Vera B.ayna Arka Klapa | Vera B.ayna Arka Klapa ne demek? | Vera B.ayna Arka Klapa anlamı nedir?

Vera B.ayna Arka Klapa | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: vera bayna arka klapa

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer Located with SOHO at L1, ACE provides 24 hour coverage of the solar wind parameters and solar energetic particle intensity ACE may give as much as an hour's warning of CME's that can cause geomagnetic storms here at Earth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ele geçen şey; (huk). verasetten başka bir şekilde ele geçen şey.

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Homebrewers Association Non-profit organization which promotes the hobby of homebrewing, and sanctions homebrew competitions Founded by Charlie Papazian, author of several books on homebrewing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Avtomat Klashnikova, or Automatic Kalashnikov The most widely used automatic rifle line in the world, Russian-designed; there are several Airsoft variants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a class of caustic bases, such as soda, potash, ammonia, and lithia, whose distinguishing peculiarities are solubility in alcohol and water, uniting with oils and fats to form soap, neutralizing and forming salts with acids, turning to brown severa

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecular modeling package AMBER produces an output that it refers to as 'PDB' but differs from true PDB in several areas, enough so to warrant a separate set of handling routines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The pineapple. a genus of tropical American plants have sword-shaped leaves and a fleshy compound fruits composed of the fruits of several flowers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a genus of tropical American plants have sword-shaped leaves and a fleshy compound fruits composed of the fruits of several flowers. large sweet fleshy tropical fruit with a terminal tuft of stiff leaves; widely cultivated.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). köşeli, zaviyeli, açısal; zaviye ile ölçülen; sivri; bir deri bir kemik (insan) ; davranışları rahat olmayan zarafetten yoksun. angular measure açı ölçüsü angular motion deveran dönme. angular velocity (dönüş sırasında) açısal sürat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

poll. public survey. inquiry. sample survey. overall survey.

Türkçe Sözlük

(i ). Bir ağaç ve bu ağacın kabuklu meyvesi. Yanlışlıkla şamfıstığı da denen bu bitki Antepfıstığıgillerin örnek bitkisidir. (Pistacia vera).

Türkçe - İngilizce Sözlük

A beverage served as an appetizer before a meal. taken before a meal as an appetizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Average Recurrence Interval, of a rainfall event.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sırt, arka, püşt: Arkaya almak, arkası üstü yatmak. 2. Geri taraf, halef, verâ, pes: Dağın arkasında. 3. Yüz mukabili, ters, zahr: Kâğıdın arkasına yazmak. 4. Alt taraf, sonra, mâbâd: Arkadan gitmek, arkaya kalmak. 5. Hâmî, iltimasçı, koruyucu: O adamın arkası yoktur. 6. Himaye, yardım, müzaheret, iltimas: Arkasız bir şey olmaz. 7. Batın, kuşak, nesil: Arkadan arkaya: Batnen bâde batn = Soydan soya, nesilden nesle. Arka arkaya vermek = Yardımlaşmak, elbirliğiyle çalışmak. Arka arka = Gerisin geri. Arkadan arkaya = Gizliden, belli etmeksizin. Arkası pek, kuvvetli = Üşümeyecek surette giyinmiş. Bir şeyin arkasına düşmek = Takip etmek. Arkasında dolaşmak = Araştırıp ele geçirmeye çalışmak: Bir hizmet arkasında dolaşıyor. Arka vermek = Dayanmak, istinad etmek. Arkada ve geride bulunan: Arka kapı, arka sokak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. stern. rear. tail. hind. rearward. friend at court. back. rear. posterior. supporter. backer. support. backing. contuniation. breech. small. dors-. dorso-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. dorsal. hind. posterior. rear. reverse. the reverse. continuation. sequel. support. back-up. backing. supporter. backer. backside. buttocks. behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the back. backpart. rear. back side. reverse. hind. posterior. buttocks. rump. powerful friend. backer. supporter. pull. influence. sequel. a back load of sth. countenancer. heel. tail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Essence, liquor, arrack.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autoregressive Moving Average A time-series model that includes both AR and MA components See also AR and MA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Auto-Regressive Moving Average A time series model that includes both AR and MA components See also AR and MA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the odor of the prepared coffee beverage It may be lacking, faint, delicate, moderate, strong, or fragrant and distinctive as to character.

Türkçe - İngilizce Sözlük

I'm stepping on some toes here Aroma is the overall smell of the wine due to natural fruits, fermentation and aging Traditionally this has not been the case but in this case tradition is screwy!! See Bouquet.

Türkçe Sözlük

(i.) («t» si ek alınca «d» hâline gelir. (Daima «d» ile «ard» yazanlar dahi vardır). 1. Önün zıddı, arka, geri, Osm. akab, hulf, pes: Ardından gitmek. 2. Arka, sırt, Osm. zahr, püşt, verâ. 3. Alt taraf, mâbâd, gerisi: Ardı kesilmek. 4. Son, encâm: Kışın ardı. Art aradan = Uzaktan, dolayisıyle. Artsız arasız = Ardı arası kesilmeksizin: Osm. aleddevam, alettevâlî. Önüne ardına bakmamak = Düşüncesizlik etmek. Arda atmak = Tehir ve imhal etmek. Ardını almak, getirmek = İtmam ve ikmal etmek, tamamlamak, bildirmek. İğne ardı = Bı’r nevi dikiş. Ardınca, ardı sıra = Akabinde, peşinde. Ardına düşmek, ardından gezmek = Takip etmek, arayıp taramak, mübtelâsı olmak. Ardına komak = Geciktirmek. Ardına komamak = intikamını almak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

left. leftover. overage. rest. remainder. refuse. surplus. excess. residue. offal. waste product. increment. residual. anyhow. anyway. ever. hangover. leavings. now. remnant. residuary. scrap. tag. tag end. trim. waste.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Asûden» fiilinden imas.). 1. Rahat, huzur. 2. Umumî emniyet, umumî sulh ve refah, huzur. Hıfz-ı Asâyiş = Asayişi korumak. Asâyiş-pervar = Emniyet ve sulha hizmet eden. Asâyişperverâne = Emniyet, asayiş ve huzura hizmet edecek surette.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yasak, yanına yaklaşılamayan. 2.Günahtan, haramdan çekinen. 3.İffetli, afif, ismetli, perhizkar. Asım b. Umeyr: (749). İslam komutanlarından. Maveraünnehir fethine katıldı ve yiğitliğiyle ün saldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beyan ve iddia etmek, katiyetle bildirmek. assevera'tion (i). iddia, soyleme, beyan, söz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Professor Andrew S Tanenbaum, writer of MINIX and several essential O/S books. aspartate aminotransferase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for AT Attachment, a disk drive implementation that integrates the controller on the disk drive itself There are several versions of ATA, all developed by the Small Form Factor Committee ATA: Known also as IDE, supports one or two hard drives, a 16-

Türkçe - İngilizce Sözlük

AT Attachment A disk drive implementation that integrates the controller on the drive itself There are several versions of ATA, all developed by the Small Form Factor Committee: ATA: Also known as IDE, supports one or two hard drives, a 16-bit interface a

Türkçe - İngilizce Sözlük

An atlas is a package of maps coverring some part of the world, suitable for use in an application For instance an atlas might have maps of Scotland with more detailed coverage of major cities. a computer-controlled instrument which measures the Staple Le

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of a chemical element that can still retain the properties of that element Atoms combine to form molecules, and they themselves contain several kinds of smaller particles An atom has a dense central core consisting of positively charged

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). average, avoirdupois.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). vasati hesap, ortalama, vasat, orta; cari olan fiyat, derece veya miktar; adi ölçü; (den). hasar, avarya; (s). muhammin , avarya duzenleyen eksper. average clause sigortada verilecek tazminatın miktar ını sınırlayan madde. above the aver

Yabancı Kelime

Fr. average

1. ortalama, 2. sp. sayı farkı

1. İki veya ikiden fazla sayının toplamının toplanan sayıların adedine bölünmesiyle elde edilen (sayı). 2. Futbol vb. karşılaşmalarda bir takımın elde ettiği sayıların, karşı takımın elde ettiklerine oranlanmasıyla bulunan sayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eksen, mihver, kutup; (mak). dingil; (tar). itilâf, anlaşma, uyuşma. axis bearing (mak). dingil yatağı. axis friction (mak). mihver sürtünmesi. axis pressure dingil basıncı. axis of rotation deveran mihveri; (mat). dönüm ekseni magnetic ax

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. apart. different. distinct. freestanding. aloof. aside. differing. free. independent. individual. remote. semi. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük

loose. separately. several. severally. singly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensive. detailed. elaborate. exhaustive. global. intimate. minute. overall. particular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow by blow. circumstantial. detailed. diffuse. overall. particular. prolix.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolution. determination. firm intention. will. strenght of purpose. purpose. constancy. devoutness. doggedness. pep. perseverance. resoluteness. resolve. steadfastness. tenacity. zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardour. determination. grit. guts. heart. perseverance. resolution. resolve. tenacity. perseverence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. resolution. tenacity. determinatedness. grand. perseverance. firmness of purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Turkish word meaning mountain The Balkans include several mountain ranges The region has been called the Powder Keg of Europe because many wars began there. an inhabitant of the Balkan Peninsula. of or denoting or relating to the Balkan countries or the

Türkçe - İngilizce Sözlük

balcony. veranda. circle. boob. tit. titty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given to several aromatic herbs of the Mint family, but chiefly to the common or sweet basil , and the bush basil, or lesser basil , the leaves of which are used in cookery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name is also given to several kinds of mountain mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The skin of a sheep tanned with bark. leaves or the common basil; used fresh or dried the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century; a saint and Doctor of the Church any of several Old World tropical aromatic annua

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of several Old World tropical aromatic annual or perennial herbs of the genus Ocimum. the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century; a saint and Doctor of the Church. leaves or the common basil; used fresh or d

Türkçe - İngilizce Sözlük

other. another. different. except. apart from. other than. alternative. else. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük

typographic. edition. print. printing. press. the press. oppression. pressure. restraint. discipline. arm-twisting. coaction. coercion. compulsion. constraint. crackdown. crush. duress. force. heat. impression. leverage. repression. screw. squeeze. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A telephone industry term for the space between the vertical panels or mounting strips of the rack One rack may contain several bays A bay is another place you put your equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealer. supplier. retailer. seller on commission. licensed retailer of beverages and tobacco from the government monopolies. wholesale distributor of newspapers. seller. selling party. commercant. concessionnaire. dealer's buyer. retail dealer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mensuplarını kayıran efendiye bağlı olan veya bende-perver şekilde: Eltâf-ı bende-perverâneleri: Eski nezaket tâbirlerinden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A statistical measure of a stock's volatility compared with the overall market A beta of less than 1 indicates lower risk than the market; a beta of more than 1 indicates higher risk than the market.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of the variability of rate of return or value of a stock or portfolio compared to that of the overall market.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A statistical measure of a security's or portfolio's volatility relative to the market as a whole A security with a beta of 1 indicates its price moves exactly with the overall market A beta greater than 1 is more volatile than the overall market, while a

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration. statement. representation. asseveration. profession. pronouncement. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration. announcement. statement. clarity. account. affirmance. asseveration. avowal. description. expression. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

communique. bulletin. proclamation. notice. announcement. manifesto. memorandum. memo. notification. asseveration. edict. memorial. report. service. throwaway. writ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a few. several. a few. a number of. one or two. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a few. several. some. various.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A long, round fur tippet; so called from its resemblance in shape to the boa constrictor. any of several chiefly tropical constrictors with vestigial hind limbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long thin fluffy scarf of feathers or fur. any of several chiefly tropical constrictors with vestigial hind limbs.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Karahanlı hükümdarı. Maveraünnehir’e hakim oldu. Bastırdığı paralarda İbrahim b. Nasr adıyla anılır (XI. yy.).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for 'robot,' also known as a shopping agent, shopping bot, shopbot, etc A program or Web site that searched several sites for information for the user, such as finding the lowest price on something you want to buy. build, operate, transfer - a type

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baş eğerek selamlama, reverans.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başını eğerek selamlamak, reverans yapmak; eğmek; başını eğdirmek; başını eğerek yol göstermek; ezmek. bow and scrape yaltaklanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acidulated fermented drink of the Arabs and Egyptians, made from millet seed and various astringent substances; also, an intoxicating beverage made from hemp seed, darnel meal, and water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beverage made of slightly fermented millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Lord Creator. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of the highest or sacerdotal caste among the Hindoos. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian cattle and now used chiefly

Türkçe Sözlük

(hi.). Cengiz Han’ın oğlu Çağatay Han’ın ismine nisbetle Maverâünnehr taraflarında oturan Doğu Türkleri’ ne ve edebî dil olarak kullandıkları Doğu Türkçesi’ne verilen isimdir: Çağatay kavmi. Çağatay lehçesi. Bugünkü Türkistan Türkleri ve lehçeleri için kullanılmaz.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kullarını besleyip kayıran kerem sahibi zâta mensup, müteallik veya lâyık: Nİmet-i çâkerperverâneleri, çâker-perverîleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

live broadcast. live coverage. live program.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dolaşma, gidip, gelme, deveran: Kanın damarlarda cevelânı. Osm. cevelân-ı dem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). deveran etmek dolaşmak, cevelân etmek; dağıtmak, elden ele geçirmek: dolaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). devir deveran dolaşım; (s). devreden, dolaşan. circulating library dışarıya kitap veren kütüphane.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devir, deveran, dolaşım cereyan; kan dolaşımı; tedavül, piyasadaki para miktan; kitap verme; dağıtım miktarı, tiraj.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dönmek, deveran etmek, dolaşmak. circumvolu'tion (i). bir merkez etrafında dönüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pusula; pergel; çevre; sınır; saha, alan, menzil; devir, deveran, süre. compass card, compass rose pusula kartı, rüzgargülü. compass needle pusula ibresi, pusula inesi. compass saw delik testeresi. beam compass büyük daire çizmeye mahsus sürgülü perg

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrılma; ayrılma izni; yol verme; eski reverans; (mim). bir çeşit silme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). reverans, eğilerek ve dizleri biraz bükerek selâmlama (kadın); (f). reverans yapmak. make a curtsy reverans yapmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Department of the Army. direct action; Department of the Army. DA, or Departure from Average, is the calculation of the departure on a per pixel basis of the current years NDVI data from the average NDVI value The average is calculated for each pixel in t

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar veya hâkim ve vezire mensup ve ait: Cânib-i Alî-i dâverânelerine, dâverîlerine (Osmanlı devri resmî yazışmalarında vezirlere hitâben kullanılan tâbirlerdendir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öIüm, öIme, vefat; katil, ölüme sebebiyet veren şey. deathbed (i). ölüm döşeği. deathblow (i). öIdürücü darbe. death certificate ölüm ilmuhaberi, defin ruhsatı. deathcup (i). çok zehirli bir çeşit mantar, (bot). Amanita. death duty (ing). veraset ve

Türkçe - İngilizce Sözlük

different. diverse. way-out. diversified. alternative. several. varied. variegated. variant. calico. quirky.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coarse cotton drilling used for overalls, etc. a coarse durable twill-weave cotton fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a series of products of several numbers, these products being formed according to certain specified laws A mark or attribute, attached to the subject or predicate, narrowing the extent of both, but rendering them more definite and precise. a de

Türkçe Sözlük

(DEVERAN) (i. A.). Dolaşım.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dönüp dolaşma, cevelân: Kanın deveranı. 2. Ağızdan ağıza gezme, tedavül: Deveran eden bir havadise göre. Öyle bir söz deveran ediyor. 3. (galat olarak devrân şeklinde) Devir, felek, talih.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوران] dönme, dolaşma, dolaşım. deverân etmek dönmek, dolanmak.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). keşfetmek, bulmak; meydana çıkarmak. discoverable (s). keşfi mümkün. discoverer (i). kâşif, keşfeden kimse, bulan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

average adjustment / statement. adjustment of the average. statement of average.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjuster. adjudicator. average adjuster.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accuracy. honesty. truth. uprightness. straightness. candour. correctitude. correctness. exactitude. exactness. fairness. fidelity. integrity. justness. orthodoxy. precision. probity. rightfulness. validity. veracity. verity. virtue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dock. wharf. average accustomed. port construction site. shipyard.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Dolaşmak eylemi. 2. (anatomi) Kalbin hareketleriyle kan ve lenfin damarlar içinde devamlı olarak akması, deveran. Dolaşım sistemi = Kalbi, akciğer, kan ve lenf damarları içine alan sistem. Ar. deveran.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A megalithic tomb with one large flat stone laid on several upright stones Dolmens were usually originally covered by an earthen hill or barrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Trees with crowns extending above the general level of the canopy and receiving full light from above and partly from the side; taller than the average trees in the stand with crowns well developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small arboreal lizard of the genus Draco, of several species, found in the East Indies and Southern Asia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabulous winged creature, sometimes borne as a charge in a coat of arms. any of several small tropical Asian lizards capable of gliding by spreading winglike membranes on each side of the body a creature of Teutonic mythology; usually represented as bre

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dramatic work intended for performance by actors on a stage; 'he wrote several plays but only one was produced on Broadway'. an episode that is turbulent or highly emotional. the literary genre of works intended for the theater. the quality of being arr

Türkçe - İngilizce Sözlük

incentive. leverage. motive. spur. urge. drive. impulse.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekârîm) (kerîm’ den itaf.). Daha veya pek kerîm, pek cömert ve Alîcenâb, lutuf ve keremi fazla olan. Serdâr-ı Ekrem = Osmanlı devletinde sadrâzam veya başka bir vezirin padişah yerine başkumandanlık ettiği zaman seferde aldığı unvan. Yâv»r-I Ekrem = Tanzimat’tan sonra padişahın müşir (mareşal) rütbesindeki yâverleri. Yâver-i Ekrem-i Hazret-i Şehriyârî (cem’inde yanlış olarak «yâverân-ı kirâm» denmiştir; halbuki kirâm, kerîm’in cem’idir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic unit of an HTML document HTML documents use start and stop tags to define structural elements in the document These elements are arranged hierarchically, to define the overall document structure The name of the element is given by the tag, and i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A material consisting of atoms, all with the same atomic number Approximately 90 different elements are known to exist in nature and several others have been created in nuclear reactions For more information about the elements, see the Periodic Table of t

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. icap ettirmek; huk. belirli bir veraset usulüne göre vermek; meşruten vakfetmek. entailment i. icap ettirme; meşruten vakfetme; bu suretle vakfedilen mülk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) asla, hiç bir zaman; ebedi, daima, her zaman, durmadan; herhangi bir zamanda. ever after ondan sonra, hep, artık. everand anon arada sırada. ever burning hiç sönmeyen, daima yanan. ever changing daima değişen. ever living ölmez, ebedi ever more daima

Türkçe - İngilizce Sözlük

In America often applied to several species of aquatic salamanders.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Many categories of powwow dancers use dance fans There are several different varieties, including flat fan, wing fan, and loose fan, made from eagle, hawk, turkey, or macaw feathers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

different. diverse. dissimilar. unlike. varied. distinct. variant. several. alien. another. discrete. disparate. divergent. divided. incompatible. incongruous. a far cry. a far cry from. otherwise. hetero-. unlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alien. different. dissimilar. distinct. diverse. separate. several. unlike. varied.

Türkçe - İngilizce Sözlük

de trop. residuary. supernumerary. excess. overplus. overage. excrescence. bulge. glut. margin. more. overbalance. oversupply. plus. super. superfluity. supernumerary. surplus. surplusage. superfluities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overage. excess. superabundance. surplus. amount in excess. certificate of gains , losses and discrepancies. exorbitance. increment. outgrowth. overgrowth. overmeasure. overplus. oversupply. redundancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal is a term which refers to a nation state where power is divided between a national government and several regional governments, normally called states or provinces A federation, unlike a confederation, normally makes no provision for its dissoluti

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ücret; duhuliye, giriş ücreti; tımar, zeamet; doktor ücreti, vizite; (f). ücret vermek; ücretle tutmak. fee simple (huk). mülk, hususi bir varisler sınıfına munhasır olmayan mülk, şartsız veraset. hold in fee (huk). mülken mutasarrıf olmak, m

Türkçe Sözlük

(hl. coğrafya). Orta Asya’ da Maverâ-ün-nehr’ln güney doğu tarafında bir büyük bölge.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaynayıp fışkırma: Yanardağın ağzından ateşler feveran eder. Fıskiyeden bol su feverân etti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فوران] fışkırma. 2.kaynama. feverân etmek fışkırmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Su veya diğer bir sıvı), şiddetli bir basınç altında, bulduğu dar bir aralıktan şiddetle sıçramak. Osm. feverân etmek: Bu fıskiyeden su beş metre yukarı kadar fışkırıyor. 2. Tohum büyük bir kuvvet ve şiddetle bitip birdenbire büyümek: Ektiğimiz tohumlar bir güzel fışkırmış ki.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Su veya diğer bir sıvıyı basınç altında dar bir açıklıktan şiddetle sıçratmak. Osm. feverân ettirmek: Fıskiye, bu tulumba, şu şırınga suyu çok yukarı fışkırtıyor. 2. Tohumu birdenbire ve süratle yeşertmek: Bu yağmur ekinleri fışkırtacaktır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A darting point; a sudden emission. the manner in which something fits; 'I admired the fit of her coat' a display of bad temper; 'he had a fit'; 'she threw a tantrum'; 'he made a scene' insert or adjust several objects or people; 'Can you fit the toy into

Türkçe - İngilizce Sözlük

To ignite warmed alcoholic beverages, which are then poured over foods just before serving.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small unit of information at link layer, of size of one or several words.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The overall structural organization of a music composition and the interrelationships of music events within the overall structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One overattentive to forms, or too much confined to them; esp., one who rests in external religious forms, or observes strictly the outward forms of worship, without possessing the life and spirit of religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The pattern into which data are systematically arranged for use on a computer A file format is the specific design of how information is organized in the file For example, ArcInfo has specific, proprietary formats used to store coverages DLG, DEM, and TIG

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low Level Formatting is the process of dividing the tracks on a disk into sectors Each track begins with an index mark, each sector has a sector identification field that is several bytes long, which contains the sector addresses and other overhead data r

Türkçe - İngilizce Sözlük

Global Assessment of Functioning Scale, DSM IV - The reporting of overall function on Axis V is performed using the Global Assessment of Functioning Scale The GAF scale may be particularly useful in tracking the clinical progress of individuals in global

Türkçe - İngilizce Sözlük

A range of winds from 34 to 47 knots ; see also weather definitions. a wind whose 'ten-minute average speed at height 10 equals at least 37 knots. A nautical term defining weather conditions in which wind speed ranges between 34 to 40 knots.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A TADS data file Typically it will represent an interactive fiction story It is binary but will work on any machine with some flavor of TADS interpreter, and such interpreters are available for several different platforms, usually for free It is currently

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. zeal. energy. perseverance. solicitude. ardour. assiduity. endeavour. exertion. fervour. go. industry. pull. verve. vigour. vim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

general. global. public. broad / adj ,. catholic. common. overall. pandemic. sweeping. universal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

government budget. master budget. general budget. overall budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük

general outlook. overall picture / survey / view. overall picture. panorama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. umumi, genel, külli; umuma ait, şümullü; içinde her şey bulunan; kesin olmayan, takribi; i. umum, avam, halk; ask. general. general average den. büyük avarya. general cargo den. karışık yük. general delivery postrestant, postanede sahibine te

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Canlılardaki veraset hadiselerini inceleyen biyoloji kolu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

real. authentic. genuine. true. actual. actuality. true copy. dinkum. essence. fact. factual. faithful. point of fact. positive. proper. reality. right. serious. sincere. solid. straight out. tangible. truth. truthful. veracity. veritable. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reality. actuality. authenticity. truth. veracity. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrecoverable. irreversible. irrevocable. unrecallable.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Art, jirka, kıç, halef: Evin, geminin, kervanın gerisi. 2. Bir şeyin sonra gelen kısmı, son, art: Kışın, soğuğun, alınan haberlerin gerisi. 3. insan ve hayvanın arkasındaki organ, kıç, kuyruk. Ar. acz, verâ: Tavuğun gerisi. 4. Alt taraf, Ar. mâbâd: Gerisi gelecektir. Gerisi bundan iyidir. 5. Dönüş, avdet; arkaya doğru hareket: Sağdan geri, soldan geri. 6. Arkada bulunan, art, halef, Fars. pesîn: Binanın, geminin geri tarafı, kervanın geri kısmı. 7. Sonraki, Ar. muahhar, ait: Hikâyenin geri kısmı, yazın geri sıcakları. 8. Aşağı bulunan, Fars. dön. Derste arkadaşlarından geridir. 9. Gerçek vakitten az gösteren, ileri mukabili: Sizin saat geridir. 10. Arkada, artta: Geri kalmak, geri geri gidiyor. 11. Sonra, Ar. bâde, muahhar: Şimden geri. 12. Tekrar, yine: Geri gitmek, geri dönmek, geri çevirmek, geri vermek. Katılan harflerle beraber yer ve zaman zarfları teşkil eder: Geriden, geride, geriye, gerisince: Geride kalmak, geriye dönmek, geriden yürümek, gerisince gitmek. Geri almak = Tekrar almak: Malımı beğenmezse geri alırım. Bu sözü geri alın. Gerisini almak = Kalan kısmı da yapıpı bitirmek: O işin gerisini aldınız mı? Ayakları geri geri gitmek = Gönülsüz ve istemiyerek gitmek. Geri çevirmek = İade etmek, yüzgeri etmek. Geri dönmek = Avdet etmek. Geri durmak = Teşebbüs etmemek, karışmamak, ictinâb etmek, çekilmek. Geri kalmak = 1. Diğerlerine yetişememek, arkada kalmak: Arkadaşlarından geri kaldı. O, kimseden geri kalmıyor. 2. Tehir olunmak, geciktirilmek, muvakkaten vazgeçilip yapılmamak: O iş geri kaldı. 3. Uzak olmak, vazgeçmek: Çalışmaktan geri kalmıyor. 4. Gecikmek: Bugün vapur geri kaldı. Geri koymak = Tehir etmek, sonraya bırakmak. Geri gelmek = Geri dönmek. Geri gitmek = Çökmek, çözülmek. Geri vermek = Red, iade etmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çevre, çepeçevre, yuvarlak. 2. Dönme, deveran.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönme, devir, deverân: Girdiş-i gerdûn = Felek çarkının dönmesi, devri.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi’nin kıyısında, Honduras ve Belize arasında ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, El Salvador ve Meksika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 15 30 Kuzey enlemi, 90 15 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 108,890 km².

Sınırları: toplam: 1,687 km.

sınır komşuları: Belize 266 km, El Salvador 203 km, Honduras 256 km, Meksika 962 km.

Sahil şeridi: 400 km.

İklimi: tropikal; mevsimler alçak bölgelerde sıcak ve nemli, yüksek arazilerde serin yaşanır.

Arazi yapısı: Arazi çoğunlukla dar kıyı ovaları olan dağlık bölgelerden ve engebeli kireçtaşı platolarından oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Tajumulco yanardağı 4,211 m.

Doğal kaynakları: petrol, nikel, seyrek ağaçlar, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.22.

daimi ekinler: %5.6.

Diğer: %81.18 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,300 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Dağlarda sayısız yanardağlar, arada sırada ser depremler ortaya çıkmaktadır. Karayip sahilleri kasırga ve tropikal fırtınalara meyillidirler.

Coğrafi Not: Batı kıyısında hiçbir doğal korunak yoktur.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 12,293,545 (temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.27 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -1.94 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: Toplam nüfus: 69.38 yıl.

Erkeklerde: 67.65 yıl.

Kadınlarda: 71.18 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.82 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 78,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,800 (2003 verileri).

Ulus: Guatemalalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler, yaklaşık %55, Amerika yerlileri, yaklaşık %43, beyazlar ve diğer %2.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, yerel Maya inançları.

Diller: İspanyolca %60, Amerika dilleri %40 (Quiche, Cakchiquel, Kekchi, Mam, Garifuna ve Xinca’yı da içine alan 20 den fazla Kızılderili dili).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %70.6.

erkekler: %78.

kadınlar: %63.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guatemala Cumhuriyeti.

kısa şekli : Guatemala.

Yerel tam adı: Republica de Guatemala.

yerel kısa şekli: Guatemala.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Guatemala.

İdari bölümler: 22 bölge; Alta Verapaz, Baja Verapaz, Chimaltenango, Chiquimula, El Progreso, Escuintla, Guatemala, Huehuetenango, Izabal, Jalapa, Jutiapa, Peten, Quetzaltenango, Quiche, Retalhuleu, Sacatepequez, San Marcos, Santa Rosa, Solola, Suchitepequez, Totonicapan, Zacapa.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 31 Mayıs 1985.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Pazar

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (s.) dönmek, devretmek; helezoni şekilde gitmek; (s.) yuvarlak, zemberek şeklinde, dairesel. gyra'tion (i.) dönüş, dönme, deveran. gy'ratory (s.) dönen, devreden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), şiir dönüş, dönme, deveran; daire şekli, zemberek şekli; (f.) dönmek, devretmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for harmful algal blooms, also known as marine phytoplankton blooms or red tides In this naturally occurring phenomenon for which instances are reported for around 300 species blooms with cell concentrations of several million per liter occur

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth. actuality. fact. gospel. reality. veracity. verity.

Türkçe Sözlük

(HAKİMİYYET) (i. A.). Hâkimlik, Amirlik. Devletin, ülkesi ve ahalisi üzerindeki iktidarı, yüksek ve siyasî iktidar, Fr. souverainetö.

Türkçe - İngilizce Sözlük

salvation. deliverance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thigh of any animal; especially, the thigh of a hog cured by salting and smoking. meat cut from the thigh of a hog an unskilled actor who overacts a licensed amateur radio operator son of Noah.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meat cut from the thigh of a hog. son of Noah. a licensed amateur radio operator. an unskilled actor who overacts. exaggerate one's acting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quarters for Muslim women in a palace;. the mating and association of several adult females with one male. a women's compound associated with the royal palace and some temples, including quarters for queens and other women of distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

damage. harm. havoc. wreckage. average. depredation. detriment. injury. mischief. scathe. spoilage.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) İyi, faydalı, hayırlı, yarar. Hayru’l-Vera: Halkın, alemin hayırlısı, Hz.Muhammed. Hayru’l-Beşer: İnsanların hayırlısı, Hz.Muhammed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

My aunt on my mother's side She was like a grandmother to me when I was growing up Like Bill, I believe she's visited me several times since she passed on.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çöpleme, (bot). Helleborus. black hellebore kara çöpleme, karacaot, (bot). Helleborus niger. white hellebore akçöpleme, (bot). Veratrum album. helleborin (i). çöplemeden elde edilen zehirli bir madde. helleborism (i)., (tıb). bu maddeyi ilaç olarak

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hardest of several possible ways to do a proof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

On the Internet, most data packets go through several routers to get to their final destination The more hops, the longer it takes to get where you're going Think of it as flying from Los Angeles to New York, with a stop in Chicago--that stops in Chicago

Türkçe - İngilizce Sözlük

When accessing a WAN or Internet, data packets often have to travel through several places to reach it's destination, each place the packet lands on is called a hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rule. authority. provision. sentence. decision. judgement. verdict. adjudication. assize. award. conclusion. deliverance. dicta. dictum. doom. estimate. fiat. operation. predication. proviso. ruling. statute.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hüver-verân). Hüner, mârifet ve ihtisas sahibi: Hünermend, hüner-ver bir adamdır; zamanın hünerverlerinden bir zât.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drink. beverage. potable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beverage. drink. refreshment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beverage. drink. board. potation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beverages. beverage. drink. liquor. intoxicating drink. jamboree. rum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intoxicated. where alcoholic beverages are served.

Türkçe - İngilizce Sözlük

not having drunk anything alcoholic. not serving alcoholic beverages.

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. pretension. allegation. assertion. pretence. pretense. charge. argument. asseveration. averment. bet. contention. contest. information. pleading. protestation. say-so. submission.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegation. assertion. claim. bet. pretension. thesis. false claim. insistence. wager. argument. asseveration. averment. contention. contest. crimination. line shooting. plea. position. profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük

preferential treatment. protection. patronage. favour. leverage. pull.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Word used in several senses In general use, it means the leader of congregational prayers; as such it implies no ordination or special spiritual powers beyond sufficient education to carry out this function It is also used figuratively by many Sunni Musli

Türkçe - İngilizce Sözlük

to believe sth. to believe sb. to count on sb's veracity. to have faith in God. accredit. believe. buy. depend on / upon. give credit for. hold. lippen. to take in stock. trust.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. miras, kalıt; huk. veraset; kalıt alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) düzeltilemez; bir daha ele geçmez, geri alınamaz, telâfi edilemez; tahsili kabil olmayan. irrecoverably (z.) bir daha ele geçmeyecek şekilde.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ölen ana baba veya akrabadan kalan mal, mülke konma, vâris olma, miras yeme (bu mânâ ile veraset daha çok kullanılır). 2. Miras, miras olarak düşen mal ve hisse (bu mânâ ile miras daha çok kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

insistence. persistence. perseverance. urgency.

Türkçe Sözlük

(uyd. k.) (i. biyoloji). Soydaki hususiyetlerin dünyaya gelen yeni fertlere geçmesi, soyaçekim, veraset.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opinion. belief. idea. conclusion. deliverance. esteem. estimation. eye. fancy. impression. judgement. notion. persuasion. sense. sight. surmise. thought. view. sentiments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extent. scope. range. coverage. extension.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coverage area; service area.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extensive. comprehensive. overall.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı bir şey ateşte fıkır fıkır etmek, Osm. galeyân eylemek, cûş ve hurûşa gelmek: Bu su kaynadı mı? 2. Kaynar suyun içinde pişmek: Bu et daha kaynamadı. 3. Şişip kabarmak, ekşimek, Osm. tahammur etmek: Şıra kaynamaya başladı, midesi kaynıyormuş. 4. Yerden şiddetle fışkırmak, Osm. feverân etmek: Yerden su kaynıyor. 5. Çok bulunup kaynayan su gibi hareket etmek: Bu dolapta karıncalar kaynıyor. 6. Birleşmek, yapışmak: Kırılan kol kemiği kaynadı. 7. Gizlice ve el altından düzenlenmek: Burada bir iş kaynıyor. 8. Rahat durmamak, Osm. cûş ve hurûşta olmak, deprenmek: Deniz kaynıyor, bu adam kaynayıp duruyor. 9. Suyun içinde batmak, denizin dibine inmek: O koca gemi beş dakikada kaynadı. 10. Mahvolmak: Bizim paralar kaynadı gitti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

he. itself. own. personally. respective. self. several. in person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dried bodies of the females of a scale insect , allied to the cochineal insect, and found on several species of oak near the Mediterranean.

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. being cut. cutting. being stopped. stoppage. being exhausted. exhaustion. souring. cessation. deduction in advance. discontinuance. disruption. rupture. severance. suspense.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Arka taraf, art, geri. 2. Hayvan gerisi, sağrı, Ar. verâ, mak’ad. 3. Geminin arka tarafı, gerisi, pupe. 4. Ateşli silâhların kuyruğu, gerisi. 5. Hayvanın ard ayağıyla vurması, çifte. Kıç atmak = Çifte vurmak. Kıç attırmak = Geçmek, üstün olmak. Tecrübe zekâya kıç attırır. Başsız kıçsız = Başı sonu bellisiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

severance pay. dismissal pay. termination indemnity. seniority bonus / pay. discharge obligation. seniority allowance. severance benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. several. some. whom. who.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attire. dress. clothes. costume a person's overall appearance. apparel. costume. garb. habit. livery. rig. trim.

Türkçe Sözlük

(i.). Yakanın göğüse doğru inen devrik kısmı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking off. coming apart. break away. rupture. severance. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

frighten. scare. daunt. intimidate. threaten. horrify. administer a shock. affright. alarm. appal. appall. awe. bulldoze. cow. dismay. fright. funk. overawe. startle. terrorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm. boggle. chill. cow. daunt. dismay. frighten. horrify. overawe. scare. startle. terrorize. to frighten. to scare. to cow. to daunt. to startle. to horrify. to worry. to threaten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea-rescue. wrecking. rescue. redemption. saving. salvage. salvation. deliverance. extrication. liberation. recovery. relief. save.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliverance. redemption. relief. rescue. salvation. saving. recovery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

escape. out. release. deliverance. salvation. let-out. liberation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliverance. escape. release. relief. rescue. salvation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

salvation. liberation. release. escape. deliverance. delivery. rescue. riddance. safety. survival.

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. cover. coverage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for laparascopic; this is a surgery that is performed with several small incisions that are only a few inches long and into which tools and cameras are inserted allowing the surgeon to work. 1-Two thicknesses of material bonded together 2-Section at

Türkçe - İngilizce Sözlük

During this time it usually molts several times, and may change its form or color each time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

During this time it usually molts several times, and may change its form or color each time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That portion of the vibration of a balance during which the impulse is given. the act of raising something; 'he responded with a lift of his eyebrow'; 'fireman learn several different raises for getting ladders up' a ride in a car; 'he gave me a lift home

Türkçe - İngilizce Sözlük

That portion of the vibration of a balance during which the impulse is given. the act of raising something; 'he responded with a lift of his eyebrow'; 'fireman learn several different raises for getting ladders up' a ride in a car; 'he gave me a lift home

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maximum amount a policy will pay either overall or under a particular coverage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The maximum dollar amount of coverage an insurer will pay for a particular loss, or for losses incurred during the policy term.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maximum amount a policy will pay either overall or under a particular coverage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The maximum dollar amount of coverage an insurer will pay for a particular loss, or for losses incurred during the policy term.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any one of the several elementary pieces of a mechanism, as the fixed frame, or a rod, wheel, mass of confined liquid, etc., by which relative motion of other parts is produced and constrained.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any one of the several elementary pieces of a mechanism, as the fixed frame, or a rod, wheel, mass of confined liquid, etc., by which relative motion of other parts is produced and constrained.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A logo containing the name of a company or store has a tremendous effect on a site's overall look Paying for a graphic designer to make a professional looking logo is well worth the money On the Web, logos should generally be saved in gif format, unless t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A logo containing the name of a company or store has a tremendous effect on a site's overall look Paying for a graphic designer to make a professional looking logo is well worth the money On the Web, logos should generally be saved in gif format, unless t

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large number or amount or extent; 'a batch of letters'; 'a deal of trouble'; 'a lot of money'; 'he made a mint on the stock market'; 'it must have cost plenty'. a parcel of land having fixed boundaries; 'he bought a lot on the lake'. your overall circum

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally, one of several contiguous parcels of land making up a fractional part of subdivision of a block, the boundaries of which are shown on recorded maps and 'plats'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large number or amount or extent; 'a batch of letters'; 'a deal of trouble'; 'a lot of money'; 'he made a mint on the stock market'; 'it must have cost plenty'. a parcel of land having fixed boundaries; 'he bought a lot on the lake'. your overall circum

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally, one of several contiguous parcels of land making up a fractional part of subdivision of a block, the boundaries of which are shown on recorded maps and 'plats'.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağlama edâtı, verâ = arka, geri, öte). Bir şayln arkasında, ötesinde, gerisinde bulunan, öte. Mlverâ-On-nehr = Aşağıya bak. Mâverâ-üttabllyye = Tabiatın ötesinde ve üstünde bulunan şey, gayrı tabit hâl. Miverly-ı Kafkas = Kuzey Kafkasya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The average annual increase in volume of individual trees or stands up to the specified point in time The MAI changes with different growth phases in a tree's life, bring highest in the middle years and then slowly decreasing with age The point at which t

Türkçe - İngilizce Sözlük

The average annual increase in volume of individual trees or stands up to the specified point in time The MAI changes with different growth phases in a tree's life, bring highest in the middle years and then slowly decreasing with age The point at which t

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grain, usually barley, that has been allowed to sprout, used chiefly in brewing and distilling An alcoholic beverage, such as beer or ale, brewed from malt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A symptom of Bipolar Disorder in which the patient feels an emotional high, becomes very impulsive and has physical overactivity. emotional state characterized by euphoria, inflated self-esteem, hyperactivity, agitation, racing and confused thoughts and s

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika’da, Karayip Denizi ve Meksika körfezi kıyısında, Belize ve ABD arasında, Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Guatemala ve ABD arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Kuzey enlemi, 102 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 1,972,550 km².

Sınırları: toplam: 4,353 km.

sınır komşuları: Belize 250 km, Guatemala 962 km, ABD 3,141 km.

Sahil şeridi: 9,330 km.

İklimi: Tropikalden çöl iklimine kadar değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Yüksek, kayalıklı dağlar, alçak kıyı ovaları, yüksek platolar, çöller.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Salada Gölü -10 m.

en yüksek noktası: Volcan Pico de Orizaba 5,700 m.

Doğal kaynakları: Petrol, gümüş, altın, kurşun, çinko, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.66.

daimi ekinler: %1.28.

Diğer: %86.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 63,200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 107,449,525 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.32 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 20.26 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.41 yıl.

Erkeklerde: 72.63 yıl.

Kadınlarda: 78.33 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 160,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,000 (2003 verileri).

Ulus: Meksikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler %60, Kızılderililer %30, beyazlar %9, diğer %1.

Din: Roma Katolikleri %89, Protestan %6, diğer %5.

Diller: İspanyolca, çeşitli Maya, Nahuatl ve diğer yerel diller.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.2.

erkekler: %94.

kadınlar: %90.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Meksika Devleti.

kısa şekli : Mexico.

Yerel tam adı: Estados Unidos Mexicanos.

yerel kısa şekli: Mexico.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Federal Cumhuriyet.

Başkent: Mexico City.

İdari bölümler: 31 eyalet ve 1 federal bölge; Aguascalientes, Baja California, Baja California Sur, Campeche, Chiapas, Chihuahua, Coahuila de Zaragoza, Colima, Distrito Federal, Durango, Guanajuato, Guerrero, Hidalgo, Jalisco, Mexico, Michoacan de Ocampo, Morelos, Nayarit, Nuevo Leon, Oaxaca, Puebla, Queretaro de Arteaga, Quintana Roo, San Luis Potosi, Sinaloa, Sonora, Tabasco, Tamaulipas, Tlaxcala, Veracruz-Llave, Yucatan, Zacatecas.

Bağımsızlık günü: 16 Eylül 1810 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 16 Eylül (1810).

Anayasa: 5 Şubat 1917.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), BCIE, BIS (Uluslararası İmar Bankası), Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Y

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft drink. beverage. drink. potable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beverage. squash. soft drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft drink. soft drinks. beverages.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A white waxy substance, found in small quantities in spermaceti as an ethereal salt of several fatty acids, and regarded as an alcohol of the methane series.

Türkçe Sözlük

(i. hâl. F ). Misafirleri kabûl edip kendilerine ikram ederek veya böyle yapan adama lâyık surette: Bizi mihmân-perverâne kabûl etti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of several cereal and forage grasses which bear an abundance of small roundish grains.

Türkçe Sözlük

(MİRAS) (i. A. «verâset», «irs» ten masdar). Olen bir yakından kalan mal ve mülk: Miras yemek, mirasa konmak. Mirasyedi = Mirasa konan adam. mec. Pek müsrif ve idaresiz adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A miniature representation of a thing, with the several parts in due proportion; sometimes, a facsimile of the same size.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A circulation model is any mathematical simulation used to forecast overall financials and circulation levels or revenue Although most modeling today is done with computers, some companies still work models manually, with spreadsheets List modeling is the

Türkçe - İngilizce Sözlük

The kth moment of a list is the average value of the elements raised to the kth power; that is, if the list consists of the N elements x1, x2, , xN, the kth moment of the list is.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having the leverage necessary to control an opponent's moves through the use of threats Creating momentum is the most widely-used, and most effective, strategy for the game This situation is also called initiative and tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

diverse. various. of various sorts. assorted. different. miscellaneous. multifarious. several. sundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

severally. individually. personally. in person. separately. apart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. discrete. individual. isolated. lonely. sporadically. disjunctive. to stand on one's own. several. solitary. ultimate.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten) (mü. mûrise). 1. Getiren, veren, kazandıran. 2. Vârise miras bırakan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler. 2. Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

numerous. many. several.

Türkçe Sözlük

(I. A. «verâ» dan if.) (mü. mütevâriyye). Bir şeyin arkasına veya altına geçip saklanan, saklı, gizil.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten if.) (mü. mütevârise). Miras kalan, irsen geçen, babadan evlâda kalarak devam eden.

Türkçe Sözlük

(I. A. «verâ» dan if.) (mü. müteverria). Dinine bağlı, kötülükten kaçan, imâniı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

NAS stands for Network Access Server It is a computer or a special device designed to provide access to the network For example, it can be a computer connected to the network and equipped with several modems Such NAS would allow the user connecting to one

Türkçe - İngilizce Sözlük

of average or poor quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mean or the average - an established pattern or form.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An average, common, or standard performance under specified conditions, e g , the average achievement test score of nine-year-old children or the average birth weight of male children.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To understand whether precipitation and temperature is above or below normal for seasons and longer timescales, normal is defined as the average weather over 30 years These averages are recalculated every ten years The National Weather Service has just re

Türkçe - İngilizce Sözlük

The recognized standard value of a meteorological element as it has been averaged in a given location over a fixed number of years Normals are concerned with the distribution of data within limits of common occurrence The parameters may include temperatur

Türkçe - İngilizce Sözlük

The long-term average value of a meteorological element for a certain area For example, 'temperatures are normal for this time of year ' Usually averaged over 30 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term applied to behavior or abilities that fall within the average range; that which is considered acceptable, not exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A star that flares up to several times its original brightness for some time before returning to its original state.

Türkçe - İngilizce Sözlük

On Base Average See On Base Percentage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apron. pinafore. pinny. school uniform. bib. dickey. dicky. overall. smock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the important music drama genres, usually featuring a full orchestra, several soloists, and sometimes a chorus More often than is the case with musical theater, operas have virtually continuous singing, no spoken dialog.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of semi-circular stepped shelving containing hundreds of bottles of raw materials. structure made up of different types of tissues that work together to do a certain job. a part of the body made of several tissues, with a particular function.

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. centre. fair. indifferent. intermediate. medial. median. mediocre. medium. middle. middling. moderate. normal. tolerable. central. midst. center. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediate. medium. middle. middling. moderate. middle part. central part. central (thing. average. centre. centrum. the common run. heart. in between. mainstream. medial. mediocre. mesne. mid. midst.

Türkçe - İngilizce Sözlük

medium. average. mean. equated. fair average. medial. normal. par. average. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. normal. medium. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük

center alignment. mean. average. mean average.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on an average. average propensity to consume.

Finansal Terim

(Average Collateral)

Üçer aylık hesaplama dönemlerinde tüm Borsa üyeleri için hesaplanan oransal teminat tutarlarının basit ortalamasıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzakta, uzakça, uzağa işaret içindir; yakına işaret için olan «beri» zıddı: Ötede otur, öteye git. 2. Daha uzak, daha ileri olan yer: Oraya kadar bilirim, ötesine karışmam. 3. Bir şeyin arkasında bulunan, Ar. mâverâ: Denizin ötesine geçmek, çayın ötesinden gelmek. Uzak zamana işaret içindir, eski ve uzak zaman: Öteden, öteden beri = Eskiden, eskiden beri, Ar. mine’l-kadîm. 4. Diğer, uzakça bulunan. Öte gün = Uzakça bulunan, pek yakın olmayan bir gün, birkaç gün önce. 5. Öbür taraftaki: Nehrin öte yakası, öte taraf. Öteberi = Şu bu, çeşitli şeyler: Öteberi almaya gidiyordum. Ötede beride = Şurada burada, çeşitli yerlerde. Ötesinde berisinde = Çeşitli yerlerinde. Ötesine varmak = Pek ileri varmak, haddi geçmek. Ötesini beri etmek = Düzeltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. feveran, patlama, patlak verme, isyan; baş gösterme, çıkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birdenbire patlayış, patlak verme; feveran.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. beklenilenden daha başarılı olmak. overachiever i. (okulda) beklenilenden daha başarılı olan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential character. employee. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential character. employee. several.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika’da, Karayip Denizi ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kolombiya ve Kosta Rika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 9 00 Kuzey enlemi, 80 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 78,200 km².

Sınırları: toplam: 555 km.

sınır komşuları: Kolombiya 225 km, Kosta Rika 330 km.

Sahil şeridi: 2,490 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, sıcak, nemli, bulutlu; Mayıs - Ocak ayları arasında uzun süreli yağmur mevsimi, Ocak - Mayıs ayları arasında ise kısa kuru mevsim yaşanır.

Arazi yapısı: İç kısımda daha fazla dik ve engebeli dağlar, yüksek ovalar, kıyı kesiminde geniş ovalar ve engebeli tepelikler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Chiriqui Yanardağı 3,475 m.

Doğal kaynakları: Bakır, maun ormanları, karides, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.

daimi ekinler: %2.

Otlaklar: %20.

Ormanlık arazi: %44.

Diğer: %27 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 320 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,845,647 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.3 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -1.1 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Yeni doğanlarda ölüm oranı: 20.18 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.68 yıl.

Erkeklerde: 72.94 yıl.

Kadınlarda: 78.53 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.27 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.54 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 24,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,200 (1999 verileri).

Ulus: Panamalılar.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %70, Kızılderili ve Batı Hindistanlıların karışımı %14, beyaz %10, Kızılderili %6.

Din: Roma Katolikleri %85, Protestanlar %15.

Diller: İspanyolca (resmi), İngilizce %14.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %90.8.

erkekler: %91.4.

kadınlar: %90.2 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Panama Cumhuriyeti.

kısa şekli : Panama.

Yerel tam adı: Republica de Panama.

yerel kısa şekli: Panama.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Panama.

İdari bölümler: 9 eyalet ve bir bölge; Bocas del Toro, Chiriqui, Cocle, Colon, Darien, Herrera, Los Santos, Panama, San Blas ve Veraguas.

Bağımsızlık günü: 3 Kasım 1903.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Kasım (1903).

Anayasa: 11 Ekim 1972; 1978, 1983 ve 1994 yıllarında önemli düzeltmeler yapılmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC, ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararas

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variation of the quantitative survey approach Where it differs however, is that participants become part of an ongoing process of regular consultation: as a member of a panel they may take part in several surveys or events over the course of a year.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variation of the quantitative survey approach Where it differs however, is that participants become part of an ongoing process of regular consultation: as a member of a panel they may take part in several surveys or events over the course of a year.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A photograph with much wider horizontal coverage that a normal photograph, up to 360-degrees and more.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. şiddetli ve ani nöbet; feveran, galeyan, ani boşalma . paroxymal s. şiddetli nöbetle ilgili; galeyana gelme ile ilgili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point Attribute Table Polygon Attribute Table A coverage can have either a point attribute table or a polygon attribute table, but not both.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point Attribute Table Polygon Attribute Table A coverage can have either a point attribute table or a polygon attribute table, but not both.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evlerde üstü açık iç veya yan avlu, teras, veranda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vatanperver kimse, yurtsever kimse. patriot'ic s. yurtsever, vatanperver. patriot'ically z. vatanperverane. patriotism i. vatanperverlik, yurt sevgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilhassa italyan şehirlerinde meydan, piyasa yeri; üstü kapalı direkler altı; A.B.D. ev balkonu, veranda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid colorant used in various inks Unlike dye, this material does not dissolve in the inks solvent but remains a particle Because of this, it gives improved coverage over certain substrates and usually has improved fade resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large fresh-water fish , found in Europe and America, highly valued as a food fish; called also pickerel, gedd, luce, and jack. any of several elongate long-snouted freshwater game and food fishes widely distributed in cooler parts of the northern hemis

Türkçe - İngilizce Sözlük

a broad highway designed for high-speed traffic. highly valued northern freshwater fish with lean flesh. a sharp point. medieval weapon consisting of a spearhead attached to a long pole or pikestaff; superseded by the bayonet. any of several elongate long

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large scale administration of an assessment, usually with several classes of students if not all students in a grade The purpose of the pilot is to detect any flaws in the assessment before the assessment is considered 'done' and is fully implemented.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Routing approach developed by CrossComm Corp that brings Layer 3 routing functionality to Layer 2 protocols by leveraging tables of MAC addresses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

piston. pull. backing. friend at court. sucker. swab. fixer. influence. leverage. plug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

There may be several different plan types available To see what different plan types include click on the plan type link. the ability to PLAN how to use that information, to meet your goal This continues the DESIGN and takes you all the way to implementat

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spherical ball of rock and/or gas that orbits a star The Earth is a planet Our solar system has nine planets These planets are, in order of increasing average distance from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Plut

Türkçe - İngilizce Sözlük

Astronomy: spherical and massive celestial body orbiting around the Sun or around an other star Astrology: object of the Zodiac that individually and collectively more or less influences the human beings, in one or several life sectors Esotericism: physic

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mixture of lime or gypsum with sand and water; hardens into a smooth solid; used to cover walls and ceilings. any of several gypsum cements; a white powder that forms a paste when mixed with water and hardens into a solid; used in making molds and sculp

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unintoxicating beverage which expels the cork with a pop from the bottle containing it; as, ginger pop; lemon pop, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This has 2 meanings: 1 Post Office Protocol: a method of retrieving email from a server 2 Point Of Presence: a telephone number that provides dial-up Internet access SBC Yahoo! provides several POPs so users can gain Internet access with local phone calls

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service health plans combine the features of an HMO with those of out-of-network, fee-for-service coverage Out-of-network usage typically has a per person cap, POS options or products that may be offered by managed care programs or indemnity insu

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Point of Service plan offers participants the option to choose the type of coverage they want before each medical service It combines elements of an HMO and a PPO If your PCP does not provide or coordinate your care, this choice pays lower benefits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Average Daily Station Pressure Based on eight 3-hourly observations per day Units expressed in thousandths of inches of Mercury.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. onaylama yetkisine ait; i. vasiyetnamenin resmen onaylanması; f. vasiyetnameyi resmen onaylatmak. probate court veraset mahkemesi. probate duty bir nevi veraset vergisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. nitelik, vasıf, keyfiyet; hususiyet, özellik, mahiyet; üstünlük; nevi, çeşit, sınıf; meziyet, artam; man. bir önermenin olumlu veya olumsuz hali; s. kaliteli; yüksek sosyeteye mensup. average quality orta nitelik. high quality yüksek kalite. o

Türkçe - İngilizce Sözlük

A concept often used with HELs and manufactured-housing transactions to describe a series of increasing monthly prepayment speeds, prior to a plateau, on which the expected average life of a security is based.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polythene Film used on SITMA enclosing machinery is supplied in reels of approximately 35 kilos An average reel of 480mm wide plain film will wrap approx 7000 items.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The retina is a thin tissue at the back of the eye that contains several cell types that are similar to brain cells since they are all neurons The cell types include photoreceptor neurons and other types of neurons The photoreceptor cells of the retina ab

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who, or that which, revolves; specifically, a firearm with several chambers or barrels so arranged as to revolve on an axis, and be discharged in succession by the same lock; a repeater. a pistol with a revolving cylinder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çark gibi dönme, eksen üzerinde devretme, deveran; sıra ile farklı ekinler ekme; devir sıra ile gelme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Made by distilling the fermented juice of sugar cane, cane syrup and molasses at 190 proof It is bottled and sold at 80 proof Aged in uncharred barrels, it picks up very little color Caramel is added to create dark rums Most rums are a blend of several ki

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. devoted. faithful. loyal. stalwart. staunch. steadfast. true. truehearted. trusty. unswerving. sincere. honest. veracious. staunch sadakatli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese alcoholic beverage made from fermented rice; usually served hot. the purpose of achieving or obtaining; 'for the sake of argument'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rice wine This brewed beverage of rice, yeast and water ranges from dry to sweet with a wide variety of flavors It is served warm or chilled and is important in cooking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese rice wine Used as an alcoholic beverage and in oriental cookery The alcohol content is typically between 12 and 15 percent by volume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sawara. a Japanese alcoholic beverage made from rice; this term also refers to alcoholic beverages in general.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any one of several species of South American monkeys of the genus Pithecia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese alcoholic beverage made from fermented rice; usually served hot. small arboreal monkey of tropical South America with long hair and bushy nonprehensile tail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used to make a nutritious beverage by treating the powdered preparation with hot water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute majority. bare / salt / overall / simple majority. clear majority. overall majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Saree. a dress worn primarily by Hindu women; consists of several yards of light material that is draped around the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of dress worn by women in places of India. a dress worn primarily by Hindu women; consists of several yards of light material that is draped around the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perseverance. constancy. permanency. fastness. persistence. pertinacity. strenght of purpose. resoluteness. steadfastness. steadiness. stoutness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. perseverance. persistence. tenacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmness. perseverance. tenacity. constancy. persistence. decision. determinatedness. determination. insistence. patience. permanency. stability. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perseverant. constant. stable. pertinacious. sedulous. steadfast. sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of steadfastness or perseverance. infirmity of purpose. instability.

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace. safety. welfare. soundness. healthiness. correctness. security. well-being. freedom from worry. favorable outcome. salvation. deliverance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Special Educational Needs Because of physical or sensory difficulties or due to behaviour or learning problems, some children have more difficulty in learning than average pupils All pupils are 'assessed' early in their school career and those who have pa

Türkçe - İngilizce Sözlük

The manner, state, or quality of setting or fitting; fit; as, the set of a coat. several exercises intended to be done in series; 'he did four sets of the incline bench press' the act of putting something in position; 'he gave a final set to his hat' any

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of things of the same kind that belong together and are so used; 'a set of books'; 'a set of golf clubs'; 'a set of teeth'. an abstract collection of numbers or symbols; 'the set of prime numbers is infinite'. several exercises intended to be done

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transaction: A system for encrypting e-commerce transactions, such as online credit card purchases Developed by Visa, MasterCard, Microsoft, and several major banks, SET combines 1,024-bit encryption with digital certificates to ensure s

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ayırmak, bölmek, tefrik etmek; koparmak; ayrılmak. severable (s.) ayrılabilir; kesilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) birkaç, çeşitli, muhtelif; ayrı, başka, münferit, tek; (huk.) özlük, şahsi. severally (z.) birer birer, ayrı ayrı, tek tek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) ayrılık, müstakil olma; ferdi mülkiyet. in severalty (huk.) ferdi olarak (mülkiyet).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ayırma, ayrılma, alakayı kesme. severance pay işten ayrılma tazminatı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assimilate. cow. digest. overawe. saturate. suppress. to digest. to assimilate. to cow. to daunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. common. regular. unexceptional. banal. routine. workaday. average. blah. casual. common or garden. commonplace. copybook. cut and dried. exoteric. hackneyed. mediocre. nondescript. prosaic. quotidian. run-off-the-mill. small. straight. casu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. banal. common. commonplace. humble. humdrum. low. measly. menial. mundane. nondescript. ordinary. pedestrian. regular. simple. spartan. uncoloured. undistinguished. unsophisticated. workaday. of a sort. small-time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The geographic location of a single base station or repeater in a radiocommunications system Multiples sites may be used to provide extended system coverage In a multi-site configuration with call hand-off between base stations, base stations are located

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place on the Internet Every web page has a location where it resides which is called its site Web sites are normally combination of several web pages, and every site has an address usually beginning with 'http:// '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In glassworking, the name applied to several glutinous materials, such as glue and resin, used to affix color or gold leaf. the number of 100 share blocks available at the bid or ask. the number of comparators a comparison network contains Depends on the

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Veraset, irsiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegation. expression. promise. remark. word. utterance. statement. asseveration. assurance. covenant. expletive. hearsay. observation. pledge. profession. saying. speech. talk. tongue. undertaking. verbalism. vocable. voice.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fışkırtmak, kuvvetle dışarıya atmak; heyecanla okumak: fışkırmak, feveran etmek; k.dili. nutuk atar gibi konuşmak; İng., (argo) rehine koymak; i. içinden sıvı akan ağız veya uç, musluk, meme, emzik; fışkırma; kasırganın denizden kaldırdığı s

Türkçe - İngilizce Sözlük

In most game systems, each game turn is made up of several parts, sometimes known as Steps All actions in one Step must be completed before the next one can begin, and the Steps must be played strictly in the order listed For instance, a very simple game-

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (A.B.D.) ufak veranda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bicycle or other vehicle which accommodates two or more riders, one in front of the other Tandems for three riders are called 'triplets', for four: 'quadruplets' or 'quads', etc This site contains several different articles about tandem bicycles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small Indian dry measure, averaging 240 grains in weight; also, a Bombay weight of 72 grains, for pearls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any one of several species of large odd-toed ungulates belonging to Tapirus, Elasmognathus, and allied genera.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hock joint. : Last section of insect legs which are made up of several segments called tarsomeres.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Text attribute table for an annotation subclass in a coverage In addition to user-defined attributes, the TAT contains a sequence number and text feature identifier See also feature attribute table.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amends. indemnity. damages. compensation or reparations. severance pay. atonement. claim. damage. indemnification. total loss. consideration money. recoupment. reparation. smart money. redress.

Türkçe - İngilizce Sözlük

education. manners. training. teaching sb good manners. disciplining. taming. any of the several sauces made primarily with lemon and whole eggs. seasoning. breeding. civility. decency. discipline. dressing. nurture. sauce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninterrupted succession. sequence or continuation. concatenation. chain. solidarity. the condition or state of. or the relation between. several persons who bind themselves towards another for the same sum of deb. at the sametime. and in the same contrac

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of questions that may be divided into subtests that measure abilities in an area or in several areas.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâ» dan). Bir şeyin arkasına saklanıp gözden kaybolma: Ay bulutların arkasına tevârî etti.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten). 1. irsen mirasa konma. 2. Miras kalma, irsen geçme, miras gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâ» dan). Yasak şeylerden kaçınma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten). Vârisini tayin etme, vâris olarak tanıma.

Türkçe Sözlük

(i. «verâ» dan). 1. Gizleme, meramını saklama. 2. (edebiyat). Birkaç mânâsı olan bir kelimeyi kullanarak, en uzak mânâsının kastedilmesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Triangulated Irregular Network A series of triangles constructed using elevation data points taken from coverages These triangles are used for surface representation and display. news reading program.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggregate. count. gross. number. overall. total. in all.

Türkçe - İngilizce Sözlük

total, sum. total. overall. aggregate. aggregate amount. cumulative. total sum. tale. total result.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggregate. collective. fleshy. together. wholesale. collected. gathered. neat. tidy. global. overall. buxom. plump. rotund. having a knob/round head. having a knob. compact.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A violently rotating column of air, pendant from a cumulonimbus cloud, and nearly always observable as a funnel cloud or tuba On a local scale, it is the most destructive of all atmospheric phenomena Its vortex, commonly several hundred yards in diameter,

Türkçe - İngilizce Sözlük

an artifact designed to be played with. a nonfunctional replica of something else ; 'a toy stove'. copy that reproduces something in greatly reduced size. any of several breeds of very small dogs kept purely as pets. behave carelessly or indifferently; 'P

Türkçe - İngilizce Sözlük

overalls. bib. rompers. workwear. siren suit. skin. leather bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overalls. skin made into a bag. bagpipes gayda. tube tüp. jump suit. boiler suit. rompers. skin bag. bagpipe. sleepers. coveralls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal skin used as a casing. overalls. jump suit. bagpipe. slough. leather bag. skin. bag hose. ferry. overall. cover- alls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. entire. entirety. overall. total. the whole of. whole. absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very large cask for storing wine Some are large enough to hold the wine for several hundred thousand bottles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scheelite, or calcium tungstate. a heavy gray-white metallic element; the pure form is used mainly in electrical applications; it is found in several ores including wolframite and scheelite.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dönüş devir, deveran; sapış, yön değiştirme, yönelme, istikameti çevirme; sapak, dönemeç; viraj; oyun sırası; korkutma, ödünü koparma; gezme, dolaşma; gidip gelme; muamele; sıra, nöbet; kabiliyet, yetenek, istidat; biçim; yön; tarz, nevi; k.dili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

minutes. record. official report. statement signed by several persons. minute book. minutes. proceeding. protocol. record. written record. report of proceedings. account of proceedings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ungrounded neutral. a und: and unison: simultaneous sounding of the same note or melody by several instruments.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Arjantin ile Brezilya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 33 00 Güney enlemi, 56 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: 176,220 km².

Sınırları: toplam: 1,564 km.

sınır komşuları: Arjantin 579 km, Brezilya 985 km.

Sahil şeridi: 660 km.

İklimi: ılıman.

Arazi yapısı: Alçak tepelikler, inişli çıkışlı ovalar, verimli kıyı ovaları.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Cerro Catedral 514 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi, hidro enerji, mineraller.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %77.

Ormanlık arazi: %6.

Diğer: %10 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 7,700 km² (1997 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,360,105 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.78 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.51 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.7 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.44 yıl.

Erkeklerde: 72.11 yıl.

Kadınlarda: 78.96 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.36 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.33 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 6,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 150 (1999 verileri).

Ulus: Uruguaylı.

Nüfusun etnik dağılımı: buğday %88, melez %8, siyah %4, Kızılderili.

Din: Roma Katolikleri %66, Protestanlar %2, Museviler %1, diğer %31.

Diller: İspanyolca, Portunol, veya Brazilero (Breziya sınırında Portekiz-İspanyolca karışımı).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.3.

erkekler: %96.9.

kadınlar: %97.7 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Uruguay Cumhuriyeti.

kısa şekli : Uruguay.

Yerel tam adı: Republica Oriental del Uruguay.

yerel kısa şekli: Uruguay.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Montevideo.

İdari bölümler: 19 bölge; Artigas, Canelones, Cerro Largo, Colonia, Durazno, Flores, Florida, Lavalleja, Maldonado, Montevideo, Paysandu, Rio Negro, Rivera, Rocha, Salto, San Jose, Soriano, Tacuarembo, Treinta y Tres.

Bağımsızlık günü: 25 Ağustos 1825 (Brezilya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 25 Ağustos (1825).

Anayasa: 27 Kasım 1966.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-11, G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü),

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset.» ten) (mü. vârise) (c. verese). Akrabalık veya vasîllk yoluyla, ölen bir şahsın mal ve mülküne konan, miras yiyen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

everyday. fair. fair average. indifferent. mediocre. medium. par. undistinguished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. indifferent. medial. mediocre. middling. undistinguished. middle. average. environment. moderate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediocre. ordinary. average. middling. arithmetic mean. centre. environment. the common run. medial. middle. middle class. so so.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arka, geri, Ar. zahr: Verâ-i cebel = Dağın ardı. 2. Kıç, geri, dübür. Mâ-verâ = Bir şeyin arkasında ve ötesinde bulunan şey. Meverâ-ün-Nehr = Ceyhun ile Seyhun arasındaki büyük Türk ülkesi. Mâverâ-üt-tabîiyye = Felsefede, tabiatın üstünde ve dışında olan hâl, metafizik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma, takva, itti(Kadın İsmi) 2.Halk, mahluk, alem, kainat.

Türkçe Sözlük

(VERA) (i. A.). Haramdan, yasak olan şeylerden kaçınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğru sözlü; gerçeğe sadık; hakiki, doğru. veraciously z. doğrulukla. veraciousness i. doğruluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

veranda. porch. sun porch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

veranda. porch. patio. winter garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck , patio , porch , veranda , verandah.

Türkçe - İngilizce Sözlük

giving. cession. conferment. dation. deliverance. dotation. expense. feeding. granting. issuance. pay. rendering.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekerlek; çark, dolap; den. dümen dolabı; eskiden kullanılan işkence çarkı; k.dili. bisiklet; çarkıfelek; deveran, dönme; (argo) kodaman; çoğ. yürüten unsur; çog, (argo) vasıta, araba .wheel and axle mil teker. wheel animalcule bak. rotifer. whe

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are several domesticated varieties, some of which lack the mane and the long hair on the flanks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

juridical. bar. deliverance. judgement. jurisdiction. justice. provision. ruling. sentence. verdict.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aged. doddered. elderly. old. overaged. senior. stricken in years. tear-stained. watery. well on in years. geriatric. old-timer. oldie. senior citizen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. bad. cost. damage. detriment. disadvantage. disservice. encroachment. evil. forfeit. harm. havoc. hurt. injury. loss. maleficence. mischief. ravage. sacrifice. scathe. wreckage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Either one of two species of South African wild horses remarkable for having the body white or yellowish white, and conspicuously marked with dark brown or brackish bands. any of several fleet black-and-white striped African equines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A black and white striped horse. any of several fleet black-and-white striped African equines.