Vol-au-vent ne demek? | Vol-au-vent anlamı nedir? | Vol-au-vent

Vol-au-vent anlamı nedir?

Vol-au-vent ne demek?

Vol-au-vent anlamı nedir?

Vol-au-vent | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit talaş böreği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan VW serisi ev sineması projektörlerindeki 12 volt trigger çıkışı, güçlendirilmiş bir ekranı etkinleştirmenizi sağlar. Projektörü çalıştırmak için çevre birimlerine bir elektrik sinyali gönderilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MP3’e göre %25 daha kaliteli olan müzik sıkıştırma formatıdır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rauf olan Allah’ın kulu. (bkz.er-Rauf).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah’ın kulu. (bkz.Rauf).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),(Al) batıl itikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gram mana değişikliği ile sesli harfin değişmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). kusturacak kadar, iğrenç derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelme, gelip çatma, görünme , olma, vuku. Advent (i)., (kil). Hazreti İsa'nın dünyaya gelmesi; Noel'den evvel bir ay müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) arızi, harici, tesadüfe bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cesaret etmek, göze almak, atılmak. adventurer (i). maceraperest kimse. adventurous (s). macera seven; cüretli; cesaret isteyen (bir iş),

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). macera, serüven, sergüzeşt; spekülasyon, vurgun sağlayan teşebbüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balon kullanan pilot. aeronautics (i). havacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). amoroz, harici bir değişiklik olmadan göze arız olan körlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Eriyik hâlde balmumu bağlayıcı ile pigmentlerin karışımından elde edilmiş boyalarla yapılan resim türü. Antik Çağdaki belli başlı resim tekniklerinden biri olan ankostik resim, MÖ IX yy.da Yunan sanatçı Pausias tarafından yetkinleştirilmiştir. Günümüze ulaşan en önemli örnekler, Mısır`daki el- Feyyum Vahası`nda Roma dönemine ait mezarlarda bulunan Feyyum Portreleri` dir (II. yy.).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alkışlamak; takdir etmek, beğenmek, tasvip etmek. applause (i). alkış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su altında yaşayarak araştırma yapan bilgin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). Argonot, Altın Pösteki''yi elde etmek için Argo gemisinde Yason'un idaresi altında seyahat eden kahramanlardan biri; (k.h.) sedefli deniz helezonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saldırı, şiddetli hucum, hamle, tecavüz; (f). saldırmak, hücum etmek, tecavüz etmek. assault and battery huk. muessir fiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). astronot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) fezada yolculuk ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Birleşik isim. - Allah’ın bağışladığı, hediye ettiği, ihsanı, lütfü. Ataullah Efendi. (Arapzade). Osmanlı Şeyhülislamı (1719-1785) Şam, Mekke, İstanbul kadılıklarında bulundu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(kimya). Altının senbolü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ograten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. au pair

bakıcı

Yabancı ülkede bir aile yanında kalarak eğitimini sürdüren ve aynı zamanda o evin çocuklarına bakan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(Fr). sabah şarkısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patlıcan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kumral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs).ab urbe condita (Lat). şehrin kuruluş tarihinden itibaren (hesaplanan yıl).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). aksine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). zamana uygun, çağdaş, modern.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). mezat, müzayede ile satış; bir çesit iskambil oyunu; (f). miizayede ile satmak, haraç mezat satmak. auction bridge okşın briç. public auction açık artırma. put up to auction mezada çıkarmak. sell by auction açık artırma ile satmak auct

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). auditor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cüretli, cüretkâr; küstah, arsız. audaciously (z). küstahça, cüretle. audaciousness (i). küstahlık, cüretkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cüret; küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işitileilir, duyulabilir. audibil'ity, audibleness (i). işitilebilme duyulabilme. audibly (z). işitilebilecek surette, duyulacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir toplantıda hazır bulunanlar, dinleyiciler; resmi göruşme, huzura kabul. audience chamber kabul salonu. give an audience to huzura kabul etmek. have an audience with huzura kabul olunmak, mülakat yapmak, gürüşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işiten, duyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses yoluyla kafasında kavramlar oluşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa hitap eden, müzik reprodüksiyonuyla ilgili. audio frequency ses dalgalarının frekansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses dublajı özelliğine sahip video kaydedicilerde, audio dub ya da audio insert işlevi bulunur. Bu işlevler, sesin üzerine yeniden kayıt yapılmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

En iyi ses efekti için iki kayıtlı stereo kanal (12 bit modu) arasında denge sağlayabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kulak ve göze aynı anda hitap eden sistem, öğretimde kullanılan yardımcı araç; (s). kitaptan başka ögretim araçları (radyo, resim, fonograf, televizyon) ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme duyusunu inceleyen bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme kuvvetini ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslına uygun müzik çalan elektronik araçlar (radyo, teyp, fonograf v.b. ) meraklısı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). üst dişlere dayama suretiyle işitmeye yardım eden bir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). hesapların gözden geçirilmesi, hesapların kontrolu, kesin hesap; (f). hesapları kontrol etmek. auditor (i). hesap kontrolörlüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dinlemek; ABD dinleyici talebe olarak bir dersi takip etmek. auditive (s)., (i). işitmeyle ilgili (şey) auditory (s). işitme duyusu ve organları ile ilgili; (i)., (çog). dinleyiciler. auditory canal (anat). kulak yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (opera, koro, v.b.'ne girmek için yapılan) ses imtihanı; işitme hassası, işitme kuvveti, işitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (Al). Allaha ısmarladlk; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). usta, mahir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). irfan; 18 yüzyılda bilimsel akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). esasen, aslında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). August, Augustan, Augustus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok pis. Augean stables otuz sene pis kaldıktan sonra Herkül'ün bir günde temizlediği ahırlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). toplama işleminde birinci rakam, ekleme ile büyüyen miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). burgu, matkap, delgi. shell auger kaşık matkabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıfır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (z). şey, nesne, zerre; hiç bir şey; hiç; (z). hiç bir şekilde For aught I carel Umurumda deği.l Vız gelir tırıs gider. Bana ne !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zam, ilâve; ilâve harf veya hece (Yunan, sanskritçe v.b. gibi dillerde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyütmek, artırmak, çoğaltmak; uzatmak; büyümek, artmak, çoğalmak ; uzatmak; augmentable (s). artırılması mümkün olan, çoğaltı!abilir. augmenta'tion (i). artırma, büyütme, çoğaltma, uzatma. augmentative (s)., (i). artma yahut artırma kuvveti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eski Roma,da kuşlara bakarak kehanet etmekle görevli bir çeşit falcı; kâhin; (f). kehanet etmek, önceden haber vermek;yormak. augural (s).kahinliğe ait. augury (i). kehanet; fal, alâmet; kehanet ayini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Ağustos ayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhterem, aziz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) Roma imparatoru Ogüst'e veya onun devrine ait; Roma imparatorluğunun veya herhangi bir memleketin edebiyatının altın çağına ait; üstün zevke sahip, klasik nitelikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). azamet, ululuk, yücelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). kendi suyuyla, kendi sosuyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (zool). soğuk memleketlerde yaşayan bir çeşit deniz kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(fr).sütlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., iskoç. eski, kadim; ihtiyar. for auld lang syne eski günlerin hatırasına hürmeten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saraya ait, divana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

terbiye edilmeden hazırlanmış yemek; çıplak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teyze, hala, yenge. aun'tie (i). teyzecik v.b.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). (Fr). hizmetçi kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cismin saçtığı buhar, koku vb; ruh, hava, atmosfer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa veya işitme duyusuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). altln renginde, yaldlzlı; parlak, mükemmel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hale, agıl, ayla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). Allaha ısmarladık; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). altınlı; (kim). üç valanslı altınla (bileşik).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). sayvan, kulak kepçesi; kulakçık; (bot)., (zool). kulağa benzeyen şey, kulacık, kulakçık. auricled (s). kulaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çuha çiçeğinin bir çeşidi, ayı kulağı, (bot). Primula auricula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa ve işitme duyusuna ait; kulağa söylenmiş, mahrem olarak söylenmiş; kulaktan kulağa; (anat). kulak kepçesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulaklı veya kulak gibi kısımları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). içinde altın bulunan, altınlı (toprak, maden).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insan kulağı biçiminde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (astr). Arabacı takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelip kutuplarda geceleri görülen renkli ve hareket eden ışıklar; tan, doğuş, fecir, tulu, seher; (b.h)., (mit). seher tanrıçası. aurora australis güney yarımkürede geceleri gökyüzünde görülen renkli ışık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). içinde altın bulunan; kim tek valanslı altından oluşmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). altın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Australasia, Australia, Austria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). stetoskop ile dinlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). stetoskop ile dinleme; dinleme, kulak verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). antlaşma, anlaşma, bilhassa Avusturya ile Macaristan arasında 1867'de imzalanan birleşme anlaşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da kâhin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uğur getireceğine inanılan törenlerle açmak, açış töreni yapmak, başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşların hareketine bakıp kahinlik etme; fal, alâmet.auspices (i). himaye, nezaret .under the auspices of himayesinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kehanetle ilgili; uğurlu, hayırlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uğurlu, hayırlı. auspiciously (z). hayırlı bir şekilde, uğurlu olarak. auspiciousness (i). uğur, hayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Austria, Austrian.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sertlik, haşinlik; parasızlıktan dolayl masraftan kaçınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güney; sıcak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asya kıtasının güneydoğusundaki büyüklü küçüklü adaların tümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avustralya. Australian (i)., (s). Avustralyalı; (s). Avustralya'ya ait. Australian ballot üzerinde bütün adayların isimleri basılmış gizli oy pusulası. Australian crawl kulaclama yüzüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Avustralya'nın asıl yerlilerine ait veya benzeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avusturya. AustriaHungary Avusturya-Macaristanimparatorluğu Austrian (i). (s). Avusturyalı; (s). Avusturya'ya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. out

sp. dış

Bazı top oyunlarında karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hormon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mutlak hâkimiyet; muhtariyet , özerklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağımsız ekonomi politikası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güvenilir, inanılır, sahih, hakiki. authentic'ity (i). güvenilir olma, sıhhat, salâhiyet. authen'tically (z). güvenilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğru olduğunu ispat etmek, sıhhatini tevsik etmek. authentica'tion (i). doğru olduğunu ispatlama , sıhhatini tevsik etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yazar, müellif, muharrir; yaratıcı, müsebbip; yazarın eserleri; (f). yazmak , eser yazmak authoress (i). kadın yazar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). serbestlige imkan vermeden yöneten; (i). sıkı idare taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) yetki, salâhiyet, hâkimiyet , otorite; hükümet; itibar, nüfuz; bilirkişi, ehli vukuf, erbap; şahadet, şahit; yetkili sayılan kitap veya yazar. the authorities yetkili olanlar; polis ve hakimler author'itative (s). yetkili, salahiyettar; itima

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). izin, ruhsat, cevaz; tensip, uygun görme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yetki vermek, saIâhiyet vermek; yetkili olarak kurmak; izin vermek; ruhsat vermek; müsaade etmek; caiz görmek; teyit etmek, tasdik etmek. Authorized Version Kitabı Mukaddes'in 1611'de yapılan ingilizce tercümesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yazarlık, muharrirlik, müelliflik; kaynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). anormal derecede hayale dalma, içe kapanış. autistic (s). hayale dalmaktan kurtulamayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD otomobil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çevirmeye gerek olmaksızın kasetin her iki yüzünü de çalana sistem.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek kendi kendine, kendiliğinden hareket eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Almanya'da geniş ve düzgun araba yolu, otoban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otobiyografi , bir yazarın kendi hal tercümesi. autobiograph'ical (s). kendihayatından bahseden yazarın biyografisine ait. autobiographically (z). kendi hayat hikâyesi ile ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otobüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kil). kendi kendini idare eden, müstakil, başına buyruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esas yerli, bir yerin kadim insanı (hayvanı, bitkisi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yerli, kadim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otoklav, sterilizator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otokrasi, bir hükumdarın mutlak hâkimiyeti, istibdat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diktator, müstebit kimse, otokrat.autocratic (s). müstebit. autocratically (z). müstebit bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). engizisyon devrinde ateşe atma cezası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kendi hastalığını teşhis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kendi kuvvetini üreten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).özünerosçuluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). kendi tozu ile tozaklanan. autogamy (i). kendi tozu ile tozaklanma; (biyol). birbirine benzer hücre veya özlerin birleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). kendiliğinden vücut bulma, kendi kendine peyda olma. autogenet'ic (s). kendi kendine peyda olan; jeol suyun tesiri ile peyda olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kendi kendine hâsıl olan. autogenous welding kendiliginden ve ek maden kullanmadan kaynama (maden parçaları).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otojir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). aynı vücuttan alınıp vücudun başka bir yerine yapıştırılan ekleme parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir kimsenin kendi el yazısı; muharririn kendi eliyle yazılmış yazı veya müsvedde; bir kimsenin kendi el yazısı ile imzası; (f). kendi el yazısı ile imza atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). akort çalan bir çeşit kanun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendi kendini hipnotize etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaradılıştan bir hastalığa karşı bağışıklığı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). vücutta hâsıl olan mikroplarla iltihaplanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(tıb). kendi vücudundan alınan bir madde ile aşılanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(tıb). kendi vücudunda hâsıl olan zehirli maddeden zehirlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kendiliğinden hareket eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD içinde otomatik tertibatla yemek verilen lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). otomatikleştirmek, makineleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kendiliğinden hareket eden, otomatik; (i). otomatik tabanca. automatic pilot uçağı idare eden otomatik tertibat. automatically (z). otomatik olarak, otomatikman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). makinelerin veya bir fabrikanın otomatik tertibatla idare edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomatik oluş; isteğe baglı olmadan yapılan hareket; (psik)., (fels). otomatizm, özdevim, munsakiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendiliğinden hareket eden şey; isteğe bağ1ı olmadan veya mihaniki surette hareket eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomobıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başkalarını da kendi gibi farzeden. automorphism (i). başkalarını da kendisi gibi farzetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). otomobillerle ilgili; kendiliğinden hareket edebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). özerk, muhtar, muhtariyetle idare edilen, otonom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). özerk, muhtar; özerklige ait; müstakil, kendi kendini idare eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özerklik, muhtariyet, kendi kendini idare etme hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). sebepsiz gibi görünen hastalıga ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). sebepsiz gibi görünen hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). otoplasti. autoplastic (s). otoplastiye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hava basıncı ile kendiliğinden hareket eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kendi kendine telkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kendi kendine tedavi; hastanın kendi vücudundan alınan bir madde ile tedavi edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i)., (tıb). kendi vücudunda hâsıl olan mikroplarla iltihaplanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). havada oksitlenme; ikinci bir maddenin de bulunmasıyla oksitlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonbahar, güz, hazan. autum'nal (s). sonbahara ait. autumnal equinox (astr). sonbahar ekinoksu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Araç müzik sisteminize Sony Network WALKMAN® gibi çeşitli taşınabilir ses cihazlarını bağlamanızı sağlar. Ayrıca araç içi video sisteminizin sesini, araç müzik sisteminize yönlendirmek için de kullanabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu, Sony’nin daha fazla depolama ve MP3’ten daha iyi ses kalitesi sunan benzersiz ses sıkıştırma teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Araba stereosunun ön tarafına yerleştirilmiş auxiliary girişi (3,5 mm mini jak). Hoparlör çıkışı aracılığıyla MP3 gibi taşınabilir ses cihazlarını bağlamak için kolay erişim sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Video bilgisiyle birlikte ek yardımcı (AUX) verisi de kaydedilir. Bu bilgi, kayıt tarihi/saatini, Geniş/PALplus bilgisini ve kaydedilen resim kaynağını içerir. AUX verisi, DHR-1000 tarafından da okunabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). yardımcı, muavin; gram yardımcı fiil; (s). yedek; yedek motorlu (yelkenli).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Görüntü ve/veya ses bilgilerini kaydeden, işleyen ya da oluşturan/çalan ürünler bu kategoride verilmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, eski Defol !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıldıztaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). belirli bir bölgedeki kuşlar veya kuş türleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakalorya; mezuniyet törenlerinde yapılan dini ayin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.)(Erkek İsmi) - Allah katında değer ve kıymet sahibi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nar, kurutulmuş nar çiçekleri, nar ağacı kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -deaux) saç bağı veya şeridi, saç filesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ucuz ve adi süs eşyası, biblo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). balk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit alüminyum oksit veya hidroksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aşık; sevgili; kavalye; züppe erkek; şık giyinen adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ideal güzellik, kusursuz güzellik örneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(fr.) bir kimseyi memnun etmek için yapılan hareket veya söylenen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(fr.) kibarlar zümresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D., (argo) muazzam şey; büyük hata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel, dilber. beauteously z .güzel bir şekilde. beauteousness (i). güzellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güzellik uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel, latif, hoş, zarif. beautifully (z). güzel bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). güzellestirmek, süslemek; güzelleşmek, süslenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güzellik; güzel bir kimse, güzel kadın. beauty shop, beauty parlor güzellik enstitüsü, kuaför salonu. beauty sleep güzellik uykusu. beauty spot yüzdeki ben; güzel manzaralı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., çoğ, (fr.) guzel sanatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( bağlaç) çünkü, zira, -den dolayı, sebebiyle, için. because of -den dolayı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).bulaştırmak, sürmek, kirletmek, karalamak; aşırı derecede süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. nüktedan insan, zarif kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilikseverlik; cömertlik; yardım, sadaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yardımsever, başkalarına iyilik etmek isteyen; kar gayesi gütmeyen.benevolently z. yardımseverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki kulaklı veya kulağa benzer iki uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاأجرت] parasız, ücretsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki kulak ile işitme; iki kulaklı; stereofonik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzay yolculuğunun canlılar üzerindeki etkisini inceleyen bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

içinde çeşitli etler bulunan iri bir cins salam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bordo limanı; Bordo şarabı .Bordeaux mixture ağaçları korumak için kullanılan karışım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., den. orsada boca ve pupa ederek gemiyi yeniden orsaya getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., d.y. raylar arasında 15 m'lik veya daha geniş mesafe olan, geniş hat meydana getiren; A.B.D., mec. her şeyi ilginç bulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Juraik devrinde yaşayan dinozor cinsinden çok büyük bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarı insan yarı boa şeklinde olan efsanevi bir canavar; eski devirlerde özel törenlerde kullanılan Venedik devlet kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büro, yazıhane, acente, daire, şube; çekmece, çekmeceli dolap; ing. yazı masası, yazıhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bürokrasi, devlet dairelerine mahsus formaliteler, kırtasiyecilik; devlet memurları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devlet dairesinde memur olan kimse; kırtasiyeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,(i). azgınlık zamanlarında kedilerin çıkardığı seslere benzer sesler çıkarmak; bu şekilde bağırmak, haykırmak; kediler gibi kavga etmek; (i). azgın kedi sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kafkasya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). Kafkasyalılara özgü, Kafkasya'ya ait, Kafkas diliyle ilgili;(i). Kafkasyalı; Kafkas dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kafkas Dağları; Kafkasya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). (-ed, -ing, -sed, -sing) . ABD mahalli parti meclisi toplantısı; (ing). parti yönetim kurulu; parti disiplin kurulu; (f). parti kurulu toplantısı yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). kuyrukla ilgili; kuyruga yakın; kuyruğa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(zool). kuyruklu, kuyruğa benzer bir uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hastalara içirilen (şarap, yumurta, ekmek, şeker ve baharat karışımı) sıcak bir şerbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). catch.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cenin zarı; yeni doğan çocuğun başı etrafında bulunan ve uğur getirdiğine inanılan zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(bot). sapı olan, saplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karnabahar, karnabit, (bot). Brassica oleracea botrytis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). sapa ait, sap ile ilgili; sap üzerinde büyüyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bitki sapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kalafat etmek, pencere veya kapı kenarlarını tıkamak; buz mıhı çakmak, kaymayı önleyici çivi çakmak. caulk'er (i). kalafatçı. caulk'inl (i). üstüpü; macun. caulking hammer kalafat tokmağı. caulking iron kalafat kalemi, kalafat keskisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sebep teşkil eden, nedeni olan, nedensel; bir sebep belirten. causally (z). sebep olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nedensellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sebep olma, hasıl etme, meydana getirme; sebep, neden; neden ve sonuç ilişkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sebep olan; (gram) ettirgen, müteaddi causatively (z). sebep olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sebep, illet, neden; harekete sevkedici unsur; gaye, hedef, amaç; (huk). dava konusu. final cause asıl gaye. first cause asıl sebep. make common cause with işbirliği etmek, tarafını tutmak. show cause hukuki sebep göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sebep olmak, sebebiyet vermek; doğurmak, tevlit etmek; netice meydana getirmek. causable (s). bir sebebin neticesi olabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). meşhur bir dava; meşhur olan ihtilâf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sebepsiz, nedensiz, asılsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sohbet, konuşma, söyleşi, hasbıhal; sohbet tarzında yazılmış kısa makale veya deneme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). ıslak veya bozuk arazide yayalar için yapılmış yol, geçit; şose; cadde; (f). geçit yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kostik, yakıcı; iğneli, kınayıcı, sert (söz); optik ışınların kırılması veya eğilmesi sonucunda yakıcı hale gelen; (i). yakıcı madde; ışınların kırılmasına veya eğilmesine sebep olan eğri yüzey. caustic soda (kim). sodyum hidroksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing)-ise (f)., (tıb). yakmak, dağlamak cauteriza'tion (i). dağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yakma, dağlama; dağlayıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tedbir, ihtiyat: ikaz, uyarma; eski, (k.dili). garip kimse veya şey; (f). ikaz etmek, uyarmak; ihtar etmek. cautionary (s). uyarıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtiyatlı, tedbirli, sakıngan, dikkatli. cautiously (z). ihtiyatla cautiousness (i). ihtiyatlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(Yu).,(mit). insan başlı at biçimindeki mitolojik yaratık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kentaurus takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kantaron,(bot). Centaurium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). klarnetin en pes perdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -teaux). şato Fransız tipi büyük köşk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ingiliz yazarı. Chaucer'ın eserleri ile ilgili; (i). Chaucer uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). maaşlı hususi araba söförü; (f). özel şöförlük yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Doğu Hindistan'a mahsus ve meyvasından deri hastalıklarını tedavide kulıanılan bir ilaç yapllan ağaç, (bot). Taraktogenos kurzii.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). kundura, ayakkabı, çizme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ABD). eğitici toplantı serisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aşırı milliyetçilik, şovenizm. chauvinist (i). aşırı derecede milliyetçi kimse. chauvinis'tic (s). aşırı milliyetçi. chauvinis'tically (z). aşırı derecede milliyetçi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tuzağa düşürmek; hile ile önüne geçmek, atlatmak; etrafını dolaşmak. circumventer circumventor (i). tuzağa düşüren kimse; atlatan kimse. circumvention (i). tuzağa düşürme; atlatma. circumventive (s). tuzağa düşürücü; atlatıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dönmek, deveran etmek, dolaşmak. circumvolu'tion (i). bir merkez etrafında dönüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). topallama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). madde, (anlaşma, antlaşma, kontrat, kanunda) bent, hüküm fıkra, şart; gram cümlecik. clausal (s). cümlecikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). manastır ile ilgili; manastır gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). kapalı yerlerde bulunma fobisi, klostrofobi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık; yarılma, çatlama; (kim). molekülün aynlması; (k.dili). göğüs yangının dekolte elbiseden görünmesi; (biyol). hücrenin bölünmesi; (jeol). dilinim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (den). orasına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (den). tehlike zamanında geçici olarak demir atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). icap ettiği şekilde, gerekli şekilde; modaya uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). birbirine yaklaşmış, yaklaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanuna ve nizama karşı koyma ihlâl; mâni olma. in contravention of hilâfında, ragmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahibelerin bulunduğu manastır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). (tar). gizli dini toplantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kongre, toplantı; mukavele, anlaşma; kabul edilen düzen; âdet, gelenek; (fels). ulaşım. conventioneer (i). delege.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). âdetlere uygun, göreneksel, geleneksel; beylik, basmakalıp; (güz. san). konvansiyonel. conventional warfare nükleer silah kullanılmayan harp. conventional usage kabul edilen düzen. conventionalism (i). âdetlere bağlılık. conventionalize (f). konva

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahibe manastırına ait; (i). manastıra bağlı rahip veya rahibe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarılmış, bukulmuş, dürülmuş, helezoni, helisel; karışık, zor anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büklüm,sarılış,dürülüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kahkahaçiçeği; sarmaşık gibi sarılan birkaç çeşit fidan. wild convolvulus köpek pençesi, (bot). Calystegia sepium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Güneysel Taç takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmonot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı devrim. counterrevolutionary (i)., (s). karşı devrimci; (s). karşı devrimle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiltere'de bir şehir. send to Coventry (ing). arkadaşlık ilişkilerini kesmek, yüzüne bakmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Avrupa’da (özellikle İngiltere) FM radyo sinyallerinin yerini alması beklenen bir standarttır. Bu yayın türü sayesinde, hem data hem de ses DAB uyumlu yazılımlar vasıtasıyla iletilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). sürmek, sıvamak, lekelemek, kirletmek; (i). harç, çamur, kireç lekesi; acemice yapılmış resim. dauber (i). acemi ressam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kız evlât, kız, kerime. daughter-in-law (i). gelin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kız evlâda yakışır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yıldırmak, gözunü korkutmak. dauntless (s). gözüpek, yılmaz, korkusuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Fransa'da kralın en büyük oğlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). ayartmak, baştan çıkarmak; (i). sefahat, sefahat âlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sefih kimse, ayyaş kimse, zampara; (fig). çöplük horozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sefahat, ayyaşlık, uçarılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihmal; mahkeme, maç v.b.'ne gelmekten kaçınma; hazır bulunmayış, yokluk. in default of payment ödenmediği takdirde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). emanet paranın açığını ödemekten kaçınmak, taahhütlerini yerine getirmemek; mahkemede ispatı vücut etmemek; spor karşılaşmasına zamanında gelmeyip hakkını kaybetmek ; ifa etmemek, ödememek;ispatı vücut etmediğinden mahkum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahkemede ispatı vücut etmeyen kimse, gaip kimse; yiyici kimse, irtikâp yapan kimse, emanet edilen paranın hesabını vermeyen kimse, borçlarını ödemeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dolandırmak, aldatmak, hakkını yemek, gadretmek; (slang). üç kâgıda getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir şilebin manyetik alanını siper edip manyetik mayınlardan korumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakil, devir, intikal, hak intikali, havale, terk; gerileme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). intikal ettirmek, devretmek, havale etmek, bırakmak, terk etmek; (gen). on, upon veya to ile geçmek, intikal etmek, kalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezozoik çağda yaşamış olan ve bu gün yalnız fosilleri bulunan çok büyük bir cins sürüngen, dinosor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşırmış, aklı başından gitmiş, üzülmüş; çılgın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphysical. supernatural. preternatural. superphysical. unearthly. occult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural. unearthly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural. preternatural. unearthly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernaturalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). draft.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). draftsman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). drafty.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalın yünlü palto veya kumaş; (den). eskiden kullanılan ağır toplu bir deniz zırhlısı, dretnot; gözüpek kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., Fr (çoğ. eaux) (o) su. eau de Cologne kolonya. eau forte ofort, madeni levhaları hakketmek için kullanılan nitrik asit; böyle hakkedilmiş levhalarla basılan resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuyruksuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., güz. san. tahta veya çömlek üzerine yakmak suretiyle tezyinat yapılmış olan; i. sıcak balmumu ile resim yapma, ısı vasıtasıyla renkleri sabitleştirme; bu gibi işler, çini, fayans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. apolet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) olay, vaka, hadise; sonuç, netice, akıbet. at all events, in any event her halûkârda, ne olursa olsun. in the event of takdirde, halinde. quite an event olağanüstü bir durum. eventful (s.) hadiselerle dolu. eventfully (z.) olaylarla dolu olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şiir akşam, akşam vakti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) akıbette, netice olarak vaki olan, nihai, en sonraki. eventually (z.) nihayet, sonunda, er geç, ilerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ihtimal, netice, işin sonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sonuçlanmak, neticelenmek; çıkmak, meydana gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. evolution

gelişme

Gelişmek işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (geom.) evolüt, kıvrıklık merkez eğrisi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) evrim, tekamül, inkişaf, gelişme, açılma. evolutionary (s.) evrimsel, tekamü1i. evolutionism (i.) evrim teorisi; bu teoriye inanma. evolutionist (i.) evrim teorisi taraftarı; zoraki devrim yerine birbiri ardından gelen safhaları izleyen bir sosyal ya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mak.) egzos, egzos borusu; vakumla tozu dışarı atan alet. exhaustchamber (oto.) çürük gaz kutusu. exhaust pipe egzos borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tüketmek, bitirmek; boşaltmak; boşluk meydana getirmek; kuvvetini tüketmek; (bütün imkânları) denemek; bitap düşürmek, yormak; teferruatıyla incelemek,inceden inceye tetkik etmek; (kim.) eriyebilen maddeleri içinden çıkarmak. exhausted (s.) tükenmiş;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) etraflı, geniş, teferruatlı, ayrıntılı, bütün imkânlar sağlanmış. exhaustively (z.) etraflıca, ayrıntılı olarak, teferruatıyle. exhaustiveness (i.) genişlik,etraflı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb.) rahmin dışında olan veya oluşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çog aux) (i). manzum masal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). varoş, şehir dışındaki mahalle, banliyö.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boğaza ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ,(çoğ)., (anat). boğaz; (zool). helezoni deniz kabuğu ağzının içi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). musluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Püf ! Aman ! Ne fena ! Berbat !Uf be!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. error.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle , lazily , lazy , rottenly , slothful , sluggard , sluggish , sluggishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kusur, kabahat, hata, yanlış; eksiklik, ayıp; spor faul, hata; (jeol). fay, çatlak; (f). kusur bulmak, kınamak, ayıplamak, takbih etmek; tenkit etmek; suçlamak, itham etmek; (jeol). fay husule getirmek. faultfinder (i). tenkitçi, her şeye kusur

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kusurlu, sakat, bozuk, yanlış. faultily (z). hatalı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). yarısı keçi yarısı insan olduğuna inanılan bir ilâh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Muayyen bir mıntakada yaşayan hayvanların tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeryüzünde ekolojik olarak sınırlanabilir bir yaşam mekanında bulunan bütün hayvanları ifade eden bir terimdir. (orman faunası, çayır ve deniz faunası gibi).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

hay. b. direy

Belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fauna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The animals of any given area or epoch; as, the fauna of America; fossil fauna; recent fauna. all the animal life in a particular region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all the animal life in a particular region. a living organism characterized by voluntary movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The communities of animals in an area; all of the animal life in a given region or period of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Animal life, especially the animals found in a particular region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The animal life of a region or geological period. is the total animal life in an area. the animals that live in a particular area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Animal life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The animal life of an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term for all forms of animal life characteristic of a region, period or special environment Faune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire animal population, living or fossil, or a given area, environment, formation, or time span. all of the animals found in a given area. the total animal population that inhabits an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All the animal life of a given place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Animal life of a region or environment today, or in the past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The animal life of a region. The animals living in a specified region. animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire animal life of a particular region or geological period. animals of a particular region or time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Animals collectively, especially of a particular period, region, or environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire animal population, living or fossil, of a given area, environment, formation, or time span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collective term used to group all animal life. animal life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire group of animals found in an area. all of the animals that live in an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. nae, faunas) (i). fauna,direy, bir memlekete veya bir jeoloji devrîne ait hayvanların topu; bu hayvanlar hakkında yazılmış eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). koltuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). kusur, kabahat, pot,toplum kurallarına aykırı davranış. make afaux pas pot kırmak, çam devirmek, kusurlu bir davranışta bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit kalın yünlü kumaş, bu kumaştan yapılmış palto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şevkli, gayretli, hararetli, sıcak, ateşli. fervently (z). şevkle, hararetle, gayretle. fervor (i). ateşlilik, hararet, şevk, gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). meşale, fener; süslü şamdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). gösteriş yapmak, kibirlenmek; (i). gösteriş flauntingly (z). gösteriş yaparak, kibirle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). flütçü, flavtacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -en) evli veya dul Alman kadını; Bayan (evli), Madam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hile, dolandırıcılık, sahtekarlık; dolandırıcı ve hilekar kimse, sahtekar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hileli, sahte; hilekar, dolandırıcı; hile ile ele geçirilen. fraudulence (i). hilekarlık. fraud ulently (z). hile ile, sahtekarIıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolu, yüklü. fraught with danger çok tehlikeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evli olmayan Alman kadını, Bayan (bekar), Matmazel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr)., (ahçı). dana kızartması veya yahnisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ed veya led, ing veya ling) (k).dili vakit öIdürmek, eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoppalık; saçmalık, manasızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). önemsiz, ehemmiyetsiz; anlamsız, manasız, saçma, boş uçarı, sathi. frivolously (z). hafiflikle, ehemmiyetsiz bir şekilde. frivolousness (i). uçarılık; önemsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Gökoğuzlar. 2.Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya’da yaşamaktadırlar. Deliorman, Dobruca, Beşerabya ve Ukrayna’da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i karmakarışık şey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acemi, beceriksiz, savruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acemice tavır, beceriksizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süs, değersiz süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı süslü, cicili bicili, zevksiz. gaudily z. gösterişli surette. gaudiness i. aşırı süslülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiltere üniversitelerinde yıllık ziyafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ölçmek; tartmak, tahmin etmek, ölçüsünü bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikyas, öIçü; ebat; miktar; geyç, ölçme aleti; kalibre; demir yolu raylarının arasındaki açıklık; den. geminin bir diğerine veya rüzgâra göre bulundugu yer; den. dolu iken geminin çektiği su. broad gauge geniş hatlı (demiryolu). have the lee gauge of

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Fransa'nın eski adı, Gal; Galya; Gal'li Fransız. Gaulish i. eski Gal dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zayıf, ince, kuru, gıdasızlıktan kurumuş; kasvetli, sıkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zırh eldiveni; uzun eldiven take up the gauntlet meydan okuma mahiyetindeki daveti kabul etmek. throw down the gauntlet meydan okumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. gantlet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. gantry.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Matematikçi Gauss’ un adından. Magnetik alanın şiddet birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The C.G.S. unit of density of magnetic field, equal to a field of one line of force per square centimeter, being thus adopted as an international unit at Paris in 1900; sometimes used as a unit of intensity of magnetic field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It was previously suggested as a unit of magnetomotive force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German mathematician who developed the theory of numbers and who applied mathematics to electricity and magnetism and astronomy and geodesy a unit of magnetic flux density equal to 1 maxwell per square centimeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of magnetic field strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of magnetic induction in the cgs system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of intensity of a magnetic field equal to a field of one line of force per cm2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of magnetic flux density equal to 10 -4 weber per meter square.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of measure of magnetic induction, B, or flux density in the CGS system. a measurement of magnetic flux density.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lines of magnetic flux per square centimeter This is a measure of flux density.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of magnetic induction, equal to 1 Maxwell per square centimeter Higher Gauss measurements mean more power can be induced to flow in an alternator Gauss readings can be increased by putting steel behind magnets, stacking magnets, or using larger or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit for magnetic induction , measured in flux lines per square centimeter See Induction, Magnetic and Magnetic Flux Density Gauss meter- An instrument that measures the flux density of a magnetic field, usually measured in Gauss Gilbert- The C G S un

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lines of magnetic flux per square centimeter, cgs unit of flux density, equivalent to lines per square inch in the English system, and Webers per square meter or Tesla in the SI system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of measure for magnetic flux density. scientific unit of magnetic field strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of magnetic flux density in the CGS system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit for measuring electromagnetic fields.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Measure of flux density in Maxwells per square centimeter of cross- sectional area One gauss is iC-4 Tesla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit mea,sure of the magnetic flux density produced by a magnetizing force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German mathematician who developed the theory of numbers and who applied mathematics to electricity and magnetism and astronomy and geodesy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manyetik alan öIçü birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tül, ince ve seyrek dokunmuş kumaş; kafes tel; pus, duman. gauzy s. tül gibi, hafif; şeffaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da dağ geçidi; çoğ. Güney Hindistan'ın doğusunda ve batısında bulunan dağ silsileleri; bir ırmağa inen merdiven. burning ghat böyle bir merdivenin başında Hinduların ölülerini yakmaya mahsus meydan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ecza. İngiliz tuzuna benzer müshil bir toz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bir göz hastaIığı, gözde karasu hastalığı, glokom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. bazı kalkerlerde yeşil taneler şeklinde rastlanan bir silikat, glokoni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sarımsı yeşil renkte olan; yeşilimsi mavi; bot. üstü toz gibi beyaz bir madde ile kaplı (üzüm, erik).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh yelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mağrur, kibirli, kendini beğenmiş. haughtily (z.) gururla, kibirle. haughtiness (i.) kibirlilik, gururlu olma, kendini beğenmişlik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) çekmek, çekerek taşımak; taşımak; (den.) vira etmek, hisa etmek; yön değiştirmek, dönmek (rüzgâr veya gemi); (i.) çekme, çekiş; bir ağda çıkarılan balıklar; bir seferde kazanılan şey veya miktar, parti; taşıma mesafesi; taşınııan şey. haul

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çekiş, taşıma; (d.y.) taşıma ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ekin sapları, saman; bitki sapı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kalça; (çoğ.) kıç; koyun etinin but ile bel kısmı; (mim.), kemer koltuğu. haunched (s.) kalçalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) sık sık uğramak (gen hort lak veya ruhların yaptığı gibi); usandırmak, taciz etmek; akıldan çıkmamak; sık sık ziyaret etmek veya daima yanında bulunmak (bilhassa hortlak olarak); (i.) sık sık gidilen yer. haunted (s.) tekin olmayan, perili,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. -la) bazı böcek ve kabuklu hayvanların emme organı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.), oboe .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kibir, gurur, azamet .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle yangın yüzünden birçok kimse ve şeyin mahvolması; ateşte yakılan kurban. the Holocaust Nazilerin yaptıklan Musevi Katliamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hologram AF (Otomatik Odaklama), zayıf aydınlatma koşullarında odaklamanın yapılması için lazer hologramı kullanır ve odaklamanın daha doğru yapılmasını sağlar. Sistem Lazer Sınıf 1 şartnamesinin gereklerini yerine getirdiğinden, insan gözü için yüksek düzeyde güvenlik sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaba kahkaha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. su kuvvetiyle işleyen, hidrolik; su altında sertleşen; i. hidrolik. hydraulic brake hidrolik fren. hydraulic cement su altında sertleşen çimento. hydraulic lift hidrolik yük asansörü. hydraulic press hidrolik pres. hydraulic ram yükseğe su çıkar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski mim. hamam ve odaları ısıtmaya mahsus yeraltı ısıtma tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ichthyosaurus i. fosil halinde bulunup kısmen balığa ve kısmen kertenkeleye benzeyen büyük bir deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’a tabi olma, uyma.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’a sığınma, iltica etme.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Allah’a kavuşma, hidayete erme.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inanılmaz, inanılması güç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işitilemez, duyulamaz. inaudibly z. işitilmeyerek, işitilmeyecek surette. inaudibil'ity i. işitilmezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. açlılş töreni ile ilgili; i. başkanın göreve başlarken yaptığı konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. resmen işe başlatmak, (bir kimseyi) törenle bir göreve getirmek; başlamak (işe); açılış töreni yapmak. inaugura'tion i. resmen işe başlama; bir kimsenin göreve başlaması münasebetiyle yapılan tören, açılış toreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uğursuz, meşum. inauspiciously z. uğursuzlukla. inauspiciousness i. uğursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatsiz, tedbirsiz, ihtiyatsız, düşüncesiz. incaution i. dikkatsizlik incautiously z. düşüncesizce, düşünmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tükenmez, tüketilemez, arkası alınamaz; yorulmaz. inexhaustibly z. bitip tükenmeden, yorulmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın yapması, meydana getirmesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. borcunu ödeyemez, iflâs etmiş; borcu kapamaya kâfi olmayan; i. müflis kimse. insolvency i. müflislik, iflâs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,( eski) yenileme, tazeleme, onarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine sarmak; birbirine dolaşmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(tıb.) hamileliği önlemek için kullanılan ve dölyatağı yoluna yerleştirilen küçük alet, spiral .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) icat etmek, ihtira etmek, çıkarmak, türetmek; uydurmak, düzmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) icat; ihtira, türetme, uydurma, yalan; icat kabiliyeti, ihtira kuvveti; özellik, hususiyet, orijinallik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yaratıcı, buluşları olan; icat etmekle ilgili, hünerli. inventiveness (i.) icat kabiliyeti, yaratıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) icat eden kimse, mucit, türeten kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) envanter; deftere kayıtlı eşya; (f.) müfredat defterine geçirmek, kaydetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. involucres, involucra) (bot.) Iifafe, bürüm, bileşik çiçeklerin sapları altında bulunup bir daire teşkil eden ufak yapraklar. involucral (s.) böyle ufak yaprakları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) istenilmeden yapılan ihtiyar harici; tasarlanmamış. involuntar'ily (z.) istemeyerek, ihtiyar harici olarak, elde olmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dolaşık, müşkül, karışık, girift; (bot.) içeriye kıvrılmış; (zool.) bazı böcek kabukları gibi içeriye kıvrılmış, helezoni; (i.), (geom.) involut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kıvırma, sarma; kıvrılmış şey; karışıklık, dolaşıklık; (gram.) muğlak cümle, karışık ifade; (fizyol.) genişlemiş veya açılmış bir uzvun eski haline dönmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) icap ettirmek, bağlamak, tabi kılmak; sarmak, kuşatmak, ihata etmek, içine almak, ihtiva etmek; karıştılrmak, sokmak (müşkülat veya derde); duçar etmek; (mat.) belirli bir dereceye yükseltmek. be involved (gen.) in iie alakası olmak, karışmış bul

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kolayca anlaşılamayan; çapraşık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bağlılık, ilgi, alaka; karıştırılma, sarılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) sarılık hastalığı; sağ duyuyu bozan hissi durum; (f.) sarılığa uğratmak; sağduyusunu etkilemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) gezmek; (i.) gezinti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kaygısız; gösterişli, şık. jauntily (z.) kaygısızca, fütursuzca. jauntiness (i.) kaygısızlık, fütursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir Hint mabudunun ismi; eskiden tekerleklerinin altına atılarak insanların kendilerini ezdirdiği bu mabudun heykeli; insanın kendisini körü körüne feda etmesini gerektiren inanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karı koca olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Amerika yerlilerinin dilinden). Amerika, Asya ve Afrika’nın çeşitli ağaçlarından elde edilen dayanıklı ve esnek madde:

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubber. caoutchouc. india-rubber. rubber. gum. gum elastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubber. caoutchouc. natural rubber. soft commodities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.En veya daha derin. Bahr-i kaûr = Pek derin deniz.

2.Çölde, rüzgârın yığdığı kum tepeleri, kumul, eksibe.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yeni Zeland adalarına özgü büyük bir çam türü; bu ağaçtan alınan kereste.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ceza olarak birini geminin altından geçirmek; şiddetle azarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). 1000 volta eşit elektrik gerilimi birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of electromotive force equal to one thousand volts. a unit of potential equal to a thousand volts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lağv.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) lando, açılıp kapanır körüklü at arabası. landaulet (i.) ufak lando.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da «umursamam» demektir).

1.Her hususta umursamam» diyerek bir şeyi vazife edinmeyen, kayıtsız, kaygısız.

2.Teklifsiz, saygısız, çekinmez: Lâubâlî bir adamdır. Ben onunla lâubâlîyim. Teklifsiz, merasimsiz: Ben kendisiyle lâubâlî görüşürüm, oraya lâubâlî girip çıkıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

too familiar. familiar. informal. reckless. offhand. cavalier. unceremonious. unconventional. unbuttoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cavalier. familiar. free. perky. rakish. saucy. pert. familiar. casual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

too familiar. too free-and-easy. intimate. informal. frc- and-easy. frc- form. unceremonious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

too familiar. familiar. informal. reckless. offhand. cavalier. unceremonious. unconventional. unbuttoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cavalier. familiar. free. perky. rakish. saucy. pert. familiar. casual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

too familiar. too free-and-easy. intimate. informal. frc- and-easy. frc- form. unceremonious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاابالی] kayıtsız, gamsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave in an overly familiar way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave in an overly familiar way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâubâlî olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

familiarity. levity. sauciness. pertness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being too free-and-easy. frc- and-easiness. freedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

familiarity. levity. sauciness. pertness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being too free-and-easy. frc- and-easiness. freedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) kayıtsızlık, gamsızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) LAubâlî şekilde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) methiye, övme; (f.) methetmek, övmek, sena etmek, yüceltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) övgüye değer, takdire lâyık, beğenilen. laudabil'ity, laudableness (i.) takdire lâyık olma. laudably (z.) takdire lâyık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ecza afyon tentürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) övme, sitayiş, sena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) övücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (i.) gülmek; sevinmek, eğlenmek; gülerek ifade etmek; (i.) gülme, gü1üş, hande; kahkaha. laugh at (birine) gülmek. laugh away gülüşle meseleyi kapatmak, gülerek geçiştirmek. laugh down gülerek susturmak. laugh line göz kenarındaki buruşukluk. l

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gülünç, gülünecek, gülünür; tuhaf, acayip. laughably (z.) gülünecek kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) gülen, güldüren; gülme, gü1üş. laughing gas güldürücü gaz, (tıb.) azot monoksit gazı (anestezi için kullanılır). laughing hyena benekli sırtlan. laughing jackass (bak.) jackass laughing stock gülünecek kişi. no laughing matter şakaya gelme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gü1üş, gülme, hande; gülünecek şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) kızaktan suya indirmek (gemi); roket fırlatmak; başlatmak (yeni iş); mızrak gibi atmak; (i.) gemiyi kızaktan suya indirme; roketi fezaya fırlatma; (den.) işkampaviye; harp gemisinin en büyük sandalı. launch forth, launch out işe başlamak, işe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mancınık, katapult, fırlatıcı, atıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) suya indirme; hareket ettirme. launching pad roketin hareket sahası; yeni bir teşebbüse atılmak için seçilen yer veya vesile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yıkayıp ütülemek (çamaşır). laundress (i.) çamaşırcı kadın. laundry (i.) çamaşırhane; çamaşır yıkama; kirli çamaşır. laundry list çamaşır listesi; uzun ve etraflı liste. laundryman (i.) umumi çamaşırhanede çalışan adam .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) otomatik tertibatlı umumi çamaşırhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (i.) başarılarından ötürü şeref payesi vermek için seçilen; defne dallarından çelenk giymiş; çelenk giymeye layık, mümtaz; defneden yapılmış; (i.) mümtaz şair; İngiltere'de kral veya kraliçe tarafından verilen baş şairlik payesine erişmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ed, ing veya led ling) defne ağacı, (bot.) Laurus nobilis; defne dalından çelenk; (çoğ.) şeref, şan, şöhret; (f.) defne dalı ile süslemek. bay laurel defne ağacı. cherry laurel taflan ağacı, karayemiş ağacı, (bot.) Prunus laurocerasus moun

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) ismini St. Lawrence nehrinin kuzeyinde bulunan pek eski kaya tabakalarından alan kaya çeşidine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hanımeline benzer bir bitki, (bot.) Viburnum tinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İsviçre'de Lozan şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İrlanda hikayelerinde adı geçen büyük hazineye sahip ve kısa boylu ayakkabıcı cin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Levend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Levent olma.

2.Hafif ve yakışıklı hareket, tavır ve kıyafet: Leventlik satmak istiyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika’dan gelen koyu renkli ve güzel cilâ alır bir cins kıymetli ağaç: Mahundan bir dolap, maun kaplaması, (i.). Bu ağaçtan yapılmış mahun dolap, karyola.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burton. destruction. perdition. ruination. smash. smash up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go to the dogs. go phut. go to rack and ruin. go to ruin. be ruined. go smash. be destroyed. canker. go down. lie in ruins. shipwreck. smash. smash up. go west.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shatter. to be destroyed. to be ruined. to be spoiled. to be cut up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be destroyed. to be ruined. to be obliterated. to be wiped out. to go to the dogs. fall. perish. to go to pot. to go smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü niyetli, hain. malevolence i. kötü niyet. malevolently z. kötü niyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adam öldürme, insan katli; huk. önceden tasarlamadan adam öldürme, kasıtsız katil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çapulculuk maksadıyle akın etmek, çapulculuk etmek. marauder i. çapulcu, yağmacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı duygusal; sarhoşluk tesiriyle yersiz olarak ağlayan veya aşırı derecede duygulanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), (eski) rağmen, bakmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tokmak; f. dövmek, berelemek, ezmek; hırpalamak: A.B.D. yarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ressamın çalışırken sağ kolunu dayadığı değnek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kenya'da tedhişçi bir gizli örgüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D., (argo) yıldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mahogany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashew. mahogany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mahogany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Zekat. Kur’an-ı Kerim’in 107.suresi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) MAhun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mavna.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğu memleketlerinde yerine göre degişen bir ağırlık ölçüsü (Hindistan' da geçerli ağırlık ölçüsü birimi 37,33 kilodur).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. anlaşılmaz veya tutarsız bir şekilde konuşmak; aylak aylak dolaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Katoliklerde fakirlerin ayaklarını yıkama ayini. Maundy Thursday paskalyadan evvelki perşembe günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mavna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «avn» den masdar).

1.Yardım, imdat.

2.Rızık, azık, kuvvet, levâzım: Sefer maOnetl.

3.(hukuk). Masraflar.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Moritanya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mauritius Adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tic. mark. mavzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanatla süslenmiş büyük türbe, mozole; eski Karya kralı Mausolus için Bodrum'da inşa edilmiş olan ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan türbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. leylak rengi, pembeye bakan açık mor; anilinden çıkarılan mor boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eskişehir taşı, lületaşı; lületaşı pipo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yalnız fosilleri bulunan çok büyük kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. âdet kesilmesi, aybaşı kesimi, menopoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. voltun milyonda biri, mikrovolt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. Girit'te yaşadığı zannedilen ve insan etiyle beslenen yarı insan yarı boğa şeklinde bir canavar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaza, belâ, talihsizlik, felâket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek kulakla işitmeye ait; sesi tek bir yönden gelen, stereo olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. münâzaün-fiha). Hakkında anlaşmazlık ve münazaa olunan, davalı, kavgalı: Bu arsa, bu mesele münâzaün-fihtir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مربع الشکل] dörtgen şeklinde, kare şeklinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hiç, hiç bir şey; sıfır. come to naught boşa çıkmak. set at naught hiçe saymak, önem vermemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaramaz, haylaz; serkeş; münasebetsiz; fena; ahlaksız. naughtily z. haylazca. naughtiness i. yaramazlık; münasebetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunanistan'da İnebahtı limanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nevâİr). Su dolabı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nauru adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mide bulantısı; deniz tutması; tiksinme, iğrenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. midesini bulandırmak, iğrendirmek, tiksindirmek; midesi bulanmak, tiksinmek, nefret etmek. nausea'tion i. mide bulantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.mide bulandırıcı, tiksindirici.nauseously z. mide bulandırarak. nauseousness i. mide bulan- tısı; mide bulandırıcı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denizciliğe veya denizcilere ait, bahri, denizel, denizsel. nautical astronomy göksel cisimlere göre geminin yerini belirtmekle ilgili astronomi dalı, denizel astronomi. nautical mile deniz mili (1852 metre). nautical science denizcilik ilmi. nauti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -luses, Lat. -li) kafadanbacaklı yumuşakçalar grubundan sedefli deniz helezonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hindistan'a mahsus kurşuni ve kısa yeleli iri ceylan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) ister istemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başka devletlerin işine karışmama siyaseti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr.) yeni zengin olmuş kimse, sonradan görme kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.) üst üste gelmiş; birbirine sarılmış (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şiddetli saldırı, hücum. Ont. kıs. Ontario.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereken onarımı yapmak için elden geçirmek; kontrol etmek; arkasından yetişip önüne geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kontrol; bakım ve tamir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y. jeoloji). Toparlak taneler hâlinde kalker.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. azlık, nadir oluş, kıtlık, yetersizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mor çiçekli bir süs ağacı, bot. Paulownia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karın, karın nahiyesi; göbek; iri karın; geviş getiren hayvanların işkembesi. paunch mat den. seren veya armayı aşınmadan koruyan alavere paleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fakir kimse, yoksul kimse; hükümetin beslediği fakir kimse. pauperism i. fakirlik, yoksulluk. pauperiza'tion i. fakirleştirip sadakaya muhtaç hale getirme. pauperize f. sadakaya muhtaç hale getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. durma; sekte, durgu; gram. durma işareti, nokta; fasıla, aralık; müz bir noktanın üzerine veya altına konan uzatma işareti; f. kısa bir zaman için durmak, duraklamak, olduğu yerde kalmak; tereddüt etmek, duraksamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., i., (eski) belki, olabilir, şayet, kazara; muhtemelen; i. şüphe; belirsizlik; tahmin, ihtimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.- teaus,- teaux) plato, yüksek düzlük, yayla; psik. bir kimsenin öğrenim süresi içinde hiç ilerleme kaydetmediği dönem; birkaç katlı sini takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alkış, takdir. plauditory s. alkış veya takdir anlamına gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aklın kabul edebileceği, havsalaya sığan; makul, görünüşte makul veya haklı olan; itimat uyandıran; olasılı. plausibil'ity i. makul olma; olasılık. plausibly z. akla sığacak şekilde, makul olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. boynu uzun, başı küçük ve dört ayağı küreğe benzeyen bir çeşit sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Port-au-Prince, Haiti'nin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -eaus, - eaux) İng. bavul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ihtiyat, basiret, önceden alınan tedbir. precautionary s. ihtiyat kabilinden. precautious s. tedbirli, ihtiyatlı; ihtiyat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önlemek, engellemek, durdurmak, önünü almak. preventable s. önlenebilir, önüne geçilebilir, durdurulur. prevention i. önleme, engelleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. önleyici, engelleyici; i. önleyici şey; önleyici tedbir. preventive detention A.B.D. suçluların, yeni suç işlememesi için, yargılanıncaya kadar hapse atılması. preventive measures önleyici tedbirler. preventive war önleme savaşı. preventively z

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prevantoryum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Al.) hükümet konağı; belediye binası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) boğuk, kısık; velveleli, gürültülü, kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «re’fet» ten). Fazlasıyle merhametli ve esirgeyici (Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رؤف] esirgeyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esirgeyen acıyan, çok merhametli. - Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı alarak kullanılır. -(bkz.Abdürrauf). Kur’an-ı Kerim’de 10’dan fazla yerde geçmektedir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rauf).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Boks oyununda devre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhubarb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhabarber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) 1730'da reomürü icat eden Fransız. Reaumur thermometer reomur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir şeyi öğelerine ayırma gücü olan; i. eritici madde; tıb. bir şişi gidermeye yarayan hazır ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lokantacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. isyan etmek, ayaklanmak; karşı gelmek; (at veya against ile) tiksinmek; i. isyan, ayaklanma; şiddetli anlaşmazlık halinde olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tiksindirici, iğrenç, korkunç. revoltingly z. tiksindirici surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. geriye veya aşağıya doğru kıvrılmış (yaprak kenarları).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dönme, devir; bir cismin bir merkez etrafında dönmesi; bir gezegenin güneş etrafında dönmesi; devir süresi, devre; inkılâp, devrim, fikir devrimi, hal ve kıyafetlerin değişmesi; devlet yönetiminin tamamen değiştirilmesi; ihtilâl, isyan. revolution

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. devrim kabilinden, inkılâpçı, devrimci; ihtilâlci; i. devrimci veya inkılâpçı kimse; ihtilâlci kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. döndürmek, çevirmek; devrettirmek; dönmek, devretmek; bir devre içinde dönmek; mutalaa etmek, düşünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Tabanca, altıpatlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who, or that which, revolves; specifically, a firearm with several chambers or barrels so arranged as to revolve on an axis, and be discharged in succession by the same lock; a repeater. a pistol with a revolving cylinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolver. pistol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a pistol with a revolving cylinder. a door consisting of four orthogonal partitions that rotate about a central pivot; a door designed to equalize the air pressure in tall buildings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gun, usually a handgun, with a multi-chambered cylinder that rotates to successively align each chamber with a single barrel and firing pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term credit card issuers use for card holders who roll over part of the bill to the next month, instead of paying off the balance in full each month About seven out of 10 card holders revolve the debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term credit card issuers use for cardholders who roll over part of the account balance to the next month, instead of paying off the balance in full each month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A projectile weapon of the pistol type, having a breechloading chambered cylinder so arranged that the cocking of the hammer or movement of the trigger rotates it and brings the next cartridge in line with the barrel for firing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type of pistol named for its unique feeding system consisting of a revolving cylinder with multiple cartridge chambers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gat , gun , revolver , sixgun , revolvers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabanca, mükerrer ateşli tabanca, altıpatlar, revolver.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. döner, devir yapan. revolving door döner kapı. revolving fund döner sermaye, işleyen para; daima ödünç verilip iade edilen para. revolving light döner fener.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -deaux) on üç mısradan ibaret olan ve birinci mısraı en sonda tekrarlanan şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -leaux, -leaus) Fr. fişek (para).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek kalitede ses depolama ortamı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

amonyum karbonat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Noel baba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. salça, sos, terbiye; haşlanmış meyva sosu; k.dili terbiyesizce söylenmiş söz, küstahça lakırdı; f. salça ilave etmek, terbiye etmek, lezzet vermek; k. dili. terbiyesizlik etmek, küstahlık etmek. What's sauce for the goose is sauce for the gand

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili büyüklerine karşı saygısızlıkta bulunan çocuk; terbiyesiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzun saplı tencere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay bardağının tabağı, fincan tabağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arsız, sulu sırnaşık, saygısız, küstah; dokunaklı; eğlenceli. saucily z. arsızca, saygısızca. sauciness i. arsızlık, sululuk; saygıslzlık, küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Suudi Arabistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tuzlama lahana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sauna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Finnish steam bath; steam is produced by pouring water over heated rocks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sauna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dry heat in a wooden room used to open the pores and eliminate toxins through sweat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dry heat in a wooden room is used to open the pores and eliminate toxins through sweat In combination with refreshing cold showers, saunas can improve the body's immune defenses and favor recovery from stress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Finnish dry heat treatment in a wood-lined room The heat induces sweating to cleanse the body of impurities. a Finnish steam bath; steam is produced by pouring water over heated rocks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sauna, Fin hamamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. avare avare dolaşmak, başıboş gezinmek; i. ağır ağır ve maksatsız yapılan yürüyüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karagoz istavrit balığı, zool. Trachurus mediterraneus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., zool. kertenkele veya timsah cinsinden (hayvan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zargana balığı, zool. Scomberesox saurus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.. sucuk, sosis. sausage balloon sucuk şeklinde balon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Fr. tavada hafif kızartılmış, sote.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz ördeği. greater scaup karabaş patka, zool. Aythya marila.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Almanya'ya mahsus bir çeşit teriyer köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Leventlerin şahı, boylu poslu, canlı, yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kendini eğitmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) on yedi seventeenyear locust krizalit devresini on yedi senede toprak altında tamamlayan bir cins çekirge. seventeenth (s.) on yedinci; on yedide bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yedinci; yedide bir; (i.) yedide bir kısım; yedinci şey; (müz.) yedili. seventh day yedinci gün, cumartesi günü. seventh heaven büyük mutluluk; göğün yedinci tabakası, yedinci gök.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yetmiş (sayısı) sev entieth (s.) yetmişinci; yetmişte bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hayvan kesme; katil; katliam, kan dökme; f. kesmek, boğazlamak, kılıçtan geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. salhane, mezbaha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kan dökme kabilinden, katil, öldürücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bütün borçlarını ödemeye muktedir; eritici; çözücü; i. çözümleyici şey; eritici sıvı. solvency i. bütün borçlarını ödeme iktidarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. taklak, perende; f. taklak atmak, perende atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. (kanı) durdurmak, akmasını önlemek; s., bak. staunch.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. sadık, güvenilir; sabit, sağlam; kuvvetli; f. bak. stanch staunchly z. sebatla; sadakatla; sağlamca. staunchness i. sebat; sadakat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. kristallerde ışık titreşim düzeylerinin ölçülerini tayin eden alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Jura devrinde ABD'nin batısında yaşamış dikenli zırh olan dev kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvey kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. stratosfer ile mezosfer arasındaki geçiş bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ifade olunmayan şeyi anlama veya anlatma; ima yoluyla anlaşılan veya anlatılan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kulak altındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imdadına yetişme, vardım; devletten alınan tahsisat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. iftihar derecesi ile verilen (diploma).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

SACD’ye bakın.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tic. mark. Arnavut biberi çok bir çeşit salça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ((çoğ.) s, leaux) resim. tableau vivant tablo, canlı tablo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. katranlı veya boyalı muşamba; katranlı muşambadan yapılmış şapka veya ceket; gemici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «suûbet» den masdar). (c. tasâubât). Güçleşme, güçlük peyda etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Suûd» dan masdar) (c. tasâudât). Yükselme, kalkma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunan alfabesinde t. harfi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. teach .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tavâİn). Vebâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plague. pastilence. pest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طاعون] veba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tâÜniyye) (tıp). TâÜna, vebaya ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. alay etmek, sataşmak; azarlamak; i. alay; iğneli söz; meydan okuma. taunt'ingly z. alayla; sataşarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köstebek; köstebek derisi rengi, kahverengimsi gri renk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. boğaya ait; astr. Boğa burcuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. Boğa takım yıldızı; Boğa burcu, Sevir; Toros Dağları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .sıkı, gergin; düzenli, tertipli haul. taut den. aganta etmek. taut'ly z. gergince. taut'ness i. gerginlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkılaştırmak, gerginleştirmek; den. aganta etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) aynı; tekrar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lüzumsuz yere tekrarlayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gereksizce tekrarlanan ifade; lüzumsuz söz tekrarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bûd.dan masdar). Uzaklaşma, birbirinden uzak düşme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تباعد] uzaklaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uzaklaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuûd» dan), ihtiyarlık veya bir sakatlık sebebiyle vazifesini terkle belirli bir maaş alarak çekilme, emeklilik: Tekaüd maaşı, tekaüd (emekli) sandığı, tekaüd olmak (halk arasında «mütekaid» yerine sıfat gibi de kullalnılır: Tekaüd bir memur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pension. retirement day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). Tekaüd maaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (tekaüd sözü mütekaid yerine kullanılarak, asıl tekaüd mânâsı büyük hatâ olarak bu kötü tâbirle ifade olunur). Bir memur veya subayın tekaüd olması: Tekaüdlüğünü istemiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقاعد] emeklilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

emekliye ayrılmak, emekli olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقاعدیه] emekli aylığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lûb» dan). Oynama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nîmet» ten masdar) (c. tenâumât). Naz ve nimetle yaşama, nimet içinde bulunma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصاعد] göklere yükselme, ağma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şi’r» den). Şairlik iddiasında olma, şairlik taslama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki kat olma: Beş on sene zarfında sermayesi tezâuf etti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mucize yaratan kimse; sihirbaz, büyücü. thaumatur' gic(al) (s.) mucize yaratan; büyüye ait. thaumatur'gics (i.) mucizeli işler; el çabukluğu, hokkabazlık. thaumaturgy (i.) mucize kabilinden işler; sihirbazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ri) kavramlar dizini; hazine, ambar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski bir otomobilin oturacak yerlerini de kapsayan arka kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kafkasların güneyinde Azerbeycan, Gürcistan ve Ermenistan'ı içine alan bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -mata) tıb. yara, incinme, travma; psik. sarsıntı. traumatic s., tıb. yaraya ait, yaradan ileri gelen; sarsıntı doğuran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gelin eşyası, çeyiz, cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok iri etçil ve 12 metre boyunda bir dinosor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bazı kelimelerin kip yapımında görülen ünlü değişikliği; bilhassa Almancada üzeri çift noktalı a veya ö veya ü harfi veya bunların temsil ettiği ses; bu harflerin üstune konulan çift nokta; f. kelimenin sesli harfini değiştirmek; a veya o veya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetkisiz; resmi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaratılmamış, kendiliğinden vücuda gelmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göreneklere uymayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok cesur, yılmaz. undauntedly z. korkusuzca. undauntedness i. cesurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hadisesiz, olaysız; sessiz. uneventfully z. hadise olmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .cahil, tahsil görmemiş; dogal, öğrenilmeden bilinen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yukarı çekiş, havanın yukarıya yükselmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yukarı Volta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins irlanda veya iskoç viskisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony VAIO (Video Audio Integrated Operation) felsefesi, AV ve BT alanlarını bir araya getirmektedir. Temel bileşeni, tüm ilişkili işlemleri kontrol eden ve yürüten VAIO dizüstü bilgisayardır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vodvil; yergili balad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f. atlama, atlayış; sırıkla yüksek atlama; atın sıçraması; f. atlamak, sıçramak. vault'ing horse sporda kullanılan kasa, kuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tonoz, çatı kemeri, kemer; gök, sema; mahzen; kasa; yeraltında kemerli kabir; f. kemer yapmak, üstüne kemer çevirmek. bank vault banka kasası. vault'ing i. tonozlu yapı, kemerli yapı; kemer yapma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. övünmek; övmek; i. övünme. vaunt'ingly z. övünerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. delik; menfez, ağız, açma; nefeslik; zool. hayvan kıçı; ask. top falyası; mahreç, çıkak, çıkıt; yarık; f. dışarı salıvermek; ifade etmek, göstermek, belirtmek. give vent to açığa vurmak. He vented his fury on the dog öfkesini köpekten çıkardı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük delik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karın, batın; çıkıntı; huk. rahim, ana rahmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hava borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hava vermek, havalandırmak; açığa vurmak, ilan etmek. ventilating fan vantilatör, fırıldaklı yelpaze. ventila'tion i. havalandırma. ventilator i. havalandırma düzeni, vantilator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karna ait, karında olan; anat. vücudun aşağı veya ön kısmına doğru; vücudun ön veya aşağı kısmındaki; bot. çiçeğin iç tarafına ait; i., zool. karın yüzgeci. ventrally z. karın tarafından, karna doru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. beden veya organda boşluk; karıncık. ventric'ular s. karıncıkla ilgili, karıncığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göbekli; ortada veya yanda şişkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vantrlogluk. ventriloquist i. vantrlog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) karın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. risk, riziko: şans işi, tehlikeli iş, cüret: f. bahta bırakmak; cesaret edip girişmek: cüret etmek: tehlikeli işe atılmak, riske girmek. at a venture rasgele. May I venture a suggestion? Bir teklifte bulunabilir miyim ?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cüretli, atak, atılgan; riskli. venturesomely z. cesaretle. venturesomeness i. yiğitlik; maceraperestlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gözüpek, atılgan, cesur, cüretli; riskli, tehlikeli. venturously z. atılganca cesaretle. venturousness pervasızlık, cesurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -goes, -gos) şirret kadın, kavgacı kadın, cadaloz kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit talaş böreği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. volcano, volume, volunteer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir motorun veya bir makinenin çalışmasını düzenlemek için kullanılan çark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flywheel. balance wheel düzenteker. blas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flywheel. steering wheel. flounce. frill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uçan, uçabilen; atik, çevik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1879'da Alman Johann Schleyer tarafından icat olunan milletler arası uydurma dil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anat. avuca veya ayak tabanına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buhar olabilen, buharlaşabilen, uçar, gaz haline gelir; havai, hafif meşrep; dönek; çabuk alevlenir; kısa süreli, geçici; devamsız. volatileness, volatility i. buharlaşabilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Volatility)

Bir menkul kıymetin fiyatının veya piyasanın genelinin kısa bir zaman aralığı içerisinde gösterdiği dalgalanma özelliği. Oynaklığı yüksek bir menkkul kıymetin fiyatında hızlı değişim ve aşırı dalgalanma özellikleri görülür.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. uçucu gaz haline koymak veya girmek, buhar olmak. volatilizable s. buhara dönüşmesi mümkün. volatiliza'tion i. buharlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanardağ kabilinden, yanardağ gibi; yanardağ içinden çıkmış; volkan gibi; patlayan. volcanic ash yanardağ külü. volcanic bomb yanardağ patlamasında dışarıya flrlayan yuvarlak lav parçası. volcanic cone yanardağ lavlarından meydana gelen konik yığ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanardağlar veya bunlann faaliyetleriyle ilgili durum veya olaylar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanardağ ısısının etkisine maruz bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanardağ, volkan. volcanist i. yanardağ uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. volkanik olaylardan bahseden ilim. volcanological s. bu ilme ait. volcanologist i. bu ilmin uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A deal at cards that draws all the tricks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To win all the tricks by a vole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

They have a thick head, short ears, and a short hairy tail. any of various small mouselike rodents of the family Cricetidae having a stout short-tailed body and inconspicuous ears and inhabiting fields or meadows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of various small mouselike rodents of the family Cricetidae having a stout short-tailed body and inconspicuous ears and inhabiting fields or meadows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tarla faresi, kır sıçanı. field vole kır sıçanı, zool. Microtus arvalis. short-tailed vole tarla sıçanı, zool. Microtus agrestis. water vole su sıçanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bazı iskambil oyunlarında bütün kağıtları kazanma; f. bir oyunda bütün partiyi kazanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük kuş kafesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). El ile oynanan bir top oyunu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. volleyball

sp. uçan top

Altışar kişilik iki takım arasında, bir alan ortasında gerilmiş olan ağ üzerinden topun karşılıklı olarak elle oynanması oyunu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volleyball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volleyball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Al.). W senbolüyle gösterilen, ancak 3.000 derecede eriyen, tungten diye de anılan bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Volga nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balıkçı kayıklarının ağ dolamaları: Voli çevirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casting of a large fishing net. ill-gotten gain. haul. quick buck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uçucu, uçabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçuş; uçma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. irade, irade kuvveti. voli tive s. iradeye ait, irade kabilinden; irade veya arzu ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yanardağ.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. volcan

jeol. yanardağ

Magmanın yer içinden yüzeye çıktığı veya geçmişte çıkmış olduğu, genellikle koni biçiminde, tepesinde bir püskürme ağzı bulunan dağ.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volcano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volcano. volcano yanardağ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volcano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fran.) (Erkek İsmi) - Yanardağ, burkan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volcanic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volcanic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -lieder) Al. halk türküsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yaylım ateş; küfür savurma; (tenis) topun yere değmeden geri vurulması, vole; f. yaylım ateş etmek; birçok şeyi hep birden atmak; (tenis) topu yere değmeden vurup geri çevirmek, vole vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. voleybol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. volontarisme

fel. ve ruh b. istenççilik

Akla ve bilime değil de iradeye üstünlük tanıyan, ruhsal olayların ve bilgi sürecinin temelinde iradeyi gören bilim dışı öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. motoru kapatıp uçağı planör gibi kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elektromotor kuvvet veya elektromotor gerilim birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A circular tread; a gait by which a horse going sideways round a center makes two concentric tracks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden movement to avoid a thrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of electrical potential One volt is the electrical potential that will cause one ampere of current to flow through one ohm of resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of electrical pressure One volt is the amount of pressure that will cause one ampere of current in one ohm of resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The derived SI unit of electric potential difference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The meter-kilogram-second unit of electromotive force, or potential difference; the potential difference between two points in an electric field such that one JOULE of work moves a charge of one COULOMB between these points The electrical force that, if s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measure for electrical potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A VOLT is a unit of electrical pressure measuring the force or push of electricity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The standard unit of electromotive force or electrical pressure One volt is the amount of pressure that will cause one ampere of current to flow through one ohm of resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The quantitative unit of measurement of electrical voltage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of potential difference or electromotive force One volt is the potential difference needed to produce one ampere of current through a resistance of one ohm Voltage is the driving force throughout a sound system from the microphone input to the speake

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of electrical pressure It measures the force or push of electricity Volts represent pressure, correspondent to the pressure of water in a pipe A volt is the unit of electromotive force or electric pressure analogous to water pressure in pounds per

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of potential difference; joules per coulomb Electrical 'pressure '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of electrical potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of measurement of electromotive force necessary to produce one ampere of current in a circuit having a total resistance of one ohm The volt is named for Alessandro Volta, an 18th century Italian physicist. measure of electrical potential, 110-vol

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of voltage or potential difference. a unit of measurement for electrical pressure; named after the Italian scientist Alessandro Volta. the unit of electrical potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of electromotive force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of electromotive force Amount of force required to drive a steady current of one ampere through a resistance of one ohm current of one a. the unit of electrical potential defined as one joule of work per coulomb of charge transferred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of measure for voltage Voltage is the electrical pressure which forces the current to flow in a conductor such as a wire Volt-Ampere Voltage multiplied by the current ; apparent power For instance, a device rated at 10 amps and 120 V has a VA rat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that measures the amount of electrical pressure. a unit of potential equal to the potential difference between two points on a conductor carrying a current of 1 ampere when the power dissipated between the two points is 1 watt; equivalent to the po

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atın bir merkez etrafında yan yan yürüyerek dolaşması; eskrimde vuruştan sakınmak için yapılan ani sıçrama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. volt. volt ampere voltamper. volt meter i. voltmetre, voltölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. gemicilik).

1.Bir halatı bir yere bir defa dolama.

2.İki zencirin birbirine, zencirin demire dolaşması.

3.Geminin rüzgâra karşı gidebilmek için sağa sola zigzag yapması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A turning; a time; chiefly used in phrases signifying that the part is to be repeated one, two, or more times; as, una volta, once.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Seconda volta, second time, points to certain modifications in the close of a repeated strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian physicist after whom the volt is named; studied electric currents and invented the voltaic pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one turn of a hawser or cable around a cleat. fouling of a cable. traverse sailing. hitch. rolling. lurching. tack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian physicist after whom the volt is named; studied electric currents and invented the voltaic pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -te) İt., müz. defa, kere, devir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. voltaj, gerilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kimyasal kuvvetle meydana gelen elektriğe ait, galvanik. voltaic battery, voltaic pile kimyasal elektrik meydana getiren batarya, galvanik pil. voltaic induction elektrikleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Fr.). Elektrikte gerilim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. voltage

fiz. gerilim

Bir iletkenin uçları arasındaki gizil güç farkı, potansiyel farkı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromotive force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voltage. tension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. Y.). Elektrik akımıyla suyu ayrıştırmaya yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voltmeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vatmetre, vatları ölçme aleti; volt veya amperi ölçebilen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volt ampere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volt-ampere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. cephe değiştirme, geriye dönme, politika değiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. T.). Volt ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potentiometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voltmeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuşkan, söz akıcılığı olan; çenebaz; yuvarlanan; bot. sarılan. volubility i. çok ve çabuk konuşma, cerbeze. volubly z. akıcı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. volume

ses düzeyi, ses

Müzikte sesin alçaklığı veya yüksekliği.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap cildi; bir cilt kitap; hacim, oylum; miktar; müz. sesin azlığı veya çokluğu. an odd volume tek cilt. It speaks volumes. Çok manalıdır. Kitaplar doldurur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. gaz veya sıvı veya katı cisimlerin hacmini ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. maddelerin hacimlerini karşılaştırarak ölçmeye ait. volumetrically z. hacimleri ölçerek. volumetry i. hacim ölçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hacimli, pek büyük; çok cilt doldurur; çok katlı; çok kitap yazan, verimli, doğurgan. voluminously z. verimli bir şekilde. voluminousness i. doğurganlık, verimlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ihtiyari, isteyerek, istemli, gönül rızası ile, gönüllü, fahri, gönülden kopan; iradeye bağlı; kendi isteğiyle hareket eden, irade sahibi; hür, serbest; i. ihtiyari hareket; müz. kilisede ayin başlamadan önce veya bittikten sonra org solosu. vo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. din ve eğitim kurumlarının yardımlarla desteklenmesi ilkesi; gönüllü iş veya para ile idare edilen sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. kendi isteği ile bir vazifeye giren kimse, gönüllü; gönüllü asker; huk. kendisine karşılıksız olarak mal verilen kimse; ekilmeden büyüyen bitki; s. gönüllülerden ibaret, gönüllü; kendiliğinden büyüyen; f. kendi isteği ile bir şeyi teklif

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. şehvet veya zevk düşkünlüğüne ait; i. şehvetperest kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şehvetli; sefahate düşkün; duysal, hissi; zevki seven, zevke düşkün, tenperver. voluptuously z. şehvetli bir şekilde. voluptuousness i. şehvete düşkünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., mim. kıvrım, sarmal bir şekilde kıvrılan süs; zool. sarmal tek kabuklu deniz böceği kabuğunun bir kıvrımı; zool. sarmal kabuklu bir çeşit deniz böceği; s. sarmal, helezoni, kıvrık. volution i. helezonun her bir kıvrımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kedi gibi miyavlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğrulanmış, ispat edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al. dünya görüşü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

karışık baharatlı et sosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by