Usa ne demek? | Usa anlamı nedir? | Usa

Usa anlamı nedir?

Usa ne demek?

Usa anlamı nedir?

Usa | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. United States of America, United States Army.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

8 kanallı doğrusal PCM, sıkıştırılmamış dijital ses verisinin 8 kanalını ifade eder. Örneğin bir film müziğinin en fazla 8 kanala kadar Blue-ray Disc® durumunda, her biri için 20 bit / 96kHz veri hızı mümkündür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (gram) ) (-i) halinde; (i). (-i) hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığırdili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بشوشانه] güleryüzle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Konuşmak süreliyle, konuşarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, el = harf-i tarif, müşahede = görme). Görerek, muayene ederek, gözleriyle görerek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

içinde çeşitli etler bulunan iri bir cins salam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bursa şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zodiac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bisât). Bisâtlar, kilimler, döşekler, minderler, keçe yaygıları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «samt» dan imef.) (mü. musammata). Asıl kafiyesi dışında her beytinde kendi içinde üç kafiye bulunan gazel ve kaside.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çadıruşağı): Maydanozgillerden; özsuyu hekimlikte kullanılan bir bitkidir. Böceklerin, gövdesine açtığı, deliklerden özsuyu sızar. Zamk gibi yapışkan olan bu maddeyle yakı yapılır. Kullanıldığı yerler: Kan ve lenf damarlarını genişletir. Ağrıları dindirir. Müzmin ve mikrobik hastalıkların tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içki âlemi, eğlenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sebep teşkil eden, nedeni olan, nedensel; bir sebep belirten. causally (z). sebep olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nedensellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sebep olma, hasıl etme, meydana getirme; sebep, neden; neden ve sonuç ilişkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sebep olan; (gram) ettirgen, müteaddi causatively (z). sebep olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F. c). Çavuşlar, (bk.) Çavuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dünyayı aşan, fetheden fâtih, cihangir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). haçlı seferi; din uğruna yapılan savaş, cihat; kampanya, hararetli mücadele; (f). bu gibi bir mücadeleye katılmak, the Crusades Haçlı Seferleri. crusader (i). Haçlı Seferlerine katılan asker; bir reform veya başka davanın hararetli taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çok coşkun, taşkın. Pek coşkun ve taşkın bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوشاجوش] coşkun, coşkulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tarla kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonbaharda dökülen yapraklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uykuda gelen ağırlık, ağırbasma, kâbus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Coşan, kaynayan, coşkun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوشان] coşan. 2.kaynayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söyleyen, açılmış ağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismic belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El açan, avuç açan, dilenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilencilik, el açıcılık, avuç açıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Gönül açan, iç açan, kalbe ferahlık veren.

2.Türk musikisinde bir mürekkep makam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, küşâden = açmak). Gönül açan, kalbe ferahlık veren. Ar. müferrih. (bk.) Dil-güşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Doğrusal Motorlu İzleme Sisteminde, lazer, manyetik alandaki değişikliklere göre hareket eder. Yüksek hızlı, doğru konum kontrolü sağlar ve neredeyse tamamen gürültüsüzdür ve aşınmaz. Doğrusal Motorlu İzleme sistemi, hassas izleme ve CD üzerinde herhangi bir noktaya hızlı erişim sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Doğrusal PCM (Darbe Kod Modülasyonu) sıkıştırma yapılmayan bir ses teknolojisidir. Ses verilerini sıkıştırmak yerine, bilgiyi olduğu gibi kaydederek orijinal CD’nin birebir kopyasını yaratır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Doğrusal PCM (Pulse Code Modulation – Tını Kodlama Modülasyonu) sesi, bir sıkıştırılmamış yüksek kaliteli dijital ses biçimidir. Sony DVD Video oynatıcılar, çeşitli kuantizasyon (16 bit, 20 bit ya da 24 bit) ve örnekleme hızlarında (48 kHz ya da 96 kHz) DVD’leri oynatabilir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz olarak tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üzüm ve hurma pekmezi; pekmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensual. emotional. sentimental. affective. romantic. emotive. feeling. sensational. sensuous. soulful. susceptible. susceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensual. emotional. sentimental. affective. romantic. emotive. feeling. sensational. sensuous. soulful. susceptible. susceptive. platonic. sensory. tenderhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotional. sentimental. romantic. corny. fey. mushy. saccharine. sensational. sensitive. soulful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensuality. sensibility. romanticism. emotionality. sensuousness. sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensibility. sensuality. sentimentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentimentality. being emotional. psychographics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensorial duysal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensory. sensitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eleğimsağma (alâim-i semâ), gökkuşağı, yağmur kuşağı; alkım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kabullenme, benimseme; evlenme, nikâh; nişanlama, nişanlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) Cehenneme giden yol kolaydır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fasîh). Fasihler, güzel, düzgün ve açık konuşanlar, iyi söyleme kabiliyetinde olanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فصحا] fasih konuşanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. gam = keder, F. küsâr = defeden). Gam ve kederi defedip teselli veren. Yâr-ı gam-küsâr = Arkadaş, dost, iyi ve kötü gün dostu: Ne bir yârim, ne bir gam-küsârım vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparel. array. toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress and finery. wearing apparel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainbow. bow. iris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainbow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçi-+lerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrıdır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler, içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş, biz ve yağmur damlaları, muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır, Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Boyunda bulunan kalkan bezinin büyümesiyle kendisini gösteren bir hastalık, cedre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KUŞA) (i. F.). Açan, açıcı. Sıfat terkiplerine girer: Cihân-güşâ, kişver-güşâ vs. Osmanlıca’da «küşâ» telaffuz olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yıkanılan su.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوساله] buzağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوساله] dana.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gussa). Gussalar, kederler, (bk.) Gussa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik) («gusn» = dal kelimesinin küçültme ismi). Dalcık, küçük dal veya budak: Gusayn-ı müzehher Çiçekli dalcık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (c. hâmûş). Sessizler, susmuşlar. Vâdî-i hâmûşân = Susmuşlar, sessizler vâdisi: Kabristan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırıp şamata eden veya ederek, telâşlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Keskin kılıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hısm) (dilimizde kullanılmamıştır; «husûm» yerine «hasm» ın cem’i gibi kullanılmıştır), (bk.) Hasım.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin keskin kılıcı. 2.Mevlana’nın halifesi olan Hüsameddin Çelebi, Mevlana’nın Mesnevi’yi dikte ettirdiği kişidir. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Husûsi olarak, bilhassa, hasseten, ayrıca.

2.Hele, alelhusûs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. husûs). Husûslar. (bk.) Husûs.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوصات] hususlar, konular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mazur görülemez, affedilemez, mazeret kabul etmez. inexcusably z. affedilemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) reddolunamaz, kabul olunması icap eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kudüs, Kudsü şerif, Yeruşalim. Jerusalem artichoke yerelması, bot. Helianthus tuberosus. Jerusalem cherry kiraz yibi meyva veren bir salon yeşilliği. Jerusalem pine Halep çamı, bot. Pinus halepensis. New Jerusalem öbür dünya, cennet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nationalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Çifte demir atıldığı zaman, geminin dönmesiyle zincirlerin dolaşmasını önlemek üzere kullanılan tertibat.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kemiklerin zamanla yumuşayıp, kırılabilir hale gelmesiyle ortaya çıkan bu hastalığa tıp dilinde osteomalasi denir. Nedeni, kalsiyum veya D vitamini eksikliğidir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Turp yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç turp yaprağı konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke açan, cihangir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke açıcılık, cihangirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fictional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küşâden fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Açan, açıcı. Dehen-küşâ = Ağzını açan. Ferahlandıran. Dil-küşâ = Gönlü ferahlandıran.

3.Ülke açan, tâfih. Kişver-küşâ = Memleket fetheden, ülke açan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Açma, Ar. feth: Kapıyı küşâd etti. 2.Yeni yapılan resmî bir yapının ilk defa olarak -açılması, Ar. iftitâh: Yeni lisenin küşâdı. Hastahanenin resm-i küşâdı.

3.Yayın çekilip atılması: Yaya küşâd vermek.

4.Oyun tarzı: Tavlada Osmanlı, frenk küşâdı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mûsiki). Uvertür.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Açılış, açma. 2.Fetih, fethetme. 3.Açılış merasimi, küşad resmi. 4.Yayın gerilip bırakılması. 5.Musikide uvertür. 6.Bir cins tavla oyunu. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Açık, Ar. meftûh: Onun kapısı daima küşâdedir.

2.Ferah, şen, sevimli. Küşâde-dil, küşâde-hâtır = Gönlü ferah.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Küşad). 2.Açık. 3.Ferah.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Çocuklara Arız olan hastalık ki, kemiklerinin incelip, başlarının kalınlaşmasına ve dermansızlığa yol açar. Sıskalık, Fr. rachitisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KURŞAK) (i.).

1.Beli sıkı tutmak için sarılan uzun ve dar kumaş, şal vesaire, kemer: Kuşak kuşanmak, yün kuşak, şal kuşak.

2.mec. Kâgir veya kuru duvarlarda duvarı bağlayıp sağlamlaştırmak İçin çekilen tuğla veya kereste sırası.

3.(denizcilik) Yelkene kuvvet vermek için dördüncü kat camadanın altına bir yakadan diğer yakaya kadar dikilen bez parçası.

4.Batın. Orta kuşak = Vaktiyle büyüklerin resmî olmıyan kıyafeti. Kuşak çözmek = mec. Abdest yapmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. belt. generation. girdle. sash. waistband. zone. diagonal beam. brace. track. generation nesil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. generation. sash. reinforcing band. strap. brace of wood or steel. generation of people born during the same period. brace. cincture. collar. girdle. parentage. zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuşak yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuşak biçim ve durumunda olup bağlamak ve kuvvetlendirmek için çekilen şey: Duvarın içine kuşaklama demir lamalar koydurmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracing. strengthening or banding. system of braces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuşakla kuşanır gib bağlamak, sağlamlaştırmak: Binayı demir lamalarla kuşaklamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brace. to support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to band. to tie up. to secure sth to brace. to strengthen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). İki hayvanın birbirine koşulması veya iki devenin bir iple bağlanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuşanılan şeyler (kılıç, kuşak vs.). Giyim kuşam = Giyinilen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Temiz ve itinayla giyinmiş mânâsındaki giyimli kuşamlı tâbirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuşanmak işine mevzu teşkil etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuşak bağlamak, beline kuşak, kemer, kılıç vs. sarmak: Kuşak kuşanmak, kılıç kuşanmak, mec. Kuşak kuşanmak = Bir işe namzet olmak. Giyinip kuşanmak = Hazırlanmak. İpten kuşak kuşanmak = Son derece fakir düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gird on. to put on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuşanacak şey. Glylnti kuşantı = Bütün elbise, giyimin teferruatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yiyen, içen, tüketip yok eden, kaldıran. Mey-küsâr = Şarap içen. Gam-küsâr = Birinin kederini çeken sadık dost: Yâr-ı gam-küsâr (yalnız böyle terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inauguration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuşatmak işine mevzû teşkil etmek, çevresi sarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be surrounded. to be besieged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrounding. encirclement. enclosure. envelopment. siege. blockade. circumscription. investment. surround.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enclosure. siege. surrounding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siege. surrounding. besieging. enclosure. envelopment. inclosure. investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kuşak bağlatmak, beline kemer bağlatmak: Çocuğu giydirip kuşattı (eski kıyafette kuşağın ehemmiyeti fazla olduğundan ekseriya giymek ve giyinmek kelimesiyle beraber geçer).

2.Bele bağlanacak bir şeyi bağlatmak: Kılıç kuşatmak.

3.Etrafını almak, sarmak, muhasara etmek: Kaleyi kuşattı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brood. encircle. enclose. encompass. surround. to surround. to enclose. to encircle. to close in. to besiege.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to surround. to besiege. to gird sb with. to wrap around sb's waist. beleaguer. beset. blockade. bound. circle. compass. corral. encircle. enclose. encompass. envelop. fold. girdle. hedge. hem about / around. hem in , hem about. invest. inv.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uzaklaşmak. 2.Peygamberin 5.dereceden atası olup İslamiyetten önce Mekke’de Kabe’yi tamir ettirmiş ve yeniden düzenlemiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açıklık, ferahlık. Küşâyiş-i hâtır = İç açıklığı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sadece papağan ve muhabbet kuşları değil, üzerinde uğraşıldığında kargalar, kuzgunlar, saksağanlar ve sığırcıklar da konuşabilirler. Hatta bir kaç kelime söyleyebilen serçe ve kanaryalar bile kayıtlara geçmiştir.

Aslında bu, kuşların yaptıkları konuşma değil, sesleri ezberlemeleri ve taklit etmeleridir. Her insan ağzı ile konuşur ama konusabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler daha sonra dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları da konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrarıdır.

Kuşların ses organlarının memeli hayvanlardan çok farklı olarak gırtlakta değil de göğüs kafeslerinin dibinde, karın boşluğunun derinliklerinde yer alması kuşların bu ses taklit özelliklerini daha anlaşılmaz bir hale getirmektedir. Ses organlarının bu yeri dolayısıyla tavuk, ördek gibi bazı kuşgiller kafaları kesildikten sonra da ötmeye devam ederler.

Bu ses taklit yeteneği bazı kuşların doğasında vardır. Tabiatla içice yaşarken diğer kuşların seslerini taklit edebilmeleri sayesinde onlarla daha iyi iletişim kurabilmişler ve çevreye daha iyi uyum sağlayabilmişlerdir.

Konuşma denilince ilk akla gelen kuş olan papağanlar Avrupa’ya ilk olarak Büyük İskender tarafından Hindistan’dan getirilmişlerdir. Papağanlar arasında en iyi konuşan tür olan Afrika Papağanları’nın gelişi ise daha sonradır. Muhabbet kumarı 19. yüzyılın ortalarında Avustralya’dan Avrupa’ya getirilmişlerdir. Papağanlar insan isimleri, selam, emir ve soru sözcüklerini öğrenmekten hoşlanırlar. Bir papağan 500-600 kelime öğrenebilir. Zamanla bazı kelimeleri unutur ve yerine yeni kelimeler öğrenir.

Papağanların insan seslerini ve hayvanların bağırışlarını son derece benzeterek taklit etme ve parmaklarını kullanabilme yeteneklerine rağmen çok gelişmiş bir tür oldukları söylenemez. Uzmanlara göre papağanlar, ruhsal bakımdan kargagillerden daha az gelişmişlerdir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İsviçre'de Lozan şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dudağı açık. mec. Konuşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yeni çocuk doğurmuş olup, üreme organları henüz eski halini almamış kadın. Loğusa şekeri = Doğum dolayısıyla sunulması gelenek olan loğusa şerbetini yapmakta kullanılan kırmızı, baharatlı şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Loğusa olma hâli ve bu hâlin müddeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

period of confinement after childbirth. childbed. confinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden, tırmanıcı bir bitki (aristolochia).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Loğusa.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bazı loğusalarda görülen ciddi bir hastalıktır. Halk arasında albastı denir. Nedeni, üreme organı yollarında iltihaplanma, doğum esnasında temizliğe yeteri kadar önem verilmemesi veya idrar yollarının iltihaplanması olabilir. Doğumdan 3 veya 7 gün sonra ateş yükselir. Karnın alt bölümünde yumuşaklık hissedilir. Akıntı fazlalaşır ve loğusa genel bitkinlikten şikayet eder. Doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçete de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Civanperçemi, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam civanperçemi konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, yarım kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dutchmans pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dutchmans pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Loğusalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Rodezya'nın başşehri, Lusaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («belde-i mahrûsa» dan kısaltılmış). Büyük şehir: Mahrûsa-i Kostantıniyye, mahrûsa-i Bursa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hususî surette, ayrıca: Bu yazıyı mahsûsan sizin için yazdım; odaların pencerelerini mahsûsan az yaptırdım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. yılan saçlı dişi ifrit; k.h., zool. denizanası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Döşeme ve döşetmeye yarayan şeyler, mobilya: Salon mefrûşâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrics. furnishings. interior fittings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishings. furniture. upholstery. upholstering. fitment. furnishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفروشات] döşeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Giyilecek şeyler, giylnti, esvap, elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birlikte şarap İçen, içki arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümitsizce, ümitsizlikle: Me’yûsâne bir tarzla, me’yûsâne bir bakış, me’yûsâne geri döndü

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanlış kullanılış; fena muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şüyû» dan imef.)

1.Dile düşmüş, yaygınlaşmış, yayılmış.

2.Hissedarlar kullanılıp bölünmeyen bir yer ahalisine ortaklaşa ait olan: Müşâ mer’a, baltalık.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavsiye olunmuş. Sina yarımadısında, Eymen vadisinde Tur dağında Allah’ın lütfuna mazhar olarak, kavmine “on emir” adı altında Allah’ın şeriatını bildiren peygamb(Erkek İsmi) Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vesâyet» ten). Vasiyet olunan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine bir şey vasiyet olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «su’d» dan imef.) (mü. musâada) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir), (kimya) Misad denilen Aletle buhar hâline konulan, buhar hâline getirilen, Fr. sublim6.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAADE) (I. A. «suûd» dan masdar).

1.Yardım: Kendisine zaman müsaade etti. 2.İzin, engel olmayıp serbest bırakma: Müsaade ederseniz gezmeye gideceğiz. Ben müsaadenizle gidiyorum, vakit müsaade etmiyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. allowance. toleration. permit. leave. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. leave. the go-ahead izin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. license. certificate. go ahead. grace. leave. letter of grant. privilege. toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İzin verici, uygun veye uysal davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şi’r»den masdar). Karşılıklı şiir söyleme, şiir ile birbirine cevap verme, şiir söylemede birbiriyle müsabakaya girişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûb» dan imef.) (mü. musâbe) (c. musâbîn). Üzerine düşmüş, isabet etmiş, düşkün, uğramış, bir Afete tutulmuş: Yangına, koleraya musâb olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاب] yakalanmış, tutulmuş, uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakalanmak, tutulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müşebbek» den galat.). Kafesli, kafes ve ağ şeklinde (nakış veya telkâri işlemeli gümüş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSABAKA) (i. A. «sebk» ten masdar). Birbirini geçmeye ve birbirinden ileri olmaya çalışma, yarış, yarışma, rekabet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarış, yarışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. contest. race yarış. yarışma. karşılaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contest. competitive bidding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsabaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh, şebeh» den masdar). Benzeme, iki şey arasındaki benzeyiş: Bu iki adam, bu evler arasında ne kadar müşâbehet var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabr» dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabrı dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebere» den mas.) Devamlı uğraşma, direnme, sabırla çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» den if.). Benzer, aralarında benzerlik bulunan iki şahıs veya şeyin her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). MUsabaka yapan, yarışan, yarışçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contestant. competitor. contender. contester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şabeze» den if.). Hokkabaz, hokkabazlık eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şecer» den masdar). Dövüşme, kavga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» dan masdar). İki kişi arasında sâdıkane davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» dan imef.) (c. musaddaka). Gerçeklendirilmiş, tasdik olunmuş, doğru olduğu resmî bir makam tarafından yazılı şekilde tasdik edilmiş: Musaddak bir mukavele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sıdk» dan if.) (mü. musaddıka). Bir sözün yahut bir işin veya yazılmış bir şeyin doğru ve sahih olduğunu ispat ve tasdik eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gerçekliğini ve geçerliliğini resmi yazı ile bildiren. Tasdik eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûf» tan masdar). Rastgelme, birlikte bulunma, tesadüf etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sadmeden masdar) (c. müsâdemât). t. Çarpışma, tokuşma, çatma, vuruşma.

2.İki düşman birliğin ansızın karşı karşıya gelmesiyle olan küçük çarpışma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûr»dan masdar) (c. müsaderât).

1.Tanzimat’tan önce, suçlunun mallarının hazineye alınması.

2.Yasak bir şeyin resmen zabtı: Kaçak eşya müsâdere olunur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation. confiscation. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment execution. confiscation. seizure. forfeiture. detention charges. impoundage impounding. levy of distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Südûf» tan if.) (mü. müsâdife).

1.Rasgele birlikte bulunan, rast gelen: Dün yolda ona müsâdif oldum.

2.Takvimce meşhur bir olayın geçtiği (gün) («mütesâdif» dememeli).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصادف] rastlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safaha» dan masdar). El ele tutuşma, selâm ve sevgi maksadıyla birine el uzatma, el sıkma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصافحه] tokalaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tokalaşmak, el sıkışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet» den masdar). Samimî ve saf sevgi: Aramızda musâfât vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet» ten imef.) (mü. musaffât). Tasfiye olunmuş, saf hâle getirilmiş: Mâ-ı musaffâ, musaffâ şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «savg» dan imef.). Yasak olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sagyr» den imef.) (mü. musaggara). Tasgıyr edilmiş, ism-i tasgıyr hâline konmuş (isim).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاحبه] konuşma, sohbet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). İki veya fazla kişi arasında konuşma, sohbet etme: Akşamları birleşip musâhabe ederdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühud» dan imef.) (mü. müşâhede). Gözle görülen, müşahede olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşahede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühûd» dan masdar) (c. müşâhedât).

1.Gözle görme, açıkça görebilme: Askerimizin cesaretini müşâhede edenler hayran oldular.

2.(tasavvufta) Düşünce yolu ile lâhût Alemini görür gibi olma: Ehl-i hakikatin müşâhedesi. 3.(c.). Görülen şeyler, Osm. meşhûdât: Benim o mevzudaki müşâhedâtım bu yoldadır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation gözlem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sehl» den masdar). Her işte kolaylık, yumuşaklık gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhhat» ten imef.) (mü. musahhaha). Tashih olunmuş, yanlışları düzeltilmiş, yanlışsız: Musahhah bir müsvedde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصحح] düzeltilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. musahhare). Teshîr olunmuş, zorla ele geçirilmiş, açılmış, fetholunmuş: Bütün o büyük ülkeleri musahhar eyledi, (bk.) Meshûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahs» tan imef. lef’İl). Şahıslandırılmış, cinsi ve nev’i anlaşılmış; şahıs şekline girmiş. Somut (uyd. k.), Fr. concrfcte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhhat» ten if.) (mü. musahhiha). Düzelten, basılacak bir metnin dizgisini tashih eden: Bu matbaaya bir musahhih lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musahhih işi ve sıfatı: O matbaada musahhihlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahn» den if.) (mü. müsahhine). Teshin eden, ısıtan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahs» dan if.) (mü. müşahhısa).

1.Seçebilen.

2.(tıb) Hastalığı iyi teşhis edebilen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten if.) (mü. musâhibe). t. Biriyle musâhebe eden, konuşan, arkadaş.

2.Eskiden büyük adamları eğlendiren nedîm.

3.Musâhib-i şehryârî = Padişah musâhibi. Padişahın yakın hizfnetinde bulunanlara verilen unvan ve görev.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصاحب] arkadaş, sohbet arkadaşı. 2.padişahın özel işlerine bakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musâhib sıfat ve görevi, (bk.) Musâhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühOd» tan İf.). Gözle gören, müşâhede eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAİD) (i. A. «suOd» dan if.) (mü. müs8ide).

1.Yardım eden, yardımda bulunan.

2.Müsaade eden. Nâ-müsâid, gayrı müsâid = Bir iş! müşkül hâle koyan, zorlaştıran.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available. permitting. favorable. opportune. propitious. susceptible. susceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available. convenient. favourable. available uygun. elverişli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. favorable. favo u rable. friendly. genial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kıyma ile pişmiş sebze, bilhassa patlıcan yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moussaka. mousaka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sakafe»den imef.). Vakıfların binalardan gelen geliri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «sakf»dan) (m. musakkaf). Damlı mülkler. Üzeri damla örtülmüş gayri menkul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» dan mas.). Barışma, barışıklık, .uzlaşma: İki devlet musâlaha ettiler, musâlaha akdolundu. Sulh, asayiş, huzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» ten mas. müfâale). Barış, barışma, uzlaşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصالحه] barış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selm»den masdar). İki kişi veya taraf arasındaki sulh ve barışıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Namaz kılmaya mahsus açık yer, namazgâh.

2.Cami önünde cenaze namazı kılmaya mahsus yer. Musallâ taşı = Namazı kılınırken cenazenin konulduğu yüksekçe taş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâtet» ten imef). (mü. musallata). Üzerine düşüp rahat bırakmayan, kahır altında tutan, ikide birde ortaya çıkıp rahatsız eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worrying. annoying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb / sth which constantly pesters or annoys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb to bothering sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bother. to poster. to pick on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «salât» tan if). Namazını terketmeyen, beş vakit namaz kılan, dindâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «semâhat» tan masdar).

1.Hoşgörme, gözyumma, bir suçluya karşı şiddet göstermeylp geçiverme.

2.İhmal, dikkatsizlik, gevşekli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. forbearance. tolerance. toleration. forbearance hoşgörü. tolerans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. lenience. indulgence. overlooking. disregarding. complaisance. indulge. latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamahacı, hoşgören, göz yuman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamaha ve hoşgörürlükle, aldırmayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görmezliğe gelen, aldırmayan, kusuru olana karşı şiddet göstermeyip yumuşak davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Üstü balmumu veya kauçuk gibi bir şeyle kaplanarak su geçmiyecek hâle konmuş. (A.).

2.Balmumu veya kauçukla kaplanmış bez veya başka bir dokuma: Muşambaya sarılı muska.

3.Kauçukla yapılıp su geçirmeyen yağmurluk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oilcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linoleum. oilcloth. oilskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oilcloth. oilskin. linoleum. waxcloth. wagon cover. trenchcoat. raincoat. mackintosh. tarpaulin. apron. oil cloth. rubber cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semr» den masdar) (c. müsâmerât).

1.Gece toplanıp konuşma gece sohbet ve müzakeresi. 2.Okullarda verilen temsil.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show put on by schoolchildren. function. performance. special event.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشمع] muşamba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «samm» den imef.) (mü. musammeme). Tasmîm olunmuş, kesin şekilde kararı verilmiş: Yarın gelmemiz musammemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Odanın kapı tarafındaki yüzünde büyük dolap ki içine yatak vesaire konurdu. Çingene evinde musandıra aramak = Olmayacak yerde bir şey istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sun’» dan imef.) (c. musannaa). San’atla yapılmış, çok süslü, bilgili ve san’atlı, üstad işi: Musannâ bir cami, bir çeşme, bir köprü, Asâr-ı musannaa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gösterişli. 2.usta elinden çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sınf» tan imef.) (mü. musannefe). Sıraya konmuş, sınıflandırılmış, bir araya getirilmiş, yazılmış, te’lif edilmiş: XVI. asırda musannef bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kitaplar, te’ lif ve kalem eserleri: Musannefâtı bir kütüphane dolduracak miktardadır. Musennefât-ı meşhûre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sınf» tan İf.) (mü. musann ife) (c. musannifin). Kitap te’lif eden: Kendisi birçok kitapların musannifidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصنف] yazar, kitap yazarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevr»den imef.). işaret olunan, işaretle gösterilen. Müşârün bi’l-benân = Parmakla gösterilen, meşhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sar’» dan mas.). Güreşme, pehlivanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sür’at» ten masdar) (c. müsâraât). Sürat, süratle teşebbüs ve davranış (Arapça’daki mânâsı: koşma, yarış).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten masdar).

1.Bir işte başkaları ile birlikte bulunma: Kendisi orada bulunmuş ise de müşâreket etmediği anlaşıldı. Bu işte onun da müşâreketi vardır.

2.Ortaklık, bir şirket, kumpanya vesaire üyelerinden bulunma: Filân maden işletmesinde sizin müşâreketiniz var mıdır?

3.(edebiyat, gramerde) Fiilin iki veya daha fazla şahıs arasında olduğunu göstermeye mahsus fiil ki, Türkçe’de «leş» ve «laş» edatiyle gösterilir: Şakalaşmak, gülüşmek. Bi’l-müşâreke =

1.Birlikte,, ortaklaşa.

2.Karşılıklı olan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten if.) (mü. müşârike) (tesniyesi: müşârekeyn) (c. müşârikîn).

1.Ortaklık eden, bir işte diğeriyle beraber bulunan, karışan.

2.Bir şirket ve ortaklığa dahil olanların her biri, ortak: Ben, o işte müşârikim.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصرع] iki mısraı birbiriyle kafiyelendirilmiş beyit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarahat» ten imef.) (mü. musarraha). Tasrîh edilmiş, sarâhat verilmiş, açıkça söylenmiş, açıklanmış, izah olunmuş, şüphe bırakmayacak surette apaçık: İcabeden muamele kanunda musarrahtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, sarâhatle, şüphe bırakmayacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müşârün-ileyhâ) (tes. müşârün-ileyhümâ) (c. müşârün-ileyhim).

1.Kendisine işaret olunan, işaretle gösterilen.

2.Yukarıda anılan, mezkûr (Osmanlı yazı dilinde büyük rütbe taşıyanlar hakkında kullanılır, mûmâ-ileyh, daha aşağı rütbede bulunanlar, merkum da büsbütün rütbesiz olanlar hakkında kullanılırdı): Paşa-yı müşârün-ileyh, hanım-ı müşârün-ileyhâ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâşâa» dan imef.) (mü. müşa’şa’a).

1.Parlayan, parıldayan: Altından müşâşâ bir küre.

2.Şaşaalı, debdebeli, tantanalı göz alıcı: Müşâşâ bir düğün.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şetm»den masdar) (c. müşâtemât). İki kişinin birbirine sövmesi, sövüşme, atışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sath» tan imef.) (mü. musattaha). Düz bir yüz üzerinde resimlendirilmiş, biçilmiş, en ve boyu olup derinlik ve yüksekliği olmayan, sathî: Şekl-i musattah, küre-i musattaha. Hendese-i musattaha = Düzlem, düzey, geometri, zıddı: hendese-i mücesseme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسطح] düz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâ» den masdar). Aynı hâl ve derecede olma, beraberlik, farksızlık, birinin diğerinden İmtiyazı ve başkalarına üstünlüğü olmaması hâli, eşit olma, eşitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler.

2.Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAVİ) (i. A. «sevâ» den if.) (mü. müsâviyye). Diğeriyle bir hâl ve derecede olan, beraber, farksız, eşit: Bu iki ev, kıymetçe müsavidir, (i. A. matematik). İki rakam veya miktarın eşit olduğunu gösteren ( = ) işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten if.) (mü. müşâvire).

1.Kendisine danışılan, yol gösteren: Müşâvir-i hâl.

2.Büyük memurluklarda, kendisine danışmak üzere maiyetine tayin olunan memur: Dışişleri hukuk müşâviri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisor. adviser. counsellor. counselor. syndic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. consultant. counsellor. counselor. advisor danışman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. advisor. consultant. advisor adviser. counsel l or. mentor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.) (mü. musavvere).

1.Tasvir olunmuş, resimler ve tasvirlerle süslü, resimli: Musavver gazete, el ile yazılmış musavver bir kitap.

2.Zihinde şekil bulmuş, tasavvur olunmuş, düşünülmüş.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصور] resimli. 2.tasvir edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten if.) (mü. musavvire) (c. musavvirîn). Resim ve tasvir yapan ressam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصور] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyf»den masdar). Kılıçla vuruşma, birbirine karşı kılıç çekme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «saykal» dan). Dilimizde «eğe ve mıskala ile cilâlanmış ve cilâlı» mânâsıyle kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime olmayıp «maskul» kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. müşkil = güç, Fars. küşâden = açmak). Müşkülleri gideren. Hallâl-ı müşkilât = Her türlü müşkülleri çözen. mec. Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nişadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. naşir), (bk.) Nasır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü nusayriyye). Bir Alevî cemaati.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dikkatle okuma, mütalaa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bursa'nın eski adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çölde uzaktan su gibi görünen duman, serap, ılgım salgım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Puslu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Silâhlar, zırh ve silâh gibi harp Aletleri. 2.At takımı.

3.Alet ve edevat takımı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. equipment araç. weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortaoyununda şakşak ve tahta kılıç gibi Aletle maskaralık eden soytarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zırh giymiş, zırhlı, cebeci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Dubrovnik şehrinin İtalyanca adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) (İng.) (tar.) resmi kiliseye gitmeyi reddeden (kimse); (i.) resmi kilise kanunlarına karşı gelen kimse. recusancy (i.) boyun eğmeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ret, kabul etmeyiş veya olunmayış, imtina; ret cevabı; kabul veya reddetme hakkı. refusal of payment parayı ödememe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.. sucuk, sosis. sausage balloon sucuk şeklinde balon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torrid zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ., s. evlenme, nikâh; s. nikaha ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). İki süls, üçte iki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Susamış, Fars. teşne, Ar. atşân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thirsty. stupid. dense. daft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Susamgillerden «Samsam» denilen tane; Susamyağı = Susam tanelerinden çıkarılan yağ. Şırlağan; Susamçiçeği = Doğrusu: SOsen çiçeği. Susam adası = Doğrusu: Sisam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sesame. sesame seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sesame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(sesanum indicum): Susamgiller familyasından; sıcak bölgelerde yetişen, bir yıllık, yağ veren otsu bir bitkidir. Çiçekleri beyaz veya kırmızı, sarıyla karışık alacalı beyazdır. Meyvesi kapsül şeklindedir. Tohumları esmer veya sarı renklidir. Tohumlarından susamyağı çıkarılır. Tahin helvası yapımında da kullanılır. Ev ilaçlarında; yaprakları ve yağı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yağı, safra taşlarının düşürülmesinde faydalıdır. Karaciğer hastalıklarında kullanılır. Kabızlığı giderir. Cinsel gücü artırır. Karın ağrısını giderir. Nefes darlığı ve bronşitte faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sesame oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

getting / being thirsty. thirst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Su içme ihtiyacı duymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be thirsty. thirst. long.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be thirsty. to thrist. long. to thirst for. to hunger after sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get thirsty. to be thirsty. to thirst for. to long for. thirst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi susamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thirsty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Susamurugillerden küçük bir cins kürk hayvanı (Lat. lutra).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kokarcaları, sansarları ve susamurlarını içine alan bir hayvan familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susuzluk duyulmak: Bu havada böyle sabahleyin susanır mı?.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susuzluğa uğratmak, susuzluk vermek: Sabah yediğimiz tuzlu yemek beni bugün çok susattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb thirsty. to make trouble for sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tavşan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bin; i. bin rakamı; çok büyük sayı. thousandfold i., s. bin kat, bin misli. thousandth s. bininci; binde bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ukde = müşkül, Fars. küşâden = açmak). Müşkülleri halleden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ulu şahin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Milllî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

national. public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

national. public. national milli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

national.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(ISE National – 100 Index)

1986 yılında 40 şirketin hisse senedi ile başlayarak zamanla sayısı 100 şirketin hisse senedi ile sınırlanan Bileşik Endeks!in devamı niteliğindedir. Ulusal Pazar’da işlem gören, yatırım ortaklıkları hariç önceden belirlenmiş şartlar yanında sektörel temsil kabiliyeti de gözönünde bulundurularak seçilmiş hisse senetlerinden oluşmakta ve İMKB-30 hisse senetlerini otomatik olarak kapsamaktadır. Hisse Senetlerinin fiyatları ve her bir hisse senedinin; aynen saklamada bulunanlar hariç, Takasbank saklamasında bulunan hisse senedi sayısının toplam hisse senedi sayısına oranları, baz alınarak piyasa değeri ağırlıklı olarak hesaplanır ve hisse senetleri piyasasının genel bir göstergesidir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(National Market)

Borsa Yönetim Kurulu kararı ile pazarı açılmış, endekse dahil olan ve olmayan Borsa kotunda yer alan her şirket hisse senedi için alım satım işlemlerinin gerçekleştirildiği pazardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(ISE National – 30 Index)

Vadeli İşlemler Piyasası’nda kullanılmak üzere, yatırım ortaklıkları hariç Ulusal Pazar’da işlem gören şirketlerden önceden belirlenmiş şartlar yanında, piyasa değeri ve likiditesi yüksek olanlardan sektörel temsil kabiliyeti de gözönünde bulundurularak seçilen 30 hisse senedinden oluşan endekstir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Millîleştirmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Adı yüce tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yüce şanlı kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kullanılır, elverişli. usableness i. kullanışlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. United States Air Force.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kullanış, kullanma; muamele; örf ve adet, adet, usul. correct usage doğru kullanış, yerinde kullanma. customary usage adet. hard usage, rough usage aralıksız kullanma, kötü kullanış. contrary to the best usage en uygun kullanıma aykırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Eski Türkçe’de «uşağ», «ufak» ve «küçük» demek olup «uşatmak», «uşalmak» gibi fiilleri de vardır).

1.Çocuk, Ar. tıfl (bu mânâ ile İstanbul’da kullanılmaz).

2.Delikanlı, genç: Rumeli, Anadolu uşağı.

3.Erkek hizmetkâr: Uşak bulmak, kullanmak; uşak odası. Uşakkapan = Ufak çocukları kaldıran akbaba.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

servant. domestic help. man. manservant. body servant. do-all. factotum. flunkey. flunky. footman. helper. henchman. lackey. myrmidon. pursuivant. retainer. servitor. valet. varlet. waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

servant. valet. male servant. boy. youth. lackey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manservant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uşağın işi ve hâli (mec. aşağılayıcı mânâda da kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serrility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Gamsız, kedersiz, keyfine düşkün. 2.Önemsiz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıl alan, akıllı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıllı yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıkıntı, bezginlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıkma, bezme, bezginlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harassment. boredom. tedium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabancı tahvillerin ödenme vadesi; yabancı yerlere çekilen poliçelerin tedavül müddeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıktıran, bezdiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weary. wearisome. wearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harassment. imposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıktırmak, bezdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıkılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıkmak, bezmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be sickened with. have done with. be fed up with. tire. wearisome. wearisome of. weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weary. to be sick. to be tired of. to be fed up. to be weary of. to weary. to have enough of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get bored with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıkılan meyve vesaireden çıkan su, öz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصاره] özsuyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Özsu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Asî). Asîler, bk. Asî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i).

1.Geniş, bol: Pek vüsatli bir ova.

2.Müsaadeli; mW’ sâit: Vüsatli zaman, hâl.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Genellikle bir örnek iklim ve toprak özelliklerine sahip alanlar ve bunun bir sonucu olarak da tür, bileşim ve çevreye uyum bakımından son derece birörneklik gösteren biyota.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: yumuşakçık). Pek yumuşak ve mülâyim: Çocuğun yumuşacık elleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benignant. bland. ductile. easygoing. effeminate. flabby. flaccid. floppy. gentle. heartthrob. kid-glove. kindly. lax. lenient. light. limp. malleable. mellow. mild. pulpy. smooth. soft. soft-boiled. spongy. supple. tender. velvet. yielding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benignant. bland. ductile. easygoing. effeminate. flabby. flaccid. floppy. gentle. heartthrob. kid-glove. kindly. lax. lenient. light. limp. malleable. mellow. mild. pulpy. smooth. soft. soft-boiled. spongy. supple. tender. velvet. yielding. creamy. feath

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berry. clement. easy. easy going. floppy. honeyed. lenient. mellow. mild. pliable. smooth. soft. squashy. sweet. tender. velvety. woolly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim araması ve yavaş oynatım gibi tüm oynatma hızlarında yumuşak görüntü sağlayan geliştirilmiş bir işlev. Saniyede gösterilen resim sayısı %50 artırılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Katı olmayan, dokunulunca mukavemet etmeyen ve batmayan, Ar. nâim, latif, Fars. nerm: Yumuşak şilte.

2.Yavaş, halim: Pek yumuşak adamdır, yumuşak tabiatı vardır.

3.Kolay işlenir, sert olmayan: Yumuşak ağaç, yumuşak demir.

4.Rahatça dayanılabilen: Yumuşak iklim.

5.mec. Okşayıcı, gönül alıcı (söz).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omurgasız, yumuşak vücutlu, çoğu suda yaşayan ve kabuklu olan hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ductility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

softness. mildness. gentleness. flexibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leniency. softness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Yumuşak olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let upon. limber up. let loose. mellow. melt. moderate. relax. relent. soften. sweeten. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ease. relent. soften. to become soft. to become pliant or yielding. to calm down. to soften. to relent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let up. loosen up. mellow. melt. moderate. to come down a peg. relax. soften. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yumşak olmak, sertliği geçmek.

2.Daha kolay işlenir veya eğilip bükülür hâle gelmek: Mum sıcaktan yumuşamış, demir kızdırılınca yumuşar.

3.Gevşemek, sülpük olmak: Yanakları yumuşamış.

4.mec. Yavaşlık ve sükûnet kazanmak, hiddeti geçmek: Onun sözlerinden yumuşadı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balsamic. laxative. relaxing. plasticizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

softener. softening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertliği giderilmek, yumuşak hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertliğini gidermek, yumuşak hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attemper. unbend. chasten. dulcify. limber up. loosen. mellow. melt. moderate. mollify. mute. relax. season. shake up. smooth. soft-pedal. soften. supple. tame. unman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mellow. melt. mitigate. moderate. mollify. sanitize. soften. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumuşamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tarihlerde, Peygamber olduğu rivayet edilen Yûşa b. Nün.

İsimler ve Anlamları by