı biliyorlardı.

Kolomb kıtaya ayak bastığında yerlilerin mısır kültürünü gördü, ama asıl ilgi 1510’lu yıllarda Güney Amerika’da terör estiren Hernanda Cortes’in Aztek’lerin dini ayinlerde ipe dizilmiş patlamış mısırları yediklerini görmesi ile başladı. Üstelik yerliler mısırı bir çeşit şişe geçirerek, tekrar tekrar ısıtarak veya kızgın kuma gömerek değişik şekillerde patlatarak yiyorlardı.

Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa’ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamış mısır ve tütündü. Birincisine çok fazla yağ ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sağlıklıdır. Ancak tüm mısır taneleri patlamaz. Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliği ve müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu.

Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür. Bunun altında iki tabaka daha vardır. Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir.

Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur. Isınma süresince gittikçe artan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar. Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur. Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz. Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz.

Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir. Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmen açılır, istenen sonuç alınamaz. Mısırın içersindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oranını en fazla yüzde l arttırır. Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.

Genel Bilgi

Patlamış mısırın hikayesi beş bin yıl evveline, Amerika kıtasına kadar uzanıyor. Amerika yerlileri gıda için kullanılacak mısır ile içi daha sulu olan patlayabilir mısırların arasındaki farkı biliyorlardı.

Kolomb kıtaya ayak bastığında yerlilerin mısır kültürünü gördü, ama asıl ilgi 1510’lu yıllarda Güney Amerika’da terör estiren Hernanda Cortes’in Aztek’lerin dini ayinlerde ipe dizilmiş patlamış mısırları yediklerini görmesi ile başladı. Üstelik yerliler mısırı bir çeşit şişe geçirerek, tekrar tekrar ısıtarak veya kızgın kuma gömerek değişik şekillerde patlatarak yiyorlardı.

Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa’ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamış mısır ve tütündü. Birincisine çok fazla yağ ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sağlıklıdır. Ancak tüm mısır taneleri patlamaz. Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliğive müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu.

Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür. Bunun altında iki tabaka daha vardır. Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir.

Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur. Isınma süresince gittikçe arrtan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar. Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur. Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz. Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz.

Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir. Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmeen açılır, istenen sonuç alınamaz. Mısırın içerisindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oaranını en fazla yüzde 1 artırır. Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -peas, -pease) bezelye, bot. Pisum sativum; bezelye türünden herhangi bir sebzenin içi, nohut, börülce; bezelye içi şeklinde herhangi bir şey. pea green bezelye yeşili, açık yeşil. pea soup bezelye çorbası; koyu sis. as like as two peas tıp

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. pectines) zool. ibik; kuşların ve sürüngenlerin gözlerinde bulunan renkli perde.

Sağlık Bilgisi

Dil peltekliğinin nedenleri çeşitlidir: Müzmin nezle, bademciklerin hastalanmasından dolayı burundan konuşma, kısmi sağırlık, yarık damak bu duruma neden olabilir. Burundan konuşma şeklinde görülen pelteklikte aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, bal, papatya çiçeği.

Hazırlanışı : Bir çay fincanı süzme bala, 2 çorba kaşığı nane ve 2 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Hafif ateşte ısıtılarak macun yapılır. Sonra dilin üstü, altı bununla ovulur. Her gün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kapı ve pencereye asılan örtü: Pencere, kapı perdesi. 2. Bir yeri ayırmak ve görünmesine mâni olmak için asılan çarşaf. 3. Yüze asılan örtü, peçe. 4. iki yeri birbirinden ayıran şey, bölme, ara zarı: Burun perdesi. 5. mec. Irz, namus, iffet. Tahta perde = Tahtadan iğreti bölme. Göz perdesi = Gaflet. Perde yırtılmak = Hayâsız olmak Ust perdeden başlamak = Ağız bozmak, sert konuşmak

Türkçe Sözlük

Petrolden türetilen madde veya malzeme, bir tür hidrokarbon. Hidrojen ve karbon atomlarından oluşan kimyasal. Modern kimya endüstrisinin kalbinde petrokimyasallar yer almaktadır. Bir çok “mucize” ürünün ve önemli miktarda kimyasal çevre kirliliğinin özünde petrokimyasallar yatmaktadır. En çok tanınan petrokimyasallar arasında, asetik asit, aseton, benzin, formaldehit, etilen, etilen diklorit, metanol, fenol, polietilen, polivinil klorid, stirin, vinil klorid vs. sayılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fantezi, hayal; kuruntu; hayalet, tayf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yol açmak için önden giden kimse, öncü; ask. istihkâm taburunda er; f. yol açmak, öncülük etmek; akıncı ruhu ile işe girişmek.

Şifalı Bitki

(allium porrum): Zambakgiller familyasından; sebzelik bir bitkidir. Soğanı uzun ve göbeklidir. Yazın ürün almak için ilk baharda veya güz aylarında; kış mevsiminde ürün almak için ise yaz aylarında ekilir. Yurdumuzda kamış pırasası ve kara pırasa denilen çeşidi çok yetiştirilir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Şurubu göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. İştahsızlığı giderir. Mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Romatizma, mafsal ağrıları, damar sertliği, böbrek hastalıkları, üremi ve idrar tutukluğunda faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Suyu yüzdeki sivilce ve lekelere faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Basur memeleri için faydalıdır. Arı sokmasında da kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. su sıçratmak; i. su sıçratma; yağmurun şiddetli yağması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. delikleri birbirinden uzak ve geniş burunlu.

Yabancı Kelime

İsp. plaza

iş merkezi

1. Birçok satış merkezinin bir arada bulunduğu yer. 2. Belli bir ürünün bütün çeşitleriyle sergilendiği ve satışının yapıldığı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. boynu uzun, başı küçük ve dört ayağı küreğe benzeyen bir çeşit sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmurla ilgili, yağmurlu; jeol. yağmurun etkisiyle meydana gelmiş. pluvious s. yağmurla ilgili, yağmurlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işletmek, kullanmak; etmek, yapmak, bir faaliyeti devam ettirmek; birbirini takip eden hamlelerle yormak ve bunaltmak; taciz etmek, sıkıştırmak, (sual yağmuruna) tutmak; çalışmak; hedefe doğru ilerlemek; düzenli seferler yapmak, gidip gelmek; den. r

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivri uç,burun denize uzanan burun;nokta;sivri uçlu şey;noktalama işareti;fonetik alfabediki işaret;gaye,maksat,hedef,bir sözün altında yatan maksat;belirli yer özel bir durum;buhranlı an;birşeyin tam zamanı;kaneviçe;derece (ısı);bazı oyunlarda sayı,pu

Türkçe Sözlük

Görsel sanatlar ve mimarlıkta çok renklilik. Özellikle mimarlık alanında rastlanılan bir sözcüktür. Diğer sanatlarda çok büyük ölçüde kullanıldığından, bunların ürünlerini polikromiyle nitelemek pek gerekli olmaz. Buna karşılık mimarlık alanında polikromi ancak bazı çağlar ve üsluplarda görülür. Örneğin, Antik Yunan mimarlığı polikromiktir. Bugün yüzyılların aşındırması sonucunda doğal renklerine bürünen tapınaklar gibi önemli kamu yapıları, özgün durumlarında renkli bir dış dekorasyona sahiptir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dik burunlu harharyas.

Türkçe Sözlük

(i. Portekiz «portugal» İsminden). Turunçgillerden bir ağaç ve meyvesi, Ar. nârenc. Çin portakalı = Mandalina. Kan portakalı = İçi kırmızı cinsi.

Şifalı Bitki

(citrus aurantium var): Turunçgiller familyasından bir ağaçtır. Boyu 2-10 m arasında değişir. Yaprakları sert dayanıklı ve düz kenarlıdır. Meyvesi C vitamini bakımından zengindir. Kabuğunun altında sarımtırak, bazılarında ise kırmızı renkte sulu ve dilimli bir öz bulunur. Kabuklarından portakal esansı elde edilir. Eczacılıkta ve gıda sanayiinde kullanılır. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılır. Kullanıldığı yerler: Çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su, spazm giderir. Kabuklarından yapılan şurup ise, mide hastalıklarında kullanılır. Damar sertleşmesini ve felci önler. Soğuk algınlığı, grip ve nezlede faydalıdır. Yorgunluğu ve sinir bozukluğunu giderir. Cildin güzel olmasını sağlar. Kansızlığı giderir. Hazmı kolaylaştırır. Karaciğeri çalıştırır ve safra ifrazatını artırır. Ateşi düşürür. Nekahat devresini kısaltır. Vücuda enerji verir. Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Zayıflatıcıdır. Mide hastalıklarından şikayet edenler portakal yememelidir.

Türkçe Sözlük

(i.). Portakal renginde (turuncu demek daha doğrudur).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. heyet, takım; polis müfrezesi. posse comitatus ihtilal zamanında polis müdürünün yardıma çağırdığı halk. in posse huk. mümkün, kuvvede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. memuriyet, mahal, bir memurun tayin edildiği yer, hizmet; ordugah, kışla, askeri menzil; kol, karakol, devriye; polis noktası; yabancıların kurdukları alış veriş yeri; A.B.D. savaşa katılmış kimselerin kurdukları dernek; f. koymak, yerleştirme

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir vali veya yüksek rütbeli memurun sorumlu olduğu bölge, makam, hizmet süresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. hortum, fil hortumu; böceklerde hortum; (şaka) burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sürüncemede bırakmak, ağırdan almak, geciktirmek; ertelemek, tehir etmek. procrasti- na'tion i. sürüncemede bırakma; erteleme. procrastinator i. işini tehir eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. sürüngen (sap); yüzükoyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahsul, ürün, hasılat; zerzevat, sebze.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ürün, mahsul, hasılat; sonuç, netice; mat. çarpım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imal, üretim, istihsal; ürün; eser; sahneye koyma; uzantı (çizgi); huk. ibraz.

Yabancı Kelime

Fr. production

sin. ve TV yapım

Bir filmin çevrilmesi veya bir radyo, televizyon programının hazırlanması için gerekli çalışmaların tümü ve bu çalışmaların ürünü.

Yabancı Kelime

Fr. productivité

üretkenlik

Verilen emeğe ve yapılan masrafa oranla üretilen miktar, ürün verme gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., meşhur, mühim; göze çarpan; çıkıntılı, ileriye fırlamış. prominence i. şöhret, ehemmiyet; göze çarpan şey; burun, dil, çıkıntı, tümsek; astr. güneş üzerindeki ateş parçalarından biri. prominently z. göze çarpacak surette; ehemmiyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. dağlık burun.

Yabancı Kelime

Fr. prototype

1. ilk örnek, 2. model

1. Örneklik eden biçim veya nesne. 2. Tasarlanan ürünün tanıtım veya deneme amacıyla üretilen ilk örneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. soyu tükenmiş uçan bir sürüngen.

Teknolojik Terim

Radyo istasyonunu aramanızı ve ayarladığınız istasyonun türünü görmenizi sağlar. NEWS (haber) ve SPORT (Spor) gibi PTY veri isimleri, kafa biriminin ekranında görüntülenir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buldoga benzeyen ufak bir cins köpek. pug nose ucu kalkık basık burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. raşitizm. rachitic s. raşitizm türünden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kıyamette üfürülecek surun ikincisi

Genel Bilgi

Nükleer enerji denilince aklımıza Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları, Çernobil’deki nükleer santral kazası ve nükleer atıklar gelir. Nükleer enerji ve onun sonucu radyasyon iyi amaçlarla kullanılmadıkları zaman insan neslini dünyadan silebilecek kadar tehlikelidirler. Kontrol altında kullanıldıkları zaman ise insan yaşamını iyileştirmekten sağlığa kadar bir çok konuda insanlığa bahşedilmiş birer lütufturlar.

Nükleer enerjinin esasını anlamak için çok fazla fizik, kimya, matematik bilmeye gerek yoktur. Nasıl odun, kömür, petrol ürünleri kullanarak ısı enerjisi elde ediyorsak nükleer enerji de öyledir.

Nükleer santralarda kullanılan yakıtın en bilineni uranyumdur. Uranyum santralde başka bir yakıta dönüşürken ortaya müthiş bir ısı çıkar. Bu ısı reaktörün etrafında dolaştırılan suyu buhar haline çevirir. Türbinlere verilen buhar da türbinleri çevirir. Sonunda türbinler de kendilerine bağli elektrik jeneratörlerini çevirerek elektrik üretirler. Prensip, nükleer enerji ile çalışan uçak gemilerinde de, denizaltılarda da aynıdır.

Gelelim radyasyona... Uranyum gibi kararsız elementler gerek atomik yapılarına müdahale edilerek gerekse tabiattaki halleri ile bir başka elemenle dönüşebilirler. Yani tarihte kurşundan altın elde etmek için uğraşan simyacıların başaramadıkları işin benzeri uranyumda kendi kendine oluşur.

Bu dönüşüm işi olurken uranyum atomunun içindeki bazı parçacıklar da ışık olarak yayılırlar. Yani radyasyon bir ışıktır. Sadece atom bombasından, nükleer atıklardan çıkmaz tabiatta da bol miktarda vardır. Yalnız ışıma yolu ile değil besinler yolu ile de vücuda girebilir.

Radyasyon olayında üç ana ışık türü vardır: Alfa, beta ve gama. Alfa ışınları deriden geçemezler, beta ışınları deriden çok az miktarda geçebilirler, gama ışınları ise deriden ve vücuttan geçebilirler. Alfa ve beta ışınları sadece yoğunlaştıkları organ üzerinde tahribat yaparlarken gama ışınları tüm organlara zarar verirler. Tabii bu arada ışına maruz, kalma süresi de önemlidir.

Vücudumuz hücrelerden, hücreler moleküllerden, moleküller de atomlardan meydana gelirler. Bu radyasyon ışınları isabet ettikleri atomların yapılarını bozarak sonunda hücrelerin ölmelerine sebep olurlar. Vücut için sürekli gerekli olan hücre üreme mekanizmasını bozarlar, vücudun direncini yıkarlar.

Aslında günlük yaşantımızda radyasyonla iç içe yaşıyoruz. Radyasyon her an her yerde vardır hatta Güneş ışığında bile. Yaz mevsiminde deniz kenarında yapılan bilinçsiz güneşlenmelerde isteyerek aldığımız radyasyonun etkisi cilt kanserine yol açabilecek kadar tehlikeli olabilir.

Radyasyonun insan bünyesi için faydalı olduğu durumlarda vardır. Kanserin ışınla tedavisi, enfraruj ve ultraviyole tedavileri, lazerin tıpta kullanılması gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhet»). 1. Dinlenme, İşsizlik, istirahat: Siz rahat edin; artık rahatını buldu. 2. Istırapsızlık, gailesizlik, Asâyiş, ferah: Rahat vermedi, rahatınız yerinde mi? 3. Istırapsız, gailesiz, müsterih: Rahat mısınız? 4. Uygun, kullanışlı, kolaylıkla kullanılan: Palan, eğerden daha rahattır. 5. Müsterih olarak, Istirahatle: Rahat oturun; oraya trenle rahat gidilir. 6. Kolaylıkla: Bu anahtar çok rahat işler; bu tulumba ile su pek rahat çıkarılır. Rahat rahat = Ferah ferah: Akşama kadar oraya rahat rahat gidilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuvvetli bir çeşit enfiye, burunotu.

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtı olarak benzerleri arasından seçilip değerlendirilmiş, üzerinde bir değişiklik yapılmaksızın kullanılmış ya da üzerindeki değişiklik sadece üretimi sırasındaki rastlantılara bağlı olarak ortaya çıkmış endüstri ürünü obje.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.) gerçek, hakiki; asıl; samimi; (huk.) gayri menkule ilişkin; (z.) gerçekten çok. real estate (huk.) gayri menkul mal, mülk. real image gerçek gürüntü. real number (mat.) gerçek sayı. real property (huk.) mülk. the real thing esaslı şey, â1a ş

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) aksetmek, yansımak; ayna gibi hayalini göstermek; netice olarak vermek; düşünmek, tefekkür etmek. reflect on kusurunu göstermek.

Türkçe Sözlük

Genetik mühendislik tekniklerinden, farklı birey veya türlerin DNA’larını birleştirmeye kadar uzanan değişik tekniklerin ürünü

Genel Bilgi

Renklerin insan davranışını ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediği bugün kesinleşmiştir. Kanada’da bir okulda yapılan deneyde, odaların renk ve ışık düzenlerinin değiştirilmesi ile bazı öğrencilerin zeka düzeylerinin ve disiplin sorunlarının olumlu biçimde etkilendiği tespit edilmiştir. Ancak insan gözünün ışık ve rengi algılayan ağ tabakasının görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz açıklayamıyor.

Aslında gözümüze gelen görüntü iki çeşit görme hücresi aracılığı ile taranır. Silindir veya çomak şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılar. Gözümüzde 7 milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır.

Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında, ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Bu nedenle gece gökyüzünde gözümüzün kenarından gördüğümüz bir yıldızı, ona doğrudan bakınca göremeyiz. Çünkü burada ışığa hassas silindirik hücreler daha az olduğundan görüntü kaybolur. Aynı şekilde gözümüzün kenarıyla baktığımız şekillerde renkler kaybolur.

Yapılan deneylerde, pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları, kırmızı, turuncu ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği, nabzın ve solunumun hızlandığı, terlemenin çoğaldığı, mavi rengin ise tam tersi etki yarattığı belirlenmiştir.

Araştırmalar insanların en çok mavi rengi sevdiklerini, bunu kırmızı ve yeşilin takip ettiğini göstermektedir. Erkekler yeşil, deniz mavisi, turuncu ve koyu mor renkleri tercih ederken, kadınlar firuze yeşili, açık mavi, pembe gibi açık-uçuk renkleri, çocuklar ise mavi, kırmızı, yeşil, sarı ve turuncu gibi canlı renkleri daha çok sevmektedirler.

Bir binada sarı renge boyanmış bir tavan, odayı daha yüksek, sarı renkli duvarlar ise daha geniş gösterir. Kliniklerin sıcak renklere boyanması, beyaz rengin hastalarda yarattığı hüzün duygusunu azaltır. Ayaküstü hazır yiyecek satan dükkanların duvarları iştah açtıran portakal rengine boyanırken yarış arabalarında kırmızı veya turuncu-sarı renkler tercih edilir. Aslında bir renk olmayan, daha doğrusu renksizlik olan siyah da makam araçlarının klasik rengidir.

Kırmızı renk kan rengidir, asırlar boyu tehlikenin ve tahribatın simgesi olmuştur. Trafik ışıklarında ‘dur’ sinyali olarak kullanılmasının nedeni de budur. Ameliyathanelerde, bulaşan kan rengini belli etmeyeceği için mantıken kırmızı giysi kullanılması gerekirken, teskin edici mavi ve yeşil renkler tercih edilir.

Genel Bilgi

Renklerin insan davranışını ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediği bugün kesinleşmiştir. Kanada’da bir okulda yapılşan deneyde, odaların renk ve ışık düzenlerinin değiştirilmesi ile bazı öğrencilerin zeka düzeylerinin ve disiplin sorunlarının olumlu biçimde etkilendiği tespit edilmiştir. Ancak insan gözünün ışık ve rengi algılayan ağ tabakasını görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz açıklayamıyor.

Aslında gözümüze gelen görüntü iki çeşit görme hücresi aracılığı ile tanınır. Silindir ve çomak şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılarlar. Gözümüzde yedi milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır.

Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında, ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Bu nedenle gece gökyüzünde gözümüzün kenarından gördüğümüz bir yıldızı, ona doğrudan bakınca göremeyiz. Çünkü burada ışığa hassas silindirik hücreler daha az olduğundan görüntü kaybolur. Aynı şekilde gözümüzün kenarıyla baktığımız şekillerde renkler kaybolur.

Yapılan deneylerde, pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları, kırmızı, turuncu ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği, nabzın ve solunumun hızlandığı, terlemenin çoğaldığı, mavi rengin ise tam tersi etki yarattığı belirlenmiştir.

Araştırmalar insanların en çok mavi rengi sevdiklerini, bunu kırmızı ve yeşilin takip ettiğini göstermektedir. Erkeler yeşil, deniz mavisi, turuncu ve koyu mor renkleri tercih ederken, kadınlar firuze yeşili, açık mavi, pembe gibi açık-uçuk renkleri, çocuklar ise mavi, kırmızı, yeşil, sarı ve turuncu gibi canlı renkleri daha çok sevmektedirler.

Bir binada sarı renge boyanmış bir tavan, odayı daha yüksek, sarı renkli duvarlar ise daha geniş gösterir. Kliniklerin sıcak renklere boyanması, beyaz rengin hastalarda yarattığı hüzün duygusunu azaltır. Ayaküstü hazır yiyecek satan dükkanların duvarları iştah açtıran portakal rengine boyanırken yarış arabalarında kırmızı veya turuncu-sarı renkler tercih edilir. Aslında bir renk olmayan, daha doğrusu renksizlik olan siyah da makam araçlarının klasik rengidir.

Kırmızı renk kan rengidir, asırlar boyu tehlikenin ve tahribatın simgesi olmuştur. Trafik ışılarında “dur” sinyali olarak kullanılmasının nedeni de budur. Ameliyathanelerde, bulaşan kan rengini belli etmeyeceği için mantıken kırmızı giysi kullanmaları gerekirken, teskin edici mavi ve yeşil renkler tercih edilir.

Genel Bilgi

Renklerin insanlar üzerindeki etkisi hiç de yabana atılır cinsten değil. Her ne kadar ‘zevkler ve renkler tartışılmaz’dense de uzmanların elde ettikleri dikkat çekici sonuçların bu tartışmanın yapılmasında gecikildiğini açıkça gösteriyor.

Renkler, kendi dilleriyle karşınızdakine, muhattabınıza sizin karakterinizi sizden önce anlatıyor. İşte renklerin yadsınamaz etkisini farkeden batılı şirketler, bunu iş hayatında sıklıkla kullanmaya başlamış ve çok da başarılı olmuşlar.

Hayatımızı şekillendiren, bizi kimi zaman neşeli, kimi zaman da düşünceli yapan renkler ve marifetleri saymakla bitmez. İşte renklerin dünyası, şirketlerin bunu nasıl kullandıkları ve bizle nasıl olnadıkları:

KAHVERENGİ

Kansas Üniversitesi Sanat Müzesi’nde bir araştırma için halının altını elektronik bir sistemle donatmışlar; duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fon beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise, insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terketmişler.

Dikkat ederseniz dünyadaki fast-food restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiçbir fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. Burger King, Kentucky Fried Chicken ve benzer fast-foodlar yıllardır bilinçli olarak tüm duvarlarını baştan aşağıya kahverengi ağaç kaplama yaparlar.

KIRMIZI

Kırmızı, iştah açar. Dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle farkedeceksiniz; Coca Cola, Pizza Hut, McDonald’s, Ülker, Burger King. Bu listeyi binlere çıkarabilirsiniz.

Kırmızı tansiyonu yükseltir ve kan akışını hızlandırır. ‘Peki boğalar niye kırmızı renge saldırıyor?’cevabı ise ilginç; maymunların dışında, araştırılan hayvanların hemen hepsi siyah-beyaz görmektedir. Yani boğalar da renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırırlar.

YEİİL

Yeşil, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. Yatak odası için de rahatlatıcı bir renktir. Batı’da büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yeniliklerini arttırmak için yeşile boyandığı söylenir.

Hastaneler de logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder. Çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Tabiatı en çok hatırlatan renktir. Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri tespit edilmiş. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerde de yeşil en çok tercih edilen renktir.

SİYAH

Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da bir ifadesidir. Bizde ve Batı’da siyah, matemi simgelerken Japonya’da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein’in konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girip ve bu şekilde düşündüğü söylenir.

MAVİ

Freud, maviyi sakin diye niteler. Faber Birren ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden mavi taşlıdır.

Sakinleştirici bir renktir, Batı’da bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler.

Dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar. Aynı şekilde Bill Clinton, büyük jüriye ifade vermesinden önce mavi kravat takarak, altın bronz karışımı bir şekil ve rengi kullandığını hatırlayın. Daha çok altını ve parayı çağrıştırır çünkü.

MOR

Mor, nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinçaltında korkuttuğu tespit edilen bir renk.

PEMBE

Pembe giyenlere, hizmetlerinden dolayı ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimizi tespit etmişler. İngiltere’de Boots ve Marks and Spencer mağazalarında tüm tezgahtarların pembe gömlek giydiği bilinir.

SARI

Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye.

Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar. ‘Ürün geçici, lütfen geri getirin’ demek istiyorlar. O yüzden dünyada hiçbir banka ambleminde bildiğimiz sarıyı kullanmaz. (Portakal ve bronz ya da bakır kimi zaman yer alabilir) Paranın geçici değil, kalıcı olmasını isterler. Türkiye’de sarıyı logosunda baskın bir renk olarak kullanan tek banka, devlet bankası Vakıfbank’tır.

BEYAZ

Beyaz, istikrarı, devamlılığı ve temizliği simgeler. Bu yüzden üzerinde fazla şaibeler olanların, beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmelerinde yarar var. Beyaz elbiseler, sizin temiz olduğunuz imajını verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. yerde yatan; zool. sürünen, sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sürüngen, yerde sürünen hayvan (yılan ve kertenkele gibi); alçak kimse; s. sürünen, yerde sürünen; sürüngenlere benzeyen veya onlarla ilgili; alçak, sefil, süfli. reptil'ian i., s. sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teneffüs olunan havayı ısıtmak veya temizlemek için ağız veya buruna geçirilen alet, respiratör.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ucu yukarıya doğru kalkık (burun).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. rüûs). 1. Baş, kafa, Farı. ser. Ale’r-res ve’l-ayn = Başım, gözüm üstüne. 2. Tepe, uc. Re’t-I cebel = Dağ zirvesi. 3. Birinci, baş, reis. 4. Denize giren dağlık ve sarp kara parçası, burun. 5. Başlangıç, baş. 6. En yukan makam, baş. Re’s-i kirde bulunan = Amir. (matematik) Re’»-I zâvlye = Açının yukarıdaki köşesi. Re’»-I mahrut = Piramidin tepesi, (ticaret) Re’s’ül-mâl = Sermaye. Maskat-ı ra’s = Bir adamın doğduğu yer, vatan: Ştrâz şehri SAdt’nin maskat-ı re’sidlr. Bi-re’slhl = Kendi başına, ayrıca, müstakillen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. buruna ait; genizden veya burundan gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. burun iltihabı, iç burun zarının iltihabı, burun nezlesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,tıb. estetik burun ameliyatı. rhinoplas'tic s bu ameliyata ait.

Teknolojik Terim

Oyuncuların oynadıkları karakterlerin rollerine bürünerek birleşik bir hikaye yarattıkları oyun türü.

Türkçe Sözlük

Bir sanat ürününün, özellikle resmin çoğaltılması. Bu işlem genellikle basım yöntemleri kullanılarak yapılır. Bir sanat eserinin bu anlamda çoğaltılması ve röprodüksiyon sayılabilmesi için, özgün yapıtın gerçekte tek nüsha olarak yapılmış olması gerekir. Röprodüksiyonu kopyadan ayıran özellik, onun taklit olmayıp; yalnızca özgün yapıtın özgün tekniği dışında bir teknikle yeniden üretilmesidir.

Türkçe Sözlük

(I. A. tıp). Burun kanaması.

Türkçe Sözlük

(RÜM-ELİ) (hi.). Osmanlı imparatorluğunun Tuna’ya kadar olan Avrupa arazisine verilen umumî isim. Rumeli Beylarbeyiliği = Merkezi Sofya ve bazan Manastır olan pek geniş Osmanlı eyaleti. Rumeli Türküleri = Türk halk musikisinin Balkanlar’da teşekkül etmiş dalının türkü şeklindeki klasik ürünleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. koşuş; koşma; akıntı; akıntı miktarı; s. koşan; koşuya ait; sarılgan, sürüngen (bitki); sürekli, devamlı, aralıksız; akan; kolay geçen; üst üste; art arda; işleyen; bitişik (elyazısı); sıvı; tıb. akıntılı, sızıntılı; düz; cari, geçer; tekrarla

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beraberliği çözücü yarış; yağmurun emilmeyerek toprak üstünde kalan kısmı.

Türkçe Sözlük

(I. A. «sabr» dan if.) (mü. slbıra) (c. sâbırtn). 1. Sabreden, tellş ve kuruntu etmeksizin bekleyen. 2. Bir zahmet ve acıya veya bir tecavüz ve haksızlığa karşı hiddet etmeyip sabır ve tahammül eden, sabırlı.

Genel Bilgi

Çünkü aksi takdirde berberler işsiz kalırdı! Ha, ha! Şaka bir yana vücudumuzdaki kılların çok önemli görevleri vardır. Saçlarımız başımızı yazın güneşten, kışın soğuktan korurlar. Kaşlarımız terimizin, kirpiklerimiz küçük parçaların gözümüze girmelerine engel olurlar. Burun ve kulaklarımızdaki kıllar tozların girmesini önler. Vücudumuzdaki diğer kıllar ise derimizi serin tutar, ısı kaybını önler.

Bizler sadece saçımızın, sakalımızın, koltukaltlarında ve genital bölgelerimizdeki kılların uzadığını, kollarımız, bacaklarımız ve diğer yerlerdeki kıllarımızın uzamadığını düşünürüz. Gerçekte saçımız da uzamasını bir süre sonra durdurur ama bunun için bayağı uzun bir süre geçer.

Vücudumuzdaki kılların her biri topraktaki çim gibi, derimizin altındaki kendi torbasında yetişir ve büyür. Bu torbalardaki yeni saç hücreleri kılların köklerini oluşturur. Yeni hücreler oluştukça, eskilerini torbalardan dışarı iterler ve bu hücreler dışarı itildikçe canlı olma özelliklerini kaybederler, yani ölürler ve de kıllarımızın ve saçlarımızın bizim görebildiğimiz kısmını oluştururlar.

Vücudumuzun hangi kısmında olduklarına bağlı olarak, kıl torbasında belirli bir sürede yeni kıl hücreleri üretilir. Bu süreye ‘büyüme süreci’ denir. Sonra büyüme bir süre için durur. Buna da ‘durma süreci’ denir. Bu sürecin de sonunda kılların yine büyüdüğü ‘büyüme süreci’ gelir ve bu böyle devam eder, gider.

Durma sürecinde kıl kopar ve alttan gelen bir yenisi yerini alır. Yani bir kılın veya saç telinin ulaşabileceği en uzun boyutu bu büyüme sürecinin uzunluğu belirler. Kollarımızdaki kılları oluşturan hücrelerin büyüme süreci birkaç ay olarak programlanmıştır. Bu nedenle kıllar kısa bir süre içinde uzar, bir santimetre civarında bir uzunluğa geldiklerinde artık uzamazlar, belirli bir sürenin sonunda da alttan yenileri gelir.

Diğer taraftan saçlarımızın büyüme süreci iki seneden altı seneye kadar değişir. Eğer kesmezseniz bir metre hatta daha da fazla bir uzunluğa ulaşabilir. Saçlarımız üç aylık bir uzamanın ardından bir durma evresi geçirir ve bu sırada alttan gelen yeni saçlar eskilerini atar, yani dökülmelerine sebep olur. Bunu banyo yaptıktan sonra lavaboya dökülen saçlarınızdan anlayabilirsiniz. Bu yolla bir insan her gün 70-100 arasında saç teli döker.

Saç ve kıllarımızın her birinin büyüme ve durma süreçlerine başlama zamanları farklı olduğu için, hepsi birden aynı anda dökülmediklerinden devamlı olarak başımızda saç, vücudumuzda kıl olur. Hayvanlarda bu süreçler aynı zamanda başlayıp bittiğinden onlar yılın belirli zamanlarında tüylerini dökerler.

Genel Bilgi

Çünkü aksi taktirde berberler işsiz kalırdı! Ha, ha! İaka bir yana vücudumuzdaki kılların çok önemli görevleri vardır. Saçlarımız başımızı yazın güneşten, kışın soğuktan korurlar. Kaşlarımız terimizin, kirpiklerimiz küçük parçaların gözümüze girmelerine engel olurlar. Burun ve kulaklarımızdaki kıllar tozların girmesini önler. Vücudumuzdaki diğer kıllar ise derimizi serin tutar, ısı kaybını önler.

Bizler sadece saçımızın, sakalımızın, koltuklatlarında ve genital bölgelerimizdeki kılların uzadığını, kollarımız, bacaklarımız ve diğer yerlerdeki kıllarımızın uzamadığını düşünürüz. Gerçekte saçımız da uzamasını bir süre sonra durdurur ama bunun için bayağı uzun bir süre geçer.

Vücudumuzdaki kılların her biri topraktaki çim gibi, derimizin altındaki kendi torbasında yetişir ve büyür. Bu torbalardaki yeni saç hücreleri kılların köklerini oluşturur. Yeni hücreler oluştukça, eskilerini torbalardan dışarı iterler ve bu hücreler dışarı itildikçe canlı olma özelliklerini kaybederler, yani ölürler ve de kıllarımızın ve saçlarımızın bizim görebildiğimiz kısmını oluştururlar.

Vücudumuzun hangi kısmında olduklarına bağlı olarak, kıl torbasında belirli bir sürede yeni kıl hücreleri üretilir. Bu süreye “büyüme süreci” denir. Sonra büyüme bir süre için durur. Buna “durma süreci” denir. Bu sürecin de sonunda kılların yine büyüdüğü “büyüme süreci” gelir ve böyle devam eder, gider.

Durma sürecinde kıl kopar ve alttan gelen bir yenisi yerini alır. Yani bir kılın veya saç telinin ulaşabileceği en uzun boyutu bu büyüme sürecinin uzunluğu belirler. Kollarımızdaki kılları oluşturan hücrelerin büyüme süreci birkaç ay olarak programlanmıştır. Bu nedenle kıllar kısa bir süre içinde uzar, bir santimetre civarında bir uzunluğa geldiklerinde artık uzamazlar, belirli bir sürenin sonunda da alttan yenileri gelir.

Diğer taraftan saçlarımızın büyüme süreci iki seneden altı seneye kadar değişir. Eğer kesmezseniz bir metre hatta daha da fazla bir uzunluğa ulaşabilir. Saçalarımız üç aylık bir uzamanın ardından bir durma evresi geçirir ve bu sırada alttan gelen yeni saçlar eskilerini atar, yani dökülmelerine sebep olur. Bunu banyo yaptıktan sonra lavaboya dökülen saçlarınızdan anlayabilirsiniz. Bu yola bir insan her gün 70-100 arasında saç teli döker.

Saç ve kıllarımızın her birinin büyüme ve durma süreçlerine başlama zamanları farklı olduğu için, hepsi birden aynı anda dökülmediklerinden devamlı olarak başımızda saç, vücudumuzda kıl olur. Hayvanlarda bu süreçler aynı zamanda başalyıp bittiğinden onlar yılın belirli zamanlarında tüylerini dökerler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Atın alnındaki beyazlık, akıtmanın ufağı. Akıtma sakar = Burundan alt dudağa aşanı. 2. Uğursuz (at), sakerlı. 3. mec. Bir işi doğru dürüst yapamayan, mutlaka bir kazâ ve ziyan yapan: Sakar adam.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Yağmurun, bülbül gibi öten bir kuş vesairenin ve yıkanan bazı şeylerin sesini ifade eder: Şekır şakır yağmur yağıyordu; bülbüller şakır şakır ijtüyordu; şakır şakır yıkadı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Omuza almaya veya boyuna sarılmaya mahsus yünden kumaş: Şala bürünmek. 2. Keşmir keçisi kılından veya ipekten geniş kuşak: Şal kuşanmış. Cenlze şalı = Cenâzelerin üstüne açılıp tabutu sarmaya mahsus yün şal.

Sağlık Bilgisi

Menegokok adı verilen bir çeşit mikrobun; beyin zarına yerleşmesi ve orada iltihaplanmalar meydana getirmesi sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalıktır. Hastalık, boğazlarında mikrop taşıyan hastalar veya kendileri hasta olmadıkları halde boğazlarında menenjit mikrobu taşıyan sağlam kimseler tarafından bulaştırılır. Hastalık çoğu kere üşüme, titreme ve ateşin birdenbire yükselmesiyle başlar. Halsizlik, başağrısı, ve kusma görülür. Dudak ve burun deliklerinin kenarlarında uçuklar belirir. Gözlerini açmakta zorluk çeker. Bir süre sonra, ensesi sertleşmeye ve başını öne eğememeye başlar. Hiç vakit geçirmeden tedaviye başlamak şarttır. Aksi halde, ölümle sonuçlanabilir. Bu günkü tedavi yöntemleri sayesinde hastanın sağlığına kavuşması mümkündür. Salgın menenjit salgını sırasında sağlıklı kimseler hastalarla görüşmemelidir. Kalabalık yerlere gidilmemelidir. Bütün vücudun, özellikle ağız ve burunun temiz tutulması gerekir.

Sağlık Bilgisi

Ot veya bitki tozlarının neden olduğu bir çeşit alerjik hastalıktır. Tıp dilinde pollenosis veya alerjik rinit denir. Daha ziyade, çiçeklerin açtığı aylarda görülür. Hastada şiddetli aksırmalar, burun tıkanıklığı, gözlerde kızarma ve sulanma, fazla miktarda berrak burun akıntısı ve öksürük görülür. Tedavinin ilk şartı, çiçeklerin açtığı sıcak ve rüzgarlı günlerde kırlara gitmemek ve güneş gözlüğü kullanmaktır. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meşe ağacı kabuğu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 tatlı kaşığı ufalanmış meşe ağacı kabuğu konur. Kaynatıldıktan sonra temiz ve ince bir tülbentten süzülür. Buruna çekilerek sümkürülür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taş atmaya mahsus ipli torba ki, vaktiyle silâhtan sayılırdı. 2. Ağır bir yükü tartmak veya çekmek üzere takılan kısa ve kalınca İp. 3. Ta; atmakta kullanılan, iki ucuna lastik ve lastiklerin arasına meşin bağlanmış çatal. Sapanballğı — Köpekbal iğinin testere “burunlu “büyük cinsi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sapa kadar girmek, sokulmak, batmak. 2. Batıp kalmak, sokulup çıkamamak: Hayvan, araba çamurun içine saplandı. 4. mec. Bir fikirde ısrar edip durmak, zihin bir şeye dalıp ayrılmamak.

Sağlık Bilgisi

Bir çeşit sinir hastalığıdır. Nedeni beynin çalışmasında görülen bir anormalliktir. Tıp dilinde epilepsi denir. Grand mal ve petit mal olmak üzere iki çeşidi vardır.

- Grand Mal :

Saranın ağır şekline grand mal denir. Hasta nöbet gelmeden önce aura denilen bir devre geçirir. Bu sırada da, nöbetin geleceğini anlar. Bu devrede, kulak çınlaması, belirli bir yerde ağrı, titreme vardır. Ne olduğunu anlayamadığı bir koku hisseder. Kısa bir süre sonra da, şuurunu kaybederek yere düşer. Vücudunda kuvvetli çırpınmalar başlar. Kol ve bacakları ritmik bir şekilde kasılıp, gevşer. Ağzı köpürür, dilini ısırabilir, farkında olmadan küçük ve büyük tuvaletini koyabilir. Bir süre sonra da kasılmalar azalır, derin bir soluk alarak sakinleşir ve kendine gelir.

- Petit Mal :

Saranın hafif şeklidir. Bu çeşit saralıda şuur kaybı görülür fakat, kasılma ve gevşemeler görülmez. Hatta bazen çevresindekiler kriz geçirdiğini bile anlamaz. İlkyardım olarak, kriz geçiren hastanın yaralanmasını önleyici tedbirler alınır. Dilini ısırmaması için de temiz bir mendili top yaparak ağzına koymak faydalıdır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Üzerlik, su.

Hazırlanışı : Bir kahve kaşığı üzerlik tohumu, havanda dövüldükten sonra az suyla içilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin etrafına dönerek yayılmak, dolanmak: Yılan, ağaca sarıldı, ayağıma ip sarıldı. 2. Kendi etrafına bir şeyin dolanıp içinde kalmak, bürünmek: Yorgana sarıldı. 3. Birinin boynuna kollarını atarak kucaklamak: Oğluna sarıldı. 4. Koşup yakalamak, hırsla kavramak, davranmak: Silâha sarıldı. İki yahut dört »ile sarılmak = Büyük bir gayretle teşebbüs etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ta) çilek türünde bitkilerin yerde uzanan filizi, kol. sarmentose s. yerde sürünen filizler veren.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yürünmesi ve üstüne çıkılması zor, pek dik: Sarp dağ, sarp yol. 2. mec. Zor, güç, müşkül: Sarp iş.

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!

Teknolojik Terim

Güvenli Dijital Müzik Girişimi (Secure Digital Music Initiative – SDMI), 110’u aşkın büyük müzik, tüketici elektroniği ve teknoloji firmasının yer aldığı forum tarafından güvenli dijital müzik dağıtımı için oluşturulmuş bir evrensel standarttır. SDMI’nin hedefi, tüm mevcut ve gelecekte çıkacak dijital biçimlerde telif hakkı korumalı müziklerin korunmasını sağlarken, dijital ürünler arasında karşılıklı kullanılabilmeyi olanaklı kılmaktır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tavlada zarlardan birinin üçlü, öbürünün birli gelmesi.

Türkçe Sözlük

(SE BA DÜ) (i. F ). Tavla zarlarından birinin üçü, öbürünün ikili düşmesi.

Teknolojik Terim

Kullanıcı, menü sistemini kullanarak üç ön ayarlı ses ve resim ayarından izlenen programın türüne göre en uygununu seçebilmektedir. Modlarda, sekiz resim ve iki ses parametresi için önceden ayarlanmış değerler bulunmaktadır.

Genel Bilgi

MARİFETNAMEDEN

• Başın üst kısmının seğirmesi: İyi bir makam ve mevkiden haber verir.

• Başın ön tarafının seğirmesi: İyi bir devlet bulmaya işarettir.

• Başın yan tarafının seğirmesi: Sağı ve solu hayırlı eyler.

• Alnın seğirmesi: Sağda ise eğlence – Solda ise habere işarettir.

• Kaşın seğirmesinden: Sağ ve sol her yer dostlukla dolar.

• Kaşın ortası seğirirse: Sağı zevk – solu kederdir.

• Dil seğirirse: sağı hüzün – solu coşkunluktur.

• Gözün dışı seğirirse: Sağda kötüleme – Solda ziynettir.

• Gözbebeğinin seğirmesi: sağ gözde olursa sıkıntı - solda sevinçtir.

• Göz kuyruğunun seğirmesinde: sağ göz için sevinç - solda maldır.

• Gözün altı seğirirse: Sağdaki iyiliğe – soldaki mevkiye alamettir.

• Yanağın seğirmesi: sağda olursa hayır – solda olursa mala işarettir.

• Burundaki seğirme: sağ tarafta kahır – sol taraftaki mevkiye alamettir.

• Dudağın üst kısmındaki seğirme: Sağda olursa rızık – solda şenliktir.

• Dudağın uç kısmının seğirmesi: Sağda zarar – solda esenliktir.

• Dudak altının seğirmesi: Sağda ve solda daima güzellik alametidir.

• Seğiren çene: Sağda eğlence – solda güzellik işaretidir.

• Kulağın seğirmesi: Sağda ve solda güzel habere işarettir.

• Boğazın seğirmesi: sağda mala – solda üzüntüye işarettir.

• Arka omuzların seğirmesi: Sağda üzün – solda keder alametidir.

• Kol pazularının seğirmesi: Sağda olursa rızık – solda olursa mala çıkar.

• Bilek seğirirse: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Kolların seğirmesi: Sağda kötüleme – solda ayıptır.

• Elin bilekleri seğirirse: Sağda mala – solda meşakkate delildir.

• Elin sırtı seğirirse: Sağdaki üzüntüye soldaki şerefe alamettir.

• Avucun seğirmesi: Her ikisinde de rızık ve mala işarettir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda yük – solda üzüntüdür.

• Şahadet parmağı titreyip seğirirse: Sağ ve solda yeni sebeplere çıkar.

• Ortak parmak seğirirse: Sağda olursa üzüntü – solda olursa neşedir.

• Serçe parmak seğirirse: Sağda makam – solda gam işaretidir.

• Yüzük parmağının seğirmesi: Sağda mal – solda hayır.

• Göğüs seğirmesi: Sağda hüzün – solda sevinç olur.

• Meme seğirmesi: Sağda makam – solda sevinç işarettir.

• Karnın seğirmesi: Sağda kavuşma – solda neşedir.

• Göbek seğirmesi: Sağda üzüntü – solda esenliktir.

• Böğür seğirmesi: Sağda mevki – solda rızık alametidir.

• Oyluğun seğirmesi: Sağda güzellik - solda oğul işarettir.

• Kasık seğirmesi: Sağda olursa cima – solda yolculuktur.

• Husyelerin seğirmesi: Sağda çocuk doğumuna – solda kedere işarettir.

• Makatın seğirmesi: Sağda mal – solda yola işarettir.

• Baldır seğirmesi: Sağda olursa eğlence – solda yolculuk işaretidir.

• Diz seğirmesi: Sağda üzüntü – solda sevinç alametidir.

• Diz altı seğirmesi: Sağda yola – solda kedere çıkar.

• Bacak seğirmesinden: Sağda mal – solda mevki görünür.

• Sırtın ortasının seğirmesi: Sağda yol – solda erzak işaretidir.

• Karın arkasının seğirmesi: Sağda mal – solda ayrılık alametidir.

• Topuğun seğirmesi: Sağda mal – solda yolculuk alametidir.

• Ayak arkasının seğirmesi: sağda hüzün – solda esenliğe çıkar.

• Elin kemiği seğirmesi: Sağda yolculuk – solda mal demektir.

• Avuç seğirirse: Sağda yola - solda şeref kazanmaya delildir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda mal – solda murada çıkar.

• İkinci parmak seğirmesi: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Ortak parmaklar seğirirse: Sağda ve solda çekişmeye sebep olur.

• Yüzük parmağı seğirirse: Sağda çekişme – solda sevinç vardır.

• Küçük parmak seğirirse: Sağda ve solda rızık ve mal demektir.

Eğer bir yerin seğirirse bak ve bu söylediklerimizi hatırla ve şüpheye düşmeden inan.

Bir damar yerinden oynuyorsa onu hareket ettiren mutlaka ALLAHU Tealadır.

Damarın sana vermek istediği işareti anla ve arkasından gelecek olanı bekle.

Erzurumlu İbrahim HAKKI Hazretleri (Kuddise Sirruh)

Genel Bilgi

Şemsiyeler ilk olarak 3400 yıl önce Mezopotamya’da, bir rütbenin, bir ayrıcalığın sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Bu ilk şemsiyeler Mezopotamyalıları yağmurdan değil, yakıcı güneşten korumak için kullanılıyordu.

Şemsiyeler yüzyıllar boyu hep güneşten korunmak için kullanıldı. Bugün bile bazı Afrika kabilelerinde şefin arkasında yürüyen bir şemsiye taşıyıcısı görülmektedir. Hatta İngilizce’de şemsiye anlamındaki ‘umbrella’ kelimesi, Latince gölge anlamına gelen ‘umbra’ kelimesinden türemiştir.

Milattan önce 1200 yıllarına gelindiğinde şemsiye Mısırlılarda biraz dini bir anlam kazandı. Gökyüzünün Tanrının vücudundan yapılmış, dünyayı koruyan bir şemsiye olduğuna inanıyorlardı ve başlarının üzerinde taşıdıkları şemsiye yüksek ahlak sembolü idi.

Romalılar şemsiye kültürünü Mısırlılardan aldılar ama onu hep kadınsı bir sembol olarak gördüler ve erkekler tarafından hiç kullanılmadı. Yağlı kağıttan yapılan şemsiyelerin yağmuru da geçirmediği görülünce, kadınlar tarafından yağmurda da kullanılmaya başlandı. Artık antik tiyatrolarda, yağmurda kadınlar şemsiyeler altında rahat rahat otururlarken, erkekler sırıl sıklam ıslanıyorlardı.

Avrupa’da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700’lü yıllarda başlanmıştır. Bu yıllarda şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarları oldu.

Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi, ancak siyah renk su geçirmezliğin bir garantisiymiş gibi algılanmaya devam edildi. Günümüzde yazın şemsiye kullanma adeti pek kalmadı ama yağmurda erkekler siyah şemsiye taşımada hala ısrarlı. Kadınlar ise cıvıl cıvıl renklerdeki şemsiyelerle dolaşıyorlar.

Şifalı Bitki

(selvi): Servigiller familyasından; genellikle kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Birçok çeşidi vardır. Adi servi 20-30 m kadar boy alabilen, sütun şeklinde bir servi türüdür. Kabukları ince ve düzgün, uzun çatlaklıdır. Yaprakları koyu yeşil renklidir. Sürüngenlerinin ucunda, 3 cm kadar çapında, esmer renkli kozalağı vardır. Dal ve yapraklarından elde edilen uçucu yağın içeriğinde, tanen ve servi kafurusu vardır. Hekimlikte kozalalar kullanılır. Kullanıldığı yerler: İshali keser. Kanamaları durdurur. Şeker hastalığında da faydalıdır. Saçları kuvvetlendirmekte ve diş ağrılarını dindirmekte de kullanılır.

Teknolojik Terim

Sesli Açıklamalar kör ya da görme engelli kişilerin TV deneyimini geliştiren, filme dair açıklamaların yer aldığı bir ses kaydıdır. İzleyiciler için ekranda olup bitenleri açıklar ve sağır ya da işitme konusunda zorluklar yaşayan kişiler için altyazıların gördüğü işlevi görür. Şu ana kadar, AD özelliği sadece ayrı bir alıcı kutu ya da uydu alıcısı ile kullanılabiliyordu. TV’yi herkes için erişilebilir kılmak için, BRAVIA yelpazesi belirli TV kanalları tarafından yapılan açıklamalı ses kayıt yayınlarına kolayca erişim sağlayan tümleşik AD özelliğine sahip ilk üründür.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Aralıklı ve açık olma: Dişlerin, ağaçların seyrekliği. 2. Bir şeyin aradan vakit geçerek olması: Yağmurun seyrekliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) toprak kirasını ürünle ödeyen çiftçi, ortakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şarpi, sivri burunlu dibi düz yelkenli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ed, ing veya led, ling) kürek; kürek dolusu; (f). kürekle atmak; kürekle boşaltıp temizlemek; kürekle atar gibi atmak. shovel in food atıştırmak, (k).dili hapır hupur yemek, silip süpürmek. shovelnosed (s). kürek burunlu (balık). shovelful

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkak, ürkek, çekingen; utangaç, mahcup; of ile tedbirli, ihtiyatlı, dikkatli; az ürün veren (ağaç); k.dili., on ile eksik, noksan, az. shyly z. çekingenlikle, çekinerek. shyness i. çekingenlik; mahcubiyet.

Türkçe Sözlük

(aslı: SIÇGAN) (i.). Birçok cinsleri olan meşhur kemirici hayvan, fare, Fars. mûş: Fındıksıçanı, tarla, kır, dağ sıçanı. Postları kürk yapılan birçok küçük hayvana da halk dilinde «sıçan» denir. Tarlasıçanı = Tarlalarda bulunan ve ürünleri yiyen bir sıçan. Fındıksıçanı = Bu hayvanın küçüğü, cardın. Kemesıçanı = LAğımlarda bulunan en büyüğü. Yersıçanı = Köstebek denilen hayvan. Sıçanotu = Fareleri öldürmekte kullanılan bir kimyevî zehir. Sıçandişi = Çamaşır etrafına ve gömlek kollarının kenarına yapılır İnce ve sivri oya. Sıçankulağı = Myosotis denilen çiçek. Sıçankuyruğu = Bir cins yuvarlak törpü. Sıçanyolu = Yeraltı lâğımı. Sıçan yılı = Türk yılının birincisi.

Şifalı Bitki

(verbascum): Sıracagiller familyasından; yüksek boylu, bir veya iki yıllık otsu bir bitkidir. Yurdumuzda 200 kadar türü vardır. Sık tüylüdür. Yaprakları tabanında toplanmıştır. Çiçekleri çok çabuk dökülür. Sarı veya kırmızımsı renktedirler. Büyüksığırkuyruğu denilen türünün içeriğinde; şeker, sabit ve uçucu yağ, müsilaj, reçine, saponin ve renkli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır. Balgam söktürür. Bronşitte faydalıdır.

Genel Bilgi

Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yarasalarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boyları daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş bir şeyi emdirerek kurutmak: Gözleri, burunu, teri silmek. 2. Islak bez vesaire ile vurarak temizlemek: Çocuğun yüzünü silmek; camları, tahtaları silmek. 3. Rendelemek, bir şeyin pürüzünü alıp temizlemek: Tahtayı silmek. 4. Kazımak, kaldırmak, bozmak: Adını defterden sildiler. Silip sDpOrmek = Hepsini yiyip bitirmek.

Sağlık Bilgisi

Çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Had ve müzmin olmak üzere iki çeşidi vardır. Nedeni burun iltihabı, nezle, grip, alerji, burundaki şekil bozuklukları veya buruna kaçan yabancı cisimlerdir. Hastanın yüzünde zonklayıcı bir ağrı, burnunda tıkanma, akıntı ve baş ağrısıyla birlikte gelen ateş görülür. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler ugulanır.

Türkçe Sözlük

(i.). Telli bir nevi bürüncek.

Türkçe Sözlük

(i.). Arkasız ve ökçesiz hafif terlik ki, yürürken sürünerek şıp şıp gibi bir ses çıkarması yüzünden böyle denmiştir. Sıfat gibi de kullanılıp «şıp şıp terlik» denir.

Türkçe Sözlük

(i.). Boğazda urlar çıkaran ve vücudun bazı taraflarında yaralar açan irsi bir hastalık ( dâü’l-hanâzîr. Sıracaotu = Sığırkuyruğu, balıkotu türünden bir bitki.

Türkçe Sözlük

(I.) 1. Ucu ince ve keskin: Sivri deynek, diken, tepe. 2. İnce ve uzun, boy atmış, boylu: Sivri boylu bir çocuk. Sivrisinek = İnce ve sokan bir sinek. Sivri akıllı = Hoppa, zirzop. Sivri k8şe, bucak = Dar açı. Sivriburun = Palamut balığının bir cinsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. skink, pullu sürüngenlerden biri: bir cins kertenkele, zool. Scincus officinalis.

Teknolojik Terim

Cep telefonundan ötesi… Cep telefonunun sağladığı klasik özelliklere, bilgisayar dünyasının bir ürünü olan PDAerin özelliklerinin de eklenmesiyle tasarlanan gelişmiş mobil iletişim cihazlarıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sürünerek yavaşça ve gizlice savuşmak veya sokulmak; sinsice hareket etmek; i. korkak ve alçak adam, sinsi kimse; gizlice savuşma veya sokulma. sneak boat avcıların kullandığı dibi düz ufak kayık. sneak off sıvışmak, savuşmak. sneak thief açı

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i. havayı koklamak; istihza ile burun bükmek; koklamak, kokusunu almak, sezmek; i. havayı koklama; burun bükme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. burnunu çekmek; i. burun çekme. the sniffles k.dili. hafif nezle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. burnu akmak; burun çekerek ağlamak; ağlar gibi konuşmak; ağlamsamak, yalancıktan ağlamak; i. sümük; burun çekerek ağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. burun; yüz, surat. snooty s., A.B.D., k.dili. züppe, kendini beğenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küçük ve kalkık (burun). snub-nosed s. küçük ve kalkık burunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. burunotu enfiye; f. enfiye çekmek. up to snuff k.dili. umulduğu kadar; kurnaz, kolay aldanmaz, açıkgöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. buruna çekmek; koklayarak anlamak; koklayarak muayene etmek; i. buruna çekme.

ELEMENTLER

Simgesi: Na

Atom Numarası: 11

Kütle Numarası: 22,990

Yoğunluk: 0,971 g/cm3

Erime Sıcaklığı: 97,72 °C

Kaynama Sıcaklığı: 883 °C

Doğada en çok sodyum klorür (sofra tuzu) halinde bulunur.

Kağıt, cam, sabun, tekstil, petrol ürünleri ve metal endüstrisinde yaygın olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Girdirmek, içeriye koymak, Osm. ithal etmek. 2. Batırmak, saklamak: Şu kumaşa bir iğne sokmalı. İşe parmak sokmak ~ İş bozmak. Burun sokmak = Karışmak, lüzumsuz ve münasebetsiz yere gidip müdahale etmek. Göze sokmak = İkaz etmek, uyarmak. 3. (Arı ve akrep ve yılan gibi haşereler) ısırmak veya iğne batırmak: Arı soktu; yılan soktu. 4. (mec.) Zarara sokmak, aldatmak, hesapta ve pazarlıkta kandırmak. 5. İncitmek: Sokmayınca duramaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merak, kuruntu, vesvese; arzu, iştiyak; endişe konusu olan şey, dert.

Türkçe Sözlük

(f.). Sual ettirmek, biri vasıtasıyla sormak: Bir kere sordurunuz evde midir?

Yabancı Kelime

Fr. spécifique

özellikli

Bir türün, bir olayın karakteristik yönünü veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yarık, çatlak; bozuşma, ayrılık; bölünme; kıymık, ufak parça; sepetçilikte kullanılan ağaç tiriz; küçük şişe (içki); muzla yapılmış dondurmalı tatlı; bir bacağı öne öbürünü arkaya uzatarak yapılan akrobasi hareketi; s. ayrılmış; kırık, çatla

Teknolojik Terim

Statik Rasgele Erişim Belleği sıradan DRAM (dinamik RAM) belleklere kıyasla daha hızlı ve daha güvenilir bir bellek türüdür. Statik ifadesi bu bellek türünün, dinamik RAM belleklerin aksine yenilenmesi gerekmediği gerçeğinden yola çıkarak türetilmiştir. Maalesef aynı zamanda üretilmesi DRAM belleklere göre çok daha pahallıdır. Yüksek maliyeti nedeniyle, SRAM genellikle sadece bellek önbelleği olarak kullanılır.

Teknolojik Terim

Benzersiz bir Sony teknolojisi olan görüntü sabitleme özelliği, Handycam® video kameralar, Cyber-shot dijital fotoğraf makineleri ve Dijital SLR fotoğraf makinesi serisinde mevcuttur. Titreme algılama yöntemi (jiroskopik sensörler) ve sunduğu fayda (daha az bulanıklık) bu ürünlerin tümünde aynı olsa da teknoloji her birinde farklı işlev gösterir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kısır, ürün vermeyen, verimsiz, semeresiz; biyol. tohum veya meyva vermeyen; mikropları olmayan; neticesiz, faydasız. sterility i. kısırlık, ürün vermeyiş, verimsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafif ateşte kaynatmak; kaynamak; k.dili. endişe etmek; i. türlü, güveç; k.dili. kuruntu, endişe, merak. stew in one's own juice kendi başına açtığı derde yanmak . in a stew telâşla, heyecanla, acele ile.

Yabancı Kelime

Fr. style

ed. üslup, biçem

Sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi.

Yabancı Kelime

Fr. styliste

giyimçizer

1. Bir modaevinde yeni ürünlerin oluşumunu ve yaratılmasını sağlayan kimse. 2. Giyim eşyası alanında uzmanlaşmış moda desinatörü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. eğilmek; kamburunu çıkarmak; tenezzül etmek, alçalmak, kendini küçük düşürmek; üstüne atılmak; eğmek; i. eğilme; kambur duruş; tenezzül, alçalma; üstüne atılma (kuş).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. havasız, havası bozuk, kapalı; tıkalı (burun); k.dili. kibirli; soğuk, ağır.

Türkçe Sözlük

(f.). Burunda biriken sümüğü şiddetli bir nefes vererek çıkarmak: Küçük çocuklar sümkürmeği bilmezler.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan ve bazı hayvanlarda burundan akan pislik ki, nezlede fazlalaşır. Sümüğünü çekip durmak = Sümüğünü silmeğe muktedir olamamak, mec. Aciz bulunmak.

Teknolojik Terim

Cyber-shot fotoğraf makinelerindeki teknoloji, CCD’nin ışık toplama performansını güçlendirir. Bu, her bir pikselin üst kısmına mikroskobik bir objektif yerleştirip üzerine mümkün olduğunca fazla ışığın odaklanması sağlanarak çalışır. Bu şekilde renk parazitleri azaltılıp resim kalitesi yükseltilir. Bu özellik ayrıca Advanced HAD CCD™ olarak Handycam® ürün serisinde de bulunabilir.

Teknolojik Terim

Benzersiz bir Sony teknolojisi olan görüntü sabitleme özelliği, Handycam® video kameralar, Cyber-shot dijital fotoğraf makineleri ve Dijital SLR fotoğraf makinesi serisinde mevcuttur. Titreme algılama yöntemi (jiroskopik sensörler) ve sunduğu fayda (daha az bulanıklık) bu ürünlerin tümünde aynı olsa da teknoloji her birinde farklı işlev gösterir.

Teknolojik Terim

Sony tarafından sağlanan benzersiz resim sabitleme teknolojisi, Handycam® video kameralar, Cyber-shot dijital fotoğraf makineleri ve Dijital SLR fotoğraf makineleri ürün serilerinde bulunmaktadır. Titremeyi algılama yöntemi (jiroskopik sensörler) ve yararı (daha az bulanıklık) tüm ürünlerde aynıdır fakat her birindeki teknoloji biraz farklı çalışır.

Türkçe Sözlük

(f.). Kalkmeksızın yere sürünerek hareket etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Mânayı kuvvetlendirmek için sürünmek fiilinden önce art arda kullanılır: Sürüm sürüm sürünüyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Çok sürüp uzatma: İşi sürüncemeye düşürmemeli.

Türkçe Sözlük

(f.). Zahmetle yerlerde sürünürcesine sefalet ve zaruret çekdirmek.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Sürüngenlerden olan.

Türkçe Sözlük

(i. zool.). Yılan, kertenkele, kaplumbağa gibi yerde sürünerek yürüyen hayvanlar sınıfı, Ar. zevâhif

Türkçe Sözlük

(f.). Kendi üstüne veya kendi kendine sürmek: Lavanta sürünmek, yüzüne sabun sürünmek, hamamda kese sürünmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kalkmaksızın yerde çabalayarak hareket etmek, sürüklenmek, emeklemek: Çocuk daha yürüyemeyip sürünüyor. 2. Zahmet ve meşakkatle, sürüklenircesine sefalet ve zaruretle geçinmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunmak, birbirine sürünmek: Pencere kanatları sürüşe sürüşe aşınmışlar (eskimiştir).

Türkçe Sözlük

(f.). Susmaya, sükûta mecbur etmek, sükût ettirmek, Osm. iskât etmek: Şu bağıran çocukları susturun; ben onu sustururum.

Genel Bilgi

Memeli hayvanlarda erkeklerin süt üretmeleri fizyolojik olarak mümkündür. Bu hususta erkekler gerekli anatomik donanıma, fizyolojik potansiyele ve hormonlara sahiptirler. Ancak tabiatın bazı keçi ve yarasa türleri gibi çok özel bir iki istisnası hariç süt verme olayı ne insan türünde ne de diğer memeli türlerinin erkeklerinde gerçekleşmektedir.

Aslında memelilerin tümünde, yani her iki cinste de süt bezleri vardır. Erkeklerde bu bezler gelişmemiş ve işlevsizdirler. Bu durum da türe göre değişiklikler gösterir. Örneğin fare ve sıçanların erkeklerinde meme dokusu hiç bir zaman süt kanalları ve meme uçları oluşturmaz, memeler dışarıdan görülmez. İnsanlar ve köpekler de dahil bir çok memelide ise oluşturur. Hatta dişi ve erkeğin göğüs yapılarında ergenlik çağına kadar bir fark görülmez.

Erkeklerin niçin süt vermedikleri sorusunu memeli hayvanların yüzde doksanı için sormaya zaten gerek yoktur. Çünkü bu büyük çoğunlukta yavruya yalnızca anne bakar. Erkeklerin çiftleşmeden sonra yavruya hiç bir katkıları yoktur, genellikle onları terk eder giderler.

Yüzde ona giren insan, aslan, kurt gibi memelilerde ise babanın esas sorumluluğu aileyi ve yavruları korumak, onlara yiyecek bulmaktır. Belki de başlangıçta bu türlerin erkekleri de yavrularına süt veriyorlardı ama asıl görevleri nedeni ile evrim sonucu süt verme donanımları yerlerinde kaldığı halde üretim kabiliyetleri köreldi.

İşlevleri kalmadığına göre erkeklerin niçin hala memeleri var sorusunun yanıtı ise insanda erkek ve dişi yapısının aslında aynı olmasında yatıyor. İnsanın anne karnında iken oluşmaya başladığı embriyo halinin en başında erkek ve dişi arasında bir fark yoktur.

Zaten insanın taşıdığı 23 çift kromozomdan 22 çifti ve bunların taşıdığı genler her iki cinste de aynıdır. Sadece cinsiyet kromozomu olan yirmi üçüncü çift farklıdır. Eğer embriyo anne ve babasından birer ‘X’ kromozomu alırsa kız, annesinden ‘X’, babasından ‘Y’ kromozomu alırsa erkek oluyor.

Embriyo ‘Y’ kromozomunu aldıktan sonra hormonal sinyaller gelmeye ve erkeğe ait organlar gelişmeye başlıyor. Erkeklerin memeleri ise bu safhadan daha önce oluşmuş bulunduğundan aynen kalıyorlar ama ondan sonra hormonal bir takviye olmadığından fonksiyonel hale gelemiyorlar.

Dişilerde ise büyüme çağı sırasında salgılanan hormonlar süt bezlerini ve göğüsleri büyütüyor. Gebe dişilerde bu büyüme biraz daha artıyor, süt üretimi başlıyor ve bu üretim daha sonradan emzirmeyle tetiklenerek devam ediyor.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlama, anlayış, akıl: Senin şuûrun yok mudur?

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâl» den mas.) (c. tahayyülât). Hayâl etme, tasavvur etme, asılsız bir şeye zihinde vücut verme, hayâle dalma, kuruntu: İnsan taheyyülâta dalınca gerçeği göremez.

Türkçe Sözlük

(i. A. «huds» tan mas.). 1. Nakil ve rivayet etme. 2. Hadîs nakil ve rivayet etme. 3. Teşekkürünü yerine getirme (asıl mânâsı: insanın gördüğü iyiliği herkese söylemek).

Türkçe Sözlük

(TAHRİK) (i. A. «hareket» ten) (c. tahrîkât). 1. Oynatma, kımıldatma, harekete getirme: Vapurun pervanesini tahrik eden buhar gücüdür. 2. Duran şeyi harekete getirme, tesir. 3. Kışkırtma. 4. Bir harfi hareketlendirme, hareke koyma veya hareke ile okuma.

Teknolojik Terim

Doğrudan ve kolay ürün kullanımı. İlk kullanımdan önce uzun zaman alan ürün kurulumu kılavuzu gerekmez.

Türkçe Sözlük

(TAKDİM) (i. A.) (c. takdîmât). 1. Öne geçirme, ileriye sürme, bir şeyi diğerinden önce bulundurma. Takdîmü’l-ehemmü ale’i-mühim = Daha mühim olan işi mühimminden önce yapmak. 2. Birinin ve bilhassa bir büyük zâtın huzûruna bir şey götürme, verme: Sadrâzama bir hediye takdim edildi. 3. Bir adamı diğer birinin huzûruna çıkararak görüştürme, tavsiye etme: Yarın geliniz sizi hoşlanacağınız bir zâta takdim edeyim. Takdim ve te’hîr = Bir cümlenin bazı yerlerini yukarıya alıp diğerlerini aşağıya alarak yer değiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sokulur takılır, portatif; i. portatif alet; (A.B.D.), k.dili. gururunu kırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamuruna katran karıştırılan bir çeşit sağlam mukavva.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kovma, sürme, çıkarma: Onu hizmetinden, evinden tard etti. 2. Bir subayın askerlikten çıkarılarak rütbesinin kaldırılması cezası: Tard cezasına mahkûm oldu, tardına karar verildi. Memuriyetten tard = (hukuk) Memurun memurluk görevinden alınma cezası.

Türkçe Sözlük

(i. A. «öşr» den masdar). 1 10 sayısına bölme. 2. Ürünün ondalığını alma.

Türkçe Sözlük

(TAVÜS) (i. A.) (c. etvâs, tevâvîs) (Yunanca ve belki Hintçe’den). Tavukgillerden, güzel tüylü, çirkin sesli kuş. Ak tavus, kara tavus = Kızkuşu türünden iki çeşit yerli kuş. mec. Tavuskuyruğu = Şiddetli kusma: Bir tavus kuyruğu salıverdi.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya’da, Doğu Çin Denizi, Filipin Denizi, Güney Çin Denizi ve Tayvan Şeridi arasında, Çin’in güneydoğu kıyısında yer alır.

Coğrafi konumu: 23 30 Kuzey enlemi, 121 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 35,980 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 1,566.3 km.

İklimi: Tropikal.

Arazi yapısı: Doğuda engebeli dağlar, batıda düz ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Güney Çin Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Yu Shan 3,952 m.

Doğal kaynakları: Kömür, doğal gaz, kireçtaşı, mermer, asbest.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %24.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %55.

Diğer: %15.

Doğal afetler: Deprem ve tufanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 23,036,087 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.61 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.43 yıl.

Erkeklerde: 74.67 yıl.

Kadınlarda: 80.47 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.57 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Çinli.

Nüfusun etnik dağılımı: Tayvanlı (Hakka dahiL) %84, Çinli %14, aborigine %2.

Din: Budist, Konfüçyüsçü ve Taoist %93, Hıristiyan %4.5, diğer %2.5.

Diller: Mandarin Çincesi (resmi), Tayvanca (Min), Hakka lehçeleri.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %96.1 ((2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: geleneksel adı: Tayvan.

yerel adı: T’ai-wan.

Eski adı: Formosa.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Taipei.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 10 Ekim (1911).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), BCIE, ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 668.3 milyar $ (2006 verileri).

GSYİH - reel büyüme: %4.4 (2006 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %1.5.

Endüstri: %25.2.

Hizmet: %73.3 (2006 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %1 (2006 verileri).

İş gücü: 10.46 milyon (2006 verileri).

İşsizlik oranı: %3.9 (2006 verileri).

Endüstri: Elektronik, petrol arıtma, kimyasallar, tekstil, demir - çelik, makine, çimento, gıda maddeleri.

Endüstrinin büyüme oranı: %6.5 (2006 verileri).

Elektrik üretimi: 189.7 milyar kWh (2005).

Elektrik tüketimi: 175.3 milyar kWh (2005).

Elektrik ihracatı: 0 kWh (2005).

Elektrik ithalatı: 0 kWh (2005).

Tarım ürünleri: Pirinç, mısır, sebze, meyve, çay, domuz, kümes hayvanı, et, süt, balık.

İhracat: 215 milyar $ (2006).

İhracat ürünleri: Makine ve elektrik malzemeleri %51, metaller, tekstil, plastik, kimyasallar.

İhracat ortakları: Çin %22.5, Hong Kong %15.7, ABD %15

Türkçe Sözlük

(i. A. «edebiden). 1. Edeb ve terbiye edinme: insan çocukluğunda teeddüb etmelidir. 2. Edeb etme, utanma: Hocamın huzurunda bahse girişmekten teeddüb ettim (bu mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük

(i. A. «gışâ» den). Örtünme, bürünme.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonunu düşünmeden bir işe saldırma, hiddet ve şiddetle atılma: Tehevvürle söze karıştı; tehevvüründen gözleri karardı.

Türkçe Sözlük

(i.). Keçinin erkeği. Yabanî teke = Dağ keçisinin erkeği. Tekeburnu = Kemerli ve büyük burun. Tekesakalı = Bir cins bitki. Deniztekesi yahut sadece teke = Karides.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tek parça ağaçtan veya tahtadan yapılma kap: Hamur, çamaşır teknesi. 2. Çeşme suyunun döküldüğü ve ekseriya hayvanların su içtiği taştan büyük kap: Çeşme teknesi; taş tekne. 3. Gemi ve kayığın direk, yelken vesaire dışındaki asıl kısmı: Bu geminin teknesi pek eskidir; o vapurun teknesi sağlamdır ama makinesi işe yaramaz. 4. Tanbur ve bozuk gibi musiki Aletlerinin sesini çınlatmaya yarayan yarım küre şeklindeki kısımları. Teknede hamur = Hazır iş. Tekne kazıntısı = mec. ihtiyarlıkta doğan zayıf ve cılız çocuk.

Türkçe Sözlük

(TEMSİL) (i. A.) (c. temsîlât). 1. Benzetme, teşbih: Bu işi falan şeye temsil ediyorum. 2. Bir şeyin aynını çıkarma, tiraj: Bu kitap ilk defa basıldı, temsil olundu. 3. Mesel söyleme: Durun size bir temsil ile anlatayım. 4. (Türkçe) Sahne oyunu, piyes.

Türkçe Sözlük

(i. A. «semahat» tan). 1. Müsamaha mânâsıyle kullanılıyorsa da, asıl mânâsı karşılıklı olarak müsamaha etmek ve birbirinin kusuruna bakmamaktır. 2. (edebiyat) Bir kelimeyi, alâka bulunmadan asıl yerinden başka yerde kullanma.

Sağlık Bilgisi

Mikrobik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın mikrobu çomak şeklindedir. Tifo basili adı verilen bu mikrop, çoğunlukla tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur. Tifo salgınına, lağım suları karışmış içme suları veya lağım suları ile mikroplanmış yiyecek maddeleri neden olur. Salgın daha ziyade yaz ve sonbahar aylarında görülür.

Hastalık, mikrop vücuda girdikten yaklaşık 7-15 gün sonra ortaya çıkar. Hastalığın ilk günlerinde yorgunluk ve baş ağrıları görülür. Fakat hasta yatmak ihtiyacını hissetmez. Birkaç gün sonra ateş yavaş yavaş yükselmeye başlar. İştahsızlık, baş ağrısı, burun kanaması, bronşit, mide ve bağırsak bozuklukları ile birlikte ishal görülür. İlk belirtilerin ortaya çıkmasını takip eden birkaç gün içinde ateşi daha da yükselir. Göğsünde karnında ve sırtında pire ısırığına benzeyen kırmızı lekeler belirir. Bu günler içinde tansiyon düşer, nabız da yavaşlar. Hastalığın üçüncü haftasında karın gerginleşir ve şişer. Dışkı ise yumuşaklaşır, bağırsak kanamaları görülebilir. Bademcikler iltihaplanmış, hasta zayıflamıştır. Üçüncü haftanın sonlarından itibaren, ateş düşmeye ve diğer belirtiler kaybolmaya başlar. Tifo kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Bu nedenle iyi tedavi şarttır.

Hastaya süt, yoğurt, ayran, hoşaf, meyva suları, limonata, portakal suyu, yumurta sarısı, yumurtalı çorbalar, iki kere çekilmiş etten yapılmış köfteler, sebze ve meyve püreleri verilir. Çok su içirilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. temisîh). Sürüngenler’den büyük bir yırtıcı hayvan.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Örneği timsah olan sürüngenler takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) uç, burun; tepe, doruk; f. uç yapmak, burun şekli vermek; ucunu kapamak, ucuna bir şey takmak. tip to tip uç uca. on the tip of my tongue dilimin ucunda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçiş ücreti toplayan memurun kulübesi. tollhouse cookie için de ufak çikolata parçaları bulunan fındıklı çörek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dil; lisan; dil şeklinde şey; söz, konuşma; konuşma tarzı; konuşulan dil; araba oku; broş iğnesi; denize uzanan sivri burun, dil. a sharp tongue sert söz söyleme eğilimi. find one's tongue yeniden konuşabilmek, konuşmaya başlamak. gift of tongues d

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayalık yüksek tepe, kayalık burun

Yabancı Kelime

İng. trade center

ticaret merkezi

Çeşitli ürünlerin ve malların pazarlandığı, ticari ilişkilerin kurulduğu yer.

Türkçe Sözlük

Ticareti yapılan bitki ve hayvanların ticaret kayıtları analizi. Doğal yaşam ve doğal yaşam ürünlerinin küresel ticaretini denetleyen uluslararası kurum. Kurum özellikle CITES anlaşmasının düzenlemeleri konusunda çalışmakta ve devletlerin CITES hükümlerine uyup uymadıklarını denetlemekte, bu yasaların daha düzgün uygulanması için baskı oluşturmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sürüklemek, arkası sıra yerde sürüklemek; izlemek; geriden izlemek, geri kalmak; ayakla çiğneyerek yol yapmak; sürünmek; sürüklenmek; iz bırakmak, peşinde bırakmak; bitki gibi yerde uzamak; izleyerek avlamak; i. iz; peten, sürüklenen şey, kuyru

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerde surüklenen şey veya kimse; sürüngen sap, yerde uzanan fidan; diğer bir arabanın çektiği araba; römork; otomobilin çektiği ve içinde ev tertibatı olan araba; sin. gelecek programa ait filim parçası. fragman trailer court ev römorku park yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tren, katar; saf; refakatçiler, maiyet; yerde sürünen uzun etek; silsile, takım, sıra, düzenli durum; sıra halinde barut; hayvanı tuzağa çekmek için sıralanmış yem; f. alıştırmak, öğretmek, talim ettirmek; ehlileştirmek; dalları kazık veya duva

Teknolojik Terim

TransFlash miniSD yapısına dayanan yeni nesil cep telefonları i çin geliştirilmiş ultra küçük s,bir üründür. TransFlash özellikle kişisel bilgilerin TransHcsr. destekli telefonlar arasında transferi için üretilmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir şeyden öbürüne atlayan; ani hareketlerle sıçrayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. aynı türün değişik bitkilerinde erkek ile dişi ve hünsa çiçekleri olan.

Türkçe Sözlük

Birbirine menteşeli üç ahşap levhadan oluşan Avupa resim sanatı ürünü.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Soylu ve seçkin kimse. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygın kimse. Turahan.

Türkçe Sözlük

(f.). Türk olmak, Türk dili ve kültürünü kabûl etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Türk etmek, Türk dil ve kültürünü kabûl ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. katılanlar toplantı mevcudu; istasyonlarda yan hat; mahsul, ürün, verim; trafikte sapma; İng. grev; sapak; malzeme; at ve koşum takımları ile beraber araba.

Türkçe Sözlük

(i. A. ve Fars.’dan). Acıca bir cins portakal ki, şerbeti içilir (Arapça’da buna «nârenc» denilip, «turunç» ise ağaçkavununa derler).

Şifalı Bitki

(citrus aurantium): Sedefotugiller familyasından; 1-6 m boyunda, kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Yaprakları parlak ve almaşık dizilişlidir. Çiçekleri beyaz renkli ve güzel kokuludur. Meyvesi küre şeklinde olup, sarı-turuncu renktedir. 8-12 tane dilimi vardır. Meyvesinin usaresi ekşimsi-acı lezzettedir. Olgunlaşmamış meyvelerin kabuklarında uçucu yağ, C vitamini, pektin ve hesperidin vardır. Çiçeklerinden turunç çiçeği esansı çıkarılır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Spazmları giderir. Hazmı kolaylaştırır. Parfümericilikte kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. botanik) sedefotugillerin turunç, portakal, mandaline ve benzerlerini içine alan bir oymağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترنجی] turuncu.

Türkçe Sözlük

(i.). Turunç ve portakal renginde, koyu portakal rengi.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Papağan türünden bir kuş. 2.Konuşmayı seven, konuşkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) i. azarlamak, kusurunu yüzüne vurmak; takılmak, kızdırmak; i. takılma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin sivri tepesi: İğne, mızrak, kazık ucu. 2. Kenar, taraf, yan: Dünyanın bir ucunda, gözün ucu. 3. Son, nihayet: Ucu, ortası belli değil. 4. Köşe, burun: Karanın denize girmiş bir ucu. 5. Baş, tepe, meme ucu, çıban ucu. 6. Sınır: Uç beyleri. Uç uca = Ucundan birleşmiş. Uçdan uca = İfrattan tefrite. Bir ucdan bir uca = Bir yandan bir yana, boyuna. Ucunu, ortasını bulmak = Kestirmek, karar vermek. İpucu = İz, emâre, vesile. İpucu vermek = Anlamaya yarayan bazı bilgiler vermek. Başucu = Yatan adamın yastık tarafı, mec. Yakın, yan: Başucuna dikilmek, başucundan ayrılmamak. Ucunu bulmak — Halletmek. Ucu bulunmaz — Halli müşkül. Burun ucu = Yakın: Burnunun ucundadır; pek yakındır. Dilin ucunda = Hatırlanıp tam söyleneceği zaman unutulan şey hakkında söylenir: Onun ismi dilimin ucunda. Ucunu kaçırmak, ucunu elinden kaçırmak = Hesabı şaşırmak, zarar, iflâs etmek. Uç vermek = 1. Zuhur etmek, gözükmek. 2. Bitmek, sürmek, yetişmek.

Genel Bilgi

Uçak kazalarında uçak paramparça olsa da, denizin dibine gitse de hemen kokpit denilen pilot kabinindeki son konuşmaları kaydeden karakutular aranır. Çoğunlukla korkunç kaza enkazı arasından sağlam olarak bulunan bu kutular sayesinde kazanın nedenlerine ulaşılır. Karakutu bu kadar sağlam malzemeden yapılıyorsa neden uçağın tümünde aynı malzeme kullanılmıyor? Uçakların rahatça havada kalabilmeleri, uzun mesafelere az yakıtla ulaşabilmeleri, mümkün olduğunca hafif malzemeden yapılmış olmalarına bağlıdır. Bu malzemeler çoğunlukla alimünyum ve plastiktir.

Kokpitteki sesleri ve uçuş bilgilerini kaydeden her iki kutu da paslanmaz çelikten yapılır. En ve boyları yaklaşık 25’er santimetre, derinlikleri 12-13 santimetredir. Kutuların et kalınlıkları ise 6-7 milimetre kadardır. Kutular ayrıca ısıya ve yangına karşı tedbir olmak üzere plastikle çevrili sıvı köpük ile de donatılmışlardır.

Kutular o kadar sağlamdırlar ki, denize düşmüş bir uçağın kutuları 7 sene sonra çıkarılabilmiş ama buna rağmen kayıtlar sağlıklı olarak dinlenebilmiştir. Başlangıçta kutular kanatların birleşme noktasına yakın bir yere konuluyorlardı. Bu bölge uçağın en ağır kısmı olduğundan düşüş anında bu ağır parçalar kutuların üzerlerine düşerek zarar verebiliyorlardı. Sonraları kutular uçağın kuyruk kısmına konulmaya başlanıldı. Tabii bu, uçağın kuyruk kısmındaki koltuklar insanlar için daha emniyetlidir anlamına gelmez, ancak bu yer karakutuların uçağın enkazından en uzağa düşmesini sağlamaktadır.

Uçak kazalarının nedenleri değişiktir. Havada bir şekilde infilak ederek düşen uçaklarda yolcuların kurtulma olasılığı yoktur. Bu nedenle de uçağın yapıldığı malzeme bu açıdan önemli değildir. Uçak yere bir bütün halinde çarpsa da düşen bir asansörde olduğu gibi yolcular çarpmanın şiddetinden hayatlarını kaybederler.

Uçağın içine sıvı köpük doldurmak elektronik aletleri koruyabilir ama insanların sadece ölüm nedenlerini değiştirir. Uçağın malzemesini karakutu malzemesinden yapmak, parçalanma ve yangından zarar görme tehlikelerini önler ama ne yazık ki bu malzemeden yapılmış bir uçak da uçamaz.

Karakutuların renkleri kara değil turuncudur. Bu rengin tercih edilmesinin sebebi enkaz arasından daha rahat fark edilmeleri içindir.

Sağlık Bilgisi

Dudakta veya burun kenarında hafifçe şişmiş, kırmızı ve ağrılı bir leke şeklinde beliren bir hastalıktır. Nedeni, tükürükte bulunan bir çeşit virüstür. Daha ziyade ateşli hastalıklar ve soğuk algınlığı sırasında görülür. Tıp dilinde Herpes simplex denir. Dudak veya burun kenarında meydana gelen kırmızı lekeler, bir süre sonra su toplar, küçük kabarcıkar meydana gelir. Birkaç gün sonra da sararırlar ve kabuk bağlarlar. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu.

Hazırlanışı : Uçukların üzerine günde birkaç kere limon suyu sürülür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Macaristan ve batı Sibirya'da bulunan Fin-ugur kavimlerine mensup bir fert; s. bu kavimlerin dil, tarih, veya kültürüne ait.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birbirine bağlı, ulaştırma, zencirleme, Ar. vasi. 2. Eklenip uzatılacak (kelime). Ulamayonca = Yerde sürünerek açılan yonca çeşidi.

Türkçe Sözlük

(ÜMİD, şiirde bazan: ÜMMİD) (i. F.). Umu, umut, umma, Ar. emel, me’ mul. Ümit etmek, ümidi olmak Ummak: Ümit ediyorum, ümidim vardır, umarım. Ümidi kesmek = Meyus, ümitsiz olmak. Ümit vermek = Umdurmak, limitle yaşamak = Daima ümit edip de emeline erişememek. (coğrafya), limit Burnu = Afrika’nın güneyindeki burun.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ümm). İslâm literatüründe klasik sayılan başlıca kitaplar. (bk.) Um.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. emânî). 1. Umut, ümit, emel. 2. Arzu, istek. 3. Maksat, niyet, kuruntu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. emr) (T. m.). 1. Emirler. 2. Ehemmiyet verilen iş, vazife. Ne umurun? = Ne vazifen? Nene lâzım?

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. burun salığını çıkarmak.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerinde görülen şişliklere halk arasında ur, tıp dilinde ise tümör denir. İyi huylu, kötü huylu ve iltihabi olmak üzere üç çeşidi vardır. İyi huylu urların tedavisinde, aşağıdaki reçeteler uyulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Semiz otu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 avuç semiz otu konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Semiz otları urun üzerine sarılır.

Türkçe Sözlük

Biyolojik kütleleri üretme ve değiştirme yeteneğine sahip organizmalardır. Ototrof (kendibeslek) organizmalar. Bunlar, inorganik maddelerden organik madde üreten canlılardır. Eğer bu üretim için güneş enerjisini kullanılırsa, bunlara fotoautotrof, kimyasal enerji kullanırlarsa kemauototrof denmektedir. Her iki grup canlıya birden “birincil üreticiler-primer üreticiler” denmektedir. İkincil (sekunder) üreticiler ise birincil üreticilerin meydana getirdiği organik maddelerle beslenerek bunlardan yeni ürünler meydaha getirirler. Bunlara hetetrof organizmalar, sekunder üreticiler denir.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bitkilerden ve hayvanlardan ürün sağlama işi, istihsal.

Türkçe Sözlük

(f.). (hayvan ve ürünleri) Yetiştirip çoğaltmak, cinslerini arttırmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bitkilerden ve hayvanlardan elde edilen şey, mahsul.

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. crop. end product. fruit. graduate. growth. harvest. offspring. produce. product. progeny. result. turnoff. yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. commodity. crop. fruit. harvest. output. produce. product. production. result. turnout. yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük

product. attitude study. crop. editorial write-up. emblements. established brand , image , market , product. finished goods. fructus. fruit. growth. harvest. increase. make. manufacture. off- going crop alivre. output. produce. production. progency. resul

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Üretilen, yararlı şey, topraktan elde edilen. 2.Yapıt, es(Erkek İsmi) 3.Sık orman. 4.Çokluk, bolluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

Bir toprağın yetişme ortamının, bitki ve hayvan toplumunun veya akarsuların arzu edilen ürünü, yararlanılabilir biyolojik kütleyi verebilme yeteneği veya kapasitesidir. Bu yetenek veya kapasite, iklim, toprak, bitki, hayvan, bakım ve işletme tekniğinin kombinasyonuna (ortak etkisine) bağlıdır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ürün ay.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Üründü).

Türkçe Sözlük

(i. A. paleontoloji). Fasîlo-i üşniyye = Yosun türünde bitkiler, Fr. algues.

Yabancı Kelime

Fr. utopique

hayalî

Hayal niteliğinde veya hayal ürünü olan.

Genel Bilgi

Uyku insan hayatında sırrı tam olarak çözülememiş enteresan bir olaydır. Uykunun nasıl olduğunu bir bakıma hepimiz biliriz. Uyuyan bir insanda aşağıdaki durumlar gözlemlenir; o Yatarak uyur. o Gözleri kapalıdır. o Çok yüksek bir ses olmadıkça, hiçbir şeyi işitmez. o Daha yavaş ve ritmik olarak nefes alır. o Adaleler tamamen gevşemiştir. (Eğer bir koltukta otururken uyumuşsanız, derin uykuda koltuktan düşebilirsiniz.) o Bir veya iki saatte bir kendi vücudunu elleri ile kontrol eder.

Bunlara ilave olarak kalp atışı yavaşlar ve beyinde rüya denilen çok ilginç olaylar oluşur. Diğer bir deyişle uyuyan insan çevresinde oluşan şeylerin çoğuna ilgisizdir. Uyuyan bir insan ile komada olan bir hasta arasındaki en önemli fark, uykuda olanın yeterli bir dış müdahale ile uyandırılabilmesidir.

Vahşi doğada yaşayan hayvanlar için bu düzgün ve etrafa ilgisiz, yaklaşık sekiz saatlik uyuma periyodu pek mümkün görünmemekte, bu durumun insanın evrimi süresince oluştuğu sanılmaktadır.

Sürüngenler, kuşlar ve memeliler hepsi uyurlar. Onlar da uykularında kısa süreler için de olsa çevreleri ile ilişkilerini keserler. Bazı balıkların ve kurbağa gibi hem suda, hem de karada yaşayanların da belirli sürelerde aktivitelerini yavaşlattıkları, fakat hiçbir zaman çevre ile ilgilerini kesmedikleri biliniyor. Böceklerin ise uyuyup uyumadıkları bilinmiyor, ancak onların da bazıları gece, bazıları gündüz hareketsiz kalıyor.

Beyin dalgaları üzerine yapılan çalışmalar sonucu, sürüngenlerin rüya görmedikleri, kuşların çok az, memelilerin ise hepsinin uykularında rüya gördükleri saptanmıştır. İlginç olan noktalardan biri şu ki, inekler ayakta uyurken değil de, yatarken rüya görebilmektedirler.

Hayvanların uyku süreçleri de farklıdır. Örneğin insan bir kere ve uzun süre uyurken, köpekler kısa aralıklarla bütün gün uyurlar. Hayvanların bazıları uyku için geceyi tercih ederken, bazıları gündüzü tercih eder.

İnsanların uyku ihtiyacı yaşlandıkça azalır. Yeni doğmuş bir bebeğin uyku ihtiyacı günde 20 saat iken, dört yaşında 12 saate, on sekiz yaşında 10 saate düşer. Yetişkinler uyku için 7-9 saate ihtiyaç duyarlar ama, genelde 6 saat yeterlidir.

Genel Bilgi

Uyku insan hayatında sırrı tam olarak çözülememiş enteresan bir olaydır. Uykunun nasıl olduğunu bir bakıma hepimiz biliriz. Uyuyan bir insanda aşağıdaki durumlar gözlemlenir;

• Yatarak uyur.

• Gözleri kapalıdır.

• Çok yüksek bir ses olmadıkça, hiçbir şeyi işitmez.

• Daha yavaş ve ritmik olarak nefes alır.

• Adeleler tamamen gevşemiştir.(Eğer bir koltukta otururken uyumuşsanız, derin uykuda koltuktan düşebilirsiniz.)

• Bir veya iki saatte bir kendi vücudunu elleri ile kontrol eder.

Bunlara ilave olarak kalp atışı yavaşlar ve beyinde rüya denilen çok ilginç olaylar oluşur. Diğer bir deyişle uyuyan insan çevresinde oluşan şeylerin çoğuna ilgisizdir. Uyuyan bir insan ile komada olan bir hasta arasındaki en önemli fark, uykuda olanın yeterli bir dış müdahale ile uyandırılabilmesidir.

Vahşi doğada yaşayan hayvanlar için bu düzgün ve etrafa ilgisiz, yaklaşık sekiz saatlik uyuma periyodu pek mümkün görünmemekte, bu durumun insanın evrimi süresince oluştuğu sanılmaktadır.

Sürüngenler, kuşlar ve memeliler hepsi uyurlar. Onlar da uykularında kısa süreler için de olsa çevreleri ile ilişkilerini keserler. Bazı balıkların ve kurbağa gibi hem suda, hem de karada yaşayanların da belirli sürelerde aktivitelerini yavaşlattıkları, fakat hiçbir zaman çevre ile ilgilerini kesmedikleri biliniyor. Böceklerin ise uyuyup uyumadıkları bilinmiyor, ancak onların da bazıları gece, bazıları gündüz hareketsiz kalıyor.

Beyin dalgaları üzerinde yapılan çalışmalar sonucu, sürüngenlerin rüya görmedikleri, kuşların çok az, memelilerin ise hepsinin uykularında rüya gördükleri saptanmıştır. İlginç olan noktalardan biri şu ki, inekler ayakta uyurken değil de, yatarken rüya görebilmektedirler.

Hayvanların uyku süreçleri de farklıdır. Örneğin insan bir kere ve uzun süre uyurken, köpekler kısa aralıklarla bütün gün uyurlar. Hayvanların bazıları uyku için geceyi tercih ederken, bazıları gündüzü tercih eder.

İnsanların uyku ihtiyacı yaşlandıkça azalır. Yeni doğmuş bir bebeğin uyku ihtiyacı günde 20 saat iken, dört yaşında 12 saate, on sekiz yaşında 10 saate düşer. Yetişkinler uyku için yedi-dokuz saate ihtiyaç duyarlar ama, genelde 6 saat yeterlidir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uzun olmak, boyca gelişmek: Ağaçlar, saç, sakal uzamak. 2. Zamanca daha uzun olmak, daha çok sürmek, Osm. imtidâd etmek: Günler hayli uzadı. 3. Sürmek, sürüncemede kalmak: Bu iş çok uzadı. 4. Sonraya kalmak: Bu yıl üzümün tatlılaşması çok uzadı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuvve-i vâhime» den kısaltma). Kuruntu, kurmak hassası.

Teknolojik Terim

VAIO dizüstü bilgisayar, tüm AV ürünlerini bir araya getiren VAIO World’ün merkezi bileşenidir. Çok çeşitli ürünler arasındaki etkileşimi kontrol eder.

Sağlık Bilgisi

Bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Veba mikrobunu taşıyan farelerin pireleri tarafından insanlara geçer. Nedeni, pisliktir. Pis ve güneş girmeyen yerler veba için en uygun ortamlardır.

Hastalık, mikrop kapıldıktan sonra gelen 2-8 gün içinde kendini gösterir. Hastada, aniden başlayan baş ve sırt ağrıları, ateş, titreme, kusma, nefes darlığı, halsizlik, deri lekeleri, burun kanaması, kan tükürme, kasık ağrıları ve devamlı dalgınlık görülür. Dili de kahverengi ve kurudur. Yapılacak ilk iş hastayı tecrit etmektir. Çevresindeki sağlıklı kimselerin de koruyucu aşı olması gerekir. Bugün için önemi kalmayan ve eski devirlerde olduğu kadar çok görülmeyen bu hastalığın tedavisi için geç kalmadan sağlık kuruluşlarına haber vermek gerekir.

Türkçe Sözlük

İtalyanca`da “görünüm” anlamına gelen sözcük, büyük ölçüde gerçeğe dayanılarak yapılan ayrıntılı kent resimleri, çizimleri ve oyma baskıları için kullanılır. Gerçeğe dayanmayan düşsel örnekler, “ ideata” ya da “capriccio” olarak anılır. İlk vedutalar, büyük olasılıkla Flaman manzara ressamı Paul Brill gibi İtalya`da çalışan Kuzeyli ressamlar tarafından yapılmıştı. Ancak bu türün en başarılı ustaları Venedikli sanatçılardır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehm» den imüb.). Pek kuruntulu, vehimli.

Türkçe Sözlük

(i.). Vehme tâbi olma, kuruntu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهم] kuruntu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهم] kuruntu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evhâm). T. Esassız ve bâtıl fikir, yanlış inanış. 2. Şüphe, kuruntu, tereddüt. 3. Yersiz korkma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuruntulu, vehme tâbî, fazla vehimli, Ar. mütevehhim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهمی] kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وهمناک] kuruntulu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vekâle» den smüş.) (c. vükelâ). 1. Başkasının işini görmeye memur şahıs: Mahkemeye bizzat gelmeyip bir vekil gönderdi. 2. Bir memurun ikincisi, muavini veya küçüğü, bir rütbe aşağı olanı: Yüzbaşı vekili, konsolos vekili. 3. Hükümet Azası olan şahıs, bakan, nâzır. Başvekil = Başbakan, hükümet başkanı. Vekilharç = Bir konakta masraf görmeye memur güvenilir hizmetli, kethudâ. Dâvâ vekili = Baro bulunmayan yerlerde, mahkemelerde dâvâ takip eden şahıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. satın alınır rüşvetle kandırılır, para ile elde edilir; onurunu satmaya hazır. venal'ity i. nüfuz ve yetkisini satma rüşvet yeme. venally z. rüşvet yiyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solucana benzer, kurt şeklindeki; solucan hareketi gibi. vermiculate(d) s. solucana benzer; kurt yemiş gibi delik deşik; kurt yeniği şeklinde süsü olan; solucan gibi sürünen veya hareket eden; solucanlı, kurtlu. vermicula'tion i. solucan gibi sürün

Yabancı Kelime

Fr. version

1. tic. ve bl. sürüm, 2. yorum

1. tic. Bir konuyla ilgili değişik metinlerden her biri, 2 bl. Değişik biçim. 3. Bir ürünün, bir modelin, bir sanat eserinin farklı bir açıdan ele alınarak yeniden oluşturulmuş biçimi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şüphe ve tereddüt, içi rahat etmeme, kuruntu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وسوسه] kuruntu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -sae) burun kılı; zool. bıyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. görüş; görme kuvveti; görme; önsezi; hayal, imgelem; kuruntu, evham, kuruntuya dayanan şey; f. hayal gibi görmek. visional s. hayali.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hayali, hayal kabilinden, merak ve kuruntu cinsinden; meraklı, kuruntulu; önseziye ait; düşsel; i. hayale kapılan kimse, hayalperest kimse. visionariness i. kuruntululuk, meraklılık.

Türkçe Sözlük

(i. A. mü.) (müz. evsat). Kurûn-ı vustâ = Orta çağ. (bk.) Evsat.

Teknolojik Terim

Wi-Fi® teknolojisi bilgisayar, PDA ve diğer cihazlar için kablosuz ağ yaratmak üzere radyo dalgaları kullanır, böylece kablo gerekmeden veri aktarabilir ya da İnternet’e erişebilirsiniz. Daha kolay bir mobil çözüm sunmak açısından, seyahat sırasında iş ağlarına ya da İnternet’e bağlanmak için idealdir. Wi-Fi® ağları, Orijinal IEEE 802.1b’den 5 kat daha hızlı bir bant genişliği sunarak, 1Mbps’ye kadar veri hızına sahip IEEE 802.1b standardını ya da 54Mbps veri hızına sahip en son IEEE 802.1g teknolojisini kullanabilir. Wi-Fi® onaylı bir ürün, diğer Wi-Fi® cihazlarıyla uyumlu olduğu anlamına gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arzulu, istekli. wishful thinking hüsnükuruntu. wishfully z. arzuyla, hasretle. wishfulness i. isteklilik; hüsnükuruntu.

Teknolojik Terim

WM-PORT, Sony WALKMAN® ürününüzü bir dizi uyumlu cihaza bağlamanızı sağlayan 22 pimli bir konektördür. Veri senkronizasyonu için Sony WALKMAN® ürününüzü PC’ye ve VAIO dizüstü bilgisayarınıza kolayca bağlayabilir; böylece ses ve video dosyalarınızı aktarıp düzenleyebilirsiniz. WM-WM-PORT ayrıca cihazı şarj etmenize veya doğrudan bir AC güç kaynağına bağlamanıza olanak verir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yağmur veya kar yağması. 2. Yağan yağmurun (belirli bir zaman içindeki) miktarı.

Genel Bilgi

Bir karıncayı alın, suyun içine batırın, saatlerce tutun ölmez. Sudan çıkardığınızda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Biz insanlar böyle suya batırılırsak, nefes alamadığımız için oksijenlikten ölürüz ama su karıncaların çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemiş gibi olurlar. Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanılmazdır.

Ne var ki, karıncalar yağmur ve seller altında bu şekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yağmuru hissedince yuvalarına giriyorlar ve giriş yollarını tıkıyorlar. Ateş karıncası denilen bir türünde ise karıncalar birbirlerine tutunarak sel sularının üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çıkıyorlar. Tabii kraliçe karınca ortada, yüksekte ve mümkün olduğunca kuru tutuluyor.

Karınca yuvaları inşaat tekniği olarak örnektirler. Yuvanın girişine bağlı ve buradaki suyu alıp başka tarafa verebilen birçok tünel daha inşa ederler. Bazıları ise yuvalarının üstünü öyle sağlam kapatırlar ki, sel sularının bir evin çatısının üstünden aşması gibi geçip giderler.

Yine de bir aksilik olr, yuva su ile dolarsa, karıncalar çöp ve yaprak parçalarına ve yukarıda belirtildiği gibi birbirlerine tutunup yüzebilirler. Çok şiddetli yağmurdan sonra oluşan çamur tünellerini kapattığı zaman ise yuvalarını yeniden inşa etmek zorunda kalırlar.

Gündelik hayatta artık yaygın olarak kullanılan mikrodalga fırınları kapaklarında kaçak yapmamaları, insanlara zarar vermemeleri için özel tedbirler alınır. Ancak bir mikrodalga fırınına girmiş karıncaya, fırın çalıştığı sürece bir zarar gelmeyeceğini biliyor muydunuz?

Mikrodalga fırınlarında ışın yolculuğu bir noktaya göre ayarlıdır. Bu nokta hemen hemen fırının ortasıır. Bu nedenle yiyecek, her tarafı eşit pişsin diye ortada dönen bir tabla üzerine konulur. Karıncalar fırında ışınların daha az olduğu bölgeleri hissederler. Zaten sıcak bölgelere girseler de, vücut yüzey alanlarının hacimlerine oranla yüksek olması nedeni ile ılık bölgeyi bulana kadar kendilerine zarar gelmez

Genel Bilgi

Yağmur yağarken koşanların daha çok ıslanacağını ileri süren, insanı yağmurda sallana sallana dolaşmaya iteleyen bir görüş ile hiçbir şey fark etmeyeceğini iddia eden bir başka görüş ortada dolanıp durmaktadır.

Hiçbir şey değişmeyeceğini söyleyenlerin görüşüne göre vücudunuzun bir dikdörtgen olduğunu ve yağmur damlalarının yere dik düştüğünü farz edelim. İster bir yüz metreci gibi hızlı koşun, ister sallanarak yürüyün bir şey fark etmez. Hızınıza bağlı olmadan vücudunuza düşen yağmur tanesi sayısı aynı kalır. Koştukça ön tarafınıza bir saniyede daha çok yağmur tanesi isabet edecektir ama süre kısaldığından toplam sayı ve sonuç değişmeyecektir.

‘Yağmurda yürüyünüz’ diyenler ise koşma durumunda yağmur damlalarının aynı sürede daha çok sayıda birikeceğini ve buharlaşmaları için daha az zaman olduğundan üzerimizin daha ıslak olacağını, aerodinamik tesirleri hesaba katarak, düz yürürken üzerimize düşmeyecek düşey damlaların, koşarsak karşıdan gelecekleri için temas edeceklerini, yürürken başımıza düşen damla sayısının koştuğumuz sırada düşenden fazla olamayacağını ileri sürerek ‘ahmak ıslatan’ diye de tabir edilen hafif yağışlarda yürümeyi öneriyorlar. Tabii burada unutulmaması gereken şey yavaş yürürken bacaklarımızın da çok yağış alacağı.

‘Koşunuz!’ görüşüne göre ise, yağmurda koşmakla yürümek arasında, vücudumuza düşen yağmur tanesi miktarı açısından bir fark olmayabilir ama önemli olan başımıza düşen miktardır. Bu nedenle koşarsak süre kısalır ve başımıza düşen yağmur miktarı azalır.

Yapılan bir deneyde, yağmur karşıdan 45 derece açı ile yağıyorken, bir defter kağıdına aynı mesafe 7 saniyede koşulduğunda 131 damla, 20 saniyede yürünüldüğünde ise 216 damla isabet ettiği saptanmıştır. Buna göre yağmurda yürüyerek gitmek, koşmaya göre neredeyse iki misli ıslanmak anlamına gelmektedir.

Şüphesiz bu Önermeler yapılırken, rüzgarın yönü, üzerimizdeki giysilerin şekli ve cinsi ve en önemlisi kapalı alana ulaşılacak mesafe göz önüne alınmamış ve değerlendirmeler kısa mesafelere göre yapılmıştır. Uzun mesafelerde hiç şansınız yok, koşabildiğiniz kadar koşun ama en doğrusu yağmur geçene kadar kapalı bir yerde oyalanın.

Türkçe Sözlük

(i.). Muavin, yardımcı, yardak: Aşçı yamağı. Yamak terliği = Sivri burunlu aba terlik.

Türkçe Sözlük

(i.). Yassı ve basık burunlu, pat burun, patka.

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve göslerişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemeklen sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.

Türkçe Sözlük

Yeniden işlenip kullanılan kağıt ürünler ve biyolojik bozulmaya uğrayabilir plastik torbalar gibi “çevre dostu” ürünleri ifade eden suat (sözcük); çevre sorunlarına ilgi gösterilmesini savunan siyasal partiler için de kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. vermek, ödemek; mahsul vermek; teslim etmek; kabul etmek; teslim olmak; dayanamayıp baş eğmek; bel vermek, çökmek; yol vermek; i. ürün, mahsul, rekolte, hasılat; ask. atom bombasının kiloton ile belirtilen patlama kuvveti.

Türkçe Sözlük

(i.). Sürüngenlerin en uzunu olan zehirli, soğukkanlı hayvan ki, pek çok çeşidi olup, çok defa karada ve bazı cinsleri denizde yaşar, Ar. hayye, ef’İ, Fars. mâr: Yılan sokmak, ısırmak; engerek, ok, su yılanı, çıngıraklı yılan. Yılankavi = Yılan gibi dönerek uzanan veya yukarı çıkan. Yılan kuyruğuna basmak = Birini gazaplandırmak. Yılan gibi = Pek soğuk ve sevimsiz. Yılan gömleği = 1. Yılanın baharda değişip sıyrılan derisi. 2. Buna benzer ağ şeklinde seyrek tülbent. Yılanbalığı = Bir cins uzunca deniz veya göl balığı.

Sağlık Bilgisi

Yılan zehiri çok çabuk ve şiddetli tesir gösteren zehirlerdendir. Ancak, bu zehirler ağızdan alındıkları zaman zehirlemezler. Zehirli yılanların çoğu büyük başlıdır. Bazılarının başları da üç köşelidir. Uzun kıvrık dilleri ve çatallı dişleri vardır. Soktukları zaman; dişlerinin dibinde bulunan bezden salgıladıkları zehiri, dişin içindeki kanal vasıtasıyla, soktukları yere aktarırlar. Orada ağrı, şişme ve kızarma görülür. Bazı kimselerde de yılan zehirinin çeşidine göre, kusma, baygınlık, titreme, nefes darlığı, uyuklama veya kısmi felç görülür. Yılan sokan kimseye zehir bütün vücuda yayılmadan önce aşağıdaki işlemi yapmak gerekir. Sokulan yer kol veya bacakta ise; yaranın üst tarafına sıkı bir bağ yapılır. Sonra alkole bandırılmış veya ateşte kızartılmış bıçak, çakı veya jiletle yara kanatılır. Arkasından, ağzın etrafına ve dudaklara zeytinyağı sürülür. Sokulan yer emilip, tükürülür. Aynı işlem 3-4 kere tekrarlanır. Sonra madeni bir şey ateşte kızdırılıp, sokulan yer dağlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri veya bir kaçı uygulanır. Zehirlenme belirtileri varsa vakit kaybetmeden hastaneye götürmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Turunç.

Hazırlanışı : Bir adet turuncun suyu sıkılıp, Yılanın ısırdığı yere dökülür.

Sağlık Bilgisi

Küçük yara veya sıyrıklardan giren mikropların neden olduğu ve tıp dilinde Erizipel denilen bir çeşit deri hastalığıdır. Halk arasında kızılyürük denir. Mikrop kapıldıktan bir kaç saat veya birkaç gün sonra; hastada ateş ve titreme görülür. Bilhassa, yüz, burun kanatları veya baldırlarda; çevresi kabarık, yaygın kızarıklık ve ağrı görülür. Bu bölge, bir süre sonra şişer, deri gerilir. Ayrıca iştahsızlık ve baş ağrısı da görülebilir. Yılancık ihmal edilmemesi gereken bir hastalıktır. Bunun için de iyi bir tedavi şarttır. Tedavinin ilk şartı, yatak istirahatidir. Ayrıca doktorun tavsiyelerine uyulup, aşağıdaki reçeteler de ugulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limonata, alkol.

Hazırlanışı : Bir bardak limonataya 5 damla alkol konup günde 1 kere içilir.

Genel Bilgi

Yılbaşı günlerinde, evin bir köşesinde, minik bir çam ağacı bulundurmak ve onu süslemek adetinin kökeninin Almanya olduğu ileri sürülür. Almanların ‘cennet ağacı’ adını verdikleri ve Adem ile Havva’nın gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattıkları ağaç köknardı.

15. yüzyıldan sonra bu ağaçlara sadece meyve değil ekmek, bisküvi gibi yiyecekler de asılmaya başlanmış, Protestanlığın yayılması ile birlikte bunlara yanan mumlar da eklenmiştir. Adet Avrupa’ya yayılırken aynı zamanda göçmenler tarafından Amerika’ya da taşınmıştır.

Aslında ağaçların ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması adeti çok eskilere, Hıristiyanlık öncesi zamanlara, hatta putlara ve doğaya tapınıldığı zamanlardaki Mısır ve Çin uygarlıklarına kadar uzanır. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz hayatın sembolleriydiler.

Benzer şekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine Hıristiyanlıktan çok daha önceki zamanlarda ağaçlar ruhani bakımdan kutsal kabul ediliyorlardı. Kuzey Avrupa’da kış aylarında sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralık’tan itibaren uzamaya başlarlar. Uzun karanlık günlerin bittiğinin, gittikçe daha aydınlık günlerin geleceğinin müjdesi olan Aralık ayının bu günleri de törenlerle karşılanırdı.

Bu adet Avrupa’da güneye indikçe değişerek yayıldı. Romalılar zamanında takvimin başlangıcının, dünyanın yaratıldığı ay olduğuna inanılan ve tabiatın canlanmasının müjdecisi olan Mart ayından Ocak ayına kaydırılması ile kutlanacak tarihler konusunda kafalar iyice karıştı.

Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin ‘karanlığın bitişi’ ayin ve kutlamaları, Hıristiyan dünyasınca Hz. İsa’nın doğum günü kabul edilerek -ki bu kesin değildir- Noel kutlamalarına dönüştürüldü.

Bu arada ağaçlar, özellikle çam ağaçları bu kutlamanın simgesi olmaya devam ettiler. Her ne kadar yılbaşı günlerinde bir çam ağacının süslenmesi tüm dünyada adet olduysa da bu günün dini bakımdan bir özelliği yoktur. Dünyanın Güneş etrafındaki bir turunu tamamladığı coğrafi bir konumdur.

Uygarlık ve teknolojinin ilerlemesi ile çam ağacı üzerindeki mumların yerlerini yanıp sönen minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldı. Günümüz insanı ağaçlara tapmamasına rağmen onların kıymetini daha iyi biliyor. Bir kaç günlük eğlence için çam ağaçlarını kesmiyor, plastik taklitlerini kullanıyor.

Genel Bilgi

Yılbaşı günlerinde, evin bir köşesinde, minik bir çam ağacı bulundurmak ve onu süslemek adetinin kökeninin Almanya olduğu ileri sürülür. Almanların ‘cennet ağacı’ adını verdikleri ve Adem ile Havva’nın gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattıkları ağaç köknardı.

15. yüzyıldan sonra bu ağaçlara sadece meyve değil ekmek, bisküvi gibi yiyecekler de asılmaya başlanmış, Protestanlığın yayılması ile birlikte bunlara yanan mumlar da eklenmiştir. Adet Avrupa’ya yayılırken aynı zamanda göçmenler tarafından Amerika’ya da taşınmıştır.

Aslında ağaçların ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması adeti çok eskilere, Hıristiyanlık öncesi zamanlara, hatta putlara ve doğaya tapınıldığı zamanlardaki Mısır ve Çin uygarlıklarına kadar uzanır. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz hayatın sembolleriydiler.

Benzer şekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine Hıristiyanlıktan çok daha önceki zamanlarda ağaçlar ruhani bakımdan kutsal kabul ediliyorlardı. Kuzey Avrupa’da kış aylarında sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralık’tan itibaren uzamaya başlarlar. Uzun karanlık günlerin bittiğinin, gittikçe daha aydınlık günlerin geleceğinin müjdesi olan Aralık ayının bu günleri de törenlerle karşılanırdı.

Bu adet Avrupa’da güneye indikçe değişerek yayıldı. Romalılar zamanında takvimin başlangıcının, dünyanın yaratıldığı ay olduğuna inanılan ve tabiatın canlanmasının müjdecisi olan Mart ayından Ocak ayına kaydırılması ile kutlanacak tarihler konusunda kafalar iyice karıştı.

Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin ‘karanlığın bitişi’ ayin ve kutlamaları, Hıristiyan dünyasınca Hz. İsa’nın doğum günü kabul edilerek -ki bu kesin değildir- Noel kutlamalarına dönüştürüldü.

Bu arada ağaçlar, özellikle çam ağaçları bu kutlamanın simgesi olmaya devam ettiler. Her ne kadar yılbaşı günlerinde bir çam ağacının süslenmesi tüm dünyada adet olduysa da bu günün dini bakımdan bir özelliği yoktur. Dünyanın Güneş etrafındaki bir turunu tamamladığı coğrafi bir konumdur.

Uygarlık ve teknolojinin ilerlemesi ile çam ağacı üzerindeki mumların yerlerini yanıp sönen minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldı. Günümüz insanı ağaçlara tapmamasına rağmen onların kıymetini daha iyi biliyor. Bir kaç günlük eğlence için çam ağaçlarını kesmiyor, plastik taklitlerini kullanıyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geçecek yer, Ar. tarîk, Fars. râh: Buradan karşıya yol var mıdır? Bu yol nereye çıkar? 2. İnsan ve hayvanların her vakit geçmesiyle basılıp belli olan çizgi, çığır: Dağ yolu, keçiyolu. 3. İnsanlar ve arabalar geçmek üzere yapılmıiş çizgi, tarîk, sebîl: Asfalt yol, yol yapmak. 4. Çizgi, hat, sopa: O kumaşın kırmızı yolları vardır. 5. Yürüyüş, hareket, sürat: Bu vapurun yolu nasıldır? Yolu yoktur. 6. Usul, üslûb, tarz: Bu yolda bir şey yapmalı, o, başka yoldadır. 7. Usul, Adet: Bu iş yolunda değildir, her işin yolu vardır, yoluyla yapmak. 8. Gidiş, tavır, hâl: Tuttuğunuz yolu beğeniyorum. 9. Uğur: Sizin yolunuza canımı feda ederim. Araba yolu = Araba geçebilecek muntazam yol, şose. Yol aramak = Tedbir almak. Yol almak = ilerlemek. Ayakyolu = Abdesthane, halâ. Yol vurmak = Eşkıyalık etmek. Yola vurmak = Yolcu geçirmek. Yolüstü = Yolun üzerine tesadüf eden, önünden geçilecek. Yol uğrağı = Yolun uğradığı, yol üstü. Uğrun yol = Hırsız yolu, gizli yol. Ulu yol = Cadde. Yolunu bulmak = Çaresini bulmak. Yol bilir = Usul bilir, terbiyeli. Paytak yolu = Yayakaldırımı. Pîr yoluna = Bedava. Tatar yolu = Posta yolu, cadde. Yol tezkeresi = Müruriye, pasaport. Yola çıkmak = Hareket etmek. Yola çıkarmak = 1. Hareket ettirmek. 2. Yolcu etmek. Yoldan çıkmak = 1. Demiryolu katarı veya tramvay kendi yolundan dışarı fırlamak. 2. mec. Sapmak, kötü yola düşmek. Yol harcı = Yol masrafı, harcırah. Dörtyol ağzı = İki yolun kesişmesiyle dört yolun merkezi olan yer. Yolu düşmek = Tesadüfen geçmek, münasebet almak: Yolunuz düşerse bize uğrayın. Yola düşmek = Yola çıkmak, Osm. revân olmak. Sidikyolu = Mesâne kanalı, ihlîl. Yol şaşmak = Çatallaşmak, karışmak. Yol hiç şaşmıyor: Sapmıyor. Yola salmak = Defetmek. Su yolu = Yer altında su geçmeye mahsus örtülü kanal. Top yoluna gitmek = Heder olmak. Yol tası = Sefer tası. Yol tutmak = Bir işe, yola girmek. Yoldan kalmak = Engel yüzünden gidemeyip geri kalmak. Kaçamak yolu = Bahane, çekilmeye vesile. Yola koymak = Düzenlemek, nizamına koymak. Yoldan koymak = Geri bırakmak, gitmesine mâni olmak. Yola gelmek = 1. Hâlini düzeltmek. 2. Razı olmak. Yol görünmek = Yolculuk çıkmak. Gözler yolda kalmak = Çok beklemek. Yol göstermek = Rehberlik etmek. Yoluna girmek = Islâh olunmak, düzene girmek. Yolunda = Gereği gibi, münasip, lâyık. Yol vermek = 1. İzin vermek, kovmak. 2. Denizde veya karada bir vasıtanın arkasına kalmak. Yola yatmak = Kabûl etmek. Yanlış yol = Yanlış inanç. Yol yol = Çizgili: Yol yol kumaş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha yüksek olmak: Bu bina çok yükseldi. 2. Yukarı kalkmak, yukarılara çıkmak, ösm. suâd etmek: Bazı kuşlar havada çok yükselir, balon o kadar yükseldi kl, görünmez oldu. 3. (ses) Ziyadeleşmek, uzaktan işitilecek surette hızlı çıkmak, dik olmak: Benim sesim o kadar yükselemez. 4. Pahaya çıkmak, ağırlaşmak, piyasa hayli yükseldi. 5. (denizcilik) Bir sahilden veya burundan açılmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuşlar, böcekler, sürüngenler gibi yumurtlayan hayvanların doğurdukları tane ki, uygun şartları bulunca yavru hâline gelir: Yumurta sarısı, aki. 2. Erkeklik bezi: Koç yumurtası. 3. Tavuk yumurtası. 4. Çorap yamarken kullanılan tavuk yumurtası biçiminde kalıp. Balık yumurtası = Havyar. Yumurta patlıcanı = Yumurtaya benzer meyveler veren beyaz bir nevi patlıcan ki, yenmeyip, bahçe süsü olarak yetiştirilir. Kırmızı yumurta = Paskalya yumurtası.

Genel Bilgi

Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık açısından çok zayıf olurdu. İüphesiz böyle bir yumurtayı yumurtlamak da tavuk için bir işkence olurdu. Aslında dış yüzeyi en dayanaklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki bir yumurta da bulunduğu yerden yuvarlanıp gidince nerede duracağı belli olmaz.

Hemen hemen tüm kuş yumurtalarının bir tarafı daha yuvarlak diğer tarafı da daha incedir. Bu sekil, yumurtaların yuvada birbirlerine en yakın ve en az hava boşluğu bırakacak şekilde durmalarını sağlar. Böylece hem ısı kaybı önlenir hem de yuvadaki yerden en iyi şekilde faydalanılır.

Yumurta yuvarlanıp gittiğinde düz gitmez, ince tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani bu şekli ile yumurtanın düz bir yüzeyde yuvarlanarak kaybolup gitmesi mümkün değildir. Asıl önemlisi bu şekli ile yumurtanın kuştan veya tavuktan daha rahat çıkmasıdır. Genel tahminin aksine yumurtanın yuvarlak yani daha geniş tarafı önce çıkar. Hem bunu hem de yumurtanın her iki tarafındaki farklı şeklini sağlayan yumurtanın çıkış yolu üzerindeki kaslardır.

Pek alakasız gözükse de tavuğun içinde yumurtanın oluşmaya başlayabilmesi için önce güneş ışığının veya yapay bir ışığın tavuğun gözüne çarpması gerekir. Böylece göz yolu ile uyarılan tavuğun hipofiz bezi bir hormon salgılar. Bu hormon kan dolaşımına girer ve bu yolla yumurtalığa taşınır.

Hormon burada bulunan binlerce yumurtadan birinin içine pirer ve o yumurtanın aniden çok hızlı bir şekilde büyümesini sağlar. Önce yumurta sarısı meydana gelir ve yumurta, yumurta kanalına geçer, döllenme organlarında geçirdiği aşamalardan sonra 24-25 saatte oluşumunu tamamlar.

Yumurta, yumurta kanalını kesik kesik hareketlerle geçer. Buradaki dairesel kaslardan sırası ile geçerken, yumurtanın önündeki kas gevşek durumda iken arkasındaki kas kasılır, daralır.

Yumurta bu kanalın başında iken küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik bir sekil almasına sebep olurlar. Çıkışa kadar yumurta kabuğu da sertleşir ve bu haliyle dışarı çıkar. Yumurtanın şeklinin ve kalın kısmının önce çıkışının nedeni de budur. Sürüngenlerde ise bu düzenek yoklur. Onların yumurtaları çıkışta küresel şekildedir.

Türkçe Sözlük

(f.). Hareket olunmak: Öyle mi yürünür? Bu çamurda yürünmez.

Türkçe Sözlük

(i.). Ağız ve burun boşluklarıyla gırtlak ve yemek boşlukları arasındaki boşluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Gururunu sarsacak derecede yalvarmak: Yüzsuyu dökmek.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. zabt = kayıt, Fars. nâme = yazılı şey). Bir meclis veya mahkemenin veya sorgu hâkimi gibi bir memurun müzakere ve ifâdeleri yazarak tanzim ettiği resmî kâğıt, tutanak.

Türkçe Sözlük

(i. A. paleontoloji). Yılan gibi yaratıkların karın üzerine sürünerek yürümesi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahf» tan if.) (mü. zâhife) (paleontoloji). Yılan gibi karnı üzerine sürünerek yürüyen hayvan (lar).

Türkçe Sözlük

(i.). Uzun burunlu ve mavi kemikli, yılan balığına benzer bir cins balık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çam ağacından ve maden kömüründen çıkan siyah madde. 2. mec. Siyahlık, acılık: Bu yemek zift gibi olmuş.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zimem). 1. Himaye, sahip çıkma, koruma mecburiyeti, birinin emniyetini taahhüt. Ehl-i Zimmet = Bir İslâm devletinin tâbiiyyet ve himayesinde bulunan Hıristiyan ve Yahudiler. 2 Uhde: Birinin üzerinde, elinde bulunan şey: Filânın zimmetinde şu kadar alacağım vardır; zimmetine para geçirmiş; Bu iş benim zimmetimdedir. 3. Bir adamın kendi üzerine geçirip ödemeye mecbur olduğu para, borç: Eski veznedarın hayli zimmeti çıktı. Tebriye-i zimmet = Üzerinde bir şey olmadığını isbat etme: O, tebriye-i zimmet etti. Tebriye-i zimmet mazbatası = Bir memurun işten ayrılmasında kendisine verilen ve hiçbir ilişiği olmadığını belirten mazbata. Beriyy-üz-zimme = Osm. tebriyye-i zimmet etmiş, ilişiksiz.