Yaramaz Ve şımarık Nur çocuk Gibi Davranıyorsun | Yaramaz Ve şımarık Nur çocuk Gibi Davranıyorsun ne demek? | Yaramaz Ve şımarık Nur çocuk Gibi Davranıyorsun anlamı nedir?

Yaramaz Ve şımarık Nur çocuk Gibi Davranıyorsun | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: yaramaz simarik nur cocuk davraniyorsun

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rol yapmak, oynamak; taklit etmek; yapmak, işlemek; etkilemek, tesir etmek; hareket etmek, davranmak; temsil etmek, rolünü oynamak. act up yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. act as başkasının vazifesini yapmak. act on a suggestion yapılan

Türkçe Sözlük

(i.) («Afet-i cân» den galat). Pek yaramaz ve tek durmaz (çocuk).

Türkçe Sözlük

(i.) (isim demek olan «ad» dan ayırmak için (t) si (d) ile değiştirilmez). 1. Binek, koşu ve yük için kullanılan mâruf uysal hayvan, beygir, Ar. feres; Fars. esb: Binek atı, koşu atı, yarış atı, Arap atı. 2. Bu hayvanın enememiş erkeği, iğdiş ve kısrak mukabili. At oğlanı, uşağı = Arabacı ve seyis yamağı, ispir. At oynatmak = Hüner göstermek. At pazarı = At vesair hayvanların alınıp satıldığı çarşı, yer. At balığı = Afrika’nın büyük nehirlerinde yüzen büyük hayvan ki, Yunanca’ da (Hipopotam) yani ırmak atı denilir. Balıkla benzerliği yoktur. Suaygırı denir. At sülüğü = Sülüğün işe yaramaz cinsi. At sineği = Hayvanlara yapışan sinek. At kafası = Ahmaklık, beyinsizlik. At kafalı = ahmak, beyinsiz. Atkulağı = Marula benzer bir bitki. Atkuyruğu = Bir cins bitki ki, Arapça’da emsuh derler. Atkestanesi = iri ve yenmez bir cins kestane, ki ağacı süs için bahçelerde ve yollarda dikilip, beyaz ve penbe çiçeklisi olur. Çağatayca «ad» yerine de «at» kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. El ayesiyle parmakların içi. Ar. kef, Fars. muşt. 2. Avcun içine aldığı miktar: Bir avuç buğday. Avuç avuç = Avuç dolusu ile, bol bol. Avuç açmak = Dilenmek, Avuç İçi = El ayası. Avcun içine almak = Ele geçirmek, zabt ve hükmü altında bulundurmak. Avuç kaşınmak = Bir yerden para geleceğini sezmek. Avcunu yalamak = Mahrum kalmak. Elde, avuçta yok = Fakirlik. Osm. sıfr-ülyed. Ele, avuca sığmamak: Zaptolunmayacak derecede haşarı ve yaramaz olmak. Bir avuç = Az miktar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Umumiyet üzere kalçadan tabana kadar olan uzva ve bilhassa kalçadan dize kadar olan kısmına denir. Hayvanlarda ön, art, kıç bacak. 2. Oyun kâğıtlarının oğlan resimli olanı, vale, fanti. 3. Bir çeşit av köpeği. Alabacak = Sekili (at). Eğri bacak, kılıç bacak = Çarpık bacaklı, ahnef. Şeytanın kıç yahut art bacağı = Yaramaz çocuk. Bacak kalemi = İncik kemiğinden düdük.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cesur, kahraman. 2.Pek büyük. 3.İşe yaramaz, hantal. 4.İşsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans’a düzenledikleri sefer ve savaşlarda ün salmış komutanı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük çocuk ve mec. çocuk tabiatında olan. 2. Çocuk, oyuncağı kabilinden, yapma çocuk veya gelin vesaire. 3. Argoda çok güzel kız, kadın, sevgili, mec. Çok süslü: Sanki bebek. Bezden bebek = Bir işe yaramaz, hayırsız adam. Sakallı bebek = Yaşça büyük, akıl ve tedbirce çocuk halinde olan adam. Gözbebeği = (bk.) Gözbebeği. Kurret-tül-ayn. Fars. merdümek-i çeşm. mec. Pek aziz ve sevgili şahıs: A gözümün bebeği (dostluk tâbiridir).

Türkçe Sözlük

(i.). Yaramaz, haylaz, hayta.

Türkçe Sözlük

(aslı: Bİ-HUDE) (i. F.). Boşuna, işe yaramaz şekilde. Beyhude yer» = Boş yere, boşu boşuna.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapçalaşmışı: Büstân). Bahçe, çiçek bahçesi. 1. Sebze bahçesi. 2. Kavun, karpuz: Bostan ekmek, bostan tarlası. Bostan korkuluğu = Oyük, kuşları korkutmak için bostanlara ve tarlalara konulan kukla. mec. Kalıbı kıyafeti yerinde fakat işe yaramaz adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yersiz korku uyandıran gerçek dışı herhangi bir şey; (eski) yaramaz çocukları yiyen umacı.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işe yaramaz (tabanca ve tüfek). Şimdi kullanılan kimyevî kibrite vaktiyle bu isim verilmişti.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok yürüyen, çok koşan. 2. Açık eşkin giden (at). 3. Her tarafa koşup bir yerde dikiş tutmayan, serseri, derbeder. 4. Hovarda, sefih, içki ve kumar gibi kötü huyları olan. Uçarı çapkın = Sefahatte aşırıya kaçan. Mahalle çapkını = Mahallesini alt üst eden yaramaz çocuk, külhanbeyi.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çöcök = körpe, yavru). 1. İnsan yavrusu: Erkek çocuk, kız çocuk. 2. Genç, delikanlı. Ar. fetâ: İyi çocuktur. 3. mec. Hoppa mizaçlı, aklı bir şeye ermeyen. Çoluk çocuk = Aile, ev halkı. 4. Bir ailenin yavrusu, evlât: Ali’nin iki çocuğu var. 5. Teklifsiz arkadaşlar arasında, erkek şahıs: Ahmet’i yirmi yıldır tanırım, iyi çocuktur. Çocuk aldırmak = Ana rahmindeki cenini ameliyatla aldırmak. Çocuk bahçesi = Çocukların oynaması ve hava alması için hazırlanmış bahçe. Çocuk düşürmek = Çocuğu vaktinden önce ve ölü olarak doğurmak. Çocuğu olmak = Çocuğu doğmak. Çocuklar =’ Teklifsiz konuşmalarda «arkadaşlar!» demektir. Çocuk oyuncağı = Önem verilmeye değmeyen. Çocuk peydahlamak = Evli olmadan gebe kalmak. Çocuktan al haberi = Gizli tutulan bir şey çocukların rasgele söyledikleri bir sözle anlaşıldığı zaman söylenir. Çocuk yapmak = İsteyerek çocuk sahibi olmak. Çocuk yuvası = Çalışan kadınların iş saatlerinde küçük çocuklarını bıraktıkları bakımevi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

infant. junior. infantile. child. kid. youngster. baby. infant. son. brat. chit. juvenile. mite. moppet. seed. paed-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. kid. youngster.

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. infant. chap. chit. kiddie kiddy. mite. nipper. scion. youngster.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çocuk hali ve zamanı. Ar. tufûliyyet, sabâvet: Çocukluğunda pek yaramazdı. 2. Hoppa tabiatlı, düşüncesiz hareket: Onun yaptığı çocukluğu bebekler yapmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (argo). saçma; çöp, işe yaramaz şeyler; (argo). pislik; (f)., out ile (zarda) yediye atmak; (argo). şansım yitirmek. crap game (bak). craps.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri bozulup tutmaz olmak ve yu muşayıp kokmak. Osm. tefessüh etmek: Bu meyveler çürüdü, bu direkler çürümüş. 2 Berelenmek, morarmak, zedelenmek: Vücu du yer yer çürümüş. 3. Müdafaaya c memek, işe yaramaz hale gelmek: Bizim dâvâmız çürüdü. 4. Sıkıntılı bir yerde çok durmaktan bitmek ve harap olmak: Hapishanede çürüdü. 5. itibardan düşmek. 6 Tahsil ve geri alınması imkânsız olmak batmak: O adama verdiğimiz para çürüdü

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeytanlık, yaramazlık, kurnazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). devilry (i). şeytanlık; sihirbazlık; kötülük, zalimlik; yaramazlık, haylazlık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Öteden beriden derilip devşirllmiş Adi şeyler, derme çatma şey. 2. Öteden beriden devşirilmiş gayri muntazam ve işe yaramaz asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kir, pislik, çamur, toz; leke; alçaklık, namussuzluk, değersizlik, işe yaramazlık; dedikodu, iğrenç konuşma; içinde açık saçık resim ve yazılar bulunan kitap; (mad). toprak, çakıl, kum. dirt cheap sudan ucuz, bedava. dirt poor yoksul, fakir. dirt

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dokunaklı, tesirli: Dokunur ses. 2. Zararlı, yaramaz: Dokunur yemek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oynamamak, hareket etmemek, sükûn. Osm. sükûnette bulunmak: Yerinde durmak; ayakta durmak. 2. Hareketi kesmek. Osm. tevakkuf etmek: Bizim önümüze gelince durdu; araba, at durdu. 3. Bulunmak, kalmak, bir karar üzere olmak, devam etmek, mevcut ve baki olmak: Sizin aşçı duruyor mu? O kitaplar bende duruyor; dünya durdukça; aç durmak. 4. Beklemek, sabretmek: Durun biraz; duramıyorum. 5. Hareketsiz kalmak, râkid olmak: Su dura dura bozulur. 6. Oturmak, ikamet etmek. Osm. sakin ve mukim olmak: Şimdi nerede duruyorsunuz? 7. Şaşmak, hayrete dalmak, hayrette kalmak: Bunu işitince durdu. 8. Rahat oturmak, telâş ve gürültü etmemek: Hiç durmuyor. 9. Sebat ve devam etmek: Sözünde durmak; bir halde, bir kararda durmak. 10. Geçmemek, ilerlememek, ilişip kalmak: Mideye, boğaza durmak. 11. işlememek, kalmak: Saat, makine durmuş. 12. Dinmek, kesilmek: Yağmur, rüzgâr durdu. 13. Dinlenmek: Burada bir iki saat duralım. 14. Düşmek, konmak: Masanın üzerine toz durmuş. 15. Fiillerde atıf ve iltizam sigalarından sonra yardımcı fiil olarak kalıcılık gösterir: Kakıp durmak, bakıp durmak. Akan sular durur = Hiç diyecek yok; apaçık. Eğri durmak = Muhalefet göstermek. Uslu durmak = Yaramazlık etmemek. İç durmak = Sabretmek. Boş durmak = Hiçbir iş görememek. Tek durmak = Rahat oturmak, hiçbir yaramazlıkta bulunmamak: O tek durmaz. Hazır durmak (ve galatı; has durmak) = Selâma durmak veya diğer bir talim için hazır bulunmak kumandası. Dil durmak = Sükût etmek, söylememek: Onun dili durmaz. Divan durmak = Ayak üzre durup ellerini aşağıya uzatmak kumandası. Zihin durmak = Çok şaşırmak. Rahat durmak = Sükûnet üzre olup yaramazlık etmemek, (askerlik) Tüfeği yere dayayıp ayak üzere durmak. Selâma durmak = Ust geçerken selâmını almak üzere ayağa kalkıp beklemek. Tüfeği veya kılıcı yüzün önünde iki eliyle tutup geçen üstü selâmlamak kumandası: Selâma durl (ve galatı selâm dur). Şöyle dursun, bir yana dursun = Ondan başka. Doğru durmak = İyi harekette bulunmak, yaramazlık etmemek. Karşı durmak = Muhalefet ve serkeşlik etmek. Göze, dize durmak = Şükrü bilinmeyen nimet adamı kör, topal etmek. Mideye durmak = Hazmoiunamayıp ağırlık vermek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tortusu dibe durup saf ve berrak olmak, süzülmek: Su duruldu. 2. Dibe durmak, çökmek. 3. mec. Uslanmak, yaramazlığı terketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. elves) i., mit. peri, cin, cüce; cin gibi akıllı ve yaramaz çocuk, yaramaz kimse; ufak tefek kimse. elf child cinler tarafından değiştirildiği farz olunan çocuk. elfish s. cin gibi, yaramaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. peri veya cinlere ait; küçük, yaramaz, ele avuca sığmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. yaramaz çocuk, soru veya sözleriyle büyükleri güç durumda bırakan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yaramazlık, haylazlık; sergüzeşt, macera.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dövüp toz haline getirmek, kırmak, ufaltmak. Osm. sahk etmek: Pirinci ezmek. 2. Basıp veya sıkıp yassılatmak, şeklini bozmak: Kavunu, portakalı ezmek. 3. Suyun içinde tanelerini kırarak karıştırmak: Yoğurt, boya ezmek. 4. Kahretmek, çok zahmet ve eziyet vermek: Ezip suyunu içmek = işe yaramaz bir şeyle uğraşmaktan kinayedir. Lâkırdıyı ezip büzmek = Ne söyleyeceğini bilemeyip lâkırdıyı ağızda gevelemek. Mideyi ezmek = Mideyi bayıltmak, baygınlık vermek.

Türkçe Sözlük

(FAİDESİZ) (I.). Faydası olmayan. Osm. gayr-i müfîd, gayr-i nâfî, asılsız, boş, işe yaramaz: Faydasız iş, faydasız söz.

Türkçe Sözlük

(FERYAD) (i. F.). 1. Bağırıp, çağırma. Osm. vâveyla. Figan: Bir kadının feryâd ettiğini işittim; bir feryat koptu. 2. İmdat isteme, sızlanma: Feryadına yetişen olmadı; feryada takati yoktu. 3. Şikâyet, sızlanma: Vapurun yolsuzluğundan yolcular feryat ediyorlar. 4. El-aman, İllallah: Bir yaramaz çocuk ki, elinden feryat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, münasip, yakışır, yaraşır, Iâyık, elverişli; hazır; zinde, sıhhatli. fit for nothing hiç bir işe yaramaz. fit to be seen görülmeye hazır. fit to be tied (h). dili çok kızmış, çok sinirli; sabırsız, patlayacak halde. a dish fit for a king kra

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «habis»). Kötülükler, yaramazlıklar, kötü işler. Ummül-habâis = Kötülüklerin anası ki, eski dilde içki yerine kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötülük, yaramazlık, fenalık, haylazlık: Habâsetine diyecek yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubs» dan smüş) (mü. habîse). 1. Kötü, fena, fasit: Ervâh-ı habise = Kötü ruhlar, cinler. 2. Habâset eden, fesatçı, yaramaz.

Türkçe Sözlük

(i.) (aşağı halk demek olan, Arapça haşâre’den olsa gerektir). Yaramaz, rahat durmaz, sert, hırçın, zaptı müşkül: Haşarı adam, et.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خرگله] sürünün başında giden kılavuz eşek. 2.eşek sürüsü. 3.haylaz, yaramaz adam.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİÇ) (i. F.). 1. Yok olan veya yok denilecek kadar az olan, Ar. mâdûm, mefkud: O adam benim nazarımda hiçtir. 2. Yokluk, Ar. adem: Hiçten gelme, hiçe saymak, hiçten iyidir. Büsbütün, asla, kat’A: O hiç bilmez, hiç kazanmadı. Hiç görmedim. Hiç olmazsa: Hiç değilse, Ar. akallî, lâ-akal, bâri. Hiçbir = Bir şeyin birer birer inkârı: Hiçbir iş göremedim. Hiçbir tacirin teşebbüs edeceği iş değildir. O malların hiçbiri işe yaramaz. Hiçbir zaman, hiçbir vakit = Asla, Ar. ebeden: Onu hiçbir vakit kabûl etmem. Sizin dediğiniz hiçbir zaman olmıyacaktır. Hiçbir şey = Asla: Hiçbir şey söylemedi. Hiçbir şey vermedi, olmadı. Hiç kimse = Hiçbir adam: Hiç kimse gelmedi. Hiç kimseyi incitmemeli. Hiçten = 1. Asıl ve nesli meçhul, sonradan görme: Hiçten bir adam. 2. Zahmetsiz kazanılmış: Hiçten bir paradır. Hiçten bir eve sahip oldu. Hiçe saymak = Saymamak, ehemmiyet vermemek. Sualde «hiç görmediniz mi?» gibi menfi cümlede ve ona benzeterek müsbet cümlede kullanılıp «vaktin birinde» ve «kazâra, tesadüfen» gibi bir mânâ ifade eder: O adamı hiç gördünüz mü? Hiç ava gittiğiniz var mıdır?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (cin). play hob with karmakarışık etmek, altüst etmek. raise hob yaramazlık etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Yıpranarak işe yaramaz hâle gelmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cin gibi, şeytan gibi, afacan, yaramaz. impishly z. şeytanca impishness i. şeytanlık, afacanlık, cin fikirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız, kullanışsız, elverişli olmayan; zahmetli, işe yaramaz; sıkışık. incommodiously z. elverişli olmayarak, kullamşslz bir sekilde. incommodiousness i. elverişsizlik, kulIanışlı olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağlığa yaramaz, sağlığa dokunur, zararlı. insalubrity i. sıhhate aykırılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yaşlı ve işe yaramaz beygir, yılkı atı; cadı karı, şirret kadın; fahişe; (f.) ağır bir işe koşarak takatini kesmek, çok yormak jaded s çok yorgun, bitkin; isteksiz, zevksiz.

Türkçe Sözlük

(i.) (çocuk dilinde). 1. Pislik, neces: Çocuğun kakası var, kakasını edecek. 2. Kötü, fena: Kaka bebek = Yaramaz çocuk.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâLB) (i. A.). 1. Sahte, taklit, resmî ve sahih olmayıp bir sahtekâr tarafından taklitle, kıymetsiz bir madenden yahut eksik olarak yapılmış para: Kalp akça; bu lira, bu banknot kalptır. 2. Yalandan cesaret satıp hakikatte pek korkak ve işe yaramaz olan: Kalp adamdır; pek kalp çıktı. 3. Yalancı, her tavır ve hâil sahte, kendisine güvenllemez: Öyle kalp adamlarla iş görülür mü?

Türkçe Sözlük

(i. Ar. «kalb» ten). Sahte tavır ve hal, değersiz ve hiçbir işe yaramaz boş adamın hali.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş. Ar. amel uğraşma. Kâr-ı Akil = Akıllı adam işi. Kisb ü kâr = Geçinmek için yapılan İş, san’at, ticaret, meşguliyet. Kâr-ı kadîm = Eski zamanda yapılmış şey. 2. Kazanç, fayda, menfaat .istifade, hisse. Hayvan alış verişinden çok kâr etti. Bu işten sizin bir kârınız var mıdır? Kâr ve zararı kendisine ait olmak şartıyle. 3. İşleme, tesir: Söylediğim sözler kendisine asla kâr etmedi. 4. Harb, cenk, kavga (yalnız «zâr» kelimesiyle beraber olduğu vakit bu mânâya gelir): Esnâ-yı kâr ü zârda. 5. Türkçe kaidesince bir isme eklenir: Tel-kârî = Tel ile işlenmiş, tel kakmalı. Kalem-kârî = Kalem işi, kalemle nakşolunmuş: Kalem-kârî yemeni. Bî-kâr = İşsiz. Der-kâr = Açık, apaçık. Ar. zâhir, ayân. Ser-kâr == İş başı. Serkârda bulunanlar (iş başında olanlar). Nâ-bekâr = işe yaramaz, hayırsız, haylaz. Kâr ü bâr = İş güç.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karıştırma işine konu olmak, altüst olunmak: Harç ara sıra karıştırılmak lâzımdır. 2. Karmakarışık edilerek bozulmak, ifsâd edilmek: Çocuklar dersleriyle meşgul olup rahat dururken, bir yaramaz çocuğun içlerine girmesiyle, hepsi karıştırıldı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük olan şeyin hâli, ufaklık. Ar. sigar: Bu taşın, dağın, tarlanın küçüklüğü. 2. Çocukluk, Ar. sabâvet, tufûliyyet: Küçüklüğünde pek yaramaz idi. 3. Yakışıksız, küçük düşürücü iş ve hareket, zül, hakaret: Bu sizin için bir küçüklüktür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kapların tutulacak, yeri, halkası: Bardak, kazan, testi, güğüm kulpu. 2. mec. Vesile, bahane, sebep. Kulp takmak = Bahane söylemek, vesile aramak. Yumurtaya kulp takmak = Her şeye bir bahane aramak. Ucunu, kulpunu kaybetmek = Nereden tutacağını bilememek, hesabı şaşırmak. Kulpu kulağı yok = mec. Tutacak yeri yok, işe yaramaz.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuruyup zayıflamış veya eskiyip yıpranmış, işe yaramaz, bitmiş: Kurada beygir, kılıç, ev.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe: leş). 1. Ölmüş hayvanın nâşı. 2. mec. Kokmuş ve murdar şey, hiçbir işe yaramaz ve ıslah kabûl etmez şey: O, bir lâşedir. 3. (denizcilik) Batan geminin yüzde kalan kırık teknesi.

Türkçe Sözlük

(Ji.). Hayırsız, haylaz, Aciz, yaramaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yaramazlık etmek; fena hareket etmek. misbehavior i. fena hareket; yaramazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaramazlık; haylazlık; haylazca hareket veya tavır; haylaz kimse; zarar, ziyan, hasar; zararlı şey; k.dili şeytan. mis chiefmaker i. kavga -çıkaran veya fitnecilik eden kimse. get into mischief yaramazlık etmek. keep out of mischief yaramazlıktan

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaramaz, haylaz; zarar verici. mischievously z. yaramazca; zarar vermek niyetiyle; zarar verecek şekilde.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yapıdan artan ve vi ranelerden çıkan ufak taşlar: Yola molo; dökmek. 2. mec. Bir işe yaramaz insan Moloz adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yanmış demir birikintisi. 2. Maden veya ağaç kömürü süprüntüsü, kırığı. 3. Her şeyin işe yaramaz kısmı, bücürü, (bk.) Mıcır.

Türkçe Sözlük

(i.). Zarar veren, yaramazlık. Zararlı iş, davranış.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşe yaramaz, boş, haylaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نابکار] hayırsız. 2.işe yaramaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ناکس] soysuz, işe yaramaz. 2.pinti, nekes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaramaz, haylaz; serkeş; münasebetsiz; fena; ahlaksız. naughtily z. haylazca. naughtiness i. yaramazlık; münasebetsizlik.

Türkçe Sözlük

(NİHAYET), NİHAYE (i. A.) (c. nihâyât). 1. Son, bitim, uç, Akıbet: Bu işin nihayeti ne olacak? 2. Son derece: O kadar yaramazlık etti ki, sabrım nihayete vardı. Ilâ-nihâye = Son dereceye kadar. Nihâyetü’l-emr = Akıbet. Nihayet bulmak = Bitmek, tükenmek. Bî-nihâye = Bitmez, tükenmez, sonsuz, pâyânsız. Nihâyetü’n-nihâye = En son derece.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) tesirsiz, etkisiz; (ask.), (den.) hizmete yaramaz (kimse).

Türkçe Sözlük

(NÜR) (i. A.) (c. envâr, nîrân) (tes. nûreyn). 1. Aydınlık, ışık: Güneşin nûru etrafı kapladı. 2. Parlaklık. Nûr-efşân, nûr-pâş = Etrafa aydınlık veren, ortalığı nûr içinde bırakan. Nûr-bahş = Parlatan. Nûr-ı çeşm, nOr-ı dîde, nûr-ı ayn = Pek sevgili şahıs. Nûrtopu, nûr damlası — Pek güzel çocuk. Nûr içinde yatsın = Allah rahmet eylesinl NÜr-ün ali-nûr = O, daha iyi. Göznûru == Okuyup yazmakla veya dikişle görülen iş: Göznûru dökmek (tesniye) NÜreyn — Ay ve Güneş. Zu’n-nûreyn = İki nûrun sahibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. glory. radiance. nimbus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. glory. divine light.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hard knot in wood; also, a hard knob of wood used by boys in playing hockey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. radiance. heavenly light. divine radiance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mere , no better than , none but , nothing but , only.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نور] ışık.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 2.Mekke’deki Hıra dağı. Işığın bir şeye yansımasından meydana gelen parlaklık. Zünnureyn: Hz.Peygamberin 2 kızıyla evlendiği için Hz.Osman’a verilen unvan, onur sahibi. Kur’an-ı Kerim’in 24.suresinin adı.

Türkçe Sözlük

(i.) («ateş» demek olan «od» dan). 1. Yanıp ateş hâsıl etmek üzere kesilmiş ağaç: Odun kesmek, odun yarmak, odun kömür. 2. Direk, dayak, destek: Kapı odunu. 3. Dayak, vuruş: Yaramaza odun gerek. mec. Meşe odunu = Odun gibi adam, terbiyesiz, kaba ve kalın kafalı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuyruk sokumu: Puç kemiği. 2. İşe yaramaz, boş şey. İş puç olmak = Hayrı görülmemek, boş çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ingiliz folklorunda yaramaz peri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alçak adam, çapkın adam, yaramaz kimse. rascality (i.) alçaklık, çapkınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .Amerika'ya mahsus kızıl göğuslü bir ardıçkuşu; (ing.) kızıl gerdan, nar bülbülü, zool. Erithacus rubecula Robin Goodfellow (ing.) mit. yaramaz peri. robin's egg blue ardıçkuşu yumurtasının rengi olan yeşilimsi açık mavi. Robin Hood ingiliz efsanele

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. derbeder kimse, çapkın veya sefil kimse; hırsız, dolandırıcı, hilekâr kimse; yaramaz kimse, külhani; azgın fil; dilenci; f. serserilik etmek; hilekarlık etmek, aldatmak. rogue elephant başıboş kalmış azgın fil. rogues' gallery sabıkalıların re

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çapkın, derbeder; yaramaz .

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. askaat). 1. Bir şeyin düşük ve işe yaramaz kısmı. 2. Kötü ve faydasız şey. 3. Yanlış, hata, eksiklik. 4. (Türkçe) Organlardan biri eksik ve hastalıklı olan, Ar. alil: Sakat bir adam. 5. Eksik ve hasta (organ): Bu ademin eli, ayağı, gözü sakattır. 6. Hatalı, doğru olmayan, yanlış: Bu söz sakattır. Sakat iş işleme.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). 1. Bedbahtlık, saadetin zıddı. 2. Yaramazlık, kötü iş. 3. Haydutluk, eşkiyâlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haylaz kimse, yaramaz kimse, çapkın kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haylaz ve yaramaz kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaramaz, kötülük eden, edepsiz. 2. Rahvan: Şeremet at.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Yaramaz, kötülük eden, edepsiz. 2. Rahvan: Şeremet et.

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «şer-gîr» den galat). Yaramaz, sert, haşarı.

Türkçe Sözlük

(I. Farsça «şer-gîr» den galat). Yaramaz, sert, haşarı.

Türkçe Sözlük

(ŞEYTAN) (i. A.) (c. şeyâtîn) (İbrântce’den). 1. iblis. 2. mec. Pek zeki ve kurnaz adam (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). Pek şeytan adamdır. Şeytan arabası = 1. Bazı bitkilerin havada uçuşan pek ince tüylü tohum kozalağı. 2. Demiryolu rayları üzerinde yürütülen açık araba ki, işçi taşır. 3. Bisiklet. Şeytan tüyü = Bir kimseyi başkalarına sevdiren hâl: Onda şeytan tüyü vardır. Şeytan tırnağı s Tırnağın yanında deri üzerinde çıkan tırnak piçi. Şeytanın kıç bacağı = Cin fikirli yaramaz çocuk. Cem’i: cinler, kötü ruhlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Yüz bulup azmış, şımarmış: Şımarık çocuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoilt. saucy. sassy. pert. perky. wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazen. forward. pert. spoiled. saucy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoiled by overindulgence. pert.

Türkçe Sözlük

(i.). Huysuzluk, yaramazlık, hırçınlık: O çocuğun şirretliği çekilir şey değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (slyer, slyest veya slier, sliest) kurnaz, şeytan; şakacı; yaramaz; marifetli. slyboots i., (şaka) kurnaz ve şakacı kimse. on the sly gizli gizli; sezdirmeden. slyly z. kurnazca. slyness i. kurnazlık.

Türkçe Sözlük

(TAKVİM) (i. A.) (c. tekavîm). 1. Doğrultma, düzeltme, yoluna koyma, tertip, düzen. 2. Ülkeleri veya yıldızları yerleri ile belirten kitap veya cetvel. 3. Her seneye mahsus olarak düzenlenen ve yılın günlerini gösteren yıllık (İslâm Aleminden Avrupa’ya geçmiştir), mec. Eski takvim, köhne takvim, geçen senenin takvimi = İşe yaramaz şey.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yeni doğmuş at yavrusu. Biniye gelmiş iki yaşında at yavrusu. Deve yavrusu. 2.Yaramaz çocuk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tek parça ağaçtan veya tahtadan yapılma kap: Hamur, çamaşır teknesi. 2. Çeşme suyunun döküldüğü ve ekseriya hayvanların su içtiği taştan büyük kap: Çeşme teknesi; taş tekne. 3. Gemi ve kayığın direk, yelken vesaire dışındaki asıl kısmı: Bu geminin teknesi pek eskidir; o vapurun teknesi sağlamdır ama makinesi işe yaramaz. 4. Tanbur ve bozuk gibi musiki Aletlerinin sesini çınlatmaya yarayan yarım küre şeklindeki kısımları. Teknede hamur = Hazır iş. Tekne kazıntısı = mec. ihtiyarlıkta doğan zayıf ve cılız çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ehemmiyetsiz, ufak, cüzi, az; sathi; her şeyi ehemmiyetsiz gibi karşılayan; değersiz, işe yaramaz. triflingness i. ehemmiyetsizlik. triflingly z. önemsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıhhate yaramaz, zararlı; sıhhatsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işe yaramaz, yararsız.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Akıllı, zekî. 2. Terbiyeli, edebli. 3. Yavaş, uysal, yaramaz mukabili: Uslu çocuk. Uslu durmak — Rahat oturmak, yaramazlık etmemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uymazlık. 2. Münasebetsizlik, uygun olmayan iş ve hareket. 3. Kötü hareket, kötü muamele, yaramazlık: Bu adamın uygunsuzluğu mâlûm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müsrif kimse; bir işe yaramaz kimse; avare kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sihirbaz kadın, büyücü kadın; cadı, acuze, kocakarı; büyüleyici güzellikte kadın; yaramaz kız; f. büyülemek, meftun etmek; büyü yapmak. witch doctor büyücü doktor. witch hazel Amerika'da yetişen ve güzün sarı çiçekler açan bir çalı, bot. Hama

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değersiz, işe yaramaz, colloq. ciğeri beş para etmez. worthlessly z. değersizce. worthlessness i. değersizlik.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. işe gelmek, iş görebilmek, kullanılabilir hâlde olmak: Bu bana yaramaz. 2. Faydalı olmak, kendisinden faydalanılmak: O adam bize çok yaradı. 3. Uygun ve muvafık gelmek, sıhhate faydalı olmak: Buranın havası bana yaradı, bu yemek, bu su bana yaramıyor. 4. Lâyık olmak, gerekmek: Ona iyilik yaramaz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işe gelmez, hayırsız, faydasız. 2. Kötü, Ar. şerîr, muzır, habîs. 3. Zorba. 4. Gürültücü, patırtıcı, rahat durmaz: Yaramaz çocuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-effective. good-for-nothing. elfin. elvish. impish. mischievous. naughty. obstreperous. prankish. rompy. skittish. undisciplined. unmanageable. wicked. little perisher. pickle. rogue. scalawag. scamp. scapegrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

elfin. bad. handful. impish. naughty. rascal. rogue. scallywag. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischievous. naughty. useless. good-for-nothing. unlicked cub. impish. no- good. puchish. wicked.

Türkçe Sözlük

(i.). Yaramaz olanın hâli.

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Kurnazlık, yaramazlık: Yine bir yezitlik düşünüyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Yokluk çeken, fakir, muhtaç. Dayak yoksulu = mec. Terbiyeye muhtaç, yaramaz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zorla muamele eden. 2. Yaramaz, rahat durmaz, haşarı.