Vaz Etmek ne demek? | Vaz Etmek anlamı nedir? | Vaz Etmek

Vaz Etmek anlamı nedir?

Vaz Etmek ne demek?

Vaz Etmek anlamı nedir?

Vaz Etmek | Dream Meanings


Osmanlıca - Türkçe Sözlük

koymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موازنت] dengesizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kayağantaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve AVAZE (i. F.).

1.Ses, sadâ, Ar. savt.

2.Nida, nâra. mec. Şöhret.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. shout. sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آواز] ses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Yüksek ses.

2.Şöhret.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آوازه] bağırma. 2.ün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça’dan tahrif olunmuştur). Bir büyük daire ve konakta adi hizmetler, bilhassa mutfak ve sofraya ait aşağı işlerde kullanılan hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arapça ivaz kelimesinin bozulmuş şekli. 2.Eskiden kibar konaklarda yemek servisi yapan ve sokak işlerinde kullanılan Vanlı Ermenilere verilen ad. Ermeni uşak. 3.Karagöz perdesinin belli başlı tiplerinden biri. 4.Köroğlu destanında bir kahraman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yukardan alan, yüksekten atan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاپرواز] yükseklerden uçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدآواز] kötü sesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bende = kul, nuvâhten = okşamak). Kendi mensuplarını okşayıp taltif eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al. Fr.).

1.Avrupa’da vaktiyle asilzadelerle köylüler arasında yer alan şehirliler sınıfı.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bourgeoisie

kent soyluluk

Burjuva sınıfı


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bourgeoisie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bourgeoisie kentsoyluluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bourgeoisie. communist bourgeoisie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بلندپرواز] yükseklerden uçan. 2.şerefli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (çâker = kul, nüvâhten = okşamak). Kullarını okşayıp taltif eden (zerafet tâbiri olarak hitâb edilen şahsa söylenirdi). Nisbet beyan eden «çâker-nüvâzâne» ve «çâker-nüvâzî» sıfatları da yazı dilinde bazen kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Câiz olma, yasak olmama, emir veya nehy olunmayıp işlenmesi ve terki eşit olma, müsaade: Dinimizde şaraplaşmamış üzüm suyunu içmede cevâz vardır: İslâm dini içki içmeye cevâz vermez. Cevâz-ı şer’İ = Şer’an câiz olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawfulness. permissibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جواز] izin, uygun verme. cevâz vermek uygun vermek, olur vermek, müsaade etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şehir ve kale kapısı (bazı lugatçilerin sandıkları gibi sokak kapısı değildir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دروازه] ana kapı. 2.kale kapısı. 3.şehir kapısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f. dil = gönül, nüvâhten = okşamak). Gönül okşayan, hoşa giden, lâtif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül okşarcasına, gönül okşayana yaraşır yolda hareket etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل نواز] gönül okşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). On iki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). On iki imam. Ar. eimme-i isnâ-aşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi. F.). On ikinci, on ikide bir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوازده] oniki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. garîb, Fars. nüvâhten = okşamak). Kimsesiz yabancıları koruyan, onlara yardım eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hâtır, Fars. nüvâhten = okşamak). Hatır okşayan, gönlü hoş eden, hatır sayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gönlü okşayan, hatırnaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آواز] bir ağız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش آواز] tatlıses, güzelses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hümâ gibi yükseklerde uçan. mec. Yüksek himmetli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایفای وظيفه] görev yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görev yapmak, görevini yerine getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeye bedel olarak verilen veya alınan şey, karşılık, bedel: Verdiği arabaya ivaz olarak bir at aldı; garazsız ve ivazsız hizmet etti: Bir maksadı olmayarak ve karşılık istemeksizin. Bilâ-ivaz = Bir bedel ve menfaat karşılığında değil. Ar. hasbetenlillâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. good consideration. return in equivalent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عوض] karşılık, bedel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عوضا] karşılığında, karşılık olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karşılık ve bedel olarak: Verdiğiniz kâğıda ivâzen size bir kalem vereyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onerous. involving consideration. lucrative. for a valuable consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Karşılıksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratuitous. gratuitously. gratis. without any thing being given in return. gratuitous bailment. past consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Daha çok topla silâhlanmış, açık denizlerde emniyeti sağlamak ve konvoyları korumakla vazifeli süratli savaş gemisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle cruiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müf. lâzime) (cem’ül-cem’i: levâzımât) (askerlik). Askerin yiyecek ve giyeceği ile uğraşan askerî sınıf: Levazım sınıfı, subayı, bk. Lâzıme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplies. necessities. requisites. material. equipment. paraphernal property. purveyance. stores.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لوازم] gereçler, gerekli şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commissariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commissariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Levazım sınıfından olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mevzî). (bk.) Mevzi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mîzSn). (bk.) Mİzân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mihmân = misafir, nevâhten = okşamak). Misafirlere iyi muamele, iltifat ve ikram eden, konuksever.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهمان نواز] misafirsever.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) misavirseverlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهمان نواز] misafirsever.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاوضه] değiştokuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ivaz» dan müfâale).

1.Değiştirme, trampa, değiş tokuş etme.

2.Hileli iş, danışıklı dövüş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vaz.dan if.) (mü. mütevâz’a). Kendini aşağı tutan, alçak gönüllü, kibirsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezy» den if.) (mü. mütevâziyye) (tes. mütevâziyeyn). (matematik, geometride) Asla blrleşmemek üzere birbirine karşı eşit aralıkta uzayıp giden. Mütevâzlyü’l-adlâ, mütevâziyü’s-sutOh = Kenarları ve yüzeyleri eşit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unassuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modest. humble. unpretentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humble. modest. low. obscure. unassuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modest. humble. unpresuming. demiss. meek. pudent. small. unassuming. unobtrusive. unpretending. unpretentious. hat in hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quiet. unpretentious. unsophisticated. parallel koşut. paralel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lowly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vezn» den İf.). Muvazeneli, ölçülü, denk olan, tartıları bir, ağırlığı denk, dengeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Asla birleşmekslzln birbirine karşı bir aralıkta uzanıp giderek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz’» dan masdar).

1.İki kişinin aralarında birleşerek yalandan bir muamelede bulunmaları.

2.(hukuk). İrade ile beyan arasında isteyerek meydana getirilen uygunsuzluk. Muvâzaa senedi = Böyle bir maksatla yazılıp imza olunmuş yalandan senet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collusion danışık. danışıklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collusion. simulation. disfigurement. falsity. falsification. fictitious bargain. colourable transaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feigned. fictitious. collusive. collusory. disputed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.”). Muvazaa yoluyla, aralarında yalandan bir muamele ile: Muvâzaaten bir senet imza etmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işte devamlı çalışma, bir işle bir düziye uğraşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezy»den masdar). Muvazi, paralel, karşılıklı olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موازاتا] paralel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUVAZENE) (i. A. «vezn» den masdar).

1.İki şeyin ağırlıkça bir ve eşit olması, denge.

2.Karşılıklı iki şeyin ölçü ve başka bakımlardan bir gelmesi ile olan uygunluk, denk olma: Devletler muvazenesi. 3.Bir cismin ağırlık merkezi dik gelerek durabilmesi: Pencereden uzanırken muvazenesini kaybedip düştü.

4.Gelir ve giderin bir gelmesi: Bütçe muvazenesi. 5.Mukayese, ölçü: Eski servetinizle şimdiki servetinizi muvazene ederseniz ne kadar ilerlediğinizi anlarsınız.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equilibrium. balance. stability denge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. equilibrium. set-off. stability. equipose. poise. offset. equation. compensation. counterbalance. equanimity. equipoise. temperament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موازنه] denge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bütçe kanunu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1Uygun, denk.

2.Muvazenesi yerinde.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Ölçüsüz, dengesiz.

2.Ne yaptığını bilmeyen, sözleri ve hareketleri normal olmayan.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) dengesiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbalance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vezeye» den İf.). (mü. muvâziyye). Biri diğerinin karşısında olarak birbirlerine yaklaşıp uzaklaşmaksızın uzanan, paralel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muvâzi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موازی] paralel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vuzûb.dan if.) (mü. muvâzibe). Bir işe devamla çalışan, bir işle bir düzüye uğraşan: Tahsile muvâzib bir delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezin» den if.) (mü. muvâzine).

1.Ağırlıkta bir ve eşit olan.

2.Muvazeneli, Ahenkll, dengeli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vazf.dan imef.) (mü. muvazzafa).

1.Görev ve hizmetle yükümlü olan: Ben, size hizmetle muvazzafım.

2.Maaşı ve tayinatı olan, maaşlı. Muvazzaf askerlik = Yapılması mecburi olan askerlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular. on active duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موظف] görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active duty / service. compulsory military service. national service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular officer. active officer. military / professional officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. A. «vuzûh» dan imef.) (mü. muvazzahe). İzah olunmuş, açıklanmış, açıkça ifade edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A.). İzahlı olarak, açıklanarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متواضع] alçakgönüllü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متوازن] oranlı, uyumlu, dengeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متواضيانه] alçakgönüllülükle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («nüvâz» şekli galattır). Okşayan. Dil-nevâz = Gönül okşayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نواز] okşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Okşayan, okşayıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi «nâzile» kullanılmamıştır).

1.Hadiseler, olaylar, felâketler.

2.(Türkçe m. nezle): Nevâzile uğradım, nevâzil oldum (bu mânâ ile nezlenin cem’i sanılarak kullanılmıştır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşama, okşayış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوازش] okşama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

okşamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayan, okşayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Okşama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uçma, uçuş, Ar. tayerân. Bâlâ-pervâz = Yükseklerde uçan ve mec. Atıp tutan, pek yüksekten dem vuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir şeyin etrafına çekilen tahta ki, ekseriya yollu ve oymalı olur.

2.Ayna ve levha gibi şeylerin kenarı, çerçeveyi teşkil eden korniş.

3.Elbise, seccade vesaire kenarlarına, başka renkte veya başka kumaştan çekilen yol.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornice. molding. moulding. fringe. cincture. cyma. dressing. jamb. reveal. rib. ribbon. shelf. sill. wale. wheal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornice. reveal. border. molding. fringe. moulding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. border. cornice. moulding. architrave. molding. casing. edging. frame. framing. dressing. jamb shaft. jamb. kerb. wale. curb. brim. back fillet. slatting. slat. string course. board. line border.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پرواز] uçma. 2.saçak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RÜhnüvâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. «rûhu okşayan») (musiki). Türk musikisinde «yegâh = re» perdesinde kalan bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Ruh okşayan. 2.Türk müziğinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pervâz = uçma). Hızlı uçan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Baş okşayan, sevecen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafifçe bastırarak el sürmek: Birinin sırtını, kolunu sıvazlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroke. pat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stroke. caress. pet. to caress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stroke. to caress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb stroke or caress oneself / itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vuzû» dan). Abdest alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «vuzûh» tan). açıklanma, aydınlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezy»den) (geometri). İki çizginin birbirine dokunmadan sonsuza kadar yan yana uzanması, paralellik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz’» dan). Alçakgönüllülük, kibirsizlik, Ar. mahviyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modesty. humbleness. humility. unpretentiousness. nobleness. submission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humility. modest. lack of conceit. modesty alçakgönüllülük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humility. modesty. submission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تواضع] alçakgönüllülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kibirsizlikle, alçakgönüllülükle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezn» den). Tartıda bir olma, denk olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توازن] denklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وضع] koyma, konulma. 2.bırakma. 3.atama. 4.durum, konum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

koymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Beyaz, güzel yüzlü adam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Vazıhlık, açıklık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وظائف] görevler, ödevler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaseline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaseline. petroleum jelly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaseline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make (a law. to impose (a tax. to legislate (a law. lay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispensable. renounceable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be renounced. to be given up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inalienable. indispensable. necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indispensable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deter. discourage. dissuade. wean. to dissuade. to deter. to discourage. to talk sb out of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissuade. turn aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

renunciation. surrender. giving up. cession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relinquish. abandonment. renouncement. renouncing. abdication. abnegation. cession. departure. desistance. discontinuance. recantation. relinquishment. remise. remission. remitment. remittal. renunciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drop the reins. abandon. back down. back down from. back out. back out of. back track. backtrack. cease. cede. cry off. cut loose. declare off. desist. disclaim. dispense with. do without. forbear. forego. forgo. forsake. give over. give up. go witho.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abandon. chuck. desist. forgo. forsake. quit. relinquish. renounce. waive. to give up. to quit. to abandon. to abdicate. to desist. to forsake. to back out. to relinquish. to renounce. to change one's mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to renounce one's claim to sth. to give up. to abandon. to decide not to. to forgo to waive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واضع] koyan, koyucu. 2.hazırlayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. incumbency. mission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duty. service. task. charge. situation. post. obligation. function. homework. classwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. charge. duty. responsibility. homework. job. employment. task. business. commission. function. jurisdiction. office. position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وظيفه] görev. 2.ödev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وظيفه دار] görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be charged with a duty. to be assigned. to be entrusted with (a duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to charge sb with (a duty a task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in charge görevli. on duty görevli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charged with a duty / task ; on duty ; employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وظيفه شناس] görevine düşkün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonjurisdiction. lack of jurisdiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifest. clear. easily understood. perspicuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واضح] açık, net.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واضحا] açıkça, açık olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislator. law giver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. position. set. state. things. circumstance. situation. attitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition , state ; situation , circumstances , plight ; position. aspect. ball-game. circumstance. condition. demeanour. fixed position. footing. juncture. occasion. picture. pose. posture. set up. state. status. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وضعيت] durum, konum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وضيع] alçak, aşağı. 2.mütevazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.: vaso). Süs için salona konan kristal, seramik vs. çiçek kabı, saksısı: Çin, Japon vazosu, güzel bir çift vazo

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vase. vase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be laid down / imposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وضع حمل] doğum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وضع قدیم] eski konum, eski durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وضع ید] el koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

el koymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وضعا] konumu bakımından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by