Vet ne demek? | Vet anlamı nedir? | Vet

Vet anlamı nedir?

Vet ne demek?

Vet anlamı nedir?

Vet | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. veteriner, baytar; t. tedavi etmek, baytarlık etmek; ing. dikkatle incelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. veteran, veterinary medicine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Düşmanlık, husûmet: O adamın bana adâveti vardır.

2.Kin, garez, buğz: İzhar-ı adavet etmek = Kinini açığa vurmak.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عداوت] düşmanlık. adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Zorla, cebren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tavuk karası denilen göz hastalığı. (Fr. himratopie).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tub. bath tub. washing tub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bedevîlik, bâdiyenişinlik, göçebelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداوت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی مروت] mürüvvetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorized forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. subayların fahri ve salâhiyetleri sınırlı olarak atandıkları bir üst rütbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibn» den). Oğulluk, evlâtlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yerini yurdunu terk etmek. 2.Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi’nin kurduğu tarikatının adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

great talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Siyah sarık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit misk; misk kedisi. civet cat misk kedisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). korvet; ufak torpido muhribi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). imrenmek, gıpta etmek, göz dikmek, tamah etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hırslı, açgözlü, tamahkâr. covetousness (i). açgözlülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaha kalkıp hafif sıçrama; (f). bu hareketi yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAVET) (i. A.) (c.dâvât).l. Getirme, çekme, celb, cezb, bir şeyin olmasına sebebiyet verme: Perhiz etmemekle hastalığı davet ettiniz.

2.Çağırma, celp, bir yerde bulunmayı teklif etme: Kendisini mahkemeye davet ettiler: İslâm dinine davet etti, kendisini düelloya davet ettiler.

3.Ziyafete çağırma, ikram ve saygı olarak yemeğe gelmesini teklif etme: Filân zat bizi davet etti, filân ziyafete sizi de davet ettiler mi?

4.Saygı ve ikram maksadıyle verilen yemek, ziyafet: Mükemmel bir davet verdi, filânın davetinde bulundunuz mu? Bu akşam davet vardır.

5.Dua, yakarış, niyaz: Dâvât-ı hayriyyeleriyle meşgulüm. Müstecâb-Ud-dâve = Duası Tanrı tarafından yerine getirilen (bu mânâda yalnız çokluk hâli ve Arapça’deki dâve şekli kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invitation. party. call. entertainment. summons. bid. calling. challenge. convocation. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invitation. summons. convocation. party. feast. evocation. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دعوت] çağrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ask. bid. have. invite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to call a party. ask. bid. call. call upon. cite. evoke. invite. invoke. load in. to invite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ziyafete gitmeyi bildiren ve teklif eden, davetlilere davetli olduklarını haber veren adam: Filân zattan davetçi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person sent to invite sb. process server.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAVETIYYE) (i. A.) (Arapça kaideye aykırı olarak yapılmış yanlış ve kelimedir).

1.Davet eden hizmetçiye verilen bahşiş.

2.Birini mahkemeye celp için yazılan resmî yazı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invitation. invitation card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written invitation. writ. invitation card summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ziyafete çağırılmış. Ar. med’uv: Filân ziyafete davetli misiniz? Kaç davetli vardı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invited. guest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invited. invited guest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gate crashing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninvited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninvited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beyan eden, ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naval forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armada. navy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naval forces. sea forces. marine / naval / sea forces. marine. marine forces. navy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philodendron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sandık ve çekme. cede koşe bağının dişleri, kırlangıç, geçme, kurtağzı; (f). tam uymak; köşe bağı kesmek; köşe bağı dişleriyle bitiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Tasdik edatı, hay hay, öyledir. Ar. naam, Fars. belî: Bu iş böyle midir? Evet (efendim kelimesi ile söylemek zarafet ve saygı gösterir: Evet efendim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yes. aye. precisely. yeah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The common newt or eft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In America often applied to several species of aquatic salamanders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yes. certainly. precisely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yes-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Söylenilen şeye kulak asmaksızın devamlı «evet» deyip tasdik etmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. forward

sp.

1.ileri uç,

2.ileri uç oyuncusu

1. Futbolda ileri hat.

2.Futbolda görevi karşı tarafa top sürmek ve gol atmak olan ileri uçtaki oyuncu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forward. striker. powerhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forward akıncı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Gençlik, delikanlılık.

2.Yardım severlik, el açıklığı, cömertlik.

3.Mertlik, yiğitlik, mürüvvet.

4.Ortaçağ İslâm ve Türk Aleminde esnaf teşkilâtı, tarikat, lonca ve sendikası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Fütüvvetli, kerem, cömertlik sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Esnaf teşkilâtı ile bunların uymaları icab eden usul ve kaidelerden bahseden eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Mert, lutufkâr, cömert, eli açık. Osm. sehâvet sahibi. 2.Tanzimat sonrası Osftıanlı devletinde mülkiyede râbia ve hâmise rütbelerinde bulunanlara ve askeriyede mülâzim ve yüzbaşılara resmen verilen unvan ve lâkap.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فتوت] gençlik. 2.yiğitlik. 3.eskiden Anadolu’da kurulup gelişen esnaf teşkilatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Budalalık, akılsızlık, kalın kafalılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غباوت] bönlük, dangalaklık, kalınkafalılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Tatlılık, şirinlik: Bu yemekte, bu şerbette halâvet yok.

2.Tat, lezzet, zevk: Bu sözde hiçbir halâvet yoktur.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلاوت] tatlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halâvet = tatlılık, Fars. bahşîden = bağışlamak). Tatlılık veren, tatlılandıran, lezzetini artıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Tatlı, Fars. şîrîn, Ar. halva.

2.Lezzetli, Ar. lezîz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Tenhaya çekilme, yalnız kalma: Halvet etmek = Büsbütün yalnız durmak veya biriyle tenha konuşmak üzere yalnız kalıp kimseyi içeriye almamak.

2.Tenha yer, boş mahal: Halvete çekilmek.

3.İbadet, zikir, riyâzet ve murakabe ile meşgul olmak üzere tenha bir hücreye kapanma: Halvete girmek; halvet etmek.

4.Hamamın bir kurnalı ve yalnız bir adamın yıkanmasına mahsus bölmesi: Hamam halveti.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلوت] tenha. 2.başbaşa kalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gizli görüşülecek yer, halvet yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halvet = tenhâlık, Fars. güziden = seçmek). Halveti seçen, tenhaya çekilip ibâdet, zikir ve murakabe eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Halvet yeri, halvete mahsus hücre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. halvet, Fars. nişîden = oturmak). Halvette, yani tenhalıkta oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tenhaya çekilip oturmaya mahsus köşk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خلوتگاه] başbaşa kalınacak yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.) (galat bir tâbirdir). Halvete fazla ehemmiyet veren tarîkate mensup, Halvetiyye tarîkatinden: Tarîk-ı Halvetî, dervîş-i Halvetî, Halvetîler’in kıyafeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airforce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air force. air forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). isviçre. Helvetian (s)., (i). isviçreli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Biri hakkında hiciv yazmak veya söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to satirize. to lampoon. burlesque. lash. travesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executive power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arttırma yoluyla, arttırarak, ek olarak: Söylediklerime ilâveten şunu da söyleyeyim. Kendisine etmiş olduğu iyiliklere ilâveten bu defa yine oldukça büyük bir para verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in addition to. additionally. extra. farther. else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in addition. additionally. besides. to boot. let alone. what is more. together with. too.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاوة] ek olarak, yanı sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kökleşmiş, yerleşmiş, müzmin; düşkün, müptelâ, tiryaki. inveteracy, inveterateness (i.) müzminlik, yerleşme, kökleşme; tiryakilik. inveterately (z.) kökleşmiş olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brute force. brute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continental power. land forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Sertlik, katılık, Ar. salâbet.

2.Merhametsizlik, duygusuzluk: Kalb kasaveti. 3.Keder, gam, dert, tasa, gaile: Çocukları için kasâvettedir. Oğlunun kasâvetini çekiyor. Siz kasâvet etmeyin, kasavet çekmeyin (dilimizde en çok Arapça’da pek kullanılmayan bu üçüncü mânâ ile kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قساوت] katılık, sertlik. 2.keder.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tasalanmak, keder etmek, gailesini çekmek: Siz onun için hiç kasâvetlenmeyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tasalı, kederli, gamlı, gaileli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Katılık, sertlik, salâbet.

2.Merhametsizlik, duygusuzluk: Kasvet-i kalb.

3.Sıkıntı, melâl, hüzün, gam, keder: Servi ağaçlarının sıklığı insana kasvet verir, öyle yerlerde adama kasvet basar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. gloom. gloominess. heaviness. cheerlessness. doldrums. dolefulness. dreariness. murk. somberness. sombreness. sullenness. heebie-jeebies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. gloom. desolation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. gloom. doldrums. dole. murk. overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قسوت] katılık. 2.gönül darlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gönlü daralmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kasvet = hüzün, Fars. efzâyîden = arttırmak). Hüzün ve melali arttıran, hazîn, iç sıkan, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kasvet = hüzün, Fars. engîhten = koparmak). Hüzün ve melâl veren, hazîn, iç sıkan, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hüzün ve melâl veren, hazîn, sıkıntılı: Orası kasvetli bir yerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloomy. dreary. cheerless. dismal. dark. sad. black. bleak. comfortless. doleful. drear. funereal. grave. howling. lugubrious. melancholy. mopish. muzzy. pitchy. sable. somber. sombre. sullen. tenebrous. waste. depressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismal. dreary. funereal. lugubrious. sombre. sullen. depressing. gloomy. desolate. cheerless. glum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloomy. depressing. bleak. cheerless. close. dismal. dreary. funereal. gaunt. leaden. lonely. murky. oppressive. saturnine. severe. solitary. sombre somber. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Tahtadan, oturmak veya yatmak için yüksekçe ve iğreti yer: Minder kereveti = Sedir Yatak kereveti = Karyola: Kerevette yatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cot-like wooden bedstead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). 1 kilogram ağırlığındaki bir kitlenin yere doğru çekilme kuvvetine eşit enerji birimi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کسوت] giysi. 2.güreşçi kisbeti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (halk dilinde: kisbet). t. Giyecek, elbise, esvap: Baş kisveti, kisvesi. 2.Hususî kıyafet, kılık, bir sınıf ve mesleğe mahsus kıyafet: Derviş; pehlivan kisveti; kisvet giymek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police force. gendarmerie force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik) (Fr. corvette). XIX. asırda firkateynden küçük savaş gemisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corvette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corvette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Leğen hizmeti gören birçok kaplara denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathtub. tub. bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath tub. any small. shallow basin or pan. developing tray. bedpan. dish. washbowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kuvâ) (Arapça terkiplerde: kuvve. bk. Kuvve). T. Zor, güç, tâkat, kudret: Bu yükü kaldıracak kadar kuvvetim yok. Buna kuvvetim yetmiyor.

2.Bir devletin silâhlı kuvvetleri: Kuvve-i berriyye, kuvve-i bahriyye (kara ve deniz kuvvetleri). Kuvvetü’z-zahr = Arkada ihtiyaten bulundurulan yedek asker.

3.Sıhhat, sağlamlık, güçlülük, vücudun güçlü olması; zaaf mukabili: Bende hiç kuvvet kalmadı. Kuvvet için ilâç alıyor.

4.Tesir, nüfuz: Onun söylediği sözün kuvveti vardır.

5.(matematik «cebirde») Bir sayının sağında ve biraz daha yukarıda yazılan küçük rakam ki, o sayının kaç kere kendi misliyle çarpılması lâzımgeldiğini gösterir: 4! dört üstü iki ki, dördün iki kere dörtle çarpılacağını gösterir ve 16’ya eşittir.

6.Bir makinenin harekete geçirdiği veya çektiği ağırlık miktarı ki, beygir kuvvetiyle ölçülür: Yüz beygir kuvvetinde bir benzin motoru.Hassa: Kuvve-i hâfıza, kuvve-i müdrike, bk. Kuvve. Kuvvetle = Zorla, pek kuvvetle vurmak, çekmek. Var kuvvetiyle = Bütün vücut kuvvetini kullanarak, olanca kuvvet ve iktidarını toplayıp kullanarak: Var kuvvetiyle çekti, itti. Var kuvvetiyle çalıştı. Kuvvet vermek =

1.Takviye etmek, sağlamlığını arttırmak.

2.Tesirini arttırmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. force. strength. energy. vigor. vigour. potency. might. beef. command. dint. lustiness. main. pith. punch. robustness. sinew. stamina. vinegar. vis. zing. thews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. force. might. muscle. pep. power. steam. strength. vigour. might güç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

force. power. strength. vigor. power. action. command. drive. emphasis. energy. fibre. function. go. heart. imperium. iron. might. nerve. pep. potency. punch. snap. stamina. steam. substance. vigour. vim. virtue. zap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قوت] güç. 2.askerî güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Güç, kudret, takat, sıhhat, sağlamlık. 2.Bir hükümetin askeri gücü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commanding officers of the army.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensifier. refresher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuvvetli hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hop up. strengthen. fortify. stiffen. build up. support. beef up. brace up. confirm. intensify. recruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brace. to strengthen. to fortify. to brace güçlendirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuvvetli hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gain in strength. to become powerful or strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güçlü, zorlu, kavî, sağlam, tüvânâ, muktedir: Kuvvetli adam, at, makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong. powerful. vigorous. energetic. hearty. healty. forceful. mighty. doughty. heady. intense. lusty. muscular. potent. robust. rugged. sappy. sinewed. sinewy. sound. stalwart. stout. swinging. virile. virulent. powered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute. beefy. hard. massive. mighty. potent. stern. stiff. stout. strong. sturdy. powerful. forceful. potent güçlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powerful. strong. acute. doughty. energetic. forceful. forcible. hearty. heavy. humming. intense. jungle- juice. potent. punchy. rugged. smart. stout. tenacious. tough. vigorous. violent. vivid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Kuvvetleri ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dermansız, gücü yetmeyen, zayıf, gevşek.

2.Tesiri az, tesir etmeyen: Kuvvetsiz ilâç, şarap.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asthenic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeble. weak. without strength. infirm. insubstantial. languishing. poor. powerless. washy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gevşeklik, güçsüzlük: O kadar kuvvetsizlik iyi beslenmemekten gelir.

2.Tesirsizlik: Bu şarabın kuvvetsizliği.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. feebleness. debility. disability. languidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo mızmız kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolition. defeasance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolition. defeasance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lağv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolish. cancel a law. recall. rescind. vacate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolish. cancel a law. recall. rescind. vacate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.kaldırmak. 2.hükümsüz kılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take smb. to the cleaners. beat smb. hollow. knock into a cocked hat. destroy. ruin. devastate. exterminate. smash. smash up. wreck. bang up. bankrupt. barbarize. bugger. bugger up. canker. cook. corrupt. cut up. damn. dish. do for. finish. make havo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast. damn. defeat. destroy. queer. ravage. ruin. scupper. shatter. shipwreck. spoil. thrash. undo. wreck. to destroy. to ravage. to devastate. to ruin. to spoil. to cut sb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to destroy. to ruin. to obliterate. to wipe out. blast. blight. devastate. to drive to the dogs. to make an end of. eradicate. finish. to bring to grief. play havoc with. quash. shipwreck. smash. smite. undo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yok etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «imas.»).

1.Mertlik, yiğitlik; İnsanlık, fazilet.

2.(Türkçe) Çocukların yetişip evlenmek ve baba olmak gibi sevinçleri ve ana babanın bundan hâsıl olan bahtiyarlığı: Şimdi torunlarınızı mektebe başlatıyorsunuz, ne mürüvveti Bİ-mürüvvet = İnsaniyetsiz.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mürüvvetli, insaniyetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyetli, faziletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. ). insaniyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyetsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vetr, vitret» ten if.). Tevettür hâlinde, gerilmiş, gergin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مروت] insanlık. 2.iyilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, gurur, hodbinlik, övünme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نخوت] böbürlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Peygamberlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نبوت] peygamberlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtbağrı, kurt baharı, bot. Ligustrum vulgare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Gevşeklik, sülpüklük.

2.Tenbellik, ihmalkârlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

languor. slackness. lethargy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lanquor. lassitude. laze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رخاوت] gevşeklik. 2.tembellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رخاوتکار] rehavet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) toprak kaymasına engel olmak için meyilli duvar çekmek, kaplama duvarı yapmak. revetment i. istihkâmların dış kaplaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رشوت] rüşvet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. perçin çivisi, perçin; f. perçinlemek. rivet one's eyes on perçinlenmiş gibi gözlerini bir noktaya dikmek. riveter i. perçinci. riveting machine perçin makinası. riveted s. perçinli; mıhlanmış, donup kalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir memura, haklı veya haksız bir iş gördürmek için verilen ücret ve hediye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribe. bribery. corruption. palm oil. palm grease. inducement. backhander. boodle. douceur. graft. kickback. payoff. pie. sop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribe. bribery. graft. sop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribe. bribery. corruption. pay-off. back hander. boodle. secret commission. douceur. gravy. golden / silver key. manche present. meed. slush money. palm grease. payola. pie. corrupt practices. price. protection money. slush fault. sop. subornation. sweet

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bent. venal. bribe-taker. grafter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who takes bribes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribery. corrupt practices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رشوت] rüşvet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galat olup doğrusu sabuvvet veya sabl’dır). Çocukluk, sabflik: Sabâvatinde, sablvetinden beri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صباوت] çocukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saflık, iç temizliği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفوت] saflık, temizlik, arılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saflık, temizlik, paklık, arılık, halislik.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Muhammed (s.a.s)’in isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik, elaçıklıfl’-

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genorosity. liberality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. sehâvet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - El açıklığı, cömertlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.).

1.Bedbahtlık, saadetin zıddı.

2.Yaramazlık, kötü iş.

3.Haydutluk, eşkiyâlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bîri üzerine şiddet ve kuvvetle sıçrama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سطوت] güçlülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezici kuvvet, zorluluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik, elaçıklığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سخاوت] cömertlik, eliaçıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cömertlik, (bkz.Sahavet).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. şehevât).

1.Cin»! arzu.

2.Çok şiddetli ve mâkul olmayan istek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensuality. lust. sexual desire. lech. eroticism. lustfulness. carnality. concupiscence. desire. flesh. salacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. concupiscence. lust. sensuality. sexual desire. sexual appetite. concupiscence kösnü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lust. concupiscence. desire. salacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهوت] aşırı cinsel istek. 2.aşırı istek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

libidinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lascivious. lewd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licentious. lascivous. libidinous. lustful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şehvet, Fars. engîhten = kopmak). Şehveti artıran, şehvetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. şehvet, Fars. peresten = tapınmak). Şehvete tapan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهوت انگيز] şehvet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lustful. hot. sensual. lascivious. concupiscent. fleshly. prurient. randy. salacious. voluptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. lascivious. licentious. lustful. lusty. randy. raunchy. sensual. voluptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lustful. horny. hot. hot- blooded. lascivous. passionate. raunchy. salacious. steamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهوت پرست] şehvet düşkünü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şakavet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شقاوت] haydutluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gönül rahatı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenginlik, maddî varlık. Ashâb-ı servet, ehl-i servet = Zenginler. Ilm-i servet = Günümüzde «iktisad ekonomi» denilen ilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortune. havings. means. possessions. wealth. assets. riches. effects. pile. shekels. treasure. property. abundance. affluence. gold. substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asset. fortune. means. money. pile. possession. riches. wealth. possessions. assets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortune. riches. wealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ثروت] zenginlik, varlık. 2.ekonomi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo yeni subay olmuş kimse; acemi kimse; azgın katır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hıristiyanlarda büyük pehrizden evvel gelen bir iki günlük günah çıkarma devresi. Shrove Tuesday büyük pehrizin arife günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweater. pullover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jumper. sweater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jersey. jumper. pullover. sweater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) telaş, heyecan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güzellik, tatlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Körpe, taze olma, tazelik: Çehrenin tarâveti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طراوت] tazelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzellik, tazelik, genç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Taze; yüzü pek tarâvetlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislative power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Gerilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güzel sesle ve kai de ile okuma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلاوت] güzel Kur’ân okuma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

usûlüne göre Kur’ân okumak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofrada sıcak tabak altına konulan ayaklı madeni tepsi nihale; ayakı destek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “eb”den). Babalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kardeşlik, mec. Sevgi, sadakat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخوت] kardeşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman zamanında okçulardan ok satın alan ünlü Kemankeşler soyundan 80 yaşındaki Ahmet Ağa’ya bir okçu çırağı, “baba sende kiriş gerecek kuvvet varmı ki ok alıyorsun ?” diye laf attı. Bu sözlere çok öfkelenen Ağa, at üstündeki ihtiyar çarşının kapısından sarkan zincirlere kolları ile sarılıp aynı anda bacaklarını altındaki atın karnına doladı. Kendini yukarı çektiğinde altındaki atı da havaya kaldırdı. Ağa’nın bu harekete etrafındakileri şaşkına çevirdi.

Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابوت] babalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with all this might.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kadife; yeni büyüyen boynuzu örten kadifemsi deri; kadifemsi şey; (argo) cabadan kazanç; s. kadife gibi; yumuşak. velvet grass kadifeotu, bot. Holcus lanatus. velvety s. kadife gibi; yumuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pamuklu kadife.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. grimsi yeşil renkli ve siyah benekli Guney Afrika maymunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baklagillerden herhangi bir bitki, bot. Vicia; burçak, cılban, bot. Lathyrus. bitter vetch kara burçak, bot. Vicia ervilia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baklagillerden ve burçak cinsinden herhangi bir bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evtâd).

1.Kazık, çadır vesaire kazığı.

2.(edebiyat) (aruzda) Mısraın üç harften mürekkep kısmı.

3.(anatomi) Ense kemiği. 4.(matematik) Öbür ucu açı teşkil eden yarım daire.

5.Bir yeri ölçmek için dikilen renkli bayrak gönderi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وتد] kazık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. evtâr).

1.Yay çilesi, kiriş.

2.Saz kirişi, teli. 3.(matematir) Bir yayın iki ucunu birleştiren doğru çizgi. 4.(anatomi). Kasları hareket ettiren kalın sinir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وتر] kiriş. 2.saz teli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kıdemli, tecrübeli; kıdemli asker; emekli asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. baytarlığa ait; i. baytar, veteriner. veterinar'ian i., A.B.D. baytar, veteriner.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Baytar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veterinary. horse doctor. vet. veterinarian. veterinary surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vet. veterinarian. veterinary surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veterinarian. vet. veterinary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veterinary medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veterinary medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vetâir).

1.Dar yol, keçi yolu.

2.Uslûb, tarz.

3.Burnun iki deliğini ayıran zar.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وتيره] üslup. 2.süreç. 3.dar yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kabe samanı, bot. Andro pogon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. L.). «Karşı gelirim» mânâsındaki bu kelime siyasî dilde bir yetkilinin bir teklifi veya kanunu reddetmesi mânâsında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An authoritative prohibition or negative; a forbidding; an interdiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A power or right possessed by one department of government to forbid or prohibit the carrying out of projects attempted by another department; especially, in a constitutional government, a power vested in the chief executive to prevent the enactment of me

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Such a power may be absolute, as in the case of the Tribunes of the People in ancient Rome, or limited, as in the case of the President of the United States.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Called also the veto power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exercise of such authority; an act of prohibition or prevention; as, a veto is probable if the bill passes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A document or message communicating the reasons of the executive for not officially approving a proposed law; called also veto message.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To prohibit; to negative; also, to refuse assent to, as a legislative bill, and thus prevent its enactment; as, to veto an appropriation bill. a vote that blocks a decision the power or right to prohibit or reject a proposed or intended act vote against;

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a vote that blocks a decision. the power or right to prohibit or reject a proposed or intended act. vote against; refuse to endorse; refuse to assent; 'The President vetoed the bill'. command against; 'I forbid you to call me late at night'; 'Mother vetoe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

According to the Apache methodology, a change which has been made or proposed may be made moot through the exercise of a veto by a committer to the codebase in question If the R-T-C commit policy is in effect, a veto prevents the change from being made In

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cancel or postpone a decision, bill, etc For example, the president of the United States may veto a bill that has been passed by Congress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rejection of a bill by the Governor Governor has power to veto sections of bills but cannot make any additions The Governor can also veto appropriation items To pass a bill over a Governor's veto takes a two-thirds vote of both houses and is known as over

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disapproval by the president of a bill or joint resolution When Congress is in session, the president must veto a bill within 10 days, excluding Sundays, after he has received it; otherwise, it becomes law without his signature When the president vetoes a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of the Governor disapproving a measure The Governor's veto may be overridden by 2/3's vote The Governor can also exercise an Item veto, whereby the amount of appropriation is reduced or eliminated, while the rest of the bill approved An Item veto

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Return by the Governor to the legislature of a bill without his or her signature; the veto message from the Governor usually explains why he or she thinks the bill should not become a law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The action of the governor in disapproval of a measure It includes a statement of the reasons why the governor has not approved the measure and is sent to the chamber from which the bill originated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A power vested in the governor to prevent the enactment of measures passed by the Legislature by returning them, with objections, to the Legislature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rejection of a bill by the President.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The power of the President to reject a bill or resolution and prevent it from becoming law; activated when the President returns a bill to the originating house without approval Congress can override a presidential veto by a two-thirds vote in each house

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official action of the Governor to nullify legislative action The legislature may override the action by a constitutional 2/3 vote of each house if still in session or if called back into veto override session.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by which the Governor refuses to sign legislation passed by the General Assembly The Governor returns the vetoed bill to its house of origin A 2/3 vote of each body is required to overturn a veto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An action of the Governor in disapproval of a measure that has passed both houses After a veto, the bill is returned to its house of origin with written objections A Governor's veto may be reconsidered by both houses, and if it is again passed by two-thir

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disapproval of a bill or resolution by the President.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rejection of an enactment without authority to modify; usually the prerogative of the Governor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

After a bill has been passed by both houses in the same form, it is eligible to go to the governor to be signed into law If the governor rejects the bill, he issues a veto A vetoed bill can be overridden by a constitutional majority in both houses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

If the Governor disapproves of a bill, he may veto it and return it to the house of origin with his objections A veto may be overridden by at least 3/5 vote of both houses If he has reduced an appropriation by veto, this can be overridden by a majority vo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disapproval by the president of a bill When Congress is in session, the president must veto a bill within 10 days, excluding Sundays, after he/she has received it; otherwise, it becomes law without his/her signature When the president vetoes a bill, he/sh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The power of the president to disapprove a bill; it may be overridden by a two-thirds vote of each house of congress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Governor's formal rejection of a measure passed by the Legislature The Governor may also exercise a line item veto, whereby the amount of an appropriation is reduced or eliminated, while the rest of the bill is approved A veto may be overridden by a t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -toes) f. veto; yasak; f. veto etmek, reddetmek. veto power reddetme yetkisi, veto hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veto right. right to veto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zekâ yerine kullanıyorsak da, Arapça olmayıp uydurmadır; :ekâ demeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذکاوت] zekilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Zeka, zeki-lik.

İsimler ve Anlamları by