üst Kat ne demek? | üst Kat anlamı nedir? | üst Kat

üst Kat anlamı nedir?

üst Kat ne demek?

üst Kat anlamı nedir?

üst Kat | Dream Meanings


Türkçe - İngilizce Sözlük

upstairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper storey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD yazılımında resimler, 8 bit çözünürlükte MPEG-2 teknolojisi kullanılarak kodlanmıştır. Sony DVD oynatıcılar bunları 10 bite dönüştürerek, dijital görüntüdeki suni ayrıntıları en aza indirir ve resim geçişlerini orijinal film master’indeki daha benzer şekilde oluşturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Analog sinyalleri dijital biçime dönüştüren yüksek performanslı bir IC Yongası. Elde edilen dijital veriler, Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) teknikleriyle işlenebilmektedir. Modern IC yongaları, 1 bit teknolojisine dayanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıştırmak accustom oneself alışmak, âdet edinmek, itiyat peyda etmek be accustomed to itiyadında olmak , alışkın olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işitme duyusu ile ilgili, ses ilmine ait, işitmeye ait. akustik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akustik ilmi; akustik bina inşa etme ilmi. acoustics (i)., bir odanın akustik vasfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as the name implies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzeltmek, uydurmak, alıştırmak , ayar etmek adjustable (s). ayar edilebilir, düzeltilebilir uydurulabilir. adjustment (i). tasfiye; tanzim, düzeltme, tashih, Islah; düzen, nizam; uyma, intibak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yanmış, kavrulmuş, kurumuş adv kıs adverb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Roma’nın birinci imparatorunun isminden gelir: Augustus). Kullandığımız takvimin sekizinci ayıdır. Asya’da Süryânîce’den alarak (Ab) derler. Ağustosböceği = Yazın çok öten çırlak böceği, (mec.) Çok söyleyen geveze adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aug. august.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the month of August.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Akşam vakti, akşama doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir yerin veya salonun sesi aksettirme durumu.

2.Bu mevzu ile uğraşan fizik ve musiki ilmi.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. acoustique

1. yankı bilimi,

2.yankılanım

1. Fizik biliminin konusu ses olan kolu.

2.Kapalı bir yerde seslerin dağılım biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acoustic. audible. whispering. acoustics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acoustics. acoustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acoustics. acoustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acoustic , acoustics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical catalogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downstairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the floor below. first / ground floor. lower floor. lower story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Çok dağınık ve karışık. Altüst böreği = İki yüzü de ayrı ayrı kızartılarak pişirilen börek. Altüst etmek = Karma karışık hale getirmek. Altüst olmak = Karma karışık hale gelmek, şaşkınlıktan perişan olmak: Bu haberi duyar duymaz altüst oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

topsyturvy. upside down. topsyturvy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaotic. higgledy-piggledy. topsy-turvy. upside-down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upside down. topsy turvy. in confusion. higgledy piggledy. upside- down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. dislocate. disorganize. overset. upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to upset. to ruin. agitate. churn. dislocate. disorganize. invert. knock over. to turn over. overturn. perturb. subvert. throw out. trouble. tumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be in a mess. to be ruined. badly shaken. turn over. turn turtle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amplificateur

fiz. yükselteç

Alçak veya yüksek frekanslı akımların yararlı etkilerini artırmaya yarayan araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amplifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Eriyik hâlde balmumu bağlayıcı ile pigmentlerin karışımından elde edilmiş boyalarla yapılan resim türü. Antik Çağdaki belli başlı resim tekniklerinden biri olan ankostik resim, MÖ IX yy.da Yunan sanatçı Pausias tarafından yetkinleştirilmiştir. Günümüze ulaşan en önemli örnekler, Mısır`daki el- Feyyum Vahası`nda Roma dönemine ait mezarlarda bulunan Feyyum Portreleri` dir (II. yy.).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (ekon). tröstlerin teşekkül etmesine karşı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

HiFi terminolojisinde aşağı dönüştürme genellikle Çoklu kanal karışımını alıp daha az kanal sayısıyla tekrar oynatmak anlamına gelir. Örneğin bir 5,1 karışımı, A/V amplifikatör kullanılarak stereoda tekrar oynatılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Ölçü birimlerinin bölündüğü eşit parçalardan her biri: Litrenin askatları desilitre, santilitre ve mililitredir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Suda ve lağım suyunda bulunan, yaklaşık 1 mikron büyüklüğünde veya daha büyük olmakla birlikte, sözgelimi kum tanesinden daha küçük katıları ifade etmek için kullanılan terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mezzanine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mezzanine. entresol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Ağustos ayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhterem, aziz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) Roma imparatoru Ogüst'e veya onun devrine ait; Roma imparatorluğunun veya herhangi bir memleketin edebiyatının altın çağına ait; üstün zevke sahip, klasik nitelikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). azamet, ululuk, yücelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Austria, Austrian.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sertlik, haşinlik; parasızlıktan dolayl masraftan kaçınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güney; sıcak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asya kıtasının güneydoğusundaki büyüklü küçüklü adaların tümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avustralya. Australian (i)., (s). Avustralyalı; (s). Avustralya'ya ait. Australian ballot üzerinde bütün adayların isimleri basılmış gizli oy pusulası. Australian crawl kulaclama yüzüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Avustralya'nın asıl yerlilerine ait veya benzeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avusturya. AustriaHungary Avusturya-Macaristanimparatorluğu Austrian (i). (s). Avusturyalı; (s). Avusturya'ya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. avocat). Mahkemede ücret karşılığı taraflardan birinin savunmasını ve davasını üzerine alan hukukçu, mec. Müdafaaya muktedir, çeneli, cerbezeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawyer. attorney. advocate. barrister. attorney at low. counselor. counsel. solicitor. pleader. mouthpiece. counsellor-at-law. counselor-at-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocate. attorney. barrister. counsel. counsellor. lawyer. practitioner. solicitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney. barrister. attorney at law. advocate. lawyer. solicitor. articled clerk. public attorney. champion. counsel. counsel l or. defender. law agent. pleader. solicitor at law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avukatın hal ve sıfat ve sanatı, mec. Cerbeze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocacy. attorneyship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the profession of law. the practice of law. the work of a lawyer. advocacy. attorneyship. barristership. law business. legal profession. solicitorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Okyanusya kıtasının esası olan ülke ve devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

australian. aussie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

australia. australian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Australia) Coğrafi Verileri

Konum: Avustralya dünyanın en eski kıtalarından biridir. Hint ve Pasifik Okyanusları arasında uzanır. Komple bir kıtayı kaplayan tek ülkedir.

Coğrafi konumu: 27 00 Güney enlemi 133 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avustralya kıtası.

Yüzölçümü: toplam: 7686850 km².

Kara: 7617930 km².

Su: 68920 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 25760 km.

İklimi: Kıtanın hemen hemen üçte biri tropik ve kalanı ılıman bölgedir. En soğuk bölgeler Tasmanya’nın yayla ve yüksek yerlerinde ve anakaranın güney doğu kıyılarındadır. Yıllık ortalama sıcaklık kuzeyde 27 dereceden güneyde 13 dereceye kadar değişir.

Arazi yapısı: Genellikle yüksek olmayan yaylalar güneydoğuda verimli ovalar yer almaktadır. Erozyonla ortaya çıkan asıl ana kara 3000 milyon yıldan daha yaşlıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Eyre Gölü -15 m.

en yüksek noktası: Kosciuszko Dağı 2229 m.

Doğal kaynakları: boksit kömür demir yatakları bakır kalay gümüş uranyum nikel tungsten mineraller kurşun çinko elmas doğal gaz petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

Otlaklar: %54.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %21 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25450 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Kıyı boyunca kasırgalar; sert kuraklıklar.

Coğrafi Not: Toprak bakımından Rusya Kanada Çin Amerika ve Brezilya’dan sonra dünyanın

6.en büyük ülkesidir. Avustralya dünyanın en büyük adası ve en küçük kıtasıdır. Ayrıca bir ülkeden oluşan tek kıtadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 20264082 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %19.6 (erkek 2031313; kadın 1936802).

15-64 yaş: %67.3 (erkek 6881863; kadın 6764709).

65 yaş ve üzeri: %13.1 (erkek 1170589; kadın 1478806) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.85 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.85 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.02 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.63 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.5 yıl.

Erkeklerde: 77.64 yıl.

Kadınlarda: 83.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.76 çocuk/1 kadın (2006 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 14000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Avustralyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %92; Asya Kökenli %7; Aborjinler ve diğerleri %1.

Din: Anglikan %26.1; Roman Katolik %26; Diğer Hıristiyan Mezhepleri %24.3.

Dil: İngilizce ve diğer yerel lisanlar.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.

Erkek: %99.

Kadın: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Avustralya.

ingilizce: Australia.

Yönetim biçimi: Federal Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Canberra.

İdari bölümler: 6 eyalet New South Wales Victoria Queensland


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Avustralya ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

australian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya) (Almanca: Osterreiche). Bir orta Avrupa ülkesi, Avusturya. Osm. Nemçe, eski Avusturya ve Macaristan devleti, Avusturya imparatorluğu ile Macaristan krallığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Austria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Avusturya halkından olan kimse. Almanca konuşurlar ve Katolik mezhebindendirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Austrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakta durarak: Ayaküstü sohbet ettik.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nar, kurutulmuş nar çiçekleri, nar ağacı kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merdiven veya taraçanın kenarındaki tırabzanı meydana getiren küçük direklerden her biri. balustered (s). parmakIıklı, korkuluklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).. korkuluk, parmaklık, tırabzan parmaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yolu kapamak üzere, ele geçen her türlü eşyadan faydalanılarak meydana getirilen engel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barricade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barricade. enclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir dairedeki kâtiplerin başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aye aye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition. false belief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış sülaleden.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکات] bereketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousand fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kana susama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. şiddet ve gürültüyle esmek (rüzgar); yüksek sesle tehdit savurmak; patırtı etmek, yaygarayı basmak; i. gürültü, yaygara; yüksekten atma, martaval. blusterer i. gürültücü kimse blusteringly z gnrultnyle blusterous s. yaygaracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bölüşmek işini yaptırmak, paylaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divide. share out. split. apportion. portion out. portion. allocate. allot. lot. mete. serve out. whack up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to distribute. to divide sth among a group. split up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir satırın sağdan sola ve diğerinin soldan sağa yazıldığı eski bir yazı şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aralarını açmak: Muhabbetimizi çekemeyip bizi bozuşturmak istiyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Türkçe’de:

1.Heykel, put. Ar. sanem, Fars. büt.

2.Put hâne, Fars. nigâr hâne.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation. crush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir şeyin düzgünlüğünü bozup muntazam olmayan bir surette kat kat ve kırmalı etmek; ütüsünü bozmak: Kâğıdı, kumaşı buruşturmak.

2.Hoşlanmama alâmeti olarak (yüzü) toplayıp kat kat etmek, abûsluk göstermek: Yüzünü buruşturdu.

3.(dilin) Toplanıp çekilmesini mucip olmak: Bu şurup dil buruşturuyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. wrinkle. wrinkle up. crumple. crumple up. corrugate. ruffle. cockle. crinkle. muss. pucker. pucker up. ruck. ruck up. ruckle. rumple. shrivel. shrivel up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crample. to wrinkle. to ruffle. to pucker. to contort. corrugate. crease. crinkle. crumple. crush. line. ruck. screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Vücudun göğüsten yukarı kısmı. Vücudun bu kısmını gösteren resim veya heykel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili patlamak, patlak vermek; iflâs etmek; patlatmak; mahvetmek, iflâs ettirmek; orduda rütbesini tenzil etmek; vurmak; i. göğüs. bust; (argo) mahvolma, iflâs; slang top atma; içki âlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بوستان] bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Bahçe içinde bulunan köşk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bostana ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toy kuşu, zool. Otis tarda; Avrupa ve Afrika'da yaşayan diğer birkaç cins kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) tutuklanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) hayvan terbiyecisi; dağıtan veya mahveden kimse; ulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. telâş etmek, koşuşmak, acele ile hareket etmek; acele ettirmek; i. telaş, koşuşma, acele; eskiden kadınların eteklerini kabarık tutmasl için kalça kısmına taktıkları yastık gibi şey. hustle and bustle telâş, koşuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جالب دقت ]dikkat çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.(çocuğu) Sütten hasta etmek.

2.(kuluçka tavuk) Yumurtayı bırakıp soğutmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penthouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garret. attic storey. loft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kostik, yakıcı; iğneli, kınayıcı, sert (söz); optik ışınların kırılması veya eğilmesi sonucunda yakıcı hale gelen; (i). yakıcı madde; ışınların kırılmasına veya eğilmesine sebep olan eğri yüzey. caustic soda (kim). sodyum hidroksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat in the attic. attic flat. penthouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). manastır ile ilgili; manastır gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). kapalı yerlerde bulunma fobisi, klostrofobi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). salkım, hevenk; tutam, demet; küme, grup; (f). salkım haline getirmek; demet yapmak; bir araya toplanmak, salklm haline gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibikli ve rengarenk tüylü birkaç çeşit papağan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). horoz yumurtasından hâsıl olduğu farzolunan hayali bir yılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yanabilir, tutuşabilir; parlamaya hazır; (i). kolay tutuşan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanma, tutuşma; (kim). ısı ve ışık veren oksitlenme. combustion chamber yanma hücresi, yanma haznesi. combustion furnace yanma fırını, yakım ocağı. combustion gases yakım gazları. combustion motor yakımlı motor. combustion period yanma süresi, yakım

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Güneysel Taç takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ekmek kabuğu; pişmiş herhangi bir şeyin kabuğu; kabuk, dış tabaka; argo arsızlık; (f). kabukla kaplamak, kabuk tutturmak; kabuklanmak, kabuk bağlamak; crust of the earth yerkabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool eklembacaklılar kolundan kabuklular. crustacean (s)., (i). kabuklulara ait ; (i). kabuklular sınıfından bir hayvan. crustaceous (s). kabuklu; (zool). kabuklular sınıfına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabuk gibi, kabuklu; aksi, huysuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eli ve ayağı çabuk, hareketli, tetik (aynı mânâda olan «çâlâk» ile beraber kullanılır): Cüst ü çâlâk bir genç idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) Ar. serîülhareke, çevik (ekseriya aynı mânâda olan «çâlâk» ile birlikte kullanılır): Çüst ü çâlâk bir delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arayıp sorma, araştırma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yoğurt koyuluğunda, süt ve yumurtadan yapılmış bir tatlı, krema. custard apple Hint ayvası, (bot). Annona reticulata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeviklik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nezaret eden kimse, koruyan kimse, muhafız; mesul kimse; kapıcı, odabaşı. custodial (s). nezaret ve emanete ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhafaza, nezaret; hapsetme. be in custody mahpus olmak; bir kimsenin vesayeti altında bulunmak. give into custody teslim etmek, emanet etmek. take into custody tutmak, hapsetmek, tevkifetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). gelenek, adet; alışkanlık, itiyat; müşterilik, alışveriş; (çoğ). gelenekler, adap; (çoğ). gümrük, gümrük resmi; (s). ısmarlama, ısmarlama yapılmış; ısmarlama üzerine çalışan (esnaf). customs union gümrük anlaşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ısmarlama yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mutat, alışılmış, âdet hükmünde. customar'ily (z). âdete göre, alışıldığı şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşteri. a tough customer (k).dili çetin kimse, geçinilmesi zor adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gümrük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital kodları, işitsel analog sinyallere çeviren bir IC Yongasıdır. Modern IC yongaları, 1 bit teknolojisine dayanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâd = adalet, küsterden = döşetmek). Adil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâleti yayıcılık, adâletlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın okunur) (I. A.). Her vakit.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Az ısı açığa çıkararak, yüksek düzeyde dengeli, yüksek güçlü Doğru Akım (DC) voltajları oluşturmada kullanılan bir elektronik yöntem. Bu özellik, mükemmel bir çıkış kafa alanı sağlayacak şekilde en iyi amplifikatör performansı sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu tür dijital ses filtreleri, belirli bir müzik stiline ya da kullanıcının tercihine uyması için iki tür filtre eğrisinden birinin seçilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decathlon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trancendental. metaphysical. theoretical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dereke). Derekeler, aşağıya doğru basamaklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درکات] katlar. 2.basamaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dessiccateur

tek. kurutma kabı

İçinde nemçeker bir kimyasal madde bulunan ve bazı maddeleri kurutmak veya nemlenmelerini önlemek için kullanılan kapaklı cam kap.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desiccator kurutucu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (el demek olan dest ile «ver» edatından mürekkeptir. Cem’i desâtîr gelir).

1.Hüküm ve nüfuzu olan vezir: Destûr-ı mükerrem, destûr-ı Azâm.

2.Zerdüşt dininin mânevî reisi ve lideri. 3.Büyük defter, başvurulan defter-i kebîr.

4.Esas kaide, bir ilim ve fende kaidelerin uygulandığı esas kaide ve umumî örnek: Hesap, cebir düsturu.

5.Türk devletinin kanunlar dergisi. 6.Ruhsat, izin, mezuniyet. Destur = İzin verin geçelim. Müsaade edin, açılın. Bu mânâ ile cin ve perilere karşı da kullanılıp, karanlıkta bir yere girileceği vakit «destur» denilir. Destûr-ül-amel = Her iş ve hareket ona tatbik edilmek üzere örnek alınan kaide ve nizam veya tâlimat.


Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital amplifikatörde, amplifikasyon için analog yöntemler yerine dijital yöntemler kullanılır. Dijital amplifikatörler, daha küçük bir hacimde, daha yüksek ses kalitesi sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Benzersiz Sony algoritmalarını kullanan DRC, standart tanımlamalı bir TV sinyalinden yüksek tanımlamalı TV görüntüsü oluşturmaya çalışır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.İncelik, ufaklık.

2.İnceden inceye düşünme veya bakma: Dikkatle bakmak, okumak, yapmak.

3.Ehemmiyet verme, ehemmiyetle çalışma: Yazıya dikkat et. Siz bu işe dikkat etmemişsiniz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. attentiveness. carefulness. care. cautiousness. watchfulness. application. caution. note. notice. regard. remark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. care. caution. consideration. count. diligence. fetish. heed. mind. notice. regard. solicitude. carefulness. assiduity. look out!. watch out!. be careful!. attention!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. accuracy. aida. application. care. take care!. ear. fidelity. heed. note. notice. precision. rigour. vigilance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دقت] dakiklik. 2.incelik. 3.dikkat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beware. heed. look. mind. note. observe. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take care. to be careful. to pay attention. attend. beware. guard. heed. look out for sth. mark. mind. note. notice. observe. reck. regard. to watch one's step. trouble. to be wary of. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to read between the lines. to peruse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Her işinde ihtimam eden, yanlış ve hata olmamasına çalışan: Çok dikkatli adamdır.

2.Dikkat ve ihtimamla yapılmış: Dikkatli iş, dikkatli yazı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. attentive. heedful. watchful. gingerly. regardful. mindful. thoughtful. argus-eyed. assiduous. canny. cautious. circumspect. intense. intent. particular. rigorous. scrupulous. sleepless. solicitous. studious. wary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alert. attentive. careful. cautious. chary. circumspect. conservative. deliberate. diligent. diplomatic. exact. intent. meticulous. minute. painstaking. punctilious. rigorous. scrupulous. sedulous. strict. studious. watchful. assiduous. regardful. close.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attentive. careful. painstaking. mindful. argus eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça dikkat ve ihtimamla: Şunu dikkatlice yazın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.işine ihtimamla, özenerek bakmayan, iyi ve hatasız iş görmek Adetinde olmayan: Dikkatsiz adam.

2.Dikkatle yapılmamış, gelişi güzel yapılmış: Dikkatsiz yazı, yemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. inattentive. heedless. unaware. freewheeling. inadvertent. incurious. lax. listless. mindless. regardless. remiss. slipshod. unheedful. unheeding. unobservant. unregardful. unseeing. unwary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. careless. feckless. inadvertent. inattentive. lax. mindless. negligent. remiss. scatty. slack. slipshod. thoughtless. unguarded. unthinking. heedless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. inattentive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işe dikkat etmeyiş, dalgınlıkla ve gelişi güzel iş görme: Dikkatsizlikten ileri gelmiş hatalar. Bu dikkatsizlikle doğru iş. görmek mümkün değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. want of care. inattentiveness. inattention. oversight. inadvertence. inadvertency. inobservance. negligence. oscitation. recklessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inattention. negligence. oblivion. oversight. carelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. inattentiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü ölmüş, yüreği ölü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir alışkanlıktan vazgeçirmek, bir itiyadı bıraktırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). nefret, istikrah, iğrenme, tiksinme; bezginlik, bıkkınlık; (f). iğrendirmek, nefret ettirmek, tiksindirmek; bezdirmek bıktırmak; kusturmak. be disgusted with çok kızmak, bıkmak, nefret etmek. disgustedly (z). iğrenerek, tiksinerek. disgusti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şüphe etmek, itimat etmemek, güvenmemek, emniyet etmemek, inanmamak; (i). şüphe, güvensizlik, emniyetsizlik, itimatsızlık. distrulltful (s). şüpheci, vesveseli, kuşkulu, başkalarına güveni olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm özelliklere sahip PC’nin taşınabilir bir sürümü. Masaüstü bilgisayarlar ve sunucuların aksine, ekran, klavye ve giriş cihazı (fare, touch pad ya da benzeri), bir arada bulunmaktadır. Şarj edilebilir piller sayesinde her yerde çalışma olanağı bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

briefcase computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laptop computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphysical. supernatural. preternatural. superphysical. unearthly. occult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural. unearthly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural. preternatural. unearthly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernaturalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. as straight as a tie. straight and narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

innate. congenital. trueborn. inborn. inbred. native. natural. congenitally. naturally. inherently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

born. inborn. native. natural. innate. congenital. naturally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

innate. from birth. congenital. born. inborn. natural born. naturally. trueborn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kavga veya güreş ettirmek: Koç, horoz döğüştürmek. (bk.) Dövüştürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversion. transformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversion. transformation. mutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Gezinip aramak, araştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transform. transform. convert. turn into. turn to. coke. reduce. resolve. translate. transmute. transubstantiate. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. transform. turn. to change/turn. to convert. to transform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. transform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformer. converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transforming. converting. convertor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Dövüştürmek, (bk.) Döğüştürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pit against each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide durak perdesinin bir üstündeki nota.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Arka arkaya dürtmek: Hayvanı dürtüştürmek.

2.Zorla bir iş yaptırmak, devamlı şekilde zorlamak ve teşvik etmek: Şimdiki hizmetçiler ancak dürtüştürmekle iş görürler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod repeatedly. to goad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Sıhhati yerinde, sağ. Ar. sahîh, sâlim: Ten-dürüst = Bedeni sağ ve salim, mec. Güzel vücutlu, yakışıklı.

2.Doğru, hatasız, iyi: Dürüst bir kelime söyleyemez.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Sert, katı, kaba: Dürüşt taş, kâğıt.

2.Dokunaklı, sert, ters: Dürüşt söz, cevap hareket.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straightforward. above-board. conscientious. right-minded. square. on the square. candid. christian. dinkum. direct. downright. fair. faithful. frank. guileless. incorruptible. jannock. just. level. moral. open. plain. regular. right. righteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candid. conscientious. direct. fair. guileless. honest. incorruptible. just. moral. open. plain. respectable. right. righteous. simple. square. straight. truthful. unimpeachable. upright. virtuous. frank. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straight forward. flawless. above-board. above board. candid. christian. conscientious. dinkum. down to earth. fair and square. god fearing. guileless. incorruptible. on the level. moral. of good moral character. right. righteous. rightful. on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Doğru, düzgün, sağlam. 2.Bütün, tam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru ve hatasız okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ve daha dürüstü: dürüstlük).

1.Sıhhat, selâmet, sağlık.

2.Doğruluk, hatasızlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Katılık, kabalık, sertlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uprightness. honesty. probity. correctness. straightforwardness. fairness. righteousness. faithfulness. sincerity. squareness. conscientiousness. correctitude. directness. erectness. evenness. incorruptibility. incorruption. integrity. justice. recti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour. character. equity. honesty. integrity. justice. principle. probity. propriety. rectitude. right. righteousness. truth. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ دوست] dost. 2.sevgili. 3.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz; toz halinde herhangi bir madde; çiçek tozu; toz bulutu; toprak; çöp, değersiz şey, hiç; küçültücü durum; karışıklık. dust bowl kuraklık yüzünden toz fırtınalarına maruz kalan bölge.dust cover eşyaları tozdan korumak için yapılan kılıf. dust

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toz serpmek; toz almak, fırçalamak, tozunu silkmek; toz haline getirmek; tozlanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz yuvası, toz kapanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz alan kimse veya şey; toz bezi; elbiseyi tozdan korumak için giyilen önlük; kadınların yazın giydiği hafif ve bol ev elbisesi; toz serpmeye mahsus araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz filtresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz veya süprüntü yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing.) çöpçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). faraş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toz geçirmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. desâtîr). t. Kanun, kaide.

2.Vezir, müşîr: Düstûr-i mükerrem.

3.Büyük defter.

4.Esaslı kaide.

5.Kanunları içine alan kitap: DüstOr-nâme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motto. principle. rule. code of laws.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

code. norm. rule. code of laws. principle. regulation. axiom. criterion. prescription. equation. formula. reference. law. maxim. rule book. terms of reference. watchword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tozlu; toz renkli; toz gibi. dustiness (i). tozluluk, toz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekran Üstü Talimat Kılavuzu, BRAVIA TV’nizi kolay ve sorunsuz şekilde ayarlamanızı sağlar. BRAVIA talimat kılavuzunu istediğiniz zaman ekranda görüntüleyebilirsiniz; böylece basılı kılavuzu nereye koyduğunuzu düşünmenize gerek kalmaz. Cihazların bağlanmasına kılavuzluk etmek ve TV’nizin tam istediğiniz gibi ayarlanmasına yardımcı olmak amacıyla grafikler eklenmiştir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekran Üstünde Kontrast, inanılmaz derecede zengin renkler için siyah ve beyaz parlaklık arasındaki farkı vurgular. Bu en karanlık gölge (siyah) ile en parlak gölgenin (beyaz) ölçümüdür. Ne izliyor olursanız olun, kontrast oranı ne kadar yüksek olursa, görüntü kalitesi de o kadar yüksek olur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., güz. san. tahta veya çömlek üzerine yakmak suretiyle tezyinat yapılmış olan; i. sıcak balmumu ile resim yapma, ısı vasıtasıyla renkleri sabitleştirme; bu gibi işler, çini, fayans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstüne katıca bir kabuk çekmek, kabuk bağlamak, sert bir tabaka teskil etmek, kabuk tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) Sanayi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. industrie

sanayi

Ham maddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial. industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industry. industry sanayi. işleyim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industry. de man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to industrialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. industrialisme

sanayicilik

İnsanın sanayiyi tek amaç olarak benimsediği sistem.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. industriel

sınai

Sanayi ile ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Endüstriyel işlemler sonucunda ortaya çıkan atık, özellikle sıvı atıklar. Bu atıkların hava, toprak ve su üzerinde olumsuz etkileri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parmak, Ar. ısbâ. Engüşt-ber-dehân = (hayretten) Parmağını ısırmış. Engüşt-nümâ = Parmakla gösterilir, meşhur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. emniyet etmek, emanet etmek; tevdi etmek, havale etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Üstün erkek.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشرف مخلوقات] varlıkların en şereflisi, insan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) östaki borusu, ortakulakla yutak arasındaki boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vakt). Vakitler, zamanlar, (bk.) Vakit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اوقات] vakitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mak.) egzos, egzos borusu; vakumla tozu dışarı atan alet. exhaustchamber (oto.) çürük gaz kutusu. exhaust pipe egzos borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tüketmek, bitirmek; boşaltmak; boşluk meydana getirmek; kuvvetini tüketmek; (bütün imkânları) denemek; bitap düşürmek, yormak; teferruatıyla incelemek,inceden inceye tetkik etmek; (kim.) eriyebilen maddeleri içinden çıkarmak. exhausted (s.) tükenmiş;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) etraflı, geniş, teferruatlı, ayrıntılı, bütün imkânlar sağlanmış. exhaustively (z.) etraflıca, ayrıntılı olarak, teferruatıyle. exhaustiveness (i.) genişlik,etraflı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Fabrikacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer. mill-owner. fabricator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrialist. manufacturer. factory owner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer. factory owner. fabricant. fabricator. industrial producer. maker. manufacturing man. mill owner. millowner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the manufacturing business. factory business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yalnız, ancak: Ava gitmek Adetim değildir, fakat bugün misafirlerimin hatırı için gitmeye mecbur oldum. Fakat bunu size söylüyorum.

2.Ama, lâkin, şu kadar ki: Ben çok çalışmayın dedim, fakat büsbütün dersi bırakın demedim. O adam çok okuyor, fakat faydalı kitaplar seçmiyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. only. if.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. however. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. however.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقط] ancak, yalnız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşlivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde dört-beş kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tassarrufu yaparız.

Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcamasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğmiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق الطبيعه] doğa üstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (pol)., (A.B.D). engellemek, bir kanunun kabul edilmesini önlemek için vakit geçirici konuşmalar yaparak kürsüyü işgal etmek; (i). böyle bir engelleme; korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: FÜRKAT) (i. A.). Ayrılık, Ar. müfârakat, firak. Sevdiklerinden uzak ve ayrı yaşayış. Firka»-ı memleket = Memleket uzaklığı, kasreti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرقت] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça fürkat = ayrılık, Farsça zeden = vurmak). Ayrılık çeken, sevdiğinden ayrılmış, hicran çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Katalanca fargata’dan). Eskiden üç direkli her nevi gemiye denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça fırka’nın tesniyesi olup müfred gibi kullanılır) (denizcilik). Korvetten büyük ve bataryasında 50 ilâ 75 mm. lik toplan olan eski tarzda savaş gemisi (Avrupa dillerindeki fregate kelimesi bu Arapça kelimeden gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firkateyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frigate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şaşırtmak, telâşa düşürmek şaşırmak, bocalamak,telâşlanmak; (i). heyecan, telâş, şaşkınlık, bocalama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). işini bozmak, boşa çıkarmak, hayal kırıklığına uğratmak: amacına engel olmak. frustrated (s). boşuna didinmiş, hedefine ulaşamamış; sinirli. frustra'tion (i). aksiliğe çatma hissi, boşuna uğraşma; asabiyet. frus'trating (s). boşa çıkaran, engelleye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. tums, ta) (i)., (geom). kesik koni veya piramit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firkat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Yunan Efsun asker lerinin giydikleri eteklik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, s dimi, pamuklu kadife; tumturaklı üslup; s dimiden yapılmış; tum turaklı; saçma, boş, değersiz

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i san boya veren bir ağaç; bu ağaçtan çIkan boya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, saka sopa ile döv mek fustiga'tion i dayak, kötek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s küflü; çürük kokan, kokmuş; köhne, modasl geçmiş fustiness i çürük kokma, kokmuşluk, küflülük; köhnelik, de modelik fut kys future

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealistic. surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealistic. surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist. surrealistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde sulu zatülcemp denilen hastalıktır. Akciğerlerin etrafını saran zarın iltihaplanması sonucu meydana gelir. Zarın iki yaprağı arasına su toplanmıştır. Nedeni; şiddetli soğuk algınlığı, bronşit, böbrek hastalıkları veya kulak iltihaplarıdır. Göğsün yan taraflarında şiddetli ağrı hissedilir. Bunlara bastırıldığı zaman ağrı şiddetlenir. Nefes darlığı vardır. Yatak istirahati ve doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazırlanışı : 250 gram süzme bala 3 tatlı kaşığı dövülmüş kantaron kökü konup, iyice karıştırılır. Günde 3 kere aç karnına birer tatlı kaşığı yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostensible. outwardly. seeming. apparently. as far as can be seen. seemingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. apparently. as far as can be seen. judging by appearances. on the face of it. outward. seemingly. visually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.İki veya fazla adamın birbirlerini görmelerine vasıta olmak, mülâkat ettirmek, bir yere gelmelerine yardım veya müsaade etmek: Sizi seveceğiniz bir adamla görüştüreceğim. Bu mektepte talebeyi yabancılarla görüştürmezler.

2.Sohbet ve mükâleme veya müzakere ettirmek: Ben iki tarafı görüştüreyim de karalarını size bildiririm. .


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arrange a meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring about a meeting between (one person and another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Görüşmeleri sağlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be brought together (for a meeting , discussion , interview.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوشت] et.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rüzgârın ani olarak şiddetle esmesi, bora.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tatma, tadına bakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tatma duyusu ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Zevk.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. gusto

beğeni

Herhangi bir konuda güzeli çirkinden ayırma yetisi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nice or keen appreciation or enjoyment; relish; taste; fancy. vigorous and enthusiastic enjoyment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vigorous and enthusiastic enjoyment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Globus Ubiquitous Supercomputing Testbed Organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In good taste, tasteful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With expression, appreciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zevk alma; haz, şahsi istek; tatma; hususi stil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kesik kesik; rüzgarlı, fırtınalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beauty aid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKIYKAT) (i. A.) (c. hakâyık).

1.Bir şeyin doğrusu, asıl, gerçek, Ar. künh, mahiyet: Bu işin hakikati anlaşılmadı; hakikat-i hâl.

2.Mecaz ve teşbihin gayrı, asıl, gerçek, asıl mânâ: Mecaz hakikatin köprüsüdür.

3.Kâinat, tabiat ve ulûhiyyet hakkında benzetmeler dışında kalan ve apaçık görünen doğruluk: Şeriat, tarikat, mârifet, hakikat.

4.Sadakat duygusu, hakka bağlılık: O adamın hakikati çoktur, hakikatli insan (bu mânâ dilimize mahsustur).

5.Gerçek, gerçekten, doğrusu: Hakkikat bu bina pek güzel oldu. Arapça tâbirlerde «hakıyka» suretinde kullanılır. Filhakika = Gerçekten, aslında.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fact. reality. truth. the true. sooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuality. gospel. reality. truth. fact. really. truly. sincerity. loyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth. actuality. fact. gospel. reality. veracity. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقت] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l. Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. 2.Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. 3.Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu gören, doğru görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Doğru söyleyen, gerçek ve doğru sözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, doğruyu, gerçeği tanıyan, bilen, seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu tanıyana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkıyla, gerçekten, bihakkın: O, hakikaten büyük adamdır; o adam hakikaten ustadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. indeed. really. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truly. really. indeed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقة] gerçekten. hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefakâr, sadık, doğru: Çok hakikatli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal. true. constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) gerçekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefasız, dostluğu ve hakları unutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithful. disloyal. false in friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefâsızlık, sevgi ve dostlukta sebatsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithfulness. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hakikati, gerçeği, doğruluğu çok seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahmaklık, budalalık: Hamâkat etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حماقت] ahmaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «eşek sırtı» demek olan «harpeş» ten). Balık sırtı şeklinde çatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hareket, hareke). Harekeler, hareketler, (bk.) Hareket, hareke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرکات] hareketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakma, yanma, yanıklık. Harkat-ül-bevl — Belsoğukluğu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارپشت] kirpi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. -la) bazı böcek ve kabuklu hayvanların emme organı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maharet, fen ve sanatta geniş bilgi, olgunluk, tecrübe: Filân doktorun hazâkati söyleniyor. Başlıca doktorlar hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sth into account. allow. comprise in an account. consult. figure on. include. make allowance for. reckon. reckon in. to include in the reckoning. take account of / into account. take into account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yaratma, yaratış, Fars. Aferîniş: Hilkat-i Alem, hilkat-i beşer.

2.Yaradılışta olan hal, hılkî tabiat: O adamın hilkati öyledir, cömertlik o adamda bir hilkattir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. natural disposition. nature yaradılış. fıtrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. natural disposition / constitution. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلقت] yaratılış. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Hindistan'a ait, Hindistan halkına ait; (i). Hindistan'da çoğunluğun konuştuğu dil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle yangın yüzünden birçok kimse ve şeyin mahvolması; ateşte yakılan kurban. the Holocaust Nazilerin yaptıklan Musevi Katliamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ, topluluk ismi seçim hazırlığı; politikacıların konuşma yaptıkları yerler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kalabalıkta itişmek, itişip kakışmak; itip kakmak; acele ettirmek veya etmek; eline çabuk olmak; A.B.D., argo hileli satış yapmak, hile ile para kazanmak; A.B.D., argo fahişelik yapmak; i. itişip kakışma, acele, telâş; k.dili hummalı faaliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski mim. hamam ve odaları ısıtmaya mahsus yeraltı ısıtma tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevk» dan masdar).

1.Üste gelme, hastalıktan kalkma, iyileşme, hastalıktan kurtulup büsbütün iyi oluncaya kadar aradan geçen müddet: ifâkat bulmak. İfâkatta bulunanlara yarayacak yiyecekler.

2.Sarhoşluktan veya bayılmaktan kurtulma, ayılma.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افاقت] iyileşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2.Ayılma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. iğlâk). Kapamalar, bk. iğlâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double-storied (- storeyed Br. two storey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. illustration

resimleme

1. Resimlerle süsleme.

2.Kitap içindeki bir yazıyı açıklayan veya süsleyen resim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tanmlamak, tasvir et mek; anlatmak, izah etmek, tarif etmek; resim ile süslemek. illustrator i. tasvir eden kimse veya şey; kitap veya dergilere resim yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örnek, misal, izah edici herhangi bir şey; resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tarif eden, tanımlayan, tasvir edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ünlü, meşhur, şöhretli; şanlı, şerefli. illustriously z. şanl şöhretli bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A.) (c. iltikatât). Devşirip toplama. Kitaplardan bilgi toplama, tetkik, inceleme: Tarih kitaplarından iltikat ettiği bilgiler.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. in-line skate

sp. kaykaç

Özel olarak yapılmış ayakkabıların altına yerleştirilmiş krampona benzeyen bir dizi tekerlekle kayılarak yapılan bir spor dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yanmaz, ateş almaz, tutuşmaz; i. ateş almaz madde. incombustibil'ity i. yanmazlık. in combus'tibly z. ateş almayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. encrust.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üstüne kabuk bağlama; bağlanmış kabuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indicateur

fiz. gösterge

Bir aracın işlemesiyle ilgili bazı ölçümlerin sonucunu kendiliğinden gösteren araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sanayie ait, sınai, endüstriyel. industrial arts sanayide kullanılan teknik yetenekler. industrial design fabrika ürünü eşyanın güzel ve kullanışlı olmasını sağlayan tatbiki güzel sanatlar kolu. industrial disease bir sanayi kolunda çalı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanayii temel olarak kabul eden iktisadi sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanayide mevki sahibi, fabrika sahibi, fabrika yöneticisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sanayileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çalışkan, gayretli. industriously z. çalışkanlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanayi, endüstri; çalışkanlık, gayret; iş, meşguliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tükenmez, tüketilemez, arkası alınamaz; yorulmaz. inexhaustibly z. bitip tükenmeden, yorulmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setting up. meeting. concluding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haksızlık, insafsızlık, adaletsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır.

Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır.

Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen ‘mükemmel’ diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, ‘çınnn’ sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz.

Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi.

Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan ‘çın’ sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan gücünü aşan. Ar. fevkalbeşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superhuman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superhuman. transcendental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superhuman. preternatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) entrust.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (fiz.) sesin şiddeti ve berraklığı ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Düşürme.

2.Ölenlerin kılınmamış namazları ve tutulmamış oruçları için verilen sadaka.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sukut» tan masdar). t. Düşürme, aşağı atma.

2.Yok etme, yerine kaldırma.

3.Hükümsüz bırakma, iptal, başa gelmesi kaçınılmaz olan bir kazanın ufak bir hâdise ile olmuş hükmüne geçmesi: Ayağınızı incittinizse de bununla belki bir büyük kaza iskat olundu.

4.Mahrum etme, kaybetme: Haklarından iskat olundu.

5.Ölünün ruhu için, yani azaplarının affı için verilen sadaka: Iskat parası. İskat-ı cenin = Çocuk düşürme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sükût» tan masdar).

1.Susturma, sükût ettirme: Şu çocuğu iskât edin.

2.Münakaşayı kazanıp karşısındakini susturma: Bu delil ile kendisini iskât ettim.

3.Susturma, razı etme: Onu beş on kuruşla iskât edebilirsiniz.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسقاط] düşürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسقاط] düşürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسکات] susturma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

susturmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Iskat sadakası alan kimse.

2.Mezarlık dilencisi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİKAD) (a uzun) (i. A. masdar) (c. İtikaadât).

1.İnanma, kalben tasdik, iman: Tanrı’nın birliğine itikadım vardır.

2.Bir din ve mezhebin inanç yönü yani muamelât kısmı dışında esasını teşkil eden inanış: Itikad-ı ehl-l sünnet. Itikadât-ı bâtıla — Hurâfe çeşidinden asılsız şeylere inanma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creed. faith. belief. faith inan. inanç. iman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm belief in God. conviction. a firm belief. creed. faith. persuasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mensub olduğu mezhebe inanan, itikadı tam olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who has religious conviction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mensûb olduğu mezhebe itikadı olmayan, inanmayan, Ar. mülhid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbelieving. without religious faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mensûb olduğu mezhebe inanmama, Ar. Ilhâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of religious faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. at üstünde mızrak dövüşü yapmak; i. at üstünde yapılan merak dövüşü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğru, haktanır, haklı, adil; tam. the just iyiler (din edebiyatı). justly z. adaletle, haklı olarak. justness i. hak; hak ve adalete uygunluk, haklılık, adalet; doğruluk, dürüstlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. tam, tam tamına, kesin olarak; hemen, şimdi, biraz önce; ancak; hemen hemen; neredeyse; güçbela, darı darına; sadece, yalnız; k.dili çok. just how many tam tamma ne kadar. just now hemen şimdi, biraz evvel, tam şimdi. just then o arallk, o esnada,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. joust.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. just in time

gerektiğinde üretim

İhtiyaç duyulan yerde ve zamanda üretim yapma tekniği.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adalet, hak; hakkaniyet, doğruluk; hâkim. justice of the peace sulh hâkimi. bring a person to justice birine ettiğini buldurmak, birine cezasını buldurmak. chief justice yüksek mahkeme reisi, danıştay başkanı. do justice to haklı muamele etmek hak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mahkeme edilebilir, sorguya çekilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek hâkim; İng., tar. Norman kralları devrinde tüzel ve yönetimle ilgili kanunları incelemekle görevli kral vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dogruluğu ispat edilebilir, haklı çıkarılabilir, savunulabilir. justifiably z. haklı olarak. justifiableness, justifiabil'ity i haklı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haklı çıkarma veya çıkma, mazur gösterme; huk. iftira davalarında sanığın iddialarının doğruluğunu ispat etmesi; mazeret, sebep, hak; temize çıkarma, ispat; matb. sayfanın sağ kenarındaki yazıları taşırmama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mazur gösteren, haklıçıkaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. doğrulamak, haklı çıkarmak; suçsuzluğunu ispat etmek, temize çıkarmak; matb. yazının sağ kenarını taşırmadan düz yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Jüstinyen. Justinian Code Jüstinyen'in sistemleştirdiği Roma hukuku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. catena).

1.Vaktiyle küreğe verilen esirlerin ayağına vurulan zincirli halka, pranga.

2.Bir tür çok iri at. bk. Katana.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

select. elite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodthristy criminal. notorious murderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kapuska.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Bir kimsenin, bir şeyin veya bir olayın biçimi gülünç hale getirilerek çizilmiş resmi. 2.mec. Beceriksizce yapılmış şey, taslak: Ev karikatürü, insan karikatürü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricature. cartoon. take-off. travesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricature. cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricature. cartoon. comic strip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Karikatürist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricaturist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the art or work of a caricaturist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Karikatür çizmeyi meslek edinen ressam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricaturist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karikatür haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to caricature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek katı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very hard. rigid. stock-still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuşların taşları hazmeden mideleri, konsa: Tavuk katı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sert, katı, Ar. sulb.

2.Donmuş, donuk.

3.Hayran, şaşkın, hayretinden donmuş gibi duran: Kat kaldı = Donakaldı. Kat kala Son, en nihayet, artık ötesi olmayan, kat’İ: Kat kala bin liraya verilebilir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sıra, tabaka, birbiri üstüne konulmuş sıraların her biri, aşağıdan yukarıya sıralara bölünmüş bir şeyin her bir sırası: Yedi kat gök, yedi kat yer, bir evin birinci, ikinci, beşinci katı: Bu binanın beş katı vardır, duvarı bir kat taş, bir kat tuğla olarak yaptırdım.

2.Bükülmüş bir kumaş vesairenin her bükümü: Şu kumaşı, kâğıdı dört kat edin. Birinci katını kaldırın, iki katlı ip.

3.Bükme, kırma, kırım: Çuhanın kat yeri. 4.Birden bükülüp katlanan elbise vesaire takımı: Bir kat elbise, iki kat çamaşır.

5.Bir miktarın bir misli: Verdiğinin iki, beş katını aldı. Bir kat daha çalıştı = Bir o kadar daha. Bir kat yağ, iki kat su koymalı.

6.Derece, miktar: Kat kat = Derece derece, birçok derece ile. Bin kat = Bin kere, pek çok: Bu, ondan kat kat, bin kat iyi oldu (kat ender kat çok yanlış ve zevksizdir). İki kat =

1.İki misli, Ar. muzâaf: Bugün dünden iki kat sıcaktır.

2.Bükülmüş, kanbur: Zavallı ihtiyar iki kat olmuş, iki kat yürüyordu. Kırkkat = Hayvanların mideleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kesme, biçme: Ağaç kat’etmek. İpi bıçakla, makasla kat’etti. 2.Ayırma, bağlantısını kaldırma: Kat’-ı münasebet, kat’-ı alâka.

3.Yok etme, Ar. ref, imhâ: Kat’-ı ümîd, kat’-ı muhâbere.

4.Halletme: Davayı, meseleyi kat’etmek.

5.Geçme, yol alma, Ar. mürûr: Kat’-ı tarıyk, kat’-ı mesâfe: Bir günlük yolu sekiz saatte kat’ettik.

6.(geometri) Kesme, çizgi ve yüzeylerin birbirini kesip geçmesi (tekatû da denirdi). Kat’-ı rahm = Akrabayı ziyaret etmeme. Sıla-i rahim zıddı. Kat’-ı tarıyk = Yol kesicilik, eşkiyalık, haydutluk. Kat’-ı muhâbere = Münasebetleri kesme. Kat›-ı merâtib = Birbiri arkasından rütbe alıp yükselme. Kat’-ı mesafe = İlerleme. Kat’-ı nazar = Yüzçevirme, şöyle dursun: Astronomiden kat›-ı nazar, biraz coğrafya bile okutmuyor. Kat’-ı nâkıs = (geometri) Elips. Kat’-ı zâid = (geometri) Hiperbol. Kat’-ı münasebet = Dostluğu kesme. Kat’-ı dâvâ = Davayı halletme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. layer. ply. coating. storey. story. flat. floor. deck. multiple. coat. fall. lap. stair. fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat. coating. convolution. covering. crease. deck. flat. fold. layer. multiple. ply. pucker. slab. stratum. tier. floor. storey. story. time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor. fold. layer. stratum. story. storey. time (s. multiple. accomodation. bed. coat. covering. crease. ply. stage. tier. time. tuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قطع] kesme. 2.kesilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head and shoulders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in layers. multiplex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. catabolism.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. catabolisme

biy. yadımlama

Canlı protoplazmayı yapan büyük ve karmaşık yapılı moleküllerin enerji çıkararak yanması.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 13 yy.’dan itibaren Mekke’de hakim olan Şeriflerin atasına verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hatırasına saygı gösterilmek istenen kimsenin cenazesini koymak üzere yapılmış dekoratif kaide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catafalque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catafalque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Geceleri dışarıdan gelen bir ışığın tesiriyle görünen cihaz, reflektör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ. catacomba). Büyük yeraltı mezarlığı veya kemikliği; Roma katakombu, Paris katakombu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hile ve gözbağcılıkla aşırma, gürültüye getirip usulle yok etme: Bizim kitabı katakulli ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). İradenin kaybı, dış tesirlere karşı hassasiyetin ortadan kalkması ve hereket organlarına verilen herhangi bir durumun olduğu gibi sürüp gitmesi ile beliren bir hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Katalizle alâkalı, kataliz vasfında olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalytic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalytic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hava kirliliğini azaltmak için otomobil gibi motorlu araçlara takılan araç. Makineden çıkan egzos gazı dönüştürücüden geçirilir, dönüştürücü kimyasal reaksiyonları hızlandırarak, birleşim atmosfere salınmadan önce, çevreyi kirleten kimi maddelerin başka maddelere dönüştürülmesini sağlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Bazı cisimlerin kendileri hiçbir değişmeye uğramadan, başka cisimlerin birleşmeleri üzerine yaptıkları tesir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalyst. catalyzer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Belli bir tertibe göre yapılmış eşya listesi: Kitap kataloğu. Otomobil kataloğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalogue. catalog. beadroll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalog. catalogue. catalog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalogue , catalog , newsletter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika’dan gelme iri yapraklı bir çeşit ağaç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. catalysis, catalytic.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catamaran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catamaran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Macarca’dan). Ağır süvari. Katana beygiri = İri beygir ki, ekseriya ağır ve kaba yüke tahsis olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Taşıt dizisi: Deve katarı, otomobil katarı. Katar komutanı.

2.Vagondan ve lokomotiften meydana gelen dizi, tren: Bugün beş katar kalkacak Katar katar = Katar gibi dizilmiş, birçok: Kuşlar katar katar geçiyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

train. waggon. wagon. convoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qatar. qatari.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

train. caravan of motor vehicles. convoy of military vehicles. railway train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arab country on the peninsula of Qatar; achieved independence from the United Kingdom in 1971; the economy is dominated by oil. a peninsula extending northward from the Arabian mainland into the Persian Gulf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Qatar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında yarımada, Suudi Arabistan sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 30 Kuzey enlemi, 51 15 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 11,437 km².

Sınırları: toplam: 60 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 60 km.

Sahil şeridi: 563 km.

İklimi: Çöl iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla düzlükler ve kumla çakıllardan oluşan çöller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Qurayn Abu al Bawl 103 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.64.

daimi ekinler: %0.27.

Diğer: %98.09 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 130 km² (2002 verileri).

Doğal afetler: Duman, toz fırtınası, kum fırtınası.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 885,359 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.5 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 14.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 18.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.9 yıl.

Erkeklerde: 71.37 yıl.

Kadınlarda: 76.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.81 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.09 (2001 verileri).

Ulus: Katarlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %40, Pakistanlı %18, Hintli %18, İranlı %10, diğer %14.

Din: Müslüman %95.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %89.

erkekler: %89.1.

kadınlar: %88.6 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Katar Devleti.

kısa şekli : Katar.

Yerel tam adı: Dawlat Katar.

yerel kısa şekli: Katar.

ingilizce: Qatar.

Yönetim biçimi: İslam Hukukuna Dayalı.

Başkent: Doha.

İdari bölümler: 9 belediye; Ad Dawhah, Al Ghuwayriyah, Al Jumayliyah, Al Khawr, Al Wakrah, Ar Rayyan, Jarayan al Batinah, Madinat ash Shamal, Umm Salal.

Bağımsızlık günü: 3 Eylül 1971 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Eylül (1971).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Ör


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Aksu, ekbasma, perde.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulmasına halk arasında aksu, akbasma veya göze perde inmesi adı verilir. Çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok rastlananı yaşlılığın neden olduğu katarakttır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şap, bal.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı süzme bala, 1 kahve kaşığı dövülmüş şap konur. İyice karıştırıldıktan sonra göze sürülür. Bu işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cataract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cataract. cataract aksu. akbasma. perde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cataract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. katre). Ketreler, damlalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطرات] damlalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hayvanları bir sırada dizip katar yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Piskoposluk kilisesi; bir şehrin büyük kilisesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cathédrale

din b. başkilise

Piskoposluk makamı olan büyük kilise.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathedral. cathedral. minster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathedral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathedral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Y. kategorya). Aynı mahiyetteki şeylerin tamamı, zümre, grup.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. catégorie

fel. ve man. ulam

Nesnel gerçekliğin ve bilginin en genel ve temel özelliklerini, ilişkilerini yansıtan temel kavramların her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

category. predicament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

category.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

category. class. order. classification. predicament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şüpheye meydan bırakmayan, kat’İ, kesin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tread. to travel over. to traverse. to cover. to make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to travel over. to traverse. to intersect. to cut. to cut off. to terminate. cover. drive through. make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطف] devşirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. cathode.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sert, pek, Ar. haşin, Fars. dürüşt: Katı taş, katı toprak.

2.Kuru, Ar. yâbis, Fars. huşk: Katı ekmek, yumurta, et.

3.Şiddetli. Ar. şedîd, kavî, muhkem.

4.mec. Merhametsiz, acımaz: Katı yürek.

5.Pek, ziyade, çok: Katı yoruldu, katı susadı (eskimiştir).

6.Kuvvet ve şiddetle: Katı vurdu.Sertlikle, huşûnetle, dürüştlükle: Katı katı elime bir şey dokundu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuş midesi, bk. Kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun ve t kalın) (İ.A. «kat’» dan if.) (mü. kaatîa) (c. kuttâ).

1.Kesen, kat’ eden: Alet-i kaatıa.

2.Kısa kesen, son veren, durduran: Katî-ı humma = Sıtmayı kesen, (geometri): Hatt-ı kati = Bir daireyi iki noktasından keserek uzanan düz çizgi, Fr. sécante. Burhân-ı katî = Kat’İ delil (hi.) Meşhur sözlük, c. Kuttâ-ı tarıyk = Şehir dışı yollarda gelen geçeni soyan haydutlar, eşkıyâ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. firm. stiff. solid. insensitive. hard-boiled. callous. emphatic. emphatical. hard-and-fast. ironclad. rigid. sclerous. square. steel. steely. stern. strict. hard-line. fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. callous. firm. hard. rigid. rough. severe. solid. starchy. steely. stern. stiff. stony. strict. stringent. substantial. thick. tough. unfeeling. wooden. hard-boiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solid. hard. rigid. stiff. tough. stern. insensitive. draconian. flinty. hard core. starchy. stark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exact. final. flat. definite. absolute. conclusive. certain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. decisive. definite. final. certain. conclusive. crisp. crucial. definitive. determinate. direct. distinct. downright. exact. implicit. inappellable. liquidated. peremptory. plenary. positive. precise. sentential. specific. unconfutable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاطع] kesen, kesici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obdurate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

final guarantee. performance bond. fixed guarantee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard boiled egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAtip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاتب] yazıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle vazifeli kimse, sekret(Erkek İsmi) 2.Osmanlı devletinde divanın resmi yazılarını yazan vazifeli. 3.Devlet memuru. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır. - Katib Çelebi 1609-1658 yıllan arasında yaşamış ünlü bilgin. En mühim eseri Keşfü’z-Zünun’dur

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel ve iyi kaleme alınmış, Osm. münşîyâne: Kâtibâne ifade, bir tarz-ı kâtibânede. Eski yazı usûlüne uygun: Kâtibâne yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Bütün, hep, cümle: Katıbe-i ahvâlde emr-ü fermân hazret-i menlehül-emrindir (Osmanlı devrinde padişaha yazılan yazıların son cümlesi).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Katib).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A ).

1.Hepsi, cümleten, kâffeten, alelumum: Onlar katıbeten bu düşüncededirler.

2.Aslâ, hiç: Kat’a ve katıbeten.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاطبة] asla, kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kadife. 2.Bir nevi çiçek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekmek ile beraber yenilen şey, ekmeğe katılan peynir, yemek vs. Katıksız ekmek pek aç olmadıkça boğazdan geçmez. Katık bahası = Vaktiyle işçiye ve askere katık bedeli olarak verilen belirli para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

something eaten with one's bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a food eaten with bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Müsemmen usûlüne bir zamanlar verilmiş uydurma ad. bk. Müsemmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unadulterated. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solitary confinement with bread and water as food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kati» den smüş.). Vurulmuş, öldürülmüş, Ar. maktûl (maktûl daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kati» den if.) (mü. kaatile). Öldüren, helâk eden, ölüme sebep olan: Semm-i katil = Öldürücü zehir. Adam öldüren cânî: Katillerle zindana atıldı, katil asıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

killer. murderer. assassin. cutthroat. homicide. slaughterer. slayer. thug. thumper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assassin. butcher. homicide. killer. murderer. thug. murderous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assassin. murderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاتل] öldüren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قتل] öldürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Öldürme, helâk etme: Fırsat bulup düşmanını katletti. Kati ile ithânn olundu. Katl-i nüfûs = Adam öldürme. Katl-i nefs = Kendi kendini öldürme, intihar. Katliâm = Zaptolunan bir memleketin bütün ahalisini kılıçtan geçirme: Cengiz, istilâ ettiği yerlerin çoğunda katliâm emrini verirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katılaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participating. participant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertleşmek, Osm. dürüşt ve haşîn olmak: Toprak güneşten katılanır. Ekmek durdukça katılanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification. concretion. fixation. induration. rigor. rigour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertleşmek, Osm. dürüşt ve haşîn olmak: Bu toprak pek katıtaştı, ekmek durdukça katılaşır. Yaşadıkları korkulu hayat yüzünden haydutların yüreği katılaşmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harden. to stiffen. to become rigid. to become insensitive. to become unyielding. to set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertleştirmek, Osm. dürüşt ve haşîn etmek: Güneş toprağı katılaştırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harden sth / sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become definite. to finalize. to acquire a peremptory tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sertlik, peklik, Osm. salâbet, huşûnet, dürüştlük: taşın katılığı.

2.Kuruluk, Ar. yübûset, Fars. huşkî: Ekmeğin, toprağın katılığı.

3.Şiddet, metânet: Yüz katılığı.

4.Merhametsizlik, acımazlık: Yürek katılığı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardness. solidity. rigidity. stiffness. hardheartedness. sternness. insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance. participation. subscription. accession. accretion. share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. agreement. agreeing. accession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrument of accession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participant. participator. subscriber. actor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participant. participator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karışma, katılma, eklenme: Onun bize katılması, katılışı, münasebetsizdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Bir adamın katil olması, adam öldürmesi, katletme, cinayeti: Mahkemece katilliği ortaya çıktı; onun katilliğini herkes biliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katılış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession. attendance. participation. being added. addition. joining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. taking a share. accession. adherence. adhesion. attending. communion. convulsion. joining. participating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation certificate. declaration of accession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Publicly Offered Dividend Right Certificates)

Nakit karşılığı satılmak üzere, ortaklık haklarına sahip olmaksızın kardan pay alma, tasfiye bakiyesinden yararlanma ve yeni pay alma gibi haklar sağlayan bir kıymetli evraktır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). iltihak etmek, karışmak, eklenmek, Osm. munzam ve mülhak olmak, bir cemaatin içine girmek, beraber gitmek: Kervana katıldı. Çocuk, büyüyüp cemiyete katıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşırı derecede gülme, gıdıklanma sonunda nefessiz kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

play ball. be in the swim. be out of the swim. take a share in. sit for. attend. join. join in. participate. take part. accompany. go with. share. be out of breath. adhere. affiliate. ally. ally oneself. put in an appearance. attach oneself to. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgamate. attend. contribute. incorporate. join. mingle. partake. participate. to be added. to mingle. to join. to come in on sb/sth. to amalgamate. to go in for sth. to attend. to be absent. to agree with. to go along with sb/sth. to abet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adhere. to be added to. to be mixed with. to join. to enter into. to participate in. to agree with sb. to share in sth. to partake in sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katılmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katma, katış, karıştırma, Ar. meze, zam ve ilhak. Koç katımı = Ayrılmış olan koçların sürüye koyuverilmesi, koyunların çiftleştirilmesi ve bunun mevsimi. Koçkatımı fırtınası = Kasım başlarındaki fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketm» den if.) (mü. kâtime). Söylemeyip sır tutan, sır saklayan: Kâtimü’l-esrâr = Sırları saklayan, sır saklayıcı) (imüb. ketûm daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Katılacak miktar.

2.Katılacak kadar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur.

2.Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاتب] yazıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yazıcı ve münşî sıfat ve görevi, yazıcılık, Ar. kitâbet: Kâtiplik ediyor, kâtiplik insanı yoran bir iştir.

2.Yazıcılık mahareti, Osm. inşâ, yazılı olarak istediğini ifade edebilmek: Onun kâtipliği meşhurdur, öyle kâtiplik görmedim. Başkâtiplik = Osm. ser-kitâbet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). T. Erkek eşekle kısrağın veya aygırla dişi eşeğin birleşmesinden doğan hayvan ki, kısır olur. Osm. ester: Katıra binmiş.

2.mec. Katır gibi çifteli, hâin, hilekâr, terbiyesiz: Ne katırdır. Katırboncuğu = Ekseriya katırlara takılan mavi camdan boncuk. Katırtırnağı = Sarı çiçek açan bir cins bitki. Katırkuyruğu = Bir cins bitki. Katıryemeni = Eskiden çocuklara giydirilen altı kalın ve tabanları ağaç kabuğu ile doldurulmuş ayakkabı. Katıryılanı = Bir çeşit engerek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katır kutur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule. hinny. stubborn person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule. stubborn. bad-tempered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sert ve kaba ses çıkararak: Elmayı katır kutur yedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruchingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mavi sırçadan, iri boncuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katırlarını kira ile işleten veya bunlarla eşya taşıyan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muleteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muleteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden, acı bir bitki (gippocrepis comosa).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden, dalları pek ince, çiçekleri sarı bir bitki. (Lat. genista luncea).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(genista luncea): Baklagiller familyasından; dik duran çalı halinde, her zaman yeşil olan odunsu bir bitki cinsidir. Genç sürüngenler, narin yapılıdır. Üzerinde çok sayıda yaprak bulunur veya yapraksızdır. Çiçekleri sarıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Hazmı kolaylaştırır. Böbrek ve safra kesesi taşlarının düşürülmesine yardım eder. Mesane hastalıklarını tedavi eder. Romatizma ve nikriste de faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalp hastalıklarında da kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içine başka şeyler karışmış olan, Ar. mahlut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure. mixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçine başka şeyler karışmamış, sâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pure. unadulterated. fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Katılmak, karışmak: O da bize katıştı.

2.Birbirine girmek, birbirine karışmak: İki sürü katıştı, halk birbirine katıştı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine karıştırmak. Geceyi gündüze katıştırmak, halkı birbirine katıştırdı’, kuzuları koyunlara katıştırmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. never. absolutely. definitely. on no account. up to the -. not at all. no soap. not a whit. in no wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolut. bestimmt. strengstens. durchaus nicht. keineswegs. beileibe nicht. nicht für geld und gute worte. nie und nimmer. überhaupt nicht.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). İlâve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contribution. addition. additive. appendage. part. subscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

additive. contribution. help.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contribution. addition. assistance. aid. help. additive. alloy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

additive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

additive. preservative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

additive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing an additive. alloyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unmixed. unadulterated. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pure. free from additives. unalloyed. true. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قتل] öldürme, katil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bükme, kat kat etme, devşirme. Katlama yeri = Büküm yeri, kıvrım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. folding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. doubling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kumaş vesaireyi kat kat bükmek, bükerek sarmak, devşirmek: Kumaşı, elbiseyi, çamaşırı katlamak, kâğıdı ikiye katlamak.

2.İki kat etmek, tekrarlamak: Çifti İki, üç kere katlamak, tarlayı iki, üç kere sürmek.

3.Hamuru ince açmak, yufka yapmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. pleat. bend. crease. crimp. double. drape. enfold. fold down. infold. shut. tuck. tuck up. turn back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. crinkle. double. fold. punish. slaughter. tuck. turn. wrap. to fold. to pleat. to walk over sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fold. to fold up. crumple. enfold. flap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ).

1.Kıvrım kıvrım, büklüm büklüm bükmek.

2.Çaresiz râzı olup kabûl etmeye mecbur eylemek: Hastalık zavallıyı çocuklarından ayrılmaya da katlandırdı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Herhangi biri katlanmak: Vatan için her türlü mahrumiyete katlanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing. endurance. being folded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kat kat olmak, bükülmek, eğilmek: Beli katlanmış, bu kumaş iyi katlanmış.

2.Çaresiz kabûl etmek, isteyerek veya istemeyerek râzı olmak, çekmek: İnsan evlâdı için her şeye katlanır. Bükülmek, eğilmek: Mukavva kırılmadan katlanmaz, saç zor katlanır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take one's medicine. stand the racket. endure. take. take it. tolerate. accept. digest. bear. undergo. go through. abide. brook. crease. do with. double. face. face up to. grin and bear it. last out. lump. lump it. put up with. sit down under. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abide. bear. collapse. endure. fold. stomach. tolerate. to fold. to bend. to put up with. to bear. to stand. to endure. to tolerate. to abide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be folded. to bear. to tolerate. to endure. to put up with. to resign. abide. brook. eat crow. face. fold. stomach. support. take it. take lying down. undergo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Çaresiz kabûl edip râzı olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kumaş, elbise vesaireyi birine kat kat ettirip devşirmek: Bu kumaşları kime katlatacağız? Şu elbiseyi eli yakışır birine usuliyle katlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assassination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murder. slay. to murder. to kill. to butcher. to assassinate. to spoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to murder. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kat kat katlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugated. folded. -storied. having. storeys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folded. turnup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughter. massacre. butchery. battue. bloodletting. bloodshed. carnage. decimation. hecatomb. pogrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodbath. carnage. massacre. slaughter. genocide. pogrom. bloodbath kırım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

massacre. mass murder. blood bath. butchery. carnage. hecatomb. mass execution. wholesale slaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katmak işi. Katılmış: Eklenmiş, Ar. mülhak, munzam: O, sonradan katmadır, bk. Katmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addition. attachment. excess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addition. adding. annexation. added. supplementary. infusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexed budget. supplementary budget. subsidiary budget (the budget of a state enterprise , the expenses of which.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value added tax. value added tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Eklemek, Osm. ilhak, ilâve, zammetmek: O da adamını kervana kattı, koyunlarını sürüye kattı.

2.Alt tarafına, arkasına getirmek, yanına, beraberine vermek: Kafileye polis katmak.

3.Karıştırmak, Osm. meze ve haltetmek, koymak: Sirkeye su katmak.

4.Karıştırmak, karmakarışık etmek, fesâda düşürmek: Alemi birbirine kattı.

5.Önüne alıp takip etmek: Düşmanı önüne kattı. Geceyi gündüze katmak = mec. Aşırı derecede çalışmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

add. join. annex. mix. adjoin. affiliate. ally. append. include. incorporate. inosculate. integrate. interpolate. load. mingle. number. put in. run in. superadd. tack. tinge. weave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgamate. annex. compound. embody. include. incorporate. integrate. lend. mingle. to add. to mix in. to mingle. to incorparate. to include. to count sb/sth in. to send with. to annex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to add. to mix in. to send with. to annex sth to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layer. bed. stratum. deposit. sheet. sphere. stage. system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. stratum. layer. stratum tabaka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layer. stratagem. bed. seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Katmandu, Nepal'in başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stratification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stratification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stratify. to become stratified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stratified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir şeyin kat kat olması, çok yapraklı olması: Gülün, çiçeğin, böreğin katmeri, elbisenin katmeri. 2.Kat kat, çok yapraklı, katmerli: Katmer çiçek, börek, elbise.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ply. layer. flaky pastry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layering. being in layers. layer. doubling. ply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katmerli hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become layered. to increase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kat kat, birçok katlan ve çok yaprakları olan: Katmerli gül, çiçek, katmerli börek, katmerli fistan.

2.mec. İki kat, Ar. muzâaf, aşırılık: Artık bu, yanlışın, edepsizliğin katmerlisi oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in layers. double. multiplex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie based upon another lie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. Y.’dan). Papa’nın rûhânî liderliğini ve başkanlığını tanıyan en büyük Hıristiyan mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. catholik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Catholic. papist. roman catholic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katolik mezhebi ve Katolik mezhebinde bulunanların usûl ve tarzında: Katolikçe ibâdet, Katolikçe Ayîn, Katolikçe vaftiz oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Katolik mezhebi: Katolikliğin Ortadoksluk’tan Protestanlık’ tan daha çok farkı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicism. catholicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Negatif elektrot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çam ağacından veya maden kömüründen çıkarılan koyu, ağır kokulu ve bulaşıcı bir sıvı ki, sanayide ve tıpta kullanılır: Katran suyu = Katrandan tasfiye edilerek çıkarılan tıbbî sıvı. Katran hapı, katran ruhu denilen ilâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tar. bitumen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tar. pitch. bitumen. common black pitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(sedirağacı): Çamgiller familyasından; Lübnan dağlarında ve yurdumuzda Toros dağlarında yetişen 40 metre kadar boyu olan çok gösterişli ve heybetli bir ağaçtır. Dalları yataydır. Yaprakları iğne gibi olup, demet şeklindedir. Renkleri, genç yaşında koyu yeşildir. Zamanla açık mavi yeşile dönüşürler. Kozalağı, olgunken açık kestane renkli, uzunca, oval şeklinde ve 8-12 cm boyundadır. Tohumlarında reçine vardır. Odunu kokuludur. Gövde ve dallarının kapalı yerlerde yakılmasıyla sarıkatran elde edilir. Kullanıldığı yerler: Mikrop öldürücüdür. Cilt solunum yolları hastalıklarında kullanılır. İdrar söktürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çayır mantarlarından, şapkasının alt yüzü dilim dilim bir çeşit mantar (polyporus igniarius).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(agaric): Çayır mantarlarındandır. Şapkasının alt yüzü dilim dilimdir. Kullanıldığı yerler: Solunum yolları hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürmek: Yere çakılacak kazıkları çürümemesi için katranîamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tar. to cover with tar. to pitch. to caulk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tarred. to be covered with tar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürdürmek: Arabayı katlanlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katran sürülmüş veya karıştırılmış: Katranlı kazık, katranlı su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tarry. tarred. bituminous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Bir çeşit yanardağ camı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Matbaacılıkta kullanılan bir ölçü birimi. Katrat, İngiliz ölçüsü olan inç’in altıda biridir ve on iki puntoya eşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. katarât). Damla. Katre katre = Damla damla, damlayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a drop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطره] damla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Damla. Damlayan şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir damla arayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Damla saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bin trilyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrillion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrillion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir kemiyetin (niceliğin) kaç katı alındığını gösteren sayı: 5a ifadesinde 5 sayısı a’nın katsayısıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Daha veya en çok kat’ eden (kesici).

2.Kâğıtları oyarak dantele benzer yapraklar yapan sanatkâr.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kati» den imüb.). Pek öldürücü, çok can alıcı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'da çok bulunan yeşil çekirgeler familyasından ve on ayakları ile tiz bir ses çıkaran böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cation

kim. artın

Bir çözeltinin elektrolizi sırasında katotta toplanan iyon.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cümlede). Büsbütün, hiç, asla: Ben, onu kat’an görmedim. Asla ve kat’a bilmiyorum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعا] kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعا] kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kat’İyye).

1.Kestirme, şüphe ve tereddüde yer bırakmayan: Kat’İ söz.

2.Kararlaştırılmış, vazgeçilemez, mukarrer, kesin, red ve iadesi mümkün olmayan: Kat’İ karar, kat’İ hüküm.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعی] kesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesin olarak, kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعيت] kesinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da kullanılmaz). Kestirme olarak, asla tereddüt ve şüpheye yer vermeyen veya geri dönülmesi mümkün olmayacak şekilde, kesin olarak: Kat’lyyen cevap verdi, kat’iyyen karar verildi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قطعيا] kesinlikle. 2.asla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Birleştirmek, yan yana getirmek, temas ettirmek, Osm. ilsak etmek: Etekleri, önünü kavuşturmak, ellerini göğsü üzerinde kavuşturmak.

2.Mülâkat ettirmek, bir yere getirip görüştürmek. Ayrılıktan sonra birleştirmek: Allah sizi sevdiklerinize kavuştursun.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring together. fold. restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. to cause to meet. to bring together. to unite. to cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reunite sb sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) büyük bir dikkatle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. kerem, güsterden = döşemek). Lutuf ve kerem saçan, kerem sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit man. hired assassin. hired gun. hatchetman. professional criminal. professional killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putrefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make speak. to draw sb out. to play very well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb talk. to allow sb to talk with. to make sb talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bustle. chase. to bustle about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run hither and yon. to rush from one place to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.).

1.Kovuşturmak işi. 2.Suçu bildirilen biri hekkınde yapılan soruşturma ve araştırma, takibat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecution. investigation of a case by a legal agency of the state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Peşine düşmek, takip etmek, kovalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecute. to prosecute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to investigate a crime. to prosecute sb. to take criminal proceedings against sb. to proceed against sb by law. to initiate / to institute / to take / to recur to / to have recourse to le. legal proceedings against sb. prosecute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski, işe yafamaz, kullanıla kullanıla bozulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilapidated. junky looking. ramshackle. conk out. decrepit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavlada bir oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Et, Ar. lahm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arsız, edepsiz, utanmaz, pervasız, haddini bilmez: Pek küstah adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insolent. arrogant. bold. bold-faced. cheeky. impertinent. assuming. audacious. brash. brassy. chesty. cool. too familiar. flip. flippant. fresh. ill-mannered. impudent. insulting. malapert. overbearing. presuming. presumptuous. stroppy. unabashed. w.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. audacious. blatant. bold. brash. brazen. cheeky. chit. cool. defiant. flippant. forward. fresh. impertinent. impudent. presumptuous. saucy. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. insolent. audacious. bold. brazen. cheeky. defiant. flippant. forwardness. hot shot. impertinent. impudent. lordly. overbearing. presumptuous. sassy. snotty. unblushing. unbridled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arsızca, edepsizce, terbiyesizce, haddini bilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presumptiously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impudently. insolently. cheekily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogantly. forwardly. with a high hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arsızlık, edepsizlik, terbiyesizlik, yervâsızlık, cür’et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audaciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogance. audacity. brass. cheek. effrontery. gall. impudence. nerve. presumption. sauce. insolence. cheekiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogance. effrontery. insolence. brass. cheek. chutzpan. face. flippancy. hardihood. impertinence. liberty. nerve. presumption. temetry. toploftiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. küşte-gân). Öldürülmüş, Ar. maktûl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küsterden fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Döşeyen. Merâhim-küster = Merhametli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Değirmen taşı imalinde kullanılan taş.

2.Bileği çarkı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Küstere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mimosa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden, dokunulduğu zaman yaprakları pörsüyen bir bitki (Lat. mimosa pudica).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yediğini çıkart mak: Kusturacak bir ilâç lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to vomit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb vomit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gücendirmek, darıltmak, muğber etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offend. hurt. make angry. vex. dissatisfy. huff. miff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kusturan, Ar. mukayyî: Kusturucu ilâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vomitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an emetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuş tüyü gibi pek yumuşak oturacak, yatacak yer; kuştüyü ile doldurulmuş: Kuştüyü yetak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gevşek, sülpük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ardı kesilmeksizin, durmaksızın, devamlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) tre (i.), (s.) donukluk; (s.) cansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.)göllerde hâsıl olan; göle ait, gölcül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. zooloji). Kabuklulardan, ıstakoza benzer bir deniz hayvanı. Makaslarının olmaması ve duyargalarının uzun ve kuvvetli olmasıyla ıstakozdan ayrılır. (Lat. paliniris vulgaris).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hanımeline benzer bir bitki, (bot.) Viburnum tinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاینقطع] kesintisiz, sürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik) (İ. ligatura = bağ). Salamastradan yapılmış, sicim ve bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar. tâbirlerde «liyâka» şeklinde de kullanılır).

1.Lâyık olma, yararlılık, değerlilik, istihkak: O adamın bu işe, bu işin size liyâkati vardır; her işte liyakat aramalı.

2.Ehliyet, iktidar: Erbâb-ı liyâkatten; onun iktidar ve liyâkati bellidir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. suitability. capacity. competence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. deservingness. worthiness. suitability. capability. competence. desert. mark. qualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لياقت] yaraşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Layık olan, değerlilik, yararlılık. 2.İktidar, hüner, fazilet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Liyâkatli, değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. liyâkatmend’in c.),. Liyâkatliler, değerliler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehil, müstahak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. worthy. deserving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

würdig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. worthy. deserving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

würdig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehliyetsiz, bk. Liyâkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. imcompetent. unworthy. undeserving. inadequate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehliyetsizlik, bk. Liyâkat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çekirge, zool. Acridium; ağustosböceği, zool. Cicada; salkım ağacı, akasya ağacı, bot. Robinia pseudoacacia; keçiboynuzu, bot. Ceratonia siliqua.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İsmin yer gösteren hâlidir. Fiilin cereyan ettiği yeri gösterir. Lokatif ekleri -da, -de, -ta, -te’dir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. locatif

db. bulunma durumu

Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda bulunuş bildiren, -da / -de, - ta / -te ekleri ile kurulan durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. fıkıh). Sokakta bulunup alınan ve sâhibi belli olmayan şey.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şehvet, şehvet düşkünlüğü; nefsaniyet; çok kuvvetli ve karşı konulamaz arzu; arzu, heves, düşkünlük; f. şehvetli olmak. lust for, lust after şehvetle arzu etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ing. -tre i., f. parlaklık, parıltı; cila; şaşaa, göz allalık, ihtişam; şamdan, avize, ışık veren şey; çok güzel olma; şöhret; f. cilalamak, parlaklık vermek. lusterware i. sırlı çanak çömlek. lusterless s. cilâsız, donuk, mat; zevksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şehvet düşkünü, şehvetli. lustfully z. şehvetli olarak. lustfulness i. şehvet düşkünlüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arınmaya ait; arınmak için kullanılan; beş senede bir olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. törenle arıtmak, yıkayıp arıtmak (ayinde); şartlamak. lustra'tion i ayinde yıkayıp arıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. luster.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. parlak. lustrously z. parlak olarak. lustrousness i. parlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. tra, trums) (eski) Roma'da beş senede bir yapılan nufus sayımı; bu zamanda yapılan genel arınma; beşsenelik müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vücudu kuvvetli, sağlam, dinç, canlı, gürbüz; kuvvetli. lustily z. kuvvetle, şiddetle. lustiness i. kuvvet, şiddet; şevk, iştah, zevk, canlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماء مقطر] damıtık su.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Tabiat üstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kazınmış resimler ve yazılar, hâk san’atıyla yani hâkkâklıkla yapılmış şeyler, hâkkâklık işleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.) (m. mahlûk). Mahlûklar, yaratılmış şeyler, (bk.) Mahlûk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. mahrûka, bu mânf ile kullanılmaz). Isınmak, yemek vesaire peşirmek için yakılan maddeler, ateş yakmaya yarayan şeyler, odun, kömür vesaire: Bu kış mahrukat pahalıdır; Erzurum’da mahrukat pek kıttır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروقات] yakacak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Makad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttocks. rump. anus. fundament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. intibak edemeyiş, uyumsuzluk. maladjusted s. intibak edemeyen, uyumsuz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sukuut»dan im). Düşülen yer, bir şeyin düştüğü yer. Mif kat-ı re’s = Doğulan, dünyaya gelinen yer, vatan, doğum yeri: Sâdî’nln maskat-ı re’si Ştrâz’dır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسقط] düşüş yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Doğum yeri. (bk.) Maskat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسقط رأس] doğum yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uzun a ile) (i. A. c.) (m. maktâ). Maktâlar. (bk.) Maktâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mekteb). Mektepler, (bk.) Mektep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mektûb). Mektuplar, (bk.) Mektup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتيب] mektuplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتب] okullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتب عاليه] yüksekokullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتب عسکریه] askerî okullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uzun a ile) (i. A. c.) (m. maktel). Makteller, ölüm yerleri. (bk.) Maktel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملکات] yetiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. difficulty. gruelling. grueling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardship. trouble. difficulty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشقت] sıkıntı, güçlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «şak» dan mimli masdar) (c. meşâk).

1.Güçlük, sıkıntı, zorluk, eziyet: Bu işte çok meşakkat çektim.

2.Zahmetli iş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. hard. arduous. gruelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Darbolunmuş, basılmış sikkeler: Meskûkât-ı Osmâniyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسکوکات] madenî paralar, sikkeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bir ölüden kalan eşya ve mal, Ar. muhallefât: Metrûkâtı veresesine aittir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متروکات] miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «vakt» ten iz.) (c. mevâkıt).

1.Tâyin ve tahsis olunmuş vakit, belirli vakit.

2.Hacıların ihrâma girdikleri yer.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üzerinde kalem kesmeye mahsus kemik veya fildişi parçası. Dilimize miktâ şeklinde geçmiştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ميقات] buluşma yeri. 2.buluşma zamanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tesbit edilen yer ve zaman. 2.Mekke yolu üzerinde hacıların ihrama girdikleri y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. cerrahî). Cerrahlara mahsus cımbız ve maşa gibi Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (ia. A.). Merdiven, basamak, derece.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. güvensizlik,itimatsızlık, şüphe; f. güvenmemek, hakkında şüphe etmek. mistrustful s. güvensiz, şüpheli, kuşkulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. tam kelime, en uygun kelime, yerinde söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fark» tan).

1.Ayrılma, birinden uzaklaşma, ayrılık: Dostlarından mufârakat etmiş.

2.Bir yeri terk edip gitme: Ticaret için memleketimden mufârakat edeli epeyce oluyor; oradan mufârakatımda.

3.Karı koca arasında ayrılma, boşanma: Evlendiğinin senesinde mufârakat oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) mufarakat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kat’» dan). Arazinin kesime verilmesi, tesirîl bir kira karşılığında kiralanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arabic word for headquarters or administrative center; 'Arafat was holed up in the mukataa of his West Bank compound'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arabic word for headquarters or administrative center; 'Arafat was holed up in the mukataa of his West Bank compound'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i.). Muka’taa şeklinde kiralanmış arazi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketb.den masdar) (c. mükâtebât). Biribirine yazma, mektuplaşma, muhabere: Babamla muntazam mükâtebemiz vardır; ortağımla mükâtebeyi kestim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kati» den).

1.Birbirini öldürme, vuruşma.

2.Muharebe.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketb.den İf.) Biriyle mektuplaşan, sık sık yazan, muhaberede bulunan: Orada bir mükâtibim vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kat’» dan imef.) (mü. mukattâa). Kesilmiş, kesik, ayrı. Hurûf-ı mukattâ = Ayrı ayrı yazılan ve birbirlerine bitiştirilmeyen harfler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.).

1.Kesik şeyler, eksik parçalar.

2.Her biri bir kelimeye delâlet eden harfler ve eksik terkipler vs., ilah. İşaretler gibi ki vesaire, ilâAhıre tâbirinden kesilmiştir.

3.Eksik şiir parçaları, çeşitli gazel ve kasidelerden vs. alınmış beyitler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «katr»dan imef.) (mü. mukattara). Taktîr olunmuş, inbikten çekilmiş, damıtılmış. MS-İ mukattar = Inbikten çekilmiş su.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقطر] damıtılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «lika» öan masdar). Buluşma, birleşme, görüşme: İki imparator filân yerde mülâkat edeceklerdi; aralarında mülâkat olacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. interview görüşme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (I. A. c.).

1.Mülhaklar, ekler, bağlantılar.

2.Bir merkeze bağlı ve tâbf yerler: Konya vilâyetinin mülhakatı çoktur; oranın gümrüğü filân müdüriyet mülhakatındandır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nokta» dan imef.) (mü. münakkata). Nokta konmuş, noktalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kat’» dan if.) (mü. münkotıa). I. Kesilmiş, kesik, arası kesilen, aralık veren, aralıklı, fâsılalı: Yağmur bir müddet münkatî oldu.

2.Arkası gelmeyen, son bulan: Cengiz sülâlesi Çin’de münkatî oldu.

3.Ayrılmış, kesilmiş, bağlantısı kalmamış: O, bizden büsbütün münkatî oldu. Herkesten kesilip yalnız bir kişiye intisâb eden: Filân zâta münkatî idi (şimdi bu mânâda kullanılmıyor). Geyr-I münkatî = FAsılasız, sürekli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kat’» den if. infial). Kesilmiş. Munkatı’ olmak = Kesilmek, arkası gelmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıfk» tan masdar). Arkadaşlık, yoldaşlık, birlikte bulunma: Bu yolculukta bana kim mürâfakat edecek?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsabaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» dan masdar). İki kişi arasında sâdıkane davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Yumruk.

2.Avuç.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مشت] yumruk. 2.avuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kızmış (erkek fil veya deve); i. kızgınlık; kızgın fil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( yardımcı )f., i.- meli, -malı (gereklik, zorunluk, ihtimal ve kesinlik belirtip geçmiş veya şimdiki zaman için kullanılan çekimsiz bir fiil); i., k.dili şart, gereklik. He must go. Gitmelidir. He must have gone. Gitmiş olacak. I must ask you to go. Ha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küflülük; küf kokusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., şıra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (muşt = yumruk, zeden = vurmak). Yumrukla güreş eden, yumruk güreşinde mahir pehlivan, boksör, Fr. boxeur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yumruk güreşi, boks, Fr. box.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «muşt» tan galat).

1.Yumruk.

2.Dikicilerin dikdikleri şeyin içine geçirdikleri maden top. Muşta talimi = Boks antrenmanı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brass knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knuckleduster. brass knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow with the fist. brass knuckles. hit. bang. sleeker. punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebd» dan |f.). Osm. İstib’Ad eden, kul edinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acele» den imef.) (mü. müstâcele). Çabuk yapılması istenen, istîcâl olunan, sıkıştırılan, aceleli: Bu iş müstâceldir, müstâcel bir mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. pressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele ile, çabuk olarak, İşi tâcîl ederek: Bir mektup yazıp müstâcelen gönderdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele olma hâli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUSTAFA) (i. A. «safvet» imef.) Seçilmiş, seçkin. Peygamberimiz’in isimlerindendir: Hazret-i Muhammed Mustafa.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Temizlenmiş, seçilmiş, güzide. 2.Hz.Peygamberin isimlerinden. 3.Sa’d Suresi 47.ayette geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Mustafaviyye). Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «afv» dan), istifa etmiş, işinden çekilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has resigned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gufrân» dan if.) (mü. müstağfire). Ettiği günahların affını Tanrı’dan isteyen, tövbe ve istiğfâr eyleyen: Sonunda müstağfir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (I. A. «şugl» dan İf.) (mü. müştagıle). Bir işle uğraşan, meşgul, iştigal eden («meşgul» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. «gıyâs» dan if.) (mü. müstagîse). Istigase eden, yardım isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ganî» den if.) (mü. müstağniyye).

1.İhtiyacı olmayan, muhtaç olmayan: Güzel yüz, boyadan müstağnidir.

2.Sahip olduğu şeyle kaneat eden, tok gözlü: Pek müstağnî adamdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gark» tan imef.) (mü. müstağraka). Dalmış, daldırılmış, batmış: Servete müstağrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garabet» ten imef.) (mü. müstağrebe). Şaşılan, garip, acaip, inanılmayacak: Pek müstağreb bir iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garâbet» ten if.) (mü. müstağribe). Şaşıran, şaşa kalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk.dan imef.) (mü. mustahakka).

1.Hak kazanmış, haklı, istihkakı olan, lâyık: O adam mükâfata müstahaktır. Cezaya müstahak bir adam.

2.Hak edilen şey, bir adamın lâyık olduğu mükâfat veya ceza: Allah müstahakını versin (ekseriya ceza, şaka için kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthy of. deserving of. meriting. condign. just.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get what is coming to one. to get one's just deserts. deserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den imef.) (mü. müstahbere). Haber alınmış, işitilmiş, duyulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacer» den imef.) (mü. müstahcere). Sertleşip taşa dönmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıdmet» ten imef.) (mü. müstahdeme). Hizmette bulunan, kullanılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employee. servant. cleaner. messenger. doorman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who works as a cleaner. messenger or doorman in a government office. employee (generally of a lower status. jobholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan İf.) (mü. mustahfiza).

1.«Muhafız» gibi «koruyan» mânâsiyle kullanılmışsa da Arapça’ da mânâsı değişiktir.

2.imparatorluk ordusunda nizâmiye ve redif hizmetinden sonra yani kırk yaşını geçkin olanların bulundukları ve asıl görevleri savaşta memleketin asayişini korumaktan ibaret olan sınıf ve bu sınıfa ait.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den if.) (mü. müstahîle). Mümkün ve kabil olmayan, İmkânsız: Bu işin böyle olması müstahîldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakaret» ten imef.) (mü. müstahkare). Hakaret nazariyle bakılan, itibarsız: Dinsiz, daima müstahkardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm» den İf.) (mü. müstahkeme).

1.Muhkem, metin, kuvvetli, sağlam: Müstahkem bir yapı.

2.(askerlik) Kale gibi, düşmana karşı muhafazaya mahsus şeylerle kuvvetlendirilmiş, istihkâmlı, istihkâmlı olan: Müstahkem bir mevkî, bir şehir, bir liman.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong. solid. fortified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restricted / prohibited area. fortified post. fortress. citadel. fortified place. fortified position. stronghold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» dan imef.) (mü. müstahrece). Bir şeyden çıkarılmış, alınmış: Filân kitaptan müstahrec birkaç fıkra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. müstahsalât). Husûle gelmiş veya getirilmiş (aslı: «mütahassıl»),

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasen» den imef.) (mü. müstahsene).

1.Herkesin güzel bulup beğendiği, makbûl, güzel.

2.(musiki) Bir ney ve Ahengin (düzen) çeşidi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Husûle getiren ve hâsıl eden (doğrusu: «muhassıl»).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan İmef.) (mü. müstahzara).

1.Huzûra getirilmiş, celbedilmiş, getirilip hazır ve mevcut olan. Hazırlanmış.

3.Zihinde saklı, hatırlanan.

4.Ambalajlı, hazır ilâ;.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-made drug. preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. factory-made pharmaceutical. chemical or cosmetic. concoction. patent medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. müstahzara) (bu suretle isim gibi pek kullanılmaz).

1.Hatırda tutulup İcabında kullanılan bilgi, tarih ve edebiyata ait fıkra, şiir vesaire.

2.Hazır ilâçlar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.) (mü. müstahzıra).

1.Huzura getiren, celbeden, hazır ve mevcut hâle koyan.

2.Hazır eden, hazırlayan, yapan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müştalle). Yanmış, tutuşmuş, ateş almış, alevlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den if.) (mü. müstaîne). Yardım isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yardımına başvurarak, imdat ve yardımını isteyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTAİDD) (i. A. «uddet» ten if.) (mü. müstaidde).

1.Bir şeye hazırlanmış gibi kabiliyeti olan, istidat sahibi. 2.Terbiye almaya istidat ve kabiliyeti olan, zeki, uyanık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şevk» ten if.) (mü. müştâka) (c. müştâkîn). Özleyen, arzu eden, göreceği gelmiş olan, can atan: Evlâdına, memleketine müştaktır («müştakk» ile karıştırılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTAKK) (i. A. «şakk» tan imef.) (mü. müştakka). Diğer bir kelimeden çıkmış, ondan ayrılmış, diğer bir kelimeden türemiş: Kışlak, kış’tan müştaktır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İştiyaklı, özleyen, göreceği gelen, can atan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kararı dan im.) (aslı müstakırr). Yerleşilen ve karar kılınan yer, durulan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabl» den imef.) (mü. müstakbele).

1.Gelecek, önde bulunan, ilerdeki: Müstakbel zaman. (I. A. c. müstakbelât).

2.Gelecek zaman, istikbâl. (edebiyat) Fiilde gelecek zaman kipi, istikbal.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. intended. prospective. unborn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kıllet» ten if.) (mü. müstakille).

1.Kendi başına, başlıbaşına, bir yere bağlı ve tâbî olmayan.

2.Ayrıca, kendi kendine: Aradaki kapı kapanırsa bu daire müstakil bir ev olur.

3.(Türkçe) Bilhassa, ancak: Bunu müstakil (sırf) beni kızdırmak için yapıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-contained. separate. private.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independent bağımsız. detached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. independent. autonomous. self-governing. detached. self-contained. individual. free. sovereign. integral. freestanding. motor home. substantive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kendi başına olarak, bir yere tâbî ve bağlı olmaksızın.

2.Ancak, bilhassa: Müstakillen sizi görmeye geldim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kıyâm» dan if.) (mü. müstakıyme).

1.Doğru, düz: Hatt-ı müstakim.

2.mec. İffetli, namuslu, hilesi olmayan.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستقيم] doğru, düz, dosdoğru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğru, düz, dik. Temiz, namuslu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müstakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «karz» dan imef.) (mü. müstakraza). İstikrâz olunmuş, borç alınmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( i. A. «karz» dan if.) (mü. müstakrize). İstikrâz eden, borç alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kutb» dan if.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Işıkların bazı şeffaf yüzeylerden geçerken aldıkları şekilleri belirtmeye mahsus Alet, Osm. mıkyâs-ı Istiktâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» dan imef.) (mü. mustalaha).

1.Istılahlı, terimli olan

2.Anlaşılmaz ve garip kelime ve terkiplerle dolu olup herkes tarafından anlaşılmayan: Pek mustalah bir mektup yazmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Muşta ile vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hit with one's fist or brass knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTAMEL) (ı. A. «amel» den imef.) (mü. müstâmele).

1.İstimal olunan, kullanılan: Bu tâbir hâlâ müstameldir.

2.Kullanılmış, eski, eskimiş olan: Müstamel elbise satıyor. ‘


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umrân» imef.) (mü. müstâmere). Bir yere göçmen göndererek bayındır hâle getirilmiş, koloni: Afrika’nın müstâmer sahilleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. müstâmerât). Göçmen gönderilmiş ülke: Kanada, vaktiyle İngiltere ve Fransa’nın müstâmeresi idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umrân» dan if.) (mü. müstâmere). Göçerek yerleşen ve bayındır hâle getiren, kolonizatör.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'ya mahsus yabani at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A.).

1.İstinkab eden, sorguya çeken.

2.Sorgu hâkimi.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hardal: hardal bitkisi. mustard gas zehirli bir gaz, iperit. mustard plaster hardal yakısı. mustard seed hardal tohumu. hedge mustard yaban hardalı, çalgıcı otu, bot. Sisymbrium officinale. white mustard akhardal, bot. Sinapis alba. wild mustard y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan imef.) (mü. müstârebe). Arap’laşmış, Arap değilken zamanla Arapça konuşmaya başlamış: Arâb-ı müstârebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somebody who is suffering mental or emotional anguish. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leidend. drückend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten imef.) Birinin yanına ve eşliğine alınmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten if.) Birini yanına alan, eşliğinde bulunduran, beraber götüren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanında ve eşliğine aldığı halde, birlik alarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den if.) (mü. mustatile). Uzunca: Şekl-i mustatil. Müstatilü’r-re’s = Başı önden arkaya doğru uzanan (insan cinsi), Fr. dolichociphale. Müstatilü’l-fek = Alt çenesi ileriye doğru uzanan (İnsan cinsi), Fr. prognathe. İki kenarı uzun ve diğer ikisi kısa dörtgen şekli, dikdörtgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıyâ» dan İf.) (mü. mustazıye). Işık alan, aydınlatılan: Ay, güneşten müstazîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zıll»den if.) (mü. müstazile).

1.Gölgelenen, gölge altına girmiş.

2.mec. Birinin himayesi altına girj miş, birisine sığınmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «avn»den imef.) (mü. müsteâne). Kendisinden yardım İstenen (Esmây-ı Hüsnâ’dandır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen. -Allah’ın sıfatlarındandır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk rrlusikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ariyyet» ten İmef.) (mü. müsteâre). Ariyet, ödünç alınmış, kendi malı olmayan. NSm-ı müsteâr = Kendi ismini belli etmek istemeyen bir adamın kullandığı takma isim. Hayât-ı müsteâr = İğreti ve geçici olan hayat, dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan imef.) Apaçık, meydanda olan, vâzıh, şüphe bıTakmayacak şekilde anlaşılan: Söylediklerimden müstebân olduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den imef.) (mü. müstebdele). Değiştirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» ten if.) (mü. müştebihe). Şüpheli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebek» ten if.) (mü. müştebike). Ağ ve kafes gibi birbirine geçip örülmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEBİDD) (i. A. if.). İstibdatla hareket edenemrindekilere söz hakkı tanımayan: Müstebit bir Amir, müstebit bir kı rai.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotic. tyrannical. despot. tyrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstibşar eden, müjdeleyen. Müjde ile sevinen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bu’d»dan). Uzak görülen, olacağı zannedilmeyen, baîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan imef.) (mü. müstecâbe). Kabûl cevabını alan, isteği, duası kabûl edilen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İsticabe edilmiş, kabul olunmuş, (bkz.Mücab).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease holder. lessee. renter. tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «celb» den if.) (mü. müsteclibe). Kendine doğru çeken, celb eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den if.) (mü. müstecmia). Toplayan, cem’ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan if.). Isticvâb eden, sorguya çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTEDD) (i. A. «şiddet» ten if.) (mü. müştedde). Şiddetlenen, iştidâd eden, azan: Hava değişince hastalığı müşted oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan imef.) (mü. müstedâme). Devamlı, dâim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEDELL) (i. A. «delâlet» ten imef.) (mü. müstedelle) («müstedlll» yanlıştır). Istidlâl olunan, bir delil ile ispat olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan İf.) (mü. müstedime). Devamlı, sürekli, dâim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den if.) (mü. müstedîre). Daire şeklinde olan, dönüp dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan imef.) İstenen: Bu işi yapmanız müsted’Adır, Dilekçe ile istenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. müsted’A-aleyhâ). Aleyhinde dilekçe sunulan, kendisinden dâvâ ve şikâyet olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müstedâlar, istenenler. (bk.) Müsted’A.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan if.) (mü. müsted’iyye). Bir dilekçe sunarak isteyen: Müsted’inin çağırılmasına lüzum görüldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «feyd» den imef.) (mü. müstefâde).

1.Kazanılmış, kâr edilmiş.

2.Anlaşılmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den imef. (mü. müstefheme). Anlaşılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den if.) (mü. müstefhime). Anlamak isteyen, soran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan if.) (mü. müştefiyye). Şifâ bulan, hastalıktan kurtulan, iyi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyd» den if.) (mü. müstefide). Fayda gören, faydalanan, kazanan, istifade eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyz»den if.) (mü. müstefîze). Feyz kazanan, ilerleyen, gelişen: Sayenizde müsteflz oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. «ferâğ» dan if.) (mü. müstefriğa) (tıp). Istifrağ ettiren, kusturan (ilâç).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fesr» den if). (mü. müstefsire). Bir şeyin açıklanmasını isteyen, soruşturup araştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fetvâ» dan İf.). İstiftâ eden, bir müftüye başvurup fetvâ isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müstegillât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «gaile» den if.). Tarımdan elde edilen gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» den imef.). Arzu olunan, iştiha ve şehvet veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havase»den imef.) (mü. müstehâse). Toprağın altında kalıp saklanmış, fosilleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. müstehâsât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir) (jeoloji). Pek eski zamandan yer altında kalıp taşlaşmış hayvan veya bitkiler, fosil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hücnet» ten imef.) (mü. müstehcene). Ayıp, edep dışı, açık saçık: Müstehcen sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lewd. obscene. pornographic. ribald. risqué. rough. rude. salacious. smutty. suggestive. bawdy. salacious açık saçık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obscene. pornographic. dirty. filthy. salacious. scabrous. smutty. suggestive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obscenity. pornography. salacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (if. suretinde müştehiyât şekli galattır). Arzu olunan, şehvet veren şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» ten if.) (mü. müştehiyye). iştihası olan, arzu eden, şehvetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten if.) (mü. müştehire). Şöhret bulan, meşhur, adlı sanlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İştihar eden, şöhret bulan, meşhur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten imef.) (mü. müstehleke). Sarf ve istihlâk olunan, yenip içilerek bitirilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten if.) (mü. müstehlike). Sarf ve istihlâk eden, yiyip içerek bitiren, (maliye) Kendi ihtiyacı için bir şeyi satın alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consumer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müstehziyye). istihzâ eden, biriyle eğlenen, herkesle eğlenmek tabiatında olan, alaycı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcastic. jeering. mocking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İstihzâ ile, eğlenerek: Müstehziyâne bir tebessümle, o sözleri müstehziyâne söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekvâ» dan imef.).

1.Şikâyet olunan.

2.Şikâyet, şekvâ.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Kibirlenen kendini büyük gören, büyüklenen. 2.Alah’a karşı büyüklenen kafir ve mülhid. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yetecek kadarını isteyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekvâ’dan if.) (mü. müştekiyye). Şikâyet eden, şikâyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who complains about / of. complainant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerâhet» ten imef.) (mü. müstekrehe). İğrenç, iskirâh olunan, mekrûh, nefret edilen: Pek müstekreh yer, adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «lüzûm» dan if.) (mü. müstelzime). Tabiî ve zarurî bir netice olarak icab eden: Tenbelliği cahil kalmasını müstelzim oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requiring. exacting. what is necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şümûl» den imef.) (mü. müştemele). Bir şeyin içinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (if. şeklinde müştemilât şekli galattır). Bir şeyin içinde bulunan şeyler, bir şeyin ekleri: Çiftliğin müştemelâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zavallı, kederli, çaresiz, dertli, hüzünlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hüzünle, dertli bir şekilde, yalvarırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sem’» den if.) (mü. müstemia). Dinleyen, dinleyici, kulak veren, Osm. istimâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEMİDD) (i. A. «meded» den if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şümûl» dan if.) (mü. müştemile). Iştimâl eden, saran, kavrayan: Birçok araziyi müştemil bir çiftlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTEMELAT) (bk.) Müştemilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexe. annexes. outhouses. appurtenances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auxiliary buildings. appurtenance. annex. appurtenances. fixture. outbuilding. outhouse. accessory. dependencies. dependency. outhouses. outlying building. quasi personality. pertinents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEMİRR) (i. A. «mü. müstemirre).

1.Sürekli, devamlı, dâimî, kesiksiz.

2.Muhkem, sabit, değişmez.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sürekli ve devamlı olarak, bir düzüye, daimi şekilde, kesiksiz: Müstemirren oruç tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A.) (cem’I: müstemlekât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Koloni, sömürge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. müstenbata). Örtülü olarak, dolayısıyle anlaşılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sened» den if.) (mü. müstenide).

1.Bir şeye dayanan, bir şeyin üzerine kurulmuş.

2.mec. Bir delil ve senedi olan, İspatına yarayacak bir sebebe dayanan: Davası bu delile müsteniddir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dayanarak, güvenerek, istinaden: Elinde bulunan bazı evraka müsteniden dava açtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on the. relying on. banking on. using sth as a guideline or guidance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Işıklı, parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Müstenir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is based on or supported by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekf» den if.). İstlnkâf eden, kabûl veya reddetmeyen, geri duran, el çeken, oy vermekten çekinen, çekimser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstainer. abstainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesh» dan if.) (mü. müstensihe). Yazılmış bir şeyin suretini çıkaran, temize çeken, kopyacı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. toplamak; yoklama için bir araya toplamak; bir araya toplanmak; i. geçit töreni veya yoklama için asker veya gemi mürettebatının toplanması; bu iş için toplanan kimseler veya bunların toplamı. muster in askere kaydetmek. muster out terhis etm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sirkat» ten imef.) Çalınan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «recâ» dan imef.).

1.Ümit olunan, umulan.

2.Rica olunan, yalvarılan: Bu işi yapmanız müstercâdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten imef.) (mü. müştereke). İki veya daha fazla şahıs veya heyet tarafından kullanılan, arada bulunan, ortaklaşa kullanılan, (matematik) Fasl-ı müşterek = İki yüzeyin temas ettikleri çizgi. Kaasınvı müşterek, mahrec-i müşterek = İki rakamı kesirsiz bölebilen rakam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. joint. collective. communal. consociate. mutual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. joint. collective. communal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. common. mutual. joint. combined. corporate. concurrent. conjugate. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book making.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Ortaklaşa, birlikte: Bir araba alıp müştereken kullanacağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jointly. collectively. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «rahm ve ruhum’» dan imef.) İstirham olunan, hakkında birinin merhameti ve yardımı istenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rihâ» dan if.) (mü. müsterhiyye). Sülpük, sarkık, gevşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTERİ) (i. A. «şirâ» dan if.).

1.Satın alan, bir şey satın almak için başvuran.

2.Bir tacirle veya diğer esnaftan bir adamla her vakit muamele yapan.

3.İsteyen.

4.Güneşin çevresinde dönen gezegenlerin en büyüğü olup beşinci gezegendir ve semada pek parlak bir yıldız şeklinde gözükür.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customer. client. buyer. patron. purchaser. shopper. patronizer. taker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buyer. client. clientele. connection. custom. customer. purchaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buyer. client. customer. shopper. taker. purchaser. patron. consumer. delegatus non potest delegare. demander. emptor. punter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Customer (client) Orders)

Müşterilerin Borsa’da menkul kıymet alıp satmak amacıyla Borsa üyelerine yazılı ya da sözlü şekilde ilettikleri emirlerdir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customer service. service to customer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Customer Name Based Custody System)

Takasbank sisteminde Müşteri kodlarıyla takip edilem alt hesapların Takasbank’ın yapacağı düzenleme ile isme çevrilmesini, her bir yatırımcı için verilecek sicil numarası ile takip edilerek yatırımcının kimlik bilgilerinin tespitinin mümkün hale getirilmesini ve müşterilerin menkul kıymetlerini bloke edebilmesini amaçlayan sistemdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhat» tan if.) (mü. müsterîha). Rahatlayan, rahat eden, gaileden kurtulup gönlü rahat olan: O cihetten siz müsterih olunuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at ease. relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who has been set at ease. whose worries have vanished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten if.) (mü. müşterike). Bir işe iştirak eden, başkaları ile beraber bir işte bulunan, katılan, ortak, Osm. zî-medhal (Arapça’da «abone» mânâsiyle de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clients. customers. clientele. patronage. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEŞAR) (i. A. «meşveret» ten imef.) (mü müsteşâre).

1.Kendisiyle istişâre olunan, danışılan.

2.Bakan veya büyükelçi yardımcısı; içişleri, maliye, başbakanlık, Londra büyükelçiliği müsteşarı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undersecretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undersecretary. assistant secretary. secretary of state. under-secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undersecretariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank/duties of an undersecretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undersecretariat. undersecretaryship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan if.) (mü. müsteşfiyye). Şife isteyen, tutulduğu bir hastalığa devâ arayan, kendine baktıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıklet» ten imef.) Ağır ve soğuk davranıp sertlikle karşılanan, aşağılanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i, A. «saky.dan if.) (tıp) Karnına su dolmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «senâ»dan imef.) veret» ten imef.) (mü. müsteşâre).

1.Kendışı, başkalarından farklı, başkasına benzemeyen. O, müstesna bir hâldir.

2.Seçkin, emsalinden üstün, fevkalâde.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernormal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

except. exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with the exception for. except for. excepted. save for. especial. exceptional. exempt. save- for. unusual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.İstisna edilen, kural dışı bırakılan, bırakılmış. 2.Bütün. 3.Ayrı tutulan, ayrık. 4.Benzerlerinden baskın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şark» tan if.) (c. müşteşrikıyn). Şark ülkeleriyle ilgili tarih, dil, edebiyat vs. ilimlerde İhtisas yapmış İlim adamı, Fr. orientaliste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tayyib» den imef.) (mü. müstetâbe). İyi, güzel, makbûl Alâ: Kitâb-ı müstetâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «setr» den if.) (mü. müstetire). Örtülü, gizli, saklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vedd’» den imef.) (mü. müstevdaa). Emanet bırakılmış, tevdi edilryıiş, verilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ved’» den imef.) (mü. müstevdia). Bir emanet bırakan, bir şeyi birine veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vefâ» dan if,) (mü. müstevfiyye). Kâfi, yetişir, tam, mükemmel: Müstevfl maaşla bir göreve geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevi» den if.) (mü. müsteviyye).

1.Düz, her tarafı bir.

2.(gramer) Müzekkeriyle müennesi bir olan veya hem müzekker (erkek) hem müennes (dişi) olan (isim veya sıfat).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vely» den if.) (mü. müstevliyye).

1.Zapt ve istilâ eden, sahip olan, ele geçiren: Cengiz Han bütün Asya’ya müstevli olmuştu.

2.Yayılan, yayılıp her tarafı kaplayan. Illet-i müstevliye = Vebâ veya kolera gibi, bir yere girince yayılan salgın hastalık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invader. incursionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zlyâdet» ten imef.) (mü. müstezâde).

1.Artmış, fazlalaşmış, ziyadeleşmiş.

2.(edebiyat) Her mısraına onunla kafiyeli kısa bir mısrâ eklenen şiir.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İstizanı eden, büyük gören, büyük tutan, cömert. 2.Kibirli, gururlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ecr» den if.) (mü. müste’cire). Bir şeyi kira ile tüten, bir yerde kira ile oturan, kiracı: Bu evin müste’ciri kimdir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kiracı olarak, kira ile: Filân evde müste’ciren oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «emn» den imef.) (mü. müste’mene).

1.Kendisine aman verilmiş olan.

2.Yabancı bir ülkede oturan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «emn» den if.) Istimân eden, canını kurtarmak şartıyla teslim olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müste’nefün-aleyhâ) (hukuk), (eskiden) Hakkında dâvâ istînâf (temyiz) olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «enefe» den if.) (mü. müste’nife) (hukuk). (Eskiden) istinaf (temyiz) mahkemesine başvuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «üns» den if.) (mü. müste’nise). Vahşiliği gidip alışmış olan, alıştırılmış, Osm. istinâs etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «izn» den if.). İzin ve müsaade İsteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Müjde, sevindirici hab(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjde ve müjdelik’ten galat. (bk.) Müjde, müjdelik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Muştu).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjdeci, muştu getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinçli bir haberi bildirmek, müjdelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tell the good news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjdeciye verilen armağan, müjdelik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küflü, küf kokulu; köhne, antika, demode; sönük, ağır, yavan, tatsız. mustiness i. küflülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan masdar) (Arapça terkiplerde: mutâbaka). T. Uygunluk, muvafakat, birbirini tutar halde olma.

2.(gramer) Fiil ile fail veya sıfat ile sıfatlananlar arasında dişilik, erkeklik, sayı vesairece uygunluk: Sıfat ile mevsuf arasında mutabakat şarttır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. agreement. agreement uyuşma. anlaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum of understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.). Akraba, taallukat, mensuplar: Filânın mütealllkatından bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kat’» tan if.) (mü. mütekatıa). Birbirini kesen, birbirinin üstünden geçen, ağ ve satranç şeklinde uzayıp çaprazlaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefk» den masdar). I. Uyma, uygun gelme, uygunluk. Ar. tevâfuk: Aralarında hiç muvâfakat yoktur.

2.Uygun ve münasip olma, mutabakat, münasebet, Ahenkli olma: Çalgılar arasında muvâfakat şarttır.

3.Razı olma, kalben inanma, izin: Hanı satmaya karar verdik, ama bir hissedar muvafakat etmiyor.

4.Uzlaşma: Aralarında muvâfakat hâsıl oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assent. agreement. consent. harmony. previous assent. consentment. accord. acceptance. compliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

K. concurrence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consent to. to give one's consent to sth. to assent to sth. to agree. to accept. to accord. to comply. accede. acquiesce. consent. consort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deed of consent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vakt» ten İmef.) (mü. muvakkate). Geçici, daimî olmayan, az vakit sürüp geçen, süreksiz: Dünya muvakkattir. Muvakkat karar = Musikide geçici karar, asma karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary admission. provisional. temporary. interim. trial. transitional. periodic. flying. tentative. ad hoc. ad interim. fugitive. provisory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقت] geçici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Az bir zaman için, geçici olarak, şimdilik: Bahçıvanımız sıladan gelinceye kadar muvakkaten bir bahçıvan tuttuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقتا] geçici olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziğiyüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu.yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi.yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığındanyüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradanyüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziğiyüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu.yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi.yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığındanyüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradanyüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدت موقته] geçici süre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتبه] yazışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ملاقات] buluşma. 2.görüşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ملحقات] ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru olmayan, eğri, yanlış, haksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ).

1.Müstahak olmayan.

2.İstihkak olunmamış, hak kazanılmamış, hak edilmemiş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NA-müstahakk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kabiliyeti olmayan. (bk.) Müstait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sağlam olmayan, metanetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nükte). Nükteler. (bk.) Nükte (nükât şekli galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m. nokta). Noktalar, (bk.) Nokta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernormal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nuhustîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ilk, birinci, evvelki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. nokta). Noktalar, (bk.) Nokta («nikat» gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نقاط] noktalar, hususlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ovuşturmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ok atan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ok atay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Olağandışı, fevkalâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. extreme. supernatural. supernormal. incredible. exceptional. remarkable. spectacular. terrific. breathtaking. classical. dreamy. exceeding. extra. fantastic. fantastical. glorious. huge. marvellous. marvelous. miraculous. necromantic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. extraordinary. magnificent. phenomenal. prodigious. remarkable. singular. spectacular. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. unusual. wonderful. abnormal. dreamy. fantastic. marvellous. miraculous. preternatural. prodigious. rare. remarkable. superior. unaccountable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phenomena.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation. constitution. generation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

build up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation. constitution. generation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

build up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

form. create. compose. carve out. constitute. effectuate. forge. generate. make up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

build. compose. constitute. form. generate. to form. to constitute. to compose. to make up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form. to constitute. call into being. compose. develop. make up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be formed. to be constituted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be formed. to be constituted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preliminary inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preliminary inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Öpüşmeye yani birbirini öpmeye zorlamak veya izin vermek.

2.Barıştırmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common multiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common multiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkarmak, defetmek, dışarı atmak, kovmak. ous'ter i., huk. zorla mülkünü alma, dışarı atma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ovuşturmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

massage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine sürerek ovmak: Ellerini ovuşturmak, mec. El ovuşturmak = Hayrette kalıp ne yapacağını şaşırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rub. chafe. wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub. knead. to rub. to massage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to massage. to knead. to rub. to rub together. to wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rub. chafe. wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub. knead. to rub. to massage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to massage. to knead. to rub. to rub together. to wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine sürülerek ovulmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zulüm ve cebirle yola getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. boylarını yatağına uydurmak için misafirlerinin kol ve bacaklarını çekip uzatan veya kırıp kısaltan efsanevi dev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. provocateur

kışkırtmacı

Kışkırtma işini yapan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocateur. provo. provocative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocateur. inciter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Cinsî sapık erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arka, sırt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scoundrelly. scoundrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastard. cunt. catamite. fairy. queen. son of a bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive male homosexual. queer. fag. son of a bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fickleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., tıb. sivilceler hâsıl etmek, kabarcık haline girmek; s. sivilce dolu. pustulant i. sivilceler hâsıl eden bir ilaç. pustular s. sivilcelerle dolu, sivilce kabilinden. pustula'tion i. sivilce hâsıl etme, sivilcelenme; sivilce, kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivilce, kabarcık, püstül; bot. kabartı, sivilceye benzer benek. pustulous s. sivilcelerle dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar düzeltmek, yeniden düzenlemek, yeniden ayarlamak; yeniden alışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeni şartlara alışma; alıştırma; yeniden düzenleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Arkadaşlık, maiyet: Refakatinde bir adam vardı; refakatinde iki kâtip bulunuyor.

2.Yol arkadaşlığı: Filân yere gideceğim, bana kim refâkat etmek ister? Onun refâkati pek iyidir.

3.(musiki) Eşlik. Bir saz veya sese başka bir sazla eşlik etme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companionship. accompaniment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accompanying. escorting. companionship. acting as a companion to. attendance. company. fellowship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رفاقت] eşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Refildik arkadaşlık, yoldaşlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to accompany. to escort. go along with. walk out with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eşlik etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospital attendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone from outside who stays with a patient in hospital. paid companion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eşliğinde, beraberinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Namazda bir kıyam, bir rükû ve iki secdeden ibaret hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.incelik, yufkalık.

2.mec. Acıma, şefkat, teessür, müteessir olma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. pity. mercy. tenderness. gentleness. fineness. delicacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رقت] incelik, hassaslık. 2.acıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İncelik, naziklik. Sevecenlik, acıma duygusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. rikkat = acıma, Fars. engîhten = koparmak). Rikkat, acıma veren: Rikkat-engîz bir vak’a.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağlam, gürbüz, güçlü, kuvvetli, dinç; kaba. robustly z. kuvvetle. robustness i. kuvvet, zindelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gen. şaka kaba kuvvetli, kaba, sağlam .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rıhtım veya gemi işçisi; ufak tefek işlerle geçinen adam, yanaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rüşd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age of maturity. majority of a person. majority. man of estate. puberty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. pas; bot. pas hastalığı, bitkilerde mantar hastalığı; zehirli mantar; f. paslanmak; tembelleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köy, nahiye, çiftlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıyamet, mahşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rustâyî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. (resâtik) (Farsça rûstâ’dan Arapça’laşmış). Köy, çiftlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köye ve kıra ait, Fr. rustique.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, kahraman. İran’ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. köye veya kıra ait; köylü; kaba, yontulmamış; kıra uygun, sade, basit; i. köyde yaşayan kimse; basit ve kaba kimse . rustically z. köylü gibi; kabaca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir süre köyde yaşamak; ceza olarak köye veya kıra göndermek; ing. (üniversiteden) geçici olarak uzaklaştırma cezası vermek; kaba işçilikle inşa etmek. rustication i. bir süre köyde oturma; ing. üniversiteden geçici olarak uzaklaştırılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köylülük, köylü havatı: kabalık cahillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Rustâyî, kıra ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustic. russet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rüşdiye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hışırdamak; hışırdatmak; k.dili faaliyet göstermek, gayretle çalışmak; A.B.D., k.dili davar çalmak; i. hışırtı sesi. rustler i., A.B.D., k.dili davar veya at hırsızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğru yolda olan. Akıllı, ergin.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s paslı, paslanmış; ham, tembelleşmiş. rustily z. paslanmış halde, paslı olarak. rustiness i. paslılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sıdk’dan. Ar. terkiplerde: sadâka).

1.Sâdıklık, dostluk, sevgi, vefâ.

2.İyiliği görülen veya çok büyük bir insana, efendiye içten bağlılık ve itaat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegiance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adherence. allegiance. credit. faith. fidelity. loyalty. faithfulness. constancy. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegiance. fidelity. loyalty. devotion. constancy. faith. fealty. troth. trustworthiness. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صداقت] bağlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) Dostluk, içten bağlılık, doğruluk, vefalılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loyal. faithful. devoted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loyal. faithful. devoted. faithfulness. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithfulness. loyalty. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithless. disloyal. unfaithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disloyal. unfaithful. faithless. perfidious. untrue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infidelity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infidelity. disloyalty. unfaithfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disloyalty. unfaithfulness. infidelity. infraction of faith. insinuation of infidelity. perfidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. askaat).

1.Bir şeyin düşük ve işe yaramaz kısmı.

2.Kötü ve faydasız şey. 3.Yanlış, hata, eksiklik.

4.(Türkçe) Organlardan biri eksik ve hastalıklı olan, Ar. alil: Sakat bir adam.

5.Eksik ve hasta (organ): Bu ademin eli, ayağı, gözü sakattır.

6.Hatalı, doğru olmayan, yanlış: Bu söz sakattır. Sakat iş işleme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handicapped. disabled. lame. invalid. crippled. defective. funny. game. gammy. incapable of working. infirm. malformed. wonky. disabled. cripple. invalid. lame duck. crock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cripple. insecure. invalid. knacker. wonky. disabled. crippled. handicapped. lame. game. risky. untrustworthy. shifty. wobbly. shaky. unsound. defective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defective. handicapped. invalid. disabled unsound. broken. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become invalid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.).

1.Düşük yerler, kusurlar, noksanlar.

2.Eti yenen hayvanların böbrek, ciğer gibi etinden gayrı yenen kısımları.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haslet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrails. offal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offal (used as food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offal seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infringement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sakat hâle getirmek.

2.Bozmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cripple. disable. maim. mutilate. to injure. to disable. to cripple. to mutilate. to maim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disable sb physically. to cripple. to maim. to mutilate. to spoil the shape or appearance of sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sakat hâle gelmek.

2.Kusurlu ve yanlış olmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become disabled. to become mutilated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become physically disabled. to become crippled. to become maimed or mutilated. to be spoiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sakat olma hâli. 2.Noksan, kusur, yanlışlık, hatâ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. infirmity. disablement. defect. lameness. deformation. deformity. invalidism. invalidity. malformation. shakiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deformity. disability. infirmity. defect. mishap. accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. handicap. impairment. defect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Geçirmek, geçiştirmek.

2.Kurtulmak, baştan atmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry. to cause to go away. to avoid. to escape. to parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get rid of. to shake. to ward off. to parry. to deflect. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıçkı tozu, testere talaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ sâye = gölge, küsterden = döşetmek).

1.Gölge salan, gölge eden.

2.mec. Koruyucu, Ar. hâmi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (geçme mânâsıyla sebk yerine kullanılıyorsa da Arapça’da mânâsı başka olup Türkçe’de hiç kullanılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبقت] geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eşfâk). Şefkat, acıyarak, ve esirgeyerek sevme. (bk.) Şefkat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفقت] şefkat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şefkat, acıyarak ve esirgeyerek sevme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ŞEFAKAT) (i. A.) (Ar. tâbirlerde «şefaka» şeklinde bulunur). Acıyarak ve esirgeyerek sevme, ana babanın çocuklarına sevgisi gibi gönülden ve karşılıksız sevgi. Dârü’ş-şafaka = Yetimler için İstanbul’da kurulmuş yatılı lise. Şefkat nişanı = ||. Abdülhamid’in ihdâs ettiği, kadınlara mahsus nişan ki, madalyası da vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affection. compassion. kindness. sympathy. tenderness. tenderheartedness sevecenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindness and compassion. tenderness. clemency. humanity. kindness. pity. sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Sevecenlik, acıma ve sevgi duygusu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Şefkat sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassionate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affectionate. charitable. merciful. tender. tenderhearted. compassionate. merciful sevecen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kind. tender. caring. charitable. clement. compassionate. kind hearted. kindly. philantropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi ve merhameti olmayan: Şefkatsiz ana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coldhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi ve merhamet yokluğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendine güvensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kendini geçindiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parmak ucU.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرکاتب] başkâtip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dönüştürücü kutu adı da verilen bu alıcılar, televizyonda görüntülemek üzere yayınları (analog kablolu, dijital kablolu veya HDTV) dönüştürür. HDTV yayınlarına hazır televizyonların (dahili HDTV tuneri olmayanlar) dijital televizyon programlarını alabilmeleri için uyumlu bir HDTV tuneri set üstü cihazına bağlanmaları gerekir.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslında kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın yavaşça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salını verirse, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20-30 kat daha fazladır. Kurşunun arkasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslıjda kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın rahatça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salınıverise, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkarmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20 - 30 kat daha fazladır. Kurşunun arasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimye). Silis asidinin meydana getirdiği tuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slapping and cuffing each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı: Serket). Çalma, aşırma, hırsızlık: Sirkat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. theft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرقت] hırsızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çalınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden hükümdar vs. nin yanında çalışan hususi kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat on one's back. flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden). Vaktiyle malî vs. vesikeların kaleme alındığı bir Arap yazısı çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tırpana, rina, vatoz, zool. Raja batis; folya balığı. skatefish kırk ambar, zool. Raja batis .gray skate tırpana, zool. Raja batis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paten; f. patinaj yapmak, patenle kaymak. skate on thin ice tehlikeli bir işe girişmek. skating rink suni patinaj sahası. figure skating buz üzerinde şekil çizerek patinaj yapma. roller skate tekerlekli paten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. patinaj yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Usulca sokmak, dar yere tıkıştırmak: Şu bohçayı dolabın içine sokuşturuverin.

2.Usulca vermek: Fakirin eline birkaç para sokuşturdu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squeeze sth / sb into a narrow place. to slip bad goods in with the good. inject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Soruşturmak


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquisitional. inquisitorial. inquiries. investigation. questionnaire. inquiry. checkback. disquisition. enquiry. examination. hearing. inquest. inquisition. probe. quest. question. verification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquiry. inquest. inquiry. investigation. inguiry. research. questionnaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquiry. investigation. inquest. official investigation. ascertainment. canvass. examination. field investigation. inquiries. inquisition. preliminary inquiry. search. sifting. verification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board of inquiry. committee of enquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquirer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquirer. investigator. examiner. tester. inspector. scrutinizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öğrenilmek istenen şeyi birçok kişiye sorarak iz aramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquire. investigate. query. to make inquiries. to inquire about. to investigate. to inquire into. to ascretain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inquire. to ask. to question. to query. to make inquiry. to take up / to institute / to pursue / to follow up / to conduct / to carr. to ask about. to ask questions. to put querries. to put a question to. to interpellate. ascertain. fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in flagrante delicto. red-handed. in the very act. in the fact. flagrant offence. in delicto. in fault. red handed. with hands red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magistrates. police court. flagrante delicto court. summary court of jurisdiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fair cop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

express train. vestibule train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iki şeyi birbirine sürtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.iki şeyi birbirine dokundurmak: Ellerini, ayaklarını sürüştürüyordu.

2.Yavaş yavaş ovmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gevşek. Süst-peymin = Yemini gevşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Emniyet yayı: Sustalı çakı = Sustasına basınca açılıp kapanan çakı.

2.(köpek)’ İki art ayağı üzerinde durma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I) isim (su'sta) İtalyanca sosta Köpeğin arka ayakları üzerinde durması. susta (II) isim (su'sta) Rumca Emniyet yayı: "Çakının sustası."

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing on hind legs. safety catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tutmak, düşmesine engel olmak, destek olmak; tahammül etmek, dayanmak, taşımak; çekmek; teselli etmek; muhafaza etmek; tedarik etmek; besleyip kuvvet vermek; doğruluğunu teslim etmek; ispat etmek, iddia etmek. sustain a defeat yenilmek. sustain a

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a safety catch. switchblade. with a safety catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which has a safety catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clasp knife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

switchblade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaşatma, devam ettirme; gıda, yiyecek, maişet, geçim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. destek bağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. besleme, tutma, kuvvet verme; maişet, geçim, nafaka; koruyan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. besleme, tutma, kuvvet verme; para yardımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quietus. squelch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susmaya, sükûta mecbur etmek, sükût ettirmek, Osm. iskât etmek: Şu bağıran çocukları susturun; ben onu sustururum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settle smb.'s hash. silence. cut short. shush. blanket. burke. confute. gag. hush. outtalk. quiet. quieten. shut up. squelch. still. stow. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gag. hush. muzzle. quieten. silence. squash. squelch. still. wither. to silence. to quieten. to hush. to muzzle. to gag. to shut up. shut up. cut off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quiesce. to silence. to make sb stop talking. appease. bottle up. gag. hush. muzzle. pose. put down. put to silence. quell. quiet. quieten. shut up. squelch. still. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silencer. muffler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silencer. silence. muffler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muffler. silencer. silencer. withering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Susmasını sağlamak.

2.Artık söz söylemiyecek bir duruma düşürülmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be silenced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعلقات] ilgili olanlar. 2.akraba, yakınlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. tabaka). Tabakalar, (bk.) Tabaka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبقات] katlar. 2.katmanlar. 3.sınıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبقة الارض] jeoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahkîk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

investigation. research. inquiry. examination. investigations. inquiries. inquest soruşturmalar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

investigation. inquiry. inquest. probe. examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحقيقات] araştırmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission of inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Arapça terkiplerde: tâka). Güç, zor, kuvvet, kudret, iktidar: Bunu yapmaya tâkatim yoktur, bende tâkat kalmadı. Tâkat götürmek = Kuvvet yetmek, muktedir olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strength. energy güç. hal. derman. power. capacity. potency. energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. strength. fund of strenght. energy. force. capacity. might. endurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طاقت] dayanma gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güç, kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. tâkat = güç, Fars. fersûden = eskitmek). Tâkati eskitip çürüten, tâkat götürülemez, dayanılmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tâkati, gücü eriten, yakan mahveden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tâkati tüketen, tâkat kıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طاقت فرسا] takat tüketici, dayanılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tâkat, kuvvet ve iktidarı olmayan, zayıf, gevşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. feeble. prostrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iktidarsızlık, kuvvetsizlik, zaaf, gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقطر] damlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kat» dan mas.). Birbirini kesme, birbirinin üstünden geçme: İki demiryolu hattı tekatû ediyor (Ar.’da birbirinden kesilip ayrılmak).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gürültü, velvele.

2.Vaktiyle çubukları silmek için odanın ortasına konulan tahtadan veya madenden geniş ve ortası tokmaklı tabla.

3.(matbaacılık) Sahifeler makineye «konmak üzere sıkıştırıldığında harfleri vurarak düzeltmeye mahsus takoz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noise. tumult. commotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «katr»dan). Damla damla akma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dil açıklığı, kolay ve serbestçe söz söyleyiş. Ar. selâset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuşkan. talkativeness i. konuşkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. «tarâik», «turûk») (Arapça terkiplerde «tarîka» şeklinde kullanılır).

1.Yol, meslek.

2.Tasavvuf ekolü: Mevlevî, Bektaşî tarîkatleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. sect. religious order. cult. denomination. religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sect. dervish order. religious order. denomination. order of dervishes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious order. order of dervishes. sect. hierarchy. mysticism. way. path. road.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk dini musikisinin cami musikisinden sonra ikinci dalı, tasavvuf musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of a religious order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tatbik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. practice. sham battle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise. utilization. practice. maneuvers. application uygulama. manoeuvres. military exercises manevra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practice. application. maneuvers. exercises. field exercise. operation. praxis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تطبيقات] uygulamalar. 2.tatbikat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygulama yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who puts sth into effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Teberrükler, uğur saymalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tebrik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبریکات] kutlamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدقيقات] incelemeler, tetkikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tek/çift katmanlı Super Audio CD’lerde (SACD), sırasıyla bir ya da iki yüksek yoğunluklu katman bulunur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kat’» dan). Kesişme, çatışma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقاطع] kesişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEN-DÜRÜST) (i. F„ ten = beden, dürüst = doğru, düzgün). Vücudu sağlam ve düzgün, sıhhat ve Afiyette bulunan, mec. Ölçülü, düzenli: Tendürüst adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tendürüstlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting sth in order. putting sth to rights. reforms reorganization. regrouping. regroupment (of troops. weeding / cambing out inefficient officials or employees. job cutback. rundown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشویقات] teşvikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Over The Counter Markets)

Organize bir borsa dışında yapılan işlemleri kapsayan gevşek ve gayriresmi nitelikteki borsa dışı piyasalardır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (thrust) i. itmek, dürtmek, zorla kakarak sürmek; süngülemek, saplamak; lafı kesmek; i. dürtme, itme; hamle; bıçak sokma, süngüleme; mim. kemer veya kubbenin duvar üzerine tazyiki; mak. itme kuvveti. thrust at someone kılıçla hamlede bulunmak. thru

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzay gemisini yöneten idare roketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.El içi. 2.El içiyle vurulan sille.

3.El içi gibi açık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slap. slap in the face. box. smack. wiper. wipe. buffet. clout. cuff. lick. sock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. cuff. hit. slap. smack. sock. blow. buffet. clout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuff. slap. buffet. clap. clout. lick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tokat atmak, tokat vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick out of. slap. smack. box. cuff. sock. swindle. swipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buffet. slap. smack. to slap. to smack. to cuff. to buffet. to swindle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slap. to cuff. plaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be slapped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokundurmak, vuruşturmak, çarpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to collide with together to clink (glasses when toasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. itimat, güven, emniyet; tevekkül; ümit; güvenilen şahıs veya şey; emanet; kredi; mutemetlik; tröst; f. güvenmek itimat etmek emniyet etmek: güvenerek vermek, teslim etmek, emanet etmek: inanmak: tevekkül etmek; kredi vermek. trust company trös

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. k.dili tröstü bozmaya çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Trusted™ Platform Modülü çipi, verilere yetkisiz erişimin engellenmesine yardımcı olan önemli güvenlik hizmetleri sağlar. Bu çip, donanım ve yazılım da dahil olmak üzere, platformun kendisini izleyebilir. Parolalar ve şifreleme anahtarları gibi büyük önem taşıyan veriler için tamamen güvenli bir saklama ortamı sağlar. Daha sonra, her bir makineye benzersiz bir kimlik atayarak, dahili akıllı kart işlevi görür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. vekil, mutemet, yeddiemin, mütevelli; f. mutemede mal teslim etmek. trusteeship i. vekillik; Birleşmiş Milletler adına bir bölgenin idaresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güvenen, itimat kabilinden, çabuk inanılır. trustfully z. güvenle. trustfulness i. güvençlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itimada lâyık, güvenilir. trustworthiness i. güvenilirlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. güvenilir, sadık, emin; i. güvenilir kimse; güven uyandırdığından dolayı kendisine bazı özel haklar tanınan mahpus. trustily z. güvenilir surette. trustiness i. güvenilir hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignition. lighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Birbirine tutturmak: El ele tutuşturmak.

2.İliştirmek, bitiştirmek: Bunun iki kenarını tutuşturmalı.

3.Kavga ettirmek: Onun maksadı bizi tutuşturup uzaktan seyretmektir.

4.Alevlendirmek: Şu odunları tutuşturmalı.

5.Sıkıştırmak, usullacık vermek, eline bırakmak: Eline birkaç kuruş tutuşturdu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deflagrate. ignite. set on fire. kindle. enkindle. fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire. ignite. inflame. kindle. to accend. to set on fire. to set alight. to fire. to kindle. to ignite. to slip into. to thrust into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sth on fire. to ignite. to kindle. suddenly to thrust sth into sb's hands. to cause to start (fighting , wrestling. to fasten things together. burn. enkindle. light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

three decker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

three-storeyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mutat olmayan, alışılmamış; alışmamış; fazla tanınmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düzeltilmemiş, ayar edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haksız, adaletsiz. unjustly z. haksız olarak. unjustness i. haksızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gereksiz, yersiz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güvenilmez, itimada lâyık olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. yeryüzü kabuğunun kabarması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yukarı, Ar. fevk, bir şeyin yukarı kısmı, alt mukabili: Üstünde olmak, üstünü toplamak, evin, yolun üstü.

2.Dış, bir şeyin dışarısı, hârici, yüzü: Yerin üstü, portakalın üstü.

3.Kaymak ve köpük gibi, bir şeyin üzerinde bulunan kısmı: Pekmezin, yoğurdun üstü.

4.Kıyafet: Ustü pek pis, üstüne bakılmaz.

5.Amir: Memur, üstünden aldığı emre itaat etmeli. 6.Yukarı olan, yukarda bulunan: Ust mahalle, üst dudak, üst kat.Diğerinden yukarı olan: Üst çıkmak, o ev bu evden üsttür.Üste, üstüne, üstünde: Üzere, üzerine, üzerinde. Üstüne çıktı = Üstünde oturdu. Alt üst = Karma karışık. Alt üst böreği = Yalnız kalın ve iki parça hamurdan yapılan bir çeşit kaba börek. Ayaküstü = Ayakta, oturmaksızın, acele olarak. Üstüne almak =

1.Deruhde, taahhüt etmek.

2.Ben yaptım diye iddia veya itiraf etmek. Uste vurmak = Zam ve ilâve etmek. Ust üste, birbiri üstüne = Birbiri üzerine, hepsi bir sayılarak. Ust baş = Kıyafet. Üstümüzden ırak = Allah esirgaye! Üste vermek = iki şeyi değiştirirken birine diğer bir şey daha ilâve etmek. mec. Bir fayda umarken zarara uğramak. Üst çıkmak, üst gelmek = Galip gelmek. Üstüne varmak = Bir şeyi yapmak istemeyene karşı ısrarda bulunmak. Üstüne yatmak = Aldığı bir şeyi iade etmemek. Üst yan = Yukarıya doğru bitişik taraf. Üstüne yürümek = Üzerine hücum etmek. El-üstü = Amir. Başüstüne = Emredersiniz! Baş üstünde yeri var = itaat ve saygım yerindedir. Tepeüstü = Başaşağı. Kalburüstü = Bir şeyin seçkin kısmı. Yolüstü = Yol üzerinde bulunan ve yolda tesadüf edilen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covering. surface. high. senior. superior. top. upper. senior. superior. top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superior. top. upper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parent. powers. upper. exponent. top. face. immediate manager. immediate superior. superordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garb. raiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper jaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuticle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosspoint. overhead s way. overpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upstairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper storey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Üst armonikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running. together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. üstâd’dan).

1.Bir sanatta mahâret sahibi, çıraklıktan çıkıp kendi başına çalışan işçi: Dülger, marangoz, duvarcı, yorgancı ustası.

2.(eskiden) Hizmetçi kadınların ve câriyelerin başı, eskisi. 3.Bir yerin gedikli hizmetkârı: Börekçi ustası.

4.Sanat ustası, üstat: Ustam bana böyle öğretti. Nakış, pfyano UStaSI.

5.Yeniçeriler’de yüzbaşı derecesinde subay. 6.Sanatta mâhir, sanatını mükemmel şekilde bilir: Usta oldu, usta çıktı.Çok bilir, tecrübesi fazla, aldanmaz: Artık bu işlerde usta olduk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced. expert. skilled. skillful. adept. wise. adroit. deft. dexterous. facile. ingenious. intelligent. proficient. skilful. slick. subtile. versed. master. expert. old hand. workman. craftsman. adept. artist. connoisseur. constructor. dab. dab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adept. adroit. artist. clever. competent. crack. craftsman. dab. dexterous. diplomatic. ingenious. master. skilful. skilled. virtuoso. wizard. journeyman. artisan. foreman. adept. proficient. master.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master workman. skilled workman. foreman. head. artisan. technician. headman. masterhand. craftsman. craftman. operator. expert. taskmaster. handicraftsman. handy wright. builder. skilled. skillful. operative. professional. proficient. clever. adept. adro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States Telephone Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The United States Tennis Association, the governing body of tennis in the United States The USTA maintains the rules of play and promotes the growth of tennis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of a master. craftmanship. masterpiece. expert work. master work. master-stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emrinde birkaç usta çalıştıran usta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. headman. headworker. captain. journeyman. master builder. overman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. overseer. supervisor. journeyman. head workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artfully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterly. skilfully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillfully. diplomatically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır).

1.Öğretici: Benim üstâdımdır.

2.Bir fen ve hüner, bilhassa san’atta en ileri dereceye erişmiş: Ustâd-ı Azam.

3.Mahir, san’atında mahareti olan, usta: Ustâd işi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). En büyük üstâd. Abdülhak HAmid Tarhan’a verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üstâda yakışır, üstâd elinden çıkmış, maharetle yapılmış, ustaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become skilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sanatkârlık, esnaflık.

2.Kendi başına işleyebilen sanatkârın hâli. 3.(eskiden) Hizmetçi, câriye vesaire başlarının hâli. 4.Maharet, tecrübe: O adamın ustalığı inkâr olunamaz.

5.Maharet eseri, ince sanat, mükemmellik: Bu işte büyük bir ustalık vardır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mastery. proficiency. skill. mastership. expertness. art. artfulness. craftsmanship. deftness. dexterity. facility. feat. finesse. hand. handiness. ingeniousness. ingenuity. knack. masterliness. perfection. sleight. subtility. subtlety. virtuosity. w.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competence. craft. dexterity. diplomacy. facility. feat. finesse. knack. proficiency. savvy. skill. stunt. trick. workmanship. mastery. masterstroke. expertise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mastery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expertly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillfully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ustalıkla yapılmış, mârifetli: Ustalıklı iştir.

2.Hileyle düşünülmüş: Ustalıklı bir dolap kurmuşlar.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Altın veya gümüşten yapılmış at eyeri. 2.Emin, güvenilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old master.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adept. master. expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ay gibi yüksek yüce.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esâtize, esâtîz) (Farsça üstâd’dan Ar.’laşmış). (bk.) Üstâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstesinden gelmek = Başarmak, becermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in addition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on end. surplus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Rütbesi teğmen’le yüzbaşı arasında olan subay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first lieutenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yüksek, yüce.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exponential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Üstek).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstelemek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «üst» ten).

1.Bir şeyin üzerine eklenmek, artmak.

2.Bastırmak, galip gelmek, üste çıkmak.

3.Tekrar dönmek, avdet etmek: Sıtma üsteledi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entreat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

persist. press. to persist. to insist. to dwell on. to recrudesce. to recur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

persist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Üste verilen şey. 2.Ayrıca.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

again. then again. also. besides. to boot. even. furthermore. moreover. on the top of it. on top of it. over and above. withal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besides. further. furthermore. moreover. nay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in addition. also. into the bargain. beside. besides. to boot. moreover. for the rest. on top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contracting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çok değerli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrive. conquer. cope. fare. manage. obviate. overcome. surmount. tackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

achieve. get around / round. get it together. to put a good show. surmount. work off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance. assumption. bearing. undertaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accept. assume. bear. stand. be stuck with. support. take on. take over. take upon oneself. undertake. volunteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assume. commit. take. undertake. to take sth on. to undertake. to bear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by