Vaki’ Olmak ne demek? | Vaki’ Olmak anlamı nedir? | Vaki’ Olmak

Vaki’ Olmak anlamı nedir?

Vaki’ Olmak ne demek?

Vaki’ Olmak anlamı nedir?

Vaki’ Olmak | Dream Meanings


Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c._) (m. Akıbet). Akıbetler, neticeler, (bk.) Akıbet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عواقب] sonuçlar. 2.sonlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. bakî). Bâkîler, kalanlar. Yalnız şu tâbirde kullanılır: Kassü aleyh-ül-bevâkî -Kalanları da buna kıyas et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çekoslovakya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.). Beklenmedik emir, beklenmeyen iş, sürpriz, zorlayıcı bir baskıyle bir iş yapmaya mecbur etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fait accompli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fait accompli. accomplished fact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiat accompli. accomplished fact. fait accompli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Fâkihe). (bk.) Fakıyhe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فواکه] meyvalar. 2.yemişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-VAKIY) (e. A.). Vâkıa, hakîkaten, gerçekten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الواقع] aslında, gerçekte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. hâkan). Hâkanlar, Türk imparatorları. Türkçe’den Arapça’laştırılmıştır. (bk.) HAkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.>A.) [خواقين] hakanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

her zaman, daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kevkeb). Kevkebler, yıldızlar, bk. Kevkeb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کواکب] yıldızlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevki’), (bk.) Mevki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkib). (bk.) Mevkib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkıf). (bk.) Mevkıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkit). (bk.) Mevkit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «nakıysa» bu mânâda kullanılmaz). Nakıysalar, noksanlar, eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâkıysa) (bu mânâda kullanılmadığından dilimizde «nakıysa» nin cem’i gibi ve «nekaais» yerine kullanılmıştır). Eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. nâkûs). (bk.) NAkus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. felsefe). Zenon felsefesinin adı, Fr. portique, stoîcisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Eski Yunan’da bir felsefe akımının mensupları, stoacılar, Fr. stoîciens.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâkıbe). (bk.) SAkıbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâkin).

1.Oturanlar, sâkin olanlar.

2.(hi.) Sudan’da Kızıldeniz üzerinde bir liman.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vikaayet» ten if.) (mü. vâkıyye).

1.Saklayan, koruyan ve muhafaza eden.

2.(tıp). Bir hastalığın meydana çıkmasından önce hastalığa mâni olmak için alınan ilâç veya tedbir, Fr. prophylactique.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happening. true. actual. hapining. occuring. taking place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which has happened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واقع] olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l.Vuku bulan, olan, düşen, olagelen, rastlayan. 2.Geçen, geçmiş olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vukû» dan if.) (mü. vâkıa).

1.Vuku bulan, olan, tesadüfen bir hâl ve şekilde bulunan: Bazen vâkî olur, bunu vâkî olduğu vardır, bana vâkî olmuştur.

2.Olağan, olmuş, mevcut.

3.Tesadüfen bulunan: Yol üzerinde vâkî köyler.

4.Geçen, cereyan eden: Ben, vâkî olan hâli nakledeyim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vakayî).

1.Vuku bulan hâl, geçmiş olan hâdise, macera: Ben, o vâkıayı gözümle gördüm.

2.Rüya, düş: Vâkıamda gördüm.

3.Gerçi, her ne kadar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A.) (c. vakâyî). (bk.) VAkıa, vak’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fact. event. happening. dream. although. it is true that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واقعه] olay. 2.gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vaki).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واقعات] olaylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(VAKF) (i. A.).

1.Duruş, durma, hareketten kalma, Ar. tevakkuf.

2.Her söz veya bahsin veya bir Ayetin bittiği yerde, lüzumu kadar durup kesme, durak. Alâmet-i vakıf = Durak işareti. 3.Arapça’da durak yerinde kelimenin İrâbsız ve sonu sakin okunması.

4.Bir mal ve mülkü, satılmamak şartıyle, bir hayır işine tahsis etme, verme: O adam evini, emlâkini, malının bir kısmını vakfetti. 5.Tamamiyle ve büsbütün emrine verme, bağlama: Kendimi hizmetinize vakfettim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(vakf) (i. A.) (c. evkaf).

1.Sahibi tarafından hayır işine tahsis olunmuş mal ve mülk: Vakfı iyi idare etmek; vakfına dokunulmamıştır.

2.Hayrata vakfedilmiş, satılmamak şartıyle bir hayır işine verilmiş, terk olunmuş, Ar. mevkuf: Vakıf arazi, vakıf dükkân: Bu ev vakıftır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vakf, vukuf» dan) (mü. vâkıfa). I. Duran, ayakta duran.

2.Arafat’ta vakfede duran.

3.Bir işte bilgisi, vukufu, malûmatı olan, Fars. Agâh, haberdar, Ar. muttali: Ben bu işe vâkıf değildim.

4.Gözü açık, haberli, malûmatlı: Vâkıf adamdır.

5.Bir mal ve mülkü vakfeden, vakıf sahibi: Bu hayratın vâkıfı kimdir?


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. cognizant. charitable foundation. charitable fund. endowed charity. endowed institution. trust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واقف] vakfeden. 2.anlamak, bilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2.Duran, ayakta duran. Arafat’ta vakfe yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms deeds. settlement deed. trust indenture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vakfiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter of a wagf. deed of trust. act of foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father time. hour. season. time. when. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season. time. the right time. appointed time. hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. the right time. time (for doing sth. when. hour. tide. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. evkaat).

1.Zaman, Fars. hengâm: Şimdiki vakitte, vakit nakittir.

2.Saat, günün muhtelif saatleri: Geç vakit, gece vakti, acaba vakit nasıl?

3.Mevsim: Orak vakti, ağaç dikme vakti. 4.Geçim vaziyeti: Onun vakti iyidir, vakitler darlaştı.

5.Devir, asır, çağ, içinde bulunulan zaman: Allâme-i vakt. O vakit = O zaman. Bu vakit = Şimdi. Ne vakit? = Ne zaman? Her vakit = Her zaman, daima. Vaktinde = I. Münasip zamanda.

2.Mevsiminde. Bir vakit =

1.Geçmiş ve muayyen olmayan bir zamanda: Ben de bir vakit öyle bir çiftlik almıştım.

2.Geçmiş zamanda, vaktiyle: Amerika’ya züğürt gidip, zengin dönmek bir vakit idi. Vaktiyle =

1.Zamanında: Bu çiçeği vaktiyle dikmemişsiniz.

2.Eski zamanda, geçmiş zamanda: Vaktiyle öyle bir teşebbüs etmiş idim, vaktiyle bizde Farsça daha çok okunurdu. Vakit vakit = GAh, zaman zaman, nöbet nöbet. Vakit ve hâl (vakt ü hâl) = Geçim vaziyeti. Vakt-i zevâl = Oğle vakti. Vakt-i gurûbî = Güneşin batışından başlanarak hesap olunan vakit.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip vakit ve zamanda veya gerekli mevsiminde olan: Vakitli vakitsiz, (bk.) Vakitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at the right time. done in due season. timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pünktlich. rechtzeitig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without considering whether or not it is the proper time to do. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Münasip vaktinde olmayan, Fars. nâ-be-hengâm: Vakitsiz teşebbüs.

2.Mevsiminde olmayan, Fars. nâbe-mevsim: Vakitsiz meyve.

3.Geç, geç vakitte: Siz vakitsiz geldiniz, şimdi vakitsizdir, gidilemez.

4.Mevsimsiz. Vakitli vakitsiz = Münasip olan veya olmayan zamanda, her vakit: O, bize vakitli vakitsiz gelir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premature. unearthly. untimely. inopportune. ill-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at an unsuitable time. premature. too early. out of season. ill timed. untimely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untimeliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقيه] okka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یواقيت] yakutlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by