Wap (wireless Application Pr ne demek? | Wap (wireless Application Pr anlamı nedir? | Wap (wireless Application Pr

Wap (wireless Application Pr anlamı nedir?

Wap (wireless Application Pr ne demek?

Wap (wireless Application Pr anlamı nedir?

Wap (wireless Application Pr | Dream Meanings


Teknolojik Terim

Kullanıcıların internete benzer içeriklere ulaşmasını sağlayan standarttır.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ajan provokatör) bir kimse veya grubu suç işlemeye teşvik edip sonradan cezalandıran gizli ajan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) propaganda ve kışkırtma bürosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygulama, tatbik; ilâç, merhem; itina, özen, dikkat; istida, dilekçe , müracaat, başvurma, talep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değer biçme, kıymet takdir etme, tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değer biçmek, kıymet takdir etmek, keşfini yapmak; tahmin etmek. appraisement (i). değer biçme, kıymet takdir etme; tahmin appraiser (i). muhammin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sezilebilir, tefrik edilebilir; değer biçilebilir, takdir edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). paha biçmek, kıymet takdir etmek, değerlemek; kadrini bilmek, kıymet bilmek; fiyatı yükseltmek, değerlendirmek ; ayırt etmek, tefrik etmek; fiyatı yükselmek , kıymeti artmak, değerlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takdir, değerlendirme , kıymet bilme; tenkit, özellikle lehte tenkit; (tic). kıymet artışı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıymet bilen, takdir ettiğini gösteren, takdirkar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vesayet altına almak ; tutuklamak, tevkif etmek; anlamak, idrak etmek, kavramak; korkmak, endişe etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, fark olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, endişe, kuruntu, vesvese; (psik). ilk sezi; anlayış, kavrayış, idrak; zan, tahayyül; akıl, zihin; tevkif, tutuklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). endişeli, vesveseli ; anlayışlı, müdrik; hassas, duygulu. apprehensively (z). vesveseli olarak. apprehensiveness (i). endişe, vesvese.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f) çırak; (den). miço; (f). usta yanına çırak olarak vermek, usta yanına koymak. apprenticqship (i). çıraklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haber vermek, bilgi vermek; paha biçmek, kıymet takdir etmek. apprizer (i). muhammin. apprizement (i). paha biçme; haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yaklaştırmak, yakına getirmek, yaklaşmak, yanaşmak, yakına gelmek ; baş vurmak, müracaat etmek; başlamak, işe koyulmak; (i). yaklaşma, yanaşma; methal; başlangıç; spor golf topunu yeşil meydana sokan vuruş. approachable (s). müracaat e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmen tasvip etmek, onaylamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenme, tensip , tasdik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istimlâk edilebilir , mal edilmesi mümkün veya caiz olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). almak, kendine mal etmek; tahsis etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münasip, uygun, yerinde; mahsus, has. appropriately (z). uygun bir şekilde. appropriateness (i) uygunluk , yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahsisat; ayırma, tahsis etme; mal etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygun bulma, onama, onaylama, tasvip, razı olma, resmi izin. on approval muhayyer olarak, beğenilmediği takdirde geri verilmek şartıyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uygun bulmak, tasvip etmek, onaylamak, tasdik etmek, beğenmek, münasip görmek, tensip etmek; denemek, yoklamak. approvingly (z). beğenerek, tasvip ve tasdik ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). approximate, -Iy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yaklaşık olarak, takribi, tahmini, yakın. approximately (z). yaklaşık olarak, tahminen, takriben.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaklaşmak, yaklaştırmak, yakın olmak, yakına gelmek, yakına getirmek. approxima'tion (i). tahmin; yaklaşma, yakın olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). April.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Vücudun hareket faaliyetlerindeki intizamsızlık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. apraxie

tıp beceri yitimi

İnme veya duyusal bir bozukluk olmaksızın belirli bir amaca yönelik hareketi yapamama durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). apraksi, işlev yitimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. chemical finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. sizing. size. dressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). güneşte ısınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kayısı, zerdali, (bot). Prunus armeniaca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Nisan. April fool Nisan birde aldatılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Tecrübe öncesi verilere dayanarak kabul edilen; tecrübeden önce olan bilgiler. Fizik ilimleri apriori olarak kurulamaz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. à priori

fel. önsel

Hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). apriori, önsel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önlük, göğüslük, önlük gibi kullanılan şey, peştamal; tiyatro sahnesinin ön kısmı; (hav). hangarın önündeki beton saha; makinelerin üzerindeki koruyucu metal kapaklar; kayışlı taşıyıcı; buzul eteği; örtü. tied to her apron strings aşırı der

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, münasip; (z). bu münasebetle, sırası gelmişken (söz veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başpapaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Genellikle “dev ekran” televizyonlar olarak anılan bu büyük kasalı televizyonlar çoğunlukla en az 40 inç büyüklüğünde dahili ekranlara sahiptir. Bir kaç yıl öncesine kadar, tüm arka projeksiyonlu televizyonlar, görüntü yaratmak için üç CRT kullanırdı. CRTler kullanıldığı için ortaya nispeten ağır ve çok yer kaplayan — neredeyse zemin standlı olarak tasarlanan televizyonlar çıktı. DLP, LCD ve LCoS gibi daha yeni mikro ekranlı arka projeksiyon teknolojileri daha kompakt, hafif ve “masaüstü” dev ekran televizyonlar tasarlanabilmesine olanak sağlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspension bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspension bridge. drawbridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Assosiated Press haber ajansı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first draft. preliminary project / design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses kontrolünü ya da bir sonraki şarkıya geçme ayarını kulaklık üzerinden yapmaya olanak tanıyan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtusü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. nüktedan insan, zarif kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. örtmek, yaymak; kaplamak, saçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., şiir örtülü, saçılmış, serpilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. serpmek, saçmak, lekelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bessemer ameliyesi; Bessemer'in bulduğu çelik yapma usulü. Bessemer steel Bessemer çelidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Civanperçemi adı ile anılan cinsten bir bitki türü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piskoposluk rütbe, görev ve bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f. mavi kopya; proje, plan; f. mavi kopya çekmek; tasarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bomba geçmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. cıvadra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kabloları görüş alanından çıkaran BRAVIA 1080 Wireless teknolojisi, harici Blu-ray Disc™ ve DVD oynatıcılarını, PLAYSTATION®3 konsollarını ve diğerlerini BRAVIA televizyonunuza kablosuz olacak bağlayabileceğiniz anlamına gelmektedir. Bileşenler, BRAVIA LCD setinizle Wi-Fi® aracılığıyla iletişim kuran ayrı bir şık Medya Alıcısı kutusunda barındırılmaktadır. Bu da, manzarayı bozan kablo kalabalığını düşünmeden büyük ekranda 1080i yüksek kaliteli dijital görüntünün ve sesin keyfini çıkarabileceğiniz anlamına gelmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

BRAVIA Engine 2 PRO görüntü verilerini size ekranda görmeden önce filtreleyen, temizleyen ve optimize eden güçlü bir işlemcidir. Full HD 1080p LCD ekranınızda gerçeğe en yakın High Definition görüntüleri sunmak için sinyal kalitesi büyük ölçüde iyileştirilir. En beğendiğiniz programlar, Blu-ray Disc™’ler, DVD’ler ve PLAYSTATION®3 oyunları bugüne kadar gördüğünüz en üstün renk aralığı, en yumuşak yüksek hızlı hareket ve en temiz siyahlar olarak canlanır. Hiçbir şeyin izleme deneyiminizi engellemesine izin vermeyen gürültü azaltma teknolojisi, mükemmel görüntüyü sunmak için her sahnede hareket ve parlaklık ayarlarını otomatik olarak yapar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

BRAVIA ENGINE PRO, gelişmiş Dijital Gerçeklik Oluşturma teknolojisinden tam olarak yararlanarak BRAVIA ENGINE EX’in (yukarıda açıklanmaktadır) bir adım ötesine geçer. Bu, High Definition sinyalinizi güçlendirerek daha mükemmel çözünürlük ve üstün resim performansı elde etmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yan ürün, bir şey üretilirken onun yanı sıra elde edilen ve ikinci derecede önemli olan bir ürün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asker eğerinin örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapraz vaziyette olup birbirine kavuşan: Çapraşık kayışlar, (bk.) Çepreşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexplicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. complicated. abstruse. complicate complicated. dark. devious. hazy. involved. prickly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. involution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapraz iki şey kavuşup geçmek ve birleşmek: Palaska ile fişeklik göğsünde çapraşıyordu, (bk.) Çepreşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «çep-râst» tan gelir; sol ve sağ demektir).

1.Aykırı iliklenen veya bu vaziyette düğmeleri bulunan kavuşturma yelek; iki yanı paftalı salta: Aşçı çaprazı.

2.Aykırı takılan fişeklik, silâhlık ve palaska.

3.Çizgileri iki taraftan aykırı birleşen eğe: Marangoz çaprazı.

4.Testerenin dişlerini eğmeye mahsus Alet: Bıçkı çaprazı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. traverse. transversal. diagonal. crisscross. bias. cross. decussate. groined. lattice. thwart. transverse. crosswise. crossways. cornerwise. cornerways. across. slantwise. slantways. cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. cross. diagonal. crosswise. transversal. diagonally. transversely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bias. crosswise. transverse. hypotenuse. diagonal line. crossband. crosspiece. sideling. cross arm. wrest. cleat. crosshead. grimmal. saw set. cross hair. across. on the bias. crisscross. cross wise. traverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossfire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Cross Trade)

İşlemin alıcı ve satıcı tarafının aynı üye olması durumunu ifade eder. Bu şekilde işlem oluşturmaya yönelik emirler (Cross Orders), belirli kurallar dahilinde işlleme tabi olurlar.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross rate. cross-rate. cross exchange rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aykırı surette olan, çapraz şeklinde olan: Çaprazlama fişeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. transverse. crosswise. diagonally. transversely. crossbreeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. diagonally. across. athwart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cross obliquely. cross. interplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çapraz hale gelmek.

2.İçinden çıkılmaz hale gelmek: İş çaprazlaştı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become involved and confused.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keçiye benzer, keçi gibi kokan (tereyağında bulunan asit).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıçrayış, atlayış; kapris; (müz). kapriçiyo, çalgı veya ses için bestelenmiş, serbest biçimde parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapris, yersiz istek ve davranış; kaprisli oluş; (müz). kapriçiyo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaprisli, havai, keyfince davranan. capriciously (z). kaprisli davranarak. capriciousness (i). havailik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Oğlak burcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). incirlerin bir arı tarafından döllenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). yaban inciri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıçrayış, atlama; atın durdugu yerde dört ayağı üstüne sıçraması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kaproik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine geçmiş, dolaşık. Fars. girift, pîçâ-pîç (şimdi çapraşık deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Birbirine geçmek, çitişmek, çapraz olmak.

2.Sıkışmak, kenetlenmek, şiddetlenmek (şimdi çapraşmak deniyor).


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). masajla tedavi usülü, omurga masajı ile tedavi. chi'ropractor (i). masajla tedavi eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit yeşilimsi kuvars taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Cinema Black Pro modu, BRAVIA SXRD™ televizyonları ve Sony SXRD™ ev sinema projektörlerindeki kontrast oranını artırmak için Gelişmiş İris Kontrolü’nü kullanan benzersiz bir Sony özelliğidir. Bazı modeller, lamba gücü watt değerini de kontrol edebilmektedir. Resim Ayarları menüsünden Cinema Black Pro ayarlama işlevini seçebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sağlanan bu benzersiz özellik, Piksel x Piksel başına I/P (Titreşim/Kademeli) Dönüştürme ve V-Kenar Telafisi teknolojilerini kullanarak olağanüstü kademeli video sinyali üretir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Uzak Doğu'da yabancı firmalar hesabına çalışan yerli acente.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anlamak, idrak etmek, kavramak; kapsamak, içine almak, ihtiva etmek. comprehensible (s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, makul. comprehension (i). anlayış, idrak; kapsam, şümul. comprehensive (s). geniş, şümullu, etraflı; idraklı,anlama yeteneği ola

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kompres; pamuk v.b balyalarını sıkıştıran makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, basmak, tazyik etmek. compressed air sıkıştırılmış hava. compressible (s). sıkıştırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıkıştırma, tazyik, kompresyon; kısaltma, ufaltma. compression stroke (oto). sıkıştıran vuruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tazyik edici, sıkıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompresör, sıkıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapsamak, ihtiva etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). uzlaşma, uyuşma; bazı şeylerden fedakârlık ederek varılan anlaşma zemini; (f). uzlaştırmak, bazı şeylerden fedakârlık yoluyla aralarını bulmak; (bir kimsenin). şerefini tehlikeye atmak; (bir işin neticesini) tehlikeye atmak. compromisewith ...

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Balık kılçığı.

2.Sık çalılık veya sazlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzunca boylu, bir tatlı su balığı (cobitls).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurutulmuş hindistancevizi içi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taş haline gelmiş gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). amaca zararı dokunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil teklif , karşı öneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanık, mücrim, suçlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Balık kılçığı.

2.Sık çalılık vesair sarmaşık şeyler. Çupra balığı = Taş balığına benzer kılçığı çok bir yuvarlak balık.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bakırlı, bakır gibi bakır karışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). iki değerlikli bakır ile meydana gelmiş (bileşik).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk). takribi olarak (vasiyetname yorumu ).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). selvi, selvi ağacı. (bot). Cupressus sempervirens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Kıbrıslı kimse; (s). kıbrıslı,, Kıbrısa ait; şehvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). havuz balığı: (s). havuz balığına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). Kıbrıslı, Kıbrıs'a ait; (i). Kıbrıs lehçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kıbrıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yeraltı işçisini hava basıncından kurtarmak. decompression chamber uçuşa hazırlık için normal basıncı azaltan kapalı hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). baştan çıkarmak, bozmak, ayartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahlak bozukluğu azgınlık; fesat, doğru yoldan ayrılma dalalet; günahkar olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, şiddetle itiraz etmek, protesto etmek: küçümsemek, yukarıdan bakmak; eski kötülüklerden korunmak için dua etmek. depreca'tion (i). karşı koyma protesto, itiraz. deprecatory (s). küçümseyen, karşı koyan, itiraz eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fiyatını kırmak, kıymetten düşürmek, (paranın) satın alma gücünü düşürmek; ucuzlatmak; amortize etmek. deprecia'tion (i). kıymetten düşme veya düşürme; aşınma payı, amortisman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soygunculuk, yağma; hasara uğratma, tahribat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Zelzele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake. quake. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake. quake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake. calamity. earth tremor. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake area. disturbed area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismic belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epicentre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldamak, hareket etmek, titremek, çabalamak (deprenmek teprenmek daha çok kullanılır), (bk.) Tepremek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldanmak, harekete gelmek, titreşmek, çabalamak, (bk.) Teprenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldanmak, oynatmak, harekete getirmek, (bk.) Tepreştirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzmek, kasvet vermek, canını sıkmak, moralini bozmak; kuvvetten düşürmek, zayıflatmak; k.dili kolunu kanadını kırmak; değerini veya miktarını azaltmak; mevki veya rütbesini indirmek; bastırmak; meyus etmek. depressible (s). şevki kırılır, bastırılab

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). faaliyeti azaltan, müsekkin, yatıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). basılmış, bastırılmış, indirilmiş; canı sıkılmış, kederli, üzüntülü; miktarı azaltılmış, değeri düşürülmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasvet, keder, hüzun, can sıkıntısı; piyasada durgunluk, buhran, buhran devresi; (tıb). düşkünlük, dermansızlık; alçak basınç alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasvet verici, kasvetli; durgunluk sebebi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıkan şey veya kimse; indiren şey; (anat). aşağı çeken (kas). tongue depressor (tıb). dili aşağıda tutan pens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldatmak, oynatmak, harekete getirmek, (bk.) Tepreştirmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dépression

1. ruh b. bunalım,

2.ekon. çöküntü

1. Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk.

2.Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. depression çöküntü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. nervous depression. downdrag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinden oynatmak, sıçratmak, taHrik etmek. (bk.) Tepretmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yoksunluk, mahrumiyet, mahrum olma, ihtiyaç; kayıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gen). of ile mahrum etmek, yoksun bırakmak, kaybettirmek. deprivali yoksunluk, mahrumiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). içten gelen (feryat), bazı Hıristiyan mezheplerinde cenaze merasiminde okunan bir mezmur dept. (kıs). department.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, uygun görmeyiş, tensip etmeyiş, tenkit; memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, hoşnutsuzluk, tasvip etmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., of ile beğenmemek, uygun görmemek, tensip etmemek; tenkit etmek; reddetmek, kabul etmemek, tasvip etmemek. disapprovingly (z). beğenmeyerek, tasvip etmeyerek, reddederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kötülemek, ayıplamak, kıymetini takdir etmemek; (i). kötüleme, ayıplama. dispraisingly (z). kötüleyerek, ayıplayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cerh, ret, aksini ispatlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nispetsizlik, fark. disproportional (s). nispetsiz olan disproportionally (z). nispetsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nispetsiz, gereğinden fazla, aşırı, ifrata kaçan, uymayan. disproportionately (z). nispetsizce. disproportionateness (i). nispetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanlış olduğunu göstermek, aksini ispat etmek, çürütmek (fikir, iddia); reddetmek. disprovable (s). çürütülelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Atom ağırlığı 162,5 ve senbolu Dy olan bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Video görüntülerini - her biri bir piksele karşılık gelen, binlerce minik aynadan yansıtarak ışık kaynağı olarak kullanan projektör teknolojisi.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® B/C ve S, kaset kaydedicinin sinyal-parazit performansını geliştirmek için tasarlanmış ses paraziti giderme sistemleridir. Dolby® HX Pro (Kafa Alanı Uzatması – Headroom Extension) erken kaset doygunluğundan kaynaklanan bozulmayı önleyerek performansı artırır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Stereo sinyalleri, dört kanal (2 ön, 1 orta, 1 arka mono) kullanılan analog surround sese kodlama/çözme olanağı sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Pro Logic® II, Dolby® Pro Logic®’in gelişmiş halidir ve ön (sol/sağ) ve arka (sol/sağ) sinyalleri tam frekans aralığı performansında ve gelişmiş kanal ayrımıyla çözer.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Pro Logic® II x dekoder, sizde bulunan stereo – ya da 6.1- veya 7.1 için 5.1 kanal ses – kanal oynatımını genişleten ilk ve tek teknolojidir. Bu, dinleyicinin kendisini eğlence deneyiminin içinde bulmasını sağlayan, kusursuz, doğal surround ses ortamı oluşturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Üç boyutlu ses efektlerinin oluşturulmasını sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Surround şarkı üretildiğinde dört ses bilgisi kanalı iki ses parçasına kodlanır. Daha sonra bu iki parça, evdeki video kasetleri ve TV yayımları gibi stereo program kaynaklarına getirilerek burada orijinal dört kanallı surround ses deneyimi oluşturmak üzere Dolby® Pro Logic® Dolby® Digital tarafından şifresi çözülür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toz geçirmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socket with outlets for plugs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha yüksek dinamik aralık sağlayan, parlak ve karanlık ayrıntıları koruyan bir dijital fotoğraf işleme sistemi. 16.384 seviye parlaklık ile 14 bit dxp, 12 bit sistemlere göre dört kat artış sağlar ve daha derin ve gerçekçi dijital görüntüler elde edilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

training program. training program (me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. échopraxie

ruh b. yansıca

Başkasının yaptığı hareket ve davranışları anlamsız olarak tekrarlama.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. İng. L.). Seyahati sırasında ancak büyük duraklarda duran ve çok hızlı giden vasıta.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exprès

özel ulak

Geldiği postanede bekletilmeden özel bir araç veya görevli ile yerine ulaştırılan (mektup, paket vb.).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

express train. long distance train. fast train. first class mail. railway express.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. expressionniste

fel. dışa vurumcu

Dışa vurumculuk akımına bağlı olan (sanatçı).


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. expressionnisme

fel. dışa vurumculuk

Olayların, varlıkların gerçekten olduğu gibi değil de sanatçının iç dünyasına göre anlatılması anlayışına dayanan sanat akımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expressionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Program konumları için menü sistemlerine sahip akıllı TV program kılavuzu (yayının mevcut olmasına bağlı olarak kullanılabilir).

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(Premium on Issued Shares)

Ortaklıkların hisse senetlerini nominal değerinin üzerinde bir fiyatla ihraç etmeleri sonucunda satış fiyatı ile nominal değer arasında oluşan farktır. Bu gelir, ortaklıklar için vergiden muaf bir gelir olup bilançolarının pasif bölümünde özkaynak kaleminde yer alır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparatorice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. samimiyet, yakınlık gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. impressionniste

izlenimci

İzlenimcilik yanlısı olan (sanat veya sanatçı).


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. impressionnisme

izlenimcilik

Doğayı, gerçekte olduğu gibi bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil, ondan edinilen izlenimin ölçüsüne göre anlatan, doğrudan doğruya gerçeği, nesneyi değil de onun sanatçıda uyandırdığı duyumları veren sanat akımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impressionism. impressionism izlenimcilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impressionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İpekli basma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gedruckt. bedruckt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. improvisation

doğaçlama

Doğaçlamak işi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. improvise

doğaçlama

Birdenbire, düşünmeden, içine doğduğu gibi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

istihsal edilen şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teşebbüs, yatırım, iş: uyanıklık, açıkgözlülük, girişkenlik; sonucu şüpheli olan önemli ve zor iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s uyanık, açık goz, girişken, muteşebbis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işadamı, müessese sahibi; müteşebbis kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekranda TV programını görebilmemizi sağlayan uyg.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Burundan, genizden konuşmak (eski kelime).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (ikisi) aynıderecede muhtemel olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (musiki). Bir şeyler anlatır gibi çalınması gereken parçaların başına yazılan terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With expression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (it.), (müz.) dokunaklı, tesir edici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

espresso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong black coffee brewed by forcing hot water under pressure through finely ground coffee beans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This thick, strong coffee is made from French or Italian roast - beans with a shiny, dark oily surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Served in very small cups, this is a dark, strong coffee made by forcing steam through finely ground, Italian-roast coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The finest quality, dark roast coffee, producing a strong, flavor-filled, traditional espresso coffee Made by introducing very hot steamy water very quickly to a special grind that produces a rich product.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coffee made by forcing steam through coffee grounds rather than the traditional boiling water method The word is often misspelled as expresso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Darkest of the dark roasts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thick, strong coffee, usually served in a tiny cup, often used as a base for coffee drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very dark roast Also a drink made with finely ground espresso beans, about 11/2 tablespoons of ground coffee to 1 to 11/2 ounces steam forced through the grounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A one-ounce espresso is produced using seven freshly drawn grams of finely ground Italian Espresso blend, forced under steam pressure which extracts the essence of the Arabic coffee bean A one-ounce espresso has only half the caffeine of an 8 oz cup of dr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a very thick, strong coffee , espresso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Italyan usulü kahve, espreso kahve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Nükte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. witticism. humor. humour. drollery. quip. quirk. sally. salt. wisecrack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gag. jest. pleasantry. witticism. wit. clever remark. joke. crack. quip nükte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joke. clever remark. bon mot. wit. witticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ruh, can, neşe. esprit decorps bir grup içindeki birlik duygusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tarif etmek; ifade etmek, beyan etmek, anlatmak: yüz ifadesi veya mimiklerle anlatmak, belli etmek; sıkıp çıkarmak, sıkıp içini boşaltmak. express oneself maksadını anlatmak, meramını ifade etmek. express in other terms başka sözlerle anlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i)., (f). açık, belli, sarih;kesin, katî; özel, hususi, mahsus; tam, tıpkı; gayesine uygun; sürat sağlayan; (z). sürat postası ile, ekspresle; (i). nakliye şirketi, ambar; sürat postası, ekspres; (f). ambarla göndermek. express company nakliy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekspresle paket gönderme; bu iş için ödenen ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ExpressCard™ teknolojisi PCMCIA tarafından sunulan yeni bir standardın adıdır. ExpressCard standardı masaüstü ve dizüstü bilgisayar kullanıcılarına daha ince, daha hızlı ve daha hafif modüler genişleme olanağı sunar. Tüketiciler bellek, kablolu veya kablosuz iletişim kartları ve güvenlik kartları gibi donanım seçenekleri ekleyebilirler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifade, deyim, ibare,söz, tabir; eda, yüzdeki ifade veya anlam;sıkıp içini boşaltma; (mat). ifade, ifade işareti. expressionism (i)., (güz san). ekspresyonizm. expressionless (s). ifadesiz, anlamsız, manasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlamlı, manalı, dokunaklı, tesir edici, etkileyici; canlı. expressively (z). anlamlı olarak, tesir edici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kesinlikle, katiyetle;belirli olarak, açıkça, sarahatle; özellikle, bilhassa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakliyat şirketi memuru; nakliyat arabacısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekspres yol, otoban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). istimlak etmek, kamulaştırmak. expropria'tion (i). istimlak, kamulaştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) şüphesiz olarak birinci gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). salim, kazadan belâdan uzak; kusursuz, başarı kazanamaması imkansız olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak izi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD WALKMAN® için koşu gibi hareketli etkinliklerde sorunsuz kullanılmayı sağlayan anti-şok teknolojisi.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cep telefonu şebekesi üzerinden veri transferine olanak sağlayan bir protokol. 3G ve 2.5 G’den önce en yaygın kullanılan sistemdir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cep telefonu şebekesi üzerinden veri transferi sağlayan paket temelli servistir. GPRS en iyi koşullarda maksimum 32 – 48 kbps veri aktarımına olanak sağlamaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saatin içindeki kıl gibi yay .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) perende atma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air crossing. skylift. air lift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). yüksek basınç; (s). zorla yapılan (satış); zorlayıcı; (f). (bir kimseyi) zorlamak, üstüne düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüksek derecede alkol ihtiva eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toynak izi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ısıyla işleyen cilalama makinası; f. bu makina ile cilâlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

2 megapiksel CCD, kameranın tam zoom oranında daha fazla ayrıntıyı çekmesini ve mükemmel netlik sunmasını sağlamaktadır. SteadyShot® resim stabilizasyonu, resim kalitesinden ödün vermeden mükemmel performans sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kon. san. sonraki sözü öne alma usulu, takdim tehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaplamaz; uygulanamaz; idare olunamaz, ele avuca sığmaz; kullanışsız, elverişsiz, pratik olmayan; geçilmez, çetin (yol). impracticabil'ity i. elverişsizlik, pratik olmayış imprac'ticably z. elverişsiz bir şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elverişsiz, uygulanması mantığa aykırı; beceriksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. lanet okumak, beddua etmek. im'precato'ry s lânet kabilinden. imprecation i. lanet, beddua, inkisar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kesin olmayan; tam ve doğru olmayan, gerçek değer veya anlamından biraz farklı; gevşek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gebe bırakılabilir, döllenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .zaptedilemez, zorla ele geçirilemez istila edilemez; kazanılamaz. impregnably z. zaptedilemez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. gebe bırakmak, döllemek; işba haline getirmek, doyurmak; zihni doldurmak; s. gebe, hamile; meşbu, dolu. impreuna'tion i. dölleme, döllenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. impresario.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hükmü geçmez; sahibinin hakkı baki kalan, sürekli, daimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. zorla askere almak, zorla bahriye tayfası yapmak; istimlak etmek; i. zorla alma; istimlak impressment i. zorla alma; istimlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. etkileme; damga, nişan, kalıp, eser, iz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etkilemek, intiba bırakmak, yer etmek, derin tesir blrakmak, aklına sokmak; damga basmak. impressible s etkilenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tesir, etki; izlenim, intiba; zan; basma; tabetme; damga; baskı, basım; nüsha; bası. first impression ilk intiba .I Was under the impression that zannediyordum ki, bana öyle geliyordu ki impressionable s. aşrı duygun, hassas; kolayca etkilenilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. izlenimcilik, empresyonizm impressionist i. izlenimci, empresyonist impressionis'tic s. izlenimciliğe dayanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duyguları etkileyen, etkili, tesirli, müessir impressively z. tesir edici bir şekilde, şaşırtıcı derecede. impressiveness i. tesir kuvveti; etkili oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devlet hazinesinden verilen avans, peşin para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Lat. baskı ruhsatnamesi (özellikle Katolik Kilisesi tarafmdan verilen).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı, tabı; damga; etki, tesir, izlenim, intiba; bir kitabın başında bulunan yaymevinin ve baslmevinin adları ile yayın tarihi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. damga veya mühür basmak; etkilemek, tesir etmek, zihnine sokmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. canlının kendi cinsini veya kendisini barındıranı tanımasını sağlayan doğal eylem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hapsetmek, zindana kapamak. imprisoned s. mahpus, hapiste olan. imprisonment i. hapsetme, haps olunma; mahpusluk, hapiste oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihtimal dahilinde olmayan, umulmayan. improbability i. ihtimal dahilinde olmayış improbably z. ihtimal olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şerefsizlik, iffetsizlik, dürüst olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. hazırlıksız; z. hazırlıksız olarak, irticalen; i. irtical, hazırlıksız söylenmiş veya yapılmış şey; müz. empromptü, küçük parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, münasebetsiz, yolsuz, yanlış; yakışık almayan; yakışıksız, çirkin. improperfraction mat. payı paydasından büyuk olan kesir. improperly z. uygunsuz bir şekilde, yanlış olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygunsuzluk, yakışıksız oluş, yolsuzluk; kelimeleri yanlış olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. daha iyi olabilir, ıslah olunabilir. düzeltilmesi mümkün, yoluna girebilir. improvabil'ity, improv'ableness i. ıslah kabul eder oluş, düzeltilebilir oluş improv'ably z. ıslah edilebilir sekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. değerini artırmak, kıymetlendirmek; ıslah etmek, düzeltmek, yoluna koymak; iyiye kullanmak, istifadeli bir hale getirmek; ıslah olmak, duzelmek, yola girmek; artmak, değeri artmak, kıymetlenmek. improvement i. düzelme, salah, ilerleme, terakki, ısl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihtiyatsız, tedbirsiz, basiretsiz; tasarruf etmeyen, tutumsuz. improvidence i. ihtiyatsızlık, tedbirsizlik. improvidently z. ihtiyatseca, tedbirsizce; tutumsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. irticalen ,çalgı çalmak veya şiir söylemek; o anda uydurmak; birdenbire çaresini bulmak. improvisa'tion i. irticalen şiir söyleme veya çalgı ,çalma; irticalen söylenmiş şiir veya çalınan müzik parçası; o anda uydurma. im'proviser, improv'isator i. ir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tedbirsiz, ihtiyatsız, basiretsiz. imprudence i. tedbirsizlik,ihtiyatsızlık. imprudently z. tedbirsizce, ihtiyatsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takdir edilemez; belirsiz, pek az, cüzi. inappreciably z. anlaşılmaz derecede, ehemmiyetsiz surette, pek az.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoşnutsuz, memnuniyetini göstermeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaklaşılamaz, erişilemez; eşsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun olmayan, yakışık almayan, münasebetsiz. inappropriately z. yakışık almaz bir şekilde. inappropriateness i. uygunsuzluk, münasebetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılamaz, kavranmaz, akıl ermez. incom prehensibil'ity i. anlaşılmazlık. incom prehen'sibly z. anlaşılmaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlayışsızllk, akıl erdirememe, idrak noksanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıştırılamaz, basınçla oylumu. kuçültülemez. incompressibil'ity i. sıkışmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tarif olunamaz, anlatılamaz, ifade edilemez. inexpressibly z. tarif edilemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlatımsız, ifade etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. şahsen, bizzat, kendi şahsında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bastırılamaz, önlenemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) manasını izah etmek, tefsir etmek, yorumlamak; tercüme etmek, tercümanlık etmek. interpretable (s.) tercüme olunur; tefsiri mümkün. interpreta'tion (i.) yorum, tefsir, izah, mana. inter' pretative (s.) izah edici, yorumlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yorumcu; tercüman, mütercim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) söndürülemez, bastırılamaz, baskıya gelmez; zaptolunamaz; önüne geçilemez. irrepressibly (z.) söndürülemeyecek bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kusur bulunamaz, aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. irreproachableness (i.) kusursuzluk irreproachably (z.) kusur bulunamaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hukuk ilmi; düstur. jurisprudent s. hukuk uzmanı. jurispruden'tial s. hukuk ilmine ait; hukukla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Geçici heves, maymun iştahlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caprice. whim. fancy. fit. freak. kink. vagary. waywardness. whimsey. whimsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caprice. vagary. whim. passing fancy. fad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caprice. fancy. whim. fantasy. freak. humour. kink. vagary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capricious. fanciful. whimsy. fey. freakish. humoursome. notional. wayward. whimsey. whimsical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capricious. moody. wanton. whimsical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capricious. fey. moody. whimsical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captain's bridge. bridge of boats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden, yol kenarlarında biten bir bitki (Lat. agrimonia eupatorium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca’dan). Latin Amerika’da, yabancı şirketlerle yeril üretici arasında, aracılık eden şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprador. local agent for a foreign business. collaborationist. quisling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. tıp). Yaraların tedavisinde veya başka gayelerle kullanılan, mendil gibi katlanmış baz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çeşitli sıkma işlerinde kullanılan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor. supercharger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor. air motor. air pump. supercharger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.).

1.Toz İken sıkıştırılarak hap halina konmuş İlâç.

2.Buna benzer türlü şeyler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Suyun üzerinden öte tarafa geçmek için keresteden veya kemerler üzerine kârgir veya demirden yol, Ar. cisr, kantara: Köprü kurmak; köprüden geçmek; ahşap, kârgir, taş, demir köprü; dubalar üzerine kurulmuş köprü.

2.Köprüye benzer iki ucu bağlı ve ortası boşlukta kemerli şey: Apolet köprüsü; kilit köprüsü; toka köprüsü. Asma köprü = İki başında kule yapılıp oralara asılan köprü. Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler = Bir işi yaptırmak için, lâyık olmayan kimseleri, pohpohlayarak aldatış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridge. viaduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridge. cross over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridgehead. foothold. start. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Köprü yapan usta. Harpte yollardaki suların üzerine köprü kurmakla görevli istihkâma asker.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omuz uçlarından göğsün yukarısına gelip kilitlenen iki kemik ki, gerdanın altında dışarıdan da belli olur, boyun çenberi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clavicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collarbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collar bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yılan balığı şeklinde yuvarlak ağızlı emici bir su hayvanı, (zool.) Petromyzon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

16:9 en-boy oranı ve mükemmel görüntü kalitesi sunan bir TV projeksiyon sistemi.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Yun.

tıp cüzzam

Hansen basilinin sebep olduğu, sinir sistemi ve deri başta olmak üzere birçok sistem ve organı etkileyebilen bulaşıcı bir hastalık.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İrlanda hikayelerinde adı geçen büyük hazineye sahip ve kısa boylu ayakkabıcı cin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüzam, miskin hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cüzamlı, cüzam gibi, cüzama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tipo baskısı; linotip; bir kitabın yazılı kısmı (resimler hariç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alçak basınçlı; meteor. normalden aşağı basıncı belirten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük zemberek, ana yay; asıl sebep, baş sebep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Sheridan'mThe Rivals,, adlı piyesinde uygunsuz sözleriyle ünlü kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözcükleri uygunsuzca kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. münasebetsiz, yersiz, yakışıksız, uygunsuz; z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolsuzluk, kötü hareket; huk. itinasızca veya yanlış tedavi; vazifede ihmal veya suiistimal, görevi kötüye kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Son derece küçük Memory Stick PRO-Duo, dosyaların yüksek hızlı aktarımını ve anında kayıttan çalmayı destekleyen bir medya aygıtıdır. Dosyaları bir bilgisayar veya dizüstünden diğerine aktarmaya ek olarak, Memory Stick PRO-Duo cep tipi dijital fotoğraf makineleri, PSP® avuç içi oyun konsolları ve cep telefonlarıyla kullanmak için mükemmeldir. 16 GB’ye varan depolama kapasitesi seçenekleriyle, müzik, video ve oyunlardan dijital fotoğraf makinelerine ve büyük belgelere kadar beğendiğiniz dosyaları hızlı ve kolay bir şekilde aktarabilirsiniz. Memory Stick PRO-Duo’nuzu takın, dosyaları sürükleyip bırakın ve yola koyulun.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yüksek kapasite ve yüksek hızlı çıkarılabilir bellek formatı ile büyük fotoğraf, video ve diğer dosyalarınız için ideal. Memory Stick PRO™ aygıtları ile uyumludur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cyber-shot® fotoğraf makinesi, dijital fotoğraflar ve MPEG filmler için 1 GB’a varan alan sağlayan Memory Stick PRO™’yu, isteğe bağlı bir depolama ortamı olarak kullanabilirler.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MemoryStick PRO, gerçek zamanlı DVD kalitesindeki videoları kaydetmek ve oynatmak için geliştirilmiş bir hafıza kartıdır. MemoryStick’e göre kapasitesi daha fazladır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Memory Stick PRO’nun yarısı kadar bir boyutta ve aynı yüksek hızda veri transfer imkanını sunan hafıza kartıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (musiki), kadın seslerinden orta kalınlıkta olanı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış anlamak. misapprehension i. yanlış anlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. haksız olarak almak veya kullanmak, emanete hıyanet etmek, çalmak. misappropria'tion i. emanete hıyanet, emniyeti suiistimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış yorumlamak, yanlış mana vermek, yanlış anlamak. misinterpreta,tion i. yanlış yorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.,i.yanlış basmak; i.baskı hatası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,huk.vazifeyi suiistimal; bir cürüme göz yumma suçu; yanlış, hata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.yanlış telaffuz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yanlış telaffuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış ve ya yalan yere anlatmak; kötü temsil etmek. misrepresenta'tion i. yalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güve yemez .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Motionflow PRO 100Hz, BRAVIA TV’lerde hareketli görüntülerde bulanıklığı azaltıp standart kare hızını iki katına çıkararak bugüne kadarki en net, en kesintisiz ve gerçeğe en yakın yüksek hızlı görüntüler sınar. Saniyedeki kare sayısını akıllı bir şekilde iki katına çıkaran Motionflow Pro 100Hz, arka ışığı yakıp söndürme teknolojisi de kullanır. Motionflow’un yeni bir özelliği olan Arka Işığı Yanıp Sönme teknolojisi performansı daha da artırmaktadır. İlave karelerle ekranda kesintisiz bir aksiyon akışı yaratılmasına ek olarak, Arka Işık Yanıp Sönme hızlı aksiyonları zirveye çıkarır. Resimler daha net, daha keskin ve nerdeyse hiç ‘titreşim’ olmadan görüntülenir. Arka ışığı kapatıp açmak suretiyle çalışır, böylece hızlı spor veya macera sahneleri ekrandan hızla geçerken daha az bulanıklık görürsünüz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yeni hareketli görüntü performansı standartı

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Net Balance Principle)

Hisse Senetleri Piyasası’nda gün içinde yapılan iki seansta gerçekleşen işlemlerin netleştirilmesidir. Üyelerin, hem aynı menkul kıymet üzerinde yaptıkları alım satımları ve hem de nakit olarak borç ve alacakları birbirine mahsup edilir. Üyeler, takasa kalan net tutar kadar borçlu veya alacaklı olurlar. Böylece her aracı kuruluş için gün sonunda ve tüm işlemleri üzerinden net nakit borç/alacak tutarı ile her menkul kıymet için ayrı ayrı net bir kıymet borcu/alacağı bulunur.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazete kâğıdı, üçüncü hamur kâğıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir TV program kılavuzu.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) takipsizlik kararı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (sed, sing) (huk.) takipsizlik kararı vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. nominal price

yazılı fiyat

Hisse senedi, tahvil vb. için üzerinde belirtilmiş fiyat.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mahsul vermeyen, verimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kâr gayesi gütmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayrı baskı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ürün; döl, evlât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her yerde ve her zaman hazır. omnipresence i. her yerde bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkmak, sıkıştırmak, baskı yapmak: zulmetmek, canını yakmak; yormak, canını sıkmak, üzerine yüklenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zulüm, baskı, ceza, cefa; zulmetme; zulüm ve cefa görme; sıkıntı, güçlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ezici, zulmedici; sıkıcı, bunaltıcı. oppressively z. zulmederek; bunaltıcı bir şekilde. oppressiveness i. sıkıcılık; gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hakaret dolu; utandırıcı, yüz kızartıcı. opprobriously z. utanç verecek şekilde. opprobriousness i. rezillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rezalet; hakaret; ayıp; rezalet sebebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resimde oranlar ile çok farklı yanılsamalar sağlanabilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balık kartalı, deniz tavşancılı, zool. Pandion haliaetus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla yüksek fiyat koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.,i. üstüne yeniden basmak; i. basılan düzeltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla değer vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. piyasaya göre fazla imal etmek. overproduction i. piyasayı etkileyecek kadar fazla imalât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereğinden fazla korumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Çeşitli basım teknikleriyle çoğaltılmış resimsel sanat yapıtı. Bir yapıtın özgün baskı sayılabilmesi için, çoğaltılmak amacıyla yaratılması gerekir. Örneğin, ünlü tabloların basım yoluyla çoğaltılması (reprodüksiyon) tekniği bir özgün baskı türü değildir. Özgün baskı yapımında her türlü kazı resim tekniği yanında, serigrafi, taşbaskı vs. gibi teknikler de kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dried ripened fruit of Capsicum annuum or various other species of pepper; also, the mildly pungent condiment prepared from it. a mild powdered seasoning made from dried pimientos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used as a seasoning or coloring agent, this is the ground dried fruit of various ripe pepper plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mild powdered seasoning made from red peppers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A seasoning powder made by grinding dried red or bell pepper pods The flavor ranges from mild to hot, the color from orange-red to bright red U S supermarkets carry the mild paprikas; try ethnic shops for stronger varieties. [Hungarian] translated to swee

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A seasoning powder made from red peppers The flavor can range from mild to hot Recipe: Pork Tenderloin Paprika.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ground, sweet red pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type: Spice Description: Dried red peppers ground into a powder Flavor: Slightly bitter, ranging from sweet to hot Uses: Dips, fish, poultry, salads , soups; necessary ingredient in goulash. plant bearing large mild thick-walled usually bell-shaped fruits

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

green pepper , sweet pepper , bell pepper , paprika.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dried ripened fruit of Capsicum annuum or various other species of pepper; also, the mildly pungent condiment prepared from it. a mild powdered seasoning made from dried pimientos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used as a seasoning or coloring agent, this is the ground dried fruit of various ripe pepper plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mild powdered seasoning made from red peppers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A seasoning powder made by grinding dried red or bell pepper pods The flavor ranges from mild to hot, the color from orange-red to bright red U S supermarkets carry the mild paprikas; try ethnic shops for stronger varieties. [Hungarian] translated to swee

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A seasoning powder made from red peppers The flavor can range from mild to hot Recipe: Pork Tenderloin Paprika.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ground, sweet red pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type: Spice Description: Dried red peppers ground into a powder Flavor: Slightly bitter, ranging from sweet to hot Uses: Dips, fish, poultry, salads , soups; necessary ingredient in goulash. plant bearing large mild thick-walled usually bell-shaped fruits

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

green pepper , sweet pepper , bell pepper , paprika.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acısı az bir çeşit kırmızı biber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

isim Üzüm şırasını kestirmek için kullanılan, kil ile karışık kireçli toprak, marn.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., man. tartışma konusu olan bir meselenin hiç bir delile dayanmadan doğru olduğunu iddia etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çocuk sevgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinelerinde görüntülerin işlenmesi, organizasyonu ve paylaşımı gibi konularda kullanıcıya yarar sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iğne batması; sinirlendirici ufak şey .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Port-au-Prince, Haiti'nin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,güz. san. özellikle yirminci yüzyılın başlarında Fransız sanatkarlarınca rağbet gören ve kübizm ile fütürizmi içine alan resim ekolü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yemek sonrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. public relations.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. pair, present, price.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yapılabilir, icrası mümkün; kullanışlı, elverişli. practicabil'ity i. kullanışlılık, pratiklik. practicably z. pratik surette, kullanışlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pratik, ameli; işe gelir, kullanışlı, elverişli, uygulanabilir; tecrübeli; işlek; fiili. practical joke eşek şakası. practical nurse pratikten yetişme hemşire. practically z. hakikaten, gerçekten; hemen hemen, yaklaşık olarak, takriben; faydalı su

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygulanabilme, tatbik imkanı, elverişli olma; pratik iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. practise i. tatbikat, uygulama; pratik; egzersiz, idman; alışkanlık, itiyat, adet; huk. dava açma usulü; sanat icrası; iş, müşteri çokluğu; çoğ. desise, hile, oyun. Practice makes perfect. Eg- zersiz veya idman yaparak ilerleme kaydedilir. Meşk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. practise f. fiilen icra etmek, yapmak; çalışmak; uygulamak, tatbik etmek; bir meslekte çalışmak; pratik yapmak, egzersiz yapmak, talim etmek; kendini alıştırmak. Practice what you preach. Davranışlarınız sözlerinize uysun. Verdiğiniz telkini k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pratisyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng., (eski) memleket dışında olan mahkemeye müracaat etme suçu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. isim; eski Roma'da isim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da hakim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. imparatorun özel muhaflzlanna özgü; i. imparatorun muhafızlarından biri. Praetorian Guard eski Roma'da imparatorun muhafız kıtası; iktidarda bulunanların koruyucuları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iskambil kâğıtlarıyla oynanan bir oyun çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. felsefe). Pragmacılık doktrinini kabûl eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Bir düşüncenin doğruluğunun ancak o düşüncenin sonucuyla ölçülebileceğini ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sebep ile sonuç arasındaki bağlantıyı araştıran çalışma ile ilgili; fels. pragmatizme ait; pratik. pragmatic sanction hükümdar fermanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pragmatik; pratik, ameli; günlük işlerle ilgilenen. pragmatically z. pragmatik olarak; ameli olarak, pratik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pragmatique

fel. yararcı

Yarar peşinde koşan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pragmatic. pragmatical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pragmatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pragmatics , pragmatism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. pragmatizm, pragmacılık; pragmatik oluş. pragmatist i. pragmacı, pragmatist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pragmatist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who is pragmatic. a person who takes a practical approach to problems and is concerned primarily with the success or failure of her actions an adherent of philosophical pragmatism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an adherent of philosophical pragmatism. a person who takes a practical approach to problems and is concerned primarily with the success or failure of her actions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Pragmacılık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pragmatisme

fel. yararcılık

Doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendiren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pragmatism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pragmatism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Prag.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., Kan. büyük çayırlık, ağaçsız geniş kır. prairie chicken A.B.D. çayır tavuğu, zool. Tympanuchus. prairie dog A.B.D. çayır köpeği, zool. Cynomys ludovicianus. prairie schooner A.B.D. eski zamanda kırları geçmeye mahsus üstü kaput bezi ile ö

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. övmek, methetmek, sena etmek; hamdetmek, şükretmek; i. övgü, sena, medih, sitayiş; hamt, şükür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. övülmeye değer, takdire layık. praiseworthily z. övülmeye layık bir şekilde, methe lâyık surette. praiseworthiness i. methe layık olma, değerlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cevizli şekerleme, pralin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Flaş bellekten 30 kat daha hızlı veri transferi yapabilen yeni bit çip türü.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng., k.dili, bak. perambulator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. düz tabanlı bir çeşit sandal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. at gibi zıplayarak oynamak; zıplayarak oynayan ata binmek; caka satmak, gösterişli şekilde yürümek; atı zıplatıp oynatmak; i. zıplayıp oynama; caka satma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Eskiden ağır cezalı mahkûmların ayaklarına takılan kalın zincir. Prangaya vurmak = Ayağına pranga bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ankle bracelet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fetter. irons. shackle. fetters. shackles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a heavy iron chain shackled to a prisoner's ankle with a ring and tied to h. bonds. shackles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dangerous criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Prangaya vurulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Prangası olan, prangaya vurulmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kaba şaka; oyun; f. oyun oynamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok süslemek, donatmak; gösteriş yapmak, caka satmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) kıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gevezelik etmek, fazla konuşmak, boş laf etmek; i. gevezelik, boş laf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) kıçüstü düşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Tatbikat.

2.Başarıya götürücü, yapılması kolay.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practical. handy. convenient. applied. businesslike. rough-and-ready. practice. praxis. experience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

functional. handy. practical. practice. pragmatic. applied. application. practical experience/skill/knowledge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practical. pragmatic. capable of being put into practice in everyday life. handy. useful. applied. down-to-earth. sensible. application. putting into practice. practical experience / knowledge / skill. down- to-earth. functional. in- service training. pra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pratique (a document. bill of health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become practical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practicality. practicability. gumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practicality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practicability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bataklık kırlangıcı, zool. Glareola pratincola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr., den. pratika, karantinadan geçen gemiye verilen limana giriş izni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. praticien

düz hekim

Mesleğinde uzmanlık belgesi almamış olan (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practitioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trainee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çocukça ve safça konuşmak; gevezelik etmek; i. çocukça laf; boş lakırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçuk karides, deniz tekesi, zool. Palaemon serratus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fiilen icra, uygulama, tatbikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dua etmek, niyaz etmek; yalvarmak, istirham etmek; ibadet etmek, namaz kılmak. pray'er i. dua eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dua, niyaz; temenni, rica; ibadet, namaz; dua edilen şey; huk. dilekçe, istida. prayer beads tespih. prayer book dua kitabı. prayer meeting dua meclisi. prayer rug seccade. prayer wheel (Tibet Budistlerine mahsus) dua yazılı kâğıtların sarıldığı dön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ibadetkar, zahit; dualı. prayerfully z. dua ile. prayerfulness i. ibadetkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( önek) önce, evvel, ön.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ergenlik çağı öncesi, 9-12 yaşlar arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. kambriyum öncesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tıp öğrenimine hazırlayıcı, tıp öğrenimi öncesi (kurslar veya öğrenci).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Rafael öncesi sanat görüşünü izleyen ressam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. va'zetmek; telkin etmek; nasihat etmek, öğüt vermek. preach against aleyhinde va'zetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vaiz. preaching i. vaız, va'zetme; öğüt. preach'ment i. vaız; va'zetme; can sıkıcı nasihat, uzun ve sıkıcı sözler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla nasihatli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başlangıç, mukaddeme, önsöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İsteğe bağlı bir güç amplifikatörü bağlamanıza izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (radyo) önamplifikatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden düzenlemek, tertip etmek. prearrangement i. önceden alınan tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. katedralin papaza bağladığı tahsisat; bu tahsisatı temin eden vakıf; katedralden tahsisat alan papaz. prebendary i. katedralden tahsisat alan papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. pulları postalamadan önce damgalamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güvenilmez, istikrarsız, esassız, asılsız, kararsız, şüpheli; nazik, tehlikeli, rizikolu; (eski) başkasının keyfine tabi. precariously z. tehlikeli bir şekilde; istikrarsızca. precariousness i. tehlikeli hal, riziko.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. niyaz kabilinden, yalvarma niteliğindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ihtiyat, basiret, önceden alınan tedbir. precautionary s. ihtiyat kabilinden. precautious s. tedbirli, ihtiyatlı; ihtiyat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önde olmak, önce gelmek, takaddüm etmek; önünden yürümek; önce vaki olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önce gelme; üstünlük; önce vaki olma, takad- düm. take precedence takaddüm etmek, başta gelmek. order of precedence kıdem sırası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önceki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emsal, numune, örnek; evvelce vaki olmuş ve tekrar vuku bulması hak veya adet olan şey; teamül, yapılageliş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takip edilen, önde bulunan. the preceding bundan evvelki, yukarıda gösterilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilisede müziği idare eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, hüküm; ahlâki kural; yönerge, talimat; huk. mahkeme emri. precep'tive s. nasihat kabilinden, ihtar yollu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretmen, hoca; okul müdürü. preceptor'ial s. öğretmenle ilgili. preceptorship i. öğretmenlik, hocalık. preceptress i. kadın öğretmen; okul müdiresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önce geliş, takaddüm; astr. presesyon. precession of the equinoxes astr. gün-tün eşitliği zamanının gerilemesi, presesyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mıntıka, bölge, yöre, havali; çevre; A.B.D. seçim bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırı titizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. kıymetli, değerli; çok pahalı; ender; aziz, çok sevilen; aşırı itinalı, fazla nazik, müşkülpesent; k.dili rezil; z., k.dili çok, ziyadesiyle; i. sevgili. precious little çok az. precious metals altın ve gümüş gibi kıymetli madenler. precious

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçurum; sarp kayalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acele, telâş; acelecilik. precipitant s., i. acele giden; acele yapılmış; i. kimyasal veya mekanik çökelme yapan bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zamanından önce meydana getirmek; yüksek bir yerden aşağı atmak; acele ettirmek, hızlandırmak; kim. tortusunu ayırmak, teressüp ettirmek, çökeltmek; meteor. (yağmur veya kar şeklinde) yere düşmek, yağmak; fiz. buharı teksif etmek; yüksek yerden aş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. tortu, çöküntü, rüsup; s. aceleci; baş aşağı düşen veya akan; düşüncesiz; acele ile yapılmış; birdenbire gelen veya olan, ani. precipitately z. acele ile, telaşla. precipitateness i. acelecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dik, sarp; uçurum gibi, uçurumlardan ibaret; atılgan, aceleci. precipitously z. baş aşağı olarak; aceleyle, telâşla. precipitousness i. baş aşagı oluş; telaş, acele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özet, öz, hulâsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tam, tamam, kati, kesin, sahih, çok dikkatli, dakik; kural dışına çıkmayan; kusursuz; kesinlik ve açıklıkla ifade edilmiş. precisely z. dikkatle, kesinlikle; tamamen; muhakkak. preciseness i. katiyet, kesinlik; dakiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. dikkat, katilik, kesinlik; sıhhat; dakiklik; doğruluk, sarahat, vuzuh; s. dakik. precision bombing tam isabetli bombardıman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu Sony tarafından sağlanan benzersiz özellik, Piksel x Piksel başına I/P (Titreşim/Kademeli) Dönüştürme ve V-Kenar Telafisi teknolojilerini kullanarak olağanüstü kademeli video sinyali üretir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

En yüksek okuma kalitesi ve en hızlı disk erişimi sunan çok hızlı bir hassas sürücülü birim.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Precision Drive™ 3 Sistemi, bozulmuş DVD disklerindeki hataları düzeltebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. klinik devresinden evvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir önceki hareketten dolayı imkânsız hale getirmek, engel olmak, mâni olmak; dışarıda bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vaktinden evvel gelişmiş, erken inkişaf etmiş. precociously z. erken gelişerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. erken gelişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden bilme veya haberi olma; İskoç., huk. ilk soruşturma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden düşünüp hakkında fikir edinmek; peşin hüküm vermek. preconcep'tion i. önceden anlama; tarafgirlik; peşin hüküm verme; önyargı, peşin hüküm; yanlış fikir .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden kararlaştırmak. preconcertedly z. önceden kararlaştırılmış bir şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. peşin şart; f. önceden hazırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden pişirmek..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haberci, müjdeci, muştucu. precursory s. önceden haber veren; ön, ilk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yırtıcı, av ile geçinen; yırtıcı hayvanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. erken tarih atmak; daha önce gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saldırıp parçalama, yırtıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yırtıcı kimse veya hayvan; yağma eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmacılık veya soygunculukla geçinen; yırtıcı, avlanarak yaşayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (birinden) önce ölmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birinden önce gelen kimse, öncel, selef; ata, cet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden tayin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kadere mahsus; kadere inanan; i. kadercilik- yanlısı. predestinarianism i. kadercilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. önceden mukadder kılmak, önceden nasip etmek; s. kısmet olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdir, kader, kaza, nasip, kısmet; takdiri ilâhi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. predestinate .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden tayin veya takdir etmek; önceden kararlaştırmak. predeterminate s. önceden tayin olunmuş. predetermina'tion i. önceden tayin veya takdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iddia edilebilir, önermede hüküm ve isnadı mümkün, yüklemleşir; i. iddiası mumkün olan herhangi bir şey. predicabil'ity i. isnat imkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü hal, bela; hal, halet, durum, vaziyet; man. cins, kategori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. doğrulamak, teyit etmek; belirtmek, ifade etmek, göstermek; dayanmak. predicate on dayandırmak, isnat etmek. predica'tion i. hüküm, isnat .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., gram., man. yüklem, haber; bir önermede kabul veya reddedilmiş nokta; s. yüklemle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tasdik edici, doğrulayıcı. predicatively z., gram. yüklem olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vaız niteliğindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyin vukuunu önceden haber vermek, kehanette bulunmak. prediction i. kehanet, önceden haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden hazmetmek, gıdayı suni hazma tabi tutmak. predigestion suni hazım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftar olma, tarafını tutma, tercih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden hazırlamak, peşinen taraftar olmak; anık kılmak. predisposi'tion i. meyil, eğilim, istidat, kabiliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstün, hâkim, faik, galip. predominance, cy i. üstünlük, galebe, faikıyet. predominantly z. üstün gelerek, hâkim olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstün olmak, faik olmak, galip gelmek; hâkim olmak. predominatingly z. galip gelerek; en fazla, başlıca, daha çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstün, mümtaz, seçkin, faik. preeminence i. üstünlük. preeminently z. en uygun olarak; en üstün şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden ayırmak; herkesten önce satın almak; herkesten önce satın alma hakkına sahip olmak. preemption i. herkesten önce satın alma hakkı. preemptive s. önceden satın almaya hakkı olan; ask. kendi memleketini korumak için önce davranan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gaga ile düzeltmek (tüy); saç düzeltmek; kendini tebrik etmek, kendi ile övünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir zaman veya olaydan önce mevcut olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. preface, prefix.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prefabrike yapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden hazırlamak, önceden imal etmek; bir binanın kurulmasını kolaylaştırmak için aksamını önceden hazırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. préfabriqué

kurma

Parçaları önceden hazırlanıp birleştirilerek oluşturulan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prefabricated önüretimli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. önsöz, mukaddeme, başlangıç; f. önsöz ile başlamak; kitabın önsözünü yazmak; önsöz yerine geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önsöz niteliğindeki, mukaddeme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da vali, yüksek rütbede memur; baş memur, reis; Paris polis şefi; özel okullarda bazı sorumlulukları olan öğrenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir vali veya yüksek rütbeli memurun sorumlu olduğu bölge, makam, hizmet süresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-red,- ring) yeğlemek, tercih etmek; daha çok beğenmek; huk. daha ziyade hak vermek; sunmak, arzetmek, takdim etmek; (eski) terfi ettirmek. prefer charges davacı olmak. preferred stock tic. imtiyazlı hisse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tercih olunur, daha iyi. preferably z. tercihen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tercih; tercih hakkı veya yetkisi; rüçhan; tercih olunan herhangi bir şey; huk. tediye hususunda öncelik. give preference to tercih etmek have prefer ence over tercih hakkına sahip olmak. right of preference huk. rüçhan hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tercih hakkı olan; tercihli; tercih eden veya edilen. preferential tariff gümrükte rüçhanlı tarife, asgari tarife.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. terfi, yükselme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden canlandırmak; önceden düşünüp hayal etmek. prefigura' tion i. önceden canlandırma. prefigurative z. ilerde vaki olacak bir olayı temsil eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (kelime başına) önek koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önek, kelimenin başına ilave olunan ek; bir ismin önüne konan unvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., İng., (argo) hamile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fethedilebilir, zaptedilebilir; hücum edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gebe, hamile; fikirlerle dolu, semereli; manalı, dolgun. pregnancy i. gebelik. extrauterine pregnancy karın gebeliği. tubular pregnancy dış gebelik. pregnantly z. gebe olarak; fikirle dolu bir şekilde, manalı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (maymun kuyruğu gibi) sarılma ve kavrama hassası olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tutma, yakalama; anlayış, kavrayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tarihöncesi, tarihten önceki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tarihöncesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

tarih öncesi

Yazının bulunmasından önceki insan topluluklarının evrimini inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. motorda erken ateşleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden hüküm vermek, bir davayı ayrıntılarıyle dinlemeden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. önyargı, peşin hüküm; tarafgirlik; haksız hüküm veya işten gelen zarar; garaz; f. birine tesir ederek haksız hüküm verdirmek; haksız hüküm veya iş ile zarara uğratmak. prejudice against -e karşı haksız önyargı. prejudice in favor of lehine ön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önyargılı; zararlı, muzır. prejudicially z. önyargıyla; zararlı surette. prejudicialness i. tarafgirlik; muzır olma, zarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek rütbeli din adamı, piskopos. prelacy i. piskoposluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. konferans vermek, ders vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden tatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. başlangıç olan, hazırlayıcı, ilk, ön; i., çoğ. başlangıç, ön hazırlık; eleme maçı; üniversitede ön sınav, yeterlik sınavı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prelude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başlangıç, giriş; müz. peşrev, fasıl başlangıcı, prelüd; f. bir başlangıçla açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başlangıç olan. prelusively z. başlangıç olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prématuré

tıp erkendoğan, günsüz

Zamanından önce doğan (bebek).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vaktinden evvel olan veya gelişen; mevsimsiz; erken doğan. prematurely z. vaktinden evvel, mevsimsiz olarak, erken. prematurity i. vaktinden evvel gelişme, mevsimsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden düşünmek, tasarlamak, amaçlamak. premeditated s. tasarlanmış, kasıtlı. premedita'tion i. tasarlama, kasıt; önceden düşünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. birinci, ilk; baş, asıl; i. başbakan. premiership başbakanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir piyesin ilk defa olarak oynanması, gala; (tiyatro) baş kadın oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıyametten evvel gelecek bin seneden önce. premillennialism i. Hazreti İsa'nın kıyametten önceki bin seneden evvel geleceği öğretisi. premillenialist, premillenarian i. bu inanca bağlı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tanıtma veya açıklama yoluyle önceden belirtmek; bir önerme veya tartışmanın nedeni olarak ileri sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., man. tasımda birleşerek bir sonuç meydana getiren her iki önermeden biri, öncül, terim; huk. bir feragatname veya vasiyette söz konusu olan ana madde; çoğ. bina ve müştemilâtı. in these premises bu duruma göre, bu şartlar altında. major premise m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prim; (satışta) hediye; sigorta ücreti; bir şeye itibari değerinden fazla olarak verilen fiyat; hisse senetleri veya paranın mübadele farkı; değer; yarışmada verilen ödül. at a premium fazla fiyatla, itibari değeri üstünde; çok rağbette, çok aranı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. köpekdişlerinin hemen yanındaki iki azıdişine ait; i. bu iki azıdişinden biri, küçük azıdişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önsezi; uyarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğumdan önceye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. praenomen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr. prince).

1.Hükümdar.

2.Baba tarafından hanedan kanı taşıyan soylu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prince. mirza. infante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prince.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prince.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Prens eşi veya baba tarafından hanedan kanı taşıyan kadın veya kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

princess. infanta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

princess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). I. İlk madde, ilk unsur.

2.Temel kanaat, temel düşünce.

3.(felsefe) Her türlü münakaşanın dışında olan.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. principe

man. ilke

Temel düşünce, temel inanç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle. basis. dictate. doctrine. guideline. rule. standing rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle. tenet. principle ilke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenet. ground. principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

princedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

princedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i bir mülkü başkasından evvel işgal etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zihin meşguliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başkasından evvel ele geçirmek; işgal etmek; zihnini işgal etmek. be preoccupied zihni meşgul olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden buyurmak veya karar vermek, önceden nasip etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden takdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. preparatory, preposition.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili hazırlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden tartıp paketlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazırlama; hazırlık; hazırlanan şey; hazır ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hazırlayıcı; hazırlık, hazırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hazırlayıcı, hazırlık niteliğindeki. preparatory school üniversiteye hazırlayan özel okul. preparatory to sending it gönderilmesi için hazırlık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hazırlamak; düzenlemek; donatmak; pişirmek; yapmak; hazırlanmak, hazır olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazırlık, hazır olma; gerektiğinde savaşa hazır bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-paid) parasını önceden vermek, peşin ödemek. prepayable s. peşin ödenir. prepayment i. peşin ödeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., huk. önceden düşünülmüş, tasarlanmış, kasıtlı. malice prepense kasti kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ağır çekmek; baskın gelmek, ağır basmak, galip gelmek; hâkim olmak. preponderance, -cy i. çoğunluk, üstünlük. preponderant s. ağır basan, baskın gelen, hâkim, galip. preponderantly z. üstün şekilde, çoğunlukla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (edat) prepositional s. edat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., gram. nitelenen kelime önüne eklenmiş (kelime).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meşgul etmek, zihnini işgal etmek; lehinde fikir hasıl ettirmek. prepossession i. tarafgirlik; zihin meşguliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cazibeli, alıcı. prepossessingly z. cazibeyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıl almaz, inanılmaz, mantığa aykırı, abes. preposterously z. mantıksızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok güçlü, nüfuzlu; biyol. dölüne daha fazla özellikler geçirme yeteneği olanç prepotency i. nüfuzluluk; biyol. dölüne kendi özelliğini geçirme yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. sünnet derisi, gulfe. prepu'tial s. gulfeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. önceden gerekli olan (şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., huk. öncelik hakkı, ayrıcalık, yetki, hak; s. ayrıcalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (halk dilinde prese). Baskı, baskı makinesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. presse

sp. baskı

Top oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketini ve sonuç almasını engellemek amacıyla uygulanan yakın savunma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presser. press. squeezer. pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. pressing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. extractor. juicer. squeezer. crusher. mangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present tense. present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Average Daily Station Pressure Based on eight 3-hourly observations per day Units expressed in thousandths of inches of Mercury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Presumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The CMS preshower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geleceği bildiren belirti; önsezi; f. olacağı önceden söylemek veya göstermek; kehanet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yaşlılık sonucu olarak yakını görme özelli- ğinin zayıflaması, presbitlik. presbyopic s. presbit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilise ileri gelenlerinden biri; papaz; Presbiteryen kiliselerinde yönetim kurulu üyesi. presbyterial s. yönetim kuruluna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ihtiyarlar meclisince yönetilen kilise sis- temine ait; i., b.h. bu sistemle yönetilen kilisenin üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilisede yalnız papazların girebildiği perdeli veya kapalı kısım; Presbiteryen kiliselerinde yö- netim kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okul öncesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden bilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önceden bilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayrı olarak düşünmek; yerini değiştirmek, ortadan kaldırmak. prescind from (bir şeyden) dikkatini çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nizam koymak; emretmek; tıb. salık vermek, vermek (ilâç); huk. zaman aşımına dayanarak hükümsüz kılmak; zaman aşımına tabi olmak; zaman aşımı ile hak kazanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetkiyle kararlaştırılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanun, emir, yönerge, hüküm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, talimat; tıb. reçete; huk. zaman aşımına dayanan hak; devam eden âdet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkı kurallar koyan; âdet hükmüne geçmiş, yapılagelen; huk. zaman aşımıyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hiza ipi, ufki ölçü ve tesviye Aleti. Preseye almak = Hizasını tayin etmek, ufkî tesviye etmek.

2.Hâl, derece, sıra, kerte: İş bu preseye geldikten sonra.

3.Düşünce, tahmin.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pressé

sıkıştırılmış

Bir alet yardımıyla birbirine yaklaştırılarak sıkı duruma getirilmiş.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzur, hazır bulunma, varlık; duruş; hayal, görüntü. presence of mind serinkanlılık, soğukkanlılık. in the presence of a large company büyük bir topluluk önünde. saving your presence (eski) hâşa huzurdan, sözüm yabana, sözüm meclisten dışarı, aff

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hediye, bahşiş, armağan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. takdim etmek, sunmak, arz etmek; tanıştırmak; huzura çıkarmak; göstermek; bir memuriyet için ismini arz etmek; nişan almak (tüfek). present a person with a thing, present a thing to a person birisine bir şey sunmak. present an appearance görünmek;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şimdiki zaman; şimdiki durum; gram. hal kipi, şimdiki zaman kipi. at present şimdiki halde, şimdiki durumda. for the present şimdilik, şu anda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şimdiki; hazır, mevcut; gram. şimdiki zamanı gösteren. in the present case bu durumda; gram. şimdiki zaman kipinde. the present writer bu yazıyı yazan, imza sahibi. the present worth of şimdiki değeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şimdiki, günümüzün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takdim olunabilir, sunulabilir; düzgün görünüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sunma, takdim; gösterme; huzura çıkma; verilme, sunulma; tiyatro oyunu; psik. kavrama gücü; tıb. doğumda ceninin duruş şekli. presen- tation copy hediyelik nüsha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., psik. akıl ile kavranır; hemen kavrayan veya hisseden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. görev veya ödenek alan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir fikir veya kavramı akla getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. birazdan; şimdi, şimdilik; (eski) veya leh. derhal, hemen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sunma, takdim; göz önüne koyma, sergileme; betimleme, resim; huk. büyük jüri raporu; tic. senet gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saklama, saklanma; muhafaza, koruma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. saklayan, koruyan; i. koruyucu şey, bozulmayı önleyici kimyasal madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ. reçel, şekerleme; av hayvanları için ayrılmış koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korumak, esirgemek, vikaye etmek; saklamak; reçelini yapmak; konsevesini yapmak; çürümesini veya bozulmasını önlemek, sağlam tutmak, dayandırmak. preservable s. korunabilir, saklanabilir; konservesi yapılabilir. well preserved dinç, genç kalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Güneş yörüngesinin her yıl biraz değişmesi neticesinde gece-gündüz eşitliği zamanının her yıl biraz daha erken alınması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. précession

gök b. devinme olayı

Yerin dönme ekseninin tutulum düzleminin normali çevresinde bir koni çizecek biçimde çok yavaş olarak dönmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dokuma sırasında çektirilmiş (kumaş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başkanlık etmek; nezaret etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başkanlık, reislik; başkanlık süresi; b.h. eskiden Hindistan'da en büyük üç eyaletten biri (Madras, Bombay ve Bengal).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başkan; baş, reis; şef, amir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başkanlığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. garnizona ait, garnizonu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. garnizonlu küçük kale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Rusya'da hükümet yönetim kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. zorla hizmete almak; bahriye hizmetine zorlamak; i. askerliğe, özellikle bahriyeye zorla alma. press gang bahriyeye zorla asker toplama bölüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basın, basılmış şeyler ve özellikle gazeteler; basın mensupları; gazete yazısı; matbaa makinası; matbaa, basımevi; baskı tezgâhı; pres, cendere, mengene; sıkıştırma; kalabalık, yığışma; sıkışma, acele, baskı, iş çokluğu; baskı sanatı; elbise dolab

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. basmak; sıkmak, sıkıştırmak; sıkıp suyunu veya yağını almak, özsuyunu almak; sıkıştırmak, baskı yapmak, zorlamak, üstüne düşmek, ısrar etmek; sıkıca sarılmak; zorlamak; hızlı sürmek, çok koşturmak; ütülemek; kitle halinde ilerlemek. press forward

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. press; s. sıkışmış; bastırılmış. pressed brick fırına sürülmeden önce kalıba konulmuş tuğla. be pressed for time vakti olmamak, acele işi olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dikiş makinasında ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acele, evgin; sıkı. pressingly z. sıkıştırarak, acele ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basımcı; İng. gazeteci, muhabir; ütücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütüphanelerde kitabın hangi rafa ait olduğunu belirtmek üzere kitap içine konulan işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basım odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı, tazyik, basınç; hücum; basınç kuvveti. pressure cabin hav. tazyikli kabin. pressure cooker düdüklü tencere. pressure gauge basıölçer, manometre. pressure group hükümete tesir etmeye çalışan nüfuzlu grup; kendi çıkan için meclise veya umuma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tazyik altında tutmak; hav. yüksek uçuşlarda uçağın içindeki havayı yeterli basınçta tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa işi, basım işi; basılmış şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hokkabaz, el çabukluğu ile hüner gösteren kimse. prestidigita'tion i. hokkabazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prestij, itibar, nüfuz, tesir, ün, şöhret. prestigious s. prestijli, tanınan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İtibar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prestige

saygınlık

Saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s., İt., müz. çok hızlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly; immediately; in haste; suddenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly; rapidly; a direction for a quick, lively movement or performance; quicker than allegro, or any rate of time except prestissimo. very fast suddenly; 'Presto! begone! 'tis here again'- Swift at a very fast tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very quick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nickname for pocket 5's, usually in hold'em This nickname comes from the internet newsgroup rec gambling , and is sometimes used among the readership of that newsgroup to identify other members.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It : 'fast' Presto is generally used as the fastest tempo marking In 18th century music it usually means as fast as possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian for 'fast '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quick, rapid. : really fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning very fast [Tempo Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the classical tempo markings, referring to a very fast tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very fast, faster than Allegro. suddenly; 'Presto! begone! 'tis here again'- Swift. at a very fast tempo. very fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., İt., müz. presto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. farzetmek, tahmin etmek; ihtimal vermek; haddini aşmak, cüret etmek, cesaret etmek. presume on istismar etmek. presumably z. tahminen, galiba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haddini bilmeyiş, haddini aşma, cüret, küstahlık; zan, farz, tahmin; huk. bilinen gerçeklere dayanarak çıkarılan sonuç, ipucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhtemel; zan ve karşılaştırmaya dayanan. presumptive evidence durum ve şartlardan çıkarılan kanıt. heir presumptive bak. heir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küstah, mağrur, kibirli. presumptuously z. küstahça. presumptuousness i. küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.önceden farzetmek; gerekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.önceden farzedilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.yapar gibi görünmek, yalandan yapmak, taslamak; taklit etmek, benzetmek; (to ile) iddiada bulunmak. pretend illness yalandan hasta olmak, sayrımsamak. pretend to be a scholar bilginlik taslamak. pretend to the throne tahtta hak iddia etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hakkı olmadan bir şeyi isteyen kimse, özellikle krallık tahtında hak iddia eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. pretence i. hile, bahane, hileli söz. false pretenses sahte görünüş, sahte tavır. make a pretense of yapar gibi görünmek, yalandan yapmak. on the slightest pretense en ufak bahane ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iddia, hak iddiası, istek; haksız istek veya iddia; gösteriş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gösterişçi, kurumlu. pretentiously z. gösterişle. pretentiousness i. gösterişçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) -den öte, ötesinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insanüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., gram. geçmiş zamanı gösteren; i. geçmiş zaman kipi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) vaz geçmek; ihmal etmek; göz önünde tutmamak. pretermission i. ihmal; vaz geçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olağandışı; doğaüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bahane, sözde sebep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. praetor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Pretoria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. güzelleştirmek, gereğinden fazla süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. güzel, hoş, sevimli, latif; iyi, âlâ; k.dili epey büyük; z. oldukça, epeyce, hayli. pretty difficult hayli güç. pretty much the same hemen hemen aynı, yine öyle. pretty well suited iyi uymuş. a pretty mess berbat iş. cost a pretty penny çok p

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üstü tuzlanmış bir çeşit gevrek halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yenmek, galip olmak; hakim olmak; yürürlükte olmak; yaygın olmak, âdet olmak; başarmak, etkili olmak. prevail on razı etmek, ikna etmek, gönlünü yapmak. prevail over, prevail against galip gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. galip gelen, hâkim olan, üstün gelen; en sık esen (rüzgar); geçerlikte olan, yaygın. prevailingly z. galip gelerek; en çok, genellikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm sürme, hakim olma; yaygınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olagelen, hüküm süren, etkili, yaygın, âdet hükmünde olan. prevalently z. genellikle; hâkim olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L ). Zafiyete uğramış kimselerin bakıldığı sağlık evi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalan söylemek; kaçamaklı cevap vermek, kaçamaklı sözle aldatmak. prevarica'tion i. yalan. prevaricator i. yalancı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. başkalarının ihtiyaçlarını evvelden düşünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önünden giden, önce gelen; koruyucu. prevenience i. önce gelme, önceden yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önlemek, engellemek, durdurmak, önünü almak. preventable s. önlenebilir, önüne geçilebilir, durdurulur. prevention i. önleme, engelleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. önleyici, engelleyici; i. önleyici şey; önleyici tedbir. preventive detention A.B.D. suçluların, yeni suç işlememesi için, yargılanıncaya kadar hapse atılması. preventive measures önleyici tedbirler. preventive war önleme savaşı. preventively z

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prevantoryum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sin. gelecek programdan gösterilen parçalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evvel, evvelki, eski, sabık; k.dili vaktinden evvel olan. previous to this bundan evvel. move the previous question mecliste görüşmeyi kısa kesmek için meselenin oya konup konmaması. ko- nusunda oya baş vurmak. previously z. önceden, evvelce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basiret, sağduyu; önceden görme, önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. savaş öncesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) başkan; rektör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. av; f. av ile beslenmek. prey on avlamak; sıkmak, sıkıntı vermek. bird of prey yırtıcı kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. présentation

tanıtma

Tanıtmak işi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. présenté

tanıtılmış

Tanınması sağlanmış.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. préservatif

kaput

Cinsel ilişkilerle geçebilecek hastalıklardan korunmak veya kadının gebe kalmasını önlemek için erkeklerin kullandığı ince, saydam bir çeşit kılıf.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preservative. condom. rubber. sheath. french letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condom. rubber. sheath. prophylactic kaput.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condom. french letter. rubber. sheath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. tenasül uzvunun cinsel zevk bulunmaksızın dik durması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paha, fiyat; değer, kıymet; rüşvet; mükafat;f. fiyat koymak, paha biçmek; k.dili fiyatını sormak. price ceiling azami fiyat, tavan fiyatı. price cutting fiyat kırma. price fixing asgari veya azami fiyat koyma, narh. price list fiyat listesi,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değer biçilmez, çok kıymetli; k.dili çok komik, gülünç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iğneleme, iğnelenme; sivri uçlu alet; diken; A.B.D., (argo) penis; diken batması gibi ağrı; iğne delmesi, diken batması; (eski) üvendire. prick of conscience vicdan azabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe delmek, iğne veya diken sokmak; mahmuzla dürtmek; vicdan azabı vermek; batma acısı duymak. prick out a pattern iğne batırarak el işi modeli yapmak. prick the bubble önemli sanılan birinin foyasını meydana çıkarmak; bir ümidi boşa çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dürten veya iğne gibi batan şey; diken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki yaşında erkek geyik; şamdan iğnesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. karıncalanma; diken, sivri uç; f. hafifçe batırmak, diken sokmak; iğnelenmek, karıncalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikenli; karıncalanan, iğne gibi batan. prickly ash dikenli dişbudağa benzeyen bir ağaç, bot. Xanthoxylum americanum, prickly heat isilik. prickly pear hintinciri, frenkinciri, firavuninciri, bot. Opuntia ficus india. prickliness i. dikenlilik; küs

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gurur, kibirlilik, kibir, azamet, övünme, iftihar; iftihar edilecek şey; (eski) görkem, saltanat, debdebe; aslan sürüsü; f. tüylerini kabartmak (kuş). pride oneself on something bir şey ile övünmek. pride of place en yüksek mevki. false pride

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papaz, rahip, karabaş. parish priest mahalle papazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., aşağ. papazlık sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tapınakta dinsel törenleri yürüten kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papazlık; papazlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. papaz gibi; papaza yakışır, papaza ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biçimci ve tutucu ukalâ. priggish s. ukalâ. priggishly z. titizlikle. priggishness i. kibirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ged, -ging) i., İng., (argo) çalmak, aşırmak, yürütmek; i. hırsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini beğenmişlik, ukalâlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Sigortalara ödenen ücret.

2.Bir işe heveslendirmek için mükâfat olarak verilen para.

3.Pay senetlerinin asıl fiyatı İle piyasa fiyatı arasındaki fark.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premium. bonus. bounty. contango.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. bounty. premium. incentive payment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The privet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formal; precise; affectedly neat or nice; as, prim regularity; a prim person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deck with great nicety; to arrange with affected preciseness; to prink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dress or act smartly. dress primly contract one's lips; 'She primmed her lips after every bite of food' assume a prim appearance; 'They mince and prim'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premium. advance premium. bonus. bounty. contribution. option money. optional money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assume a prim appearance; 'They mince and prim'. contract one's lips; 'She primmed her lips after every bite of food'. dress primly. affectedly dainty or refined. exaggeratedly proper; 'my straitlaced Aunt Anna doesn't approve of my miniskirts'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Primary. primary. short for primary recovery: recovery of oil and gas from a reservoir using only the natural pressure of the reservoir itself to force the oil or gas out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prime Interest Rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. (-med,- ming) fazla resmi, çok ciddi, usule fazla meraklı; f. çok resmi davranmak, ciddi tavır takınmak. primly z. fazla resmi olarak. primness i. fazla ciddiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. dış görünüşe göre, yüzünden, ilk bakışta. prima facie evidence huk. karşıtı ispatlanıncaya kadar geçerli olan delil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önce gelme, ileri gelme; baş papazlık; papalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Operada baş kadın rolünü oynayan artist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prima donna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prima donna. diva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prima donna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

primadonna; k.dili sinirli ve kibirli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemiye yükletilen mallara iyi bakılsın diye eskiden gemicilere ve süvariye verilen para; kaptan aidatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. esasi, asli; baş, başlıca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. asıl, ana, asli, birinci, esasi; başlıca, ileri gelen; ilkel, ilksel, iptidat; i. birinci sırada olan şey; A.B.D. parti adaylarının seçimi. primary coil transformatörde ana sargı. primary school ilkokul. primar'ily z. evvela; aslında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. zooloji). Bütün maymun çeşitlerini içine alan memeliler takımı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. primate

hay. b. maymun

Dört ayaklı, iki ayağı üzerinde de yürüyebilen, ormanda toplu olarak yaşayan, kuyruklu hayvan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baş piskopos; zool. primat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kullanıma hazırlamak; top veya tüfeğe ağızotu koymak; (boya) astar vurmak; talimat vermek, ne söyleyeceğini öğretmek (şahit); içki içirip sarhoş etmek. prime the pump tulumbanın silindirine su döküp işlemeye hazırlamak; ticareti hızlandırmak için pa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayatın olgunluk devri; bir şeyin en mükemmel olduğu devir; başlangıç; seçkin şey; mat. asal sayı; dakika için kullanılan (') işareti. the prime of life hayatın en dinç ve güzel devresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. baş; birinci; ilk; asıl, asli; mat. asal (sayı). prime cost asıl fiyat, maliyet. prime meridian baş meridyen. prime minister başbakan. prime mover ana kuvvet. prime number asal sayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. prime time

altın saatler

Televizyonun en çok izlendiği saatler.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tüfeğin ağızotu, falya barutu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. okuma kitabı; herhangi bir konu hakkında kısa ilk kitap. great primer matb. on sekiz puntoluk harf. long primer matb. on puntoluk harf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ilksel, ilkel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işlemeye hazırlama (tulumba); yemleme, ağızotu, falya barutu; astar boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ilk defa çocuk doğuran; ilk doğuma ait. primipara i., tıb. ilk defa doğuran kadın, yalnız bir çocuk doğurmuş olan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. primitif

fel. ilkel

Zaman bakımından en eski olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(1). MS 1500 yılından önce yaşamış ressamların çoğunlukla arkaik tarzda yapılmış resimlerine verilen ad.

2.Sanatta, kendini eğitmiş ve/veya resimlerinde sade bir üslup kullanan sanatçıların çalışmaları.

3.Afrika zencileri, Okyanusya ve Amerikan kızılderililerinin sanatı. Terim, bu anlamıyla üçüncü dünya ülkeleri sanatını aşağılayıcı bir niteliğe sahiptir.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ilk, asli, eski, evvelki; iptidai, ilkel, ilksel; basit, kaba, eski usul; gram. kurala bağlı olmayan, türetilmemiş; i. kurala bağlı olmayıp işitilerek öğrenilen kelime; mat. bir denklemin basit ve esas şekli; ilkel sanata benzer resim yapan res

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilkelcilik. primitivist i. ilkelcilik yanlısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. primitivisme

fel. ilkelcilik

1. Avrupa sanatının çağımıza kadar geçirdiği gelişmelerden habersiz görünen, ilkel ulusların sağlam, kaba, saf, yalın biçimli sanatını benimseyen görüş.

2.İlkellik özlemini ileri süren düşünce akımlarının genel adı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(1) İçinde primitif öğeler taşıyan sanat. (2) Rusya`da 1905 ile 1920 arasında gelişen, kübizm ve fütürizm düşüncesi ile Rus halk sanatının etkisinde gelişen sanat hareketi. Larinov, Goncharova ve Malevich`in ilk dönem çalışmaları örnek gösterilebilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilk cet, ata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilk evlât olma; huk. büyük evlât hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. başlangıçta mevcut olan, ilk; esasi; biyol. bir fert veya uzvun ilk büyüme devresinde görülen; i. temel ilke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. itina ile giyinip makyaj yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. çuhaçiçeği, bot. Primula veris; s. çuhaçiçeğine ait; çiçekli, çiçeği çok; açık sarı. the primrose path zevk ve sefa yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ana kuvvet, hareketin ilk kaynağı; doğudan batıya doğru yirmi dört saatte dönerek gökcisimlerini taşıyan hayali gök küresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. eşleri arasında birinci olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. principal, principle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prens; kral, hükümdar, emir; soylu kimse; bir meslekte başta gelen kimse. Prince Albert redingot. prince consort hükümdar kraliçenin kocası olan prens. Prince of Darkness şeytan, iblis. Prince of Peace Hazreti İsa. Prince of Wales İngiltere veli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. prense ait; prense yakışır, asil, soylu; hatırı sayılır, cömert, princeliness i. prens gibi olma, prens tavrı; soyluluk; cömertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prenses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. prenses biçimi (elbise).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. baş, ana, başlıca, büyük, asıl, en mühim; i. başkan, şef, patron; yönetici; müdür, okul müdürü; vekil tutan kimse, müvekkil; asıl mesul kimse; sermaye, anamal, ana akçe, ana para; düelloda karşılaşan taraflardan biri. principal parts gram. İngi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prenslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prensip, ilke; dürüstlük, ahlâk; öz; köken, temel neden; kural. active principle müessir madde. refuse on principle prensibine uygun olmadığından reddetmek. principled s. prensip sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gösteriş için süslenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. print

1. baskı,

2.bl. çıktı

1. Bir eserin basılış biçimi veya durumu.

2.Bilgisayarda yazılan bir metnin kâğıda dökülmüş biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fix or impress, as a stamp, mark, character, idea, etc., into or upon something.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stamp something in or upon; to make an impression or mark upon by pressure, or as by pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To strike off an impression or impressions of, from type, or from stereotype, electrotype, or engraved plates, or the like; in a wider sense, to do the typesetting, presswork, etc., of ; as, to print books, newspapers, pictures; to print an edition of a b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stamp or impress with colored figures or patterns; as, to print calico.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take , from a negative, a transparent drawing, or the like, by the action of light upon a sensitized surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To use or practice the art of typography; to take impressions of letters, figures, or electrotypes, engraved plates, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To publish a book or an article.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mark made by impression; a line, character, figure, or indentation, made by the pressure of one thing on another; as, the print of teeth or nails in flesh; the print of the foot in sand or snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stamp or die for molding or impressing an ornamental design upon an object; as, a butter print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which receives an impression, as from a stamp or mold; as, a print of butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Printed letters; the impression taken from type, as to excellence, form, size, etc.; as, small print; large print; this line is in print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is produced by printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An impression taken from anything, as from an engraved plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A printed publication, more especially a newspaper or other periodical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A printed cloth; a fabric figured by stamping, especially calico or cotton cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A photographic copy, or positive picture, on prepared paper, as from a negative, or from a drawing on transparent paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A core print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See under Core. a picture or design printed from an engraving a fabric with a dyed pattern pressed onto it a copy of a movie on film the result of the printing process; 'I want to see it in black and white' put into print; 'The newspaper published the new

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the result of the printing process; 'I want to see it in black and white'. a picture or design printed from an engraving. a visible indication made on a surface; 'some previous reader had covered the pages with dozens of marks'; 'paw prints were everywher

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single print is a piece of paper upon which an image has been imprinted from a matrix In a general sense, a print is the set of all the impressions made from the same matrix By its nature, a print can have multiple impressions [Cf What Is A Print?].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single print is a piece of paper upon which an image has been imprinted from a matrix In a general sense, a print is the set of all the impressions made from the same matrix By its nature, a print can have multiple impressions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prints are works of art produced in editions or multiple original impressions of the same image They are made by transferring a layer of ink from a printing element, or matrix, onto paper or another material A printing press frequently supplies the pressu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positive picture, usually on paper, and usually produced from a negative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Shape or mark made from a block or plate or other object that is covered with wet colour and then pressed onto a flat surface, such as paper or textile Most prints can be reproduced over and over again by re-inking the printing block or plate Close.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A replica of an image made from an inked surface Broadly considered, the two stages of making a print are the creation of a matrix, and the pulling of an impression by inking the matrix and pressing a piece of paper against it. putting the document on pap

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A command that tells the system to produce a paper copy of the citations a user chooses Another option is to download.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To produce a copy of the document onto paper, computer screen, or diskette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

If you have printer hooked to your computer, you can easily print the contents of your browser's window by just clicking the Print button. to put the file contents onto paper with a printer; a dialog which contains choices for how much to print, how many

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric with a design printed directly on it. An image imprinted onto a piece of paper with a woodblock, or engraved metal plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An image that has been produced by the action of light on paper or similar coated with a light-sensitive emulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any impression taken on paper from any kind of plate or block, worked either by hand or by photomechanical means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A price that is actually traded and sent out to real-time data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To produce a copy of the document onto paper, computer screen, or diskette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To transfer written matter or design to an object, usually by means of a stamp, die or printing press, with ink as the medium To Imprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A command to the computer that tells it to display something on the screen or print it out on a printer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Display the print button, to enable the help text to be printered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Print command name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Send data to a printer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bası, tabı; basma, matbua; taşbasması resim; basılı resim; gazete, dergi; iz; basma işi kumaş; basma kalıbı; foto. negatiften yapılmış resim; gazete kâğıdı, üçüncü hamur kâğıt. in print basılmış, satılmakta. out of print baskısı tükenmiş. rush into

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. basmak; yayımlamak; küçük harflerle yazmak, matbaa harfleriyle yazmak; klişeden basılmış resim çıkarmak; foto. negatiften resim çıkarmak; matbaacılık yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Print Mark (Baskı işareti) işlevini kullanarak fotoğraf makinenizdeki resimleri seçebilirsiniz. Seçilen resimleri baskı için işaretlediğinizde Memory Stick™ ya da floppy-disket baskı makinesi, seçilen resimleri otomatik olarak basacaktır.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

İng. printer

bl. yazıcı

Bilgisayarda hazırlanan metnin yazılı sayfa hâlinde dökümünü veren araç.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basımcı, matbaacı; telgraf alıcısı; kompütörde istenilen bilgiyi kâğıda geçiren aygıt. printer's devil matbaacı çırağı. printer's ink baskı mürekkebi. printer's mark kitap üstüne basılan basımevinin damgası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basma, tabetme; baskıcılık; baskı sayısı; matbaa harfleriyle yazılmış yazı. printing machine İng. elektrikli matbaa makinası. printing press matbaa makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. komputör ve başka makinalardan çıkan yazılı bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evvel, evvelki, sabık. prior to his death ölümünden evvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manastırda baş rahip. priorate, priorship i. manastır baş rahibinin rütbe veya makamı. prioress i. kadın manastırı baş rahibesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zaman veya rütbe bakımından önce gelme, kıdemlilik; üstünlük hakkı. give priority to öncelik tanımak. in order of priorities önem sırasına göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manastır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. biçme, prizma; prizma şeklinde şeffaf cisim. right prism geom. dik biçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. prizma şeklindeki, biçmesel, prizmatik; şeffaf prizmadan oluşan (renk). prismatically z. prizma şeklinde olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hapishane, cezaevi; tevkifhane; f. hapsetmek. prison breaker hapishane kaçağı. put in prison hapsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tutuklu kimse; esir. prisoner of war savaş esiri. prisoner's base köşe kapmaca oyunu. political pris- oner siyasi tutuklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili kadın gibi; fazla titiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eski zamana ait, asıl, eski; bozulmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( ünlem), (eski) lütfen, rica ederim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuru laf, boş lakırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellik; gizlilik; kişisel dokunulmazlık. in absolute privacy tamamen mahrem olarak, sır olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. özel, hususi, kişisel; gizli, mahrem; gayri resmi; i., ask. nefer, er, asker; çoğ. edep yerleri. in private mahrem olarak, özel bir şekilde. privateness i. mahremlik, özellik, gizlilik. private car özel araba. private detective özel detektif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hükümet izniyle savaşan korsan gemisi. privateering i. hükümet izniyle korsanlık yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yoksunluk, mahrumiyet, ihtiyaç, sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mahrum edici, yok eden; olumsuz, menfi; i. olumsuzluk belirten ek veya kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtbağrı, kurt baharı, bot. Ligustrum vulgare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ayrıcalık, imtiyaz; özel izin, müsaade, ruhsat; görev dolayısıyle muafiyet; hak; f. imtiyaz vermek; muaf tutmak. privileged s. imtiyazlı; müşerref.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. gizlice; özel olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gizli bilgi; huk. ortak çıkarlara dayanan ilişki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sır ortağı olan; özel, kişisel; i., huk. ortak; ayrı kulübede tuvalet, ayakyolu. privy council özel meclis; b.h. İngiltere'de devlet danışma meclisi. privy purse İng. hükümdarın şahsına mahsus para dairesi. privy seal İng. ikinci derecede önem

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. kesin fiyat; fiks menü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socket. plug. plug socket. wall plug. switch plug. jack. outlet. power outlet. power point. receptacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socket. drive. setting. setting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power socket. socket for a plug. wall plug. jack. connector. solidification. setting. convenience. outlet. electrical outlet box. plug contact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. ödül; çok istenilen şey; f. çok değer vermek; paha biçmek, kıymet takdir etmek; s. ödül olarak verilen; ödül kazanan; mükemmel. prize fight mükâfatlı boks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ganimet almak; zaptetmek; manivela ile kaldırmak veya açmak; i. ganimet (gemi). prize court savaş ganimetleri mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Alt ve üst kenarları birbirine eşit ve paralel İki çokgen, kenar ayrıntıları da eşit ve paralel olan çok satıhlı cisim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prism. prism biçme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z., i., Lat. için; z. lehinde; için; i., gen. çoğ. lehte olanlar. pros and cons lehte veya aleyhte olan öneriler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili profesyonel atlet; profesyonel kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. âdet yerini bulsun diye. pro forma invoice tic. proforma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. nispet üzere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) önünde; önce vaki olan; ileri; lehinde, hesabına, için; yerine; nispetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. probable, probably, problem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. olasıcılık, probabilizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. olasılık, ihtimal; muhtemel şey. in all probability her ihtimale göre. What are the probabilities? Tahminler nedir?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Mutlak hakikati inkâr eden; gerçeğin ancak az veya çok ihtimaller arasında bulunabileceğini ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. probabilisme

fel. olasıcılık

Bilginin ancak olasılık değeri olduğunu, kesin doğrunun bilinemeyeceğini, bilginin yalnız olasılığa erişebileceğini ileri süren teoriye dayalı kuşkucu öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olasılı, muhtemel. It is more than probable... Büyük bir ihtimalle... probably z. belki de, galiba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. boğaza kaçan bir şeyi çıkarmaya mahsus cerrah mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. onaylama yetkisine ait; i. vasiyetnamenin resmen onaylanması; f. vasiyetnameyi resmen onaylatmak. probate court veraset mahkemesi. probate duty bir nevi veraset vergisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. hafif bir suçtan dolayı gözaltına alınma; (memuru) deneme süresi; gözaltı; kanıtlama; huk. vasiyetnamenin onaylanması. probation officer hafif suçluyu gözaltında bulunduran memur. probational, probationary s. deneme ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözaltında olan hafif suçlu; deneme devresinde olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denemeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. araştırmak, incelemek; sonda ile yoklamak, sondaj yapmak; i. cerrah mili, sonda; A.B.D. araştırma; insansız uzay roketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğruluk, dürüstlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Mesele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem. question. sum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A question proposed for solution; a matter stated for examination or proof; hence, a matter difficult of solution or settlement; a doubtful case; a question involving doubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which is required to be done; as, in geometry, to bisect a line, to draw a perpendicular; or, in algebra, to find an unknown quantity. a question raised for consideration or solution; 'our homework consisted of ten problems to solve' a state of d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem. case. teaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The control complex of a fault-tolerant system can arrange its subsystems in many different configurations There are many possible paths through the subsystems How do you select a workable configuration when there is a faulty subsystem?.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A function from inputs to outputs, which we want an algorithm to compute A crossword puzzle is not a problem; it's an instance The set of all crossword puzzles is a problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A problem consists of network events or patterns of network events TIAS users define problems based on situations they need to know about When a TIAS client subscribes to a view which includes the problem, the record of each problem instance is sent to th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An opportunity for improvement of an undesirable condition, often observed by symptoms, created by root causes, which must be systematically identified and eliminated or altered to control the condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A question raised for inquiry, consideration, or solution An intricate unsettled issue which is a source of perplexity, distress, or vexation, and that may be difficult to understand or accept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A failure to meet the stated requirements Sometimes what is reported as a problem turns out to be a request for an enhancement, after research In that case, the reported problem would be removed from the Problem Report and added to the Change Request Repo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unknown root cause of one or more existing or potential Incidents Problems may sometimes be identified because of multiple incidents that exhibit common symptoms Problems can also be identified from a single significant Incident, indicative of a singl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a learner activity where the learner is required to solve a problem - it may be either an assessed or a non-assessed exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visible performance deficiency in an important process, product, or service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A condition that impairs normal operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of call which is refers to device or service which is malfunctioning or broken. something that requires a solution. a liability, one likely to be whacked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Goal-response interference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A perceived gap between an existing state and a desired state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific problem that is going to be investigated State this in the form of a question.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the question, issue, problem logic, the problem is a specific discrepancy between an existing condition and a desired or expected one For example, if you are currently producing five widgets, and you seek or your goal is to produce seven, your problem

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A perceived gap between an existing state and a desired state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any deviation from the defined standards of process, artifact, or dynamics that creates a negative impact on quality, timeliness, or budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business , issue , problem , trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sorun, mesele; mat. problem; s. problemli. problem child problem çocuk. problem play bir sorunu işleyen oyun, tezli piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüpheli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. problématique

sorunsal

Doğru olma ihtimali bulunmakla birlikte, şüphe uyandıran, kesin olmayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problematic. problematical sorunsal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a problem. having many problems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problemeatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Baldan çıkarılan güzel kokulu bir madde, balmumu yağı.

2.Arıların, kovanı sıvadıkları madde, duval.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. halkın yararına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. hortumlu memelilere ait; hayvan hortumuna ait; hortumlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. hortum, fil hortumu; böceklerde hortum; (şaka) burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. procedure, proceedings, process.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. prokain.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bitkinin damar ve kambiyum dokularını teşkil eden gelişmemiş filiz kökü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işlem, muamele; huk. davaya bakma usulu; iş görme usulü. procedural s., huk. dava usulune ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileri gitmek, ilerlemek; yol tutmak, usul takip etmek; (from ile ) çıkmak, meydana gelmek, baş göstermek, türemek; huk. dava etmek, dava açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muamele; huk. dava muameleleri, yargılama usulleri; çoğ. tutanak; ilerleme, ileri gitme. legal proceedings dava muameleleri. summary proceedings kendi yetkisi dahilinde derhal verilen ceza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. hâsılat, kazanç, gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. yöntem, metot, yol, usul; süreç, vetire; işlem; ilerleme; huk. belge; celpname, çağırı kağıdı; dava muamelesi; biyol. yumru; s. özel işleme tabi tutulmuş; f. muamelesini yapmak; özel işleme tabi tutmak; huk. tebliğ etmek; dava açmak. chem

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alay; oluş, meydana çıkma, baş gösterme; f. alay ile yürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. alay çeşidinden; i. dinsel tören esnasında okunan ilâhi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilân etmek; beyan etmek; ilân ederek kanunen yasaklamak; ifşa etmek, açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilân; beyanname, bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. vurgu bakımından sonradan gelen kelimeye bağlı (sözcük).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğilim, meyil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da konsül vazifesini yapan memur, prokonsül; umumi vali; b.h., paleont. insan ve maymunların atası sayılan miyosen devri primatı. proconsular s. prokonsüle ait. proconsulate, pro- consulship i. prokonsüllük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sürüncemede bırakmak, ağırdan almak, geciktirmek; ertelemek, tehir etmek. procrasti- na'tion i. sürüncemede bırakma; erteleme. procrastinator i. işini tehir eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. döllemek; hâsıl etmek, doğurmak, yaratmak procreant s. meydana getiren, verimli. procreative s. dölleyici; doğurgan. procrea'tion i. dölleme; doğurma, meydana getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zulüm ve cebirle yola getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. boylarını yatağına uydurmak için misafirlerinin kol ve bacaklarını çekip uzatan veya kırıp kısaltan efsanevi dev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., huk. bir çeşit dava vekili; üniversitede disiplini sağlayan memur; f. (sınavda, sınıfta) disiplini sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. sürüngen (sap); yüzükoyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulunur, tedarik olunur, elde edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik, elde etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik, elde etme; huk. vekillik, vekalet; vekâletname; pezevenklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da maliye memuru; huk. vekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tedarik etmek, elde etmek, edinmek, kazanmak; istihsal etmek; ettirmek, yaptırmak; pezevenklik etmek. procurement i. tedarik; istihsal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik eden kimse; muhabbet tellâlı, pezevenk. procuress i. pezevenk kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. Prosyon, Küçük köpek takımyıldızında en büyük yıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ded,- ding) i. dürtmek; üvendire ile dürtmek; tahrik etmek, kışkırtmak; i. üvendire ile dürtme; hatırlatıcı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. müsrif, savurgan tutumsuz; çok bol; i. müsrif kimse. prodigal son hayatı ciddiye almayan kimse, mirasyedi kimse. prodigally z. müsrifçe; cömertçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. israf; bolluk; eli açıklık, aşırı cömertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok büyük, iri, kocaman; şaşılacak, müthiş. prodigiously z. çok büyük olarak; müthiş surette. prodigiousness i. büyüklük, irilik; harikuladelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dahi; mucize, harika; olağanüstü şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. ilk belirtiye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hastalığın ilk belirtisi, prodrom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahsul, ürün, hasılat; zerzevat, sebze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meydana getirmek; vermek, mahsul vermek; göstermek, meydana koymak, ortaya çıkarmak; doğurmak; yapmak, üretmek, imal etmek; uzatmak; sonuç çıkarmak; sahneye koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müstahsil, üretici, fabrikatör; hasıl eden kimse, meydana getiren kimse; sin. yapımcı, prodüktör; karbon monoksit gazının istihsal olunduğu ocak. producer goods hammadde, üretim maddeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ürün, mahsul, hasılat; sonuç, netice; mat. çarpım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imal, üretim, istihsal; ürün; eser; sahneye koyma; uzantı (çizgi); huk. ibraz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verimli, bereketli, mümbit; yaratıcı. productive of meydana getirici. productively z. verimli surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. verimlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. production

sin. ve TV yapım

Bir filmin çevrilmesi veya bir radyo, televizyon programının hazırlanması için gerekli çalışmaların tümü ve bu çalışmaların ürünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production yapım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. productivité

üretkenlik

Verilen emeğe ve yapılan masrafa oranla üretilen miktar, ürün verme gücü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

productivity üretkenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

productivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. producteur

1. sin. ve TV yapımcı,

2.tic. üretici

1. Bir filmin çevrilişiyle ilgili bütün yönetim işlerini üzerine alan, sermayesini veren kimse.

2.Üretimle uğraşan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer yapımcı. üretici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mukaddeme, önsöz, giriş, başlangıç; şiir mukaddemesi. proemial s. başlangıca ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili profesör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. professor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hürmetsizce kullanma, kutsiyetini bozma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. bulaştırmak, pisletmek, kirletmek; hürmetsizce kullanmak: kötüye kullanmak, suiistimal etmek; s. kâfir, zındık; adi, bayağı; mukaddes olmayan, cismani, dini işlerden ayrı olan; küfür kabilinden. profanely z. hürmetsizce. profaneness i. kutsal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözle hürmetsizlik, ağız bozukluğu, küfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Üniversite ve yüksek okullarda doçentten bir derece üstün olan öğretim üyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professor. prof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prof. professor. profesor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professoriate. professorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. itiraf etmek, açıkça söylemek; iddia etmek, savlamak, taslamak; (inancını) ikrar etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iddia edilen, savlanan; açıklanmış, alenen itiraf edilmiş; sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. iddiaya göre; sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. diploma gerektiren meslek; meslek, sanat, iş kolu; iddia; itiraf; söz; inancın açıklanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mesleğe ait, mesleki; ustalıklı; meslek sahibi olan; profesyonel; i. profesyonel kimse. profession- ally z. meslek bakımından, meslekçe, iş için; ustalıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. profesyonellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ordinaryüs profesör; sözlerle açıklayan veya iddia eden kimse. professorship i. ordinaryüs profesörlük; profesörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. profesöre ait. professorially z. profesörce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir İşi meslek edinmiş olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional. professional. pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career. pro. professional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional. professional man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professionalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professionalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professionalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. arzetmek, teklif etmek, önermek; i. teklif, önerme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ehliyet, maharet, beceriklilik, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ehliyetli, mahir, usta; i. uzman, mütehassıs. proficiently z. maharetle, ustalıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yandan görünüş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. profil

1. yan,

2.mat. yanay

1. Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü.

2.Bir cismin düşey kesiti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile. side view. side face. half face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile. side face. form. outline. side view. longitudinal section. section silhouette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tread , footprint , moulding , outline , profile , section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yüzün yandan görünüşü, profil; yüzün yandan çekilen resmi; kısa biyografi, karakter portresi; mim. bir binanın dikey görünüşünün mimari ay- rıntılarını gösteren şekil; grafik, çizge; f. profilini yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kâr getirmek, kazanç getirmek; kazanmak, istifade etmek; faydası olmak, işe yaramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kâr, kazanç; menfaat, fayda, yarar. profit motive kâr güdüsü. profit sharing kârı bölüştürme. profit and loss account kâr ve zarar hesabı. gross profit brüt kâr. net profit net kar. paper profits muhtemel kâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kârlı, kazançlı, faydalı. profitabil'ity i. kazançlılık, fayda. profitably z. kazançla, menfaatle, karlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hal ve keyfiyetlerden yararlanarak haddinden fazla para kazanmak; i. vurguncu kimse, fırsatçı kimse. profiteer İng. i. vurgunculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karsız; faydasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. uçarı, haylaz; günahkâr; edepsiz; i. müsrif kimse, hovarda. profligacy i. ahlâksızlık; günahkârlık; utanmazlık; hovardalık. profligately z. hovardaca, haylazca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pro forma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proforma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proforma invoice. interim invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çok derin; çok malumatlı; engin; çok büyük; i. derinlik, abis; derya, umman. profoundly z. de- rinden; esaslı olarak, tamamen. profoundness i. derinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. derinlik, şümul, genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok, bol; müsrif; cömert; verimli. profusely z. bol bol. profuseness, profusion i. bolluk; müsriflik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ged, -ging) i., leh. aşırmak maksadıyle araştırmak; i. özellikle dilencilik veya hırsızlıkla ele geçen yiyecek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cet, ata, dede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soy, nesil, torunlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. yumurtalıkta bulunan ve gebeliğe tesiri olan bir hormon, projesteron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bağırsak kurdunun parçalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat., zool. sivri çeneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. ses) tıb. bir hastalığın müddeti hakkında hekim tahmini, prognoz; tahmin, kıyas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. prognozla ilgili; neticeyi önceden gösteren, kılavuzluk eden; i. alâmet, belirti; kehanet; tıb. prognoz için hüküm verdirecek belirti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileride meydana geleceğini söylemek; belirtisi olmak; belirtisinden anlayıp söylemek, ilerisini tah- min etmek. prognostica'tion i. kehanet, önceden tahmin; belirti. prognosticator i. kehanet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yapılacak bir işin kısımlarını ve zamanını gösteren maddelerin bütünü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. programme

1. izlence,

2.eğt. yetişek

1. Belirli şartlara ve düzene göre yapılması öngörülen işlemlerin bütünü.

2.Yapılacak bir işin bölümlerini, bölümlerin sırasını ve zamanını gösteren tasarı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

format. programme. schedule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Programme. a performance at a public presentation; 'the program lasted more than two hours' a system of projects or services intended to meet a public need; 'he proposed an elaborate program of public works'; 'working mothers rely on the day care

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

program. program (me. card. lead in. order paper. schedule. software. programme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a system of projects or services intended to meet a public need; 'he proposed an elaborate program of public works'; 'working mothers rely on the day care program'. a series of steps to be carried out or goals to be accomplished; 'they drew up a six-step

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions that tells a computer how to perform a specific task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program is a series of instructions for a computer, telling it what to do or how to behave The terms 'application' and 'app' mean pretty much the same thing It is however different from an applet Program is also the verb that means to create a program,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sequence of instructions that a computer can execute Synonymous with software.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coherent assembly of plans, project activities, and supporting resources contained within an administrative framework, whose purpose is to implement an organization's mission or some specific program-related aspect of that mission For purposes of this p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

List of instructions for the computer to follow to process data See also Software.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sequence of instructions for the computer that implements an algorithm, especially when stored in a file in the form of either directly-executable object code, or source code for an interpreter or compiler When loaded into memory and executed, the objec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of instructions that tell the computer what to do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A magic spell cast over a computer allowing it to turn one's input into error messages More seriously: A program is a combination of computer instructions and data definitions that enable computer hardware to perform computational and control functions A

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions in code that, when executed, causes a computer to perform a task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions for a computer that lets the computer perform a specific task Programs that perform tasks directly relating to what a person would want to do are called application software, to distinguish them from system software.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete sequence of computer software instructions necessary to provide an application, solve a specific problem, perform an action, or respond to external stimuli in a prescribed manner As a verb, it means to develop a program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions to a computer to turn user input into error messages Any complete set of related instructions to a computer at any level of abstraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thing that tells the calculator to do stuff More specifically, a program is a list of instructions for the processor to execute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions for the computer; operating systems are related sets of programs that take care of most of the 'housekeeping' chores, while applications are programs which allow the computer to perform useful tasks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions to be executed by a computer Same as software. programs often refers to computer programs, but can refer to such things as advertising campaigns as in 'a banner ad program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Set of actions or instructions that a machine is capable of interpreting and executing or the act of creating a program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer instructions to perform a related set of tasks The Linux kernel and WordPerfect application are examples of programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Series of coded Instructions that performs specific tasks when executed by a computer A program can be written in a processor-specific language or a high-level language that can be implemented on a number of different processors. this is simply a list of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coordinated set of USAID-financed activities directed toward specific goals For example, maternal and child health, nutrition, education and family planning activities designed to promote the spacing of children may comprise a program to reduce infant d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used as a noun - a series of instructions which tell a computer what to do Used as a verb - the act of writing or revising a program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. programme i., f. (-med, -ming) program; (elektronik hesap makinaları) çalışma yönergesi, düzen; f. programlamak, program yapmak; düzenle- mek. program music olaylar sırasına veya bir sahne serisine göre düzenlenmiş müzik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Program AE (Otomatik Pozlama), çeşitli koşullar altında çekim yapmanızı sağlar. Enstantane ve diyafram açıklığı, duruma göre uyarlanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Aynı pozlama seviyesinde farklı enstantane ve diyafram açıklığı değerleri kullanmanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

TV alıcısının her bellek konumuna, kendi programlanabilir kodu (örn. BBC, Sky) atanabilir. İstasyon kodu, kanala her geçtiğiniz otomatik olarak kısa bir süre ekranda gösterilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programmer. programer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person in charge of preparing a program (me. programmer. computer programmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

software engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programming. program m ing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programme. to programme. to program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

program. to program (me. timetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programmed. systematical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done according to a program (me. sb whose day-to-day life is tied to a program (me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilerlemek, ileri gitmek, gelişmek; devam etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilerleme, ileri gidiş, yükselme, gelişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileri gidiş, devam; mat. dizi. arithmetical progression aritmetik dizi. geometrical progression geometrik dizi. progressional s. ilerlemeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. terakki eden, ileri giden, ilerleyen; ilerlemekte olan; tedrici; terakkiye müsait; ilerici; genişleyen, yavaş yavaş artan; i. siyasette terakki taraftarı, erkinci. progressively z. ilerledikçe, devamlı olarak. progressiveness i. ilericilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yasak etmek, engel olmak, resmen menetmek; mani olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yasak; yasak emri; içki yasağı. prohibitionist i. içki yasağı taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yasaklayıcı; engelleyici. prohibitive price satışa mâni olacak kadar yüksek fiyat, aşırı fiyat. prohibitively z. yasak edilecek derecede; engelleyecek şekilde. prohibitiveness s. yasaklayıcılık; engelleyici oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tasarlanan şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

project. plan. design. projection. set-up. prospectus. blue print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design. plan. project. scheme. projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

project. design. scheme. plan. layout. layout plan. survey. device. blue print. experimental design. projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plan, proje, tasarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileriye doğru atmak; sondurmak, çıkıntılı yapmak; atmak, fırlatmak; plan kurmak, tasarlamak, düşünmek, tasavvur etmek; (film, resim) perdede göstermek; mat. bir düzlem üzerinde simetrik bir şekil vücuda getirmek için belirli bir şeklin her noktasında

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. fırlatıcı; atmayla meydana gelen; i. mermi, top güllesi, tabanca kurşunu, fırlatılan taş veya mermi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırlatma, atma, atış; çıkıntı, sondurma, fırlak yer; proje, tasarı, oranlama; projeksiyon, izdüşüm; sin. gösterim. projection booth gösterim odacığı. map projection harita çizme usulü, haritada kullanılan izdüşüm sistemi, projeksiyon. Mercator's pr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. izdüşüm kabilinden ve bundan meydana gelen, izdüşel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. projektör, sinema makinası; bir şeyi zihninde kuran kimse, proje düzenleyen kimse, plan yapan kimse; fener kulesinde kullanllan ışık aynası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İzdüşüm.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. projection

1. fiz. iz düşümü,

2.sin. ve TV gösterim

1. Bir film veya belgenin ışık kaynağından çıkan ışınlarla ekran veya perde üzerinde görüntüsünün oluşturulma işi. 2.Görüntülerin gösterici yardımıyla bir yüzeye yansıtılması işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Işıldak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. projecteur

1. ışıldak,

2.yansıtım aygıtı

1. Karanlıkta bir hedefi aydınlatmak için kullanılan dar, uzun bir ışın demeti çıkaran ışık kaynağı.

2.Bir film veya belgenin ışık kaynağından çıkan ışınlarla ekran veya perde üzerinde görüntüsünü oluşturulan alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floodlight. projector. searchlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projector. searchlight. head-lamp. headlight. projector lamp. beacon. floodlight. head lamp. head light. flood-light projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spot. spotlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spotlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prepare a project.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. jeoloji). Yerin ilkel kabuğuna dayanan jeoloji sistemi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., tıb. yerinden oynamak, sarkmak, düşmek; i. düşme, inme, sarkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yerinden düşme, sarkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., geom. iki ucu kabarık (sferoid), yumurta şeklindeki; uzanmış, uzatılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bazı böcek larvalarının karın civarında bulunan ayağa benzer çıkıntılardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ, -na) gen. çoğ. başlangıç, önsöz, prolog, ki- taplarda uzun giriş. prolegomenous s. önsöz kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden belirtme; muhtemel itirazları önceden sezerek cevaplandırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ücretle çalışan sınıftan; i. proleter, emekçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avam; işçi sınıfı, proletarya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Proleterler sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prolétariat

emekçi sınıfı

Emeğini sermayeciye satarak geçimini sağlayanların oluşturduğu toplum kesimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the proletariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proletariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Günlük çalışmasının karşılığından başka geliri olmayan kimse, emekçi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prolétaire

emekçi

Geçimini, emeğini sermayeciye satarak sağlayan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proletarian. proleterian. proletarian emekçi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proletarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üretken; bot. tomurcuklar verme suretiyle çoğalan. proliferate f. çoğalmak, üremek; bot. tomurcuk vererek çabuk çoğalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğurgan; mahsuldar, bereketli; verimli, semereli. prolifically z. verimli olarak, bereketli surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzun, ayrıntılı; yorucu, baş ağrıtıcı, sıkıcı. prolix'ity, prolixness i. söz uzunluğu. prolixly z. uzun uzadıya, ayrıntılı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftarlık eden kimse; bazı meclislerin reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prologue

ön deyiş

Bir eserde asıl konu olarak ele alınan olaylardan önce, geçmiş birtakım başka olguları anlatan ilk bölüm.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prologue. a computer language designed in Europe to support natural language processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prologue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of an XML document that precedes the XML data The prolog includes the declaration and an optional DTD. b The optional beginning portion of an XML document prior to the document's content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Extraneous bytes at the beginning of a signal file that are not to be read as samples Signal files created using the WFDB library do not contain prologs, but signal files created using other means may contain prologs To read such a signal file using the W

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Programming language; name derived from 'Programming in Logic'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The original logic programming language. 12/97Progenitor logic programming language, 1977.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The beginning of the generated file, before the template.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Programming in Logic PROLOG was developed by A Colmerauer and P Roussel at the university of Aix-Marseille in 1971 It was designed for natural-language processing but has become one of the most widely used languages for artificial intelligence

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of a document that contains information about the document, most notably the DTD. a computer language designed in Europe to support natural language processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prologue , prolog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başlangıç, giriş, önsöz; prolog, piyes girişi; f. önsöz olarak söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uzatmak, sürdürmek. prolongation i. uzatma, sürdürme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önsöz olarak yazılmış yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. k.dili üniversite balosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gezme, gezinti; gezme yeri, mesire; büyük balo; f. gezinmek; birini gösteriş için gezdirmek. promenade concert halkın gezinmesine müsaade edilen konser. promenade deck gezinti güvertesi, üst güverte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Yu. mit. gökten ateşi çalıp insana veren Prometheus'a ait veya ona benzer; özgürlük, yaratıcılık ve yiğitlikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., meşhur, mühim; göze çarpan; çıkıntılı, ileriye fırlamış. prominence i. şöhret, ehemmiyet; göze çarpan şey; burun, dil, çıkıntı, tümsek; astr. güneş üzerindeki ateş parçalarından biri. prominently z. göze çarpacak surette; ehemmiyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karmakarışıklık; rasgele cinsi münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karışık, karmakanşık; farksız; herkes ile yapılan; k.dili rasgele; rasgele cinsel ilişkide bulunan. pro - miscuously z. ayrımsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. söz, vaat, taahhüt,vaat edilen şey;ümit verici şey. breach of promise cayma, sözünden dönme; özellikle evlenme vaadini tutmayış. express promise kesin söz. implied promise ima edilen vaat, zımni vaat. keep a promise sözünü tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. söz vermek, vaat etmek; göstermek; ümit vermek, taahhüt etmek, temin etmek. Promised Land Filistin; vaat edilmiş toprak; cennet, saadet yeri. It promises to be a fine day. Hava iyi olacağa benziyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. kendisine bir şey vaat edilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. vaatte bulunan kimse, taahhüt altına giren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verilen sözü içine alan; sig. kontrat imzalandıktan sonra yapılacak şeyler hakkındaki (taahhüt). promissory note huk. bono.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. première

tiy. ilk gösteri

Sahneye konulan oyunun ilk temsili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

première. première performance. opening night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. promenade

gezinti yeri

Yürüyüş yapmak, dolaşmak ve hava almak amacıyla ayrılmış yol veya bölge.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. dağlık burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. promotion

özendirme

Bir malı geniş kitlelere tanıtmak ve o malın sürümünü sağlamak amacıyla yapılan çalışmalar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilerletmek, kıymetini ararmak; geçirmek; rütbesini yükseltmek, terfi ettirmek, terakki ettirmek; tutunmasını sağlamaya çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. destekleyen kimse; teşebbüs sahibi, kurucu; tutunmasını sağlamaya çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. terfi, yükselme veya yükseltme; geçme; tesis; satış artışını sağlayan unsurlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. desteklemeye vesile olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çabuk, acele, hemen olan, hazır; i., tic. vade; sahnede oyuncuya hatırlatılan söz. prompt note vadeli senet. promp'titude, prompt'ness i. çabukluk; tam vaktinde gelme veya yapma; dakikası da- kikasına yapma. prompt'ly z. derhal, çabucak, bir an

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. harekete getirmek, teşvik etmek, kışkırtmak; hatırlatmak, suflörlük etmek. prompt'book i. suflörün defteri. promp'ter i. suflör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. resmen ilân etmek, neşretmek, duyurmak, bildirmek; huk. yürürluğe koymak (kanun). promulgator i. neşreden kimse, ilân eden kimse. promulga'tion i. resmen yürürlüğe koyma; duyuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. pronoun, pronunciation.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., biyol. elleri veya ön ayakları avuç içi veya tabanı yere doğru çevrilmiş vaziyette tutmak veya o vaziyete getirmek, içe dönmek veya döndürmek. prona'tion i. elleri bu vaziyete getirme. prona'tor i., anat. pronator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüzükoyun yatmış; başını ileriye doğru aşağı eğmiş; mütevazı; eğik; kabiliyetli, eğilimli, mütemayil. prone'ness i. temayül; eğilme; yüzükoyun yatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çatalın sivri uçlarından biri; sivri uçlu alet; sivri uç; boynuz çatalı; f. çatal ile delmek, çatal saplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Güney Amerika'ya mahsus çatal boynuzlu bir geyik,zool. Antilocapra americana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gram. zamir kabilinden, zamire ait. pronominally z., gram. zamire ait olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., adıl, zamir. demonstrative pronoun işaret zamiri. indefinite pronoun belirsizlik zamiri. interrogative pronoun soru zamiri. personal pronoun şahıs zamiri. possessive pronoun iyelik zamiri. reflexive pronoun dönüşlü zamir. relative pronoun ilgi za

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. telaffuz etmek, söylemek; beyan etmek, resmen bildirmek, kararı bildirmek; (nutuk) vermek. pronounce able s. telaffuzu mümkün. pronouncement i. resmen bildirme; bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belli, belirgin, bariz, aşikâr; kati, kesin. pronouncedly z. belirgin bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., A.B.D., k.dili hemen, derhal, çabuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hükümet beyannamesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telaffuz, söyleniş, söyleyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) geçirmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ispat, delil, kanıt, tanıt; imtihan, tecrübe, deneme; matb. prova; ayar; alkol derecesi; mat. sağlama; s. dirençli, kuvvetli, dayanıklı; geçirmez; miyar olarak kullanılan; belirli ayarda olan. artist's proof basma resmin ilk provası. proof posi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. provaları düzeltmek, tashih yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa provasını düzelten kimse, düzeltmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. destek yapmak, desteklemek, sırık ile tutmak; himaye etmek, tutmak; dayamak; i. destek, dayak, ayak, payanda; çamaşır sırığı; hami olan kimse, yardımcı kimse, destekleyici şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahne donatımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili uçak pervanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hazırlık dersi ile ilgili; yeni bir ilme başlangıç olan; i. ilk ders, hazırlık dersi. propaedeutics i. herhangi bir ilimde ilk çalışma, başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Herhangi bir düşünceyi yaymak, başkalarını da kendi tarafına katmak için söz, yazı veya başka vasıtalarla geniş halk kitlelerine tesir etme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. propaganda

yaymaca

Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propaganda. canvassing. agitprop. publicity. boost. build-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A congregation of cardinals, established in 1622, charged with the management of missions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The college of the Propaganda, instituted by Urban VIII. to educate priests for missions in all parts of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, any organization or plan for spreading a particular doctrine or a system of principles. information that is spread for the purpose of promoting some cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional expenditure. propaganda. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information that is spread for the purpose of promoting some cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Control of information, ideas, facts, or allegations spread deliberately to further one's cause or to damage an opposing cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A way of presenting a belief that seeks to generate acceptance without regard to facts or the right of others to be heard Propaganda often presents the same argument repeatedly, in the simplest terms and ignores all rebuttal or counter-argument It is esse

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Persuasive communication designed to influence political behaviour, usually on a large scale. generation of more or less automatic responses to given symbols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any information, ideas, doctrines, or special appeals spread to influence the opinions, emotions, attitudes, or behavior of any specified group to benefit the sponsor, either directly or indirectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Written or spoken pieces that are intended to influence the reader or listener strongly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the military context, the deliberate effort to advance one's own cause by spreading information or disinformation which will damage the enemy's cause Propaganda is not a function of Army public affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information given to show something or someone in a biased way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advertisement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. propaganda; herhangi bir prensibi yaymaya çalışan teşkilât. propagandist i. bir prensibi yay- maya çalışan kimse, propagandacı. propagandize f. propaganda yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propagandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propogandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a propagandist. propagandizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. propagandiste

tanıtıcı

Piyasaya yeni çıkarılmış ilaç, kitap vb. şeyleri tanıtan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who devotes himself to the spread of any system of principles. a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government of or relating to or characterized by propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government. of or relating to or characterized by propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propagandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çiftleştirmek; üretmek, çoğaltmak, husule getirmek; yaymak, neşretmek, dağıtmak; nakletmek; geçirmek; sirayet ettirmek, bulaştırmak; kalıtım yoluyle geçirmek; yavrulamak, türemek, ço- ğalmak. propaga'tion i. yavrulama, üreme; neşir; yayma. propagati

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. propan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. vatan aşkına, vatan uğruna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-led, -ling) ileriye doğru sürmek; itmek, sevketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileriye sevkedici şey; kurşunu veya uzay gemisini ileri süren kuvvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ileriye sevkedici şey; s. itilebilen; yürütücü, sevkedici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileriye yürüten şey, vapur veya uçak pervanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğiklik, eğilim; eski arzu, istek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. münasip, layık, yakışır, uygun; has, hususi, kendine mahsus, zati; doğru, gerçek, tam; hürmete lâyık; asıl (yer); (eski ) güzel, fevkalade. proper fraction tam kesir. proper name özel isim. the proper time uygun zaman. properly z. uygun şe- kilde;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mülkiyet; mal, mülk, emlak, arazi; hususiyet, özellik; mahiyet, tabiat; sahne donatımı. property man sahne eşyalarını temin eden kimse. property qualification bir kimseye oy hakkı sağlayan mülk sahipliği. property tax emlâk vergisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kehanet; keramet; ilham; tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kehanette bulunmak, keramet göstermek, önceden haber vermek, gaipten haber vermek; peygamberlik etmek, kehanette bulunmak; tahminde bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. peygamber, nebi, resul; bilhassa Allah için söz söyleyen kimse, kâhin, kehanet sahibi. prophetess i. kadın peygamber, nebiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kehanette bulunmayla ilgili; gelecek için isabetli (tahmin); peygambere veya kehanete ait; peygamberlik kabilinden; kehaneti olan. prophetically z. isabetli olarak; kehanetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. hastalıktan koruyan; i. koruyucu ilaç; prezervatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hastalıktan koruma veya korunma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakınlık, hısımlık, akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teskin etmek, yatıştırmak; teveccühünü kazanmak; tövbe etmek. propitiable s. yatıştırılabilir, teskini kabil; teveccühü kazanılabilir. propitiative s. yatıştırıcı; tövbe eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öfkesini yatıştırıp teveccühünü kazanma; tövbe etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, elverişli, ümitli; merhametli, cömert, lütufkar. propitiously z. uygun bir şekilde. propi- tiousness i. lütufkârlık; ümit vericilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jetli pervane düzeni; bu düzenle çalışan uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arıların kovanlarını sıvadıkları bir reçine, arı reçinesi, kara mum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. öneren kimse, teklif eden kimse; taraftar kimse; s. savunan; taraftar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Marmara Denizinin eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. oran, nispet: çoğ. bir cismin genişlik, uzunluk ve derinliği, ebat, boyutlar; hisse, pay; uygunluk; mat. iki çift nicelik arasındaki nispet eşitliği, oran- tı; orantı kuralı; f. orantı kurmak; birbirine uyumlu kılmak. proportion of births to

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. orantılı; i. bir başkasıyle orantılı olan nicelik veya sayı. proportional representation pol. nispi temsil. proportionally z. nispeten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. orantılı. proportionateness i. orantılılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teklif; teklif etme; evlenme teklifi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teklif etmek, arzetmek; kurmak, niyet etmek; evlenme teklif etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teklif etme; teklif; k.dili teşebbüs; bir meseleyi arzetme; k.dili uygunsuz teklif; mat. mesele, nazari dava; man. önerme, kaziye; f., k.dili uygunsuz bir teklifte bulunmak. propositional s. teklif kabilinden, teklife ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileri sürmek, teklif etmek, arzetmek; söylemek, meydana koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. birinin mülkü olan, hususi; mal sahipliğine ait; müseccel; i. mal sahibi; mal sahipleri, hissedarlar. proprietary medicine tescilli ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mal sahibi, mülk sahibi, mutasarrıf. proprietorship i. mal sahipliği. proprietress i. mal sahibi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygunluk, münasebet; edep, yol yöntem, adap; âdetlere uyma. breach of propriety adetlere aykırı hareket. the proprieties töre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bir organın öne veya aşağı doğru düşüklüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileri sürme veya sürülme, sevk, tahrik; itici kuvvet; tıb. öne doğru eğilerek yürüme. propulsive s. tahrik edici; itici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -laea) saray veya tapınak girişi olan bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Mısır'da tapınak avlusuna açılan büyük kapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eşit olarak bölüp dağıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ümit verici; kendisinden çok şey umulur, istikbali parlak. promisingly z. ümit verici bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kralın emriyle parlamentoyu tatil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıcı; adi, bayağı; şiir güzelliğinden mahrum, şairane olmayan; nesir kurallarına uygun, düzyazı kabilinden. prosaically z. sönük bir şekilde, alelade olarak. prosaicness i. adilik; düzyazı kurallarına uygunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -nia) ( tiyatro) perde önü. proscenium arch (tiyatro) perde yerindeki kemer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yasak etmek, memnu kılmak; medeni haklarını elinden almak; mahkum etmek. proscriptive s. yasaklayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yasak etme veya edilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. düzyazı, nesir; sıkıcı söz veya yazı; f. nesir yazmak; can sıkıcı şekilde konuşmak veya yazmak; s. nesir şeklinde yazılmış; can sıkıcı, alelade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bitirmeye çalışmak, ilerletmek, ileri götürmek; huk. aleyhine dava açmak, kanuni yollarla elde etmeye çalışmak, kanuni takipte bulunmak. prosecuting at torney savcı, müddeiumumi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takibat; bitirmeye çalışma, ileri götürme; huk. dava; davacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. davacı; savcı. public prosecutor savcı, müddeiumumi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. procédure

1. işlem,

2.yöntem

1. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol ve yöntem.

2.Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procedure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procedure. course action. course of law. judicial action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. din değiştiren kimse; f. dininden çevirmek. proselytism i. başkalarını kendi dinine sokmaya çalışma; mühtedilik. proselytize f. kendi dinine çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. process

süreç

Aralarında birlik olan veya belli bir düzen veya zaman içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay ve hareketler dizisi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( ünlem ) Sıhhate ! Afiyete ! şerefe !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. vezin tekniği, prosodi, şiir yazma kuralları, aruz. prosodic(al) s. vezin tekniğine ait. prosodist i. bu tekniği bilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. beklenen şey ümit; bekleme, gözleme; bakış; manzara, görünüş; ihtimal; maden damarına ait belirti; muhtemel müşteri; f. maden araştırmak. in prospect beklenen; ümitle beklenen. prospector maden ocağı arayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beklenen, ümit edilen; gelecekte olan, müstakbel; muhtemel. prospectively z. ileride, istikbalde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. detaylı proje; yayımlanacak kitabı ayrıntılı olarak tarif eden broşür, prospektüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Tanıtma broşürü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prospectus

tanıtmalık

İlaçların bileşimi, yan etkileri vb. ile nasıl kullanılacağını anlatan bilgileri içeren tanıtma yazısı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prospectus. handbill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prospectus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prospectus. printed instructions or directions. handbill. handout. lying prospectus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muvaffak olmak, başarılı olmak; muvaffak kılmak; gelişmek, büyümek, zenginleşmek, iyileşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muvaffakıyet, başan; saadet, refah, ikbal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işi yolunda; muvaffakıyetli, başarılı, refah içinde; müsait, uygun; elverişli; şanslı, talihli. prosperously z. refahla, ikbal ve saadetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Erkekte idrar borusunun arka tarafını kuşatan bez.

2.Bu bezin İltihaplanması hastalığı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostate. prostate gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostate. prostate gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Prostat bezi, idrar torbasının boynu ile idrar yolu başlangıcını çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir guddedir. Yalnız erkeklerde bulunur. Prostat bezi, 50 yaşını geçen erkeklerde büyümeye başlayıp, rahatsızlık verebilir. Hastalığın belirtileri gecenin son kısmında idrara kalkmak, gündüzleri sık sık idrar yapmak, idrar yapmakta zorluk, idrarın yavaş yavaş akması, idrarın başında veya sonunda bir damla kan şeklinde görülür. Kesin tedavi ameliyatla gerçekleşir. Ancak tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Mazı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam mazı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerindeki iltihabın, kan dolaşımı aracılığı ile prostat bezine gelip yerleşmesi sonucu ortaya çıkar. Hastada titreme, halsizlik, ateş, sırt ve bacak ağrıları görülür. Hasta, İdrarını ve büyük abdestini yapmakta güçlük çeker. Tedavi sırasında en az 10 gün yatak istirahati şarttır. Ayrıca 6 hafta süreyle aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Servi yaprağı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam servi yaprağı konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Prostat bezinin genişleyip, büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastanın karın bölgesinin alt kısımlarında ve bacak aralarında ağrı vardır. Bazen sırtta ve kollarda da ağrı hissedilir. Doktor tedavisi gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Atkestanesi, su.

Hazırlanışı : Bir tencere suda 2 avuç atkestanesi haşlanır. Günde 5 tane yenir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., anat. prostata ait; prostat, erkeklerde mesanenin boğazına yakın gudde, kestanecik. prostate gland prostat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Önlük.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sakat bir yere suni uzuv ilavesi, protez. prosthetic s. protez kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fahişe, orospu; f. fahişeliğe sevketmek; kötü maksatla kullanmak. prostitu'tion i. fahişelik, fuhuş; kötü maksada veya işe kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. yüzükoyun yatmış, yere uzanmış; birinin ayağına kapanmış, insafına kalmış; halsiz kalmış, takati kesilmiş; bot. yerde uzanan; f. yere sermek, yere yıkmak; halsiz bırakmak, bitkin hale koymak. prostrate oneself secde etmek. prostrate oneself bef

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düzyazı gibi, nesre ait, nesir kabilinden; can sıkıcı, ağır. prosily z. can sıkıcı surette. prosiness i. aleladelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir piyes veya hikâyede baş rolü oynayan kimse; kahraman; önayak olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Pa senbolüyle gösterilen, radyoaktif bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. protamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ses) gram. şart cümlesinin şart kısmı; klasik tiyatroda piyesin konusunu anlatan önsöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dönek tabiatlı, her kalıba giren, çok yönlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korumak, muhafaza etmek, saklamak, himaye etmek; ikt. yabancı mallara yüksek gümrük koymak suretiyle yerli malları korumak. protecting s. koruyan, himaye eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koruma, muhafaza, himaye; sığınacak yer, korunacak yer, barınak; serbest seyahat vesikası; ikt. ithalat üzerine gümrük koyarak yerli malları koruma; A.B.D., (argo) rüşvetle elde edilen güvenlik. protectionism i. yüksek gümrük koymak suretiyle yerli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. koruyucu, himaye edici; savunucu. protectively z. himaye edercesine. protectiveness i. himayecilik, himaye temayülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hami olan kimse, koruyucu kimse; kral vekili. protectorship i. hamilik; kral vekilliği. protectress i. hami kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamilik; bir hükümetin daha kuvvetli bir hükümet tarafından kontrol ve idaresi; başka devletin idaresinde bulunan devlet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birinin himayesi altında olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Tabii, azotlu madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body now known as alkali albumin, but originally considered to be the basis of all albuminous substances, whence its name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemical analysis, the total nitrogenous material in vegetable or animal substances, obtained by multiplying the total nitrogen found by a factor, usually 6.25, assuming most proteids to contain approximately 16 per cent of nitrogen. any of a large gro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotide in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the body

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large biomolecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order Proteins are required for the structure, function, and regulation of cells, tissues, and organs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large, complex molecule composed of amino acids The sequence of the amino acids, and thus the function of the protein, is determined by the sequence of the base pairs in the gene that encodes it Proteins are essential to the structure, function, and reg

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nuceotides in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the body

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large complex molecule made up of one or more chains of amino acids Proteins perform a wide variety of activities in the cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotides in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the bod

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complex biological molecule composed of a chain of units called amino acids Proteins have many different functions: structure; movement ; catalysis ; transport ; regulation of cellular processes ; and response to the stimuli The information for making p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A polymer of amino acids linked via peptide bonds and which may be composed of two or more chains The uniqueness of individual proteins depends on the length and order of amino acids within the proteins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule made up of a sequence of amino acids Proteins are the most common organic molecule found in living organisms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the group of large molecules that are composed of a linear sequence of amino acids Proteins account for more than 50 percent of the dry weight of most cells, and are involved in most cell processes Examples of proteins include enzymes, collagen in

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An important kind of molecule in the human body, consisting of a sequence of amino acids The shape of a protein depends on the number and sequence of amino acids that make it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotides in the gene that codes for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule composed of many amino acids There are many types of protein with a range of functions Proteins are important as enzymes Egg white is almost pure protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Macromolecules consisting of long sequences of amino acids Protein is three-fourths of the dry weight of most cell matter and is involved in structures, hormones, enzymes, muscle contraction, immunologic response, and essential life functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the three main classes of food Proteins are made of amino acids, which are called the building blocks of the cells The cells need proteins to grow and to mend themselves Protein is found in many foods such as meat, fish, poultry, and eggs See also:

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Proteins are essential molecules in the body made up of many amino acids strung together DNA encodes the proteins and the cells can then turn the DNA into RNA and ultimately into proteins Clotting factors are one of many types of proteins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molecules composed of amino acids Proteins constitute the enzymes and many of the structural components of cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A macromolecule formed from a sequence of amino acids synthesized according to the genetic information coded by RNA Proteins are the fundamental functional and structural constituents of cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of a group of complex organic macromolecules that contains carbon, hydrogen, oxygen, nitrogen, and usually sulfur, and composed of one or more chains of amino acids, and include many substances, such as enzymes, hormones, and antibodies, that are nece

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule made up of a number of amino acids arranged in a specific order determined by the genetic code Proteins are essential for all life processes 2 Return to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Proteins are large molecules required for the structure, function, and regulation of the body's cells, tissues, and organs Each protein has unique functions Proteins are essential components of muscles, skin, bones and the body as a whole Protein is also

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed from a chain of amino acids Proteins are present in all living things, and are used for enzymes, hormones and other essential molecules.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What it's good for: Keeps the body running, made from different combinations of amino acids Where you get it: Meat, eggs, dairy products, beans, whole grains, and vegetables RDA: Between 46 and 63 g for adults. any of a large group of nitrogenous organic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protein.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., Lat. geçici olarak, muvakkaten, şimdiki zaman için.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. hazım sırasında proteinlerin parçalanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. hazım usaresinin tesiriyle proteinden meydana gelen bileşimlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birinci zamanın ikinci dizgesi, hayatın ilk belirdiği zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. protesto etmek; itiraz etmek; temin etmek, ciddi olarak taahhüt etmek, kuvvetle iddia etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protesto; itiraz, itiraz beyannamesi; den. sig. bir kazadan sonra gemi limana gelince bu kazadan hiç kimsenin mesul olmadığına dair kaptan tarafından verilen resmi takrir, prova di fortuna; bir vergiyi istemeyerek ödediğine dair mükellefin itirazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. protestant). Protestanlık mezhebi mensubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evangelical. protestant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protestant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katoliklikten ayrılmış, Papanın ruhânî reisliğini tanımayan Hıristiyan mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protestantism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. itiraz eden kimse; b.h. Protestan; s. itiraz eden; b.h. Protestanlara ait. Protestantism i. Protestanlık, Protestan mezhebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protesto etme, itiraz; temin, teyit, doğrulama, taahhüt; itirazname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. proteste).

1.(hukuk) Bir kimsenin, menfaati aleyhinde verilen kararı tanımadığını resmen beyan etmesi. 2.Böyle bir karara karşı verilen resmî beyanname: Protestosunu verdi. 3.Zamanında ödenmeyen bir poliçe veya senedin ödenmesi için alacaklının gönderdiği ihtarname.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. remonstrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. protesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. protesting. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to protest against sth. to enter / to lodge / to raise a protest against sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. istediği şekle girebilen eski bir deniz tanrısı; değişken adam, dönek tabiatlı kimse; k.h., tıb. şekil değiştiren bir cins bakteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prothèse

1. tıp takma,

2.db. ön ses türemesi

1. Eksik bir organın yerini tutmak, bir organın sakatlığını örtmek amacıyla yapılan (organ veya parça).

2.Aslında kelimede bulunmayan bir ünlü veya ünsüzün ön seste belirmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis. prothesis. replacement. plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denture. prosthesis. artificial substitute for a missing part. dental prosthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nikâh şerefine yazılmış şiir, evliliği kutlayan şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., dilb. öntüreme, kelimenin başına bir ses veya hece ilavesi; Ortodoks kilisesinde Aşai Rabbaniyi hazırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baş katip; İstanbul Rum patriğinin baş katibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -raxes, - races) zool. böceklerde göğsün ön kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. kanda bulunan ve kanın pıhtılaşmasında etken olan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. tek hücreli hayvan veya bitki. protis'tan i., s. tek hücreli hayvan veya bitki; s. böyle hayvan veya bitkiye ait. protis'tic s. tek hücreli hayvan veya bitki ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) birinci, ilk, baş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. diplomatik işlerde kullanılan resmi usuller, teşrifat, protokol; zabıt varakası, tutanak, protokol; bir anlaşmaya ilâve edilen madde; f. protokol yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir granit çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Diplomatlar arasında yapılan ön anlaşma zaptı.

2.Devlet erkânı veya devletler arasındaki münasebetlerde, resmî törenlerde, her türlü siyasî temaslarda uyulan kaideler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protocol. ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protocol. gentleman's agreement. ceremony. minutes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. ilkel bir yapısı veya karakteri olan. pro'tomorph i. en ilkel veya en basit biçim veya yapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Nötronla beraber atom çekirdeğini meydana getiren madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a stable particle with positive charge equal to the negative charge of an electron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the basic particles that makes up an atom The proton is found in the nucleus and has a positive electrical charge equal to the negative charge of an electron and a mass similar to that of a neutron: a hydrogen nucleus. a fundamental particle with a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The positively charged part of an atom The number of protons determines which element the particle is It is part of the nucleus More about protons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A common subatomic particle found in the nucleus of every atom, often along with neutrons Made of two up quarks and one down quark, a proton has a positive charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged particle that is located in the nucleus of an atom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subatomic, or elementary, particle with a single positive charge equal in magnitude to the charge of an ELECTRON and a mass of 1; very close to that of a NEUTRON; the nucleus of a HYDROGEN ATOM is composed of a single proton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged elementary particle that forms the nucleus of the hydrogen atom and is a constituent particle of all nuclei.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged particle that is found in the nucleus of an atom and has a mass approximately 1836 times that of an electron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the elementary particles of nature The proton has a charge of 1 6 x 10-19 Coulombs and a mass of 1 67 x 10-27 kg, much higher than an electron The proton resides in the nucleus of an atom, sharing the space with neutrons, neutrally charged particle

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the basic particles of the atomic nucleus Its charge is as large as that of the electron, but positive See also: Electron, Neutron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sub-particle of an atom that contains a positive charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic particle in an atom's nucleus that has a positive electrical charge. a subatomic particle possessing positive charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the basic particles which makes up an atom The proton is found in the nucleus and has a positive electrical charge equivalent to the negative charge of an electron and a mass similar to that of a neutron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Protons are heavy nuclear particles carrying a positive electrical charge Along with neutrons, they are the principal components of atomic nuclei It has a mass of 1 67 x 10-24 grams, 1836 times the mass of an electron Protons are composed of two 'up' quar

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged particle of an atom The charge and relatively large mass of protons account for the Bragg peak effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged particle that is a constituent of an atom It has a mass similar to a neutron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Particle found in a nucleus with a positive charge Number of these gives atomic number Back to top Q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subatomic particle with a positive charge that is nucleus of hydrogen atom. a positively charged particle in an atomic nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particle of mass unity carrying a unit positive charge; it is identical physically with the nucleus of the ordinary hydrogen atom All atomic nuclei contain protons See Nucleus. a stable particle with positive charge equal to the negative charge of an el

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. proton.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yosun sporlarının çimlenmesinden meydana gelen iplik biçiminde organ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary growth from the spore of a moss, usually consisting of branching confervoid filaments, on any part of which stem and leaf buds may be developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. prothonotary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protoplazma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaratılan ilk şey; asal hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Canlı hücrenin asıl kısmını meydana getiren albüminli madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protoplasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protoplasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prototype

1. ilk örnek,

2.model

1. Örneklik eden biçim veya nesne.

2.Tasarlanan ürünün tanıtım veya deneme amacıyla üretilen ilk örneği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prototype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prototype. antetype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asıl nüsha, esas model, ilk örnek, prototip, ori- jinal. prototypal s. ilk örnekle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. protoksit, herhangi bir seride en az oksijeni olan oksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tek hücrelilere ait; i. tek hücreli hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uzatmak; küçük ölçekle kopyasını veya planını yapmak; anat., zool. öne doğru çıkmak, dışarıya uzatmak. protraction i. uzatma; ölçekle çizme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iletki; anat. uzatıcı kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkıntı yapmak, çıkarmak, pırtlamak, dışarı çıkmak, çıkıntı meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çıkarılabilir, uzatılabilir, pırtlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çıkarma veya çıkarılma; dışarı sürülen şey, çıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dışarıya çıkan veya çıkmış olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şiş, tümsek, dışarı fırlamış, yumru gibi, çıkık. protuberance, -cy i. tümsek, şiş, yumru, çıkıntı. protuberantly z. tümsek şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şişmek, dışarı uğramak, yumrulanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gururlu, mağrur, kibirli, azametli; onurlu, izzetinefsi olan; haysiyetli; (of ile) iftihar eden; canlı (at v.b.); görkemli; muhteşem, tantanalı. proud flesh tıb. yara içinde veya etrafında mantar gibi şişmiş et. proudhearted s. kibirli. a proud day

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. prova). Deneme, tecrübe. Elbiseyi prova etmek = İğreti dikilmiş elbiseyi giyip nasıl geleceğini denemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitting. trial. proof. dry-run. try-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proof. rehearsal. proof. revise. fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

test. testing. rehearsal. fitting. proof. bow. head. trail. try. proof sheet. tryout. road test. try on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fit. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tanıtlanabilir, ispatı mümkün, ispat edilebilir. provably z. ispatlanacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-d,-d veya proven) tanıtlamak, ispat etmek, doğruluğunu tespit etmek; denemek; tecrübe ile anlatmak; mat. sağlamasını yapmak; olmak; çıkmak. proving ground tecrübe sahası, deneme alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaynak, köken, asıl, menşe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Fransa'da Provans vilâyetine ait; i. Provanslı kimse; Provans lehçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan yemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaynak, köken, esas, menşe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbımesel, atasözü; mesel; çoğ., b.h. Süleyman'ın Meselleri kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. darbımesele ait, darbımesel gibi, atasözü kabilinden; herkesçe bilinen, ünlü, meşhur. proverbially z. herkesçe bilindiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Allah’ın inayeti,,ihsanı ve lutfu üzerine kurulmuş felsefe.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. providentialisme

fel. kayracılık

Evrendeki bütün olayları tanrısal sebebe dayandıran, insanların ancak Tanrı kayrasıyla, bağışıyla kurtulabileceğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tedarik etmek sağlamak, bulmak; önceden hazırlamak; vermek, bulup vermek; şart koşmak. provide against hazırlıklı bulunmak, ihtiyatlı bulunmak. provide for geçimini sağlamak; tedarikli bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bağlaç), baz. (that ile) şu şartla ki, şartıyle, eğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tanrı inayeti, ilâhi takdir; basiret, sağgörü; vaktinde tedbir alma; b.h. Allah, Tanrı. provident s. ihtiyatlı, basiretli, tedbirli. providently z. ihtiyatla, tedbirli olarak; tam zamanında, tam yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Allahtan, Allahın lütfuna bağlı. providentially z. Allahtan; talihli olarak, kısmetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik eden kimse, techiz eden kimse. a good provider ailesine iyi bakan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bağlaç), baz. (that ile )şayet, eğer, şartıyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vilayet, il, eyalet; eskiden İtalya haricinde olup Roma imparatorluğuna baglı eyalet; çoğ. taşra; bilgi veya edebiyat alanı; yetki alanı; bir şahsın belirli iş sahası; ekol. kendine özgü bitey, direy ve insan tipleri olan dirimsel coğrafya alanı. with

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eyalete ait; taşraya ait; taşralı, dar düşünceli; köylü gibi; i. köylü, taşralı kimse. provinciality i. taşralılık. provincially z. taşra zihniyetiyle, dar kafalılıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taşralılık; taşraya özgü âdet veya deyiş özelliği, ağız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tedarik, tedarik olunan şey; hazırlama, hazırlık; koşul, şart; çoğ. zahire, erzak; f. tedarik etmek, yemek veya gerekli şeyleri sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçici, muvakkat, eğreti. provisionally z. geçici olarak; şartlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -sos veya -soes) huk. sözleşmeye konulan kayıt, şart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şarta bağlı, koşullu; geçici, muvakkat, eğreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remittance fund. cover. provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncovered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kışkırtma, tahrik, teşvik; dürtü; gücendirme, öfkelendirme; kızılacak şey, güce gidecek mesele. do (it) under provocation kışkırtı tesirinde kalarak yapmak, tahrik sonucu yapmak. on the slightest provocation en hafif etkenle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tahrik edici, kışkırtıcı, etkileyici; kızdırıcı, sinirlendirici; çekici, cazip; i. tahrik edici kimse veya şey. provocatively z. tahrik edici şekilde, kış- kırtarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. provocation

kışkırtma

Herhangi bir kişiye, gruba, kuruluşa veya devlete karşı girişilen ve onları sonradan ağır sonuçlar verecek bir karşı eylemde bulunmaya zorlayan, önceden tasarlanmış girişim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation kışkırtma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. provocateur

kışkırtmacı

Kışkırtma işini yapan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocateur. provo. provocative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocateur. inciter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. provoqué

kışkırtılmış

Kötü bir iş yapması için harekete geçirilmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To call forth; to call into being or action; esp., to incense to action, a faculty or passion, as love, hate, or ambition; hence, commonly, to incite, as a person, to action by a challenge, by taunts, or by defiance; to exasperate; to irritate; to offend

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause provocation or anger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To appeal. [A Latinism] provide the needed stimulus for call forth; 'Her behavior provoked a quarrel between the couple'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call forth ; 'arouse pity'; 'raise a smile'; 'evoke sympathy'. call forth; 'Her behavior provoked a quarrel between the couple'. provide the needed stimulus for. annoy continually or chronically; 'He is known to harry his staff when he is overworked'; 'Th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To annoy someone and make the person angry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To challenge; to summon; to stimulate to action; to induce by motive; to call forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kızdırmak, sinirlendirmek, öfkelendirmek; harekete geçirmek; dürtmek, teşvik etmek, tahrik etmek; sebep olmak. be provoked (at) kızmak; küs- mek. provoking s. asaba dokunan. provokingly z. kızdıracak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resmi amir; bazı üniversitelerde dekan; İskoçya'da belediye başkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inzibat amiri, adli subay. provost guard askeri polis karakolu. provost marshal inzibat amiri, adli subay. provost sergeant inzibat çavuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geminin başı, pruva; sivri çıkıntı; (şiir) gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yiğitlik, cesaret; cesaret isteyen iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sinsi sinsi dolaşmak; fırsat kollayarak gizli gizli gezinmek; i. sinsi sinsi dolaşma. prowl car A.B.D. polis arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. yakınsal, uzvun bağlanma noktasına yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en yakın, hemen yanındaki. proximately z. yakın olarak, bitişik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakınlık. proximity of blood kan yakınlığı, akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (eski) gelecek ayda, kıs. prox.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vekil; vekillik, vekâlet; vekaletname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırı derecede erdemlik taslayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basiretli, sağgörülü, akıllı, geleceği düşünen; açıkgöz, uyanık; tutumlu, hesabını bilir. prudence i. basiret, sağgörü, ihtiyat; açıkgözlük; akıl, sağduyu. prudently z. basiretle, ihtiyatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basiretli, sağgörülü, sonunu düşünen, akıllı. prudentially z. basiretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iffet taslama, fazla fazilet iddiasında olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla iffet taslayan. prudishly z. fazla fazilet taslayarak. prudishness i. iffet taslama, fazla fazilet iddiasında olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. tozumsu salgı ile kaplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuru erik, çir; kuru erik rengi, koyu mor renk; (argo) budala kimse. wild prune dağ eriği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. budamak; fazla kısımları kesip atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karamandola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyi bir çeşit kuru erik, üryani; erik likörü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şehvet düşkünü; istekli, arzulu. prurience, pruriency i. şehvet; istek. pruriently z. şehvetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kaşıntılı bir deri hastalığı. pruriginous s. kaşıntı hastalığına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bursa'nın eski adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Prusya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Prusyalı, Prusya'ya ait; i. Prusyalı; Prusya dili. Prussian blue koyu lâcivert renk veya boya. Prussianize f. Prusyalılaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asit prusik tuzu. prussic acid kim. asit prusik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Almanya’nın kuzeydoğu bölgesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Prusya ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prussian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Geminin ön tarafı. Pruva hattı = Gemilerin art arda seyretmeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bow. prow. stem. bow. head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head. bow. fore / n , adj / ön ;. foreship. nose. prow. stem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line ahead. fore- and-after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. merakla bakmak, gözetlemek, tecessüs etmek; gizli şeyleri araştırmak; i. tecessüs, gözetleme, merakla bakma; mütecessis kimse. pry'ingly z. casus gibi, tecessüsle.

İngilizce - Türkçe Sözl