Vv ne demek? | Vv anlamı nedir? | Vv

Vv anlamı nedir?

Vv ne demek?

Vv anlamı nedir?

Vv | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. verses, Ist and 2nd violins.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşe-yin evveli, ilk olan, varlığının başlangıcı bulunmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقل اول] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. i.). Ud çalan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ud çalan, udçu. Avvad (Tevfik Yusuf): Lübnanlı yazar, gazeteci. Diplomat.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir geçit töreninde bandoyu taşıyan araba; A.B.D., (k.dili). gözde olan taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kapıda bekleyen adam, kapıcı. (Başlıca, mektep kapıcılarına denirdi. Farsça kaidesince cemi «bevvâbân» dahi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بواب] kapıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bevvâb). Kapıcılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Bevvâb). Kapıcılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بوابين] kapıcılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapıcılık: Filân mektebin bevvaplığı (kapıcılığı) açıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bevl» den imüb.). Çok işeyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی مروت] mürüvvetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorized forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tasavvurda olarak, düşünce hâlinde, iş hâline gelmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibn» den). Oğulluk, evlâtlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

great talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جو] hava. 2.boşluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEVVAL) (i. A.).

1.Hareket ve davranışları çabuk ve akıcı olan, iş yapmadan duramayan: Cevval bir adam. Cevval bir zekâ.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جوال] çok hareketli, koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cevviyye). Fezaya, boşluğa, havaya ait, bunlarla alakalı. Alâim-i cevviyye = Feza alâmetleri, hadiseleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جوی] hava ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (ing). avlamak, avlanmak; (i). av, av narası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). chevy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). sivil elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naval forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armada. navy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naval forces. sea forces. marine / naval / sea forces. marine. marine forces. navy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DER-CENG-İ EVVEL) (i. F. A.) (eskimiştir). Her şeyden önce, daha işe başlar başlamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («devr» den imüb.). Çok veya daima dönen, devreden. Fars. gerdan: Cism-i devvâr = Dönen cisim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pergel.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., argo kısım, pay; (f)., up ile paylaşmak, bölmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Çok Ah eden.

2.çok dua eden.

3.Merhamet duygusu kuvvetli olan.

4.İmânı sağlam.

5.Din bilgisi geniş adam. Kur’an’da bu kelime ile Hz. Ibrâhim vasıflandırılmıştır.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok ah eden. 2.Çok dua eden. 3.Merhametli. 4.İmanı sağlam. 5.Din bilgisi çok geniş olan kimse. 6.Kur’an-ı Kerimde bu isimle Hz.İbrahim vasıflandırılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «veel» den itaf.) (mü. evlâ) . (c. evvelin, evâil).

1.Birinci, ilk: Bâb-ı evvel = Birinci bâb; birinci kısım. Dereee-i Ülâ = Birinci derece; insanların evveli Hazret-i Adem’dir.

2.Eski, geçmiş, Ar. kadîm: Evvel zamanda; zaman-ı evvelde. Evvelin ve Ahirin = Eskiler ve yeniler.

3.Daha önce gelen, Osm. takaddüm eden, mukaddem: O, benden evveldir.

3.Başlangıç, baş, ibtidâ: işin evveli, kelimenin evvelinde, kitabın evveli, beşinci asrın evâili, haziranın evâilinde; onun evvel ve Ahırını bilirim. Min evveli ilâ Ahire = Başından sonuna kadar.

1.Geçmiş zamanda, Osm. mukaddimâ, ibtidâları: Evvel güzel yazı yazardım sonra bozdum.

2.Daha önce, daha ileri, daha eski: O, benden evvel bu işe başladı; ben sizden evvel geldim; bir gün, iki saat, üç sene evvel, mukaddem. Evvel emirde = Önce, başta, iptida, En evvel = En önce, en ibtidâ, en başta. Evvel-be-evvel = En önde, en ibtidâ, her şeyden evvel. Evvel ve Ahır = Önce ve sonra, mükerreren. Evvelleri = Evvelce, eski zaman.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ago. ago. early. ante. ere. ante-. before. ante. ere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ago. before. earlier önce. the first part. beginning. first. earlier. of old.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

before. first. earlier. ago. antecedent. prior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اول] ilk. 2.başlangıç. 3.önce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.İlk başlangıç, ilkin. 2.Allah’ın 99 isiminden biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Birinci derecede, birinci olarak: İslâm’ın şartları beştir, evvelâ kelime-i şehâdet gelir.

2.En evvel, en önce, Osm. ibtidâ, evvel emirde: Evvelâ ben, onu tanımıyorum; evvelâ o, benim dilimi anlamaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first of all. to begin with. in the first place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erst. erstens.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اولا] ilkin, ilk önce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اول آخر] alt tarafı, önü sonu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اول بهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Biraz evvel, önce. Ar. mukaddimâ.

2.Daha evvel, ondan önce.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

previously. ere this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

already. previously. formerly. before önceleri. eskiden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

previously. formerly. originally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aforetime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formerly. previously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the first instance. for one thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) işin başında, her şeyden önce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «evvel» den imen.) (mü. evveliyye). Birinci dereceye veya ilk zamanlara ait, en önce ortaya çıkan: Tahkikat-ı evveliyye = Ceza davalarında yapılan ilk sorgu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Önce, başta, başlangıçta: Evveli böyle olurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. evvel). Evveller, önceler, ilk gelenler, (bk.) evvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «evvel» den imen.). Bir iş veya hâdisenin başlan, ilk kısmı, asıl madde veya vak’alardan önce ortaya çıkan alâmetler. Ar. mebâdî, mukaddemât: Bu işin evveliyyâtı vardır; evveliyyâtını bilmedikçe işi anlıyamazsınız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اوليات] daha öncesi, eski durumu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «evvel» ile «ki» edatından mürekkep).

1.Birinci: Evvelki bâb.

2.Önceki, iptidâki, başta bulunan: Evvelki sahifeler.

3.Eski, Ar. kadîm: Evvelki adamlar.

4.Sondan bir önce gelen: Evvelki gün = Dünden önce olan gün, iki gün önce. Evvelki sene = Geçmişten önceki yıl, iki yıl önce.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

former. the former. the. before last.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the previous. anterior. initial. last. prior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antecedence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut EVVELİSİ (i.). Sondan önce olan, Ar. kablel-Ahır: Evvelsi gün = Dünden önceki gün. Evvelsi sene = Geçen seneden önce olan yıl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فریق اول] korgeneral.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fevr’den imüb.) Fıskiye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فواره] fıskiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo eski ve değersiz otomobil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Gençlik, delikanlılık.

2.Yardım severlik, el açıklığı, cömertlik.

3.Mertlik, yiğitlik, mürüvvet.

4.Ortaçağ İslâm ve Türk Aleminde esnaf teşkilâtı, tarikat, lonca ve sendikası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Fütüvvetli, kerem, cömertlik sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Esnaf teşkilâtı ile bunların uymaları icab eden usul ve kaidelerden bahseden eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Mert, lutufkâr, cömert, eli açık. Osm. sehâvet sahibi. 2.Tanzimat sonrası Osftıanlı devletinde mülkiyede râbia ve hâmise rütbelerinde bulunanlara ve askeriyede mülâzim ve yüzbaşılara resmen verilen unvan ve lâkap.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فتوت] gençlik. 2.yiğitlik. 3.eskiden Anadolu’da kurulup gelişen esnaf teşkilatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gavs’dan imüb.). Dalgıç, inci, sünger vesaire bulmak veya batan şeyleri çıkarmak için denizin dibine inen adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غواص] dalgıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airforce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air force. air forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adem’in eşi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Esmer kadın. Havva: Hz.Adem (a.s.)’in karısı, ilk kadın. Adem (a.s) cennette uyurken sol kaburga kemiğinden yaratılmıştır. İnsan soyunun başlangıcı yani türeyiş, onların bir arada yaşamaya başlamasıyla vaki olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâs, hâssa). Gûyâ boş inanışlardan vesair şeylerden neticeler çıkarmak marifeti, bir çeşit fal. Ehl-i havvâs = Bu mârifeti bilmek iddiasında bulunanlar, (bk.) HAs, hâssa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executive power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brute force. brute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continental power. land forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavi» den imüb.). Çok konuşan, lafazan, geveze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» ten imüb.). Okla silâhlı asker

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (k = benzetme, el = harf-i târif, evvel = birinci, ilk, önceki, eski). Evvelki gibi, Ar. kemâ-fi’s-sâbık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). 1 kilogram ağırlığındaki bir kitlenin yere doğru çekilme kuvvetine eşit enerji birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police force. gendarmerie force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kaid). bk. Kaid (a uzun).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kuvâ) (kuvvet kelimesinin aynı olup bazı Arapça terkiplerde kuvvet mânâsıyla kullanıldıktan başka, dilimize mahsus şu mânâları da vardır):

1.Fikir, niyet, tasavvur, henüz yapılmayan ve fiile gelmeyip tasavvurda bulunan işin hâli: Falan yere kadar bir demiryolu uzatılması kuvvededir. Henüz kuvveden fiile çıkmadı. Oyle bir şey kuvvede vardır.

2.Gerçekte ve fiilde olmayıp ancak tabiatta olarak, imkân ve ihtimali bulunan şeyin hâli: Her insan kuvvede şair ise de bazıları fiilide kâtip değildir.

3.His, duygu, insanın yaradılışında var olan saygı ve iktidarların her biri. Kuvve-i bâsıra = Görme duygusu. Kuvve-i sâmia = İşitme duygusu. Kuvve-i şamme = Koklama duygusu. Kuvve-i lâmise = Dokunma duygusu. Kuvve-i müdrike = Anlama hassası. Kuvve-i mümeyyize = Seçebilme ve ayırabilme hassa ve iktidarı. Kuvve-i hâfıza = Zihinde tutabilme kabiliyeti. 4.Bir devletin asker vesairece olan hâl ve iktidarı: Kuvve-i askeriyye, kuvve-i mâliyye, kuvve-i berriyye, kuvve-i bahriyye) (askerî, mâlî, kara, deniz kuvvetleri). Bi’l-kuvve = Tasavvurda ve henüz gerçekleşmemiş olan, tasarı hâlinde, bi’l-fiil mukabili. Kuvve-i ile’l-merkez (ile’l-merkeziyye yanlıştır) = Bazı cisimlerin dönerken merkeze yaklaşabilme istidadı; merkezcil kuvvet, Fransızca: force centripite. Kuvvei an’l-merkez (ani’l-merkeziyye değil) = Dönerken merkezden uzaklaşabilme istidadı; merkezkaç kuvvet, Fransızca: force centrifuge.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوه] güç, kuvvet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوهء مخيله] hayal gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوهء مؤیده] yaptırım gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kuvâ) (Arapça terkiplerde: kuvve. bk. Kuvve). T. Zor, güç, tâkat, kudret: Bu yükü kaldıracak kadar kuvvetim yok. Buna kuvvetim yetmiyor.

2.Bir devletin silâhlı kuvvetleri: Kuvve-i berriyye, kuvve-i bahriyye (kara ve deniz kuvvetleri). Kuvvetü’z-zahr = Arkada ihtiyaten bulundurulan yedek asker.

3.Sıhhat, sağlamlık, güçlülük, vücudun güçlü olması; zaaf mukabili: Bende hiç kuvvet kalmadı. Kuvvet için ilâç alıyor.

4.Tesir, nüfuz: Onun söylediği sözün kuvveti vardır.

5.(matematik «cebirde») Bir sayının sağında ve biraz daha yukarıda yazılan küçük rakam ki, o sayının kaç kere kendi misliyle çarpılması lâzımgeldiğini gösterir: 4! dört üstü iki ki, dördün iki kere dörtle çarpılacağını gösterir ve 16’ya eşittir.

6.Bir makinenin harekete geçirdiği veya çektiği ağırlık miktarı ki, beygir kuvvetiyle ölçülür: Yüz beygir kuvvetinde bir benzin motoru.Hassa: Kuvve-i hâfıza, kuvve-i müdrike, bk. Kuvve. Kuvvetle = Zorla, pek kuvvetle vurmak, çekmek. Var kuvvetiyle = Bütün vücut kuvvetini kullanarak, olanca kuvvet ve iktidarını toplayıp kullanarak: Var kuvvetiyle çekti, itti. Var kuvvetiyle çalıştı. Kuvvet vermek =

1.Takviye etmek, sağlamlığını arttırmak.

2.Tesirini arttırmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. force. strength. energy. vigor. vigour. potency. might. beef. command. dint. lustiness. main. pith. punch. robustness. sinew. stamina. vinegar. vis. zing. thews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. force. might. muscle. pep. power. steam. strength. vigour. might güç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

force. power. strength. vigor. power. action. command. drive. emphasis. energy. fibre. function. go. heart. imperium. iron. might. nerve. pep. potency. punch. snap. stamina. steam. substance. vigour. vim. virtue. zap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قوت] güç. 2.askerî güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Güç, kudret, takat, sıhhat, sağlamlık. 2.Bir hükümetin askeri gücü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commanding officers of the army.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensifier. refresher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuvvetli hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hop up. strengthen. fortify. stiffen. build up. support. beef up. brace up. confirm. intensify. recruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brace. to strengthen. to fortify. to brace güçlendirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuvvetli hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gain in strength. to become powerful or strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güçlü, zorlu, kavî, sağlam, tüvânâ, muktedir: Kuvvetli adam, at, makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong. powerful. vigorous. energetic. hearty. healty. forceful. mighty. doughty. heady. intense. lusty. muscular. potent. robust. rugged. sappy. sinewed. sinewy. sound. stalwart. stout. swinging. virile. virulent. powered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute. beefy. hard. massive. mighty. potent. stern. stiff. stout. strong. sturdy. powerful. forceful. potent güçlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powerful. strong. acute. doughty. energetic. forceful. forcible. hearty. heavy. humming. intense. jungle- juice. potent. punchy. rugged. smart. stout. tenacious. tough. vigorous. violent. vivid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Kuvvetleri ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dermansız, gücü yetmeyen, zayıf, gevşek.

2.Tesiri az, tesir etmeyen: Kuvvetsiz ilâç, şarap.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asthenic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeble. weak. without strength. infirm. insubstantial. languishing. poor. powerless. washy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gevşeklik, güçsüzlük: O kadar kuvvetsizlik iyi beslenmemekten gelir.

2.Tesirsizlik: Bu şarabın kuvvetsizliği.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. feebleness. debility. disability. languidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. levvâme) (levm’den imüb.). Levm eden, aşağılayan. Nefs-i levvâme = Bir kötülük yaptıktan sonra hâsıl olan vicdan rahatsızlığı; nefsin üç çeşidinden biri olup, diğer ikisine nefs-i emmâre ve nefs-i mutmaine denir, bk. Emmâre, mutmain.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدعوین] davetliler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mevc» den imüb.) (mü. mevvâce). Pek dalgalı, çok dalgalı: Bahr-i mevvâc.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki), (halk dilinde maval). Arap musikisinde bir şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avec, ivec» den imef.) (mü. muavvece). Eğrilmlş, eğri, kemerli, bükülmüş. Sath-ı muavvec = Arızalı satıh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kur’anin Felak ve NAs sûreleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevf» den imef.) (mü. mücevvefe) (galat olarak «mücef» de denmiştir). İçi boş, kovuk, oyuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle giyilen bir cins tören kavuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dtvân.dan imef.) (mü. müdevvene). Dtvân şekline konmuş, bir yere getirilip bir düzen verilmiş: Müdevven şiirleri vardır, Asâr-ı müdevvene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Tedvin olunmuş eserler, bir araya getirilmiş te’lif kitaplar: O kütüphanede bir hayli kıymetli müdevvenât vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den imef.) (mü. müdevvere).

1.Yuvarlak, top ve küre şeklinde: Bir cism-i müdevver.

2.Daire ve halka şeklinde veya dairenin içi gibi yuvarlak, değirmi, tekerlek gibi: Müdevver bir havuz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den if.) (mü. müdevvire). Döndüren, çeviren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «evvel» den İmef.) (mü. müevvele). Gerçek mânâsından başka bir mânâ ile tefsir edilen: Müevvel bir ifade verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir söze gerçek mânâsından başka mânâ vererek te’vil ve tefsir eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tefviz» den) (mü. müfevveza). Verilmiş: Bu İş sizlere müfevvazdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den imef.) (mü. muhavvele).

1.Tahvil olunmuş, değiştirilmiş: Sofadan muhavvel salon.

2.İhale ve sipariş olunmuş, verilmiş: Bu iş size muhavveldir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Hazinenin borcu olup tediyesi bir vilâyet veya diğer dairenin malına ihâle edilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik).

1.Başka bir hâle sokan, değiştiren.

2.Transformatör.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kuvvet» den imef.). t. Sağlamlaştırılmış.

2.Vaktiyle birkaç tabaka kâğıdın üst üste yapıştırılmasıyla yapılan ve şimdi kalın olacak şekilde dövülen kâğıt: Mukavvadan kutu.

3.Mukavvadan yapılmış: Mukavva kap.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasteboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardboard. pasteboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board. pasteboard. cardboard. card. bristol. paper board. made of carboard. card board. carton. glazed cardboard. millboard. paperboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» den imef.) (mü. mukavvese). Yay gibi eğri, bükülmüş, kemerli. Hatt-ı mukavva» = Eğri çizgi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuvvet» den if.) (mü. mukavviye).

1.Kuvvet veren, kuvvetlendiren, sağlamlaştıran.

2.(tıp) Kuvvet için verilen (ilâç): Mukavvî şurup.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقوی] güç veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kevn» den imef.) (mü. müvevene). Yapılmış, hâsıl olmuş, husûle getirilmiş, vücut bulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Husûle gelmiş ve vücut bulmuş şeyler, yaratılmışlar, varlıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kevn» den if.) (mü. mükevvine) (tıp). Yapan, hâsıl eden, husûle getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «levn» den imef.) (mü. mülevvene).

1.Renkli: Mülevven cam.

2.Boyanmış, boyalı: Lâcivertle mülevven.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «levs» ten imef.) (mü. mülevvese).

1.Kirletilmiş ve pis, murdar, bulaşık: Orası mülevvestir; üstü başı mülevvestir.

2.Tertipsiz, düzensiz, karmakarış: Mülevves bir bakkal; mülevves bir İflâs işi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «levn» den if.) (mü. mülevvine). Renk veren, Osm. telvîn eden (yalnız eski terimlerde kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr» dan imef.) (mü. münevvere).

1.Parlatılmış, aydınlanmış, aydınlık: Güneş ortalığı münevver eyledi. 2.Okumuş, kültürlü insan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlightened. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nevm» den if.) (mü. münevvime) (tıp). Uyutan, uyku verici, uyku getiren (ilâç vesaire).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «revâc» dan imef.) (mü. mürevvice).

1.Geçiren, revaç kazandıran.

2.mec. Yürüten, nüfuz kazandıran, itibar veren.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «imas.»).

1.Mertlik, yiğitlik; İnsanlık, fazilet.

2.(Türkçe) Çocukların yetişip evlenmek ve baba olmak gibi sevinçleri ve ana babanın bundan hâsıl olan bahtiyarlığı: Şimdi torunlarınızı mektebe başlatıyorsunuz, ne mürüvveti Bİ-mürüvvet = İnsaniyetsiz.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mürüvvetli, insaniyetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyetli, faziletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. ). insaniyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyetsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.) (mü. musavvere).

1.Tasvir olunmuş, resimler ve tasvirlerle süslü, resimli: Musavver gazete, el ile yazılmış musavver bir kitap.

2.Zihinde şekil bulmuş, tasavvur olunmuş, düşünülmüş.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصور] resimli. 2.tasvir edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten if.) (mü. musavvire) (c. musavvirîn). Resim ve tasvir yapan ressam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصور] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevk» den imef.) (mü. müşevvek) (botanik, paleontoloji). Dikenli veya diken şeklinde sivri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevâş» dan imef.) (mü. müşevveşe). Karışık, karma karışık, anlaşılmaz, şüpheli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâd» den if.). Başkası tarafından temize çekilmek üzere müsvedde yazan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şevk» den İf.) (mü. müşevvika).

1.Şevk ve gayrete getiren, arzusunu arttıran.

2.Kışkırtan, hırslandıran, harekete getiren.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.).

1.Akılda canlandırılmış olan.

2.Düşünce ve niyette olan: Demiryolu ana hattından oraya bir kol uzatılması mutasavverdir.

3.Akla gelebilir, mümkün kabili.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sof» dan daha doğrusu Yunanca sofes’dan if.) (mü. mutasavvıfe) (c. mutasavvıfîn). Tasavvuf görüşüne mensup adam, sûft.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tâife-i mutasavvıfa» dan kısaltılmış). Mutasavvıflar, sûfîler: Mutasavvıfadan bir zât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متصوفانه] sûfice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den imef.) (mü. mutavvele).

1.Uzatılmış, uzun.

2.Tafsil edilmiş, mufassal.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ivec» den if.) (mü. müteavvice). Eğrilmiş, çarpık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «fevk» den if.) (mü. mütefevvika). Üst gelen, üstün, diğerlerini geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den if.) (mü. mütehavvile).

1.Değişmiş, başka bir hâl almış.

2.Çabuk değişen, bir hâlde kalmayan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevr»den if.) (mü. mütehevvire). Hiddet ve öfkeye uğramış olan, neticeyi düşünmeksizin saldıran, gözü dönmüş, coşkun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiddete kapılıp neticesini düşünmeksizin saldırarak, coşkunlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» ten if.) (mü. mütekavvise). Yay gibi eğri, eğrilmlş, bükülmüş, kavisli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kevn» den if.) Tekevvün eden, hâsıl olan, meydana gelen, var olan, vücut bulan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ievn»den if.) (mü. mütelevvine).

1.Renkli, boyalı.

2.Birkaç renkli, alaca.

3.mec. Rey ve fikrinde sabit olmayan, pek çabuk fikir değiştiren.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «levs» den if.) (mü. mütelevvise). Pis, kirli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mevc.den if.) (mü. mütemevvice).

1.Dalgalanan, dalgalı.

2.Dalga şeklini gösteren, dalga şeklinde hareket eden. Llvly-ı mütemevvic = Dalgalanan sancak, bayrak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mâl» dan if.) (mü. mütemevvile). Zengin, mal ve servet sahibi: Mütemevvil adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nev’»den if.) (mü. mütenevvia). Bir cinsten olmayan, türlü türlü, çeşit çeşit, muhtelif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şevk» den if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teşevvüş» ten if.) (mü. müteşevvişe). Karışık, karmakarışık, anlaşılmaz, çözümü zor («müşevveş» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tâc» dan if.) (mü. mütetevvice).

1.Taç giymiş, taçlı.

2.(botanik). Taç şeklinde mahfazası olan (çiçek).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevç» ten if.) (mü. mütezevvice). Evli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zâd» dan if.) (mü. mütezevvide). Yol için azığını tedarik etmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zâviye» den imef.) (mü. müzevvât). Köşeli, köşe ve açı şeklinde olan. (i.). Köşe, açı: O arsanın bir müzevvâsı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zever» den İf.) (mü. müzevvire). Yalancı, sahtekâr, yalandan senet vesaire uyduran, dolandırıcı.

2.(Türkçe) Söz yetiştiren, ara açan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalancılıkla, dolandırıcılıkla, tezviratla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yalancılık, sahtekârlık, dolandırıcılık, söz yetiştiricilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدور] yuvarlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملازم اول] üsteğmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملون] rengarenk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملوث] kirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منور] aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aydınlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مروج] revaç veren, propagandasını yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مروت] insanlık. 2.iyilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشوش] karışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحول] değişken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متلون] renkten renge giren, yanar döner.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متموج] dalgalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متمول] varlıklı, zengin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متنوع] çeşitli, türlü türlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزور] arabozucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tasavvur olunamaz, hatır ve hayâle gelmez.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. kanal veya demiryolu işçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Aydınlık etsin, aydınlatsın! (bazı Arapça tâbirlerde geçer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Peygamberlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Canlıların büyümesi, bitme, yetişme, uzanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâib). Nâibler. (bk.) NAib.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نبوت] peygamberlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rebî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağacın özlü ve canlı kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) kavrayış, idrak; f. kavramak, anlamak, idrak etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hicri ayların onuncusu olup, birinci günü ramazân bayramıdır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Hicri takvime göre yılın 10.ayı, ilk üç günü şeker bayramıdır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) erkek fanilası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

binbirdelik otu, sarı kantaron, bot. Hypericum colycinum .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعوق] gecikme, oyalanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ıyâz»dan mas.). Eûzübillah deme, Allah’a sığınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hâl» den masdar). (c. tahavvülât). Bir hâlden bir hâle geçme, değişme: Mevsim tahavvül etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahavvül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحول] değişim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحولات] değişimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ı. A. «kuvvet» ten). Kuvvetlenme, kuvvet kazanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yün» demek olan «sûf»dan ve daha doğrusu Y. «hikmet» demek olan «sofiya»dan) (c. tasavvufât). Sûfilik, dinde mânevi ve beşerî duygulara yer veren mistik akım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysticism. islamic mysticism. sufism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islamic mysticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T.) (musiki). Türk dinî musikisinin cami musikisi dışında kalan dalı ki, «tarikat musikisi» de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A ). Tasavvufa ait, tasavvufla ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mystical. sufistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصوفی] tasavvuf ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten masdar) (c. tasavvurât). i. Zihinde canlandırma, şekillendirme, bir fikir peyda etme: Tasavvurum doğru çıkmadı, ben bu işi başka şekilde tasavvur etmiştim.

2.Akla ve hayale getirme, tahayyül: Etrafı ağaçlarla çevrilmiş bir büyük meydan tasavvur ediniz.

3.Niyet, tertip, maksat: Öyle bir tasavvurum vardı ama sonra vazgeçtim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imagination. thinking. concept. proposal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vision. idea. conception. imagination. plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea. conception. conceiving. imagining. envisagement. concept. representation. edifice. mental image. realization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصور] zihinde kurma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conceive. to imagine. to envisage. to represent. fancy. suppose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tasavvur» dan imen.) (mü. tasavvuriyye). Tasavvura ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصورات] tasavvurlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bevl» den masdar). İşeme, su dökme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبول] idrar yapma, işeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «eevSz.dan). I.Cevaz verme, câiz görme yapılmasını uygun görme.

2.Sözü mecâzlı söyleme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mecâz yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجوف] kofluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başka mânâya gelme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevk» den) Üste çıkma, başkalarından üstün olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفوق] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevh»den) (c. tefevvühât).

1.Ağza alma, söyleme, telaffuz etme: Birtakım sözler tefevvüh etti. 2.Münasebetti münasebetsiz sözler, dedikodu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفوه] dile getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevk» den). Üste çıkma, üstün olma, yükselme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفوق] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهوع] kusma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kusmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yahûdî dinin! kabûl etme, Yahûdî olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonunu düşünmeden bir işe saldırma, hiddet ve şiddetle atılma: Tehevvürle söze karıştı; tehevvüründen gözleri karardı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهور] küplere binme, köpürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

küplere binmek, köpürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavs» ten). Kavislenme, eğilme, eğri biçime girme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kevn» den) (c. tekevvünât). Var olma, vücut bulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tekevvün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکون] oluşum, oluşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.oluşmak. 2.meydana gelmek, olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکونات] oluşumlar, oluşmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i’. A. «Ievn»den) (c. televvüntât).

1.Renkten renge girme, renk değiştirme.

2.Döneklik, sebatsızlık, sözünde ve bir holde durmayış, kararsızlık: O adamda bu televvün varken kendisiyle iş görülmez.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «levs» ten). Kirlenme, pislenme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلون] yanardönerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mevc» den masdar). Dalgalanma, çalkanma, karışıp dalgalar kalkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mâl» den). Zengin olma, mal edinme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mevt» ten) (cerrâhî). Bir uzvun veya vücudun bir parçasının çürüyüp ölü hâline geçmesi, Fr. mortification.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تموج] dalgalanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dalgalanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمول] zenginlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TENEVVÜ’) (i. A. «nev» den masdar). Birkaç çeşit olma, çeşit çeşit olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr»dan). Parlama, ışıklı ve aydınlık olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming lit or illuminated or enlighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنور] aydınlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aydınlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنوع] çeşitlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevk» tan). Şevk ve arzu gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karışma, karmakarış olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشوش] karışıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislative power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تشرین اول] Ekim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tâc» dan).

1.Taç giyme, kendi başına taç koyma.

2.Avrupa hükümdarlarının, taç giyme merasimleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tevbe» den). Kullarının tövbesini kabûl ile affeden (Allah).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تواب] çok tövbe eden. 2.tövbe kabul eden Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevç» den). Evlenme, nikâhla karı alma, zevce edinme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزوج] evllilik, evlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “eb”den). Babalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kardeşlik, mec. Sevgi, sadakat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخوت] kardeşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yükseklik, büyüklük: Ulüvv-i mertebe. Ulüvv-i cenâb = Alî-cenablık, cömertlik, yüksek karakter. Ulüvv-i şân = Şan ve şeref. Ulüvv-i himmet = Himmet ve gayret büyüklüğü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علو] yücelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman zamanında okçulardan ok satın alan ünlü Kemankeşler soyundan 80 yaşındaki Ahmet Ağa’ya bir okçu çırağı, “baba sende kiriş gerecek kuvvet varmı ki ok alıyorsun ?” diye laf attı. Bu sözlere çok öfkelenen Ağa, at üstündeki ihtiyar çarşının kapısından sarkan zincirlere kolları ile sarılıp aynı anda bacaklarını altındaki atın karnına doladı. Kendini yukarı çektiğinde altındaki atı da havaya kaldırdı. Ağa’nın bu harekete etrafındakileri şaşkına çevirdi.

Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابوت] babalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with all this might.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi çok fazla tadan. 2.Bir şeyi çok fazla deneyen. 3.Bir şeyin çok fazla farkına varan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zâir). Ziyaretçiler. (bk.) Zâir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زوار] ziyaretçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by