Utmak ne demek? | Utmak anlamı nedir? | Utmak

Utmak anlamı nedir?

Utmak ne demek?

Utmak anlamı nedir?

Utmak | Dream Meanings


Türkçe - İngilizce Sözlük

to defeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Teselli etmek, eğlendirip, oyalamak, geciktirecek aldatmak, kandırmak.

2.(Çocuğu) sıçratarak veya başka şekilde susturmak, teskin etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

console. delude. distract. comfort. cheer up. solace. cheer. relieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. condole. console. relieve. to soothe. to distract. to condole with. to solace. to comfort. to console. to amuse. to divert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to comfort. to console. to smoothe. to distract. to lead sb up the garden path. to offer a mite for comfort. solace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BURGUTMAK (f.). Uzvun birini burup incitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dokunmasını temin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth woven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hold. govern. have. withhold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daunt. discourage. intimidate. menace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Birine bir şeyin kokuıunu duyurmak, koklamak üzere vermek ve tunmak: Aldığım kolonyaları size koklatayım.

2.mec. Az miktarda vermek (cümlede): Kokuıunu bile duyurmamak = Asla vermemek: Koyunlarının sütünü bize koklatmadı; kendiline hediye olarak o kadar yemiş geldi de klmıeye koklatmadı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Koku vermek, iyi veya kötü bir koku aldırmak: İlâçlar odayı kokutmuş; çayır çiçekleri havayı kokutuyor.

2.Taaffün ettirmek, bozulmasını gerektirmek: Bu eti, bu peyniri kokutmuşlunuz. Iıkemleyi kokutmak = Ticiz etmek, sıkıntı vermek (etkimlştlr).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give off a smell. to make a place smell. to break wind. to let sth spoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth / sb smell. to let sth spoil. to make sb / sth smell. to make sth stink. to break wind. to cause to lose its appeal. stink up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Korkmasına sebep olmak, korku vermek. Çocuklar küçük yaşta korkutulurse büyüyünce çekingen, ürkek olurlar.

2.Önceden bir ceza göstererek korkuya düşürmek, tehdit etmek: Çocukların bağı çiğnememeleri için bahçıvan kendilerini korkutmalıdır.

3.Ürkütüp kaçırmak: Şu tavukları korkut da kaçsınlar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frighten. scare. daunt. intimidate. threaten. horrify. administer a shock. affright. alarm. appal. appall. awe. bulldoze. cow. dismay. fright. funk. overawe. startle. terrorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm. boggle. chill. cow. daunt. dismay. frighten. horrify. overawe. scare. startle. terrorize. to frighten. to scare. to cow. to daunt. to startle. to horrify. to worry. to threaten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to frighten. to scare. to intimidate. to alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir bekçi ve korucuya bekletmek, gözettirmek: Otlağı, ormanı korutmak lâzımdır.

2.Çit veya hendekle çevirip ayırtmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuru hâle getirmek, ıslaklığı giderilmek: Güneş bir günde yerleri kuruttu. Üzüm kurutmak, bataklık kurutmak. Kanını kurutmak = Eziyet vermek, cefa etmek. Kökünü kurutmak = Tamamen yok etmek, iz eser bırakmamak. Yakıp kurutmak = Kasıp kavurmak, tahrip etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry up. dry. dehydrate. air. bake. cure. deplete. desiccate. drain. exhaust. parch. scorch. sear. season. shrivel. torrefy. weather. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dehydrate. drain. dry. scorch. wither. to dry. to drain. to wither. to desiccate. to dehumidify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dry. to blot. to cause to die. to desiccate. blight. dehydrate. drain. season. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yas tutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Okumak işini yaptırmak: Mektubu kime okutmuş?

2.Ders vermek, öğretmek: Sabahlan Fransızca okutuyor.

3.Tahsil ettirmek, tahsile vermek: Oğullarını okutmadı.

4.Okuyup üfletmek. (Birine) rahmet okutmak = Beter olmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruct. teach. educate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

educate. to teach. to instruct. to educate. to palm sth off. to fob sth off on/onto sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make or let sb read sth. to make it possible for sb to be educated. to get sb educated. to teach. to sell. to let sth go. educate. flog off. instruct. school. trade off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sıcaklığı giderip soğuk yapmak: Suyu ne ile soğutuyorsunuz? Bu yemeği çok soğuttunuz.

2.(mec.) Sevgi ve iyi münasebete bir dereceye kadar halel getirmek, iki kişinin arasını açmak: Onu bizden soğutacak bazı hâdiseler oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cool. refrigerate. alienate. disincline. estrange. indispose. offput. wean. put off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alienate. chill. cool. estrange. refrigerate. to cool. to chill. to alianete. to estrange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cool. to cause sb to lose his love, desire or enthusiasm for. to put sb off sth / sb. chill. disaffect. refrigerate. wean from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Solumasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb pant for breath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Toz kaldırmak.

2.(argo) Aklını oynatmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ).

1.El ile almak, elde bulundurmak: Şu ipi tut.

2.Yakalamak, ele geçirmek: Bir kuş tuttum, haydutları tuttular.

3.El dokundurmak: Şu masayı tutma.

4.Emrinde bulundurmak, sahip ve mâliki olmak: O çiftliği şimdi kim tutuyor?

5.Nikâhında bulundurmak, zevci olmak: Onun büyük kızını filân tutuyor.

6.Riayet etmek, uymak: Oruç, perhiz tutmak.Dokunmak, başa vurmak, sersem veya sarhoş etmek: Sizi deniz tutuyor mu? Bu şarap beni çok tutuyor.Zabt ve işgal etmek, kaplamak: Bu kanape çok yer tutuyor, bir duman ortalığı tuttu.Kiralamak: Bir ev, bir at, bir araba tutmak.Kapamak: Bir kaya yuvarlanıp yolu tuttu.itibar etmek, nazarıyla bakmak: Bunu bir şeref tutuyor.Farzetmek: Tutalım ki geldi, tutun, bu da oldu.Başlamak: İşi yoluyla tutmak.Saklamak: Aklında tutmak, kin tutmak.Hakkından gelmek, habsetmek, bırakmamak: Kendini tutmak, dilini tutmak, nefesini tutmak. 16. Kullanmak, Osm. istihdâm, istîmâl etmek: Uşak, at, araba tutmak. 17. Yayılmak, çok ün yapmak: Şöhreti Alemi tuttu. 18. Hesap etmek, saymak: Bunu kaça tutuyorsunuz? 19. Kabûl etmek, dinlemek: Söz tutmak, nasihat tutmak. 20. Sebat ve devam etmek: Sözünü tutmak 21. (bir yola, mesleğe) Girmek: Bir yol, bir iş, bir sanat tutmak. 22. Hedef almak, vurmak: Topa, tüfeğe, taşa tutmak. 23. Meşgul etmek: Lâkırdıya tutmak. 24. Arız olmak, yakalamak, musallat olmak: Sıtma tuttu, göğsüm tuttu, beni yine sızılar tuttu. 25. Zihne koymak, düşünmek, kurmak: Niyet tutmak. 26. Açmak, kullanmak: Örtü, yaşmak, şemsiye tutmak. 27. Bir şekilde başlamak: İşi uzun, büyük, çok masraflı tutmak. 28. Yapmak, hazırlamak, kurmak, beslemek, yetiştirmek: Hamur, ipekböceği, maya, turşu tutmak. 29. Bağlamak, vermek, hâsıl etmek: Tane, tohum, çiçek tutmak. 30. Borsada bir malın veya hisse senetlerinin fiyatını muhafaza etmek: Kahve daha düşecekti ama borsada tuttular. Geçişsiz fiil olarak:

1.İyi hâlde olmak, kullanılmak, vazifesini ifa etmek, sağlam olmak: Eli, ayağı tutuyor, hiçbir yerim tutmuyor.

2.Ağrımaya başlamak: Başım tuttu.

3.Kökleşmek, temelleşmek, kök salmak, temeli sağlamlaşmak: Diktiğimiz ağaçlar tutmadı.

4.işlemek, geçmek, tesir etmek: Bu boya tutmaz.

5.Uymak, uygun ve mütenasip olmak: Bu ibare üst tarafını tutmuyor. Ağız tutmak = Gevezelik etmemek. Ağzıyla kuş tutmak = imkânsızı gerçekleştirecek kadar gayret göstermek. El üstünde tutmak = Fevkalâde ikram etmek. Elini tutmak ■ El uzatmamak. Uzun tutmak = Lakırdıyı uzatmak. Hor tutmak = Yıpratmak, fena kullanmak. Hoş tutmak = iyi muamele etmek. Söz tutmak = Dinlemek. Sözünü tutmak = Sözünde sebat etmek. Şahit tutmak — Birini bir işte şahit göstermek Damarı tutmak = İnad etmek. Taraf tutmak = Birine taraftarlık etmek. Kafa tutmak = Kendinden büyüğüne karşı gelmek. Kulak tutmak = Söz dinlemek. Göz tutmak = Göze iyi görünmek. Lakırdıya tutmak = Birini lakırdı ile işgal etmek. Yakasını tutmak = Tevkif etmek. Yer tutmak =

1.İşe yaramak.

2.Yer işgal etmek. Yerini tutmak = Yerini doldurmak. Yüz tutmak =

1.Teveccüh etmek, bir işe doğru yönelmek: İyiliğe


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hold. hold up. get hold of. seize. catch. keep. take. favor. favour. support. stick to. affect. abide by. add up to. bespeak. bind. book. charter. check. choke. choke back. choke down. choke off. claw hold of. clench. clutch. cog. cohere. come to. co.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anchor. bind. bite. book. bridle. capture. catch. charter. check. contain. curb. detain. dig. grasp. hire. hold. inhibit. keep. repress. restrain. retain. say. seize. stifle. take. to hold. to stop. to detain. to catch. to seize. to keep. to cover. to tak

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehend. hold. to come to. to hold. to catch. to take hold of. to grip. to grab. to hold back. to restrain. to nab. to arrest sb. to capture. to occupy (a position. to detain sb. to keep sb / sth. to maintain sth at a certain level. to take up (so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Hatırından çıkmak: Bugün oraya gideceğimi unuttum.

2.Geçmek, affetmek, anmamak: Kendisinden gördüğüm haksızlıkları unuttum.

3.İhmal ve müsamaha etmek: Vazifesini unutur adam değildir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass the sponge over. forget. be unmindful of. neglect. leave out. be oblivious of. omit. loose sight of. unlearn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to forget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Uykuya yatırmak, uyku getirmek: Çocuğu uyuttun mu?

2.Usandırmak, can sıkmak: Birtakım uzun hikâyelerle beni uyuttu.

3.Aldatmak, kandırmak. 4.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lull. to put to sleep. to make sleep. to deceive. to fool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mourn. to be in mourning. sorrow. take on. wail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Boğazdan aşağı indirmek: Lokmayı yuttu, hap yutmak.

2.Gasbetmek, zorbalıkla alıp kazanmak: Adam tarlayı yuttu.

3.Tahammül edip susmak, sineye çekmek, o hakareti yuttu.

4.Kabûl etmek, inanmak: Ben öyle yalan yutmam.

5.(doğrusu: ütmek) Yenmek, oyunda kazanmak. Hapı yutmak = (argo) Mahv ve helâk olmak, işi bitmek. Zehir yutmak = mec. Keder çekmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absorb. buy. choke down. drink in. elide. engorge. engulf. gulp. gulp down. ingest. pouch. swallow. take down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buy. engulf. saturate. swallow. to swallow. to gulp down. to absorb. to belive. to buy. to learn by heart. devour. to believe. to win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absorb. devour. drink. eat. eat crow. engulf. swallow. whelm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by