Vakit Geçirmek ne demek? | Vakit Geçirmek anlamı nedir? | Vakit Geçirmek

Vakit Geçirmek anlamı nedir?

Vakit Geçirmek ne demek?

Vakit Geçirmek anlamı nedir?

Vakit Geçirmek | Dream Meanings


Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring to book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assume. preempt. recapture. secure. seize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seize. acquire. capture. catch. cop. get. have. to take hold of. lay hold of. make. nab. nobble. obtain. pinch. possess oneself of a thing. to enter upon property. secure. share. take hold. take possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir.

2.Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3.Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz.

4.Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5.Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6.Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi.Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz.Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim.Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek.Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek.Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek.Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek.Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek =

1.Tutmak, Osm. derdest etmek.

2.Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek =

1.İç çekmek.

2.Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

see smb. to the door. make pass. show smb. to the door. pass. carry. transfer. transmit. see off. bash. come through. communicate. conduct. dot smb. one. extrude. fetch. get through. pass on. scarf. screw. slip. spin out. stick. swipe. take in. under.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. conduct. have. infect. know. pass. spend. transmit. treat. undergo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

migrate. to pass. to infect sb to slip on. to fit. to fix. to insert. to enter. to register. to undergo. to get over. to see sb off. to screw. to let to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. examine. inspect. sift. skim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overview. review. revise. investigate. to review.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. actuate. arouse. awake. develop. galvanize. motivate. rouse. stir. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to start. to move. to excite. to activate. to actuate. to set in motion. to warm. to mobilize. to prompt. to stir. arouse. bestir. develop. evoke. fire. get sth under way. to give the enemy hell. put in action. put in motion. set going. spark. spark off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

her zaman, daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enchant. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkit). (bk.) Mevkit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retrieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father time. hour. season. time. when. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season. time. the right time. appointed time. hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. the right time. time (for doing sth. when. hour. tide. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. evkaat).

1.Zaman, Fars. hengâm: Şimdiki vakitte, vakit nakittir.

2.Saat, günün muhtelif saatleri: Geç vakit, gece vakti, acaba vakit nasıl?

3.Mevsim: Orak vakti, ağaç dikme vakti. 4.Geçim vaziyeti: Onun vakti iyidir, vakitler darlaştı.

5.Devir, asır, çağ, içinde bulunulan zaman: Allâme-i vakt. O vakit = O zaman. Bu vakit = Şimdi. Ne vakit? = Ne zaman? Her vakit = Her zaman, daima. Vaktinde = I. Münasip zamanda.

2.Mevsiminde. Bir vakit =

1.Geçmiş ve muayyen olmayan bir zamanda: Ben de bir vakit öyle bir çiftlik almıştım.

2.Geçmiş zamanda, vaktiyle: Amerika’ya züğürt gidip, zengin dönmek bir vakit idi. Vaktiyle =

1.Zamanında: Bu çiçeği vaktiyle dikmemişsiniz.

2.Eski zamanda, geçmiş zamanda: Vaktiyle öyle bir teşebbüs etmiş idim, vaktiyle bizde Farsça daha çok okunurdu. Vakit vakit = GAh, zaman zaman, nöbet nöbet. Vakit ve hâl (vakt ü hâl) = Geçim vaziyeti. Vakt-i zevâl = Oğle vakti. Vakt-i gurûbî = Güneşin batışından başlanarak hesap olunan vakit.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip vakit ve zamanda veya gerekli mevsiminde olan: Vakitli vakitsiz, (bk.) Vakitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at the right time. done in due season. timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pünktlich. rechtzeitig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without considering whether or not it is the proper time to do. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Münasip vaktinde olmayan, Fars. nâ-be-hengâm: Vakitsiz teşebbüs.

2.Mevsiminde olmayan, Fars. nâbe-mevsim: Vakitsiz meyve.

3.Geç, geç vakitte: Siz vakitsiz geldiniz, şimdi vakitsizdir, gidilemez.

4.Mevsimsiz. Vakitli vakitsiz = Münasip olan veya olmayan zamanda, her vakit: O, bize vakitli vakitsiz gelir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premature. unearthly. untimely. inopportune. ill-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at an unsuitable time. premature. too early. out of season. ill timed. untimely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untimeliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deter. discourage. dissuade. wean. to dissuade. to deter. to discourage. to talk sb out of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissuade. turn aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یواقيت] yakutlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defalcate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by