Vasi T ne demek? | Vasi T anlamı nedir? | Vasi T

Vasi T anlamı nedir?

Vasi T ne demek?

Vasi T anlamı nedir?

Vasi T | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i. A. «vasat» tan if.) (mü. vâsıta). Ortada bulunan, ikisi ortası, Ar. mutavassıt.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

1 GB’ı aşkın hafıza alanı için 6 CD-R ve 1 CD-RW ile gelmektedir. CD-RW ile aynı diski 300’den fazla kez biçimlendirebilirsiniz. CD-R ile aynı yüksek kapasiteyi ve sorunsuz kamera/PC iletişimini sağlayan CD-RW biçimi, aynı CD’nin birden fazla kullanılması düşünü gerçeğe dönüştürüyor.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

1280 x 960 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, Internet, e-posta ile gönderme ve hızlı baskı için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. BRAVIA D3000 Serisi için kullanılan 10 bit panel, 1024 geçiş gölgesi sağlar. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve yine gördüğünüz görüntünün aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD yazılımında resimler, 8 bit çözünürlükte MPEG-2 teknolojisi kullanılarak kodlanmıştır. Sony DVD oynatıcılar bunları 10 bite dönüştürerek, dijital görüntüdeki suni ayrıntıları en aza indirir ve resim geçişlerini orijinal film master’indeki daha benzer şekilde oluşturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. Gelişmiş 10-bit LCD panel teknolojisi, 1024 gölge geçişi sunmak için Sony tarafından BRAVIA TV’ler için geliştirilmiştir. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve her şeyin aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

100 Hz teknolojisinin, bir kareden diğerine daha yumuşak geçiş sağlayan gelişmiş hali; titreşimi de ortadan kaldırır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ses, 6 ses bölümünde kaydedilir (= 1/2 kare, 1 stereo kanal). 32 kHz örnekleme frekansı ca. 16 kHz çalma frekansına izin verir. 12 bit modu genellikle ses ekleme ve ses üstü kayıt için kullanılır; ek stereo kanallar, ör. orijinal 6 ses bölümüne müzik ya da konuşma eklenebilir. Toplam 2 stereo kanal (her biri 16 kHz çalma frekansında).

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu modda, ses eklemenin yanı sıra ses üstü kayıt da kullanılabilmektedir. Birinci stereo kanal, genellikle video sinyalleriyle birlikte verilen orijinal ses içindir. İkinci stereo kanal ise, art alandaki müzik, konuşma ya da diğer ses efektleri için kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan VW serisi ev sineması projektörlerindeki 12 volt trigger çıkışı, güçlendirilmiş bir ekranı etkinleştirmenizi sağlar. Projektörü çalıştırmak için çevre birimlerine bir elektrik sinyali gönderilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DAT ya da CD kalitesindeki yüksek kaliteli sesler kaydedilebilir ve çalınabilir. Bu 16 bit/48 kHz stereo ses sinyali, video sinyalleriyle birlikte kaydedilir; sesin kalitesi, müzik programlarının kaydedilmesi için uygundur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Uzaktan kumanda sinyalleri alıcıya iletmenin yanı sıra, alıcıdan menüler, RDS bilgisi gibi bilgileri de alır. Bunlar uzaktan kumandanın LCD ekranında görüntülenir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

1600 x 1200 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, yüksek kaliteli baskı ya da ayrıntılı görüntü gerektiren Internet uygulamaları için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Oynatma hızını kontrol ederek, bozulmayı engelleyin ve herhangi bir dersi, semineri veya röportajı kolayca yazıya dökün.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Bizde altının saflığını gösterme ölçüsü olarak genellikle ‘ayar’ kelimesi kullanılır, ama uluslararası piyasada kullanılan kelime ‘kırat’tır. ‘Kırat’ hem altının, hem de elmas ve diğer kıymetli taşların ölçümünde kullanılan bir birimdir.

Elmas ve değerli taşları ölçmede kullanılan ‘kırat’ın bir birimi 200 miligrama (0,200 gram) eşittir. Yani 20 gramlık bir elmasınız varsa, bu 100 kıratlık bir elmastır. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üzerindedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 3.106 kıratlık ‘Cullian’dır. Bundan 530 ve 517 kıratlık iki büyük ve 100 küçük elmas işlenmiştir.

Altında kullanılan ‘kırat’ veya ‘ayar’ ise altının saflığını gösterir. 24 kırat (ayar) altın, içinde karışık başka bir metal olmayan yüzde yüz saf altındır. Tamamen saf altın çok yumuşak olduğundan genellikle bakır veya gümüş ile karıştırılır. Her bir kırat (ayar) altının tümünün 24’de biridir. Örneğin bir bileziğin 24’de 18’i altın, 24’de 6’sı da gümüşten yapılmışsa, o bilezik 18 kırat (ayar) altındır.

Altını Ölçmede kullanılan bu komik sistem, yaklaşık bin yıl evvelki Almanların Mark isimli bir altın parasından kaynaklanmaktadır. Tamamen saf altından yapılan bu para 4,8 gramdı ve elmas ölçü biriminde ağırlığına göre 24 kırat ediyordu. Sonradan içine başka maddeler karıştırıldıkça içindeki altın miktarına bağlı olarak kırat ölçüsü düşürüldü.

Altın beyaz, kırmızı, sarı gibi çeşitli renklerde beğenimize sunulur. Altın, bakır ile karıştırılmışsa ‘kırmızı altın’, gümüş ile karıştırılmışa ‘sarı altın’, nikel veya platin gibi metaller içeriyorsa ‘beyaz altın’ adı verilir.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Gelişmiş ses kalitesi için genişletilmiş 24 bit çözünürlüklü yüksek kalite Dijital Analog Dönüştürücü.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2048 x 1536 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

640 x 480 piksel görüntü çözünürlüğü sunan bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Dosya boyutunun küçük olması, Internet, e-posta ve hızlı baskı için çok hızlı resim transferi olanağı sağlar. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu işlev, resimlerin geleneksel fotoğraf biçiminde oluşturulmasına izin vermektedir. Standart biçim 4:3’tür.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sol ve sağ kanallar için hoparlörler ve bir pasif subwoofer’dan oluşan üç yollu ses sistemidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekrandaki parlaklık ve rengin tutarlı olması için BRAVIA Dijital Projektörler 3D Gamma Düzeltme özelliğini kullanır. Özellikle karanlık sahnelerde, görüntüler en ince ayrıntısına kadar hatasız ve tutarlıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2240 x 1680 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, müthiş hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren çok profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2560 x 1920 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir. 5,0 megapiksel görüntü, büyük biçim ve poster baskılarında bile en ince görüntü ayrıntılarının gösterilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

160 yüksek çözünürlüklü görüntü (UXGA) ve 1080 taneye kadar 640 x 480 piksel görüntü alabilen 8 cm çaplı 156 MB CD-RW. Görüntü harici verilerin saklanmasında da kullanılabilir ve 300 keze kadar biçimlendirilebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yüksek çözünürlüklü ses örnekleme hızı. Bu yüksek örnekleme hızı, normal bir Audio CD ile kıyaslandığında daha fazla derinlik, zenginlik ve netlik sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

alâkart, yemek listesine göre, her yemeğin ayrı ayrı fiyatı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat), (huk). sofradan ve yataktan (boşanmanın bir çeşidi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Standart tip bir objektif montajı

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(A Type Mutual Fund/Investment Trust)

Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.


Finansal Terim by

Teknolojik Terim

Analog sinyalleri dijital biçime dönüştüren yüksek performanslı bir IC Yongası. Elde edilen dijital veriler, Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) teknikleriyle işlenebilmektedir. Modern IC yongaları, 1 bit teknolojisine dayanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bluetooth üzerinden müziklerin stereo olarak dinlenmesini sağlayan standart.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب آبستنی meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب عدالت adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب آتشين ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آب خرابات] (meyhane suyu) şarap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ab-ı hayat v.s. (bk.) Ab.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) davar hırsızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z), (den) kıça doğru, kıç tarafta, kıç tarafında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) terk; metrukiyet, terk edilmiş olma; tam feragat ile kendini teslim etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. exaggeration mübalağa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. hyperbole. overstatement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggerated. dithyrambic. fustian. hyperbolic. hyperbolical. overdone. inflated. fond. ornate. magniloquent. puffy. slobbery. spread-eagle. stagey. stagy. steep. swelling. tall. theatrical. turgescent. turgid. well-rounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombastic. hyperbolic. overblown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be exaggerated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. turgescence. hyperbole. embellishment. aggrandizement. overcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. hyperbole. exaggeration mübalağa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overstatement. amplification. exaggeration. hyperbole. puffing. slush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lay it on with a trowel. pile on the agony. drow the long bow. draw the longbow. exaggerate. embellish. aggrandize. carry to excess. carry things too far. enhance. heighten. balloon. overdo. embroider. color. colour. dramatize. glorify. fudge. lay it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adorn. dramatize. exaggerate. glamorize. overdo. overestimate. overrate. overstate. romance. romanticize. to exaggerate. to magnify. to overstate. to romanticize. to romance. to blow sth up mübalağa etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to exaggerate. aggravate. amplify. colour. glorify. to talk through one's hat. heighten. magnify. overplay. overstate. pile it on. put it on. romanticize. spread it thick. stretch. superlatives to speak. to lay it on thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombast. tall. turgid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) azaltmak, indirmek; kısmen yahut tamamıyla kesmek; azalmak, eksilmek, hafiflemek, çekilmek; hükmü kalmamak abatement (i) azaltma, azaltılma, azalış, tenzil; kesilmiş yahut indirilmiş meblâğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) tepe penceresi; panjur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),(Fr) mezbaha, salhane, kasaplık hayvanların kesildiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) manastırın baş rahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) kısaltmak, özetlemek, ihtisar etmek abbrevia'tion(i). kısaltma, remiz, bir veya birtakım kelimeleri gösteren harf veya harfler; özetleme, ihtisar; kısaltılmış yazı, özet; (müz) bir takım notaları gösteren remiz yahut işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Abdest = El suyu). Namaz kılmak için şeriate göre yüz ve dirsekle beraber el ve ayakları yıkamak ve başa meshetmekten ibaret temizlenme işi: abdest almak, abdest vermek = Azarlamak, abdest iktiza etmek = Rüyada kirlenmek, ihtilâm, abdest bozmak = Ayak yoluna gidip dışarı çıkma ihtiyacını gidermek, abdestimde şüphem yoktur = İmanım vardır (halk arasında gusüle de bazen abdest denildiği için, birine küçük, diğerine büyük abdest derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Purification by washing the hands before prayer; a Mohammedan rite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ritual ablution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدست] abdest. 2.paylama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Abdest almaya mahsus ibrik.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (Abdest-hâne = Abdest evi).

1.Abdest almaya ve el, yüz yıkamaya mahsus musluklu ve kurnalı yer.

2.Abdest bozacak yer, ayakyolu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدستخانه] tuvalet. 2.abdest alınan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asıl abdest alırken giyilen bir nevi kısa cüppe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) kısa cübbe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abdest almamış, abdesti bozulmuş, pehrizslz, sakınılması icap eden günahlardan sakınmayan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) -(den) çekilmek, -(den) vazgeçmek, feragat etmek: resmen bırakmak veya feragat etmek ; (özellikle hükümdarlıktan)tacını ve tahtını terk etmek abdica'tion (i) tacını ve tahtını terk etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) zorla almak,(kadın yahut çocuk) kaçırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(çocuk) kaçırma; kız kaçırma abductor(i) kaçıran kimse; dışarı çeken kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan Allah’ın kulu. - Allah’ın isimlerinden (bkz.el-Basıt).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cömert olan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Zafer kazanmış, üstün gelmiş, fetheden-açan, kullarınının kapalı-müşkil işlerini açan Allah’ın kulu. (bkz.Fettah). Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah’ın kulu. - el-Latif; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.Latif).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Metanetli, sağlam, dayanıklı olan Allah’ın kulu. - (bkz.Metin). Allah’ın isimlerin-dendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vasi’nin kulu.Genişlik sahibi ve müsade edici, darlık, fakirlik ve sıkıntıdan münezzeh olan Allah’ın kulu. - Vasi kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Vasi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Günahları örten, gizleyen Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hata, dalâlet, doğru yoldan ayrılma, inhiraf; yan delilik, akıl hastalığı; sapıklık; (astr) sapınç, sapma; adese veya ayna sisteminde bütün ışınların bir noktaya toplanamaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) söz ve davranışlarla cesaret vermek veya yardım etmek.(gen. fina anlamda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

-tor (i) başkasına kötülük aşılayan kimse, kışkırtan kimse, suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آبدات] anıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water of life bengisu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iktidar, yetenek, kabiliyet; marifet, hüner; dirayet, zekâ; huk ehliyet, kudret abilities (i) kabiliyetler; hassalar, melekeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat) başlangıçtan, aslından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâmile, gebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Gebe,

2.Dişi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستن] gebe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستنگاه] döl yatağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gebelik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) sefil, alçak, aşağılık; gurursuz; köle gibi abjectly (z). alçakça, sefilce abjectness (i) alçaklık, adilik, sefillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.’den) (gramer). Bir isim hali, ismin uzaklaşma hali, ismin mekân, yer bildiren bir hail: Çarşıdan geldim misalinde çarşı kelimesi ablatif haline girmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ablatif

db. çıkma durumu

Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda çıkış bildiren, -dan / -den, - tan / -ten ekleri ile kurulan durum.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(tlb). bedenden (ur, uzuv) alma; (jeol). (taşların) zamanla aşınması; uzay sürtünme ısısının zarar vermeden dağıtılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (s). Latince isimlerde ablatif, ismin -(den) hali; (s) -den halinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir balık ağı çeşidi. Uzunluğu 150, genişliği 4-10 kulaç kadardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gram mana değişikliği ile sesli harfin değişmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) temizleyici; (i) deterjan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) yıkanma, aptes, gusül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) inkâr etmek, reddetmek, feragat etmek abnega'tion (i) inkâr, feragat, mahrumiyete katlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) anormallik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaldırılma, ilga abolitionist i herhangi bir şeyin kaldırılması taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) son derece iğrenç kabul etmek, istikrah etmek, nefret etmek abomina'tion (i) iğrenme, istikrah, nefret; iğrenç veya menfur şey; kötülüğe sebep olan herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) çocuk düşürmek; boşa çıkmak; bitirmeden durdurmak; başarısızlıkla bitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) çocuk düşürme; düşük; olgunlaşmadan kurumuş çiçek, meyve veya ekin; tam başarısızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). vaktinden evvel doğmuş; boş, beyhude, eksik, akim; tıb çocuk düşürmeye sebebiyet veren abortively (z). akim kalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat -(e) dair, hakkında; çevresine, etrafında; yakında, civarında, havalisinde; ötesinde berisinde, her yerinde; ile meşgul; için About facel (ask)., emir Geriye don I about to come gelmek üzere beat about the bush bin dereden su getirmek abo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). aşağı yukarı, takriben, kadar; her tarafta; etrafa, etrafına; ötede beride, şurada burada; aksi yöne, obur tarafa; sıra ile about half a kilo yarım kilo kadar about 7 o'clock saat yedi sularında Iook about etrafına bakınmak order one abou

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yan yana, beraber; aynı hizada, aynı seviyede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yetkisini kullanarak ilga etmek, iptal etmek, feshetmek; kaldırmak, bir tarafa koymak abroga'tion (i). ilga, iptal, yetkisini kullanarak feshetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birdenbire olan, ani olan, acele ile olan; ters, haşin; birbirini tutmaz, kesik, pürüzlü; çok dik abruptly (z). birdenbire; terslikle abruptness (i). acele; sertlik, terslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çekilmek, hazır bulunmamak için çekilip gitmek absent oneself gitmek, bulunmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nâmevcut, yok, gaip absent-minded (s) dalgın absent without leave (ask). vaktinde dönmek üzere kaçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). vazifesi başında bulunmayan; başka bir memlekette ikamet eden(mal sahibi). absenteeism (i). vazifesi başında veya malın olduğu memlekette bulunmama itiyadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apsent, pelin otu ile yapılan anasonlu yeşil bir içki; (bot). pelin otu, acı pelin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kâmil, tam; halis, sade, saf; mutlak, sonsuz, nihayetsiz, kayıtsız şartsız; gram soyut, mücerret; ki,sisel değer ölçülerine bağlı olmayan absolute ceiling hav azami yükseliş haddi absolute pitch (müz). bir notanın frekansı; bir sesin perdesin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suç, günah veya cezayı affetme; Katolik kilisesinde günahlarrn affolunduğunu papazın ilân etmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mutlak oluş, mutlakıyet doktrini mutlakçılık; (pol). mutlak idare, kayıtsız şartsız kral hâkimiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kralların kayıtsız şartsız hakimiyeti taraftarı, mutlakıyetci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt, akla uygun olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çekinmek, kaçınmak, geri durmak, sakınmak, imtina etmek abstain from (-den) imtina etmek, (-den) kaçınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok yemek ve içmekten sakınan, perhizkâr abstemiously (z). perhiz yaparak, ılımlı bir şekilde, az yiyip içerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekinme, kaçınma, sakınma, imtina; çekimser olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, temizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (yiyecek, zevk v.b. şeylerden) kendini geri tutma; perhiz, imsak abstinent (s). perhizkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). eşya veya fikirlerden soyut olan; soyut, mücerret; dalgın; ideal, nazari, kuramsal; (i) özet. abstract noun soyut isim abstract number soyut sayı, mücerret adet. in the abstract kuramsal olarak. abstractly (z). soyut olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, ayırmak veya tecrit etmek; çalmak, aşırmak; kimyasal usullerle ayırmak, çıkarmak; özetlemek, hulâsa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zihin meşguliyeti, dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) soyutlama; çıkarma, tecrit, ayırma; münzevi hayat; zihin meşguliyeti, dalgınlık; çalma, aşırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. abstraction

fel. soyutlama

Bir nesnenin özelliklerinden veya özellikleri arasındaki ilişkilerden herhangi birini tek başına ele alan zihinsel işlem, gerçeklikte ayrılamaz olanı düşüncede ayırma.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. abstractionisme

fel. soyutçuluk

Soyutlamalara, somut gerçeklerinkine eşit değer verme, amaç olarak soyutu alan tutum.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Mücerret, soyut.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. abstrait

fel. soyut

Varlığı duyularla algılanamayan


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlaşılması güç, muğlak abstruseness (i). muğlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. absurde

saçma

Akla uygun olmayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba, anlayışsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boorish. dunce. stupid. rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bol, bereketli, mebzul abundantly (z). bol bol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dayanmak, bitişik olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köprünün karada olan ayağı, mesnet; (mim). kemer veya kubbenin ağırlığını destekleyen kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din yolunda çabuk, hızlı giden

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.).

1.Acâyip şeyler.

2.Anormal varatılmış mahlûklar.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجالة] alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenger otu, ayı yoncası,(bot), Acanthus;(mim). sütun başlıklarında kullanılan akantos yaprağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hızlandırmak, süratlendirmek , tacil etmek, hızlanmak, sürat kazanmak accelera'tion (i). hızlandırma, tacil etme, süratin artması accelerator (i)., oto gaz pedalı; (fiz). siklotron veya benzeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aksan, telâffuzda bir heceye verilen kuvvet ; aksan i,sareti, vurgu; şive; hisleri belirtmek için cümlede belirli kelime veya hecelerin vurgulandırılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aksan vermek, telâffuzda bir heceyi vurgulu olarak okumak ; önemle belirtmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzerine basarak okumak; önemle belirtmek accentua'tion (i). aksan koyma, vurgulama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, almak; icabet etmek; onaylamak, tasdik etmek, razı olmak; anlamak, mana vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, makbul be acceptable makbule geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul; kabul edilme ; tasdik ve imza olunmuş tahvil, poliçe v,b non-acceptance (i), (huk). ademi kabul, ret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul; anlam, mana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaza, arıza; (gram). sarf bölüğü; (fels). ilinek, âraz, accident insurance kaza sigortası acciden'tal (s)., (i). kaza eseri olan, arızi; rastlantı eseri olan, tesadüfi; esaslı olmayan;(i)., (müz). armür dö kle'den sonra tesadüfi olarak gele

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alkışlama, alkış, bravo'' deme; açık oylamada lehte oy verme by acclamation oy birliği ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir yerin iklimine alıştırmak acclimatiza'tion (i). bir yerin havasına alışma veya alıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yokuş, bayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine uygun hale getirmek; telif etmek, uzlaştırmak; bir başkasının işini görmek; sağlamak, temin etmek; yerleştirmek, yer tedarik etmek accommodate oneself uymak, intibak etmek accommodate oneself to circumstances ayağını yorganına g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyma, intibak; birinin işini görmeye razı olma, Iütufkarlık; düzen; yerleşme; telif etme, uzlaştırma ; ödünç, istikraz. accommodations (i). yatacak yer, konfor, rahatı sağlayan şartlar accommodation train (ABD). birçok istasyonda duran yolc

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eşlik eden şey, refakat eden şey; (müz). akompaniman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). piyanoda eşlik eden kimse, akompanist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başarı, muvaffakiyet; icra, tamamlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), yaklaşıp hitap etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), Loğusalık; doğum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hesap vermek, sebebini belirtmek; cevap vermek; saymak, itibar etmek account for hesap vermek, sebebini izah etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hesap; pusula; tarif, beyan; rivayet, hikâye, izahat; önem, ehemmiyet, kıymet, değer; sebep, cihet. account book hesap defteri. accounts payable (tic). tediye olunacak hesaplar accounts receivable (tic). tahsil olunacak hesaplar account r

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sorumlu, mesul; tarif edilebilir, anlatılabilir accountabil ity (i). sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhasebeci, sayman accountancy (i). muhasebecilik accounting (i). muhasebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). askeri giyecek vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ).asgari giyecekler ve teçhizat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inanmak, güvenmek, itimat etmek, itibar etmek; itimatname vererek memur etmek accredita'tion (i),(ABD). (bir okul, yüksek okul veya üniversiteye teftişten sonra verilen) muadelet belgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). büyüyen, çoğalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (s). birleşmek, yapışmak; eklenip büyümek; eklemek; (s). ekli; birleşmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ek; gelişme, uzvi büyüme; katılma; yapışma; ilhak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kültürün başka bir kültürden aldığı tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yığmak; toplamak , biriktirmek; birikmek, çoğalmak, yığılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yığma, biriktirme, toplama; toplanma, yığılma; biriktirilmiş veya toplanmış şeyler; biriktirilip sermayeye eklenen faiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toplayıcı, biriktirici; toplanmış, birikmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplayıcı şey veya kimse; su gücünü toplayan cihaz; (ing). akümülatör, akü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğru, sahi, tam; ince accurately (z). doğru olarak, kusursuz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). accuracy. ac.curs.ed (s). lanetlenmiş, melun,meşum, nefret uyandıran, menfur.accursedly (z). meşum olarak, uğursuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (gram) ) (-i) halinde; (i). (-i) hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıştırmak accustom oneself alışmak, âdet edinmek, itiyat peyda etmek be accustomed to itiyadında olmak , alışkın olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. hasten. hurry. hustle. nip. rush. scurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurry up. to make haste. to hasten. to be quick. to rush. to scurry. to flurry. beetle. come on. to put one's best foot forward. get a hump / hustle. hotfoot. hump on. hurry. hurry on. hurry up. to put one's best leg foremost. to shake a leg. look ali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, alelacele, sabırsızlıkla ve çabuk yapmak gayretiyle: Aceleten yazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجلة] çarçabuk, alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. coğrafya). İran, Farsça konuşulan yerler: Acemistan’a seyahat; Acemistan’ı dolaşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجمستان] İran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Agent)

Acentalık sözleşmesi çerçevesinde, faaliyet gösterdikleri mahalde, sadece sermaye piyasası araçlarına ilişkin alım ve satım emirlerinin aracı kuruma iletilmesine ve gerçekleşen emirlerin tasfiyesine aracılık eden gerçek kişi veya ticaret şirketleridir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. representative. agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

representative. agency. agent. commercial agent. bureau. factor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Agente).

1.Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru.

2.Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili. 3.Bu memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezsiz, merkez dışı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). acılaştırmak; sinirlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekşilik, acılık; terslik, sertlik, huysuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat). hokka çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teskin edici ve ateş düşürücü bir ilâç, asetanelit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi sentetik kumaş, rayon; asetik asit tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sirke gibi, ekşi. acetic acid asetik asit, sirke asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ekşitmek, ekşimek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aseton.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asetilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(biyol). ökçe veteri, Aşil kirişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renksiz; renkleri tabii haliyle gösteren; (müz). perdesi değişmeyen; akromatik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Tıb). renk körlüğü, akromatopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitter and sweet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mayhoş etmek, biraz ekşitmek. acidulous (s) mayhoş, eksice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Short Selling)

Sahip olunmayan menkul kıymetlerin ödünç alınmak sureti ile satılmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open binding. public / official auction. open bidding. open sale. tender. adjudication. public auction. roup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction by underbidding. adjudication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dutch auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-air theater. open-air theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open heart surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-door policy. policy of the open door. open door policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-door policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open session. open sitting. panel. discussion. debate. hearing in public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public acknowledgement of thanks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evince. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Emek çekmeden: Açıktan iş sahibi oldu.

2.Uzaktan.

3.İlâve olarak: Maaşından başka açıktan da para kazanır. Açıktan açığa: Gizli tarafı kalmamacasına: Adam açıktan açığa para istedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from a distance. extra. in addition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite openly. boldly. freely. without any hesitation. down- the-line. in plain english. without stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Aç komak, açlığa düşürmek.

2.Açlık vermek, iştiha açmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel hungry. to starve sb. to deprive sb of food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Çiçekli bitkilerin iki ana bölümünden biri. Bu bitkilerde tohumlar yaprağın üzerinde bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to turn rancid. to embitter. sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Açma düğmesine bastığınızda, disk otomatik olarak çıkartılacaktır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inauguration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating ceremony. inaugural ceremonies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acıya dönük, acıca, acımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Herhangi bir açıyı iki eşit açıya ayıran yarım doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bisector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bisector. bisecting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Acımasına sebep ol acıttım.

2.Cefa ve eziyet vermek. acımak, ağrıtmak, ağrı ve sızı vermek: Elimi


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. cause pain. pain. bite. sting. gnaw. wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. sting. to hurt. to pain. to cause pain. to make sth bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurt. to cause pain. to smart. to do sb hurt. to give sb pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Beceriksizlik, kabiliyetsizlik.

2.Fakirlik, tevâzu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجزیت] acizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisede rahibe yardım eden memur; yardımcı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplan boğan, bıldırcın otu,(bot). Aconitum napellus. wolfsbane aconite kurtboğan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işitme duyusu ile ilgili, ses ilmine ait, işitmeye ait. akustik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akustik ilmi; akustik bina inşa etme ilmi. acoustics (i)., bir odanın akustik vasfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haberdar etmek, bilgi vermek, malumat vermek. be acquainted with tanımak, şahsen bilmek. acquaint oneself with öğrenmek, aşinallk peyda etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanıdık, bildik; iyi bilme; haber, bilgi, malumat; tanış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahbaplık , tanışıklık, aşinalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ele geçen şey; (huk). verasetten başka bir şekilde ele geçen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanç, iktisap; ilim, marifet, hüner.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanılan şey, iktisap; kütüphaneye yeni gelen kitap; müzeye yeni gelen eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açgözlü; elde edilebilen. acquisitive instinct açgözlülük, kespetme eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suçsuz çıkarmak, beraat ettirmek. acquit oneself görevini yapmak; davranmak hareket etmek. acquit oneself well vazifesini iyi yapmak. be acquitted beraat etmek, temize çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suçsuzluk hükmü, beraat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zimmetten kurtulma; ibra senedi, makbuz,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akrobat, cambaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cambazlık, akrobasi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akrostiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapılan şey, iş, fiil, ameliye; kanun; resmi yazı; tiyatro perde. act of God (huk). icbar edici sebep, insan kudretinden üstün afet(yıldırım inmesi gibi). caught in the act suçüstü (cürmü meşhut halinde) yakalanmış. put on an act poz yapmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rol yapmak, oynamak; taklit etmek; yapmak, işlemek; etkilemek, tesir etmek; hareket etmek, davranmak; temsil etmek, rolünü oynamak. act up yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. act as başkasının vazifesini yapmak. act on a suggestion yapılan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapan, işleyen, temsil eden; vekil olan, vekâlet eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneş vb. ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliğine ait. actinic rays kimyasal değişiklikler meydana getiren ışınlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş vb ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aktinyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş ışınlarının kuvvetini ölçen araç, aktinometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, amel, çalışma, meşguliyet, faaliyet, fiil; hukuk davası; etki, tesir, kuvvet, nüfuz; tiyatro bir oyundaki olaylar dizisi; harekete geçme (asker,makina v.b.). actionable (s). dava edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.)

1.Başkası vasıtasıyle açmak, açmağa sevk ve icbar etmek: Kapıyı açtırdım, (bk.) açık.

2.Bir daha işlenmemiş ham araziyi sürmek. Ağız açtırmak: Söylemeye mecbur etmek. Göz açtırmamak: Pek sıkı tutup bir şeye müsaade etmemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have opened. to cause to open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened. to let open. to let be opened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). faal hale getirmek, harekete geçirmek; (fiz). radyoaktif hale getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). faal hale getirme; lâğım sularının hava ve bakterilerle temas ettirilmesi sonucunda temiz su haline getirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hareket kuvveti olan, etkin, değiştirebilen, fail; faal, çalışkan; pratik; hareketli, canlı, yerinde duramayan, çevik; (gram). etken, aktif; (tic). faiz getiren, paraya çabuk çevrilebilen (sermaye). active officer muvazzaf subay. active vol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Microsoft’un haberleri, e-postaları ve ajanda güncellemelerini gerçek zamanlı olarak algılanabilmesini sağlayan programı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Windows yüklü cihazları outlook ile senkronize etmek için kullanılması gereken program.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). aktivizm, etkincilik ; güneş vb ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliği; eylemcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etkinci; eylemci, özellikle politikada eylemciliğe meyilli olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). faaliyet; fiil, amel; kuvvet; etki, tesir; faal oluş; tez canlılık, tetiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). artist, aktör, oyuncu; yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). artist, aktris, kadın oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) gerçek, hakiki, asli, asıl, fiili; şimdiki. actual'ity (i). hakikat ac'tualize (f). gerçekleştirmek, hakiki kılmak, kuvveden fiile çIkarmak. actually (z). hakikatte , gerçekten; bilfiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayat sigortası istatistikleri uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kuvveden fiile çıkarmak , harekete getirmek; olumlu bir şekilde etkilemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keskinlik, sivrilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sivri; iğneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). açmak; (s). ucu uzun ve sivri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). iğne saplamak suretiyle teşhis ve tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sivri, keskin, ince; zeki, zeyrek, açıkgöz; aşırı hassas; tiz, keskin (ses); (Tıb). akut; hâd, vahim, ağır, şiddetli. acute angle dar açı.acutely (z). zekâ ile; şiddetle. acuteness (i). zekâ keskinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cemiyet içindeki davranış ve nezaket kaideleri, görgü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عضلات] kaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, Su

Hazırlanışı : 4 Bardak suya, kabukları soyulmamış 3 elma doğranır. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hak elde etme ve herkesin haklarına tamamiyle riayet, adi, madelet, dâd, insaf: IcrS-yı adalet, adâlet icra etmek, adâlet mûcib-i saadettir, saadeti mûciptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity. fairness. equitableness. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity. act of justice. jus. law. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدالت] adalet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - 1.Hakka riayctkarlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk. 2.Haksızlıktan uzaklaşma. 3.Düzenli ve dengeli davranma. 4.Hakkaniyet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court of justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Adâletlicesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court of Justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adil, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adâletli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدالتکار] adil, adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). Adâlete uygun düşen veya adâletli olan: Adâletli bir hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right. just. equitable. fair. judicious. clean adil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i! A. T.). Adâlete aykırı düşen veya adâletli olmayan’ Adâletsiz karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iniquitous. unjust. inequitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. inequitable. oppressive law. unfair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hak ve insafa mugayir hareket, adalet ve insaf eksikliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. inequity. unjust act. iniquity. travesty of justice. unfairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). hoşgörüsüz; çok sert; (i). çok sert efsanevi bir taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarsılmaz; delinmez ; elmas gibi sert ve parlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Patlıcangillerden bir bitki. Kökü bazen insanı andıran biçimler aldığından bu adla anılır. Ayrıca eskiden bu bitkide acayip hususiyetler olduğuna inanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Alraunwurzel, Mandragore, Mandrake): Mavimsi-mor renkli çiçekler açan, rozet yapraklı ve kazık köklü çok yıllık otsu bir bitkidir. Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir. Türkiye’de yetiştiği yerler: Batı ve Güney Anadolu. Kullanıldığı yerler: Kökleri % 0,3 oranında Hiyosiyaminlerle Skopolamin alkaloitlerini taşır. Bundan dolayı zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Halen tedavide çesitli preparatların terkibinde kullanılmaktadır. Rastgele kullanıldığında zararlı olur.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir şeye uydurmak, uyarlamak; edeb adapte etmek. adapt oneself uymak, intibak etmek, tabi olmak. adaptable (s). uysal, şartlara uyan, intibak edebilen adapter (i). adaptör; intibak eden ve ettiren şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlara ve çevreye uyma yeteneği, intibak kabiliyeti, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tatbik etme işi, bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması, bir canlının yaşadığı muhite uyması işi: Bu piyesin adaptasyonu iyi olmuş. Bazı kelebekler adaptasyon sayesinde kendilerini korur, ADAPTE (i. Fr.). Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış: Bu eser Fransızca’dan adaptedir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adaptation

uyarlama

Uyarlamak işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adaptation. conformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adaptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

version.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, imtizaç , intibak, tatbik, uyma; (edeb). adaptasyon, uyarlama; ışık değişikliklerine gözü alıştırma işlemi; uydurulma, şekil değişmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adapté

uyarlanmış

1. Sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun duruma getirilmiş.

2.Kişi ve yer adları değiştirilerek yerli bir eser durumuna getirilmiş (yabancı eser).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angepasst. übertragen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adapteur

uyarlayıcı

Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter. adaptor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter adaptor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). yıldızlara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادات] âdetler, alışkanlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabbit. cony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini nezretmeğe sevk ve icbar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Düşmanlık, husûmet: O adamın bana adâveti vardır.

2.Kin, garez, buğz: İzhar-ı adavet etmek = Kinini açığa vurmak.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عداوت] düşmanlık. adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Kabul etmek, saymak: Bu işi olmamış addedin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank. to count. to esteem. to deem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consider. to steer / to hold. to esteem. deem. reckon. regard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tiryaki, müptelâ kimse, bir şeye düşkün kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıştırmak. be addicted to alışmak, kendini vermek, tiryakisi olmak, müptelâ olmak, düşkün olmak addictive (s). tiryaki eden, alışkanlık husule getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ilave edilmiş şey; (mat). toplama in addition to (-e) ilâveten, ayrıca, fazla olarak. additional (s). biraz daha, ilâve edilen, eklenilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). katkı; katılan kimyasal madde; (s). toplamsal, ilâve olunacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موفقيت] başarısızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موازنت] dengesizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم رعایت] uymama..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم توجه] ilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم تأليفيت] uzlaşamama, bir araya gelememe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Adamlık, insanlık.

2.Adamlık, nâmuslu adama yakışır hal.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آدميت] insanlık. 2.adamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adénite

tıp ak kan yangısı

Lenf düğümleri iltihabı.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Boyundaki lenf damarlarının şişmesi sonucu meydana gelen iltahaplı şişliğe adenit denir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan, Sarımsak

Hazırlanışı : Öğle ve akşam yemeklerinde yarımşar kuru soğan ile ikişer diş sarımsak yenir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). usta, mahir;(i). mütehassıs, uzman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, ehven, elverişli, kifayetli, yeterli.adequately (z). layıkıyle adequateness (i). yeterlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aded) (i. A.) (c. Adâd).

1.Sayı, bir topluluğun belirli sayıdan mürekkep olması. Koyunlarının adedini kendisi de bilmez.

2.Rakam, miktar beyan eden kelime veya işaret: Üç, beş, yüz, 7, 20, 18 adedi. 3.Tane, baş, kıt’a: Beş adet kitap, on adet koyun, üç adet gemi. (Matematikde) aded-i tam = Taksimde küsûru kalmayan; ad«d-i sahih = Küsuru olmayan; aded-i Aşârî (ve doğrusu öşrî) her defasında ona taksim olunarak devamlı şekilde taksimine devam olunan sayı ki Fransızlar’ın birimi bu usule dayanır; aded-i kesrî = Yarım ve üçte bir ve beşte üç gibi bir adedin kırıntısı hükmünde olan rakam; aded-i mürekkep = Bir aded-i sahih ile kesr-i Adi veya ondalık kesirden mürekkep olan sayı. 1, 3, 8 ve 4 İ gibi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Adât) (Arapça terkiplerde: Ade).

1.Alışılmış şey, ülfet, her vakit yapılan: Sabah erken kalkmak Adetidir; bildiğini kimseye göstermemek Adetidir.

2.Resm, deeb, usul, herkes tarafından riayet olunagelen hal: Bu memleketin Adeti budur; Adet-i belde, Adet-i hasene, Adet-i seyyie; Adetullah = Tanrı Adeti; tabiat nizamı.

3.Kadınların ayda bir kere gördükleri hayz, aybaşı: Adet üstünde idi. Harik-i Ade, harikulade = Adetullaha karşı olarak vaki olan hal, mucize ve keramet gibi tabiat üstü vuku bulan hal. Alelade = Adet olduğu yani her vakit vuku bulduğu gibi, Adetâ, bayağı. Fevkalâde = Her vakitkinin üstünde ve haricinde olarak, suret-i mahsusada, ayrıca: Fevkalâde hürmet ve riayet ettiler; fevkalâde bir ziyafet verdi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. mounthly periods. mounthly courses. numeral. courses. sum. menses. total. custom. tradition. convention. groove. consuetude. the usual thing. routine. habit. praxis. usage. use. wont. fashion. menstruation. period. flow. bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom. item. menstruation. period. rite. ritual. routine. rule. number. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. numeral. unit. figure. one copy. piece / item. groove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادت] alışkanlık, âdet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. doğrusu: Ade).

1.Adet olduğu üzere, her vakitki gibi, alelâde.

2.Bayağı surette, Adi bir suretle: Adetâ bir yemek.

3.Düpedüz: Bu, Adetâ hırsızlık


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. fairly. in fact. so to say. so to speak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. as good as. nearly. a kind of. a sort of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. as usual. so to say. nearly. within an ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادتا] basbayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as usual. in number. numerically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدتا] âdet olarak, geleneklere göre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Allah nizamı, Allah töresi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın kanunu, ilahi sünnet.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak, yapıştırmak, vermek (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as the name implies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıcaklık ışınlarını geçirmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sonu olmayarak, nihayetsiz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). geçici, muvakkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden ocağına giden yatay geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bitişik, yakın, komşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıfat cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). sıfat; (s). sıfat cinsinden olan, niteleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm ve karar vermek adjudica'tion (i). hüküm ve karar verme; hüküm. adjudicator (i). hüküm ve karar veren kimse, hakem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâve, ek, esası teşkil etmeyen kısım; iş arkadaşı, yardımcı, muavin; (gram). başka kelimeleri tanımlamak veya nitelemek için kullanılan kelime veya kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzeltmek, uydurmak, alıştırmak , ayar etmek adjustable (s). ayar edilebilir, düzeltilebilir uydurulabilir. adjustment (i). tasfiye; tanzim, düzeltme, tashih, Islah; düzen, nizam; uyma, intibak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardımcı, muavin; emir subayı, yaver. adjutant general komutana bilgi veren ve emirlerini orduya tebliğ eden general. adjutant stork Hindistan'da bulunan bir çeşit iri leylek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a doctor of forensic medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary recess. vacation. vacations. judicial holiday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forensic medicine. medical jurisprudence. legal / forensic medicine. forensic / legal medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary / court police. judiciary police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). istenildiği kadar, istenildiği gibi; (müz). tempo vb hususunda istenildiği gibi çalınabilen notalar;(kıs) ad lib.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yönetmek, idare etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin ettirmek; hizmet etmek, levazımını temin etmek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetim, idare, hükümet nezaret; başkan ve yardımcıları , idareciler; bakanlar kurulu, vekiller heyeti ; yemin ettirme; ilaç verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yönetimle ilgili, idari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetmen, idareci, mudur, mütevelli; (huk). vasi, vekil, mirası idare eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (b.h). bahriye mahkemesi ; İngiltere'de deniz kuvvetleri kumandanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kabul etmek, teslim etmek ; içeriye bırakmak, girmesine müsaade etmek: izin vermek, müsaade etmek admit of imkân vermek admittance (i). içeriye kabul; girme müsaadesi , giriş hakkı. No admittance. Girilmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). itiraf edildiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katıp karıştırılma, ilâve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tembih, ihtar, nasihat, öğüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtar mahiyetinde, nasihat şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). delikanlı, genç, büyümekte olan.(kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, edinmek, benimsemek ; evlât edinmek. adoption (i). kabul , benimseme; evlatlığa kabul etme, evlât edinme adoptive (s). evlâtlığa kabul eden veya edilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper of direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Adriya Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başıboş; kendi haline terk edilmiş , serseri; akıntı ve rüzgâr etkisiyle sürüklenmekte olan (Gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eli çabuk, usta, becerikli, mahir, hünerli. adroitly (z). hünerle.adroitness (i). hüner, marifet, el çabukluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ilâve edilen, katma , ek olan, gereksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaltaklanmak, tabasbus etmek. adula'tion (i). mübalağalı bir şekilde methetme, aşırı övgü, tabasbus, yaltaklanma adulatory (s). aşırı övgü niteliğinde olan, yaltaklanma mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). reşit, ergin, erişkin (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). karıştırmak, safiyetini bozmak; (s). karışık, mahlut adultera'tion (i). karıştırma, karıştırılmış olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zina, evli biriyle gayri meşru cinsi münasebet. adulterer (i). zina yapan erkek adulteress (i). zina yapan kadın adulterine (s). gayri meşru (çocuk). adulterous (s). zina eden; caiz olmayan, memnu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ima etmek, anıştırmak ; gölgelemek. adumbra'tion (i). ima, kinaye; gölgeleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yanmış, kavrulmuş, kurumuş adv kıs adverb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Advanced Titler özelliği, çeşitli dillerde 8 ön ayar ve 2 özel alt yazı sağlar. Alt yazının ekrandaki konumu ver rengi ayarlanabildiğinden, ayarlama esnekliği sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kârlı, faydalı , istifadeli. advantageously (z). faydalı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelme, gelip çatma, görünme , olma, vuku. Advent (i)., (kil). Hazreti İsa'nın dünyaya gelmesi; Noel'den evvel bir ay müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) arızi, harici, tesadüfe bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cesaret etmek, göze almak, atılmak. adventurer (i). maceraperest kimse. adventurous (s). macera seven; cüretli; cesaret isteyen (bir iş),

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). macera, serüven, sergüzeşt; spekülasyon, vurgun sağlayan teşebbüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhalefet belirten , karşı fikri ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlu sıkıntı, üzgü, zorluk, güçlük; çapraşık durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zikretmek, ima etmek, dokundurmak , hissettirmek. advert to (-dan) bahsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, bildirmek; reklâmını yapmak. advertisement (i). ilân, haber, bildirme, reklâm. advertising agent reklâm ajansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danışma, müşavere , düşünme. under advisement muallâkta ; incelenmekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). savunan kimse, müdafi kimse, taraftar. devil's advocate tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). savunmak, müdafaa etmek, sahip çıkmak, korumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tapınağın en iç odası adz (i). keser, marangoz keseri aedile eski Roma'da Bayındırlık memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Pozlama Braketi ile fotoğraf makinesi resmi üç farklı pozlama ayarında çekerek, daha sonra istenen görüntünün seçilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Otomatik Pozlama değerinden elle girerek sapma yapmanızı sağar (daha parlak – daha koyu) Video kamera modeline bağlı olarak +/- 3 adım kullanılabilmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). içine hava karıştırmak; havalandırmak, havayla temas ettirmek aerator (i) havalandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava aldırma, havalandırma ; havayla temas ettirerek temizleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pilotun uçakla havada yaptığı marifet gösterileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göktaşı: aerolit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava ölçme aracı, aerometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balon kullanan pilot. aeronautics (i). havacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havada sabit durabilen balon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava kanunları ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tıb). hava veya gazlarla tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Odaklama Aydınlatıcı, zayıf aydınlatma koşullarında fotoğraf makinesinin otomatik odaklama işlemini gerçekleştirebilmesi için yeterli aydınlatma sağlamak için kullanılan, düşük güçte bir kırmızı ışık kaynağıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Afiflik, temizlik, temiz olma, iffet.

2.Fenalıktan günâh işlemeden kaçınma (bilhassa cinsî ahlâk için kullanılır).


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Afıflik, temizlik, temiz olan. 2.Fenalıktan, günah işlemekten kaçınma. 3.Namuslu olmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daze. flummox. stun. to take to town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Şaşkınlığa düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şeytanî, pek kötü, ifritçe niyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ifrit), (bk.) ifrit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Afet). Afetler, felâketler, belâlar; Afât-ı semâviyye = Gökten gelen Afetler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفات] afetler, belalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Gürültü, patırtı etmek, kıyameti koparmak.

2.Istemiyerek mühim bir sırrı ifşa etmek, ağızdan kaçırmak.

3.Ağzını bozmak, söğüp saymak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «Afet» ten). Sabrını tüketmek, kararsız etmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. affairiste

dalavereci

Çıkarı için hileye başvuran kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Afât). Belâ, felâket, musibet. Aşkına iptilâ bir musibet addolunan güzel, dilber: Afet-i cân, Afet-i devrân, Afet-i cihân (bu ikinci mânâya cem’i gelmez).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disaster. calamity. bane. cataclysm. catastrophe. blight. knockout. stunner. kayo. a bewitching beauty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamity. cataclysm. scourge. disaster. catastrophe. femme fatale. siren. temptress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misfortune. calamity. dangerously beautiful woman. force majeure. disaster. catastrophe. bane. cataclysm. conflagration. cracker. scourge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفت] afet, bela, felaket. 2.güzel sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Büyük felaket, bela, musibet. 2.Çok güzel kadın, dilber

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفت جان] can belası. 2.güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفت دوران] güzel, dilber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Afet, felâket, belâ gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Afet, felâket, belâ getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. Affet-zedegân) (A. Afet, F. zeden = vurulmak). Bir musibete ve bilhassa yangın, zelzele gibi bir felâkete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.) (Afetzede’ nin çokluğu. Afete, belâya, felâkete uğramışlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت انگيز] afet getiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت رسان] bela getiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of a misfortune. sufferer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت زده] belaya uğramış, afet görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nezaket, tatlılık, hatırşinaslık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etkilemek, tesir etmek, değiştirmek ; müteessir etmek, dokunmak; taslamak. affect ignorance cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. My arm is affected. Hastalık koluma yayıldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapmacık, taklit; naz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). taklitçi, sahte tavırlı, poz yapan; etkilenmiş, tesir altında kalmış, müteessir. affectedly (z). yapmacık tavırlarla. affectedness (i). yapmacık, sahte tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). taklitçi, sahte tavırlı; etkileyen, tesir eden, müessir. affectingly (z) müessir şekilde, etkileyici bir tarzda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sevgi, muhabbet; etkileme , tesir etme, teessür; hastalık. play on one's affections karşısındakinin hislerine hitap etmek. win one's affection bir kimsenin sevgisini kazanmak. affectionate (s). seven; sevgi gösteren.affectionately (z). sevg

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hissi, dokunaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (anat). içeri götüren (sinir v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiveness. remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pardoning. forgiving. condoning. absolving. forgiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.).

1.Bir ceza, suç veya kusuru bağışlamak.

2.Özür dilemek: Affedersiniz, sizi rahatsız ettim galiba?

3.işten çıkarmak, uzaklaştırmak: Sizi bu vazifeden affediyorum. «Affedersiniz» veya «affetmişsiniz» şekilleri itiraz makamında kullanılır: «Siz onu affetmişsiniz».


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgive. excuse. pardon. condone. absolve. release. dismiss. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgive. excuse. pardon. condone. absolve. release. dismiss. remit. overlook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pardon. to forgive. to excuse. to condone. to absolve. to overlook. to relieve / to remove from a job. post. to write off a penalty. to show clemency. to waive a debt. grant pardon. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg smb. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musiki parçasının duygulu bir üslûpla çalınacağını anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With feeling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tenderly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affectionate With tender emotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With tender expressions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). yemin ederek verilen yazılı ifade, yeminli beyan. draw up an affidavit yeminli beyan yazmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). yakın ilişki kurmak, sıkı münasebette bulunmak; evlât edinmek; (huk). baba tanımak; aslını ve soyunu tayin etmek; (i). bağlı şirket. affiliate wrth iltihak etmek, katılmak; üye olmak. affilia'tion (i). yakın ilişki, sıkı münasebet; ev

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğilim, meyil, eğinim; (kim). çekme; alâka, ilgi, cazibe; dünürlük, hısımlık, nikâhtan hâsıl olan akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tasvip, tasdik; müspet ifade; (huk). yemin yerine geçen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). olumlu, müspet, tasdik edilen; (i). müspet iddia; tartışmada olumlu tezi savunanları tutan taraf; olumlu cevap a decided affirmative kuvvetli ve olumlu karar. in the affirmative ispat ve tasdik anlamında, olumlu, müspet. The affirma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilham; vahiy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). keder vermek, üzmek, mahzun etmek, müteessir etmek; müptela etmek, belaya düşürmek. affliction (i). dert, keder, elem, belâ afflictive (s). keder veya elem verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). orman haline getirmek, ormanlaştırmak, ağa,clamak. afforesta'tion (i) ormanlaştırma, ağaç dikme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ani korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hakaret; (f). kırmak, gücendirmek , saymamak, hakaret etmek. give affront to kızdırmak, gücendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Afghanistan) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Pakistan’ın kuzey batısında, İran’ın doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 65 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 647,500 km²; Kara: 647,500 km²; Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 529 km.

Sınır komşuları: kuzeydoğuda Çin 76 km, batıda İran 936 km, doğu ve güneyde Pakistan 2,430 km, kuzeyde Tacikistan 1,206 km, kuzeyde Türkmenistan 744 km, kuzeyde Özbekistan 137 km

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)

Sahip olduğu denizler: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Sert bir bozkır iklimi hakimdir; kışları soğuk, yazları sıcak geçer.

Arazi yapısı: Kuzeydoğu ve güneyde engebeli dağlık arazilere ve ovalara sahiptir. Kuzey doğusunu Hindu Kuş dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney bati bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Amu Darya 258 m; en yüksek noktası: Nowshak 7,485 m.

Doğal kaynakları: doğal gaz, petrol, kömür, bakır, krom, kükürt, kurşun, çinko, demir, berilyum, yakut, tuz, kıymetli taşlar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.3.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %3.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 27.200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Hindu Kuş dağları bölgesinde depremler; su baskınları; kuraklıklar.

Akarsuları: En önemli akarsuyu Hilmend’dir. Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 31,056,997 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlarda: %44.6 (erkek 7,095,117/kadın 6,763,759).

15-64 yaşlarda: %52.9 (erkek 8,436,716/kadın 8,008,463).

65 yaş ve üzerinde: %2.4 (erkek 366,642/kadın 386,300) (2006 tahmini).

Nüfus artış oranı: %2.67 (2006 tahmini).

Not: Bu oran İran mültecilerini de kapsar.

Mülteci sayısı: 23.06 mülteci/1,000 nüfus (2004 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.95 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 160.23 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.34 yıl.

Erkeklerde: 43.16 yıl.

Kadınlarda: 43.53 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 6.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01(2001 verileri).

Ulus: Afgan.

Nüfusun etnik dağılımı: Pestunlar %42, Tacikler %27, Hazaralar %9, küçük etnik unsurlar (Aymaklar, Türkmenler, Beluciler ve diğerleri) %13, Özbekler %9.

Dinler: Sünni Müslümanlar %80, Şii Müslümanlar %19, diğerleri %1.

Dil: Resmi dil Pestuca ve Tacikçedir. Nüfusun %35 i Pestuca, %50 si Farisice (Dari), %11 i Özbekce ve Türkmence, %4 ü Belucice ve Pasice) ve diğer azınlıkların dillerinde konuşmaktadır.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %36.

Erkeklerin: %51.

Ka


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Afganistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aftâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Güneş, gün ışığı. 2.Çok güzel, dilber, parlak yüz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آفتاب جمال] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıklardan ve illetlerden sâlim ve berî olma.Sıhhatte, afiyette olmak, iâde-i Afiyet etmek = İyileşmek. Afiyet olsun, ola I = Bir şey yiyip içenlere söylenir dua tâbiridir. (Dayak yiyene de bazen istihza yoluyla «Afiyet olsun» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health esenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good health. well being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عافيت] esenlik. âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). yüzmekte; su dolmuş; su basmış; havada. Rumors are afloat. Ortalıkta şayialar dolaşıyor. The firm is afloat. şirket masrafım çIkarıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). titreme halinde; (z). titreyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ayakta; yataktan kalkmış; hareket halinde, ilerlemekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). daha kuvvetli bir sebeple, daha ziyade; (fels). afortiori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifrit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aphtha. canker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Near or towards the stern of a vessel; astern; abaft. at or near or toward the stern of a ship or tail of an airplane; 'stow the luggage aft'; 'ships with square sails sail fairly efficiently with the wind abaft'; 'the captain looked astern to see what th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thrush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at or near or toward the stern of a ship or tail of an airplane; 'stow the luggage aft'; 'ships with square sails sail fairly efficiently with the wind abaft'; 'the captain looked astern to see what the fuss was about'. situated at or toward the stern or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the rear of the ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the stern of the boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In, near, or toward the stern of the vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

At, near or towards the stern or rear of a vessel or an aircraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the stern. toward the stern of a vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Towards the rear or stern of the vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Towards the stern or rear of the vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the rear of the yacht.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the back of the boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the stern of the vessel. at or towards the stern or after part of a ship, the opposite of bow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Towards the stern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the stern of the boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire area toward the stern of a vessel from amidships.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

At, near, or toward stern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Located in or toward the rear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

At, in, toward, or close to the stern of a vessel or the rear of an aircraft or a spacecraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Near, toward, or rear of the vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward or at the rear or stern of the boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To the rear, behind, or toward the tail of the aircraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Near, towards or in the rear section of the ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the stern or back area of a vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z) (den). kıçta, kıça doğru fore and aft baştan kıça kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, mec. pek güzel şahıs, pek parlak çehre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Şemsiye.

2.Güneşli yer.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I, F.).

1.Güneşe tapan.

2.Nilüfer çiçeği. 3.Ayçiçeği. 4.Kaya keleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel).

2.Sevimli, dilber.

3.Güneşe karşı olan (yer).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş yanaklı (güzel).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Su kabı. (bk.) Sftâve.

2.Güneş biçiminde yapılan mücevher.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابه] ıbrık, su kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Su kabı. 2.Güneş biçiminde yapılan mücevh(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابگير] güneş alan, güneş gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابی] güneşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب رو] parlak yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z), edat bağlaç sonra; ardına, ardında; (-dan) sonra; ardı sıra; için; tarzında, üslubunda. a painting after Reubens Rubens'in üslubunda bir resim. at a quarter after four dördü çeyrek geçe. a person after my own heart kalbimi fetheden bir ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yemekten sonra gelen,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). mesai saatlerinden sonraki saatlerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). plasenta, son, meşime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (hav). art yakıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beklenmedik olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). grizu patlamasından kalan zehirli gaz karması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). geminin kıç tarafındaki güverte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl tesirden sonra görülen tali tesir, tali reaksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş battıktan sonraki parlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). geminin kıçında hizmet eden tayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahret, öbür dünya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü sonuç; yan tesir; çayır biçildikten sonra biten otlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). en geri, en son.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öğleden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). doğumdan sonraki ağrılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kıç taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl piyesten sonraki oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıç direk yelkenleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağızda kalan lezzet .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonradan akla gelen fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelecek, istikbal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). sonra,sonradan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Oynaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çalım, afi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) sütleğen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat karşı, muhalif, aleyhinde, aykırı. He is against reforms. O adam reform düşmanıdır. over against ona karşı, karşılık olarak; karşı karşıya; karşısında, mukabil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Laçka veya yısa edilen bir halatı sıkıca tutma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklık.

2.Süt ürünleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growing gray. whiteness. curd. milky substances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuyumcuların, kararmış gümüşü ecza ile beyazlatmaları muamelesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitening. bleaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan).

1.Beyazlatmak.

2.Temizlemek, tathir ve tasfiye etmek.

3.Soldurmak, rengini attırmak. Saç, sakalı ağartmak = İhtiyarlamak, çok yaşamak.

2.Gaile ve zahmetle ömür geçirmek. Sakalı değirmende ağartmak = Tecrübe ve malûmat edinmeksizin ihtiyarlamak. Yüz ağartmak = Arkadaşların ve herkesin beğeneceği ve hisse alacakları bir yararlık göstermek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach. whiten. decolor. blanch. blench. decolorize. decolour. decolourize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanch. bleach. to bleach. to whiten. to blanch. to grey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make gray or white. to bleach. to brighten. to whiten. to polish. to scour. blanch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akik taşı; bilye; (matb). 5 1/2 puntoluk harf agateware (i). renkli emay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe «ağa» sözünün Arapça çokluğu. Ağalar.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Kazanım Kontrolü, elle ayarlama gerektirmeden en iyi kayıt seviyesini belirleyen bir elektronik işlevdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fail, amil; etkili olan kimse veya şey; acente, temsilci; vekil. free agent başkalarına karşı hesap vermek mecburiyetinde olmayan kimse, kendi kendine karar verebilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ajan provokatör) bir kimse veya grubu suç işlemeye teşvik edip sonradan cezalandıran gizli ajan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,modernleşme, asrileşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (i). toplamak, bir araya getirmek, yığmak;(i). toplama; (jeol). volkanik parçaların bir araya toplanması. agglomera'tion (i). toplama; yığın; bir araya toplanmış şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutkal gibi yapıştıran. agglutina'tion (i). yapıştırma; (gram), bitişkenlik, bitişme; (tıb). aglütinasyon, ayrı kısımları birleştiren ameliye (yara). agglutinative (s). yapıştırma işlemine ait; (gram). bitişken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ağırlaştırmak, kötüleştirmek , şiddetlendirmek; (k). dili kızdırmak, darıltmak; tahriş etmek; abartmak, mübalâğa etmek. aggrava,tion (i). kızdırma, darıltma: şiddetlendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplamak, bir araya getirmek, cem etmek. aggrega'tion (i). toplanma , bir araya gelme; hepsi, bütünü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). mecmu, toplam, yekün, küme; kum, çakıl; (s). bütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşırmış, çok korkmuş, donakalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarraflık; borsa oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriously ill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

severe illness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy duty truck / lorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation. stultification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Daha ağır etmek, ağırlığını arttırmak.

2.Ehemmiyet ve vahametini arttırmak.

3.Güçleştirmek, daha zor etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make heavier. to make slower. to slow down. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ağırlığını arttırmak, daha ağır etmek: Yükümü ağırlatmayın.

2.İkram ve izâz ettirmek, kabûl ettirmek.


Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bulaşmış: Agişte-i hûn ve hâk = Kana ve toprağa bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آغشته] bulaşmış, bulanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir ölünün arkasından onun iyi hallerini ve ölümünden duyulan acıları ifade etmek üzere ya2ilan şiir” veya yazı, mersiye.

2.Ağlama, nevha.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegy. lament. threnody. requiem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegiac. elegy. lamentation. threnody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çalkalamak, sallamak; altüst etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. agita'tion (i). çalkalanış, sallanış, dalgalanış; sıkıntı, ıstırap, heyecan; fesat agitator (i). kışkırtan kimse, tahrikçi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i İ. musiki). Bir parçanın coşkun ve canlı çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sung or played in a restless, hurried, and spasmodic manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agitated; with excitement. Excited, fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In an agitated, exited or restless style [back].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agitated Restless and wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hurried, agitated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (z)., (it)., (muz). acele ve heyecanlı tarzda çalınan veya söylenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölü için ağıt söyleyen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) propaganda ve kışkırtma bürosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. peace. gusto. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpleasant atmosphere in a community / family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden topları ateşlemek için, arka deliğin ağzına konan barut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلاط] hatalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tragic. causing to cry / to weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini canını acıtarak ağlamaya mecbur etmek, ağlamasına sebep olmak: Çocuğu ağlatmayın! Çok tesir etmek. Anasını ağlatmak = Çok eziyet etmek, çok ıstırap vermek, sömürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw tears from smb. make cry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb cry. to reduce sb to tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make weep / cry. to cause to whimper / whine. to touch deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلب احتمال] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayakkabı bağı vb'nin ucundaki küçük demir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agglutination

biy. kümeleşim

Bir hastalığa karşı aşılanmış olan veya hastalık geçirmiş bir canlının kanında bulunan maddenin, hastalığın mikroplarını küme durumuna getirme olayı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir hastalığın mikroplarını birbirine yapıştırıp küme haline sokmak özelliğini taşıyan madde. Bu madde, aşı yapılmış yahut o hastalığı geçirmiş insanların kanında bulunur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). baba tarafından akraba, akraba. agna'tion (i). yalnız erkek tarafından akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). agnostik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). agnostisizm , bilinemezcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agnostique

fel. bilinemezci

Tanrı’nın ve evrenin nereden türediğinin bilinmediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren öğretiyi benimseyen (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic. agnostic bilinemezci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bilinemezcilik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agnosticisme

fel. bilinemezcilik

Tanrı’nın ve evrenin nereden türediğinin bilinmediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnosticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kara ayit, (bot). Vitex agnus castus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münakaşa yoluyla istediğini elde etmeye çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney ve Orta Amerika ile Batı Hint Adaları'na mahsus tavşana 'benzer kemirici bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, muvafakat, ittifak, karar; mukavele, itilâf; mukavelename , kontrat, bağıt. come to an agreement bir karara varmak, uyuşmak. gentlemen's agreement karşılıklı anlayışa dayanan ve yazılı metni olmayan anlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarım; ziraat, çiftçilik. agricul'tural (s). tarımsal, zirai, çiftçiliğe ait. agricul'turist (i). ziraat uzmanı; çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağrıyı mucip olmak, veca ve elem vermek. Başağrıtmak = Tasdi ve iz’ac etmek, sıkıntıya sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurt. to cause pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give / to cause pain. to let ache. to give sb pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Roma’nın birinci imparatorunun isminden gelir: Augustus). Kullandığımız takvimin sekizinci ayıdır. Asya’da Süryânîce’den alarak (Ab) derler. Ağustosböceği = Yazın çok öten çırlak böceği, (mec.) Çok söyleyen geveze adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aug. august.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the month of August.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahır» den if.) (mü. nisbeti uhrevî). Öbür dünya. Ukbâ, dâr-ı baka. Ahıret adamı = Dünyadan elini eteğini çekmiş kimse. Ahıret evlâdı, kardeşi = Evlâtlığa veya kardeşliğe kabûl olunmuş adam, Ahırete gitmek = Ölmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Birlik, Cenab-ı Hakk’ın birliği, vahdaniyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخوات] kızkardeşler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be on friendly terms with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عهد عتيق] Tevrat, Zebur ve Mezâmir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. F. A.). Tevrat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resolve. to take an oath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiance. to pledge. to engage / to promise solemnly. to covenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آهنگ اصوات] ses uyumu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Çoksesli musikide seslerin yürümesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to bring in accord / agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yavaş, ağır, müteennî, alçak sesle söylenilen (şarkı)_ veya çalınan (çalgı). Yavaş, teennî ile: Aheste Aheste.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهسته] yavaş, usul, ağır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهستگی] yavaşlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهيخته] kınından çıkmış, sıyrılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future life. hereafter. eternity. after-life. afterdeath. beyond. underworld. the unseen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life to come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخرت] öbür dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ahretlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uhûd).

1.Bir işi üstüne alıp söz verme, uhdesine alma: Ahdettim.

2.Cenâb-ı Hakk’a karşı olan taahhüt, and, yemin: Ahdim olsun.

3.Sözleşme, mukavele, peymân, misak, muahede : Ahd ve peymân.

4.Tanrı’ca, İsrail’e vaki olan misak: Ahd-i Atıyk: Tevrat, Ahd-i Cedîd: İncil.

5.Zaman, devir, hengâm, asır: Ahd-i kadîmde, Romalılar’ın ahdinde, ahd-i şehâb = Gençlik zamanı.

6.Bir hükümdarın zamanı, saltanat devri: Sultan Orhan Gazi ahdinde; ahd-i Sultân Selîm hânîde.Fermân-ı Alî, hatt-ı hümâyûn.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muahede kâğıdı, bir muahedenin şartlarını havi olarak kaleme alınıp iki tarafça imza edilen resmî kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Muaheme yapmak, sözleşmek, aht ve peymân etmek, yeminleşmek, biribirine karşı taahhüt altına girmek: Kendisiyle bu iş hakkında ahitleştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pledge mutually. to conclude an agreement with one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treaty / pact in writing. convention. pact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice squad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاقيات] ahlak bilgisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ahlâk ilmine ait bahis ve mütalaalar: Ahlâkıyyatla uğraşan bilginlerdendir. (Ahlâkî ve ahlâkıyyât kelimeleri Arapça’da yoktur, galattır, Osmanlılar’ca yapılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın armuda benzeyen meyvasi. Kendi kendine yetişen bu ağaca armut aşılanır. Yaban armudu (Piraster).

2.Kaba, yol yordam bilmeyen kimse: Adam ahlatın biri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاط] salgılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Yaban armudu, Piraster, Pirus elaegrifolia, Wild pear-tree, Poirier sauvage): Gülgillerden, kendi kendine yetişen ve üzerine armut aşılanan bir ağaçtır. Yemişi iyice olgunlaştıktan sonra yenir. Kullanıldığı yerler: Meyveleri ishal keser. Zehirli hayvan sokmalarında, filizi ezilip yaraya sürülür.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاط اربعه] dört özsuyu kan, salya, safra, dalak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make one foolish / stupid. to make one act like an idiot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahıret). Öbür dünya. Ahret adamı, dünya işlerinden el çekip, ahret kaygıları ile davranan kimse. Ahret kardeşi (sofu kadınlar arasında) kardeş gibi tutulan kimse, kardeşlik. Ahret suali = Yersiz ve usandırıcı sorular. Ahret yolculuğu = Mec. Ölüm. Ahrette on parmağı yakasında olmak = Ahrette birinden dâvacı olmak. Ahretini yapmak veya ahretini zenginleştirmek = Çok sevap kazanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afterlife. hereafter. the hereafter. the next world. the great beyond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hereafter. heaven. the other world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخرت] öbür dünya, ahiret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ahrete mensup ve müteallik: Ahretlik iş.

2.İyi yaşayıp, dünyadan el etek çekmesiyle ahreti kazanmış: Ahretlik = Evlâtlığa kabul olunmuş kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an adopted maid. brother and sister forever and hereafter. brother by adoption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احطاب] odunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R. Sekiz ayaklı).

1.Maruf bir cins deniz hayvanıdır ki kemiksiz olup, uzun ayaklarında nasır gibi çekme kuvveti olan düğümleriyle kayalara yapışır.

2.Kansere benzer bir çeşit çıban: Rahim ahtapotu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octopus. octopod. devil-fish. polyp. hanger-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octopus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octopus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخطار] tehlikeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آخته] iğdiş edilmiş. 2.kınından çıkarılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. ahterân). Yıldız. Baht, tali; bed-ahter = Bedbaht, talisiz, nîg-ahter = Bahtiyâr, talihli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختر] yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yıldız.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yıldızlardan hüküm çıkarmak iddiasında bulunan müneccim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختربين] astrolog, yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir çeşit ney’in ve bir çeşit düzenin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشناس] yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشمار] yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. uht.). Kızkardeşler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخياط] iplikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Alışveriş (Aksata).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to receive. to take. to collect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخذ و عطا] alış veriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüt edilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenues. subscription. dues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenues. benefice. income. remuneration. contribution. subscription. quota. dues. share. allowance. agency fee. capital fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائدات] gelirler, aidat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ait olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of belonging. concern. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation / interest. the state of belonging to. being the property of. concerning / regarding a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuş tepeliği, sorguç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) aylandız ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family doctor. family doctor / physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). her şeye kadir; argo dehşetli, müthiş, çok büyük. the Almighty Kadiri Mutlak, Allah, Tanrı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs)., (h) dili am not, are not, is not değil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü.: Aide.) («avdet» den if.).

1.Dönen, rücû ve avdet eden. müz.

2.Taallûk eden, münasebet ve taallûku olan, râci, dair: bu vazife bana ait değildir; bunun iyiliği ve kötülüğü kendisine aittir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belonging to. concerning. relating to. relative to. appurtenant. relating to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerning. relating to. regarding. belonging to. pertaining to. property of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An islet, or little isle, in a river or lake; an eyot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Oat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerning. belonging. regarding. relating to. pertaining to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assembly, Integration and Testing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assembly, Integration and Test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agency for Instructional Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Intelligent Tape. advanced intelligent tape; a helical scan technology developed by Sony for tape backup/archive of networks and servers, specifically addressing midrange to high-end backup requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Identification Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aeromedical Isolation Team.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Information Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alliance Internationale de Tourisme. algorithm integration team.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Identification Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agreement on Internal Trade, signed by the federal and provincial governments Text is at http://strategis ic gc ca/SSG/il00021e html.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The AIT front card provides an ATM trunk interface for the IPX The AIT operates in conjunction with a backcard, AIT-T3 or AIT-E3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Asian Institute of Technology, Thailand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airside Integration Testing. Developed by Sony, using helical scan technology and 8mm tape AIT tape drives use Advanced Metal Evaporated tape formulation AIT drives and media achieve a native capacity of 25GB Unique MIC technology gives fast data access f

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Intelligent Tape, this a Sony magnetic tape using the 8mm cassette standard, these cassettes can hold up to 100GB. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go. relate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to belong. to concern. to regard. to relate to. to pertain to. to be owned by sb. to be sb's property. appertain. pertaining. revert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığır budu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agitation

1. körükleme,

2.tıp çırpıntı

1. Körüklemek işi. 2.Ruhsal gerginliğin dışa vurması.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. agitateur

körükleyici

Körükleme işini yapan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabble rouser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agité

körüklenmiş

Bir kimse tarafından kötü bir iş yapması için harekete geçirilmiş.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقبات] yokuşlar. 2.tehlikeli anlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctrines. tenets. religious precepts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azınlık, azlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i. A.). Kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, kesintiye uğrama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

failure. sterility. barrenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقامت] verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i. A.). Akar’ın çoğ. akarlar, akaretler. Gelir sağlayan mallar ve yapılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقرات] kazanç sağlayan mülkler, akarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k-a kalın okunur) (i. A.). Kısır olma, kısırlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel-oil. liquid fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petroleum products. fuel products. fueloil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Akbatu).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A. Türkçe). —Mukavele, muahede, ittifak, içtima gibi bağlaşma veya toplaşma mânâsı taşıyan Arapça kelimelerle — Yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiate. to make. to contract. to draw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conclude. to enter into. to make. to execute. to covenant. to contract. to sign. strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) eylemek yapmak, uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma yapmak, sözleşme yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. avâkıb). I. Son, Ahir, pâyân, nihayet, encam: Bu çapkının Akıbsti ne olacak? Akıbetini düşünmek.

2.Netice. Akıbeti hayırdır. Nihayet, bilâhere: Akıbet benim dediğimin doğruluğunu anladı. Akıbet benim dediğime geleceksiniz. Akıbet-ül-emr = İşin sonunda, nihayetü’l-emr.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. result. outgrowth. aftermath. curtains. denouement. event. issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doom. fate. end. consequence. outcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. outcome. attendant. denouement. event. fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقبت] son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. akıbet, son, F. = endişîden = Düşünmek). Her işin sonunu ve neticesini evvelden düşünen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir işin sonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Akıbet, son, F.: dîden: Görmek). Her işin sonunu evvelden gören, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاقبت بين] sonu gören, ileri görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاقبت اندیش] sonunu düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقبت الامر] sonunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booby hatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. mental hospital. metal asylum / home / institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentally disordered person. mentally ill / disordered / defective. mental patient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dünyada kullanılan bir çok teletekst hizmetinin (Top-Text, Videotext, FLOF (Full Level One Features))otomatik olarak tanınmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tan yeri ağarırken yapılan akın

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi, akış.

2.Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı : Boğaziçi akıntısı (Aksine anafor derler).

3.Bazı hastalıklarda bir delikten cerahat cereyanı. Akıntı burnu: Akıntıya maruz burun. Akıntıya kürek çekmek = Olmayacak bir işe çalışmak, nafile yorulmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. current. flux. stream. afflux. chute. circulation. drift. effluence. effluent. issue. race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. stream. current. leak. flux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. current. leakage. stream. drift. tide. weathering. chute. efflux. race. running. seepage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

streamy. sloping. pitching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

streamless. still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plasticizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Akd) (i. A.) (c. ukud).

1.Bağlama, rabtetme.

2.Düğümleme, düğüm yapma, çözme mukabili. 3.İki kişi veya iki taraf arasında olacak bir işin, iki tarafın rızasıyle kararlaştırılıp taahhüde alınması : Mukavele akdi, nikâh akdi, muahede akdi, ittifak akdi. 4.Kurma, tertip, tanzim, teşkil: Meclis akdi, cemiyet akdi: Meclis akdettiler.

5.(«Akdi-nikâh» dan muhtasar) nikâh icrası, nikâh etme, nikâhlanma işi ve töreni: Bugün falan evde akid vardır; dün akid icra olundu. Hall-i akd-ı umûr: İşlerin görülmesi ve idaresi: Hall-i akd-ı umûr onun elindedir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract mukavele. marriage agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract. treaty. covenant. compact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractual promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın alnından burnuna doğru uzanan beyaz veya pembe leke, (edirne taraflarında gözlemeye akıtma derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drainage. discharge. fluxation. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. delivery. infusion. conduction. shedding. outpouring. emptying. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akmasına sebep olmak, cereyan ettirmek, isâle etmek. Gözyaşı akıtmak = Ağlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pour. shed. drain. weep. disembogue. drain away. drain off. drip. funnel. spill. stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drain. exude. pour. shed. to let sth flow. to pour. to drain. to shed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to discharge. to pour. to empty. to shed. to outpour. to drain. to conduct. to bleed. stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.’den) (gramer). Bir isim hali, ismin yapma ifade eden hali, ismin geçişli bir fiilin tesirinde olduğunu gösteren hali: Camı kırdı veya cam kırdı misallerinde «cam» akküzatif halindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisable. conceivable. legitimate. plausible. possible. rational. sane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conformable to reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Akıl ile keşif ve tahkik ve sırf müsbet esastan ibaret olan maddeler ve hususlar: Aklîyât ile nakliyât arasında her vaKit uygunluk olmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Açonite) (botanik). Kurtboğan denilen bitki ki, özünden akonitin denilen zehirleyici madde çıkar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Aconitine). Kurtboğan denilen bitkiden çıkan bir zehirleyici madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sonradan hesaplaşmak üzere bir borç veya kazanç hissesinden alacaklıya yapılan ödeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Fr.). Musiki Aletlerinin seslerini belirli bir sese göre ayırlamak, düzenlemek

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) akord.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. tune. harmony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chord. tune. tuning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key. tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuner. piano tuner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of tune. discordant. dissonant. off key. tuneless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accreditation

denklik

Denk olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accreditation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bankaların kendi şubelerine veya başka bir bankaya bir kimse için açtırdığı, miktarı belli hesap.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accréditif

1. ekon. güven yazısı,

2.ekon. kredi mektubu

1. Belirli bir nicelikteki para için, bir bankanın yükümlülüğü altında, üçüncü bir kişi yararına bir başka bankada veya aracısında açtırılan hesap.

2.Bankaların veya mali kuruluşların müşterilerine ticari işlemlerle ilgili kredi hesabı açtırmak için şubelerine veya muhabirlerine gönderdikleri yazı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of credit. commercial letter of credit. documentary letter of credit. documented credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). El üzerinde denge hareketleri, tehlikeli sıçramalar yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. acrobate

cambaz

Yerde ve tel, at, bisiklet, ip vb. üzerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gösteriler yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat. acrobat cambaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat , equilibrist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Renk körlüğü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. achromatopsi

tıp renk körlüğü

Bütün renkleri veya birkaç rengi, özellikle kırmızı ile yeşili birbirinden ayırt etmeye engel olan görme bozukluğu.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mısralarının ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okununca mânâlı bir kelime veya has isim çıkacak şekilde düzenlenmiş manzume.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde «Lenk FAhte» de denen 10 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evening journal. evening paper. afternoon paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akşama erdirmek, akşama kadar oyalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Akşam vakti, akşama doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ahzüita’dan). Alış veriş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Topal etmek mec. noksan bırakmak, bitirmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to hamper. to paralyse. to delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to impede. to arrest. to interrupt. to throw cold water on. to retard. to slacken. to delay. to hold back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accéléromètre

fiz. ivmeölçer

Bir hareketin ivme niceliğini belirten, taşıtın hızlanmasından doğan sarsıntıları, titreşimleri gösteren araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir yere çarpıp geri dönmek (ses ve ışık).

2.Bir yere vurmak (ışık): Lambanın ışığı eve aksediyor.

3.Parlak ve düz bir yüzeye çarpıp aynen görünmek, yansımak: Durgun suya akseden evler.

4.Ulaştırılmak, duyurulmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. to reverberate. to be heard. to become known.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. to reach. to strike. to reverberate. reflect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) yansımak, vurmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yankılamak, yankılanmak (yalnız ses için).

2.Yansılamak (ışık).

3.Ulaştırmak, duyurmak (meseleyi, haberi).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mirror. to reflect. to echo. to mirror. to transmit. to convey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reflect. to echo. to transmit to. mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

else. otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the contrary. otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be obstinate. to raise difficulties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin aksırmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kutlu uğurlu. 2.Ak. 3.Güneş, nur, aydınlık. Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devletinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Söğüt ağacının bir cinsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقطاع] kesmeler. 2.beylik araziler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kutb). Kutuplar. (bk.) Kutup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقطاب] kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Beyaz taç.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Aydınlık, mehtaplı gece.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kutur). Kuturlar, çaplar, (bk.) Kutur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: Attâr). (i. A. «ıtır» dan imüb.)

1.Güzel kokulu ruhlar, yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular taciri. Fr. Parfumeur.

2.Ecza, ilâç vesaire satan adam. Fr. Droguiste.

3.Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan dükkâncı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herbalist. haberdasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller of medicinal herbs. herbalist. dealer in small wares.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقطار] taraflar, yöreler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Parlak, aydınlık sabah.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقطار جهان] dünyanın her tarafı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kiremitleri yeniden sıralayan, kırılmışları yenileyen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tiler. transposer. transmitter. passer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who repairs tile roofs. transmitter. transmitting-medium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be transferred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be relaid. to be transferred. to be quoted. to be translated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. quotation. translation. transference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: Attarlık). (i.). Kokular yahut kimya maddeleri veya baharat satan adamın işi ve ticareti: Attarlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yükün bir yerden bir yere veya karaya indirilmeksizin bir gemiden diğerine nakli. 2.Dam kiremitlerinin alt üst edilerek yeniden tanzimi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. connection. quotation. transmission. transposition. adaptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connection. quotation. transit. transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transshipment. transfer. changing. quotation. retiling. buffered transfer. change. connection. hand over. trans s hipment. transshipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eclecticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Aktarmak, bir yerden veya bir kaptan diğerine nakletmek, taşımak, devretmek.

2.Arayarak alt üst etmek.

3.Altını üstüne getirmek: Damın kiremitlerini aktarmak. Tarım: (tarlayı) altı üstüne gelecek surette bellemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. change. quote. adapt. transpose. transfuse. cite. hand on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extract. narrate. to transfer. to transmit iletmek. to cite. to quote alıntılamak. iktibas etmek. to translate çevirmek. to narrate anlatmak. to retile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting. indirect. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Merm(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins çöl sıçanı, yerbû.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Beyaz tay. Türkler’de çok kullanılan bir isimdi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Parlak, görkemli, temiz huylu yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akdemir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Götürü iş için verilen ücret. El emeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. real. assets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. dynamic. assets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asset. assets. property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Panelin iki yüzle kullanılmasını sağlayan benzersiz bir kafa birimi tasarımı. Ön panel (dev bir ekran içeren) açılarak kapsamlı kumandaları ortaya çıkartır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to capitalize. carry asset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Aktinyum, protaktinyum, toryum, tunyum, plutonyum, küryum, amerikyum ve berkelyum radyoaktif elemanlarının ortak ismi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Atom ağırlığı 227 olan bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. activiste

etkinci

Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştiren kimse.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. activité

etkinlik

Bir işletmenin, bir kurumun belli bir alandaki eylemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F. felsefe). Bütün bilgilerin ve ilimlerin, cemiyetin gelişmesine hizmet etmesini isteyen ve böylece iradenin etkinliğini belirten doktrin, etkincilik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. activisme

fel. etkincilik

1. Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştirme.

2.İnsan hayatı ve düşüncesinde başlıca gerçekliğin etki ve eylem olduğunu öne süren öğreti ve dünya görüşü.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Tolga).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. acteur). Tiyatro ve sinemada erkek oyuncu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actor. doer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good morals. morality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting. the profession of an actor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. actrice). Tiyatro ve sinemada kadın oyuncu. («Aktör» ün dişisidir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actress. superstar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Günün hadiseleri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. actualité

güncellik

Güncel olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

newsreel. topicality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. actualisme

fel. edimselcilik

Geçmiş jeolojik olayların bugünkülere bakarak açıklanabileceğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şimdiki, bugüne ait.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. actuel

1. güncel,

2.fel. edimsel

1. Günün konusu olan, şimdiki, bugünkü (haber, olay vb.).

2.Edim niteliğinde olan, gerçek olarak var olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. contemporary. up-to-date. newsworthy. topical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. current. present-day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Aytuğ).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Elektrik enerjisini depo eden cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator. storage battery akü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator. battery. secondary battery. storage battery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acupuncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acupuncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir yerin veya salonun sesi aksettirme durumu.

2.Bu mevzu ile uğraşan fizik ve musiki ilmi.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. acoustique

1. yankı bilimi,

2.yankılanım

1. Fizik biliminin konusu ses olan kolu.

2.Kapalı bir yerde seslerin dağılım biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acoustic. audible. whispering. acoustics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acoustics. acoustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acoustics. acoustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acoustic , acoustics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. akut

tıp iveğen

Çabuk ilerleyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

severe , acute , acutely , acute accent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accusatif

db. belirtme durumu

Yüklemi geçişli bir fiil olan cümlede fiilin doğrudan etkilediği, -ı/ -i, -u/ -ü ekini almış ad.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. aquariste

akvaryumcu

Bilim ve sanatı kullanarak akvaryum ortamında balık vb.ni besleyen kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kuvvet). Kuvvetler. (bk.) Kuvvet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mermeri, kaymak taşı. Oriental alabaster Bektaşi taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overturn. to upset. to overset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). neşe ve çeviklik, şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. à la carte

seçmeli yemek

Yemek listesinden seçilen, fiyatları ayrı ayrı hesaplanan yemek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

à la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علامات] işaretler, alametler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (c. alâmât, alâim).

1.Nişan, işaret, bilgilik: Müşterek sürülerde herkesin hayvanları alâmetlerinden belli olur. Hudutta alâmet çakarlar. O madalya, sahiplerine bir iftihar alâmeti olmak için verilir. Ta çocukluğunda, zekâ alâmetleri yüzünde görülürdü.

2.Eser, iz, emare: Oranın ordugâh bulunmuş olduğuna hiç bir alâmet görmedik. Ninova ve Babil şehirlerinin nihayet alâmetleri açığa çıkarıldı. Hırsızın hariçten girmiş olduğunu gösterir birçok alâmetler ele geçirdik. O, ihtiyarlıkta dahi yüzünde güzellik alâmetleri taşıyordu.

3.Remz, işaret : Zeytin ağacı dalı, eskiden beri sulh alâmeti kabul olunagelmiştir. Alâmet-i fârika = Bir şahsıh veya |eyin diğerlerinden ayrılması için kullanılan belirli işaret : Başçavuşların alâmet-i fârikası vardır. Her hastalığın bir veya birkaç alâmet-i fârikası vardır. Alâmet-i fârika nizamnamesi = İmal edilen nesnelerin biribirinden ayrılması ve taklide meydan verilmemesi için, sahibinin arzusuyla tescil olunan alâmete mahsus kanunî hükümler, tıp. Alâmet-i maraz = Her hastalığın kendine mahsus olan hali, Fr. phenomene. Alâim-i semâ = Eleğim sağma, (Türkçe tâbirinden galat olup, her şeyi Arapça’ya veya Farsça’ya tatbik etmek merakında bulunanlarımızın icadıdır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. omen. sign. stamp. symbol. portent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbol. sign. mark. omen. monstrous. enormous. augury. badge. brand. distinction. ensign. stamp. symptom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علامت] işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İşaret, iz, nişan. 2.Remiz, sembol. 3.Belirti, emare. 4.Çok iri, şaşılacak büyüklükte (mec.).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Alâmet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trademark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared in a minute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field survey. area study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in utter confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Altüst, karma karışık, allak bullak: Evde ne varsa alan talan olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleniyet, (i. A.), t. Bir şeyin zâhir ve meydanda olması, gizli olmayıp gözönünde olması, alenilik: Mahkeme celselerinin alânîyeti. 2.Her şeyin zâhir hâli, dış görünüşü: Alânîyeti pek Alâ ama iç yüzünü kim bilir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Rivâyet edildiğine, söylenenlere göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Yerinden indirmek.

2.Yere vurmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alet), Aletler, (bk.) Alet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلات] aletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık renkl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Derisinde benekler olan tay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Son asırda yanlış olarak «Türk Musikisi» yerine kullanılan tâbir, italyanca alla turca’dan gelir ki, «Türk tarzında» demektir ve Batı Musikisi’nde mehter musikimize benzetilmek istenen eserler için kullanılmıştır. Mızıkay-ı Hümâyûn’a gelen İtalyan müzisyenler tarafından musikimize verilmiş addır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla turca

Doğuluca

Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the ottoman/turkish style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

system of timekeeping according to which the clock is set at 12 : 00 at sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jeer. mock. rag. rally. sneer. taunt. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make fun of. deride. to hold in derision. gibe. guy. jest. josh. kid. rib. ridicule. roast. scoff. sport. taunt. twit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli bir loğusalık hastalığı, loğusa humması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yumuşak ve beyaz bir çeşit mermer, kaymak taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albatross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pek iri bir cins deniz kuşu, albatros.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bağlaç gerçi, her ne kadar, ise de, fakat, yine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beyazlaşan; akçıl, beyaza çalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bas-relief. low-relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). indirmek, azaltmak, alçaklaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humiliating. degrading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abasement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abasement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alçak hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower. reduce. belittle. debase. bastardize. bemean. detract. downgrade. drag down. lift down. set down. sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapen. debase. degrade. demean. downgrade. humble. to lower. to drop. to reduce. to degrade. to debase. to abase. to humiliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lower. to reduce. to humiliate. to abase. belittle. degrade. demean. derogate. descend. pervert. set down. take down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.iğfal eden, (Ar muğfil, Fars. firîbende).

2.Yalan söyleyen, yalancı. Ahmak aldatan (ıslatan) = İnce İnce yağıp çok ıslatan yağmur. Çoban aldatan = Alaca tavuk dahi denilen bir cins kuş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İğfal eden, muğfil, hilekâr.

2.Yalan söyleyen, yalancı, aldatan.

3.Dış görünüşü emniyet verip insanın itimadını celbeden.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artful. deceitful. deceptive. specious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceptive. misleading. baffling. candied. catching bargain. catchy. colourable. deceitful. deceiver. delusive. dishonest. fallacious. funny. hollow. illusory. specious. two dime. will- of-the-wisp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being deceived / duped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be deceived. be cheated. be taken in. be done.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

had.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be deceived / duped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. deceit. cheat. chicanery. dupery. eyewash. have-on. illusion. imposition. infidelity. inveiglement. mystification. shave. spoof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. deception. delusion. infidelity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. bad faith. bait. cheat. circumvention. deception. defraudation. gammon. imposition. inveiglement. leg pulling. lie. victimization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aldatmak maksadıyle yapılan oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. trick. feint. legerdemain. shiftiness. sleight. sleight-of-hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoax. trick. catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. trick. con. funny business. hockey pokey. hype. jookerie. sell. stich up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Hile ve hud’a ile kandırmak, iğfal etmek.

2.Oyun etmek, dolandırmak.

3.Yalan söylemek, aslı olmayan şeyi olmuş ve doğru gibi göstermek.

4.Sözünde durmamak, vaat ve taahhüdünü tutmamak. (eski Türkçe’de ve Çağatayca da «aldamak» fiili vardır. Bizce terkedilmiştir, yerini bu kelime tutmuştur).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a packet. sell smb. a pup. take for a ride. cheat. delude. two-time. be unfaithful. deceive. defraud. fake. feint. bamboozle. bilk. cuckold. do down. double-cross. play smb. false. finagle. fox. gammon. gull. gyp. have. hocus. hoodwink. hor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beguile. cheat. deceive. defraud. delude. dupe. fool. fox. hoodwink. kid. sell. to mislead. to cheat. to deceive. to fool. to swindle. to defraud. to delude. to trick. to hoodwink. to beguile. to fox. to dupe. to take sb in. to be unfaithful. to cuckold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mislead. to cheat. to dupe. to deceive. to be unfaithful. bamboozle. beguile. burn. cajole. carve up. chisel. cozen. defraud. delude. diddle. double cross. fob off sb off. fool. fox. to lead sb up the garden path. have. have sb. hoax. hoodwink. humbug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. kimya). Alkol veya asitlerden elde edilen uçucu bir sıvı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb sent out for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Derecelerine göre, sırasıyle. (bk.) Alâ: Alâ-merâtibihim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Tafsilatlı olarak, uzun uzadıya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Muhakkak sûrette, besbelli, apaçık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Aşağı yukarı, tahminen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Husûsî olarak hususiyetle, bilhassa, hele, en çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Arası kesilmeksizin, arka arkaya, birbiri ardınca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şansa bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاستمرار] sürekli, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.) Umumiyetle, umumî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاطلاق] genellikle. 2.rastgele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. taften = parlamak). Cihanı parlatan: Aftâb-ı Alemtâb = Dünyayı aydınlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ismin has isim olması, alem olmak hali.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمتاب] dünyayı aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being publicly known. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işin açıkta ve meydanda olması: Müzakeratın aleniyyetine karar verildi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). tetik, açıkgöz, atik, uyanık, zeyrek; (i). alarm işareti the alert (ask). uyanık ol'' işareti. be on the alert gözünü açmak, uyanık olmak, hazır olmak. alertness (i). tetiklik, açıkgözIük , atiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Allesta). Hazır, müheyya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Alât).

1.Bir iş işlemekte veya bir sanat icrasında kullanılan edevat, avadanlık: Harb Aleti, cerrahlık Aleti, Alât ve edevat.

2.Uzuv: Erkek ve dişide tenasül organları. Mec. sebep, vasıta, bir şeyin icrasına aracılık eden: Hayra, şerre Alet olmak. (Sonundaki «t» müenneslik te’si ise de, hiç bir vakit Ale şeklinde kullanılmaz).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental. gadgety. tool. appliance. instrument. device. aid. apparatus. implement. jigger. job. organ. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. appliance. device. implement. instrument. organ. pawn. rig. tool. utensil. cock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. implement. device. apparatus. machine. instrument. means. appliance. appliance producer. engine. tool equipment. handle. organ. utensil. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلت] araç, alet. 2.aygıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implements. paraphernal property. tools and tackle. toolings , furniture and fixtures. tooling and implements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to use sb. to make a fool of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be an instrument to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sırasıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی التفصيل] ayrıntılı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی التوالی] peşpeşe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Aleut adaları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İskenderun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Karşı olan, aleyhte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opponent. opposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Alfabe sırasına göre dizilmiş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alphabétique

abecesel

Alfabe sırasına göre dizilmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical. alphabetical abecesel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical catalogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çatal, bıçak yapımında kullanılan gümüşlü bir alaşım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). IX. yüzyıl Türk matematikçilerinden Musa oğlu Harezmli Muhammed’e, Araplar’ın verdiği «Alharezmî» kelimesinden, Batılılar’ın yaptığı bir terimdir. Ortaçağ’da ondalık sayı sistemine göre yapılan, sonraları ise, herhangi bir kaideye bağlı bulunan her çeşit hesap işlemine ad olmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algorithm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algorithm. algorithm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bahtı yüksek, çok tâlihli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A.Alî yüksek A. himmet). Himmeti çok ve büyük olan, yüksek himmetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek tebâr = soy). Büyük bir nesil ve soya mensup olan, şerefli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cameraman. operator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). diğerine feragat ve temlik etmek, ferağ etmek; soğutmak, vazgeçirmek (aşk). aliena,tion (i). aşktan vazgeçirme , soğutma; diğerine feragat ve temlik etme; dini müesseselere ait mülkü ellere verme; akli dengesizlik. alienator (i). diğerine f

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akıl hastalıkları uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aydınlanmış, ışıl ışıl, ışıkları yanmakta olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). konmak (kuş v.b.); at veya arabadan inmek; on i/e birdenbire bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی همت] yüce himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase and sale. business. trade. commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Intermediation For Trading in Securities)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım satımını ifade eder.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiyecek, gıda, beslenme; maişet, nafaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beslenmeye ait, besleyici alimentary canal hazım borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beslenme, besleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borrowing. citation. excerpt. quotation. quote. extract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quoted passage. quotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (mat), bir sayıyı tam bölen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase price. buying price. buying rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Alıştırmak işi. 2.Herhangi bir işe iyice alışmak için yapılan veya yaptırılan çalışma, temrin.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. exercise. lapping. practice. shakedown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ülfet ettirmek, Adet ettirmek: Doğru adamı yalana alıştı ramazsı n .

2.Öğretmek, tâlim etmek: Herkesi biniciliğe alıştırmalı.

3.Vahşeti yok edip evcilleştirmek, ünsiyet peyda ettirmek : Dağda tutulan yabanî hayvanı da alıştırmak mümkündür.

4.İmtizaç ettirmek, kolay işleyecek hale getirmek: Anahtarı kilide alıştırmak.

5.(Sıcak suyu) Mülâyim ve ılık etmek. (Bu beşinci mânâda kelimenin aslı: «ılıştırmak» olsa gerektir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regrind. accustom. familiarize. addict. adjust. condition. break in. train. accommodate. attune. conform. dovetail. enure. exercise. habituate. harden. inure. school. season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustom. attune. condition. drill. familiarize. readjust. season. to accustom. to habituate. to acclimatize. to familiarize. to inure sb to. to train. to tame. to break in. to run sth in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to train. to allow sb to become addicted to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short sale. sale for the account. time bargain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Y.). Alkalilerin sağlık derecesini göstermeye yarayan alet, alkalölçer.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alcalimètre

kim. alkalölçer

Alkalilerin saflık derecesini belirtmeye yarayan cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. Y.). Hususiyetleri alkalileri andıran organik madde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığırdili; havacıva, (bot). Alkanna tinctoria; kızıllık otu, öküzdili, (bot). Anchusa officinalis mountain alkanet öküzdili, (bot). Arnica montana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alcoolmètre

kim. alkolölçer

1. Sıvılardaki alkol oranını ölçmeye yarayan cihaz.

2.İçilen alkol miktarını ölçmeye yarayan araç.


Yabancı Kelime by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convulse. jumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iddia, söz; (huk). dava takriri; özür, bahane, mazeret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quicker than andante, but not so quick as allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement in this time. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro faster than allegro in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately fast, lively Faster than Andante, slower than allegro. a little slower than allegro. Fast and lively, but not as fast as allegro. - Just a 'little allegro', slower than allegro [back]. A rather fast tempo, somewhat slower than allegro but faste

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Somewhat slower than allegro Moderately quick movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately lively. : a little bit lively and fast. slightly slower than Allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light and cheerful Faster than moderato, slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro. in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'. faster than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). allegretto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hafifletmek, yatıştırmak , teskin etmek. allevia'tion (i). hafifleme; teselli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerika timsahı. alligator pear perse ağacı veya meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir satır veya cümlecikte aynı sesi tekrar etmek. allitera'tion (i). bir cümlecikte aynı sesi tekrar etme. alliterative (s): aynı sesin tekrar edildiği par,ca veya cümleciğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahsis etmek, yerini tayin etmek. alloca'tion (i). tahsis etme, yerini tayin etme, tahsisat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). söylev, nutuk, hitabe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt tedavi usulüne ait. al,lopath, allop'athist (i). bu usulü uygulayan doktor. allopathically (z). bu usule göre. allop'athy (i). zıt tedavi usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kur'a usulü ile tayin etmek; pay etmek, bölüştürmek; tahsis etmek. allotment (i). hisse, pay; tayin; tahsis; bölüştürme, taksim; tevzi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değişik hal, alotrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Batlamyos'un astronomi kitabı; Ortaçağda yazılmış fen kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir kimsenin tahsil gördüğu okul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). hemen hemen; az daha, takriben, yaklaşık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yukarı, yukarıya yukarda; (den). yukarda, armada.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Kim.). Kimya bakımından bir değişiklik olmadığı halde bir cismin ayrı hususiyetler göstermesi hali: Kırmızı ve beyaz fosfor arasında, birleşim farkı yoktur. Buna rağmen renklerinin ayrı oluşu bir alotropi halidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Alotropiden ileri gelen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kendine güveni olan yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alpay).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dağa tırmanmaya mahsus demir uçlu uzun baston.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Efsanevi Türk hükümdarı ve destan kahramanı. M.Ö. 626 yıllarında yaşayıp İranlılarla uzun savaşlara giren Turan (Saka) hükümdarı olduğu söylenir. Türk, İran, Arap, Hint, Eski Yunan ve Asur kaynaklarında kendisinden değişik adlarla bahsedilir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alfabe; unsurlar, esaslar. alphabet'ical (s). alfabe sırasına göre. alphabet'ically (z). alfabe sırası ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alpiniste

dağcı

Dağa tırmanma sporu yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A climber of the Alps. a mountain climber who specializes in difficult climbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountaineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mountain climber who specializes in difficult climbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alpinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kahraman şehzade. Birleşik isim. Alp: Kahraman, Tekin: Şehzade.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Alsas'a ait; (i). Alsas'lı; iri bir çeşit Alsas çoban köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alşimi (simya) ile uğraşan kimse, simyager.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Üst karşılığı, zîr, taht: Yerin üstü de bir altı da bir.

2.Arka, geri, son: Bu işin altı iyi çıkmıyacak.

3.Gerideki kısım, mâbad, başka cihet: Hikâyenin altı daha gariptir.

4.Aşağıda, bir diğer şeyin aşağılında bulunan, esfel, tahtanî: Alt kat, alt çene.

5.Bir şeye mâruz bulunan: Top altı, rüzgâr altı. Alt alta = Birbirinin altında. Alt aşağı vurmak = Galebe çalmak, yere vurmak. Alta almak = Mağlûb etmek, yenmek. Altüst = Yukarısı aşağı ve aşağısı yukarı gelecek surette, zîr-ü zeber. Altüst etmek = Çok karıştırıp zîr-ü zeber etmek. Alt olmak = Mağlûb olmak, yenilmek, bahiste kaybetmek. Alt etmek = Mağlûb etmek, yenmek, bahiste yenmek. Alt başında = Fasılasız altında, yanında. Alt taraf, alt yan = Bitişik olan aşağı yön, mâbad. Altta kalmak =

1.Mağlûb olmak, yenilmek.

2.Minnettar olmak, bir iyilik görüp de karşılıkta bulunamamak. Altlı üstlü = fevkanî ve tahtanî, aşağısı ve yukarısı beraber: Bu ev altlı üstlü kiraya verilir. Ayakaltı = Geçiş yeri, yol üstünde olan. Ayak altına almak = Çok dövmek, hakir görmek. Elaltından = Gizlice, hafiyyen. El altı = Maiyet, tab’alar. Bıyıkaftı = İstihza: Bıyıkaltından gülmek. Çene altı = Çene altında gerdanın sarkan yeri, gabgab. Hasıraltı, minderaltı = İhmal, yapmama. Saman altından su yürütmek = Aslâ belli olmıyacak surette desiseler kurmak. Dam altı = Ustü örtülü yer, bina. Kubbe altı = Eskiden meclis yeri. Topkapı Sarayı’nda Dİvân-ı Hümâyûn denen Osmanlı hükümetin toplandığı yer. Kahvaltı = Sabah kahvesiyle beraber yenen yemek, kahvaltı, acele olarak yenen şey: Kahvaltı etmek = Bu yemeği yemek. Yer altı = Bodrum, mahzen. Alta, altta, alttan tâbirleri mekân ve harf-i cer mânâsını ifade ederler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. inferior. lower. nether. infra. subaltern. subordinate. lower. buttom. underneath. underside. base. lower part. bottom. infra-. sub-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. foot. humble. inferior. lower. nether. subordinate. underneath. underside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The higher part of the scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Alto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. child. buttocks. rump. the lower part. inferior. nether. sub. subaltern. subordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See section Keyboard Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See section Alt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See section Kinds of User Input. alternate. the Alternative ke

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to a key on the two ends of the spacebar on the keyboard ALT keys are used for keyboard short cuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a protein which, when found in elevated quantities, generally indiciates liver damage Genotype: Different genotypes of the one virus are similar enough to be regarded as the same type but have some minor differences in their RNA

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Altitude or Altimeter or Alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alternative Service Providers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type of newsgroup that discusses alternative-type topics The alt groups are not official newsgroups, but lots of people read them anyway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Loop Test System The operations system that provides a single comprehensive automated test system for testing international customer POTS lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The [ALT] key on the keyboard is used in conjunction with other keys and mouse actions to perform various commands and functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ALTernate key on the keyboard, used to access alternate characters or modify mouse actions You can move a polygon after selecting it, for example, by holding down the Left Mouse Button and the ALT key simultaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See section Kinds of User Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alternative Text, displayed in place of an image during download and by none graphical browsers to decribe the image This is a required attribute for all images.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See User Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- Alt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase, a protein which, when found in the blood in elevated quantities, generally indicates liver dysfunction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alternative label Used in an HTML tag for the benefit of people using nongraphical browsers, or for people using a browser with graphics turned off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A special key on most computer keyboards that allows users to access alternate features and keyboard 'hotkeys' Alt is almost always used in conjunction with another key, such as 'F4' or 'Ctrl'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt stands for Alternative, one of the categories of Usenet newsgroups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a liver enzyme The ALT test determines the level of this enzyme in the blood Blood donors who show a high level of ALT may be at increased risk of transmitting Hepatitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A USENET category used for newsgroups on alternative topics. angular distance above the horizon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient , anciently , antiquarian , auld , old , oldly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one under the other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subheading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom cap. lower cap. catch title. subheading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subsection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower jaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conquer. dispose. overcome. overpower. pulverize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to overwhelm. overcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrial subway. subway crossing. underpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downstairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the floor below. first / ground floor. lower floor. lower story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir sesin verdiği titreşimli yan seslerin pest olanları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttom layer. bottom course. substratum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the lower part. the underside. remainder. the rest. the outcome. all that is involved (is only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. i. Denizcilik). Alttakinin aşağısında bulunan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sabahın güneş doğarkenki zamanı. 2.Hakanlara verilen unvan, sultan, padişah.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurban kesilen yahut buhur yakılan özel yüksek yer, sunak, kurban taşı, mezbaha; altar, mihrap; aşai rabbani sofrası. altar-piece (i). mihrabın arkasındaki veya üstündeki mozaik, heykel veya resim. altar rail mihrabın önündeki parmaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Asya’da Batı Sibirya ile Moğolistan’ı ayıran dağlık bölge. 2.Altay dağlan bölgesinde yaşayan Türklerin genel adı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i (astr). gökcisimlerinin açı ve yüksekliklerini ölçmeye yarayan ve biri yatay diğeri dikey iki tane dereceli dairesi olan bir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir cinsin içinde bulunan ikinci derecedeki bir cins.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Anatomi). Deriyi meydana getiren iki tabakadan iç tarafta olanı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tahvil etmek; hadım etmek; değişmek, başka türlü olmak. alter course (den) rota değiştirmek. alterable (s). değişir, değiştirilebilir. altera'tion (i). değişiklik düzeltme, başkalaşma. alterative (i). (i) değiştirici; (i)., (tıb)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bir kimsenin ikinci şahsiyeti; çok yakın dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kavga etmek, atışmak , şiddetli münakaşa etmek. alterca'tion (i). kavga, çekişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). münavebe ile birbirini takip etmek veya ettirmek; bir sıra takip etmek, birbiri ardına gelmek. alternating current (elek). dalgalı akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). karşılıklı, almaşık, münavebeli; (bot). karşılıklı olmayan, almaşık ;(i). icabında başkasının yerini alabilen kimse, vekil. alternately (z). münavebe ile, sıra ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alternatif

1. seçenek,

2.almaşık,

3.fiz. dalgalı

1. Birinin yerine seçilebilecek bir başka yol, yöntem.

2.Almaşlı olarak işleyen.

3.Belli dalga boylarını alabilen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. alternating. alternative. alternative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). münavebe, birbirinin yerini alma; birbirini takip etme; değişim , tahavvül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). iki şıktan birini seçme imkanını gösteren, diğer, başka,(i). şık, iki şeyden biri, çare, iki şıktan biri . I had no alternative. Başka çarem kalmamıştı. Yapacak başka bir şey yoktu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dalgalı elektrik akımı veren dinamo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generator. alternator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalgalı elektrik akımı veren üreteç, alternatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Prens ve prenseslere verilen unvan, bu unvanı taşıyan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Botanik). Bir familyanın içinde bulunan ikinci derecedeki bir familya.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

baçlaç gerçi, her ne kadar, ise de, olmakla beraber, olduğu halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Beş ile yedi arasındaki sayı, Arapça sitt, Farsça şeş, 6; onaltı = Sitt aşar, 16; altıda bir = Südüs. Altı-okka = Yorgan içinde birini arka üstü yatırıp ellerinden ve bacaklarından tutarak yukarı kaldırdıktan sonra yere bırakaraktan icra olunan oyun ki, çocuklar arasında mızıkçılık edenlere ceza olarak yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

six. six. hexa-. sex-. under.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

six.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

six.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altı köşesi olan, altı köşeli, altıgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arka arkaya ve kapalı olarak uç uca eklenmiş altı kenardan ibaret türlü şekillerin umumî adı, müseddes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hexagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hexagon. hexagonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altı saz veya sesten müteşekkil topluluk için yazılan çoksesli musiki eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Altı sesin yanyana gelerek yaptıkları dizi. 2.Aralarında altı ses aralık olan iki nota.

3.Altalta yazılmış iki uygu arasında altı ses aralığı olması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

senary. six. sestet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

six. sestet. sextet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Kıymeti altı (kuruş vesaire) olan: Bu kumaşın altılığı da var yediliği de.

2.Boyu altı arşın ve sikleti altı okka vesaire olan: Altılık direk; altılık kuzu.

3.Altı kuruş vesaireden ibaret, altıya bölünen madenî para.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükseltiyi gösteren alet, altimetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. altimètre

yükseklikölçer

Bulunulan yerin yüksekliğini gösteren aygıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altimeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

höhenmesser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) T. Maruf kıymetli maden (Osm. zer, zeheb).

2.Altın para, lira, dinar, flori. 3.Zenginlik, servet.

4.Altından yapılmış, zerrîn: Altın saat, altın zarf. Pek güzel, pek yolunda : Onun işi altın. Altın babası = Pek zengin adam. Altın tozu = Teber. Altın topu = Pek güzel çocuk, nur parçası. Altın kakma = Altın tel ve pullar kakmakla tezyin olunmuş, zernişân. Altın yaprağı = Altından varak.


Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Au

Atom Numarası:79

Kütle Numarası:196,97

Yoğunluk:19,32g/cm3

Erime Sıcaklığı:1064 °C

Kaynama Sıcaklığı:2856 °C

İşlenmeye en uygun, yumuşak bir metaldir.

Elektrik ve ısı iletkenliği yüksektir.

Kızılötesi ışığı yansıttığından uzay araçlarında kaplama olarak kullanılır.

Ekonomik olarak değerlidir.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold. golden. gold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold. golden. prospector. gold coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold. metallic currency. golden. m f money. noble metal. world money. nonmonetary investments. piece of gold. yellow metal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay işlenebilen, ziynet eşyası olarak da kullanılan maden, zer, zeheb. 2.Örfte kadın adı olarak kullanılır. Zerrin (bkz.Zerrin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold filled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

“Altın Bölüm” ya da “Altın Kesit” de denir. Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı estetik bir üstünlük sayılan oran. Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir. Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir. Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1.618 “altın sayı” adını alır. Altın oran, geometrik olarak iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur. Antik Çağdan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın oran, bu adı XIX.yy da almıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold foil. gold leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. underneath. beneath. down. down below. down there. sub. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneath. under. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalınca kabuklu güzel bir kavun çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Değerli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(solidago officinalis): İdrar tutukluğu, albümin, nefrit, üremi ve sistit tedavisinde kullanılan bir çeşit bitkidir. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Altınbaşak).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Beşten sonra gelen: Altıncı sınıf, altıncı sene; onaltıncı, yüz yirmialtıncı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altından şeyler yapan san’atkâr. Altını varak hâline getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra sensory perception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. down. below. beneath. underneath. down below. below smb. under. below. underneath. beneath. neath. sub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. down. below. beneath. underneath. down below. below smb. neath. sub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. below. beneath. hypo. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underscore. underline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Enuresis denir. Altına ve yatağına işeyen çocuklar; genellikle anne ve babasından yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardır. Hastalık, belli bir nedenden kaynaklanmıyorsa; yapılacak iş, çocuğa ihtiyacı olan sevgiyi vermektir; ancak altını ıslatmak, herhangi bir böbrek rahatsızlığı veya şeker hastalığından da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süzme bal

Hazırlanışı : Hergün, en az iki tatlı kaşığı süzme bal yedirilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Işığın en güçlü anı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Altınışık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i ). Pekvâne denilen bir cins kök.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(ipeka): Güney Amerika’da yetişen bir bitkidir. Kullanılığı yerler:Az miktarda kullanıldığı takdirde tatlandırıcıdır. Yüksek dozlarda kullanılırsa kusturur, ishal yapar. Müzmin bronşitte ifrazatı artırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

Altmla kaplamak yahut yaldızlamak, tezhib etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğreltiotu çeşidinden tıbda kullanılan bir bitki, iskolopenderyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Azotik asitle hidroklorik asit karışımı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Altından taç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Anber çiçeği, gaziye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit. grapefruit greyfrut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Elinde fazla bir parmağı olan (Adam).

2.Palamut balığının büyüğü, torik nev’i. 3.Yol yol bir cins kumaş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rovelver (rövolver) denilen mükerrer ateşli, altı mermi alan tabanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Beherine yahut beher defasında altı: Koyunları taksim ettik, cümlemize altışar düştü; altışar altışar alıp götürdüler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükseklik, yükselti, irtifa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. mantık). Umumî bir mefhumun altında hususî diye alınan bîr şeye, yer vermek, idraç etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Altı, üstü birlikte» dernek olur, «altlı, üstlü» deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hattatların yazı yazarken kâğıdı dayamak için kullandıkları kalınca kâğıt, el siperi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaster. mat. mount. support. pad. pedestal. doily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footing. support. base. pad. coaster. horsejack. sole plate. fundament. horse. underlay. bolster. socle. trestle. litter. skid. building block. carriage. centering mount. matting sill. joist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Altı kere on, (Ar. ve Fars. sitteyn, şest). 60.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit iskambil oyunu. Altmışaltıya bağlamak = Boş vaatlerle oyalamak, biraz taviz vererek işi halletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Her birine veya her def’ asında altmış: Hepsine altmışar kuruş düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixty each. sixty at a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi.). Elli dokuzdan sonra olan. Altmışıncı sene, yüz altmışıncı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixtieth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixtieth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altmış yaşına varmak, altmışlık olmak, altmış rakamına vasıl olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Altmış parçadan mürekkep, altmış toplamı.

2.Altmış yaşında (Adam).

3.Altmış paralık (sikke).

4.Altmış (para veya kuruş vesaire), değerinde.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixty year old. sexagenerian. containing sixty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.).

1.Keman ailesinden kemanla violonsel arasında bir saz. Kemar nın çok az büyüğüdür ve keman gibi çalınır.

2.Kalın kadın sesi. 3.Başka çalgıların da altoları vardır: Alto klarinet, alto saksafon vs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formerly the part sung by the highest male, or counter-tenor, voices; now the part sung by the lowest female, or contralto, voices, between in tenor and soprano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In instrumental music it now signifies the tenor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alto singer. the pitch range of the lowest female voice a singer whose voice lies in the alto clef second highest member of a group; 'alto clarinet or recorder' of or being the lowest female voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 In most choirs, the lowest female vocal part Occasionally, extremely high tenors may be said to sing this part 2 An instrument in the alto range 3 A viola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest range of the female voice, also called contralto. The voice part below the soprano, which can be sung by either men , or women, or children It also describes an instrument's range, as in alto saxophone or alto flute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Alto's range is between soprano and tenor It is the lower singing voice of the two main divisions for female and young male voices It is also called contralto or countertenor 1 In most choirs, the lowest female vocal part Occasionally, extremely high

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the musical ranges Most women are altos and the term contralto is usually used while for men the term is generally countertenor F below middle C to one octave above middle C.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In most choirs, the lowest female vocal part Occasionally, extremely high tenors may sing the alto part. low female voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest female voice Sometimes this term is used interchangeably with Mezzo Soprano. 'High ' Commonly, the low female voice Also, when prefixed to the name of an instrument it indicates one size lerger than the soprano member of the family. prefix to c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highest adult male voice, or a female voice in the same range At Knox, the Alto section of the choir is usually made up of women.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In reference to instrument families such as the clarinet, flute and saxophone, the second or third highest member of the family Search Google com for Alto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Xerox personal computer, which unfortunately was never sold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The second highest voice used in four part writing The traditional range of the alto is G3 to D5.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lower range of woman's voice. a singer whose voice lies in the alto clef. the lowest female singing voice. the highest adult male singing voice. the pitch range of the lowest female voice. of or being the lowest female voice. of or being the highest male

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz) alto, en pes kadın veya çocuk sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (güz). (san). yüksek kabartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). bütün bütün, tamamen. in the altogether (k).dili çıplak, anadan dogma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diğerkâmlık, başkalarını düşünme, fedakârlık. altruist (i). digerkâm, fedakâr, başkalarını düşünen kimse. altruistic (s). digerkâm, fedakâr, başkalarını düşünür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir sınıf içinde bulunan ikinci derecedeki sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T.A.). Bir şube içinde bulunan ikinci derecedeki şube.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir takımın içinde bulunan ikinci derecedeki takım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musikide oya çeşitlerinden biri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Tuğ).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ay’ın san renkli hali

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bakır alaşımı. 2.Kırmızı bakır. 3.Kırmızı, al gözlü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Değerli kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zengin hakan. Türklerin, Çin’de hüküm süren Türk-Moğol hükümdarlarına verdikleri ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i). Altın renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Çok dağınık ve karışık. Altüst böreği = İki yüzü de ayrı ayrı kızartılarak pişirilen börek. Altüst etmek = Karma karışık hale getirmek. Altüst olmak = Karma karışık hale gelmek, şaşkınlıktan perişan olmak: Bu haberi duyar duymaz altüst oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

topsyturvy. upside down. topsyturvy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaotic. higgledy-piggledy. topsy-turvy. upside-down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upside down. topsy turvy. in confusion. higgledy piggledy. upside- down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. dislocate. disorganize. overset. upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to upset. to ruin. agitate. churn. dislocate. disorganize. invert. knock over. to turn over. overturn. perturb. subvert. throw out. trouble. tumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be in a mess. to be ruined. badly shaken. turn over. turn turtle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infra-structure. substructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrastructure. substructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underwork. infrastructure. substructure. basic facilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrastructural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alüfte’nin cem’i: Namussuz kadınlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bauxite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلفته] iffetsiz, fahişe. 2.alışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Körlük, görmezlik, (Fars. nâbinâİ): Gözlerine amâ târi oldu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cıva ile başka bir madeni birbirine karıştırmak: karıştırmak; karışmak, bileşmek. amalgama'tion (i). cıva ile bir madeni birbirine karıştırma; karışma; millet, firma, ırk veya ailelerin karışması; halita, karışım, alaşım, imtizaçtan hasıl o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir hayali bir solmaz çiçek; horozibiği çiçeği, yabani kadife çiçeği, (bot). Amaranthus tricolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). horozibiğine ait; solmaz, ölmez, ebedi; rengi mora çalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amatör, meraklı, hevesli kimse; spor amatör sporcu. amateur'ish (s). acemi veya amatör işi gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aşka eğilimli; aşkla ilgili. amativeness (i). aşk eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amonyum nitrattan yapılmış patlayıcı bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir işi para kazanma gayesiyle değil, zevk için yapan kimse: Radyo amatörü, fotoğraf amatörü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amateur

özengen

Bir işi para kazanmak için değil, yalnız zevki için yapan, hevesli, meraklı (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateur. hobbyist. dabbler. dilettante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateur. dilettante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateurish. unprofessional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateurish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). âşıkane; ateşli, şehvetle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki elini aynı şekilde kullanabilen kimse; iki yüzlü kimse. ambidexter'ity (i). iki elini aynı şekilde kullanabilme hüneri; iki yüzlülük. ambidextrous (s). iki elini aynı şekilde kullanabilen; çok cepheli, usta; iki yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaşan; kuşatan, çevreleyen , ihata eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belirsizlik, muğlâklık , müphemiyet, şüpheli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ortam ışığını içeriğin keyfîni tam olarak çıkarabilmeniz için görüntü kalitesine uygun olarak yansıtan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çevre, muhit, etraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hırs, ihtiras (iyi şeyler için olunca makbul sayılır); heves; şiddetle arzu olunan şey. ambitious (s). haris, hırslı; çok istekli, tutkun; başarma isteği olan; büyük işler peşinde koşan. ambitiously (z). ihtirasla, hırsla, hevesle. ambitiousn

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kararsız, karışık hisler besleyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gezmek, yürümek. ambulant (s) seyyar, gezici; (tıb). vücudun bir tarafından başka tarafına geçen; (tıb). hastayı yatırmaya lüzum göstermeyen. ambula'tion (i). gezme, gezinme, gezicilik. am'bulatory (i)., (s)., (mim). gezilecek yer; (s). g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمدورفت] geliş gidiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). biraz ıslah etmek, iyileştirmek, düzeltmek; iyileşmek,; düzelmek, biraz ıslah olmak. ameliora'tion (i). iyileşme, düzelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ameliye» bu mânâ ile lisanımızda kullanılmaz). Bir fen ve ilmin icraat ve tatbikat ciheti: Ameliyat-ı cerrahiye, ameliyat-ı kimyeviye, ameliyat görülmedikçe kimyadan bir şey anlaşılmaz. Tıp fakültelerinde talebelerin tahsillerini tamamlamaları, mahir profesörlerin nezaretinde büyük hastahanelerde ameliyat görmelerine bağlıdır. Dilimizde fiil gibi de kullanılır: Filan operatör dün pek büyük bir ameliyat yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical. operating. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. surgery. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical operation. performance. practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليات] işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hastaların ameliyat edildiği oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. theater. theatre. operating theater. operating theatre. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theatre. operating theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. operating theater. operating theatre. operating theater theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has undergone a surgical operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uysallık, yumuşak başlılık, boyun eğme; yükümlülük, mükellefiyet ; sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tashih, ıslah; bir kanunu değiştirme; değişiklik; (huk). mahkemenin rızası ile davadaki yanlışlığı düzeltme ; toprağı ıslah etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatlılık, letafet; (çoğ). hoş tavırlar; hayatın hoş ve konforlu yönleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credo. creed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mor renkte bir çeşit kuvars, ametist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Mor renkli bir kuvars çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amethyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anfiteatr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumuşak huyluluk , sevimlilik, tatlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit ince pamuk taşı bir çeşit ince asbest, amyant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آميخته] karışık, karışmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amino acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Amirlik, buyuruculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Af, bağışlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. amonyak kelimesinden, kimya). Amonyakın hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle meydana gelen bir birleşikler sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) dostluk, ahbaplık, sevgi, hayırseverlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common good. public benefit. public interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). elektrik akımını amperle ölçen alet, ampermetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kafadanbacaklı kabuğunun fosili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mühimmat, cephane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). genel af: f genel af yoluyla serbest bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). I. Bir defada ödenerek faizinin işlemesine nihayet verilen tahvil.

2.Piyangolardaki en küçük ikramiye-


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paying off. the smallest prize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest prize. redemption of a bond issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Demirbaşa yatırılan sermayenin, azar azar kazançtan ayrılması.

2.Faizinin işlemesini durdurmak üzere bir tahvilin birden ödenmesi. 3.Bir borcun azar azar ödenmesi.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amortissement

yıpranma payı

Taşınmaz malların aşınmalarına karşılık olarak yıllık kârdan ayrılan belirli pay.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation. redemption. degressive depreciation. wear and tear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depreciation amortisation. amortization. depreciation. redemption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerde ve başka makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri yumuşatmaya yarayan tertibat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock absorber. damper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock absorber. damper. dashpot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock absorber. damper. dashpot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). (-tise) (f). (tic). bir borcun anaparasını taksitlerle ödemek, amortize etmek. amortiza'tion (i). itfa, masrafın imhası amortisman, bir borcun anaparasını taksitlerle ödeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). to ile , olmak, etmek, varmak , baliğ olmak. It doesn't amount to much. Fazla kıymeti yoktur. He will amount to something. Başarılı bir adam olacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meblâğ, miktar, yekun, tutar; faizle beraber anaparanın yekunu; hulasa. amount brought forward (tic). nakli yekun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ampere hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Elektrik akımının şiddetini ölçmeye yarar alet.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ampèremètre

fiz. akımölçer

Bir elektrik akımının şiddetini ölçmeye yarayan aygıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammeter. ammeter amperölçer. akımölçer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. fizik). Bir amper şiddetinde akım geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektriğin miktarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amfetamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -tre (i). amfiteatr, amfiteatr Seklinde herhangi bir şey; spor sahası, arena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). her iki cinsten; her iki yönden etkili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. empiriste

fel. deneyci

Deneycilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amplifikasyon , ses hacmini artırma; genişletme, büyütme ; (kon). (san). tafsilâtlı izahat; ilâve; abartma, mübalâğa; görülen noktayı büyütme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amplificateur

fiz. yükselteç

Alçak veya yüksek frekanslı akımların yararlı etkilerini artırmaya yarayan araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amplifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir uzvunu kaybetmiş olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaseti otomatik olarak geçerli parçanın ya da bir sonraki parçanın başlangıcına getiren, tek dokunmalı bir kontroldür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amsterdam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kötülükleri uzaklaştırdığına, uğur getirdiğine, hastalıkları iyileştirdiğine ve özel güçlere sahip olduğuna inanılan , doğal ya da insan eliyle yapılmış nesne; bir tür nazarlık ya da muska. Üstte taşınabildiği gibi çeşitli yerlerde de saklanabilir. Değerli taşlar, metaller, hayvan dişleri ve pençeleri gibi pek çok nesne amulet olarak kullanılmıştır. Amuletin kökeni Eski Mısır`a dayanır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muska, nazarlık, tılsım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicular. handstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kolayca bükülen, ateşe dayanıklı liflerden oluşmuş bir çeşit asbest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asbestos. rock wool. slag wool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asbestos rockwood. amianthus. mineral wool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). badem gibi, bademe ait yahut bademden yapılmış; (i)., (tıb). badem sütü. amygdal'ic (s). bademden yapılmış. amygdalic acid badem asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

main motif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kil). çocukların vaftizini reddeden bir Hıristiyan mezhebine mensup kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (gram). bir cümle içinde anlam uyuşmazlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). anesthesia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca) Açıcı. t. Açar, miftah, kilit.

2.Açma ve kurmaya yarayan çeşitli cins Alet: Piyano, kanun, saat, vida anahtarı.

3.Şifre çözmeye yarayan cetvel, miftah. mec. Vasıta: Çalışma, servetin anahtarıdır. Anahtar uydurmak = Hile ve desise kurmak. Cebinde yüz anahtar: Desise çokluğundan kinaye.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cipher. clew. clue. cotter. key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clef. key. clue. code. wrench. spanner. switch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key. switch. electric switch. clef. chatelaine. clue. cock n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key-maker. locksmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key maker / repairer. locksmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key making. work of a locksmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key chain. key ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key holder. keyring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key ring. key holder / ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İşlemci ve RAM gibi, bir bilgisayarın hayati önem taşıyan bileşenlerinin bulunduğu ana devre kartı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). seçme, seçilmiş. an'alects(i)., (çoğ). seçme eserler veya parçalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be mother to a child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analyste

çözümleyici

Çözümleme yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analytique

çözümlemeli

Çözümlemeye dayanan, çözümle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analytic. analytical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analytical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analytical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). okuması yazması olmayan, ummi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahlilci, tahlil eden tahlil kabiliyeti olan kimse; psikoanalist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çözümsel tahlili. analytic geometry çözümsel geometri. analytically (z). tahlil yolu ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir iki kısa ve bir uzun heceden meydana gelen vezin tefilesi, feilun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Anarşi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anarchiste

kargaşacı

Kargaşa çıkaran kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist. anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anarthrie

tıp dil tutukluğu

Tarihsel şartlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldırılmasına çalışan öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (anat). anastomoz vasıtasıyle birleşmek, ağızlaşmak, yekvucut olmak. anastomo'sis (i). ağızlaşma, anastomoz , iki damarın birleşmesi. anastomot'ic (s). damar birleşmesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelimelerin olağan tertibinin değiştirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آنات] anlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). anatomy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aforoz, Lânetleme (özellikle katoliklerde) ; aforoz edilmiş veya lânetlenmiş kimse; yasak edilmiş şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

anathematize (ing). (-tise) (f). afaroz etmek, lanetlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Anadolu. Anatolian (i)., (s). Anadolulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.).

1.Hayvan, bitki ve insanların yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgisini inceleyen ilim, teşrih.

2.Vücut yapısı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anatomik, anatomi ile ilgili. anatomically (z). anatomik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who is skilled in the art of anatomy, or dissection. an expert in anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an expert in anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teşrih,ci, anatomi bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -mise (f). teşrih etmek, açımlamak, dikkatle tahlil veya tetkik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., anatomi, hayvan (özellikle insan) yapısı, teşrih; teşrih edilecek şey; iskelet; inceden inceye tetkik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ana vatan, ilk yurt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cet, ata, soy sop, dede. ancestor'ial, ances'tral (s). ecdada ait, ecdattan kalmış, geçmiş zamanlara ait. an'cestry (i). ecdat, nesep; iyi aileden gelme, asalet, soyluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir köşeye çekilmiş olan kimse, münzevi hayat yaşayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). eski, kadim, eski zamandan kalma;(i). yaşlı adam, ata, baba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kancalı kurt hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Çağatayca ant).

1.Yemin, kasem, hulf. And içmek — Yemin etmek. And bozmak = Yemininden dönmek. And vermek = Yemin ettirmek, tahlif etmek.

2.Adak, nezir, ahd.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Musikide hareket gösteren bir terim. Yavaş, ağırca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moving moderately slow, but distinct and flowing; quicker than larghetto, and slower than allegretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement or piece in andante time. a moderately slow tempo moderately slow at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderate tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning a walking pace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In moderately slow time, flowing easily and gracefully Slower than moderato, faster than lento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately slow. a moderately slow tempo. at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'. moderately slow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). andante.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. musiki). Andanteden, daha yürükçe, daha canlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andantino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rather quicker than andante; between that allegretto. moderately fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slightly faster than andante. Slightly faster than andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Diminutive of andante, usually indicating not quite as slow as andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). andantino.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir işi yapmak için kendi kendisine söz vermek, ahdetmek, yemin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Bir çeşit yanardağ kültesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andesite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Atgözü, Kızılağaç, Inula, Inula helenium, Annuèe inule): Bileşikgillerden, nemli yerlerde yetişen, 1 metre kadar sapı olan bir çesit ottur. Yaprakları büyük, yumuşak ve yuvarlaktır. Çiçekleri sarı renkte olup, acı ve kokuludur. Kökü kalındır. Meyveleri küçük, fıstık kozalağına benzer. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Balgam söker. Mikropları öldürür. Vücudda biriken tuzu atar. Üremi, nefrit, sistit, İdrar yolları hastalıklarında faydalıdır. Nefes darlığıını giderir. Karaciğer hastalıklarını tedavi eder. Kaşıntıları keser. Fazla kullanıldığı zaman, mide bulantısı yapar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine yemin verip almak, ahdleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeminli, yemin ve kasem etmiş, tahlif olunmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anekdot, kısa hikâye, menkıbe, fıkra. an'ecdotal (s). fıkra tarzında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anecdote

hikâyecik

Kısa veya özlü anlatımı olan hikâye.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüzgârın şiddet ve hızını tayin eden araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anémomètre

yelölçer

Rüzgârın veya gaz durumundaki akışkanların akış hızını ölçmeye yarayan aygıt.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat ötürü, dair, ilgili; bitişik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Bütün vücutta veya vücudun bir kısmında duyumların az veya çok kaybı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anesthesia. anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia. anesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). narkozcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). anestezi, hislerin iptal edilmesi veya ölmesi, duyum yitimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). anestetik, eter, kloroform vb gibi hissi iptal eden ilâç; (s). uyuşturucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). uyutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Oturulacak yerleri kademe kademe yükselen büyük yapı.

2.Kademeli şekilde yükselen arazi.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iğribüğrü, girintili çıkıntılı. anfractuos'ity (i). iğribüğrülük , girintili çıkıntılı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to employ. book. engage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)’. Kazdan büyücek, tuğla renginde bir cins kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Yahut angıdî). (i.). Angıt kuşu ve tuğla renginde olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ingiliz kilisesine mensup olup Katolikliğe meyleden (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Angstrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz).. radyo kısa dalga ölçülerinde kullanılan santimin yüz milyonda biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açılı veya köşeli olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruddy sheldrake. fool. bumpkin. clot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefes darlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eleştirici bir şey söylemek, tenkit edercesine söz söylemek. animadversion (i). eleştirme, tenkit, kınama, sitem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayat vermek, hayatiyet kazandırmak, ihya etmek, canlandırmak Şevklendirmek. animate (s). canlı; neşeli, hayat dolu. animated cartoon canlı resimlerden ibaret kısa filim, miki filmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). canlılık, hayatiyet şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Notada işaretli pasajın canlı çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). canlı olarak, animato.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. animateur

canlandırıcı

Otel, tatil köyü vb. turistik yerlerde konukları eğlendirmek için çeşitli oyunlar, gösteriler yapan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). canlılık veren, canlandıran , hayatiyet veren şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). animizmle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). husumet, kin düşmanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind of. be evocative of. evoke.