Vak Vak ne demek? | Vak Vak anlamı nedir? | Vak Vak

Vak Vak anlamı nedir?

Vak Vak ne demek?

Vak Vak anlamı nedir?

Vak Vak | Dream Meanings


Türkçe - İngilizce Sözlük

quack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c._) (m. Akıbet). Akıbetler, neticeler, (bk.) Akıbet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عواقب] sonuçlar. 2.sonlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. bakî). Bâkîler, kalanlar. Yalnız şu tâbirde kullanılır: Kassü aleyh-ül-bevâkî -Kalanları da buna kıyas et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, münasebetsiz vakitte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Durmadan, beklemeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sepetçilikte kullanılan bir kavak çeşidi, sepetçi kavağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslavakian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslovakian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Czechoslovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Çekoslovakyalı; (i). ,Çek dili; Çek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çekoslovakya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelinin veya yeni doğmuş çocuğun başına takılıp yüzünü örten tülden süslü örtü. Gelin, çocuk duvağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başına ve yüzüne duvak örtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başı ve yüzü duvakla örtülmüş: Duvaklı gelin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.). Beklenmedik emir, beklenmeyen iş, sürpriz, zorlayıcı bir baskıyle bir iş yapmaya mecbur etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fait accompli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fait accompli. accomplished fact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiat accompli. accomplished fact. fait accompli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sevk). Şevkler, (bk.) Sevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. şevk). Şevkler, aşırı istekler, (bk.) Şevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. tavk). Tavklar, gerdanlıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m zevk) Zevkler, (bk.) Zevk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذواق] zevkler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Fâkihe). (bk.) Fakıyhe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فواکه] meyvalar. 2.yemişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-VAKIY) (e. A.). Vâkıa, hakîkaten, gerçekten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الواقع] aslında, gerçekte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hıçkırık.

2.Can çekişme, Ar. ihtizâr.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. hâkan). Hâkanlar, Türk imparatorları. Türkçe’den Arapça’laştırılmıştır. (bk.) HAkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.>A.) [خواقين] hakanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Atmosfer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

her zaman, daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düz ve pek yüksek ağaç ki ekseriya su kenarlarında ve sulak yerlerde olur, Ar. şecerülhurr: Akça, kara, servi kavak, Amerikan kavağı = Çeşitleri. Başında kavak yelleri esmek = Kendini büyük görmek, havaîlik. Balık kavağa çıkarsa = Olmayacak şey hakkında kullanılır. Kavak gibi büyümüş = Hiçbir şey öğrenmeyerek boy büyütmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poplar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poplar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(populus): Söğütgiller familyasından, sulak yerlerde yetişen bir çeşit ağaçtır. Akkavak, titrekkavak, tellikavak, servikavağı, karakavak, Hollandakavağı gibi çeşitleri vardır. Hekimlikte karakavak kullanılır. Karakavak 25-30 metre boyunda, gövdesi kalın bir ağaçtır. Yaprakları üçgen şeklinde, dişli ve tüysüzdür. Yaprak tomurcukları tanen, uçucu yağ, mum, salisin ve populin adı verilen glikozitleri taşır. Kullanıldığı yerler: Kavak tomurcuklarından hazırlanan merhemler basur memelerinin ve romatizmanın lokal tedavisinde kullanılır. Karakavak odunun yakılmasından kömür elde edilir. Mide ve bağırsaklardaki gazı giderir. Yine bu kömürden yapılan diş tozları da dişlerin temizlenmesinde ve dişetlerinin kuvvetlendirmekte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavak ağaçları olan yer: Orada bir kavaklık vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poplar grove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kevkeb). Kevkebler, yıldızlar, bk. Kevkeb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کواکب] yıldızlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinical case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağlama İsmi, vakaa = vukuun’dan geçmiş zaman müz. şahıs: düştü). Düşen, vâkt olan, Fars. ser-güzeşt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماوقع] olup biten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevki’), (bk.) Mevki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkib). (bk.) Mevkib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkıf). (bk.) Mevkıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkit). (bk.) Mevkit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Diş fırçalayacak, temizleyecek Alet, diş fırçası.

2.Bilhassa Araplar’ca bu işte kullanılan sert, ucu liflenmiş bir ağaç çubuğundan ibarettir. Misvâk ağacı = ince dalları bu türlü misvâklar yapmaya yarayan bir cins Arabistan ağacı.


Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(salvadore persica): İkiçenekliler sınıfının, salva doraceae familyasından, Doğu Afrika’dan Hindistan’a kadar uzanan bölgelerde yetişen küçük bir step ağacıdır. Odunu çok liflidir. Dallarının ucundaki kısım diş fırçası yerine kullanılır. Meyvesi de yenebilir. Kullanıldığı yerler: Dişleri temizler. Diş etlerini kuvvetlendirir. Ağız kokusunu giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vikaye» den if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vukuf» tan if.) (mü. mütevakkıfa).

1.Duran, ileriye varmayıp bir yerde kalan.

2.Bir şeye bağlı. Ilerlemeyip bir halde duran hasta veya hastalık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vakar» dan imef.) (mü. muvakkara). Ağırlanmış, saygı gösterilmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقر] ağırbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tevkir edilmiş, ağırlanmış, saygı gösterilmiş olan. Vakarlı, ağırbaşlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vakt» ten İmef.) (mü. muvakkate). Geçici, daimî olmayan, az vakit sürüp geçen, süreksiz: Dünya muvakkattir. Muvakkat karar = Musikide geçici karar, asma karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary admission. provisional. temporary. interim. trial. transitional. periodic. flying. tentative. ad hoc. ad interim. fugitive. provisory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقت] geçici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Az bir zaman için, geçici olarak, şimdilik: Bahçıvanımız sıladan gelinceye kadar muvakkaten bir bahçıvan tuttuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقتا] geçici olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vuku’» dan imef.) (mü. muvakkaa). Padişah tuğrası çekilmiş (ferman).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vakt» den if).

1.Vakti ve namaz vakitlerini tayin eden, muvakkıt-hâne görevlisi olan din adamı.

2.Vakit, saat, dakika ve saniyeleri tamamıyla tayin eden ayarlı saat, kronometre.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ekseri büyük camilere bağlı oda ki, içinde ayarlı saatler ve irtifâ alıp bunları ayar etmeye memur olan muvakkit bulunur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدت موقته] geçici süre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متوقف] bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «nakıysa» bu mânâda kullanılmaz). Nakıysalar, noksanlar, eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâkıysa) (bu mânâda kullanılmadığından dilimizde «nakıysa» nin cem’i gibi ve «nekaais» yerine kullanılmıştır). Eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. nâkûs). (bk.) NAkus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high noon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noon. midday. noonday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high noon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noon. midday. noonday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portico. porch. colonnade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portico. collonnade. arcade. prostyle. portal. porch. canopy. arch. gallery. archway. stoop. cloister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رواق] sundurma. 2.çardak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ervika).

1.Üstü örtülü, önü açık yer.

2.Kemeraltı, sundurma, saçak altı, çardak, (bk.) Rlvak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. felsefe). Zenon felsefesinin adı, Fr. portique, stoîcisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Eski Yunan’da bir felsefe akımının mensupları, stoacılar, Fr. stoîciens.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Revak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sâhte = yapma, Ar. vakar = ağırlık). Yalandan ve gösterişli bir vakar takınan, yalandan ağırbaşlılık gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Bir akarsuyun kollara ayrıldığı yer.

2.Suyun taksim olunduğu yerdeki örtülü ve lüleli havuz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sluice. lock. floodgate. flume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sluice. mechanism or construction designed to distribute water or control its flow. gate. lock. canal lock. launder. weir. forebay. deflector. flume. crib. penthrough. penstock. pound lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâkıbe). (bk.) SAkıbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâkin).

1.Oturanlar, sâkin olanlar.

2.(hi.) Sudan’da Kızıldeniz üzerinde bir liman.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.) (Slavca). Kuzey Slavları’ndan Katolik, Slovakça konuşan bir kavim. Çekler’in en yakın akrabasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Slavic language spoken in Slovakia a native or inhabitant of Slovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a native or inhabitant of Slovakia. the Slavic language spoken in Slovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Slovakyalı, Slovak; Slovak dili. Slovakia i. Slovakya. Slovakian s., i. Slovakyalı; i. Slovakça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Slovak language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slovakia. slovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Polonya’nın güneyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 48 40 Kuzey enlemi, 19 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 48,845 km².

Sınırları: toplam: 1,355 km.

sınır komşuları: Avusturya 91 km, Çek Cumhuriyeti 215 km, Macaristan 515 km, Polonya 444 km, Ukrayna 90 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Orta kısımlar ve kuzeyde dağlar, güneyde alçak araziler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Bodrok Nehri 94 m.

en yüksek noktası: Gerlachovsky Stit 2,655 m.

Doğal kaynakları: Kömür ve linyit, demir, bakır, manganez, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %31.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %17.

Ormanlık arazi: %41.

Diğer: %8 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 800 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,414,937 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.13 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.53 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 8.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.97 yıl.

Erkeklerde: 69.95 yıl.

Kadınlarda: 78.2 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.25 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 400 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Slovak.

Nüfusun etnik dağılımı: Slovak %85.7, Macar %10.6, Roma %1.6, Çek, Ukraynalı %0.6, Alman %0.1, Polonyalı %0.1, diğer %0.2 (1996).

Din: Roma Katolikleri %60.3, ateist %9.7, Protestan %8.4, Ortodoks %4.1, diğer %17.5.

Diller: Slovak (resmi), Macar.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Slovak Cumhuriyeti.

kısa şekli : Slovakya.

Yerel tam adı: Slovenska Republika.

yerel kısa şekli: Slovensko.

Yönetim biçimi: Parlamenter demokrasi.

Başkent: Bratislava.

İdari bölümler: 8 bölge; Banskobystricky, Bratislavsky, Kosicky, Nitriansky, Presovsky, Trenciansky, Trnavsky, Zilinsky.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1993.

Milli bayram: Anayasa Günü, 1 Eylül (1992).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: Avustralya Grubu, BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kız


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vikayet» ten). Sakınma, çekinme, Ar. ihtiraz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توقی] sakınma, korunma, çekinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vukû» dan) Bekleme, ümit ve İntizar eyleme, emel ve arzu etme, isteme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توقع] beklenti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vukuf» tan).

1.Durma, bekleme, eğlenme: Orada birkaç gün tevakkuf etti. 2.Bağlı ve alâkalı olma, ilişiği bulunma.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توقف] durma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circumstance. event.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

event. occurrence olay. hadise. happening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. event. occurrence. case in point. affair. fact. facts of the case. happening. incident. occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Vuku bulan hâl, geçen macera, hâdise, olay, olmuş hâl.

2.Harb, cenk, mesele (Arapça’da bir kere düşüş demek olup, pek bu mânâlara gelmediğinden, vâkıa veya vakîa’dan galat olsa gerektir) Vak’a-nüvîs = Osmanlı imparatorluğu zamanında, meydana gelen vakaları yazmaya memur resmî devlet tarihçisi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronicler. annalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dignity. gravity. sedateness. self-posession. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقار] ağırbaşlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ağırbaşlılık, haysiyetini koruma, temkin sabır, heybet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka’lar uzun) (i. A.). Ağırlık, haysiyeti muhafaza. Ar. temkîn: Kibir ne kadar fena ise, vakar o kadar lâzımdır. Sahte-vakar = Yalandan ve yersiz vakar satan, büyüklük taslayan, Ar. mutaazzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vakarı olan, ağır, temkinli, Ar. vakur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. grave. dignified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Temkinsiz, haysiyetini muhafaza edemiyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undignified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vakar yokluğu, temkinsizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقایع] olaylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka’lar uzun) (i. A. c.) (m. vâkıa). Vâkıalar. (bk.) VAkıa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronicle. annals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.), ince bir nevi meşin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calfskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vakıf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وقف] durma, duruş. 2.durdurma. 3.vakıf. 4.adama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Durak, durak yeri. 2.Menâsik-i hac’dan biri ki, hacıların bir ara kısaca durmaları şeklindedir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقفه] durma, duraklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وقفه گاه] durulacak yer, durak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecration. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vakıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make over to religious / charitable foundation. to devote / to dedicate to sth. consecrate. dedicate. devote. endow. vow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. vakfiyye). Vakıfla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir vakfın sahibi tarafından hazırlanıp tasdik edilen ve vakfın şartlarını, idare şeklini belirten vesika.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقفيه] vakıf belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vikaayet» ten if.) (mü. vâkıyye).

1.Saklayan, koruyan ve muhafaza eden.

2.(tıp). Bir hastalığın meydana çıkmasından önce hastalığa mâni olmak için alınan ilâç veya tedbir, Fr. prophylactique.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happening. true. actual. hapining. occuring. taking place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which has happened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واقع] olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l.Vuku bulan, olan, düşen, olagelen, rastlayan. 2.Geçen, geçmiş olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vukû» dan if.) (mü. vâkıa).

1.Vuku bulan, olan, tesadüfen bir hâl ve şekilde bulunan: Bazen vâkî olur, bunu vâkî olduğu vardır, bana vâkî olmuştur.

2.Olağan, olmuş, mevcut.

3.Tesadüfen bulunan: Yol üzerinde vâkî köyler.

4.Geçen, cereyan eden: Ben, vâkî olan hâli nakledeyim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vakayî).

1.Vuku bulan hâl, geçmiş olan hâdise, macera: Ben, o vâkıayı gözümle gördüm.

2.Rüya, düş: Vâkıamda gördüm.

3.Gerçi, her ne kadar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A.) (c. vakâyî). (bk.) VAkıa, vak’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fact. event. happening. dream. although. it is true that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واقعه] olay. 2.gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vaki).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واقعات] olaylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(VAKF) (i. A.).

1.Duruş, durma, hareketten kalma, Ar. tevakkuf.

2.Her söz veya bahsin veya bir Ayetin bittiği yerde, lüzumu kadar durup kesme, durak. Alâmet-i vakıf = Durak işareti. 3.Arapça’da durak yerinde kelimenin İrâbsız ve sonu sakin okunması.

4.Bir mal ve mülkü, satılmamak şartıyle, bir hayır işine tahsis etme, verme: O adam evini, emlâkini, malının bir kısmını vakfetti. 5.Tamamiyle ve büsbütün emrine verme, bağlama: Kendimi hizmetinize vakfettim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(vakf) (i. A.) (c. evkaf).

1.Sahibi tarafından hayır işine tahsis olunmuş mal ve mülk: Vakfı iyi idare etmek; vakfına dokunulmamıştır.

2.Hayrata vakfedilmiş, satılmamak şartıyle bir hayır işine verilmiş, terk olunmuş, Ar. mevkuf: Vakıf arazi, vakıf dükkân: Bu ev vakıftır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vakf, vukuf» dan) (mü. vâkıfa). I. Duran, ayakta duran.

2.Arafat’ta vakfede duran.

3.Bir işte bilgisi, vukufu, malûmatı olan, Fars. Agâh, haberdar, Ar. muttali: Ben bu işe vâkıf değildim.

4.Gözü açık, haberli, malûmatlı: Vâkıf adamdır.

5.Bir mal ve mülkü vakfeden, vakıf sahibi: Bu hayratın vâkıfı kimdir?


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. cognizant. charitable foundation. charitable fund. endowed charity. endowed institution. trust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واقف] vakfeden. 2.anlamak, bilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2.Duran, ayakta duran. Arafat’ta vakfe yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms deeds. settlement deed. trust indenture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vakfiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter of a wagf. deed of trust. act of foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father time. hour. season. time. when. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season. time. the right time. appointed time. hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. the right time. time (for doing sth. when. hour. tide. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. evkaat).

1.Zaman, Fars. hengâm: Şimdiki vakitte, vakit nakittir.

2.Saat, günün muhtelif saatleri: Geç vakit, gece vakti, acaba vakit nasıl?

3.Mevsim: Orak vakti, ağaç dikme vakti. 4.Geçim vaziyeti: Onun vakti iyidir, vakitler darlaştı.

5.Devir, asır, çağ, içinde bulunulan zaman: Allâme-i vakt. O vakit = O zaman. Bu vakit = Şimdi. Ne vakit? = Ne zaman? Her vakit = Her zaman, daima. Vaktinde = I. Münasip zamanda.

2.Mevsiminde. Bir vakit =

1.Geçmiş ve muayyen olmayan bir zamanda: Ben de bir vakit öyle bir çiftlik almıştım.

2.Geçmiş zamanda, vaktiyle: Amerika’ya züğürt gidip, zengin dönmek bir vakit idi. Vaktiyle =

1.Zamanında: Bu çiçeği vaktiyle dikmemişsiniz.

2.Eski zamanda, geçmiş zamanda: Vaktiyle öyle bir teşebbüs etmiş idim, vaktiyle bizde Farsça daha çok okunurdu. Vakit vakit = GAh, zaman zaman, nöbet nöbet. Vakit ve hâl (vakt ü hâl) = Geçim vaziyeti. Vakt-i zevâl = Oğle vakti. Vakt-i gurûbî = Güneşin batışından başlanarak hesap olunan vakit.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip vakit ve zamanda veya gerekli mevsiminde olan: Vakitli vakitsiz, (bk.) Vakitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at the right time. done in due season. timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pünktlich. rechtzeitig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without considering whether or not it is the proper time to do. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Münasip vaktinde olmayan, Fars. nâ-be-hengâm: Vakitsiz teşebbüs.

2.Mevsiminde olmayan, Fars. nâbe-mevsim: Vakitsiz meyve.

3.Geç, geç vakitte: Siz vakitsiz geldiniz, şimdi vakitsizdir, gidilemez.

4.Mevsimsiz. Vakitli vakitsiz = Münasip olan veya olmayan zamanda, her vakit: O, bize vakitli vakitsiz gelir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premature. unearthly. untimely. inopportune. ill-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at an unsuitable time. premature. too early. out of season. ill timed. untimely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untimeliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقيه] okka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vakit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقت] vakit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). O vakit ki, ne zaman ki, olduğu vakit, kaçan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وقتاکه] –diği zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vakit bakımından. Vakten min-el evkaat = Zamanın birinde, günlerden bir gün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on time. in time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on time. in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the proper time. in the past. once. once upon a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanacak şeyler, ateş yakmaya yarayan odun, kömür gibi şeyler, Ar. mahrukat, Fr. combustible.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Boşluk.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. vacuum

fiz. basıncı düşürülmüş

Basıncı en az düzeye indirilmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction. vacuum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacuum. vacuum boşluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacuum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Boşluk, havasızlık anlamında kullanılan ‘vakum’ terimi çoğu kez yanlış anlaşılır. Normal şartlarda, deniz seviyesinde, vücudumuzun her santimetrekaresi üzerinde l kilogram hava basıncı vardır. Parmağınıza l kilogramlık bir yük taksanız zor taşırsınız ama parmağınızın minik bir bozuk para büyüklüğünde olan kısmı üzerinde her zaman bu ağırlık vardır. Bir de bütün vücudun üzerinde olanı düşünün.

Üzerimizdeki atmosfer tabakasının ağırlığının yarattığı bu hayli yüksek basınç altında ezilmeyiz hatta hissetmeyiz bile. Vücudumuz buna göre ayarlanmıştır. Bu basınç biraz artarsa (denize daldığımızda) veya biraz azalırsa (uçakta veya yüksek dağlara çıkıldığı zaman) vücudumuz, kulaklarımız başta olmak üzere bunu hemen algılar.

İşte basıncın, santimetrekareye l kilogram (l 000 gram) olan atmosfer basıncının altına düşmesine vakum denilir. Örneğin santimetrekarede 0,8 kilogramlık (800 gram) bir basınç pratikte atmosfer basıncının ne kadar altında ise o kadar yani l 000-800= 200 milibar vakum olarak ifade edilir.

Vakumda, yani hava basıncı atmosfer basıncından daha düşük olduğunda üzerimizdeki basınç da azalmış yükümüz hafiflemiş olduğuna göre vücudumuz da daha rahat etmez mi? Hayır, tersine. Vücudumuzun iç basıncı atmosfer basıncına göre ayarlıdır. Dışımızdaki basınç düşerse, denge bozulacağından ve iç basıncımız fazla geleceğinden başta damarlarımız olmak üzere tüm organlarımız zarar görebilir, devam etmesi durumunda ise insanı ölüme götürebilir.

Hakiki veya mutlak vakum tam sıfır hava basıncına ulaşmaktır ki, bu pratikte mümkün değildir. Uzayda bile hakiki vakum yoktur. Bir ortamın hakiki yani mutlak vakumda olması için içinde molekül, atom, elektron, ve atomun diğer küçük parçacıklarından hiçbirinin olmaması gerekir. Uzayda ‘neutrinus’ denilen partiküller vardır, bu nedenle uzayda bile hakiki vakum vardır diyemiyoruz. Ancak uzay o kadar büyük, parçacıklar da o kadar küçüktürler ki yüzde 99,9999.... vakumdur diyebiliriz.

Elinize bir şişe alıp havasını boşaltıp, ağzını da sızdırmaz şekilde kapatırsanız şişenin içinde vakum oluşmuştur diyebiliriz. İişenin kapağında bir delik açarsanız dışarıdaki hava derhal içeri hücum eder, içerdeki vakumun yerini alır. O halde dünyamızı çevreleyen hava tabakası niçin uzayın boşluğuna, vakumlu ortamına kaçmıyor?

Örnekteki havanın, şişenin içine dalmasına sebep üzerindeki atmosferik basınçtır. Atmosferde 10 bin metreye çıkıldığında (yolcu uçaklarının normal uçuş yüksekliği) hava basıncı santimetrekarede 0,3 kilograma, 16 bin metrede 0,1 kilograma düşer.

Atmosferin üst katmanlarına gittikçe de hava basıncı sıfıra yaklaşır. Havanın vakumlu ortama kaçmasını yaratacak bir hava basıncı yoktur, bu nedenle uzayın boşluğu hava moleküllerini çekemez, atmosfer tabakamız da uzayın boşluğuna kaçıp gitmez. Tabii dünyanın çekim gücünü de unutmamak lazım.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction. vacuum. vacuum-packed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacuum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. «vakar» dan). Ağırbaşlı, vakarlı, temkinli: Pek vakur bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graceful. staid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solemn. grave. dignified. solemn ağırbaşlı. onurlu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dignified. grave. sedate. proud. reserved. solemn. staid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقور] ağırbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ağırbaşlı, temkinli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağırbaşlılıkla, temkinle: Vakurâne hareket, vakurâne baktı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وقورانه] ağırbaşlılıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden insan şeklinde meyvesi olduğu sanılan hayâlî bir ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duck ördek. quack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Ördeğin bağırmasını taklit ve tasvir edip, asla acımaksızın ve ehemmiyet vermeksizin «vah vah vah» diye yalandan gösterilen acıma için de söylenir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وقعه] olay. 2.savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وقعه نویس] tarih yazarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وقعه نویسان] tarih yazarları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یواقيت] yakutlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi çok fazla tadan. 2.Bir şeyi çok fazla deneyen. 3.Bir şeyin çok fazla farkına varan.

İsimler ve Anlamları by