Varlı | Varlı ne demek? | Varlı anlamı nedir?

Varlı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: varli

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşe-yin evveli, ilk olan, varlığının başlangıcı bulunmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah’ın kulu.- Allah’ın isimlerinden, (bkz.Gani).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran Allah’ın kulu. - Hak, Esmau’l-Hüsna’dandır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın diliyle övülmüş Allah’ın kulu. - Hamid; Allah’ın isimlerindendir. (bkz.Hamid).- Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün varlıkların takdir edilen hayatları boyunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntılarıyla hesabını en iyi bilen Hasib’in kulu. - Hasib; Allahın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bu isim her şeyin bir varlık olarak durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi tutan, baki, kaim Allah’ın kulu. - Kayyum, Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Kayyum).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen Allah’ın kulu. - Muhsi, Esmau’l-Hüsna’dandır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve delillerle belli olan Allah’ın kulu. - ez-Zahir, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.ez-Zahir).

Yabancı Kelime

Fr. abstrait

fel. soyut

Varlığı duyularla algılanamayan

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dünya, varlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yokluk, varlık zıddı: Onun vücudiyle ademi birdir = Varlığı ile yokluğu müsavidir; diyâr-ı adem = Yokluk ülkesi, sahrây-ı adem = Yokluk çölü. 2. Olmama, bulunmama, fıkdan: Adem-i itaat = İtaatsizlik; adem-i iktidar = İktidarsızlık; adem-i iştiha = iştahsızlık.

İsimler ve Anlamları

(İb.h.i.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2.Adam. 3.İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur’an’da Hz.Adem’in 25 yerde ismi geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Varlıklı, zengin.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Her varlığın aklî bir sebebe dayandığını, bilginin kaynağının akıl prensipleri olduğunu kabul eden doktrin.

Türkçe Sözlük

(i.). Allah’ın varlığına inanmayan. Tanrısız, dinsiz.

Türkçe Sözlük

“Altın Bölüm” ya da “Altın Kesit” de denir. Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı estetik bir üstünlük sayılan oran. Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir. Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir. Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1.618 “altın sayı” adını alır. Altın oran, geometrik olarak iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur. Antik Çağdan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın oran, bu adı XIX.yy da almıştır.

Yabancı Kelime

Fr. emblème

belirtke

Soyut bir şeyin, bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya.

Yabancı Kelime

Fr. anaphylaxie

fiz. aşırı duyarlık

Organizmaya giren yabancı bir madde yüzünden canlı varlıklarda oluşan aşırı tepki.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Devletin varlığını hiç bir surette tanımayan, her türlü iktidarı reddeden bir doktrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., meteor. yelkovan , rüzgar pusulası, rüzgârın yönünü veya varlığını gösteren araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i animizm, butun varlıkların ve evrenin bir ruh taşıdığına inanan doktrin; varlıkların bedenlerinden ayrı olarak ruh sahibi oldukları inancı; ruhun hayat ve sağlığın temel varlığı olduğuna inanma doktrini ; ruhların varlığına inanış.

Yabancı Kelime

Fr. antipathie

1. sevimsizlik, soğukluk, iticilik, 2. ruh b. karşıt duygu

1. Sevimsiz olma durumu. 2. Sevimsiz olma durumu. 3. İtici olma durumu. 4. ruh b. Bazı kişilere veya varlıklara karşı duyulan ve belirli bir sebebe dayanmayan hoşnutsuzluk durumu.

Yabancı Kelime

Fr. anthropomorphisme

fel. insan biçimcilik

İnsanın niteliklerinin başka bir varlığa, özellikle Tanrı’ya aktarılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çog)., (tic). emval, servet, mevcudat, aktif, varlık. assets and liabilities varlıklar ve borçlar asset and liability statement bilanço. current assets döner varlıklar. fixed assets sabit kıymetler, duran varlıklar. personal sssets menkul

Yabancı Kelime

Fr. athéiste

fel. tanrıtanımaz

Tanrı’nın varlığını inkâr eden.

Yabancı Kelime

Fr. athéisme

fel. tanrıtanımazlık

Tanrı’nın varlığını inkâr eden öğreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Allahın varlığını inkâr; Allahsızlık. atheist (i). Tanrının varlıgını kabul etmeyen kimse, ateist. atheistic, -al (s). Allahsız.

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaddarlık, kütülük şenaat , canavarlık. atrocities (i).(çoğ). mezalirn.

Türkçe Sözlük

(i. Biyoloji). Yaşayan varlıklarda çevrenin şartlarına en iyi uyan türlerin veya fertlerin yaşamakta devam etmesi, uyamayanların yok olması. Osm. ıstıfâ.

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.

Peki bu oluşum içinde ayın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve dünyanın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?

Dünyadaki yaşam koşulları bakımından Ay’dan kaynaklanan hiçbir olumsuz etken yoktur. Yani Ay’ın varlığının hiç bir zararı yoktur. Ya yararı?

Ay’ın dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay’ın olmaması dünyanın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapılan farklılaşabilecek buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti.

Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay’ın yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı. Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70’i Ay’dan, diğer yüzde 30’u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı.

Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada’da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükselir. Bu olay Manş sahillerinde 11,5 metre, Çanakkale Boğazı’nda 5-6 santimetre olup İstanbul Boğazı’nda pek hissedilmez. Ay’ın etkisiyle yalnız denizler değil karalar da hareketlenir. Kara parçalarında saptanan en büyük yükselme ise 50 santimetredir.

Astronomik gözlemlerde nasıl atmosferimiz iyi görüş almamıza mani teşkil ediyorsa Ay’ın ışığı da öyledir. Öyleyse Ay’ın olmaması bu konuda faydalı olacaktı. Dünya’nın yörünge hareketindeki Ay’dan kaynaklanan küçük salınım hareketleri yavaş yavaş ortadan kalkacak ama dünyanın dönme ekseni bundan pek etkilenmeyecekti.

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.

Ay olmayınca etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.

Türkçe Sözlük

(uydurma kelime) (i.). Başka bir şeyin tesiri altında bulunan. Başka bir varlığın iradesi, gücü veya yardımı olmadan kendi başına bir şey yapamıyan, müstakil olmayan, tâbi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın isimlerindendir. Genellikle “abd” takısı alarak kullanılır, (bkz.Abdülbaki). Kalıcı, sürekli, devamlı. Varlığının sonu olmayan. Ölümsüz. 2.Artan, kalan, geriye kalan. 3.Korunmuş. Baki: - Ünlü Türk şairlerinden olup asıl adı Abdülbaki Mahmud’dur.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Varlık, servet, zenginlik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Zengin, varlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zengin, varlıklı kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Varlıklı, saygın.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zenginlik, varlık ve kudret. 2. Döl yatağı, rahim.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Varlıklı, saygın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). olmak, vaki olmak; varlığını göstermek, mevcut olmak. yardımcı fiil -dır edilgen fiil yapmaya yarayan yardımcı fiil. (msl.to see görmek;to be seen görünmek). be at bulunmak, olmak. be about üzere olmak; meşgul olmak. be after peşinde olmak. be fr

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oluş, varoluş, mevcudiyet; varlık; var olan şey; insan, beser. Supreme Being Allah, Tanrı, Cenabı Hak. call into being yaratmak, halketmek.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Canlı varlıkların yaşaması, gelişmesi ve çalışması için gerekli olan türlü madde: Azık, gıda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vahşilik, canavarlık.

Yabancı Kelime

İt. bilancio

ekon. dengelem

Bir kuruluşun, bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taşınır ve taşınmaz varlıkları ile bunları sağlamak için kullanılan öz ve yabancı kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). 1. Varlıkların temelini ruh veya madde gibi tek gerçekte bulan, diğerlerini bundan çıkmış olarak düşünen doktrin. 2. Gerçeğin bölünmez bir bütün olup, müstakil parçaları bulunmadığına inanan doktrin, monizm.

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.

Türkçe Sözlük

Bir organizmanın varlığını sürdürme ve üreme yeteneği.

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Varlık, vücut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بود] varlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). göğe ait, semavi; kutsal, ilâhi; gökte oturan; (i). göksel varlık; (bh)., (alay) çinli. Celestial Empire ,Çin imparatorluğu. celestial equator gök büyük kuşağı. celestially (z) göksel olarak .celestial navigation yıldızlara bakarak yön tayini

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جماد] cansız varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمادات] cansız varlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جوامد] cansız varlıklar.

Yabancı Kelime

İng. chip card

varlık kartı

Kişiyle ilgili birçok bilgiyi içinde barındıran kart.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Masallarda geçen gözle görülmeyen varlık.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Kâinatın birçok varlıktan meydana geldiğini, bunlarda birlik aramanın, zihnî bir temayülden ibaret olduğunu ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük

(I. felsefe). Birden fazla tanrının varlığı düşüncesini benimseyen inanış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). maddi; somut, müşahhas; belirli, muayyen; betondan yapılmış; (i). beton; betona benzer herhangi bir karışım; somut bir varlık; (f). bir bütün haline getirmek; beton dökmek; taşlaştırmak; donmak, sertleşmek; somutlaştırmak. reinforced

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaratık, varlık, mahluk; insan, hayvan; bende, köle, kukla, bir kimseye bağlı olan ve itaat eden kimse. creature comforts vücudun rahatını sağlayan şeyler, refah. creaturely (s). yaratıklarla ilgili.

Türkçe Sözlük

(i. İng. T. felsefe). Tabiat bilgini Darwin tarafından geliştirilen, bütün canlı varlıkların arasında belirli bir yakınlık bağı bulunduğunu ileri süren doktrin.

Finansal Terim

(Book Value)

İşletmenin aktif toplamından, borçlarının düşülmesi ile bulunan özvarlığının, çıkarılmış/ödenmiş hisse senedi sayısına bölünmesi ile bulunur.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Canlı varlıklardaki soyaçekimin atlama şeklinde değişebileceğini ve bu değişmelerin, türlerin meydana gelmesinde ana yol olduğunu ileri süren nazariye, mütasyonizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vahyi inkar etmekle beraber Allahın varlığına inanma, deizm; bu itikadın mezhebi felsefesi; dinitabii deist (i). bu itikadı kabul eden kimse. deistic (s). bu itikada ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanrı, ilah, mabut; ilahi varlık. the Deity Allah, Cenabı Hak, Ulu Tanrı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yan ilâh yan insan bir varlık; tanrısal özellikleri olan insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cin ve şeytanların varlığına inanış; şeytanlara olan itikadı tetkik eden ilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cin ve şeytanların varlığına olan itikadı tetkik eden ilim dalı, demonoloji.

Türkçe Sözlük

(i. A.)” (e. düvel). 1. Baht, talih, saadet: Devlet ve ikbal İle. 2. Makam ve nimet, servet ve varlık: Devlete nâil olmak. 3. Müstakil olarak idare edilen hükümet ve ülkesi: Türkiye, Avusturya, Fransa devleti. 4. Saltanat süren sülâle, hükümdarlık eden hânedan: Devlet-i Selçukıyye, Devlet-i Abbâsiyye. Ne devlet = Ne saadet, ne bahtiyarlık (Arapça tâbirlerde «devle» şeklinde kullanılır: Sâhib-üd-devle = Devlet sahibi).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin en derin ve aşağı yeri, altı: Denizin dibi, kuyunun dibi, dibe düştü, dibe çöktü. 2. Bir kap vesairenin dışarıdan aşağıya gelen yüzü: Tencerenin, cezvenin, bardağın dibi. 3. Ağaç ve duvar gibi şeylerin aşağısı, kök, temel: Ağacı dibinden kesmek, duvarın dibine oturmak. Mum kendi dibine ışık vermez = Varlıklı, kuvvetli kimselerin yakınlarına hayrı olmadığını anlatır. Dip karpuzu = Köküne yakın çıkanı ki, tohumu ekilmeye elverişlidir. 4. Bir şeyin en gerisi, en arka tarafı: Sahnenin dibinde bir kapı görünür. 5. Makad, dübür, oturak yeri. 6. mec. Asıl, esas. Dibine darı ekmek = Tahkik etmek, aslını aramak (bugün bitirmek, yok etmek mânâsında kullanılıyor). Tırnağı dibinde = Peşin para. Kazan dibi = Mahallebi vesair bazı yemeklerin kazanın dibine yapışıp hoş ve makbul bir koku alan kısmı. 7. mec. Evlâdın en küçüğü. 8. Bir şeyin altında ve en aşağısında bulunan: Dip barsak = Bumbar. Dip diş = Azı dişleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki eşit tanrıya inanma; iki zıt prensibin varlığına inanma. ditheist (i). bu inancı kabul eden kimse.

Yabancı Kelime

Fr. dualisme

fel. ikicilik

Birbirinden ayrı, birbirinden bağımsız, birbirine geri götürülemeyen, birbirinin yanında veya karşısında bulunan iki ilkenin varlığını kabul eden görüş.

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji) (uyd. k.). Dış varlıkların tesirlerine, bilhassa hissi tesirlere karşı ilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجرام] cansız varlıklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kendini merkez olarak alan, başka kişileri veya şeyleri kendi durumuna göre düşünen; (fels). kişinin algıladığı şekilde varlığı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bencillik, egoizm, hodbinlik hodkâmlık, yalnız kendi öz varlığını düşünme ve sevme; kendini beğenmişlik; (fels). yalnız kişisel bilincin bilindiğini iddia eden doktrin; kişisel çıkarların ahlâkın esası olduğunu öne süren görüş, davranışların doğr

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Canlı varlıklarla çevreleri arasındaki münasebetleri araştıran biyoloji kolu.

Yabancı Kelime

Fr. expressionnisme

fel. dışa vurumculuk

Olayların, varlıkların gerçekten olduğu gibi değil de sanatçının iç dünyasına göre anlatılması anlayışına dayanan sanat akımı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اکوان] dünyalar. 2.varlıklar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Varlıklar, alemler, dünyalar. - (bkz.Evren).

Ülke

Başkent: Malabo.

Nüfus: 410.000.

Yüzölçümü: 28.051 km2.

Komşuları: Güneyde Gabon, Doğuda ve Kuzeyde Kamerun.

Önemli Şehirleri: Malabo.

Din: Çoğunluk Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi), Fang, Bubi.

Yönetim Biçimi: Geçiş Dönemi.

Tarih: 15 yy.da Portekizlilerce ele geçirilen Fernando Po adası (bugünkü Bako) 1778’de İspanya’ya devredildi. 12 Ekim 1968’de bağımsız oldu. Anakaradaki Rio Muni eyaleti ile ada arasındaki çekişmeler sonucu 1969’da bir dizi ayaklanma çıktı. 1972’de anakaradan Masre Nguema Biyogo ömür boyu, devlet başkanı oldu.

Masre’nin hükümdarlığı, ulusu iflasa sürükleyen, Afrika’nın en vahşi yönetimidir. Ağustos 1979’da bir askeri darbe ile görevinden uzaklaştırıldı. Darbenin lideri Teodoro Mbasogo devlet başkanı oldu.

21 Kasım 1993’te yapılacak seçimlere razı oldu. İktidar partisi tek başına galip geldi ancak muhalefet partileri, hile yapıldığı iddiası ile seçimleri boykot etti.

Devlet büyük ölçüde dış yardımlara dayalı olarak varlığını sürdürmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -entia) i., fels. soyut varlık kavramı, var olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. varoluş, varlık, mevcudiyet, vücut, şey, zat; fels. öz, kendilik, mahiyet.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. İşaret, alâmet, nişan, bir şeyin varlığına delâlet eden hal: Bir insanlık eseri gösterdi. 2. Esası kalkmış bir şeyin kalan kısmı. Ar. bakıyye: Burada bina eseri yoktur. Orada bir eski şehrin eseri görülüyor. 3. Bir adamın vücuda getirdiği şey, telif, meydana getirme: Şehnâme Firdevsî’nin, matbaa Gütenberg’ in, Süleymaniye Camii Mimar Sinan’ın eseridir. 4. Telif kitap: Cevdet Paşa’nın eserleri. 5. Fiil, iş, amel, tesir. 6. Eski zamanlardan kalma insan yapıları: Eski Mısır eserleri. 7. Hadîs-i şerif, hadis ilmi, haber. 8. Tarih, olaylar. Asâr-ı atîka = Eski zamanlara ait güzel sanat eserleri. Asâr-ı kalemiyye = Telifler, yazılar, kitabeler. Külliyyât-ı Asâr = Bir müellifin bütün eserleri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan Arapça’ya geçmiştir). Havadan hafif olmak üzere gök cisimleri aralarında ve gökyüzünde varlığı farzedilen bir cisim ki ışığı ve sesi nakleder.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشرف مخلوقات] varlıkların en şereflisi, insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) öz, cevher, asıl, öz varlık, nefis, hakikat; mahiyet, nitelik; varlık; ruh; esans, ıtır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ebedi ve ezeli, başı ve sonu olmayan; daimi, baki, ölümsüz; (i.), (b.h.) ebedi varlık, Tanrı, Allah. the Eternal City Roma the eternal triangle evli bir çift ile bunlardan birinin sevgilisi. eternally (z.) ebediyen, daima.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) varlık, mevcudiyet, var oluş; hayat, ömür; bulunma, tezahür. existent (s.) mevcut, mevcut olan, var olan, bulunan. existen'tial (s.) var olan, mevcudiyeti olan. existen'tialism (i.),(fels.) egzistansiyalizm, varoluşçuluk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yok olma, zeval, bakasızlık, devamsızlık. Ar. adem: Fenâ bulmak = Yok olmak. Osm. mahv ve zail olmak. Dâr-ı fenâ = 1. Fanî dünya. 2. (tasavvuf) İnsanın kendisinden ve başka bütün varlıklardan vazgeçip tek varlıkta erimesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah’ın varlığı içinde yok olma (tasavvufta).

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Varlığı şuurla idrak edilen hadise.

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Yalnız fenomenlerin varlığını kabul eden felsefî doktrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeytani, seytanca; gaddar, zalim. fiendishly (z). şeytancasına. fiendishness (i). canavarlık.

Türkçe Sözlük

Resim ve heykel sanatlarında, yalnızca gerçek varlık ve nesnelere gönderme yapan betileri kullanan sanat anlayışı. Soyut ya da nonfigüratif sanata karşıt bir yönelimdir.

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Varılacak en son bir hedefin varlığını kabul eden doktrin.

Yabancı Kelime

Fr. finance

1. para, mal, 2. mali işler

1. Kazanç. 2. Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Varlıkların duyum dışı sayılan temellerini araştıran felsefe dalı. (bk.) Metafizik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zengin varlıklı, bol doygun. 2.Sahip olduğunda fazlasını istemeyen. Allah’ın isimlerinden. - (bkz.Abdülgani).

Finansal Terim

(General Finance Corporations)

(Corresponding Special Purpose Vehicles in Securitization) Alacakların temellükü ve bu alacaklar karşılık gösterilerek düzenlenen varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracı ve halka arzı amacıyla kurulan anonim ortaklıklardır.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Düşünceleri gerçek birer varlık sayan bir ortaçağ felsefesi. 2. Tabiatı olduğu gibi aksettirmeyi hedef tutan sanat kolu. Fr. r£alisme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (gilded veya gilt) altın kaplamak, yaldızlamak; tezhip etmek, süslemek, telleyip pullamak; parlamak; parlak göstermek. gilded youth varlıklı ve moda düşkünü gençlik. gild the pill sıkıcı bir şeyin etkisini azaltmak için bir çare bulmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın duygu merkezi, yüreğin mânevi varlığı, kalb, Fars. dil. Ar. fuâd: Gönlüm istiyor, gönlüme tesir etti, gönül ihtiyarlamaz. 2. mec. Duygu, his, tesir: O adamda gönül yoktur. 3. Muhabbet, şefkat, sevgi: Gönül vermek, bağlamak. 4. Aşk, alâka, ibtilâ: Gönül çekiyor, gönül belâsı. 5. İstek, arzu, heves, meyil, hâhiş: Okumaya gönlü yoktur. O kitapta gönlüm kaldı. Gönül ile, gönülsüz işliyor. 6. Rıza, muvafakat: Bir türlü gönlü olamadı. Ben, onun gönlünü ederim. 7. Cesaret, cüret, şecaat (bu mânâ ile yürek daha çok kullanılır). 8. Kibir, gurur, Ar. taazzum, tekebbür: O adamda hiç gönül yoktur. Pek gönülsüzdür. 9. Ahlak, yaradılış, sîret, tabiat, duygu: Gönlü güzel adam. Onun gönlü kimsede yoktur. 10. Hatır: Gönlünü almak, yapmak, gönül kırmak. 11. Mide: Gönlüm bulanıyor. O yemeği gönlüm almadı. Gönül açılmak = Ferahlamak, neşelenmek. Gönül açıklığı = Ferahlık, neş’e. Gönül almak = Hatır yapmak, memnun etmek, sevindirmek. Gönül eğlencesi = Gönlü dinlendiren şey, Fars. dil-Arâm, dil-firîb. Gönlü olmak = Razı olmak, rıza vermek, muvafakat etmek. Gönlünü etmek = Kandırmak, Osm. ırzâ etmek. İki gönül bir olmak = Sevişmek, Osm. muâşaka etmek. Gönül bulandırmak = Yürek bulandırmak, mide kabartmak. mec. Şüpheyi davet etmek. Gönül bulanmak = Yürek bulanmak, mide bozulmak, kusacak hâle gelmek, mec. Şüphelenmek’. Gönül bolluğu = Kanaat, göz tokluğu. Can ve gönülden = Samimiyetle, arzu ile. Hatır, gönül = İltimas, birini memnun etmek için adalet ve hakkaniyetten ayrılma. Gönlü hoş olmak — Memnun ve hoşnut olmak. Gönül hoşluğu = Memnuniyet, hoşnutluk. Gönülden = Kalben, arzu ile, isteyerek. Gönülden kopmak = (bir sadaka veya iane için) Kendiliğinden verilmek: Herkes gönlünden ne koparsa verir. Gönül darlığı = Hüzün, keder, ıztırap. Gönül kalmak = Kırılmak, hatır kalmak, Osm. münfail ve münkesir olmak. Gönlü kara = Kötülük isteyen, kötü niyetli, yüreği fena. Gönül kırmak = Hatır bozmak, üzmek, kelbini kırmak. Gönlünce = Arzusunca, İstediği gibi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. 2.İstek, arzu, heves, niyet. 3.Duygu, his, aşk. 4.Kibir, gurur. 5.Tabiat, huy.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birdenbire eriştiği varlığa kendisini uyduramıyarak gösterişli hareketlerde bulunan. 2. Görgüsüzlüğü sebebiyle aşırı davranışlarda bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) uçaklarda arızaya sebep olduğu rivayet edilen ve hayal mahsulü ufak bir varlık, cin.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Rusya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 00 Kuzey enlemi, 43 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: toplam: 69,700 km².

Sınırları: toplam: 1,461 km.

sınır komşuları: Ermenistan 164 km, Azerbaycan 322 km, Rusya 723 km, Türkiye 252 km.

Sahil şeridi: 310 km.

İklimi: Ilıman ve sıcaktır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m; en yüksek noktası: Mt’a Mqinvartsveri (Kazbek dağı) 5,048 m.

Doğal kaynakları: Orman, hidro enerji, manganez, demir, bakır, kömür, petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.51.

daimi ekinler: %3.79.

Diğer: %84.7 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,690 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,661,473 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.34 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.54 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.09 yıl.

Erkeklerde: 72.8 yıl.

Kadınlarda: 79.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Gürcü.

Nüfusun etnik dağılımı: Gürcü %70.1, Ermeni %8.1, Rus %6.3, Azeri %5.7, Osetin %3, Abkhaz %1.8, diğer %5.

Din: Gürcistan Ortodoksları %65, Müslümanlar %11, Rus Ortodoksları %10, diğer %14.

Diller: Gürcüce %71 (resmi), Rusça %9, Ermenice %7, Azerice %6, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Gürcistan Cumhuriyeti.

Yerel adı: Sak’art’velo.

Eski adı: Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Georgia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tiflis.

İdari bölümler: 53 bölge, 9 şehir ve 2 bağımsız cumhuriyet ; Abashis, Abkhaziai (Sokhumi), Adigenis, Ajaria (Bat’umi), Akhalgoris, Akhalk’alak’is, Akhalts’ikhis, Akhmetis, Ambrolauris, Aspindzis, Baghdat’is, Bolnisis, Borjomis, Chiat’ura, Ch’khorotsqus, Ch’okhatauris, Dedop’listsqaros, Dmanisis, Dushet’is, Gardabanis, Gori, Goris, Gurjaanis, Javis, K’arelis, Kaspis, Kharagaulis, Khashuris, Khobis, Khonis, K’ut’aisi, Lagodekhis, Lanch’khut’is, Lentekhis, Marneulis, Martvilis, Mestiis, Mts’khet’is, Ninotsmindis, Onis, Ozurget’is, P’ot’i, Qazbegis, Qvarlis, Rust’avi, Sach’kheris, Sagarejos, Samtrediis, Senakis, Sighnaghis, T’bilisi, T’elavis, T’erjolis, T’et’ritsqaros, T’ianet’is, Tqibuli, Ts’ageris, Tsalenjikhis, Tsalkis, Tsqaltubo, Vanis, Zestap’onis, Zugdidi, Zugdidis.

Bağımsızlık günü: 9 Nisan 1991 (Sovyetler Birliği).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 26 Mayıs (1918).

Anayasa: 17 Ekim 1995.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karad

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) malik olanlar, mal sahipleri. the haves and the have-nots zenginler ve fakirler, varlıklılar ve yoksullar .

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hayatiyye). Yaşayış ve ömre ait. c. Hayâtiyyûn = Felsefede rûhiyyûn ile uzviyyûn meslekleri arasında bir meslek ki, hayatı hususî bir varlık olarak ele alırlar. Fr. vitalistes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diğer tanrıların varlığını inkâr etmeden tek bir tanrıya tapınma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Varlık, vücud, mevcudiyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هستی] varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هيولا] ana madde. 2.zihinde tasarlanmış varlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hükümle ilgili. Hükmî şahsiyet = Hukuk bakımından kendisini meydana getiren.varlıkların üstünde sayılan şahsiyet, varlık.

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. 2.Yalnızca bilinçte olan. 3.Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. 4.Dünya içinde dünyada olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe). Bilgide düşünceyi temel olarak alan ve varlığı, insan düşüncesinin kurduğunu kabul eden felsefe görüşü.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Her şeyde ruh ve madde, iyilik ve kötülük gibi iki zıt prensibin varlığını ileri süren felsefe, Ar. sünâiyye.

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). 1. Ulûhiyete ve Tanrı’nın varlığına İnanan felsefeciler vesaire. 2. Felsefenin llâhiyât kısmı ile uğraşanlar.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. ilhâdât) (masdar). 1. Gerçek İtikattan sapıtma. Tanrı’nın varlığına ve birliğine inanmayış. 2. (masdar mânâsı olmaksızın): Dinsizlik, itikatsızlık, inanç bozukluğu. Ashâb-ı ilhâd = Müşrikler, dinsizler.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Çok zengin, varlıklı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ölmez, ebedi ölümsüz, daim, baki, sonsuz; i. ölümsüz varlık; şöhreti devam eden kimse; coğ. ilâhlar; çoğ.,the ile Fransız Akademisi üyeleri. immortal'ity i. ebedilik, olümsüzlük. immortally z. ebedi olarak, ölümsüz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.madde varlığı olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tinsel, manevi, cisimsiz; tinsel olana ait; huk. yalnız tinsel varlığı olan haklara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mevcudiyeti olmayan, varlığı olmayan. inexistence,- cy i. yokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hudutsuz, nihayetsiz, sonsuz; bitmez, tükenmez, sayıya gelmez; pek çok; külli; mutlak; i. sonsuz saha, sonsuzluk. Infinite Being Sonsuz Varlık, Cenabı Hak. infinite pains sonsuz gayret. infinite time ebediyet. infinitely z. son derecede.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekr»den masdar). 1. Tanımama, kabûl ve tasdik etmeme, reddetme: Tanrı’nın varlığını kim inkâr edebilir? 2. (insan). Yaptığını veya söylediğini saklayarak yapmadım veya söylemedim demede ısrar etme. İkrar ve itirafın zıddı: Söylediğini, borcunu inkâr ediyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. fiziksel varlığı olmayan, el ile tutulamaz, dokunulamaz; kavranamaz, kafaya giremez; i. fiziksel varlığı olmayan şey; tic. manevi değer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bir yerde bulunmak, varlığını göstermek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Imek masdarından şart kipinin 3. müfret şahsı olup varlık gösterir: Böyle ise, benim bildiğim adam İse. 2. Fiilin çeşitli kiplerine katılarak şart kipinin muhtelif zamanlarını teşkil eder ve bu takdirde kısaltılarak «se» şeklinde kullanılır: Gelirse, geldiyse, gelecekse, gelmişse. 1. (e.). Halbuki: Ben onu bekliyordum, o ise savuşup gitmiş. 2. Yerde, bedel: Korkulu rüya görmekten ise uykusuz durmak evlâdır: Görecek yerde.

Türkçe Sözlük

(i. A. «asi» dan masdar). Kökünden koparıp çıkarma, varlığını ortadan kaldırma: Bu memleketten eşkıyayı istîsâle muvaffak oldu.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sıklet» ten masdar). Hoşlanmama, varlığından hoşlanmama, soğuk muamele ile haşlanılmadığını anlatma: İnsan istiskal olunduğu yere bir daha gitmemelidir.

Yabancı Kelime

Fr. géocentrisme

yermerkezcilik

Yer yuvarlığını evrenin merkezi sayanların görüşü.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâALEB) (i. A.) (c. kavâlib). 1. Bir şekil ve hususî surette dökülmesi istenen şeylere mahsus zarf: Dökmeci kalıbı, hurufat kalıpları. 2. Hususî bir biçim, bir şekil alması istenen bazı şeylerin konmasına mahsus araç: Buz kalıbı; potin; çizme kalıbı. 3. Umumiyetle şekil ve suret nümûnesi: Esvap kalıbı, gemi kalıbı. 4. Bir kalıba dökülmüş, kalıptan çıkmış şey: Bir kalıp şeker, bir kalıp sabun. 5. Kalıba dökülmeksizin, kalıptan çıkmış gibi bir şekil ve biçimde olan şey. 6. Ruha nisbetle insan veya hayvanın bedeni, maddî kısmı: Kalıptan ibaret bir adam: Akıl ve ruhu yok kadar az olup sırf maddî şekil ve biçimden ibaret olan. Kalıp değiştirmek, kalıp dinlendirmek = Ölmek, vefat etmek. 7. mec. Cansız, kalıp gibi hareketsiz: Kalıp gibi hasta; herif insan değil, kalıp; koca kalıp, kalıp gibi yatmak. Kalıp etmek = Hile etmek. Basmakalıp = Bir şeyi anlamaksızın, akıl ve zekâ göstermeksizin bir örneğe uyarak veya bir yerden aynen alarak vücuda gelen şey: Onun yazdığı şey basmakalıptır. Basma kalıbı = Boyanacak kalemkârî tülbendin veya nakşedilecek kumaşın üzerine basılmak üzere muhtelif şekil ve biçimde oyulmuş tahta. Kalıbını basmak = Mühür basmak yerine bütün kalıbı basmak ki, mecâzen bütün varlığı ile o işe angaje olmak mânâsına gelir. Kalıbı dinlendirmek = Ölmek. Kalıptan kalıba, bin kalıba girmek = Şeklini ve kıyafetini değiştirmek. Bir kalıba dönmek = Bir hâl şekli bulmak, bir çare düşünmek.

Türkçe Sözlük

Resim sanatında bir yüzey üzerinde betimlenen tüm “gerçeklik”in kompozisyonun sınırları içinde bulunması durumu. Böyle bir kompozisyonda betinin tümü resim düzlemi içinde bulunmak zorundadır, sadece bir kesiminin resmedilmesi söz konusu olamaz. Kapalı kompozisyon bunları sanatsal gerçeklik düzleminde yeniden ürettiği zaman, hepsini bakış açımız içinde bulunuyormuşçasına betimler. Kapalı kompozisyonun en belirgin örnekleriyle Rönesans sanatında karşılaşılır. Bu tür örnekler, resim düzlemi üzerinde betimlenenin dışında kalan dünyayla ilgili hiçbir ipucu vermezler. Buna karşılık, karşıt uç olan açık kompozisyonda ve onun en yoğun kullanıldığı Barokta, betiler doğadan alınmış bir kesitmişçesine kompoze edilir. Doğal gerçeklik kompozisyonu sınırlarının ötesinde de varlığını sürdürmektedir, resim bu izlenimi vermeyi amaçlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuvvet» ten smüş.) (mü. kaviyye). 1. Kuvvetli, güçlü, zorlu, metin, dinç. Kavî adam, kavî bina, madenlerin en kavîsi çeliktir. 2. Sağlam, doğru, emin, kuvvetli: Ihtimâl-i kavî, istihbârât-ı kaviyye, kavî söz, vaad-i kavî. Kaviyyül-bünye = Bünyesi sağlam. 3. Zengin, varlıklı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yakar, yakıcı. 2.Kuvvetli, güçlü. 3.Sağlam inanılır. 4.Zengin varlıklı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Gökleri, yeri ve herşeyi tutan. Herşeyin varlık sahibi olabilmesi için gerekeni veren. Allah’ın isimlerinden.

Türkçe Sözlük

(KİSE) (i. F.). 1. Küçük torba: Şeker, un kesesi. 2. Cepte taşınan ve para koymaya mahsus küçücük torba: Para kesesi; kesesinden sarfediyor. 3. Diğer bazı şeylerin kumaş vesaireden kılıfı: Saat, çakı, mühür kesesi. 4. Hamamda vücudun kirini çıkarmak için kullanılan kıldan sert kese ki, kullanan kimse, içine elini sokar: Kese sürmek, sürünmek. 5. mec. Varlıklı olma, sahiplik, servet: Kesesinden sarfediyor: Kendi kesesinden verdi; kesesine elvermiyor. Keseye girmek = Fayda vermek, faydalı olmak: Benim keseme girmiyor. Kese akça = Vaktiyle beş yüz kuruştan ibâret para miktarı, bk. Kîse.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Olma, Ar. hudûs, vuku. 2. Var olma, vücûd, mevcûdiyet: Kevn ü mekân = Varlık Alemi, mevcûdât, kâinât: Kevn ü fesâd = Cismânt Alem, bir taraftan vücuda gelip bir taraftan mahvolmaktan ibâret olan fânî dünya, tabiat (tes.). Kevneyn = iki Alem, maddî Alem ile mânevî Alem, dünya ve Ahıret. Seyyidü’l kevneyn, Seyyidü’s-Sekaleyn Peygamberimiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کون] varlık.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Var olmayla, varlıkla ilgili.

Yabancı Kelime

Fr. concret

somut

Varlığı duyularla algılanabilen.

Yabancı Kelime

Fr. conceptualisme

fel. kavramcılık

Kavramın, onu bildiren sözden farklı bir varlık olduğunu ve gerçeğin zihinde bulunmadığını ileri süren öğreti.

Yabancı Kelime

Fr. cosmos

gök b. evren

Gök varlıklarının bütünü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Kremlin, içinde Sovyetler Birliği devlet dairelerinin bulunduğu Moskova'daki yüksek duvarlı kale; Sovyet Hükümeti.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kuvvet, takat, güç. 2.Allah’ın ezeli gücü. 3.Varlık, zenginlik. 4.Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyl(Erkek İsmi) 5.Ehliyet kabiliyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir milletin manevî varlığını ve düşünce birliğini meydana getiren fikir ve sanat mahsullerinin, an’anelerin bütünü. 2. Fikrî çalışmalarla çeşitli zihnî melekelerin gelişmesi, zenginleşmesi. 3. Bu zenginleşmeye temel teşkil eden bilgilerin bütünü. Kültür-fizik = Beden eğitimi.

Genel Bilgi

Kanarya, serçe, ispinoz gibi türlerin erkek kuşları, doksan gün içerisinde kendi türünün şarkısını tamamen öğrenebilir ve bu süreç insanın konuşmayı öğrenmesine benzer biçimde aşamalar halinde gelişir. Ancak yeni doğan bir kuşa, kendi türüne ve başka bir türe ait kuş seslerinden oluşan yapay bir şarkı dinletildiğinde, kuş yalnızca kendi türüne ait olan şarkıyı yapay şarkının içinden seçerek taklit eder. Demek ki bazı kuşların kendi türlerinin seslerini seçmesine ve öğrenmesine yarayan doğuştan sahip olduğu bir beyin mekanizması vardır.

Zebra ispinoz kuşunun beynindeki çekirdekler ve bunların birbirleriyle olan bağlantısından yararlanarak şarkı üretme sistemi oldukça iyi tanımlanmıştır. Kuşun, gelişme döneminde bu sistemin bazı bölgelerinin etkisiz hale getirilmesi, kuşun şarkısında bazı hatalar yapmasına yol açmıştır. Oysa yetişkinlik döneminde yapılan böyle bir etki, şarkıyı hasara uğratmaz. Ayrıca araştırmacılar, erkek kanarya gibi kuşlarda “zenk” adı verilen bir genin varlığını ortaya çıkartmışlardır.

Bazı sinir hücrelerinde bulunan bu gen, kuşların kendi türlerinin şarkılarını öğrenmeleri aşamasında etkin olan bir gendir. Bu gen sayesinde, gelecekte araştırmacılar, bir kuşun kendi şarkısını öğrenme aşamalarını ortaya koyabileceklerdir. Zenk geni, kuşların öğrenme yetisinin bazı genlere bağlı olduğunu göstermektedir.

Ayrıca yapılan araştırmalar, kuşların, beyinlerindeki ses kontrol mekanizmalarının çoğunlukla beyinlerinin sol yarıkürelerinde bulunduğunu göstermiştir; tıpkı insanlardaki gibi beyinlerinde bir asimetri vardır.

Türkçe Sözlük

(I ince) (aslı: LâTIYF) (i. A. «lutf» tan smüş.) (mü. latîfe). 1. Yumuşak, nâzik, hoş: Latif muamele. 2. Güzel, hoşa gidecek tatlı, şirin: Latif bir manzara, latif bir ses. 3. Cismânî olmayan, rûhânî. Cism-i latif = Melekler gibi cisimsiz varlıklar. 4. Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biridir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüzûm»dan if.) mü. lâzime). Gerekli, lüzumu olan şey, lüzumlu, terki mümkün olmayan: Ziyaretine gitmek lâzımdır, sizin varlığınız lâzımdır. 2. Varlığına ihtiyaç duyulan, eksik olup da edinilmesi icabeden: Bana bir araba lâzım, bu kalemi veremem, bana lâzımdır. 3. (gramerde) Müteaddî olmıyan fiil: Gelmek, gitmek gibi. Lâzım-ı gayri mufârık = Terki mümkün olmayan, varlığı şart olan. Lâzım gelmek = 1. Gerekmek, icap etmek: Önce bizim kendisine gitmemiz lâzım gelir, lâzım gelirse bahçesinin de bir kısmını satacaktır. 2. Netice şeklinde ortaya çıkmak, neticelenmek: Aldığı emri yerine getirmezse ne lâzım gelir? Amirinin emrini dinlemeyen memurun azli lâzım gelir. Lâzım-ı melzûm = Biribirine bağlı olan iki şey, biri olunca diğerinin de olması şart olan: Hokka ile kalem lâzım-ı melzûm çeşidindendir. Neme, nene, nesine, nemize, nenize, nelerine lâzım = Neme gerek, nene gerek vs.

Yabancı Kelime

Fr. liquidité

tic. akışkanlık

1. Para ve ticaretle ilgili işlemlerde kullanılabilecek durumda olan satın alma gücü. 2. Kolaylıkla paraya çevrilebilme özelliği fazla olan varlıklar.

Yabancı Kelime

Fr. logique

fel. mantık

Düşüncenin ve düşüncenin varlık biçimlerinin, ögelerinin, türlerinin, olanaklarının, yasalarının ve düşünce bağlamlarının bilimi.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Bir defada yutulan yiyecek: Yemeğe oturup ilk lokmasını yutmakta iken; iri iri lokmalar yuvarlıyordu. 2. Parça, bölüm, az miktar: Şu dilenciye bir lokma ekmek verin; pişirttiği tatlıdan kimseye bir lokma vermedi. 3. Bir çeşit hamur tatlısı. 4. Bir çeşit pamuklu lökün macunu. Saray lokması = Bir çeşit lokma tatlısı. Lokma lokma etmek = Parçalamak. Lokmagöz = Göz kıkırdakları iri ve dışarı fırlamış adam.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Maddeden başka varlık kabul etmeyen doktrin. Spiritüalizm mukabili.

Türkçe Sözlük

(i. F. sosyoloji). İptidâİ cemiyetlerde asıl varlık olarak anneyi kabûl eden; ailenin çocuklarını ana klanına mal eden davranış.

Türkçe Sözlük

(MAL) (i. A.) (c. emvâl). 1. Sahip olunan değerli ve lüzumlu şey veya elaltında bulunan para, eşya, hayvan, gelir vesaire, var, varlık, servet: Çok malı vardır; malının hesabını kendi de bilmezdi; emvâl-l kesîre kazanmıştı. 2. Nakit para, gelir: Mâl-i mîrî, mal memuru. 3. Tüccar eşyası, Ar. emtia: Tüccar malı. 4. mec. Fena şey veya şahıs: Bilirim ne maldır; bu da bir mal mı? Maletmek, edinmek = Ehemmiyet vermek, vazife edinmek: O, kendine mal etmiyor. Mal bulmuş», mal bulmuş Mağribî’ye dönmek — Hırsla bir mala konup memnun olmak. Beytülmil = İslâm devletinde devlet hazinesi ve sonradan vârisleri belli olmayan mallara bakan şer’İ daire: Beytülmâl müdürü. Ra’sülmll = Faize verilmiş paranın bütünü, faizi dışında esil verilen para. Mâl-i şâmil = Cansız mal. MSI-i nâtık = Canlı mal. Mil sahibi = MAlik, elde tutan. Mal sandığı = Vezne. Mal kalemi = Vezneye bağlı muhasebe kalemi. Emvâl-i menkule = Taşınabilir mallar. Emvâl-i gayr-i menkule = Emlâk, akar ve arazi gibi nakli mümkün olmayan mallar. Malmüdürü = Bir kazanın mâlî işlerine bakan adam. Mâl-i mirî, emvâl-i emîriyye = Devlet hazinesine ait para vesaire. Malı malına = Asıl değeriyle, ticaretsiz, kârsız (satmak).

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip). 1. Allahın istediği, Cenâb-ı Hak her ne isterse (tâbirin tamamı böyledir: Mâşâ-Allâhü kâne: Allah’ın istediği olur). 2. Takdir ve övmeyle beraber nazardan korumak için kullanılır: Mâşallah ne terbiyeli çocuk, mâşallah ne güzel binal 3. Varlığı memnuniyet veren bir şahıs veya şey görüldüğü zaman söylenilir: Mâşallah, buyrun. Mâşallah, siz burada mısınız? 4. Ekseriya küçük çocuklara takılan yassı ve ince, yürek biçiminde «Maşallah» kelimesi yazılı altın.

Türkçe Sözlük

(MA-SİVA) (I. A.). 1. Bir şeyden başka olan şeylerin hepsi, mâedâ. 2. («MA-sivâ-ullah» dan kısaltılmış): Tanrı’ dan başka bütün varlıklar: Mâ-sivâdan geçmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ماسوی] Tanrı’nın dışındaki varlıklar. 2.dünyaya özgü her şey.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Tabiatta maddeden başka bir varlık kabul etmeyen doktrin. Spritüalizmin zıddı.

Yabancı Kelime

Fr. matérialisme

fel. maddecilik

Dünyada, yalnızca maddenin varlığını kabul eden, Tanrı, ruh vb. manevi kavramları ret ve inkâr eden felsefi görüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vasıta, araç, vesile; servet, varlık, zenginlik, para. means of transport nakil vasıtası, ulaşım araçları, taşıtlar. means to an end araç, vasıta. by all means elbette, şüphesiz. by any means ne şekilde olursa olsun, ne pahasına olursa olsun; hiç.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. melâik, melâike). Tanrı nezdinde bulunan rûhânî varlıkların her biri, Fars. ferişte. mec. Pek güzel veya pek yumuşak huylu ve masum: O, melektir, melek gibi. Melek-haslet = Melek huylu. Melek-ıîmi — Melek çehreli. Melekü’l-Mevt = Ölüm meleği, Azrâil. Tınmaz melâike = Pek yumuşak huylu İnsan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Allah’ın nurdan yarattığı varlıklar. Allah’ın emirlerine tam itaat eden varlıklar. 2.Halim, selim güzel huylu kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Varlıklı kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. menuta). Asıllı, varlığı diğer bir şeyin varlığına bağlı: Çocukların tahsil ve terbiyesi İyi öğreticinin bulunmasına menuttur.

Türkçe Sözlük

(MERBÜT) (i. A. «rabt» tan imef.) (mü. merbûte). 1. Rabtolunmuş, bağlanmış, bağlı: Birbirine merbut beş hayvan. 2. Ulaşmış, muttasıl, bitişik: Selâmlık, harem dairesine merbuttur. 3. İliştirilmiş, yapıştırılmış, eklenmiş, zam ve ilâve olunmuş: Pusulası mektuba merbuttur. 4. Varlığı diğer bir şeyin varlığına bağlı olan, Ar. mütevakkıf, menût, Fars. vabeste: Gelmesi babasının iznine merbuttur. 5. Tamamiyle tâbî, birine uyan: O, her hususta size merbuttur. 6. Ait, dahil, tâbî, mensup: Bu orman çiftliğe merbuttur.

Yabancı Kelime

Fr. métaphysique

fel. doğa ötesi

Duyularımızla algılayamadığımız varlıkların sebeplerini ve temellerini araştıran felsefe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ موجود] var. 2.hazır. 3.varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موجودات] varlıklar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موجودیت] var olma, varlık.

Türkçe Sözlük

(I. A. «vehm» den imef.) (mü. mevhûme). Aslı olmaksızın vehim ve hayalde varlık bulan: Anka mevhûm bir kuştur.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Vehim ve hayal çeşidinden şeyler, asılsız olarak zihinde varlık bulan şeyler, hayaller.

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer. 2. Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer. 3. Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı. 4. Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır. 5. Ara, vakit, fırsat. 6. Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur. 7. Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak = 1. Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak. 2. Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mile!). 1. Din, mezhep: Millet-i ibrahim. 2. Bir din ve mezhepte bulunan cemaat: Millet-i islâm. 3. Aynı millî kültüre mensup insanların meydana getirdiği içtimaî topluluk, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı olan insanların meydana getirdiği sosyal varlık: Türk, Alman, Japon, Rus milletleri.

Türkçe Sözlük

(I. Y. felsefe). Leibniz’e göre, varlıklara vücut veren bölünmez, katıksız öz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. canavar; ucube; canavarlık, gaddarlık.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Husûle gelmiş ve vücut bulmuş şeyler, yaratılmışlar, varlıklar.

Yabancı Kelime

Fr. mutationisme

biy. ve top. b. değişinimcilik

1. biy. Canlı bir varlıktaki soya çekimin, genlerin bazı özel durumlarının yitirilmesi, yeniden oluşması veya değişmesi yüzünden aniden değişebileceğini ve bu değişmenin, türlerin oluşmasında ana yol olduğunu ileri süren kuram. 2. top. b. Doğa ve toplumdaki değişmelerin değişinim biçiminde olduğunu savunan düşünce akımı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصادره] mal varlığına el koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mal varlığına el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متمول] varlıklı, zengin.

Yabancı Kelime

Fr. nature

doğa

Kendi kuralları çerçevesinde sürekli gelişen, değişen canlı ve cansız varlıkların hepsi.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). 1. Yaratıcı bir sebebin, ilâhî bir düzenleyicinin varlığını reddederek tabiatın kendiliğinden var olduğunu kabul eden doktrin. 2. (edebiyat) Müsbet ilmin metotlarını ve vardığı neticeleri sanata tatbik ederek, gerçekleri mükemmel bir objektiflikle anlatmayı hedef alan edebî görüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabiat, mizaç, yaradılış, maya; doğa, tabiat, âlem, dünya; varlıklar, yaratlklar; kâinat; ilah. insan ahlâkının düzelmemiş hali; içgüdü; çeşit; doğal durum. nature worship doğaya tapma, doğacılık. against nature tabiata aykırı. by nature tabiatıyle,

Yabancı Kelime

Fr. nature morte

ölüdoğa

Konusu, cansız varlıklar veya nesneler olan resim.

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık 6 litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvar üretilir. Ortalama bir yaşam süresi boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde ‘antigen’ denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen 300 kan grubu vardır ama AB 0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Kari Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0 (sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan gurubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbirleri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. Şimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Kan grubu => Kanın alınabileceği grup => Kanın verilebileceği grup

A => A, 0 => A, AB B => B, 0 => B, AB AB => A, B, AB, 0 => AB 0 => 0 => A, B, AB, 0

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık altı litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvarlar üretilir. Ortalama bir yaşam süreci boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde “antigen” denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen üç yüz kan grubu vardır ama AB0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Karl Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0(sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan grubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbileri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. İimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hiçlik, yokluk; (fels.) nihilizm, varlığı inkâr eden öğreti, bilim ve gerçeğin temelini inkâr eden öğreti; (bh), (pol.) nihilizm. nihilist (i.) nihilizm taraftarı. nihilis'tic (s.) nihilizme ait. nihil'ity (i.) hiçlik, yokluk.

Yabancı Kelime

Fr. nihilisme

fel. yokçuluk

Her türlü gerçek varlığı inkâr eden aşırı bireycilik.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yokluk. Hestî ve nistî = Varlık ve yokluk.

Türkçe Sözlük

(uyd. k.) (i.) Varlıkları arasında olan ve sayıyla ilgisi bulunmayan farkları şu veya bu bakıma göre meydana getiren hâl, keyfiyet, vasıf.

Yabancı Kelime

Fr. nominalisme

fel. adcılık

Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş.

Türkçe Sözlük

Resim ve heykelde, gerçek varlık ve nesnelere gönderme yapan betileri kullanmayan sanat anlayışı. Non figüratif sanatta betiler gerçek birer nesne ya da varlık olarak tanınamazlar. Onlar yalnızca sanatsal gerçeklik düzleminde var olurlar. Nonfigüratif sanat yerine günümüzde soyut sanat terimi yeğlenmektedir.

Yabancı Kelime

Fr. ontologie

varlık bilimi

Konu olarak eski Yunan felsefesinden beri ele alınan ve Aristoteles’in ilk felsefe, adını verdiği, var olanların özü üzerine bilim.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). 1. Ortak olarak bir varlık meydana getiren fertlerin bütünü. 2. Ortak mülkiyet.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. 2.Bir şeyin temel öğesi. 3.Kan bağı ile bağlı olan. 4.Katıksız, an. 5.Çay, dere. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Yabancı Kelime

Fr. paganisme

top. b. çok tanrıcılık

Birçok tanrının varlığı düşüncesini benimseyen inanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskivarlıkbilim, paleontoloji. paleontolog'ical s. paleontoloji ile ilgili. paleontol'ogist ' paleontoloji bilgini.

Yabancı Kelime

Fr. paléontologie

taşıl bilimi

Taşıllara dayanarak jeolojik devirlerde yeryüzünde yaşamış varlıkları, yerin geçmişini inceleyen bilim dalı.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe). Kâinatla Tanrı’nın tek varlık olduğunu ileri süren doktrin, Osm. vahdet-i vücûd.

Yabancı Kelime

Fr. polythéisme

top. b. çok tanrıcılık

Birçok tanrının varlığı düşüncesini benimseyen inanç.

Yabancı Kelime

Fr. population

1. varlık, 2. nüfus

1. Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı. 2. Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı.

Finansal Terim

(Portfolio)

Sahip olunan varlıkların aynı veya farklı özelliğe sahip birden fazla kıymete yatırılması sonucu oluşan toplam değerdir.

Yabancı Kelime

Fr. potentiel

1. gizil, 2. fiz. gizil güç

1. Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan. 2. Bir iletkenin herhangi iki noktası arasında bir elektrik akımının ortaya çıkmasına yol açan güç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzur, hazır bulunma, varlık; duruş; hayal, görüntü. presence of mind serinkanlılık, soğukkanlılık. in the presence of a large company büyük bir topluluk önünde. saving your presence (eski) hâşa huzurdan, sözüm yabana, sözüm meclisten dışarı, aff

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allahla ilgili. 2.Kendini bütün varlığıyla Allah’a teslim eden. Putçu inanıştan uzak, şalin amel işleyen, Allah’tan geleni kabul edip, O’nun dinine muhalif olana karşı çıkan.

Yabancı Kelime

Fr. réel

gerçek

Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan.

Yabancı Kelime

Fr. réincarnation

ruh göçü

Ruhun bir bedenden başka bir bedene geçerek varlığını sürdürdüğü inancı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Varlık içinde yaşayan.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Kurtulma, kurtuluş. 2.(Ar.) Bolluk, genişlik, varlık.

Türkçe Sözlük

Resim sanatında üç boyutlu nesne ve varlıkların, iki boyutlu olarak üzerinde betimlendiği düzlem. Kullanımı tüm uygarlık ve üsluplarda farklıdır.

Yabancı Kelime

Fr. relatif

fel. göreceli

Varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı bulunan, mutlak olmayan.

Rüya

Çağımızın ilmî izahına göre düş ya da rüya “Uyku sırasında canlı, çarpıcı görsel ve işitsel varsanılarla (halüsinasyon) ortaya çıkan yaşantı”, “Bir kimsenin uyku sırasında zihninden geçen hayal dizisi, düş” şeklinde tanımlanmaktadır. Aslında rüya, insanlık tarihi ile beraber var olan ve yaşanan bir vakıadır. Fakat hâlâ hangi şartlarda meydana gelmektedir ve hangi zihnî unsurlar rüya görmede etkilidir gibi modern ilmin dahi izah edemediği pek çok soru mevcudiyetini korumaktadır. 19.yüzyılda Freud ve onu takip eden Jung4’ın ilmî açıdan kendilerine göre açıkladıkları rüya anlayışları vardır; ancak, bugün için eski etkisini kaybetmiştir. Yalnız ilimde değil felsefede de rüya konusu ele alınmıştır. 19.asrın büyük filozoflarından Bergson, rüya hakkında konunun çapraşıklığına işaret ettikten sonra yol açtığı meseleleri psikoloji, fizyoloji ve metafizik ilimlerin problem alanları ile ilişkilendirir. Çağdaş ilim ise, rüyaların gizli dili üzerinde doğrudan durmaz. Ancak biz, tarih içindeki pek çok dinî inanışlarda rüya konusu hakkında ayrı bir görüş olduğu için, gizli dil meselesine rüyaları da dâhil ediyoruz. Rüya yorumları mevsime, mekâna, şahıslara, görene ve görülene göre değişik şekillerde yorumlanırlar. Dünkü toplumumuzda, okur-yazarlar, âlimler ve salih kişiler, cahil kişilerden daha farklı görülürlerdi. Tarikat ehlinin durumu ise bir mürşidin eğitiminde oldukları için başka türlü ele alınırdı. Görülen rüyalarda karşılaşılan hayaller buna göre değerlendirilirdi. Denilebilir ki dış dünya ve dış dünyadaki bütün varlıklar (eşya, taş, kaya, bıçak, kılıç vs.), insanlar (canlı-cansız, ölü-diri, önemli şahsiyetler, veliler, kutsal kişiler) her biri rüyanın, rüyayı görenin şahsiyetine, ilmi ve sosyal seviyesine göre ayrı şekilde anlamlandırılıp tabir edilirlerdi. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır. Rüya Yorumları sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

Türkçe Sözlük

(ŞAHS) (i. A.) (c. eşhâs). 1. İnsanın görünen şekil ve sureti. 2. İnsanın varlığı, nefs, zât. 3. Kimse, ferd, kişi. (Saygı göstermek istenirse «zât» denilir) 4. (gramerde) Fiil ve zamirde geçen şekillerin herbiri. Şahs-ı sâlis = Davada üçüncü şahıs, iki tarafta olmıyan. Şahs-ı mânevi = Şahıs gibi hukuk ve görevleri olan kuruluş, cemiyet, şirket v.s.

Türkçe Sözlük

(ŞAHSİYYET) (i. A.). Bir insanın şahıs bakımından varlığı, kim olduğu hususu.

Türkçe Sözlük

(i.). Şalvar giyen: Şalvarlı bir adam, bir kadın.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şekle, Adete, geleneğe bağlılık. 2. (felsefe) Varlığı, biçimden ibaret sayan yahut gerçeğin ancak biçim bakımından kavranabileceğine inanan ekol.

Yabancı Kelime

Fr. sélection

1. seçme, 2. biy. ayıklanma

1. Seçmek işi 2. Yaşayan varlıklarda ortamın şartlarına en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalması, uyamayanların yok olması.

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Neşeli, sevinçli, mutlu, varlıklı kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. fund. capital anamal. kapital. riches. wealth varlık. servet. prostitute. stock.

Türkçe Sözlük

(i.). Zenginlik, maddî varlık. Ashâb-ı servet, ehl-i servet = Zenginler. Ilm-i servet = Günümüzde «iktisad ekonomi» denilen ilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ثروت] zenginlik, varlık. 2.ekonomi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kapılandığı yerde varlığı gereksiz görülen kimse.

Yabancı Kelime

Fr. chimiotaxie

biy. kimya göçümü

Bir hücreli varlıklarda, kimyasal maddelerin etkisi altında yanaşma veya uzaklaşma biçiminde görülen yer değiştirme durumu.

Sağlık Bilgisi

Hayat şartlarından fazlasıyla etkilenenlerde görülebilen, esasta önemli bir kaynağı olmayan bir rahatsızlıktır. Devamlı olarak endişe içinde olmak şeklinde görülenine anksiete, ruhi ve bedeni bitkinlik şeklinde görülenine de depresyon adı verilir. Hasta hayattan zevk almaz, her zaman mutsuzdur, huzursuzdur, sinirlidir. Uykuları düzensizdir. Gerçekte bir hastalığı olmadığı halde çeşitli hastalıkların varlığından şikayet eder. Tedaviye hayatının iyi yanlarını görmeye alışmakla başlanır. Sinirlenmekten kaçınmak, her kötü olayın iyi bir tarafı olduğunu görmeye alışmak, düzenli bir hayat sürmek gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yonca, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 3 tutam yonca konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ruhu asıl varlık olarak kabul eden doktrin. Materyalizm zıddı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçinme; geçinecek şey, nafaka; varlık, vücut, mevcudiyet. subsistent s. var olan, mevcut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madde, özdek, cisim; töz, cevher; esas; hulâsa, öz; kuvvet, sağlamlık; servet, varlık, zenginlik. in substance esasında; özet olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. metin, dayanıklı; değerli, kıymetli; önemli, ehemmiyetli; zengin, varlıklı; özlü, cisimsel; hakiki; i. gerçek. substantially z. esasen, aslında. substantiality, substantialness i. gerçek varlık, hakiki mevcudiyet; sağlamlık; gerçek değer; yücel

Yabancı Kelime

Fr. surnaturalisme

doğaüstücülük

Doğa yasalarıyla açıklanamayan olayların ve gerçeklerin varlığına inanmak gerektiğini ileri süren öğreti.

Finansal Terim

(Liquidation Value)

Şirket varlıklarının belirli bir süre içinde zorunlu satışı ile sağlanabilecek değerden tüm borçlar ödendikten sonra kalan miktarın, hisse senedi sayısına bölünmesi sonucu bulunan değerdir.

Yabancı Kelime

Fr. théiste

din b. tanrıcı

Evreni yaratan ve yöneten, vahiy yoluyla insanlara buyruklar veren bir Tanrı’nın varlığına inanan.

Yabancı Kelime

Fr. théisme

din b. tanrıcılık

Evreni yaratan ve yöneten, vahiy yoluyla insanlara buyruklar veren bir Tanrı’nın varlığına inanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. arza ait, dünyaya ait: i. dünyadaki varlık: dünyanın hem güneş hemde kendi ekseni etrafındaki hareketlerini temsil eden model.

Yabancı Kelime

Fr. théologie

tanrı bilimi

Allah’ın varlığı ve nitelikleriyle ilgili konuları ele alan bir bilim kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) soyut kavramların gerçek bir varlığı olmadığını ileri süren öğreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (i.), ünlem orada; oraya; o noktada, o derecede; o hususta; (i.) o yer; ünlem İşte ! Alsana ! Gördün mü? (Bu kelime be fiilinden önce gelince varlık belirtir ve özne fiilden sonra gelir: There is still time. Vakit var daha. There is a burglar dow

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. lakaba ait; unvandan dolayl olan; yalnız unvandan ibaret; unvan veren; i. görev veya sorumluluğu olmayıp yalnız unvanı olan kimse; fiili varlığı kalmamış bir piskoposluğun unvanını alıp merkezde kalan piskopos. titulary s. unvan dan ibaret, unvan

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bitki ve hayvan gibi varlıkların muhtelif uyarıcı sebeplerle yer değiştirmeleri hâdisesi.

Yabancı Kelime

Fr. tropisme

biy. yönelim

Bitki, hayvan vb. canlı varlıkların, ışık, ısı, besin gibi türlü uyarıcı sebeplerin etkisi altında, bu uyarıcılara doğru veya tersine yer değiştirmeleri olayı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İzinsiz yanına varılmayan varlıklı, saygın.

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çocuklerı korkutmak için uydurulmuş hayâlî varlık.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Meydana getirici, yaratıcı. 2.Varlıklı, zengin.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah’ın birliği ve varlığı: Vahdâniyete inanmak, vahdâniyet hakkı için.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mevcut, bulunan, Ar. vâkî, hâsıl, mevcut. Yok mukabili. Var olmak = Mevcut olmak. Var etmek = Vücuda getirmek, yaratmak. Var kuvveti sarfetmek = Çok çalışmak. 2. Mevcut olan şey, mal, servet, Ar. mâmelek. Varı yoğu = Bütün maddî varlığı.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe «var» isminden Arapça kaidesince yapılmış yanlış tâbirdir). Zenginlik, servet, mal,, varlık.

Türkçe Sözlük

(i. yanlış tabir). Zengin, varlık sahibi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Var olma, mevcudiyet. 2. Zenginlik, servet: Onun varlığı zararsızdır.

Yabancı Kelime

Fr. vocabulaire

db. söz varlığı

Bir dildeki sözlerin bütünü.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bulunma, var olma, varlık: Onun vücudu ile yokluğu birdir. 2. Cisim, beden, cesed: Bütün vücudum ağrıyor. Vücud bulmak, vücuda gelmek = Var olmak, hâsıl olmak. Vücuda getirmek = Var etmek, meydana koymak. Vücud vermek = 1. Asılsız bir şeyi var farzetmek. 2. Ehemmiyet vermek, bir şey zannetmek:

Türkçe Sözlük

(i. A.), l. Genişlik, bolluk; Ovanın vüs’ati. 2. Mâlî iktidar, varlık: Öyle işlere girişmeye bu aralık vüs’atım yoktur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وجود] varlık. 2.beden. 3.var oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zenginlik, servet, varlık, para, mal; bolluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zengin, servet sahibi, varlıklı; bol. wealthiness i. zenginlik. wealthily z. varlıklı olarak.

Türkçe Sözlük

Resim sanatına özgü bir terim olan yanılsama, resimsel yapıtta yer alan betilerin, gerçek dünyadaki nesne ve gerçeklikler olarak tanınabilmesi anlamına gelir. Betiler, gerçeklikle gönderme yapan sanatsal ögelerdir; onları gönderme yaptıkları gerçeklikler olarak kavramak, ancak yanılsamanın varlığı hâlinde olanaklıdır. Dolayısıyla yanılsama, gerçekliğin sanat yapıtında “yeniden üretilmesi” demektir ve çoğunlukla üç boyutlu olan gerçek varlıkların, iki boyutlu bir yüzey üzerinde betimlenebilmesini sağlar. Bu amaçla perspektif, ışık - gölge ve modle gibi yanılsama teknikleri kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Yaratılmış canlı varlık, mahlûk.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bolluk, varlık, zenginlik, varlıklılık.

Finansal Terim

(Mutual Fund)

Halktan katılma belgeleri karşılığı toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına, riskin dağıtılması ve inançlı mülkiyet ilkesine göre sermaye piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenlerden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulan mal varlığıdır.

Finansal Terim

(Revaluation)

Ortaklıkların aktiflerinde kayıtlı bulunan ve amortismana tabi maddi duran varlıklarının enflasyon sebebiyle elde etme maliyeti ile piyasa değeri arasında oluşan farkın bilançoların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi amacıyla Maliye Bakanlığı tarafından her yıl açıklanan oranlar dahilinde değerinin yükseltilmesidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Varlık, servet, refah, Osm. sia-ı hâl: Servet sahibi. 2. Sol taraf, sol kol, sol. Yemin ve yesâr = Sağ ve sol, Fars.çep ü râst.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Varlık, zenginlik. 2.Sol, sol tarafı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yok olma, bulunmama, Ar. adem, fikdân, noksan. 2. İhtiyaç, varlık mukabili, Ar. fakr, zarûret: Allah yokluk göstermesin.