Veçhile | Veçhile ne demek? | Veçhile anlamı nedir?

Veçhile | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: vechile

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). gibi, veçhile, suretle; iken as... so oldugu gibi, dahi, o veçhile. as well as gibi. as you were going siz giderken. so as gibi, suretle, veçhile; için; ki as...as kadar. so as to see görecek surette, görmek için. This is as good as that.Bu da

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Lâzım, yarar, Ar. muktezi: O, bana gerektir. Neme gerek? 2. Yakışır, şâyân, şâyeste, lâyık, müstahak: Bu memuriyet size gerektir. O adam prangaya gerektir. Gereği budur = Yakışırı, gereği gibi, lâyıkı veçhile. 3. Lüzum, hâcet: Gerek ise, gereği budur. 4. (asıl gerekmek fiilinin geniş zaman 3. şahsıdır) İster, Fars. hâh: Gerek zengin, gerek fakir olsun. Gerek siz, gerek biz.

Türkçe Sözlük

(i.). Türlü, çeşit, nevi: Bir gûnâ. Bir güne = Bir türlü, bir veçhile (ve menfi cümle) hiçbir suretle. Bu gûnâ, güne = Bu türlü, böyle.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. aklâm). 1. Kamış. 2. Bir çeşit çubuğun, yazı yazmak üzere yontulup açılmışı: Kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Umumiyetle yazı yazan Alet: Demir kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine oymaya mahsus çelikten ucu keskin Alet: Madenci, taşçı, hakkâk kalemi; kalemle hakketmek. 5. Tülbent vesaire üzerine boya ile nakşetmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: Kalem işi; kalemkârî yemeni, yorgan yüzü. 6. Yazı çeşidi, hat: Güzel kalemi vardır; ince kalem; kalın kalem. 7. Nakış, resim: Karakalem = Siyah nakış. 8. Resmî dairelerin yazı işleri (tahrirat) daireleri, kâtiplerin toplanıp yazı yazdıkları oda: Kaleme devam etmek, muhasebe kalemi; aklâm efendiler. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: Ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabanisinin yarığına takılmak üzere, istenen ağacın bir yıllık budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: Ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek hastalığına karşı aşılanacak çocuklara sürülecek aşının saklandığı zıvana: Çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. Defter veya pusulada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: On beş kalem eşya aldık. Kalem açmak = Yontmak. Kendisi çok güzel kalem açar. Aşı kalemi = 1. Ağaca aşılanacak budak parçası. 2. Çocuklara aşılanacak çiçek aşısı hâvî zıvana. Kalem aşısı — Ağaç aşısı çeşitlerinden biri ki, kalem vurmakla olur. Kaleme almak = Yazı yazmak, bir mevzuu yazılı olarak söylemek: Güzel kaleme almış. Ehl-i kalem, erbib-ı kalem = Fikirlerini yazıyla iyi ifade edenler; yazarlar, münşîler. Kalem işi = bk. Kalemkârî. Bir kalemde = Birden, bir defada: Bir kalemde beş yüz lira verdi. Kalemböreği = İnce uzun bir nevi börek. Kalem parmaklı = Uzun ve düzgün parmaklı. Ceffel-kalem (Ar.) = Bir şeyi düşünmeden hemen hüküm vermek: Bu adamın ahlâksızlığına ceffel-kalem hükmetmek doğru değildir. Kalem çekmek = Çizmek, çıkarmak. Kalem kulaklı = Kulakları dikili ve düzgün at. Kalem keski = Sacın kenarını kesmeye mahsus soğuk keski. Kaleme gelmemek — Hiç ehemmiyeti olmamak, bir veçhile dikkat çekmemek: O iş kaleme gelmez.

Türkçe Sözlük

(e. A.) («gibi» demek olan «kef» edatıyla «mâ» isminden mürekkeptir). Nitekim, olduğu gibi: Kemâkân = Olduğu gibi, eskisi gibi, değiştirmeksizin. Kemâ-fi’s-sâbık = Eskisi gibi. Kemâ-yenbegıya = Gereği gibi, lâyıkı veçhile.

Türkçe Sözlük

(i. A. «taleb» den imef.) (c. matlûbat). 1. İstenilen, aranılan, talep ve arzu olunan: Servet herkesin matlûbudur. 2. Verilmiş, borç verilmiş, alacak Bervech-i matlûb, matlûb veçhile = Arzu olunduğu yolda, istenildiği gibi.

Türkçe Sözlük

(e. A.). 1. -den, den beri. Min elevvel-ilâ-Ahırihi = Başından sonuna kadar. Mine’l-ezel = Ezelden, ezelden beri. Yevmen mine’l-eyyâm = Günlerden bir gün. Min-ba’d = Bundan sonra, ondan sonra. 2. -den dolayı, sebebiyle. Min cihetin = Bir cihetten, bir cihetçe. Min külli’l-vücûh Her veçhile. Min gayri haddin = Haddim olmayarak. Min gayri resmin = Resmî olmayarak, gayriresmî surette. Anhâ minhâ = Şundan bundan, şu bu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. böylece, bu suretle, bu veçhile, bunun için, nitekim. thus and so böyle böyle, filan filan. thus far buraya kadar, bu dereceye kadar. thus'ly z. böylece.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vücûh, evceh). 1. Yüz, çehre, suret: Vechini göremedim. 2. Ust, satıh, yüz. Vechü’l-Arz = Yeryüzü. 3. Uslûb, tarz, yol, şekil: Bu veçhile. 4. Sebep, vesîle, cihet, münasebet. Ber-vech-i meşrûh, ber-vech-i muharrer = Açıklandığı, yazıldığı üzere. Ber-vech-i pîşîn (peşin) = Peşin olarak. Bir veçhile, hiçbir veçhile Hiçbir suretle. Bu veçhile = Böylece. Min vechin = Ne suretle, nasıl. 5. (c.). ilerigelenler. VücCh-ı memleketten = Memleketin ilerigelenlerinden. Vechen-min-el-vücûh = Hiçbir suretle. Minkülli’l-vücûh, bi’l-vücûh = Her cihetle, (astronomi) Vücûh-ı kamer = Ayın bir ay içinde gösterdiği çeşitli, şekiller.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir veçhile, bir suretle, bir cihetten. Vechen-min-el-vüc&h = Hiçbir veçhile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. usul, tarz, suret, yol, yöntem . in any wise herhangi bir suretle. in no wise hiç bir suretle, katiyen, asla. in some wise bir dereceye kadar. on this wise bu veçhile.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Münasip, lâyık. Kemi yenbagi = Gerektiği gibi, lâyıkı veçhile.