Urus ne demek? | Urus anlamı nedir? | Urus

Urus anlamı nedir?

Urus ne demek?

Urus anlamı nedir?

Urus | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nesli tükenmiş bir çeşit Avrupa yaban sığırı, zool. Bos primigenius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public hearing. public trial. open trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عقيده فروش] inanç tüccarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). Arkturus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Azamet taslayan, çalım satan, kurum satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap satan, meyhâneci.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca farkedilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde “sebum” adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeniyle vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısıyla koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Juraik devrinde yaşayan dinozor cinsinden çok büyük bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very creased. wrinkled all over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(L) («burmak» tan). Karnın şiddetle ve bağırsaklar kıvrılıp koparılır gibi sancıması, buruntu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrivel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok buruşuk: Yüzü buruş buruştu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

badly wrinkled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Türkçe «buruşmak» tan). Dil buruşturan şarap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buruşmak işi. (bk.) Buruşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creasing. buckling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çekilip toplanmak, takabbuz etmek: ihtiyarlıktan yüzü buruşmak.

2.Ütüsü ve düzlüğü bozulup kat kat ve kırma kırma olmak, sülpümek: Kâğıt, esvap buruştu.

3.Kuruyup toplanmak, solmak: Çiçek buruştu.

4.(dil) Ekşi bir şeyden kamaşıp toplanarak çekilmek: Erikten dilim buruştu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contort. crease. crinkle. crumple. ruck. shrivel. to crumple. to crease. to crinkle. to ruck up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become wrinkled / crumpled / ruffled. to get a sour taste in one's mouth. contract. crease. crinkle. pucker. ruck. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation. crush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir şeyin düzgünlüğünü bozup muntazam olmayan bir surette kat kat ve kırmalı etmek; ütüsünü bozmak: Kâğıdı, kumaşı buruşturmak.

2.Hoşlanmama alâmeti olarak (yüzü) toplayıp kat kat etmek, abûsluk göstermek: Yüzünü buruşturdu.

3.(dilin) Toplanıp çekilmesini mucip olmak: Bu şurup dil buruşturuyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. wrinkle. wrinkle up. crumple. crumple up. corrugate. ruffle. cockle. crinkle. muss. pucker. pucker up. ruck. ruck up. ruckle. rumple. shrivel. shrivel up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crample. to wrinkle. to ruffle. to pucker. to contort. corrugate. crease. crinkle. crumple. crush. line. ruck. screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çekilip toplanmış, Osm. takabbuz etmiş: Buruşuk yüz.

2.Ütüsü ve düzgünlüğü bozulmuş: Buruşuk kâğıt, kumaş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wizened. crinkly. wrinkled. crumpled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puckered. crumpled. ruffled. wrinkled. crease. crinkle. crinky. crisp. furrow. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkle. crease. pucker. ruck. rumple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kentaurus takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevher = kıymetli taş, F. fürûhten = satmak). Cevâhir satan, cevâhirci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. as straight as a tie. straight and narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Durmak işi, durma.

2.Durma tarzı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ders). Dersler, (bk.) Ders.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

posture. position. pose. stand. stance. attitude. carriage. hang. poise. port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. bearing. carriage. cessation. halt. pose. position. posture. presence. stand. stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pose. position. posture. stand. stop. rest. standing. parking. repose. aspect. attitude. pause. carriage. halt. poise. presence. set. set up. stance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz olarak tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir muhakeme sırasında bir davanın hâkim huzurunda görüşülme safhası, celse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. hearing. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hearing in a lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşı karşıya gelip bir işe başlamak, konuşmaya, bir bahse, cenge girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir işe devam edip çalışmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Durusan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Sıhhati yerinde, sağ. Ar. sahîh, sâlim: Ten-dürüst = Bedeni sağ ve salim, mec. Güzel vücutlu, yakışıklı.

2.Doğru, hatasız, iyi: Dürüst bir kelime söyleyemez.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Sert, katı, kaba: Dürüşt taş, kâğıt.

2.Dokunaklı, sert, ters: Dürüşt söz, cevap hareket.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straightforward. above-board. conscientious. right-minded. square. on the square. candid. christian. dinkum. direct. downright. fair. faithful. frank. guileless. incorruptible. jannock. just. level. moral. open. plain. regular. right. righteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candid. conscientious. direct. fair. guileless. honest. incorruptible. just. moral. open. plain. respectable. right. righteous. simple. square. straight. truthful. unimpeachable. upright. virtuous. frank. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straight forward. flawless. above-board. above board. candid. christian. conscientious. dinkum. down to earth. fair and square. god fearing. guileless. incorruptible. on the level. moral. of good moral character. right. righteous. rightful. on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Doğru, düzgün, sağlam. 2.Bütün, tam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru ve hatasız okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ve daha dürüstü: dürüstlük).

1.Sıhhat, selâmet, sağlık.

2.Doğruluk, hatasızlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Katılık, kabalık, sertlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uprightness. honesty. probity. correctness. straightforwardness. fairness. righteousness. faithfulness. sincerity. squareness. conscientiousness. correctitude. directness. erectness. evenness. incorruptibility. incorruption. integrity. justice. recti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour. character. equity. honesty. integrity. justice. principle. probity. propriety. rectitude. right. righteousness. truth. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), Yu. (mit.) doğu veya güneydoğu rüzgârı tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapı saçak ve tavanlarına doğramadan yapılan oymalı süsler: Saçak furuşları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürûhten fiilinden imas.). Satan, Osm. bey’ eden: Mey-fürûş = Şarap satan. Hod-fürüş = Egoist (kelime mânâsı: kendini satan). Mâlûmat-fürûş = Bilgili görünmek isteyen, malûmat satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Furûsiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi binici, ata iyi binen, iyi süvari.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). At yetiştirip terbiye etmek ve binmek işi (ferâset de denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cevâhirci, kuyumcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Cevher satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Kurutulmuş penbe gül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty pink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گهرفروش] mücevheratçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev, hâne, satan, ev tellâlı, ev komisyoncusu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حلوا فروش] helvacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hikmet satan, hikmetli bir söz söylediğini sanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = ufak tefek şeyler, fürûhten = satmak). Ufak tefek şeyler satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şamata, gürültü, bağırma, telâş: Cûş-u hurûş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خروش] coşku, coşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırıp şamata eden veya ederek, telâşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İffet satan, namusluluk taslayan, daima iffet ve şereftin bahseden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

select. elite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing in camera / chambers. closed-door hearing. closed hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Armonide uyguların seyrek ve sık duruşlarının bir araya gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (guruş: Almanca groschen yahut LAtince grossi’den). Türk lirasının yüzde biri. Osmanlı devrinde bir altının yüzde biri ki, 40 para’ya ayrılırdı. Daha önceleri ise ortalama yarım altın değerinde bir para idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kurush. piastre. piaster. kurus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kuruş. piaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluff. blank cartridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuruşa çevirmek, paraya çevirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to itemize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadar kuruş değerinde olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hanımeline benzer bir bitki, (bot.) Viburnum tinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bilgi satan, bilgiçlik taslayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [معلومات فروش] bilgiçlik taslayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) bilgiçlik taslama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bilgiçlik taslamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru olmayan, eğri, yanlış, haksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oturmak işi ve tarzı: Bu, nasıl oturuş?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

way of sitting. sit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yatışmak: Kargaşalık, fırtına oturuştu (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perisher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. boynu uzun, başı küçük ve dört ayağı küreğe benzeyen bir çeşit sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at ease. standing in the at-ease position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick. free-kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Jura devrinde ABD'nin batısında yaşamış dikenli zırh olan dev kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cebrâil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunmak, birbirine sürünmek: Pencere kanatları sürüşe sürüşe aşınmışlar (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.iki şeyi birbirine dokundurmak: Ellerini, ayaklarını sürüştürüyordu.

2.Yavaş yavaş ovmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tafra, Fars. furûhten = satmak). Tafra satan, üst perdeden atıp tutan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طفده فروش] atıp tutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Tafra satma, üst perdeden atıp tutma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) atıp tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oturulan veya yatıları yerlerde üreyerek insan kanıyle beslenen, pis kokulu yassı ve küçük bir böcek (cimex).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedbug. bug. chinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedbug. bug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedbug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. Boğa takım yıldızı; Boğa burcu, Sevir; Toros Dağları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde on iki zamanlı bir küçük usûl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEN-DÜRÜST) (i. F„ ten = beden, dürüst = doğru, düzgün). Vücudu sağlam ve düzgün, sıhhat ve Afiyette bulunan, mec. Ölçülü, düzenli: Tendürüst adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tendürüstlük.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ri) kavramlar dizini; hazine, ambar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vurmak iş ve şekli, darbe: Onun vuruşu adamı sakat eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Darb. Usûlün her darbı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. bat. battery. batting. beat. beating. chop. crusher. cut. hack. hit. impact. knock. plug. scoop. shoot. shot. sock. strike. stroke. swat. thwack. whack. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat. beat. chop. dash. hit. shock. shot. strike. stroke. blow. fight. beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impact. stroke. blow. hit. lash. pounding. shock. way of hitting or striking. beat. knock. impetus. impulse. percussion. strike. tap. wipe. pulsation. bump. dash. kick. plug. pound. rap. throb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belligerent. pugnaicious. combative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belligerency. pugnacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dövüşme.

2.Kavga, muharebe.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighting. impact. shooting stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dövüşmek.

2.Kavga, muharebe, ceng etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight with one another. hit each other. to fight each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight each other. to have a fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by