Yardim Sever | Yardim Sever ne demek? | Yardim Sever anlamı nedir?

Yardim Sever | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: yardim sever

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendisine tevekkül edilen, kudretiyle kullarının işlerini halleden, onlara yardımcı olan yüce Allah’ın kulu. - Vekil. Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Vekil).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı. Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah’ın kulu. - el-Veliyy kelimesi Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Veli).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü’minlere nusrct ve zafer veren Allah’ın kulu. - Nasır, Allah’ın sıfatla-rındandır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı, yardım eden Allah’ın kulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) söz ve davranışlarla cesaret vermek veya yardım etmek.(gen. fina anlamda).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Asıl mânâsı sulama ise de, dilimizde yalnız mecazî mânâsıyle bazı eski nesir yazarları tarafından kullanılmıştır). Yardım, itimat: Abyârî-i himmetinizle = Himmetiniz yardımıyle, himmetiniz sayesinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). yardımcı olan, muavenet eden; suç ortaklığı eden;(i). aksesuar, yardımcı şey; suç ortağı.

Şifalı Bitki

(kuvasya ağacı): Sedefotugillerden; 2-3 metre boyunda küçük bir bitkidir. İnce kabuklarının üzerinde sarı benekler vardır. Çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Bu ülkelerde acı ağaç kabuklarından yapılan kaplardan su içenlerin kuvvetleneceğine inanılır. Hekimlikte; kökü, kabuğu ve odunu kullanılır. Etkili maddesi “Quassine”dir. Çok acıdır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisede rahibe yardım eden memur; yardımcı kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Kimsesiz, yalnız, yakını ve yardımcısı olmayan.

Türkçe Sözlük

(i.). Kimsesiz, yardımcısız olma hali.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İyilik, yardımseverlik. 2.Ünlü hanım mutasav-vıfe.

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray’ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-mah savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin’de öldü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâve, ek, esası teşkil etmeyen kısım; iş arkadaşı, yardımcı, muavin; (gram). başka kelimeleri tanımlamak veya nitelemek için kullanılan kelime veya kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardımcı, muavin; emir subayı, yaver. adjutant general komutana bilgi veren ve emirlerini orduya tebliğ eden general. adjutant stork Hindistan'da bulunan bir çeşit iri leylek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetim, idare, hükümet nezaret; başkan ve yardımcıları , idareciler; bakanlar kurulu, vekiller heyeti ; yemin ettirme; ilaç verme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adad). 1. Kol, bazu. 2. mec. istinatgah, muin, yardımcı: Adûdüddevle = Devletin yardımcısı. Anatomi. Azm-ı adud = Kol kemiği; cerrahî. Haz-i adud = Kolun kesilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) tarımsal, zirai; tarlalara ait; (pol). çiftçilere yardım etmeyi ve tarımsal kâr sağlamayı amaçlayan.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, Parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır.

Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayali de olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşulan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi, vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır. Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayalide olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirlerle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşılan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzyıllarca önce Anadolu’da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik, iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak maksadını güder; günlük hayatta ise yardımlaşma, yoksullları koruma gibi insanî duyguları, ayrıca müzik, binicilik, silâh kullanma kabiliyetlerini geliştirmeye önem verirdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yardım, iane; f yardım etmek, iane vermek. first aid ilk yardım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaver; yardımcı, muavin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardım dağıtan memur.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. İçinde elektrik akımı yardımıyle ışık vermeye yarayan bir iletken bulunan, havası boşaltılmış cam şişe. 2. içinde sıvı ilâç bulunan, eğzı kızdırılarak kapatılmış küçük şişe.

Genel Bilgi

Arabamızın motoru arabayı yürütecek gücü sağlarken bir yandan da ısı üretir. Motor bloğu içinde devamlı dolaşan su ile motor soğutulur. Motordan aldığı ısı ile ısınan bu su da radyatörde havanın yardımıyla soğutulur.

Kapalı bir çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak, herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında varırız.

Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce, arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına mani olacak ‘anti-firiz’ dediğimiz sıvı ilave edilir.

Motorun soğutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum korunma sağlanmış olmaz mı?

Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.

Suyla karışabilen her şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan etkileri bakımından tavsiye edilmez.

İlk otomobillerde şeker ve balın antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla ‘etilen glikol’ denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor.

Suyun içine katılan kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü, moleküllerinin su molekülleri ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.

Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası yoktur aksine zararı vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rica etmek, istirham etmek, yalvarmak; yardım talebinde bulunmak; (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye devretmek ; müracaat etmek, istida etmek; hoşuna gitmek, hitap etmek; baş vurmak. appeal from the chair meclis başkanının kararına ka

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sırt, arka, püşt: Arkaya almak, arkası üstü yatmak. 2. Geri taraf, halef, verâ, pes: Dağın arkasında. 3. Yüz mukabili, ters, zahr: Kâğıdın arkasına yazmak. 4. Alt taraf, sonra, mâbâd: Arkadan gitmek, arkaya kalmak. 5. Hâmî, iltimasçı, koruyucu: O adamın arkası yoktur. 6. Himaye, yardım, müzaheret, iltimas: Arkasız bir şey olmaz. 7. Batın, kuşak, nesil: Arkadan arkaya: Batnen bâde batn = Soydan soya, nesilden nesle. Arka arkaya vermek = Yardımlaşmak, elbirliğiyle çalışmak. Arka arka = Gerisin geri. Arkadan arkaya = Gizliden, belli etmeksizin. Arkası pek, kuvvetli = Üşümeyecek surette giyinmiş. Bir şeyin arkasına düşmek = Takip etmek. Arkasında dolaşmak = Araştırıp ele geçirmeye çalışmak: Bir hizmet arkasında dolaşıyor. Arka vermek = Dayanmak, istinad etmek. Arkada ve geride bulunan: Arka kapı, arka sokak.

Türkçe Sözlük

(i.) («Arka» dan. Aslı: Arka-daş). 1. Dost, yakın, tanıdık, refik, ortak. 2. Muavin, yardımcı, yamak. 3. Bir işte birlikte bulunanlardan her biri: Yol arkadaşı, okul arkadaşı. Arkadaş değil, arka taşı = Yük olan, eziyet veren arkadaş için kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Sırtına almak. 2. Bir kimseye yardım etmek, müzaheret etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendisine yardım edilmek. 2. Birinin yardımına güvenmek.

Şifalı Bitki

(pirus communis): Gülgillerden; çiçekleri beyaz bir ağacın meyvesidir. Armut; suluca yumuşak tatlı ve küçük çekirdeklidir. Rengi sarı ile yeşil arasında değişir. Ankara, Mustabey, Çengel, Kumla, Bey olmak üzere birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. İdrarı bollaştırır. Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder. Yüksek tansiyonu düşürür. Kanı temizler bütün salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir, kabızlığı önler. Sinirleri yatıştırır. Zihni yorgunluğu giderir. Susuzluğu keser. Tükürük ifrazatını artırır. Hamilelerin kusmalarını azaltır. Hazımsızlığı giderir. Mafsal kireçlenmesi, nikris ve romatizmada faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanların kompostosunu içmeleri tavsiye edilir. Yemeklerden önce yenecek olursa daha faydalı olur.

Şifalı Bitki

(hordeum vulgare): Buğdaygillerden; taneleri ekmek ve bira yapmakta kullanılan bir bitkidir. Hayvan yemi olarak da verilir. Nişastası boldur. Kavrulup kahveye de karıştırılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Mesane ve idrar yollarındaki iltihapları temizler. Böbrek ve kum taşlarının dökülmesine yardım eder. Prostat büyümesini önler. Asabi kusmaları durdurur. Boğaz ve yarımbaş ağrılarını dindirir. Dil iltihaplarını giderir. Temriye ve mayasılda haricen kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tıbbî Aletleri İlâç kullanmadan, yalnız ısı yardımı ile mikropsuzlaştırma işi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahib’in çoğulu. 2.Hz.Muhammcd (s.a.s)’i görüp ona tabi olan kişil(Erkek İsmi) İnsanlık aleminin en seçkin simaları ve örnek neslidirl(Erkek İsmi) Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah’ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygamberin öğretilerini harfiyyen yaşamışlardır. Ashab-ı Kiram: Yüce sahabel(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Bir işin başında bulunan bir kimsenin yardımcısı. Daha çok profesör ve doçent yardımcıları için kullanılır.

Yabancı Kelime

Fr. assistant

1. yardımcı, 2. araştırma görevlisi

1. Yardım eden veya gerektiğinde yardım edecek olan kimse vb. 2. Yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğretim yardımcısı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâkir). 1. Devlet ve memleketin muhafazası için maaşla veya kur’a ile toplanarak hazır bulundurulan silâhlı adamlar topluluğu, ordu, çeri, kol. Osm. cünd, ceyş, leşker, sipâh: Asker toplamak, yazmak. Sevk-ı asker etmek = Bir yere asker götürmek, harbetmek üzere asker yürütmek, asker çekmek Düşman üzerine asker yollamak. 2. Asker topluluğunu terkip eden şahısların herbiri: Bir asker geldi, baksana asker. (Bu mânâ ile sıfat gibi dahi kullanılır): Ben asker adamım. O, asker oğlu askerdir. Ahz-ı asker = Kur’ada bulunan ahalinin askere alınması usul ve tertibi: Ahz-ı asker kanunnamesi. Asâkir-i Berriyye = Kara askeri. Asâkir-i Bahriyye = Deniz askeri gemici asker. Asâkir-i Redife = Redif askeri. (bk.) Nizam. Asâkir-i muntazama = Talim görmüş ve muntazam askerler ki, nizâmiyye, redif ve mustahfazdan ibarettir. Asâkir-i muâvine = Muntazam orduya yardımda bulunmak üzere, geçici olarak maaşla veya gönüllü olarak toplanan başıbozuk asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yardım etmek, muavenet etmek, iane vermek, desteklemek; (i). yardım assist at hazır bulunmak assistance (i). yardım, muavenet, imdat, iane assistant (i). muavin, yardımcı assistant professor asistan .

Şifalı Bitki

(zemberekotu): Atkuyruğugillerden; kök sapı ömürlü olan, nemli yerlerde yetişen bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar tutukluğunu giderir. İdrarı artırır. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar torbasındaki iltihabı giderir. Kan işemeyi keser. Albümin miktarını düşürür. Zatülcenp ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Nikris ve romatizmanın şikayetlerini giderir. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kulak ve göze aynı anda hitap eden sistem, öğretimde kullanılan yardımcı araç; (s). kitaptan başka ögretim araçları (radyo, resim, fonograf, televizyon) ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). üst dişlere dayama suretiyle işitmeye yardım eden bir alet.

Teknolojik Terim

Video bilgisiyle birlikte ek yardımcı (AUX) verisi de kaydedilir. Bu bilgi, kayıt tarihi/saatini, Geniş/PALplus bilgisini ve kaydedilen resim kaynağını içerir. AUX verisi, DHR-1000 tarafından da okunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). yardımcı, muavin; gram yardımcı fiil; (s). yedek; yedek motorlu (yelkenli).

Türkçe Sözlük

(i.). Yardımcılar mânâsiyle Avân yerine ve en fazla kötülükte birine yardakçılık yapanlar hakkında kullanılıyorsa da, Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Avân). Yardım eden adam, yardımcı, imdatçı, muavin. (en fazla cem’i kullanılmıştır): Avânı ile beraber.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yardım imdat, nusret: Avn-ı Hudâ ile: Allah’ın yardımı ile. Blavn-lllah, biavnihi-taâlâ = Tanrı’nın avn ve inayetiyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عون] yardım.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yardımla ilgili, yardıma ait. 2.Fatih Sultan Mehmed’in şiirde kullandığı mahlas.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. 2.Yardım etmiş. Yardımla ilgili.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Allah’ın yardımı. - Birleşik isim.

Şifalı Bitki

(İt üzümü): Fundagillerden; küçük taneler halinde kırmızı renkli yemişleri olan, tüylü bir bitkidir. 1-3 metre yüksekliğindedir. Her mevsimde yaprakları vardır. Makilerde bulunur. Dalları kırmızımtırak kahverengidir. Yaprakları şimşir yapraklarına benzer. İçinde Hydrochinone vardır. Sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Çiçekleri pembe salkımlar halindedir. Ev ilaçlarında yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kuvvet verir. İshali keser. İdrar yollarını temizler. İdrar söktürür. Ateşi düşürür. İdrar yollarındaki taşların düşmesine yardım eder. Prostat büyümesinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki

(sefercel): Gülgillerden çiçekleri iri ve pembe renkli; yapraklarının altı tüylü, orta yükseklikteki bir ağacın meyvesidir. Ayva; limondan büyük, sarı renkte, tüylü, mayhoş, dokusu sertçe ve ufak çekirdekli bir meyvedir. Vitamini boldur. Çiğ yenilmesi tavsiye edilmez. Komposto veya jöle yapılarak veya külde pişirildikten sonra yenmesi uygundur. Kullanıldığı yerler: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Karaciğer tembelliğini giderir. Safra akışını sağlar. Çarpıntıyı dindirir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Bronşit, müzmin öksürük ve veremde faydalıdır. Ağızdan su gelmesini ve kan kusmayı önler. Vücudun gelişmesine yardım eder. Merhem yapılarak kullanıldığı takdirde; el ayak ve meme ucu çatlaklarını, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir. Egzama kaşıntılarını ve basur memelerinin doğurduğu şikayetleri giderir. Kabızlık çekenler ve tansiyonu yüksek olanlar yememelidir.

Genel Bilgi

Eskiden borçları olanlar Baba Cafer Zindanı’na atılırlardı. Hapsedilen borçlular zindanın tek penceresinden yardım isterler, borçlarını ödemeleri için halka yalvarırlardı. Baba Cafer’den bir borçlu kurtarmak büyük sevap sayılırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir şeye destek olmak, arka olmak, yardım etmek; tarafını tutmak, üzerine bahse girmek (at v.b.); ; geriye sürmek; sırtına binmek ; (den). güneşin aksi yönüne dönmek, dirise etmek (rüzgar). back down back out caymak, sözünden dönm

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arkası olan, yardım edilmiş, himaye edilmiş; arkalıklı (iskemle v.b.); çifte dokunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arka, yardım eden kimse, tarafını tutan kimse; yarışta bir ata para koyan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardım, müzaheret; tasdik; arka, arkalık, destek.

Şifalı Bitki

(prunus amygdalus): Gülgillerden bir çeşit ağacın yemişidir. Meyvesi ancak çağla halindeyken yenir. Olgunlaştıktan sonra, sert kabukla kaplı olan içi yenir. Hekimlikte kullanılan kısmı da burasıdır. Başlıca 2 çeşidi vardır. - Acıbadem - Tatlıbadem Kullanıldığı yerler: Badem, bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin zayıf düşmemesini sağlar. Sütle içilirse mideyi kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Nekahat devresini kısaltır. Böbrek mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, boğaz yanması ve akciğer hastalıklarında faydalıdır. Bademyağı kabızlığı giderir. Egzama ve kaşıntıların verdiği rahatsızlıkları azaltır. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Kulak ağrılarını dindirir. Yumurtayla karıştırılıp da, basur memelerine sürülecek olursa, ağrı ve yanmaları giderir.

Türkçe Sözlük

(uydurma kelime) (i.). Başka bir şeyin tesiri altında bulunan. Başka bir varlığın iradesi, gücü veya yardımı olmadan kendi başına bir şey yapamıyan, müstakil olmayan, tâbi.

Şifalı Bitki

(ful): Baklagillerden hazmı kolay ve besleyici bir bitkidir. Ev ilaçlarında çiçekleri kullanılır. Bir çeşidi olan acıbakla ise, acı ve otsu bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Lumbago, romatizma, siyatik ve dolama şikayetlerini giderir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Büyük ağırlıkları, küçük bir ağırlık yardımıyle tartmayı sağlamak üzere birkaç kaldıracın uygun bir tarzda birleştirilmesi ile meydana getirilmiş ilet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., spor. beysbol, kriket vb oyunlarda topa vurmak için kullanllan sopa; pingpong ve tenis raketi; tokmak, değnek. go on a bat bütün gece kafayı çekmek. go to bat for yardımına koşmak, müdafaa etmek.

Türkçe Sözlük

(f. müzârî: Batar). 1. Bir şeyin içine sokulmak, aşağıya gitmek, dalmak: Suya, yere, çamura batmak. 2. Girmek, hulûl ve nüfuz etmek: Ayağıma iğne, diken battı. 3. Girer gibi hissolunmak, acıtmak: Gözüme bir şey batıyor. 4. Ufuktan aşağı gitmek, gurub, ufûl etmek: Güneş battı, ay batacak. 5. Garkolmak, denizin dibine çökmek: Gemi battı. 6. Mahvolmak, kaybolmak: Bütün malı, serveti battı. Filân bankada birkaç bin lirası battı. 7. İflâs etmek, müflis olmak, bir şeyi kalmamak: O adam battı. Filân şirket, banka batmak üzredir. 8. Bozguna uğrayıp mahv ve perişan olmak: Bütün bir tümen battı. 9. Görülmez ve işitilmez olmak, eseri kalmamak: Onun adı battı. 10. Dalmak, müstağrak olmak: Borca, tere, al kanlara batmak. II. Fena tesir etmek, dokunmak: Onun lâkırdısı bana batmaz. Kandil batıp çıkmak = Sönmek derecesinde olmak. Çağatayca’da yardımcı fiillerden olup devam ve istimrar beyan eder: Bağırıp batmak = Bağırıp yatmak, durmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). olmak, vaki olmak; varlığını göstermek, mevcut olmak. yardımcı fiil -dır edilgen fiil yapmaya yarayan yardımcı fiil. (msl.to see görmek;to be seen görünmek). be at bulunmak, olmak. be about üzere olmak; meşgul olmak. be after peşinde olmak. be fr

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dostça davranmak, yardım etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilikseverlik; cömertlik; yardım, sadaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yardımsever, başkalarına iyilik etmek isteyen; kar gayesi gütmeyen.benevolently z. yardımseverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. yardım etmek, işine yaramak; faydalı olmak; s., (eski) konmuş, yerlestirilmiş durumda olan hard, ill veya sore bestead müşkül durumda, sıkışık halde.

Ülke

Başkent: Thimphu.

Nüfus: 1.739.000.

Yüzölçümü: 18.147 km2.

Komşuları: Batıda ve Güneyde Hindistan, Kuzeyde Çin.

Önemli Şehirleri: Thimphu.

Din: %75 Lama Budisti, %25 Hindu.

Dil: Dzongkha, Gurung, Assemese.

Yönetim Biçimi: Monarşi.

Tarih: Bölge, 16. yy.da Tibet hakimiyetine girdi. İngiliz etkisi 19. yy.da giderek arttı. 1907’de kurulan monarşi, 1910’da yapılan bir andlaşma ile İngiliz himayesine girdi. 1949’da bağımsızlık kazanan Bhutanın dış ilişkilerini Hindistan yürütmektedir. Dışardan aldığı yardımın büyük kısmı da Hindistan’dan gelmektedir. Butan-Hindistan bağlantıları hava taşımacılığında ve yol yapımında girişilen işbirlikleriyle daha da güçlenmiştir. Nüfusun büyük çoğunluğu tarımla uğraşmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yardımiyle mânâsına Arapça: Biavnillâh-ı Taâlâ = Tanrı’nın yardımiyle.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şey hakkında vukuf ve malûmatı olmak, vâkıf olmak: Bu işin böyle olduğunu bilirim. O adam mühendisliği iyi bilir. 2. Öğrenmek, vukuf kesbetmek ve malûmat edinmek: Sizin geldiğinizi bilemedim, sonradan bildim. Tanımak, Aşinâsı olmak, Aşinâ çıkmak: Sizi bilemedim. Bu adamı bileceğim geliyor. 4. Hatıra getirmek, yâd ve tahattür etmek: Şimdi bildim. 5. Zan ve itikat etmek, bir fikir ve zanda bulunmak: Ben sizi gitmiş biliyordum. Ben onu dost biliyordum. Herkes seni Alim biliyor. 6. (Yardımcı fiil olarak): Muktedir olmak: Yazabilmek = Yazmaya muktedir olmak. Gidebilmek = Gitmeye muktedir olmak. Menfisi yazamarrıak, bilememk gibi olur. 7. Tanımak, mes’ul tumak: Ben sizi bilirim. 8. Şüphelenmek, bir şey isnad etmek: Ben, ondan bilirim. 9. Müteşekkir ve minnettar olmak İyilik bilir adamdır. O adam iyilik bilmez. İyilik bilmek = Vefalı olmak. Bilen bilir = Erbabına malûmdur. Çok bilmiş = Hilekâr, aldenmaz. Kendini bilmek = Edepli, terbiyeli olmak: Kendini bilir adamdır. Kendini bilmez adam = Terbiyesiz, Fars. nâ-dân. Kendini bilm»mek = Baygın yatmak. Kendi bilir, siz bilirsiniz = Nasıl isterse yapsın, nasıl isterseniz yapın. Bilerek = Ar. Amden, kasden. Bilmeyerek = Kasdî olmayarak, istemeyerek. Bilmiş ol = Malûmun olsun.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Birleşerek meydana gelmiş, mürekkep. 2. (kimya) Ayrı elemanların moleküllerinin çeşitli oranlarda kaynaşması ile meydana gelen madde: Benzin birleşik bir maddedir. Birleşik faiz = Bir sermayeye her yıl getirdiği faizlerin de katılmasıyle elde edilen paranın tamamı üzerinden yürütülen faiz. Birleşik fiil = (gramer) Bir kelimeye yardımcı fiillerden birini katmak suretiyle yapılan fiil: Eziyet etmek. Zengin olmak gibi. Birleşik kelime = İki veya daha çok kelimeden meydana gelerek tamamen değişik bir mânâ ifade eden kelime: Devetabanı gibi. Birleşik kesir = Ondalık kesirle beraber bir yahut birkaç birimi içine alan sayı: 2,5, 3,75 birer birleşik kesirdir.

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

Şifalı Bitki

(tilkiüzümü): Gülgillerden bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen, dikenli bir çalıdır. Yemişi ahududuya benzer, fakat ondan küçüktür. Önceleri kırmızı iken sonraları kararır. Yaprakları; çiçekleri açmadan toplanıp, kurutulur. Birçok türü vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ayaklardaki şişlikleri indirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Gözlerdeki zafiyeti giderir. Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Ağız, dil, diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir. Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., A.B.D. arkasından itmek, destek olmak; lehinde konuşarak yardımcı olmak; artırmak ; i. destek, yardım; artma, artış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. ileri götüren şey, yardım eden kimse, propagandacı; rokette yardımcı ek motor; elek. voltajı yükselten alet. booster shot bağışıklığı artırmak için yapılan ek aşı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük Selçuklu Emiri. Selçuklu Sultanı Melikşah’a büyük yardımları dokundu. Kazanılan birçok zaferde etkin rol oynadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. halk masallarında gizlice ev iş1erine yardımcı olan iyi huylu bir peri; A.B.D. fındıklı ve çikolatalı bir çeşit kek. Brownie 7-9 yaş1arı arasında kız izci; bir çeşit ucuz fotoğraf makinası.

Türkçe Sözlük

(müzari: bulur) (f.) (Çağatay lehçesinde olmak yerine yardımcı fiil gibi kullanılır: Bolmak). 1. Arayarak veya tesadüfen bir şey elde etmek: Bahçede güzel bir çiçek buldum. Filân bir define buldu. 2. Kaybolmuş bir şeyi tekrar ele geçirmek: Kaybolan atı buldular. Düşürdüğünüz parayı buldunuz mu? 3. Varmak, erişmek: Yetmişi buldu, sağlıkla baharı bulalım. 4. Nâil olmak, ele geçirmek, zafer kazanmak, hâsıl etmek, şifâ, iyilik bulmak. 5. Uğramak, kötülüğe yakalanmak: Belâsını bulmak: İnsan ettiğini bulur. 6. Tedarik etmek: Bize biraz yemek bulmalı. 7. Raslamak, tesadüf etmek, rasgelmek, görüşmek: Dün filânı buldum. 8. Keşf, icat, ihtirâ etmek: Kristof Kolomb Amerika’yı, Gutenberg matbaayı buldu. Filân yeni bir makine, bir usûl buldu. Aralarını bulmak = Uyuşturmak, uzlaştırmak, barıştırmak. Aralık bulmak = Fırsat düşürmek. Arayıp bulmak = Aradığını bulmak, lâyık olduğu cezaya uğramak. Allah’tah bulmak = Tanrı gazabına uğramak. Vücut bulmak = Vücuda gelmek, mevcut olmak. Vuku bulmak = Meydana gelmek. Yerini bulmak = Yerine gelmek, icra olunmak. Yüz bulmak = Yüz verilmek, iyi muameleden azmak.

Ülke

Başkent: Ovagadovgov.

Nüfus: 10.135.000.

Yüzölçümü: 105.946 km2.

Komşuları: Kuzeybatı’da Mali, Kuzeydoğu’da Nijer, Güneyde Benin, Togo, Gana, Cate d’Ivoire.

Önemli Şehirleri: Ovogadougov, Bobodiovlasso.

Din: %65 yerel inançlar, %25 Müslüman, %10 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, kabile dilleri.

Yönetim Biçimi: Askeri Yönetim.

Tarih: Mossi kabilesi bölgeye 11. İle 13. Yüzyıllar arasında girdi. Krallıkları, Mali ve Sanahai imparatorlukları tarafından bozguna uğratılana kadar yönetimde kaldı. Fransız hakimiyeti 1896’da başladı, fakat Yukan Volfa (4 Ağustos 1984’te Burkina Faso olarak ismi değiştirildi). 1947 yılına kadar ayrı bir bölge olarak görülmedi. Tambağımsızlık 5 Ağustos 1960’ta kazanıldı ve Fransa yanlısı bir hükümet seçildi. Ordu 1980’de yönetimi ele geçirdi. 1987’deki darbe bugünkü rejimin temellerini attı. 1990’larda da sınırlı demokrasiyi ülkeye getirdi. Bugün, yüzbinlerce çiftçi Löte d’Ivoire ve Gana’ya göçetmektedirler. Ülke, yoğun biçimde dış yardıma bağımlı durumdadır.

Türkçe Sözlük

(i. L. Y). Belirli bir müddet için yapılan muntazam para yardımı. Daha çok öğrencilere yapılan aylık para yardımları «burs» diye anılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Emretmek, hükmeylemek: Burada kim buyuruyor? 2. Amir ve hâkim olmak, emri ve hükmü altında tutmak, idare etmek: Vaktiyle Basra ve Musul’a da Bağdad valisi buyururdu. 3. Söylemek, demek (saygı ve zara fet tâbiri) Ne buyurdunuz? 4. Gitmek, gelmek, teşrif etmek: (Keza saygı ve zarafet tâbiri) Buyrun gidelim. Ne vakit teşrif buyurdunuz? 5. Yemek, tenâvüi etmek: Buyrun. Buyurmuyorsunuz. 6. Almak, alıp kabûl etmek: (Bir şey takdim ederek) Buyrun. 7. Etmek, yapmak, eylemek: (Saygı ifadesi olarak yardımcı fiil şeklinde kullanılır): Tahrir buyurmak. İrsal buyurmak. Zahmet buyurmayın.

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -luses) (f). nasır; kırık kemiğin etrafında hasıl olup kaynamasına yardım eden madde; (bot). yaraları onaran doku; (f). nasırlaşmak.

Şifalı Bitki

((pinus pinea): Çam kozalaklarının içinden çıkarılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaşığı kadar (25 gram)’dan fazla yenilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Cinsel istekleri artırır, ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

eski can yardımcı fiilinin ikinci tekil şahıs şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). el yardımı ile yanlamasına atılan takla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

çarkı felek; el yardımı ile yanlamasına atılan takla.

Teknolojik Terim

CD-R (Kaydedilebilir CD), üzerine bir kez yazılabilen silinemez CD’leri ifade etmektedir. Bir CD kaydedici yardımıyla, müzik, filmler, fotoğraflar gibi çeşitli veriler bu diskler üzerine kaydedilebilmektedir. CD-R’ler 8 cm ve 12 cm biçimlerinde mevcuttur. En sık kullanılanlar 650 MB ya da 700 MB kapasiteli 12 cm CD-R’lerdir. Daha küçük 8 cm çaplı disklere genellikle single (tekli) CD adı verilir ve daha çok müzik kaydetmek için kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kürekle yürüyen, aynı zamanda yelkeni de yardımcı olarak kullanan bir Osmanlı harp gemisi çeşidi. Çektirilerin 19 çeşidi vardı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayırseverlik, yardımseverlik; merhamet; sadaka; hayır işi; hayır cemiyeti, yardım derneği charity school (ing). hayat okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüs; sandık; kutu: bir kurumda para alınıp verilen yer: banka. chest of drawers çekmeceli dolap, konsol. chest register (müz). göğüsten çıkan pes sesler. community chest genel yardım sandlğı. hope chest ceyiz sandığı. medicine chest ilâc dolabı. t

Ülke

Başkent: Cibuti.

Nüfus: 413.000.

Yüzölçümü: 23.200 km2.

Komşuları: Batıda ve Kuzeybatıda Etyopya, Kuzeybatıda Eritre, Güneyde Somali.

Önemli Şehirleri: Cibuti.

Din: %94 Müslüman, %6 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, Arapça (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Fransa, 1862-1900 yılları arasında bu toprakların yönetimini aşama aşama ele geçirdi. Etyopya ve Somali bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmekle birlikte birbirlerini bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır. 1976’da Afar (Etiyopya asıllı bir grup) ile İssa (Somali asıllılar) arasında çatışmalar oldu. 27 Haziran 1977’de kazanılan bağımsızlığa kadar bölgeye iki ülkeden göçler devam etti.

Çad (Chad).

Başkent: N›Djamena.

Nüfus: 5.467.000.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2.

Komşuları: Kuzeyde Libya; Batıda Nijer, Nijerya, Kamerun; Güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti; Doğuda Sudan.

Önemli Şehirleri: N›Djamena.

Din: %44 Hıristiyan, %33 Geleneksel İnançlar.

Dil: Fransızca ve Arapça (Resmi Dil) 100 kadar çeşitli diller.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Çad, Sahra Çölü oluşmadan önceki dönemlerde paleolitik ve neolitik kültürlerin yaşandığı yerdi. Fransa›nın 1900›lerde kontrolü ele geçirmesine kadar, bir dizi krallık ve Arap köle tacirleri Çad›a egemen oldu. Ülke 11 Ağustos 1960›ta bağımsız oldu. Bir çok ateşkes ve barış andlaşması yapılmasına rağmen, 1966›dan beri kuzey Müslümanları güneydeki Hristiyan hükümete ve Fransız birliklerine karşı savaşmaktadır. Libya yanlısı Çad hükümetinin isteği üzerine Aralık 1980›de Libya askeri birlikleri ülkeye girdi. Birlikler Kasım 1981›de geri çekildi. Hissene Habre liderliğindeki isyancı güçler, Haziran 1982›de başkenti ele geçirerek başkan Goukouni Oueddei›ye ülkeden kaçmak zorunda bıraktılar.

Fransa, 1983›te başkan Habre›ye Libya destekli isyancılarla mücadelesinde yardım etmeleri amacıyla 3000 asker gönderdi. Eylül 1984›te Fransa ve Libya birlikleri Çad›dan eş zamanlı olarak geri çekilmesinde anlaştılar, ancak Libya güçleri Çad güçlerinin onları son büyük kalelerinden de attığı Mart 1987 tarihine kadar kuzeyde kaldılar.

Aralık 1990›da, Habre Libya destekli bir isyancı grup olan Yurtsever Kurtuluş Hareketi tarafından devrildi.

3 Şubat 1994›te Uluslararası Adalet Divanı Libya›nın kendi sınırlarındaki mineral zengini Aazou Şeridi üzerindeki ülkesel hak iddiasını reddetti. Libya birlikleri Mayıs sonunda geri çekildi.

Çek Cumhuriyeti (Czech Republic).

Başkent: Prag.

Nüfus: 10.480.000.

Komşuları: Kuzey›de Polonya, Kuzey ve Batıda Almanya, Güneyde Avusturya, Doğuda ve Güneydoğuda Slovakya.

Önemli Şehirleri: Prag, Brno, Ostrava.

Din: %39.8 Ateist, %39.2 Katolik, %4.6 Protestan.

Dil: Çekçe.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 9. yy›da Büyük Morovya İmparatorluğunun parçası olan Bohemya ve Morovya daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğunun parçası oldu. Bohemya krallarının yönetiminde, 14. yy.da Prag Orta Avrupa›nın kültür merkezi olmuştur. Bohemya ave Macaristan daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun idaresine geçti.

19

Şifalı Bitki

(kocayemiş): Gülgillerden sapları sürüngen, çiçekleri beyaz bir bitkidir. Yemişi pembe renkli olup, kokuludur. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Hasta olmayı önler. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır. Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak kurtlarını döker. Safra ifrazatını arttırır ve safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir. Ateşi düşürür. Dişdibi taşlarını eritir. Cilde tazelik ve güzellik verir. Damar sertliği, mafsal iltihabı, romatizma, ve nikriste de faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanlar suyunu içmelidir. Alerji yapabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

13 yüzyılda ingiltere'nin deniz savunmasına yardım etmelerine karşılık kendilerine bazı haklar tanınan Güneydoğu ingiltere'deki beş liman.

Şifalı Bitki

(celtis): Karaağaçgiller familyasından; 70 kadar türü olan bir çeşit sakız ağacının meyvesidir. Çitlembik ağacının meyveleri mercimekten az büyük ve buruk fıstık tadındadır. Hekimlikte meyvesi, yaprakları, tohumları ve sakızı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ayak terlemelerini keser. Yaraları tedavi eder. Böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını dindirir. Öksürüğü keser.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardımcı (piskopos).

Şifalı Bitki

(çobankesesi): Turpgillerden, bir çeşit yaban bitkisidir. Meyveleri, torbaya benzer. Yaprakları rozet şeklinde olup, demet görünümündedir. Çiçekleri beyazdır. Yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Ağrıları giderip, vücuda rahatlık verir. Burun kanamalarını durdurur.

Sağlık Bilgisi

Çocuklarda görülen gelişme bozukluklarının çoğu kötü beslenmeden kaynaklanır. Bunun yanı sıra; geçirilen bir hastalıktan kaynaklanan veya irsi olarak da gelişme bozukluğu görülebilir. Nedeni test etmek için doktora başvurmak gerekir. Gelişmeye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sinirli yaprakotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 avuç sinirli yaprak out konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah akşam birer su bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir miyar yardımıyla sıvının dibine çökmek, teressüp etmek (o sıvı içinde erimiş halde olan katı maddeler için kullanılır), (bk.) Çökünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yan yana olan; aynı eğilimde ve etkide olan; aynı sonuca yönelen; ikincil, tali; munzam, yardımcı, tamamlayıcı; aynı soydan gelen.; (i)., A.B.D karşılıklı teminat; maddi teminat; soydaş; yardımcı olay, durum veya kısım. collateral evidence müek

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Elinde olanı harcayan, eli açık. 2.Başkalarına yardımdan kaçınmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). rahat, refah, konfor; teselli; A.B.D. yorgan; (f). rahat ettirmek; teselli etmek; yatıştırmak; (huk). yardım etmek. comfort station umumi helâ. creature comforts bedeni rahatı sağlayan konfor comfortless (s). kasvetli; konforsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompüter, hesap eden kimse; elektronik hesap makinası,elektronik beyin. computer hardware kompüterin esas kısımları. computer software yapılacak işe göre değiştirilen kompüterin yardımcı aksamı. analogue computer kendisine verilen rakamlan elektronik

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygun görme, muvafakat; aynı anda vaki oluş; aynı noktaya doğru ilerleyiş. concurrent (s). aynı zamanda vaki olan; uygun, mutabık, birbirine yardımcı olan. concurrently (z). aynı zamanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., to veya toward ile sebep olmak, vesile olmak. conducive (s)., to ile yardım eden, sebep veya vesile olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bağışlamak, teberru etmek, iane vermek; katkıda bulunmak. contribute to yardım etmek, iştirak etmek; (gazeteye) yazı vermek. contributor (i). veren kimse, yardım eden kimse, katkıda bulunan kimse; dergi veya gazeteye yazı yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardım, bağış, muavenet, iane; makale, yazı; (tic). vergi, mükellefiyet; aidat, prim; müştereken mesul olanlardan birinin hissesini vermesi hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yardımcı, iştirakçı; to ile dolaylı olarak sebep olan, katkıda bulunan. contributory negligence (huk). bir kaza vukuunda kazazedenin kısmen suçlu olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danışman, müşavir; öğüt veren kimse; (çocuk kamplarında) yardımcı; (pol). müsteşar, bir elçilikte elçiden sonra gelen dışişleri memuru; avukat, dava vekili.

Şifalı Bitki

(çördekotu): Dallı, budaklı, yaprakları sivri ve ayva biçiminde bir çeşit bitkidir. Çiçekleri mavi renkte olup, dikenlidir. Çiçeklerinin tozu; sarı veya sarımsıdır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Hazımsızlık ve mide zafiyetini giderir. Kulunç ağrılarını keser. Zayıf çocukların gelişmesine yardımcı olur.

Türkçe Sözlük

(CÜZ’) (i. A.) (c. eczâ). 1. Bir bütünün mürekkep olduğu kısımlardan beheri, küll mukabili. 2. Kısım, parça, bölük. 3. Kur’an’ın bölündüğü otuz cüz’ün beheri: Amme cüz’ü, Tebâreke cüz’ü 4. El yazısiyle yazılı kitapların beheri, on yaprak yani 20 sayfadan ibaret bölükleri. 5. Basılı kitapların bir defa’da basılan sekiz, on altı yahut otuz iki sahifesi (forma), veyahut parça parça neşrolunanlarının beher parçası, fasikül: Cüz cüz neşrolunuyor; kaçıncı cüz’ü çıktı? (kimya). Cüz-i ferd = Bir cismi terkip eden ve her biri ayrı olup sırf çekici ve uzaklaştırıcı kuvvetler yardımıyle birbirini tutarak bitişik gibi görünen zerrelerin beheri. Atom. Cüz’-i lâ-yetecezzâ = Eski felsefede her cismin artık bölünmeyecek dereceye varan en küçük zerresi, atom. (c.): Eczâ. Eczâ-yı şerife = Kur’an-ı Kerîm’in otuz cüz’ü.

Türkçe Sözlük

OECD Kalkınma Yardımı Komitesi

Şifalı Bitki

(kurtluca): Eğreltiotugillerden; sıcak bölgelere yetişen bir bitkidir. Güzel kokulu, pembe çiçekleri vardır. Yapraklarının üstü parlak, altı donuk yeşil kadife rengindedir. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Dizanteri ve ishali keser. Nefes almayı kolaylaştırır. Öksürüğü keser. Karaciğer ve mide hastalıklarının iyileşmesine yardım eder.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arkayı veya vücudun diğer bir yerini bir şeye yükleterek durmak. Osm. istinâd etmek, yasdanmak: Duvara dayandım, oğlunun koluna dayanmıştı. 2. Güvenmek, itimat etmek: Ben, size dayandım. 3. Sebat ve mukavemet etmek, metanet göstermek, durabilmek: O mevkide iki gün dayandı. 4. Sürmek, yaşamak, bozulmamak, devamlı olmak: Bu bina, bu esvap, bu hayvan çok dayandı. 5. Sabır ve tahammül etmek: Soğuğa, sıcağa, acıya dayanmak: Ben artık dayanamam. 6. İyilikte, yardımda bulunmak, imdada yetişmek: Askerle, erzakla dayandı. 7. Arkasını vermek, altına girmek: Siz de dayanın, kaldıralım, hep birden dayanalım.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Annenin erkek kardeşi. Ar. hâl: Dayımdır, dayımın oğludur. 2. Yaşlıca ve harbe alışık kahraman adam: Ahmed Dayı, Mehmed Dayı. 3. Gemi kaptanı, reis, süvari. Ocak dayısı = Yeniçeri ocağı subayı. Mağrib ocağı dayısı = Eskiden Cezâyir valisi. 4. mec. Koruyan, yardım eden şahıs: Onun dayısı var, sırtı yere gelmez. Kabadayı = Kahraman, kavgacı, harp adamı. Dayısı dümende = Koruyucu ve Amirin akraba ve dostlardan olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). diyakoz, kilise veya cemaat işlerinde gönüllü olarak papaza yardım eden kimse; (f)., (k). dili ilâhileri satır satır okumak; göz boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkasının yardım veya desteğine ihtiyacı olan kimse; bir kimsenin bakmakla yükümlü olduğu şahıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vekil; yardımcı, muavin; bir polis rütbesi; mebus, milletvekili. deputychief asbaşkan, başkan yardımcısı.

Genel Bilgi

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır. Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar.

Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler. Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir.

Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır. Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir.

Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi. Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000’den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir.

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, giriften = tutmak). Düşenin elini tutan, yardımcı. Ar. mutn.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı, imdâda yetişen.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı, Ar. muin.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardım, Ar. muAvenet.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Destek vurarak sağlamlaştırmak. 2. Bir kimseye, bir işte yardımcı olmak, kolaylık sağlamak, desteklemek, arka çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستگير] elden tutan, yardım eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). klasik dramda zor bir durumu halletmek için mekanik bir yolla sahneye indirilen tanrı; (edeb). buhranlı bir anda beklenilmeyen şekilde yetişen yardım.

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

Finansal Terim

(Government Debt Securities Indices)

Bu tür menkul kıymetlere yatırım yapanlarının kıymetleri fiyat ve getirilerindeki gelişmeleri basit ve anlaşılabilir göstergeler yardımıyla izleyebilmelerini sağlamak amacıyla oluşturulmuşlardır. Ayrıca yatırımcıalrın sabit getirili menkul kıymetlere yaptıkları yatırımlar ile diğer yatırım seçenekleri arasında kolay karşılaştırma yapabilmelerini sağlar.

Teknolojik Terim

Sony Ses Mühendisleri ve ses uzmanları tarafından Sony Pictures Entertainment’ta geliştirilen Digital Sinema Sesi, film deneyimini evinize taşır. Bu teknoloji, Sony’ye ait üç prestij sahibi ses dublaj salonlarında Kim Novak, Barbara Streisand ve Cary Grant’ın yardımlarıyla geliştirilmiştir. Bu salonlarda ses alanı ölçüleri alarak Sony, sinemadakiyle aynı aural hissini yeniden yaratabilen dijital işleme teknolojisini geliştirmiştir. Çoğu Sony HiFi alıcıları ve ev sinema sistemleri DCS özelliğine sahiptir.

Türkçe Sözlük

(i. F., A. din = din, F. perverden = beslemek). Dine hizmet ve yardım eden.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir kadın veya dişinin doğurmasını kolaylaştırmak, doğurmasına yardım etmek, ebelik veya hekimlik etmek Osm. tevlîd ettirmek: Falan kadını kim doğurttu; hangi ebe doğurttu? 2. Gebe bırakıp çocuk yaptırmak: Bir koç, kırk, elli koyunu doğurtabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D.)., (k.dili). yardımsız yapılabilecek şekilde hazırlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kısım, hisse, pay, nasip; muhtaç kimselere yiyecek, giyecek v.b dağıtımı, yardım, iane, sadaka verme; hükümetin işsizlere yardım olarak verdiği para; (f)., out ile iane olarak dağıtmak; ufak miktarda giyecek, yiyecek v.b yardımı yapmak. go v

Şifalı Bitki

(solanum lycopersium): Patlıcangillerden bir çeşit bitkidir. Ürünü için yetiştirilir. Vatanı Meksika ve Peru’dur. Yabani türünün meyveleri yuvarlak ve kiraz kadar küçüktür. Domatesin içeriğinde lycopin denilen bir madde bulunur. A, B, C vitamileri bakımından zengindir. Gövde ve yapraklarında solanin denilen zehirli bir alkoloid bulunur. Kullanıldığı yerler: Bol idrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını ve kanın durulmasını sağlar, damar sertliğini giderir. Romatizma ve nikriste faydalıdır. Safra ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Üremiyi düşürür. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Cilde tazelik ve pembelik verir. İsiliği ve mayasılı giderir. Nasırların sökülmesine yardımcı olur. Çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Arı sokmasında ve yanıkların tedavisinde faydalanılır. Kansere karşı korur. Midesi zayıf olanlar, böbrek ve mesanelerinde iltihap olanlar, suyunu içmelidirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eşek, merkep; eşek adam, akılsız veya inatçı kimse. donkey engine (mak). donki makinası, küçük yardımcı buhar makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). giydiren kimse, birinin giyinmesine yardımcı olan kimse; iyi giyinen kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oynamamak, hareket etmemek, sükûn. Osm. sükûnette bulunmak: Yerinde durmak; ayakta durmak. 2. Hareketi kesmek. Osm. tevakkuf etmek: Bizim önümüze gelince durdu; araba, at durdu. 3. Bulunmak, kalmak, bir karar üzere olmak, devam etmek, mevcut ve baki olmak: Sizin aşçı duruyor mu? O kitaplar bende duruyor; dünya durdukça; aç durmak. 4. Beklemek, sabretmek: Durun biraz; duramıyorum. 5. Hareketsiz kalmak, râkid olmak: Su dura dura bozulur. 6. Oturmak, ikamet etmek. Osm. sakin ve mukim olmak: Şimdi nerede duruyorsunuz? 7. Şaşmak, hayrete dalmak, hayrette kalmak: Bunu işitince durdu. 8. Rahat oturmak, telâş ve gürültü etmemek: Hiç durmuyor. 9. Sebat ve devam etmek: Sözünde durmak; bir halde, bir kararda durmak. 10. Geçmemek, ilerlememek, ilişip kalmak: Mideye, boğaza durmak. 11. işlememek, kalmak: Saat, makine durmuş. 12. Dinmek, kesilmek: Yağmur, rüzgâr durdu. 13. Dinlenmek: Burada bir iki saat duralım. 14. Düşmek, konmak: Masanın üzerine toz durmuş. 15. Fiillerde atıf ve iltizam sigalarından sonra yardımcı fiil olarak kalıcılık gösterir: Kakıp durmak, bakıp durmak. Akan sular durur = Hiç diyecek yok; apaçık. Eğri durmak = Muhalefet göstermek. Uslu durmak = Yaramazlık etmemek. İç durmak = Sabretmek. Boş durmak = Hiçbir iş görememek. Tek durmak = Rahat oturmak, hiçbir yaramazlıkta bulunmamak: O tek durmaz. Hazır durmak (ve galatı; has durmak) = Selâma durmak veya diğer bir talim için hazır bulunmak kumandası. Dil durmak = Sükût etmek, söylememek: Onun dili durmaz. Divan durmak = Ayak üzre durup ellerini aşağıya uzatmak kumandası. Zihin durmak = Çok şaşırmak. Rahat durmak = Sükûnet üzre olup yaramazlık etmemek, (askerlik) Tüfeği yere dayayıp ayak üzere durmak. Selâma durmak = Ust geçerken selâmını almak üzere ayağa kalkıp beklemek. Tüfeği veya kılıcı yüzün önünde iki eliyle tutup geçen üstü selâmlamak kumandası: Selâma durl (ve galatı selâm dur). Şöyle dursun, bir yana dursun = Ondan başka. Doğru durmak = İyi harekette bulunmak, yaramazlık etmemek. Karşı durmak = Muhalefet ve serkeşlik etmek. Göze, dize durmak = Şükrü bilinmeyen nimet adamı kör, topal etmek. Mideye durmak = Hazmoiunamayıp ağırlık vermek.

Türkçe Sözlük

(i.), ilâç yapan ve satan adam. Osm. saydalanî, ispençâr. Eczacı başı = Eskiden bir büyük dairenin veya bir tümen veya alayın baş eczacısı. Eczacı çırağı = Yamağı, yardımcısı. Fr. droguiste, yalnız ilâç satana denir, ilâç yapan eczacı mânâsına gelmez.

Yabancı Kelime

Fr. édition

1. bası, 2. baskı

1. Resim klişesi, dökme harf, taş kalıp kullanarak makine yardımı ile kâğıt, bez vb.ne yazı, resim, çıkarma işi. 2. Bir eserin tekrarlanarak yapılan baskı işlemlerinden her biri.

Yabancı Kelime

Fr. éjecteur

fışkırtıcı

Belli hızla hareket eden bir akışkan yardımıyla, başka bir akışkanın boşalmasını sağlayan alet.

Teknolojik Terim

Ekran Üstü Talimat Kılavuzu, BRAVIA TV’nizi kolay ve sorunsuz şekilde ayarlamanızı sağlar. BRAVIA talimat kılavuzunu istediğiniz zaman ekranda görüntüleyebilirsiniz; böylece basılı kılavuzu nereye koyduğunuzu düşünmenize gerek kalmaz. Cihazların bağlanmasına kılavuzluk etmek ve TV’nizin tam istediğiniz gibi ayarlanmasına yardımcı olmak amacıyla grafikler eklenmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. eksimek’ten). 1. Bütün olmayan, noksan. F. nâtamam: Bu kitap eksiktir. 2. Kusurlu, ayıplı, tam ve mükemmel olmayan: Bu adamın aklı eksiktir. Eksik doğmuş bir çocuk. 3. Mevcut olmayan: Onun yardımı eksik olsun. Eksik oldu, kurtulduk. 4. Diğerinden az ve nâkıs olan: Bu, ondan eksiktir. 5. Tartısı tam olmayan. Osm. nâkıs-ül-ayâr: Eksik bir altın. Noksan olarak: Eksik söylemek, eksik tartmak. 6. Eksik olan şeyin noksanı,” tam olmak için ilâvesi lâzım gelen miktar: Eksiği çoktur. Eksik doldurmak: Bu kitabın baştan beş sahife eksiği vardır. 7. Kusur, ayıp: Eksiği gediği yoktur. Eksik etmek = Kesmek, ara vermek, devam etmemek: Mektuplarınızı eksik etmeyin. Eksik olmak = Ortadan kalkmak, yok olmak: Eksik olmayın, onun edeceği iyilik eksik olsun. Eksik olmamak = Sağ ve devamlı olmak: Eksik olma = Sağ ve daim ol, yaşa.

Ülke

Başkent: Malabo.

Nüfus: 410.000.

Yüzölçümü: 28.051 km2.

Komşuları: Güneyde Gabon, Doğuda ve Kuzeyde Kamerun.

Önemli Şehirleri: Malabo.

Din: Çoğunluk Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi), Fang, Bubi.

Yönetim Biçimi: Geçiş Dönemi.

Tarih: 15 yy.da Portekizlilerce ele geçirilen Fernando Po adası (bugünkü Bako) 1778’de İspanya’ya devredildi. 12 Ekim 1968’de bağımsız oldu. Anakaradaki Rio Muni eyaleti ile ada arasındaki çekişmeler sonucu 1969’da bir dizi ayaklanma çıktı. 1972’de anakaradan Masre Nguema Biyogo ömür boyu, devlet başkanı oldu.

Masre’nin hükümdarlığı, ulusu iflasa sürükleyen, Afrika’nın en vahşi yönetimidir. Ağustos 1979’da bir askeri darbe ile görevinden uzaklaştırıldı. Darbenin lideri Teodoro Mbasogo devlet başkanı oldu.

21 Kasım 1993’te yapılacak seçimlere razı oldu. İktidar partisi tek başına galip geldi ancak muhalefet partileri, hile yapıldığı iddiası ile seçimleri boykot etti.

Devlet büyük ölçüde dış yardımlara dayalı olarak varlığını sürdürmektedir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın tutmak işlemek, asılmak gibi işlerde kullandığı iki organın beheri. Ar. yed, Fars. dest: Sağ el, sol el (umumiyetle omuzdan tırnak uçlarına kadar ve bilhassa kol ve bileğin dışında kalan aşağı kısmı yani bilek mafsalından itibaren avuçla parmakları içine alan cihete denilir). 2. Atın vesair dört ayaklıların ön ayaklarından her biri. 3. Maymunların el şeklinde ve el gibi kullanılan dört uzuvlarının her biri. 4. Aletlerin sapı, kol kulp: Değirmen eli. 5. Bazı Aletlerin vuracak ve dövecek kısmı, deste: Havaneli. 6. Ele ve avuca sığan miktar, evuç, tutam: Bir el buğday. 7. El ile yapılan bir işin bir defalığı, bir sefer: Bir el tabanca, bir el kâğıt. 8. mec. Vurma, darbe: Eli ağır. 9. Karışma, Osm. müdahale, dahi: Bu işte onun da eli vardır. 10. İktidar, irâde, ihtiyâr: O iş benim elimdedir. 11. Sahiplik, Osm. tasarruf, mâlikiyet: Mal bugün kimin elindedir? 12. İş, Ar. amel: Filân cerrâhın eli hafiftir. Filân hattatın eli bellidir. 13. Nöbet, sıra: El kimdedir? El atmak = Girişmek, Osm. tasaddi etmek. El açmak = Dilenmek. Eli açık = Cömert, verip dağıtan, müsrif. El altında = Hazır duran şey. El altından = Gizlice, kendini göstermeksizin, hafiyyen. Ele almak = Almak, kazanmak, kendi tarafına çevirmek. Ele avuca sığmaz = Zaptolunmaz, pek haşarı. El ayası = Avucun içinin düz yeri. Ar. râhe. El ele vermek = Birbirine yardım etmek, birlikte çalışmak. El vurmak = Girişmek, bir iş yapmaya koyulmak. 2. Çalmak, çırpmak, alkışlamak. 3. El koymak, dokundurmak, basmak. El uzatmak = Almaya hazırlanmak, istemek. Eli uzun = 1. Nüfûzlu. 2. Hırsız. El üstünde el var = Üstün üstü vardır. El uğuşturmak = Kederle şaşırmak. El etmek = İşaret etmek. Elde etmek = Kazanmak, kendi tarafına çevirmek. El ermek = Erişmek, nail olmak. El işi = Makine işi olmayıp el İle yapılmış. El bağlamak = Divan durmak. Ele bakmak = Muhtaç olmak, para beklemek. Eli bayraklı — Şirret, huysuz, fenalıkla tanınmış. El birliği = İttifak, işte ortaklık. Eli belde = Hizmete hazır. Eli boş = 1. İşsiz, Ar. muattal. 2. Bir şeye malik olmayan. Fars. tehî-dest. Eli pek = Cimri, hasis. El-pençe = Divan duran, hizmete hazır. El çabukluğu = Hokkabazlık. El çırpmak = El vurmak, alkışlamak. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarf-ı nazar etmek, fâriğ olmak, kef-i yed etmek. El değmek = Vakit ve fırsat bulmak. Elden = 1. Nöbete ve muamele sırasına konmayarak; bizzat takip ederek. 2. Pazar ve çarşıdan olmayarak, bir münasebetle doğrudan sahibinden olarak: Bu arabayı elden aldım. Elden düşme — Kelepir, kullanılmış, ucuz. Fransızca: d’occasion. Elden çıkarmak = Satmak, defetmek, mâlik olmaktan kurtulmak. Elden çıkmak = Ölmek. Elden gelmek = Yapabilmek, iktidarı dahilinde olmak: Bu iş elimden gelmez, elden gelen. Elde = 1. Emri altında. İktidarı dahilinde. 3. Kazanılmış, itaat eden. 4. Hazır, Ar. müheyyâ. Hesapta toplamada üstteki sıraya geçirilmek üzere alttaki sıradan artan sayı. Elde bir = En evvel hesaba dahil olması lâzım gelen: O, elde bir. El sürmek = Bir işe başlamak. El suyu = Abdest. El dokundurmak = El sürmek, karışmak. E

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الامان] aman dileme, imdat, yardım

Genel Bilgi

İnsanların elektriğe çarpılmaları onun bir iletkeni haline gelmelerinden oluyor. Sıvılar iyi iletkendirler, yani elektriği iyi iletirler. Vücudumuzu içi sıvı dolu bir kap olarak düşünürsek, bütün koruma görevi derimize kalıyor. O da vücudumuzun her tarafında aynı kalınlıkta değil. Islanınca o da iletkenleşiyor, hele üzerinde bir yara varsa direnci tamamen yok oluyor.

Evlerimizde 220 volt ve 50 Herz akım daima vardır. Ne kadar ilginçtir ki, bir elektrik akımının insana en tehlikeli frekans aralığı 50 - 60 Hz.dir. Elektrik akımını evimizdeki su tesisatına benzetebiliriz. Suyun basıncı neyse ‘Volt’ta odur. ‘Amper’ de suyun miktarının karşılığıdır.

Elektriğe çarpılmada süre de önemlidir. Süre uzarsa deride yaralar oluşur ve elektrik bu yaralardan daha çabuk geçer. Derimizden geçen elektrik akımı derhal sinir sistemimizi etkiler. Beyindeki nefes alma merkezini felç eder, kalbin ritmini bozar hatta durmasına neden olur. Elektrik çarpmasının sonucu genellikle kalp durması olduğu için ilk yardım da ona göre yapılmalıdır. Elektriğe nereden çarpıldığımız da önemlidir. Elektriğin elden ele veya elden ayağa geçmesi aradaki hayati organlarımıza zarar verebilir.

Elektriğe çarpılınca şoka girmemizin nedeni kendi elektriğimizdir. Sinir sistemimizin ürettiği elektrik ile dışardan çarpıldığımız elektrik karşılaşıp iç içe girince vücudumuzda kasılmalar ve titremeler yaratıyor.

Elektrik çarpmasında voltajın değil de akımın şiddetinin yani amperin önemli olduğu ileri sürülüyor. Bu konuda elektrik mühendisleri ile fizikçiler arasında görüş ayrılığı var. Zaten elektriğin kendisinin de tam bir tanımı yapılmış veya tek bir tanım üzerinde uzlaşma sağlanmış değil.

Elektriğin öldürücü gücünün voltaj değil de akım miktarı olduğunu öne sürenlere göre akım doğrudan kalbi etkiliyor. Bu düşünüşe göre l ila 5 miliamper akımın vücutta hissedilme seviyesi; 10 miliamperde acı başlıyor; 100 miliampere gelince sinirler reaksiyon gösteriyor ve 100-300 miliamperde şok oluşuyor. Tabii bütün bu değerlendirmeler tam bir bilimsel sınıflandırma değil. Yani tuzlu bir suyun içinde iseniz, cereyan tüm vücudunuza birden değeceğinden mili değil mikroamper seviyesinde bile bir akımdan zarar görebilirsiniz.

Elektriğe çarpılanlar eğer ölmezlerse, genellikle hayatlarının geri kalan kısmını bu olayın izi kalmadan, problemsiz olarak yaşayabiliyorlar. Ama az miktarda da olsa sinir sistemi üzerinde hasar bırakabiliyor. Elektrikten çarpılıp şoka girenlere de, kalp ritmini düzenlemek için yine elektro şok uygulanıyor.

Genel Bilgi

İnsanların elektriğe çarpılmaları onun bir iletkeni haline gelmelerinden oluyor. Sıvılar iyi iletkendirler, yani elektriği iyi iletirler. Vücudumuzu içi sıvı dolu bir kap olarak düşünürsek, bütün koruma görevi derimize kalıyor. O da vücudumuzun her tarafında aynı kalınlıkta değil. Islanınca o da iletkenleşiyor, hele üzerinde bir yara varsa direnci tamamen yok oluyor.

Evlerimizde 220 volt ve 50 Herz akım daima vardır. Ne kadar ilginçtir ki, bir elektrik akımının insana en tehlikeli frekans aralığı 50-60 HZ.dir. Elektrik akımını evimizdeki su tesisatına benzetebiliriz. Suyun basıncı neyse “Volt” da odur. “Amper” de suyun miktarının karşılığıdır.

Elektriğe çarpılmada süre de önemlidir. Süre uzarsa deride yaralar oluşur ve elektrik bu yaralardan daha çabuk geçer. Derimizden geçen elektrik akımı derhal sinir sistemimizi etkiler. Beyindeki nefes alma merkezini felç eder, kalbin ritmini bozar hatta durmasına neden olur. Elektrik çarpmasının sonucu genellikle kalp durması olduğu için ilk yardım da ona göre yapılmalıdır. Elektriğe nereden çarpıldığımız da önemlidir. Elektriğin elden ele veya elden ayağa geçmesi aradaki hayati organlarımıza zarar verebilir.

Elektriğe çarpılınca şoka girmemizin nedeni kendi elektriğimizdir. Sinir sistemimizin ürettiği elektrik ile dışardan çarpıldığımız elektrik karşılaşıp iç içe girince vücudumuzda kasılmalar ve titremeler yaratıyor.

Elektrik çarpmasında voltajın değil de akımın şiddetinin yani amperin önemli olduğu ileri sürülüyor. Bu konuda elektrik mühendisleri ile fizikçiler arasında görüş ayrılığı var. Zaten elektriğin kendisinin de tam bir tanımı yapılmış veya tek bir tanım üzerinde uzlaşma sağlanmış değil.

Elektriğin öldürücü gücünün voltaj değil de akım miktarı olduğunu öne sürenlere göre akım doğrudan kalbi etkiliyor. Bu düşünüşe göre bir ila beş miliamperde acı başlıyor; 100 miliampere gelince sinirler reaksiyon gösteriyor ve 100-300 miliamperde şok oluşuyor. Tabii bütün bu değerlendirmeler tam bir bilimsel sınıflandırma değil. Yani tuzlu bir suyun içinde iseniz, cereyan tüm vücudunuza birden değeceğinden mili değil mikroamper seviyesinde bile bir akımdan zarar görebilirsiniz.

Elektriğe çarpılanlar eğer ölmezlerse, genellikle hayatlarının geri kalan kısmını bu olayın izi kalmadan, problemsiz olarak yaşayabiliyorlar. Ama az miktarda da olsa sinir sistemi üzerinde hasar bırakabiliyor. Elektrikten çarpılıp şoka girenlere de, kalp ritmini düzenlemek için yine elektro şok uygulanıyor.

Şifalı Bitki

(malus): Gülgillerden çiçekleri pembe, oldukça yüksek bir ağacın meyvesidir. Meyvesi (elma); çoğu yumruktan küçük ve yuvarlak, kabuğu parlak ve sert, kırmızıdan yeşile kadar türlü renktedir. Çekirdekleri ufaktır. Dokusu gevşektir. Kokusu hoş, tadı mayhoş veya tatlıdır. Amasya, Gümüşhane, Niğde ve Ferik gibi birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin bulantı ve kusmalarını azaltır. Hastalıkların çabuk geçmesini sağlar. İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasında yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kanı temizler. Kolestrolü düşürür. Damar sertliği ve kalp krizlerini önler. Kandaki şeker miktarını düşürür. Kabızlığı giderir. Şeker hastaları için faydalıdır. Dizanteri ve paratifoda iyileşmeye yardımcı olur. Öksürüğü keser. Kompostosu ateşi düşürür. Susuzluğu keser. Uçukları geçirir. Cildin taze ve güzel kalmasını sağlar. Göz ve kulak ağrılarında da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Herkesin yardımıyle ve elbirliği ile görülen: Emece günü, emece iş (meci şeklinde yazanlar da vardır).

Türkçe Sözlük

(i. A. emr’den smüş.) (c. ümerâ). İ. Bir kavim veya memleketin başı, bey, reis: Küveyt emîri. 2. Büyük bir hanedana mensup asil zat. Emîr-I Ahûr yahut mîrâhûr (bk.) Ahûr. Emîr-ül-ümerâ. (bk.) Ümerâ. Emîr-ül-ceyş = Arap hükümetlerinde serasker, başkumandan. Emîr-ül-hac = Hacıların işlerine nezaret etmekle görevli kimse. Emîr-i Mekke-i Mükerreme = Mekke-i Mükerreme ve civarının idaresinde Osmanlıların Hicâz valisine yardım eden, «şerif» unvaniyle de anılan şeriflerden bir zat. Emîr-ül-mü’minîn = Halîfe (önce bu unvanı Hazret-i Ömer almıştır). Farsça’da «mîr» denilip bu da dilimize geçmiştir, (bk.) Mİr.

Şifalı Bitki

(cynara): Bileşikgillerden; kökü yıllarca yaşayıp, her ilkbaharda yeniden süren dikenli bir bitki ve bunun sebze olarak yenen iri topuz biçimindeki yeşil çiçeğidir. Killi, kumlu ve rutubetli toprakalarda yetişir. Çok iyi bir besindir. İçeriğinde “cynarine” vardır. Kullanıldığı yerler: Kandaki üre ve kolestrolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Şeker hastaları için çok faydalıdır. Bedeni ve ruhi bitkinliği giderir. Vücuda dinçlik verir. Sinirleri güçlendirir. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbreklerdeki kumların dökülmesine yardım eder. Karaciğer hastalıklarının çabuk geçmesini sağlar. Sarılıkta faydalıdır. Romatizmanın şikayetlerini geçirir. Mide ve bağırsakları temizler. İshali keser. Emzikli kadınlar, böbreklerinde veya mesanelerinde itihap olanlar yememelidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kaydetmek; askere almak; yardımını temin etmek; gönüllü olarak askere gitmek; bir işe atılmak. enlistment i. kaydetme, kaydedilme, gönüllü asker yazma veya yazılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انصار] yardımcılar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yardımcılar, muavinler, müdafiler, koruyucular. 2.Medine’ye hicretle Mekkeli muhacirlere yardım eden, Medineli müslümanlara verilen ad. Kur’an-ı Kerim’de çok geçen kelimelerden birisidir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah yolunda Rasûlullah (s.a.s)’a yardım edenl(Erkek İsmi)

Yabancı Kelime

Fr. epigraphie

yazıt bilimi

Konusu, yazıtları incelemek olan tarihe yardımcı bilim.

Genel Bilgi

Hakikaten, niçin erkeklerin tüm giysilerinde düğmeler sağda, ilikler solda iken kadın giysilerinde tam tersidir?

İşte, insanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlık daha. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Bu nedenle de erkeklerin düğmeleri daima sağdadır.

Kadınların çoğunluğu da, daha çok sağ ellerini kullanmıyor mu?

Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlanıldığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin alamayacağı kadar pahalı idi. Düğme alabilecek zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı.

Peki kadınların düğmeleri niçin solda?

Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha rahat ve daha hızlı ilikleyebiliyorlardı (tabii erkeklerin de daha hızlı çözdüklerini söylemeye gerek yok). Bu neden(ler)le, terziler düğmeleri hizmetçinin sağına, hanımının ise soluna gelecek şekilde diker oldular. Günümüzde her kadın, kendi kendine giyinip soyunmasına rağmen nedendir bilinmez, bu adet değişmedi.

Ülke

Başkent: Addis Ababa.

Nüfus: 58.710.000.

Komşuları: Batıda Sudan, Güneyde Kenya, Doğuda Somali, Cirbuti, Kuzeyde Eritre.

Önemli Şehirleri: Addis Ababa.

Din: %45-50 Müslüman, %35-40 Ortodoks.

Dil: Amhara dili (resmi), Tgre, Galla.

Yönetim Biçimi: Geçiş Döneminde.

Tarih: Etyopya kültürü kaynağını Mısır ve Yunanistan’dan alır. Eski monarşi 1880’de İtalya tarafından saldırıya uğradı ancak 1936’da yeni bir İtalyan saldırısına dek bağımsızlığını korudu. 1941’de İngiltere ülkeyi özgürlüğüne kavuşturdu.

Son imparator I. Harle Selassie 1931’de bir parlamento ve düzeni kurdu ancak bütün siyasal partileri kapattı.

1970’lerde yaşanan kuraklık nedeniyle yüzbinlerce kişi öldü. Ordunun isyanı ve öğrenci gösterileri sonucu 1974’te Selassie tahttan indirildi. Cunta, tek partili sosyalist bir devlet oluşturarak başarılı bir toprak reformu gerçekleştirdi. Muhalefet şiddet yoluyla bastırıldı. M.S. 330’da benimsenmiş olan Kobt Kilisesi’nin etkisi önlendi ve 1975’te monarşi lağvedildi. Rejim kanlı darbelerle, Sudan ve Somali’nin yardımları ile desteklenen siyasi grupların isyanları ile karşı karşıya kaldı. 1977’de SSCB ile işbirliği andlaşmaları yapılırken, bir zamanlar en önemli müttefik olan ABD ile ilişkiler kötüleşti. 1978’de Sovyet ve Küba birlikleri Somali güçlerinin yenilgiye uğratılmasına yardım etti. Etyopya ve Somali 1988’de bir barış antlaşması imzaladı.

1984’te milyonları açlığa ve ölüme sürükleyen yaygın kuraklık sonucu dünya çapında bir yardım çabası başladı. 1988’de Eritreli gerillaların zaferi hükümetin, kuraklığa uğramış bölgelerde yabancıların ve işçilerin yardım çalışmalarını yarıda kestirmesine yol açtı. 1994’te Etyopya’da kuraklık sonucu yeni bir kıtlık yaşandı. Etyopyalı halkın Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF), (6 isyancı ordudan oluşan) Şubat 1991’de hükümete karşı büyük bir saldırı düzenledi. Mayıs’ta başkan Mengist, Haile Mariam ülkeyi terketti. EPRDF idareyi ele geçirerek geçici bir hükümet kurdu. Eritre 24 Mayıs 1993’te bağımsız oldu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yardımcı fiil olarak isimleri fiil haline getirmeye yarar: İş halletmek, sebat etmek, sükût etmek, bayram etmek. 2. Yardımcı fiil olarak değer anlatan sözlerle beraber kullanılır: Bu eser beş para etmez, iyi ettin de oraya gittin. Bunu söylemekle fena etmedi. 3. Tahammül etmek: Ben gezmeden edemem, oysa o, gezmeden de edebilir. Beni görmeden edemiyor. 4. Zaman anlatan kelimelerle beraber erişmek: Konuşa konuşa sabahı ettik. 5. Bir şeyden mahrum bırakmak: Böyle giderse onu ekmeğinden ederim. 6. Yapmak: Sorma bana neler ettiğini. Çocuk altına etti. Ettiği hayır kendisinin olsun. Ettiği kâr kalmak = Yaptığı kötülüğün cezasını çekmemek. Ettiği yanına kalmamak = Yapılan bir kötülüğün cezasını bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (elek.) dinamonun sabit sarmalarına cereyan veren yardımcı dinamo; (elek.) indüksiyonlu kıvılcımla radyo sinyali veren tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzatma, uzama, genişletme, büyütme, uzatılma, genişleme; (tıb.) kemik veya kasları yerine oturtmak için çıkık bir uzvu çekip uzatma; (tic). vadenin uzatılması. extension course öğrenci olmayanlar için açılan yardımcı kurs, dinleyici öğrenciler için a

Türkçe Sözlük

(f.). Etmek, kılmak, yapmak, işlemek. Konuşmada az kullanılıp, eski yazı dilinde etmek yerine yardımcı fiil olarak çok kullanılır ve Arapça mastarlar ile mürekkep fiiller teşkil ederdi: Emreylemek, beyân eylemek, imdâd eylemek. Neyleyim = Ne eyleyeyim, ne yapayım? Neylesin? = Ne eylesin, ne yapsın?

Şifalı Bitki

(phaseouls vulgaris): Baklagillerden; barbunya, çalı, ayşekadın, horoz gibi birçok çeşitleri olan bir bitki ve bunun sebze olarak kullanılan yeşil ürünü ve kuru tohumlarıdır. Kullanıldığı yerler: Taze fasulye, bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücudun kuvvetlenmesini sağlar. Pankreas bezi’nin gereği gibi çalışmasına yardımcı olur. Şeker hastalığını önler ve kandaki şeker miktarını düşürür. İdrar tutukluğunu giderir. Albümini düşürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer yetersizliğini tedavi eder. Kalbi ve böbrekleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını giderir. Zehirlenmelerden sonra yenilecek olursa; çabuk iyileşmeyi sağlar. Fasulye pişirilirken, pişirme suyunu en azından 2-3 kere değiştirmek gerekir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (ter, test) (i). şişman, slang şişko; semiz, yağlı; bol ve iyi; bereketli; kârlı; dolgun;kalın; (i). yağ; bereketli ürün; semizlik. fat cat (A.B.D)., argo zengin adam; seçim öncesi partisine maddi yardımda bulunan kimse. a fatchance (A.B.D)., argo ç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yararlı bir yardım; teveccüh, güleryüz gösterme, lütuf, kerem; iltimas, kayırma, himmet; taraf tutma, himaye; iltifat; sima, çehre, yüz; ufak hediye, armağan; (çoğ). cinsi münasebet için müsaade etme. ask a favor ricada bulunmak. bestow favors on ayr

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. efdal). 1. Değer, asılda olan meziyet. 2. Hüner, marifet, kemal, olgunluk, ahlâk ve akide doğruluğu ile beraber ilim, bilginlik: Onun ilim ve fazlı bellidir, t. Cömertlik, yardım, inayet, ihsan. 4. Üstlük, artıklık.

Genel Bilgi

Feng Shui Çin’in 3500 yıllık uyumlu bir ortam yaratmak için kullandığı bir yöntemdir.Kelime anlamı ise, “rüzgâr - su” dur. Bu iki güç Çinliler’e göre, yeryüzünün eğimini, şeklini, topografyasını belirler. Feng-Shui metodu yaşanan mekanlardaki enerjiyi, huzur, sağlık ve bereketi sağlamak ve arttırmak üzere değerlendirmeyi amaçlar.

Feng-Shui’ye göre.

***Yatağı pencerenin önüne koymak yanlıstır. Çünkü cam kırılgandır ve güvensizlik yaratır. Ertesi gün işinizden kovulma endişesi duyarsınız. Kendinizi güvende hissetmezsiniz. Uyumak için önce kendinizi güvende hissetmelisiniz.

***İmzanızda adınız ve soyadınız mutlaka olsun. Soyadınızı yazmak, atalardan gelen enerjiyi de kullanmanız için gerekiyor. İmza atarken, adınızda geçen g, y ve ğ’lerin kuyruklarını torba gibi yapın, bir süre sonra ekonomik olarak ferahladığınızı göreceksiniz. Harflerin bu kuyruklarına “para torbası” deniyor.

***Yatak odanıza arada sırada ateşi getirmek için bir mum yakın. Mümkünse bir kaç da çiçek olsun. Metal enerjisini kırmalısınız.

***Çok önemli bir toplantıya giderken kırmızı iç çamaşırı giyin. Bu sizin enerjinizi artıracak ve daha dinamik olmanıza yardımcı olacak.

***Önemli biriyle kritik bir görüşme yapıyorsanız, etrafınızdaki sütun ya da üçgenlere sizin değil, onun yüzü dönük olsun. Tehdit altında kalan o olacaktır.

***Evlerinizde kare değil de, yumuşak hatlı koltuklar kullanın. Eğer koltuklarınızı değiştiremiyorsanız, mutlaka yumuşak yastıklar kullanın. Çünkü evinizde gevşemeniz gerekiyor.

***Bembayaz bir eviniz varsa, bitkiler kullanmalısınız. Mavili, yeşilli yatak örtüleriyle, su, akarsu posterleriyle değişik bir hava yaratabilirsiniz. Yatağın üzerine yastıklar koyabilirsiniz.

***Kurutulmuş çiçeklerin de belli bir ömrü var. Uzun süre evlerinizde bulundurmayın. Plastik çiçeklerin de ağaç enerjisi vardır ancak belli bir süre sonra eskir, enerjisini kaybeder.

***Gümüs takı kullanmak insanı olumsuz yönde etkiler, duygusallaştırır ve ağlama isteği verir. Depresyona yol açtığı için dikkatli kullanın. Altının daha özel ve iyi bir enerjisi vardır.

***Yatak odasında, yattığınız yerden kendinizi bir aynada görüyorsanız, bu uykunuzu bozabilir. Rüya görmenizi ve dingin uyanmanızı engelleyebilir.

***Balkonları depo olarak değerlendirmemeli, kullanmalıyız.

***Florasan ışık insan doğasına aykırıdır.

***Dijital saatler kalp ritmini etkiler, uyanmak için başucunuzda klasik saatler kullanın.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Sekizinci gök. 2.Pişdadilerin 6.padişahı olup Cemşid sülalesinden demirci Gave’nin yardımıyla Dahhak-ı Mari’yi öldürmüştür. Lakabı Ferruh’tur.

Türkçe Sözlük

(i. F. feryat a yardım isteme, hânden = çağırmak). Medet İsteyen, imdat İsteyen.

Türkçe Sözlük

(Fİ’LEN) (i. A.). İşle, hakikatte, hayalî veya sözle olmayarak, vekâletle değil, şahsen, bizzat: Fiilen askerlik yaptı. Fiilen fukaraya yardım ediyor.

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.

Şifalı Bitki

(yarpuz): Akdeniz bölgesinde yetişen, tüylü 10-50 santimetre boyunda, kuvvetli kokusu olan bir bitkidir. Yaprakları kısa saplı olup, oval şeklindedir. Çiçekleri morumsu pembelidir. İçeriğinde uçucu yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ağrısını keser. Kusma ve bulantıyı önler. İktidarsızlığı giderir. Vücudun dinç kalmasına yardımcı olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (foto)., (sin). filim; (f). filim çevirmek, filim yapmak. film fan sinema meraklısı. film pack düz fotoraf filimleri paketi. film speed filim hassaslığı. film strip konferanslarda yardımcı olarak gösterilen hareketsiz filim serisi.

Şifalı Bitki

(corylus avellana): Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır. Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar, damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.

Ülke

Başkent: Helsinki.

Nüfus: 5.069.000.

Yüzölçümü: 338.145 km2.

Komşuları: Kuzeyde Norveç, Batıda İsveç, Doğuda Rusya.

Önemli Şehirleri: Helsinki, Espoo, Tampere.

Din: %89 Lutherci.

Dil: Fince, İsveçce (resmi).

Yönetim Biçimi: Anayasal Cumhuriyet.

Tarih: Finliler, büyük olasılıkla Hristiyan çağının başlarında Urallar’dan göç ettiler. 1154’ten Finlandiya’nın Rus İmparatorluğunun özerk bir dükalığı haline geldiği 1809’a dek İsveçli yerleşikler hakimdi. Rusların zorla topladığı vergiler güçlü bir ulusal bilinç yarattı. Finlandiya 6 Aralık 1917’de bağımsızlığını ilan etti ve 1919’da Cumhuriyet oldu. 30 Kasım 1989’da SSCB ülkeye saldırdı ve Finliler topraklarının büyük bölümünü kaybettiler. İkinci Dünya Savaşı sonrası toprak kayıpları arttı. 1948’de Finlandiya SSCB ile Karşılıklı Yardım Andlaşması imzaladı, iki ülke (Finlandiya ve Rusya) Ocak 1992’de imzalanan yeni bir pakt ile bu andlaşmayı iptal etti.

Finli seçmenler 16 Ekim’de Avrupa Birliği’ne (eski adıyla Avrupa Topluluğu) üyelik konusunda bir halk oylamasına katıldılar ve üyelik 1 Ocak 1995’te yürürlüğe girdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilerletmek, çabuk yetiştirmek, ilerlemesine yardımcı olmak; göndermek, yeni adrese göndermek, sevketmek. forwarder (i). sevkeden firma, malı sevkıyat acentesine götüren kimse. forwarding agent sevkıyat acentesi; ambar. forwarding address yeni adres.

Şifalı Bitki

(ribes rubrum): Taşkırangillerden; bir çalıdır. Yemişi uzun salkım şeklinde olup, taneler, ufak ve kırmızıdır. Tadı mayhoştur. 150 kadar türü vardır. Daha çok şurubu yapılarak kullanılır. İçeriğinde organik asitler vardır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İdrar söktürür, vücuda rahatlık verir. Böbreklerdeki taşların düşürülmesine yardımcı olur. Karında toplanan suyu söker. Karaciğer şişliğini giderir. Sarılığı giderir. Romatizma ve mafsal kireçlenmelerinde de faydalıdır. Sindirim yollarındaki iltihapları temizler. Şurubu, çok besleyicidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dost, arkadaş, ahbap; koruyan kimse, hami; yardımcı; (b.h). Kuveykır mezhebine mensup kimse. be friends with ahbap olmak. have a friend at court mahkemede dayısı olmak, arkası olmak. make friends dost kazanmak. make friends with someone bir kimse

Şifalı Bitki

(süpürgeotu): Fundagillerden; çiçekleri kırmızımtırak mor ve çan şeklinde olan bir bitkidir. İşlenmemiş topraklarda yetişir. Çalı görünümündedir. Süpürge çalısı da denilen bu bitkinin kökünden ağızlık; dallarından da kaba süpürge yapılır. Çiçekleri, Ağustos ayından itibaren toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İshali keser, idrar söktürür. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Nikriste de faydalıdır. Anne sütünü artırır. Lapası, ağrıları keser. Zeytinyağı ile hazırlanan merhemi, çıban ve egzamada faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s z, f ötedeki, uzaktaki, daha uzak; ilave olunan; (Further çogun lukla miktar ve derece, farther ise mesafe için kullaml/r) z daha öte; ilâveten, bun dan başka, ayrıca; f ilerletmek, yardım et mek furthermore z bundan başka, ayrıca furthermost s en

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gençlik, delikanlılık. 2. Yardım severlik, el açıklığı, cömertlik. 3. Mertlik, yiğitlik, mürüvvet. 4. Ortaçağ İslâm ve Türk Aleminde esnaf teşkilâtı, tarikat, lonca ve sendikası.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ganiyye) (c. ağniyâ). 1. Sahip olduğu şeyle yetinip fazla, istemeyen: İnsanın gönlü ganî olmalı. 2. muhtaç olmayan, Ar. müstağnî: Tanrı yardım edilmekten ganîdir. 3. Zengin, servet sahibi: Ganî ve fakir, ağniyâdan bir zat, ağniyâya mahsus pahalı şeyler. 4. Bol, fazla, Ar. vâfir: Bu aşçıda yemek pek ganîdir, Cenâb-ı Hak ganî ganî rahmet eyleyel

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. garîb, Fars. nüvâhten = okşamak). Kimsesiz yabancıları koruyan, onlara yardım eden.

Türkçe Sözlük

(GARİB) (i. A. gurbet, garâbet’ten smüş.) (mü. garibe). 1. Yabancı, yabancı yerde bulunan, gurbette yaşayan: Ben, burada garibim. 2. Kimsesiz, zavallı, çaresiz: Şu garibe acıyın, garibe bir kadındır. 3. Alışılan tarz ve surette olmadığı için tuhaf görünen, acayip, bambaşka: Garip iş, garip bir hayvan. 4. Tesirli ve kederli: Şu kuş garip garip ötüyor. 5. Düşkünler, yabancı, kimsesiz ve fakir adamlar. Gariplerin imdadına yetişmek, gurebâya yardım etmek, Gureba hastahanesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yardım, Ar. gıyâs, meded: Gavs-ül-visılin = Tasavvufta hakikat ve marifete erişen Ariflerin yardımı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Suya dalma, dalgıçlık. 2.Yardım muavenet. 3.Yardım istemek için bağırmak. 4.Yardımcı, imdada yetişen. 5.Allah’ın velileri, hakkında kullanılır. Daha çok ünvan olarak verilir. - Gavs-ı Azam: Tarikat kurucusu, özellikle Abdülkadir Geylani için kullanılır.

Teknolojik Terim

Geniş açılı objektif sayesinde, fotoğrafını çekeceğiniz kişiden veya alandan uzaklaşmanıza gerek kalmadan her fotoğrafa çok daha fazlasını sığdırabilirsiniz. Bu özellik manzara ve parti çekimlerinde ve kareye daha fazlasını sığdırmak istediğiniz tüm durumlarda en büyük yardımcınız olacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İskoçya'da eski devirlerde derebeyi uşağı, şimdi avcı veya balıkçı yardımcısı; sirk eşyasını taşıyan kiralık yük arabası.

Türkçe Sözlük

(i. A.) Yardım, imdat, Ar. nusret: Gıyâsüddîn = Dinin yardımcısı. El gıyâs = Medet, aman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غياث] yardım.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım, gavs, nusret.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dînin yayılmasına yardımı dokunan adam.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) beklenilmedik zamanda vaki olan iyi bir şey, tam vaktinde Allah'tan gelen yardım .

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Allah yardımcın olsun !

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.), (f.) gidiş, ayrılış; yolların durumu; (s.) mevcut olan; hareket eden; işleyen; (f.) gelecek zamanı belirten yardımcı fiil: I am going to do this. Bunu yapacağım. goings on (k.dili) olup bitenler, hal ve hareket (çoğu zaman fena anlamda). a

Türkçe Sözlük

Amerika’lı matematikçi Edward Kasner, bir matematik teorisi üzerinde çalışırken işlemleri kısaltmak için 100 sıfırlı sayıya bir isim bulayım demiş ancak isim yada soyadını vermek yerine bir bebek olan yeğeni Milton Sirotta‘ya bu sayının yazılı olduğu bir kağıdı göstermiş ve “bu ne?” diye sormuş? Bebekte kendine yakışır şekilde gogol demiş.Sadece bir bebek hecelemesi ve son derece anlamsız, üstelik hiçbir matematikçide bu ismi bir teorisinde kullanmamış diyor ve adını gogol olarak koyuyor. Zamanla “Googol” diye daha sempatik okunan kelimemiz, Kasner’in “Mathematics and the Imagination” adlı kitabıyla birlikte popülerleşiyor. Google’ı kuran yazılımcı mühendis arkadaşlarda hayatları boyunca matematikle cebelleştikleri için ilk akıllarına bu kelime geliyor. Aramalar da birçok sonuç çıkacak, goooooooooooooogle diye uzayıp gider diyede bir mantik yürürüyorlar ve bu ismi begeniyorlar tabi anlamsız oldugu için internet isim hakkıda boşta bulunuyor ve birkaç doları bastırıp isim hakkınıda alıyorlar... Google şu anda 3 milyar siteyi sizin için tarıyor. Bilgiye ulaşmak dipsiz bir kuyuda dolaşmaya benziyor. İnternet’te dolaşmakta bundan farksız. Bu dipsiz kuyuda size en büyük yardımcıların başında ise arama motorları geliyor. Bu arama motorlarının başında ise iki genç adamın kurduğu Google şirketi geliyor. Google 1998 Eylül'ünde kurulmuştur. Google’da günde 400 milyon arama yapılıyor. Google ismini veren şirket kendini şöyle tanıtıyor: hayal edilemeyecek kadar büyük bir sayıya (10 üzeri 100) verilen ad.Evrendeki atomların sayısından bile daha fazlaymış! Buna kaçımız inanır bilinmez ama,şu ana kadar bilgilerin derlenip toparlandığı tek adres olarak karşımıza çıkıyor. Google ana sayfası hiç reklam almıyor ama aradığınız her kelime ile ilgili bir firma karşınıza çıkıyor. Kurumsal reklamlar ile google cirosu Dünyanın en fazla artış gösteren şirketi oldu. İKİ GENÇ ADAM KURDU Google’ın kurucuları ve şu andaki başkanları 30 yaşında, gencecik iki adam: Larry Page (Kurucu Ortak ve Ürün Başkanı) ve Sergey Brin (Kurucu Ortak ve Teknoloji Başkanı) 2002 yılında dünyaca ünlü teknoloji dergisi Wired tarafından “Yılın İşadamları” seçildiler. Google’da 88 dilde arama yapabiliyor. Ve yarım saniye içinde 3 milyar siteyi tarıyor. Google’ın arama sonuçları anahtar kelimeyle sitenin birbirine olan uyumluluğuna ve o sitenin o anahtar kelimeye verdiği öneme dayanıyor. Herkesin en objektif ve aradıklarıyla en alakalı sonuçları bulabilmesi için değişik teknolojiler kullanarak siteleri belirliyor Şu anda 3 milyardan daha fazla adres var Google’da. Ve hepsi tek tek inceleniyor. Aranan anahtar kelime sitenin neresinde geçiyor, kaç kere geçiyor ve nasıl geçiyor diye bakılıyor. Bu arada sitenin başka hangi sitelere link verdiğine ve bunun tam tersine de dikkat ediliyor. NET’TE BAŞLANGIÇ NOKTASI Google, internette bilgi bulmak isteyen kişilerin adeta başlangıç noktası oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) en büyük cins maymun, goril; argo bir gangsterin şiddet için kullandığı yardımcı; amansız hırsız.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki veya fazla adamın birbirlerini görmelerine vasıta olmak, mülâkat ettirmek, bir yere gelmelerine yardım veya müsaade etmek: Sizi seveceğiniz bir adamla görüştüreceğim. Bu mektepte talebeyi yabancılarla görüştürmezler. 2. Sohbet ve mükâleme veya müzakere ettirmek: Ben iki tarafı görüştüreyim de karalarını size bildiririm. .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), A.B.D., (k.dili) bir maden arayıcısına maden ocağını bulmak için ödünç verilen ve karşılığı ileride fazlasıyla geri alınacak para; (k.dili) yeni bir teşebbüse yapılan yardım; (f.) böyle bir yardımda bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) okuyucuya yardımcı olmak için kitap sayfasının üstüne yazılan yazı; standart tespit eden kural veya prensip, tüzük.

Şifalı Bitki

(gelinfeneri): Patlıcangillerden; kireçli topraklarda yetişen bir çeşit bitkidir. Çiçekleri pembe-beyazdır. Yemişleri kiraza benzer. Terkibinde C vitamini vardır. Lezzeti acımtıraktır. Meyveleri Eylül - Ekim aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar ve ter söktürür. Karında toplanan suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Sarılıkta da faydalıdır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yenilene yardım eden, yardımcı. 2.Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, rehb(Erkek İsmi) 3.Önde giden kimse. 4.Mızrak ucu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hizmetkar, yardım eden. Hadim-i Harameyn: Harem-i Şerifin hizmetkarı. Hicaz’ın alınmasından sonra Osmanlı sultanlarına verilen lakap.

Türkçe Sözlük

(HAL) (I ince) (i. A.) (c. ahvâl). 1. Oluş, bulunuş, Ar. suret, hey’et, keyfiyet: Ne haldesiniz? Kendisini fena bir halde gördüm; onun hâlini göz önüne getirin; o vakitki hâliyle şimdiki hâli arasında çok fark vardır. 2. Şimdiki zaman, mazi (geçmiş) ile istikbal (gelecek) arası: İstikbali hâle feda etmemeli. 3. Mecal, kuvvet, tâkat: Hâlim kalmadı; zavallının ayakta duracak hâli yoktur. 4. Müşkülât, sıkıntı; dert: Bu işi görünceye kadar başıma hal geldi. 5. Tasavvuf ve tarikat mensuplarının geçici olarak eriştikleri cezbe: Vecd ü hâl sahibi. 6. Dert, keder, elem: Herkesin hâlini bir Allah bilir. 7. (Türkçe gramerde): İsmin halleri. 8. (gene Türkçe gramerde) Fiilde bugünkü zaman (hâl-i hâzır) kipi (sigası): Geliyor, gidiyor gibi. Ehl-i hal = Vecd-ü hal sahibi, gönül adamı. Hâl-Aşinâ, halden anlar = İhtiyaç sahiplerinin hâline acıyan kendilerine yardım eden adam. O halde = O takdirde, öyle olursa Behemehal = Her nasıl olsa, mutlaka. Halbuki = Şu kadar var ki, öyle iken: Hanım dışarı çıkmayı istiyor halbuki doktor daha müsaade etmiyor. Hal böyle iken = Böyle olduğu halde. Beyân-ı hâl = İnsanın bulunduğu hal ve durumu ifade etmesi, Osm. ifâde-i merâm, arz-ı hâcet. Derhal = O anda, hemen. Sia-i hâl = Refah. Şimdiki halde = Bugünkü günde, Ar. elyevm. Hal sormak = Birinin nasıl olduğunu anlamak istemek, hatır sormak. Arz-ı hâl = 1. Hâlini arz ve ifade etme. 2. Bir iş için resmî bir yere sunulan istida veya bir kimseye verilen istek mektubu (bu ikinci mânâ ile bitişik olarak «arzıhal» yazılır, (bk.) Arzıhal). Alâhâle = Kendi hâlinde, bulunduğu halde. Alâ-külli-hâl = Her halde, her nasıl olsa. Filhâl = Ansızın. Kendi hâlinde = Görevi dışında işlere karışmaz, sâkin ve uslu adam. Lisân-ı hâl ile = Dil ile söylemediği halde hâli söyler gibi olma. Ne hâl ise, her ne hâl ise — Her ne suretle oldu ise. Herhalde = Her nasıl olsa. «Halde» tâbiri bir fiile eklenirse: 1. Şart ve takdir ifade eder: O, geldiği halde biz de gideriz. 2. Uyuşmazlık ve zıt olma durumu gösterir: Onlar bizi dâvet ettikleri halde biz mukabele etmedik.

Türkçe Sözlük

(i. F. hempâ’dan galat). Fenalıkta arkadaş ve yardımcı, yardakçı, kafadar (iyilik için kullanılmaz).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) el; el gibi uzuv (maymun ayağı, şahin pençesi, Istakoz kıskacı); kudret, yetki, salahiyet; parmak, işe karışma; maharet, hüner; el yazısı, imza; yardım; usta; yetki sahibi kimse; işçi, amele; taraf, yan; saat yelkovanı veya akrebi; atın yüksekliği

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ped, ping) mânia, engel; sakatlık; elverişsiz durum, handikap; spor engelli koşu; (f.) mânia koymak; engel olmak; yarışta mânia koymak .handicapped (s.) sakat, malul. mentally handicapped geri zekâlı. the handicapped sakatlar, yardıma muhta

Şifalı Bitki

(saz): Hasırgiller familyasından; düz ince uzun, dayanıklı olan yaprakları; minder ve yastık gibi şeyleri doldurmaya, hasır örmeye yarayan bir sazdır. Bataklıklarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde yardımcı olur.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde aerofaji diye bilinen bu hastalık, genellikle asabi mizaçlı kimselerde görülür. Bunlar yemek sırasında farkına varmadan hava yutarlar. Hava yutma, mide ve bağırsak gazlarının oluşmasına yardımcı olur. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve fincanı kuru nane konur. 5 dakika bekletilip süzülür. Yemekten sonra içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). İyilik ve yardım etmesini seven.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yardım etmek; imdadınaa yetişmek, yardımına koşmak, kurtarmak, çare bulmak; çare olmak: faydası olmak; rahatlatmak. help one out kurtarmak, kurtulmasına yardım etmek. help oneself kendi kendine servis yapmak; yürütmek, aşırmak. Help yourself. Buyur

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardım, muavenet, çare, kurtulma; yardımcı, hizmetçi, uşak, çırak, yamak. the help (k).dili hizmetçiler, işçiler, mustahdemler. helper (i). yardımcı, muavin; hizmetçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).faydalı, yararlı, işe yarar, yardımcı; yardımsever. helpfully (z). faydalı bir şekilde. helpfulness (i). yardım, işe yarama, elverişlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardım; bir tabak yemek, porsiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkadaş, eş, yardımcı; zevce.

Şifalı Bitki

(kestanekabağı): Kabakgillerden tatlısı yapılan bir çeşit kabaktır. Yaprakları uzun ve büyüktür. Çekirdekleri yoktur. Ev ilaçlarında çekirdekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak kurtlarının düşürülmesinde yardımcı olur.

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinesi ya da video kamera ekranının her tür ışıkta anlaşılır olmasına yardım eder. Doğrudan güneş ışığında bile mükemmel görüş vermek için yansıyan LCD teknolojisini kullanarak bunu başarır.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİLAFET) (I. A.). 1. Halifelik, Sünnî Müslümanlar’ın ruhanî liderliği, Hz. Muhammed’in mânevî halefi olma: Hilâfet-i İslâmiyye, hilâfet-i kübrâ. 2. Halifelik ülkesi: Abbâsî hilâfetinin geniş sınırları vardı. 3. Stajyer ve yardımcılık, Osmanlı devrinde, devlet dairelerinde küçük kâtiplik (kalfa kelimesi buradan gelir). Arapça terkiplerde «hilâfe» suretinde kullanılır: Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi, halifelik başkenti.

Şifalı Bitki

(güneğik): Hindiba familyasının örnek bitkisidir. Çiçekleri sarıdır. Yaprakları az ve küçüktür. Sapı yoktur. Kökü uzundur. Kökünün dışı beyaz, içi esmer renktedir. Sütlü, acı bir suare ifraz eder. Yaprakları haşlanıp, salata gibi yenir. Kökü de, dövülerek kahve yapılır veya kahveye karıştırılır. Lezzeti mayhoşumsudur. Ak ve kara olmak üzere iki çeşidi vardır. Hekimlikte yaprakları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Egzama, güneş yanıkları, akrep ve arı sokmasında faydalıdır. Balgam söktürür. Nikris ağrılarını dindirir. Böbreklerdeki kumların dökülmesine yardımcı olur. Vücuda kuvvet verir.

Şifalı Bitki

(cocos nucifera): Tropikal bölgelerde yetişen, hurma cinsinden bir çeşit ağacın yemişidir. Portakaldan büyüktür. Kabuğu çok serttir. İçinde sütümsü bir sıvı vardır. Yemişin içinde kabuğuna bitişik yağlı ve nişastalı eti vardır. Büyük ve Küçük olmak üzere iki çeşidi vardır. Hekimlikte küçükleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yardımsız kalıp zayıf ve ümitsiz olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at, beygir; aygır; at familyasından hayvan; süvari birliği; kasa (jimnastik); A.B.D, argo öğrencilerin derslerde gizlice kullandıklan çeviri veya benzeri yardımcı şey; A.B.D, argo eroin. horse bean bakla. horse chestnut atkestanesi, bot. Aesculus

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. insaniyetperver, hayır seven, insancı, insani; yardımsever kimse. humanitarianism i. hayırseverlik.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iâne). Yardım için toplanan paralar, yardım paraları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعانات] yardımlar, bağışlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den) (c. iânât). 1. Yardım, imdat, para ile yardım. 2. Hayırlı veya umumî bir iş için, veyahut hasta ve muhtaç bir edam veya bir cemiyet için verilen ve toplanılan para. İane parası, İane defteri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعانه] yardım, bağış.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İâne yoluyla, bir yardım ve muavenet olmak üzere: Göçmenlere iâneten evini verdi.

Sağlık Bilgisi

İdrar torbası iltihabı; idrar yolları taşı, belsoğukluğu veya eklem hastalıklarının neden olduğu bir hastalıktır. Çok içki içenlerde görülür. İdrar yollarında acıma hissedilir. Tedaviye yardımcı olmak için bol miktarda su içilir, sıcak banyolar yapılır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çay bardağı dolusu arpa konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasen»den (c. ihsânât). I. İyilik etme, güzel muamele. 2. Bağışlama, bir şey verme. Kendisine güzel bir at ihsan etti. 3. Verilen, bağışlanan şey, hediye, bahşiş: Vaktiyle ihsan-ı şâhâne dağıtılırdı. 4. Lutuf, yardım, iyilik: İhsan buyrun iki söz söyleyeyim, (bu mânâ ile kullanılması yersizdir). İhsân alel-ihsân = İhsan üstüne ihsan. El Ihsânü bit-tamâm = Bir şey verilince tamamiyle verilmelidir.

Türkçe Sözlük

(dsi). 1. Birinciden sonra gelen, Ar. sânî: ikinci kapı, ayın ikinci günü. On ikinci = Ar. sânî aşer. Yirmi ikinci, yüz ikinci. 2. Muavin, yardımcı.

Türkçe Sözlük

(İKTİDAR) (ka ile) (i. A. «kudret» ten masdar). Güç yetme, yapabilme, muktedir olma, tâkat: O işi yapmaya iktidarım yoktur. O iktidara mâlik değildir. Bu iş onun iktldârındadır. Sihib-i Iktldâr = Muktedir. Adem-I ikildir = İktidarsızlık (etmek ve olmak gibi yardımcı fiiller ile mürekkep fiil teşkil etmeyip isim gibi kullanılır) (kudret’ten farklı olup, meselâ Kudret-I ilâhiyye yerine, iktidâr-ı İlâhi denilmez).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امداد] yardım isteme, imdat.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yardım eden. 2.Yardıma gönderilen kuvvet. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. imdâdiyye). imdat ve yardıma alt: Fırka-ı imdâdiyye.

Türkçe Sözlük

(İMDAD) (I. A. «meded» den masdar). 1. Yardım, muavenet, çaresiz kalmış bir adamın yardımına yetişme: Bana imdat etti. İmdadıma yetişti. Siz imdadıma yetişmeseydiniz bu işin içinden çıkamıyacaktım. 2. Kendinden kuvvetli bir düşman karşısında bulunan bir kumandan yahut birliğe yardım etmek üzere gönderilen asker: imdat bekliyordu. İmdat geldi.

Genel Bilgi

Çok kişi S.O.S.’in gemimizi kurtar (Save Our Ship), ruhumuzu kurtar {Save Our Soul) veya diğer sinyalleri durdur (Stop Other Signals) kelimelerinin baş harflerinden oluştuğunu sanır. Bu bilgiler tamamıyla yanlış olup S.O.S. harfleri hiç bir kelimenin baş harfinden oluşturulmamıştır.

Tamamen telgraf zamanından kalmadır ve gemilerde de yakın zamana kadar telsiz telgraf kullanılıyordu. Bilindiği gibi telgrafta mors alfabesi denilen sistemde her harf, nokta ve çizgilerin değişik kombinasyonundan oluşuyor. Bu sinyali gönderen maniple denilen alete tek dokunuşta karşıya nokta yani ‘bip’, biraz daha uzunca basınca ‘dııııt’ sinyali gidiyordu. Gönderenler de, alanlar da mors alfabesini ezbere bildiklerinden bu ‘bip’ ve ‘dııııt’larda hangi harfler olduğunu çözüyor ve normal yazıya dönüştürüyorlardı.

İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908’de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S. seçildi. Yani telsizde ‘dıııt, dııııt, dııııt, bip, bip, bip, dııııt, dııııt, dııııt’ sinyali aldığınızda hemen acil yardıma ihtiyacı olan biri olduğunu anlıyordunuz.

Filmlerde görmüşsünüzdür. Gemiler, özellikle uçaklar, tehlikeli bir durumda yardıma ihtiyaçları olduğunda ‘mayday’ (mey-dey) çağrısı yaparak durumlarını bildirirler. Bu kelime Fransızca’da bana yardım et anlamındaki m’aidez kelimesinden türetilmiştir.

Hiç dikkat ettiniz mi, filmlerde telsizle konuşan her kişinin ismi hep ‘Roger’ (rocır)dır. Halbuki ‘roger’ telsiz konuşmalarında ‘anladım’ anlamında kullanılır ve her iki taraf da cümlenin başında ve sonunda bu kelimeyi kullanırlar. Filmleri tercüme edenler ise bu kelimeyi bir erkek ismi sandıklarından, herkes birbirine ‘Roger’ diye ismen hitap ediyormuş gibi çevirirler.

Nasıl bizde telefonda harfleri söylemek için Ankara’nın ‘A’sı, Bursa’nın ‘B’si denilirse Roger kelimesi de İngilizce’de ‘R’ harfinin tanımı için kullanılır, yani Roger’in ‘R’si denilir. R harfi ise mors alfabesinde başlangıçta ‘anlama’nın kodu idi. Sonra konuşmalı iletişime geçilince ‘Roger’ olarak kullanılmaya başlanıldı. Filmleri tercüme edenlerin ABD bahriyesinde nasıl oluyor da bu kadar Roger bir araya geliyor diye uyanmamaları gerçekten ilginç!

Türkçe Sözlük

(|.). 1. Yardım eden, yardımcı: Allah imdatşınız olsun. 2. Yardıma gönderilen asker: imdatçı bölük, imdatçı asker.

Türkçe Sözlük

(f.). Türkçe Imek masdarından geçmiş hikâyesi kipinin 3. şahsı: O iş öyle İmiş. Aradığınız adam orada imiş. Yardımcı flit başka fiillerin çeşitli kiplerine katılarak çeşitli birleşik kipler teşkil eder ve bu takdirde ekseriya asıl fiille birleşerek ilk l’si düşer: Gelmiş imiş (gelmişim), gelir imiş (gelirmiş), gelecek imiş (gelecekmiş), gelmeli imiş (gelmeliymiş) vesaire.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inâyât). 1. Dikkat, gayret, çalışma, yardım. 2. Lutuf, iyilik, Osm. kerem, ihsan: Lutuf ve inayetinize sığınıyorum. İnayet ola = Sadaka verilmeyen dilencileri uzaklaştırmak için kullanılır. «Allah’tan sana inâyet olsun» mânâsındadır.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Lütfeden, yardım eden, lutuf ve kerem sahibi. Osm. kerem ve muavenet eden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Allah’ın yardımı, nafakası, infakı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yararlı, tesirli, etkili; yardımcı, aracı olan; bir alete ait; müz. enstrümantal. instrumentalist i. çalgı çalan kimse. instrumentally z. yararlı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aracı, arabulucu; şefaatçi, başkası için iltimas isteyen kimse. intercessory (s.) arabuluculukla ilgili, başkası için yardım rica eden .

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım etme, bir şey verme.

Türkçe Sözlük

(f.). Dişle koparmak, dişle tutup sıkmak, dişlemek: Elmayı ısırdım, köpek elimi ısırdı. Avuç ısırmak = Çok hiddetlenmek. Parmak ısırmak =,Çok şaşmak, hayrette kalmak. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. Yaka ısırmak = Yardım ve medet istemek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» dan masdar) (c. istiânât). Yardım isteme: Tanrı’nın lutfundan istiâne ederim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(a.) [استعانه] yardım isteme.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Eûzü biîlâhi min eş-şeytân-irracîm veya neûzü billâh ve el-iyâz-i billâh diyerek Tanrı’nın yardım ve imdâdına sığınma.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «gavs» den masdar). Yardım ve imdad isteme, e. Edat-ı istigase = Aman ve ah gibi imdat isteği gösteren edat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استغاثه] yardım isteme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meded»den masdar). 1. Yardım isteme, birinin yardım ve merhametine sığınma: Tanrı’dan istimdâd etti. 2. Düşmana karşı bir kumandandan veyahut müttefik bir devletten asker isteği: Karşısındaki kuvvetin çokluğunu görünce istimdâda mecbur oldu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استمداد] yardım isteme.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yardım isteme.

Türkçe Sözlük

(i. A masdar). Yardım, imdat isteme.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sevgi ve acıma talep etme: Filân hakkında yardımınızı istitâf ederim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan). 1. Dayanma, güvenme, arka verme. 2. Yardım isteme.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İyi olan şeyin hâli, hoşluk. 2. Hayır, menfaat, fayda: Bunda bir iyilik var ki... 3. Lutuf, kerem, ihsân, muavenet, yardım: Bana bir iyilik etmek ister misin? Kendisine büyük bir iyilik etti; çok iyiliği dokundu. 4. Sıhhat, Afiyet: Hasta iyiliğe yüz tuttu; Allah iyilik versin. 5. İyi muamele, yavaşlık, yumuşaklık: İyilikle kandırmalı; iyilikle söylerseniz kabul eder. İyilik bilir = Müteşekkir, minnettar, iyilik gördüğünü unutmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili her zaman yardım etmeye hazır becerikli kimse, Hızır gibi yetişen kimse.

Şifalı Bitki

(cucurbita): Kabakgiller familyasından, meyvası sebze olarak kullanılan, otsu bir bitki cinsidir. Kökü saçak şeklindedir. Gövdesi sürüngen, köşeli, ince ve çok uzundur. Üzerinde sert ve kısa tüyler bulunur. Yaprakları büyük, kaba, tüylü; çiçekleri sarıdır. Meyvesi, etli ve suludur. İçinde kabak çekirdeği denilen pek çok tohum vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür ve idrar tutukluğunu giderir. Böbrek ve mesane iltihaplarını temizler. Prostattan doğan şikayetleri giderir. Mide ve bağırsaklara yumuşaklık verir, kabızlığı giderir. Basuru olanlar için faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Helvacıkabağının çekirdekleri bağırsak kurtlarının düşmesine yardımcı olur. Lapası dıştan tatbik edilecek olursa boğaz ağrılarını ve kadınlarda görülen akıntıyı keser.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaçmasına sebep olmak, kaçmasına yardım etmek, firar ettirmek: Hapishaneden adam kaçırmak büyük bir suçtur. 2. Gümrük vermeksizin gizlice mal geçirmek: Gümrükten mal kaçırmak; tütün kaçırmak. 3. Dikkatsizlikle ve gafletle söylemek: Ağzından kaçırdı. 4. Kaybetmek: Fırsatı kaçırdık. 5. Kaçmaya mecbur etmek: Nihayet kendisini kaçırdık. 6. Saklı, gizli tutmak, göstermemek, kapalı gezdirmek: Karısını benden kaçırıyor. Alta kaçırmak = Üstüne etmek. Ucunu alta kaçırmak = İflâs etmek (eskimiştir). Tadını kaçırmak == Tadsızlık etmek, can sıkmak. Aklını kaçırmak = Çıldırmak. Kız kaçırmak = Ekseriya evlenmek niyetiyle kızı baba evinden gizlice alıp kaçmak

Genel Bilgi

Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlandığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin almayacağı kadar pahalı idi. Zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı. Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha hızlı ilikleyebiliyorlardı Bu nedenle, terziler dügmeleri hizmetçilerin sağına, hanımların ise soluna gelecek şekilde diker oldular.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Hematüri adı verilen bu durum, önemli bir hastalığın işareti olabilir. Bu nedenle vakit kaybetmeden bir doktora başvurmak gerekir. İdrarda kan görülmesi; idraryolu iltihabı, prostat iltihabı, mesane taşı, böbrek kanaması, böbrekte taş veya kum, kan hastalıkları veya bir başka hastalığın belirtisi olabilir. Ayrıca bazı ilaçlar ve gıdalar da idrarda kan görülmesine neden olabilir. Örneğin çilek, domates, ıspanak veya ağrı kesici ilaçlar kan işemeye neden olabilir. Tedaviye yardımcı olmak amacıyla şeftali ve semizotu yenebilir.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Hemoptizi denilen kan tükürmek, önemli bir hastalığın habercisidir. Akciğer kanseri, verem, bronşit, mitral darlığı veya zatürreeden şüphelenilir. Ancak dişeti kanaması gibi pek önemli olmayan bir durumda olabilir. Bu nedenle, hastanın sırtına bir yastık konup, oturtulur. Vakit kaybetmeden doktor çağrılır. Ayrıca tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, sirke, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı kaynak suya 1 kahve kaşığı kuru nane konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Suyuna bir kahve kaşığı saf sirke ilave edilip, içilir.

Şifalı Bitki

(kantariyyon): İkiçenekliler sınıfının, bileşikgiller familyasından, bütün dünyada, özellikle ılıman bölgelerde yaygın olan çok yıllık veya bir yıllık bitkidir. Kırmızı, sarı, mavi ve nadiren beyaz çiçekli olanı bulunur. Kökü acıdır. Bu türüne “Büyük Kantaron” da denir. Çoğunlukla kökü kullanılır. Yaz aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Ateşi düşürür. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İshali keser. Nekahat devresini kısaltır. Nezle ve bronşite faydalıdır. Öksürüğü keser. Mide ağrılarını dindirir. Yaraların iyileşmesinde yardımıcı olur. Astım, mide ülseri, midede asit fazlalığı, akciğer hastalıkları, damar sertliği ve sinir iltihaplarında da faydalıdır.

Şifalı Bitki

(karnabit): Turpgillerden; vatanı Doğu Akdeniz bölgesi olan 2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları koyu yeşil, çiçekleri beyaz veya sarımtıraktır. Kış sebzelerindendir. Lahanaya benzer. Aslında, lahananın çiçek saplarının kısalıp etlenmesiyle lahanadan türemiştir. Yenen kısmı, henüz açmamış yoğun çiçek durumudur. Yurdumuzda; güzlük turfanda karnabahar, kışlık karnabahar ve mart karnabahar olmak üzere üç çeşidi vardır. Fosfor ve vitamin bakımından çok zengindir. Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir. Cinsel gücü arttırır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalıdır. Kalp hastalıklarında şikayetlerin azalmasında yardımcı olur.

Şifalı Bitki

(harbuz): Kabakgiller familyasından; sürüngen gövdeli, parçalı sert yapraklı, sarı çiçekli, iri meyveli, bir yıllık bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kemiklerin gelişmesine yardımcı olur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mukabilinde, misli olan, iki taraftan karşılığı olan. Karşılıklı sevgi, karşılıklı yardım. 2. Karşı karşıya olan, biri diğerinin karşısında olmak üzere iki taraflı, iki taraflı olan: Bu bahçenin karşılıklı kapıları vardır. Karşılıklı salonlar, kanepeler. 3. Metniyle tercümesi: Karşılıklı bir kitap. 4. Cevaplı: Karşılıklı mektup.

Şifalı Bitki

(genista luncea): Baklagiller familyasından; dik duran çalı halinde, her zaman yeşil olan odunsu bir bitki cinsidir. Genç sürüngenler, narin yapılıdır. Üzerinde çok sayıda yaprak bulunur veya yapraksızdır. Çiçekleri sarıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Hazmı kolaylaştırır. Böbrek ve safra kesesi taşlarının düşürülmesine yardım eder. Mesane hastalıklarını tedavi eder. Romatizma ve nikriste de faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalp hastalıklarında da kullanılır.

Şifalı Bitki

(cucumis melo): Kabakgiller familyasından; vatanı Küçük Asya olan, sürüngen gövdeli, iri meyveli bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları oldukça büyüktür ve yürek biçimindedir. Çiçekleri, yapraklarının koltuğundan çıkar. Meyvesi sulu ve güzel kokuludur. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Rahat bir uyku verir. Böbrekleri ve kanı temizler. Cide temizlik verir. İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Nikris ve romatizma şikayetlerinin hafiflemesini sağlar. Akciğer veremi ve kansızlıkta da faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinin şikayetlerini azaltır. Vücuda serinlik verir. Mide ve bağırsaklarda ülser veya iltihap olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonlular yememelidir.

Şifalı Bitki

(eşekotu): Baklagiller familyasından; boş arazilerde ve kurak yerlerde yetişen 30-60 cm yüksekliğinde çok yıllık dikenli bir bitkidir. Yaprakları kısa saplıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri küçüktür. Köklerinde tanen, sakkaroz, zamk, uçucu ve sabit yağ, spinosin ve ononin vardır. Kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Terletir ve idrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardım eder. Böbrek ve mesane iltihaplarını giderir. Boğaz ağrılarını geçirir.

Şifalı Bitki

(thymus): İkiçenekliler sınıfının, ballıbabagiller familyasından; odunsu saplı, karşılıklı küçük yapraklı, sürüngen, çok yıllık timol kokulu alçak bir bitkidir. İçeriğinde thymol vardır. Güney Amerika’da yetişen thymus vulgaris türünden hafif sarı renkli uçucu kekikyağı elde edilir. İçeriğinde timol ve karvakrol vardır. Midevi, idrar söktürücü ve antiseptik olarak kullanılır. Yurdumuzda yabani kekik ve başlı kekik çok miktarda yetişir. Ancak mercanköşk türlerinin çoğu da kekik yerine kullanılmaktadır. Kullanıldığı yerler: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Bağırsak iltihabını iyileştirir. Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür. Cinsel isteği kamçılar. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır. Çocuklarda görülen kansızlığı giderir. Kan dolaşımını düzenler. Müzmin öksürük, astım, bronşit ve iltihaplı zatülcenp’e faydalıdır. Grip, beyin nezlesi ve anjinde şikayetlerin azalmasına yardımcıdır. Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatrı olanlar kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). Öz, Ar. hüve, enân, zât, nefs, Fars. hod, hîş: Kendi geldi; kendi düşen ağlamaz. Ekseriya şahıs zamirlerine eklenerek kullanılır: Kendim gördüm; kendisi geldi; kendiniz; kendin; kendi eliyle aldı. Kendi başına = 1. Kendiliğinden kimsenin emir ve müdahalesi olmaksızın: Kendi başına bu işe karar verdi. 2. Yalnız, tek kimse yardım etmeksizin: Bir bahçıvan kendi başına o koca bahçeyi idare ediyor. Kendini, kendisini beğenmek = Hodbin, egoist olmak. Kendini, kendisini beğenmiş = Egoist, Fars. hodbin, hod-pesend. Kendini bilmek = Arif olmak. Kendini bilmez = Haddini bilmez. Kendinden geçmek = Bayılmak, gaşyolmak. Kendine gelmek = Ayılmak, aklı başına gelmek. Kendi kendine, kendi kendime, kendi kendinize vesaire = 1. Kendi başına, kendiliğinden, başkasının müdahalesi olmaksızın, Fars. hod-be-hod: O, kendi kendine geldi; ben kendi kendime böyle bir işe kalkışamam. 2. Yalnız, tek başına: O, koca yükü kendi kendine kaldırdı; o kitabı kendi kendine yazdı; kendi kendime söyledim: Söylendim; kendi kendine oturuyordu. Kendinden = Kimse tarafından emir ve icbar görmeksizin: Kendinden geldi; ben bu işi kendimden yaptım.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Birine karşı ikramda bulunmak. 2.Allah’ın bir kimseye cömertliği, lütfü, himayesi ve yardımı olarak ele alınır.

Şifalı Bitki

(apium graveolens): Maydanozgiller familyasından, kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan kokulu, iki yıllık bir bitkidir. İçeriğinde sedanonik anhidrit, sedanolin, limonen, palmirik asit, gayakol gibi maddeler vardır. Yaprakları ve baş kısmı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Uyarıcı ve idrar söktürücüdür. İktidarsızlığı giderir. Cinsel istekleri kamçılar. Şeker, guatr ve yüksek tansiyonda faydalıdır. Böbrek, akciğer ve karaciğer hastalıklarını önler. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Sürmenajda faydalıdır. Sinir yorgunluğunu giderir. Kanı temizler. Karaciğer şişliğini giderir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesinde yardımcı olur. Safra ifrazatını düzenler. Nikris ve romatizmada faydalıdır. Susuzluğu keser ve vücuda serinlik verir. Kalp hastalarına tavsiye edilir. Ses kısıklığını giderir.

Şifalı Bitki

(kyminon): Maydanozgiller familyasından; Mayıs - Haziran aylarında bayez veya pembemsi çiçekler açan, 15 - 20 cm boyunda, bir yıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Mısır’dır. Yaprakları dar ince şeritler halinde parçalıdır. Çiçekleri 3-5 saplı şemsiye durumundadır. Meyveleri ovaldir. İçeriğinde, reçine, sabit ve uçucu yağlar vardır. Keskin, hoş kokuludur. Tohumları baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Hazımsızlığı giderir. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Birikmiş gazı söktürür. Hava yutmayı önler. Sinirleri yatıştırır. Sinirsel başdönmelerini keser. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. İdrar söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizma ve şişmanlıkta faydalıdır. Hamileler kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki

(prunus avlum): Gülgiller familyasından; anayurdu Asya olan, düz kabuklu bir çeşit ağaç veya ağaçcıktır. Genellikle yapraklanmadan önce çiçek açar. Meyvesi, etli ve tek çekirdeklidir. Ev ilaçlarında sapları, meyvesi, kabuğu ve çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Böbreklerde biriken zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Kabızlığı giderir. Kanın temizlenmesine yardım eder. Nikris, romatizma, damar sertliği ve mafsal kireçlenmesinde faydalıdır. Karaciğer şişliğine iyi gelir. Safra akışını normale döndürür. Sivilceleri önler. Susuzluğu giderir. Kabukları ishali keser. Ateşi düşürür. Çiçekleri göğsü yumuşatır ve öksürüğü giderir.

Şifalı Bitki

(dalakotu): Ballıbabagiller familyasından; Haziran - Eylül ayları arasında pembe ve seyrek olarak da beyaz renkli çiçekler açan, otsu bir bitkidir. 10 - 30 cm boyundadır. Yaprakları; karşılıklı, tüylü, kenarları dişili ve küçük bir meşe yaprağı şeklindedir. Çiçekleri üst yapraklarının koltuğunda gruplar halindedir. Meyvesi küçüktür. Çiçekli bitkide uçucu bir yağ, acı maddeler, tanen, glikozitler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Ateşi düşürür. İdrar söktürür. Mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı tutkluğunu giderir. Öksürüğü keser.

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade 3-10 yaşları arasında görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde morbilli denilen bu hastalığın nedeni, bir çeşit virüstür. Kızamıklı hastanın tükürük damlacıkları aracılığı ile sağlamlara da bulaşır. Bu nedenle, kızamık lekeleri kaybolduktan sonraki 10 gün içinde de hastayı, sağlıklı kimselerle görüştürmemek gerekir. Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde orataya çıkar. Hastanın gözleri kızarır, burnu akar, hapşırır, öksürür. Ateş yükselir. Baş ağrılarından şikayet eder. Kuvvetli ışıktan rahatsız olur. Bu belirtilerden aşağı yukarı 4 gün sonra küçük kırmızı ufak lekeler görülmeye başlar. Bunlar grup halindedir. Bu dönemde dudaklarda kuruluk ve dilde paslanma dikkati çeker. Bir süre sonra da kızamık lekeleri yüzün her tarafına, boyuna, göğse, kollara, karına, ve bacaklara yayılır. Bu dönem 3-4 gün devam eder. Sonra ateş yavaş yavaş ya da birdenbire düşerek belirtiler kaybolur. Hastanın odası güneş görmeli ve çok temiz olmalıdır. Oda ısısı 18-20 derece arasında tutulmalı, günde en az iki kere havalandırılmalı ve hastanın üşütmemesi için azami dikkat gösterilmelidir. Ayrıca, hastanın ağız, burun ve beden temizliğine özen gösterilmelidir. Bunlara dikkat edilmediği takdirde hastalık, zatürree, bronkopnömoni, zatülcenp, ortakulak iltihabı veya ensafalit gibi tehlikeli hastalıklara neden olabilir. Kızamık geçirenler, bağışıklık kazanıp bir daha kızamık olmazlar. Ayrıca çocuklara 2 yaşında yaptırılacak kızamık aşısı da bağışıklık sağlar. Hastalığın kolayca geçmesi ve bir başka hastalığa neden olmaması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Dut.

Hazırlanışı : Döküntüler başlamadan önce 250 gram dut yedirmek, döküntülerin çabuk çıkmasına yardımcı olur. Aynı uygulama karadut şurubu ile de yapılabilir.

Türkçe Sözlük

(I.). Yurt içinde ve dışında, deprem, savaş, salgın hastalık, yangın ve su baskını gibi hallerden zarar görenlere her türlü yardımı sağlayan ve bağışlarla yaşayan bir hayır kurumu,Osm. Hilâl-i Ahmer (Kızıl Haç’ın —iran hariç— Müslüman ülkelerde aldığı addır).

Türkçe Sözlük

(i.). Hıristiyan ülkelerde Kızılay karşılığı olan yardım teşkilâtı.

Türkçe Sözlük

isim, halk ağzında 1. Köy muhtarı yardımcısı. 2. Köy kâhyası. 3. Köy bekçisi

Teknolojik Terim

Ürünle birlikte verilen Picture Motion Browser yazılımı, fotoğraf koleksiyonunuza göz atmanıza ve koleksiyonunuzu yönetmenize yardımcı olur. Fotoğraflarınızı e-posta ile arkadaşlarınıza ve ailenize gönderebilir veya İnternet’teki paylaşım sitelerine kolaylıkla yükleyebilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(i.). Arkadaş, yardımcı, yardak.

Yabancı Kelime

Fr. comité

alt kurul

1. Belli bir konuyu ele almak amacıyla bir kurul içinden birkaç kişi seçilerek oluşturulan kurul. 2. Meclis veya herhangi bir kurultayda bazı konuları inceleyerek varılan sonuçları tartışılmak için genel kurula getirmekle görevli, milletvekilleri arasından oluşturulan yardımcı kurul.

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bir ülkeye maddî yardımda bulunmak maksadıyla iki veya daha çok ülkenin malî bakımdan anlaşması.

Yabancı Kelime

Fr. consortium

ekon. şirketler birliği

1. Uluslararası kuruluşların ve bazı hükûmetlerin iktisadi ve mali yardımları yürütmek üzere oluşturdukları geçici yardım kurulu. 2. Köprü, yol, baraj vb. büyük projelerin gerçekleştirilebilmesi için birden fazla şirketin geçici olarak bir araya gelmesi.

Genel Bilgi

Köpekler, çevrelerine yakın yerlere, ihtiyaçları olacak yiyecekleri gömerek, besinlerini depolarlar. Bu, insanlar tarafından istifçilik veya besin depolama olarak adlandırılır. Ev hayvanları arasında sadece köpekler, kemiklerini gömmeye eğilimi olan hayvanlardır. Vahşi hayatta yaşayan kurtlar, yakaladıkları küçük avları, daha sonra kullanmak üzere gömerler. Evcil köpekler ise kemiklerini gömdükten sonra onunla ilgilenmez, yani daha sonra çıkarıp, kullanmaz ve unuturlar. Evde yaşayan köpekler de gıdalarını koltuk araları, halı veya elbiselerin altına vs. saklar ve koku yardımıyla tesadüfen bulmazlarsa, unuturlar. Demek oluyor ki, evcil köpekler gömme işlemini besin ihtiyaçlarını garanti altına almak için yapmamaktadırlar. Bu, tamamen vahşi hayattan kalma bir içgüdüdür.

Türkçe Sözlük

(f.). Kırılıp ayrılmek: ip koptu, fidanı çekerken kökü, bir deli koptu. 2. Bağlantısı kesilmek, ayrılıp düşmek: Saçağın uçları, ceketimin bir düğmesi koptu. 3. Gürültülü veya tehlikeli bir şey ortaya çıkıvermek, birdenbire çıkmak: Kıyamet koptu, bir velveledir koptu, şiddetli bir rüzgâr, bir yağmur koptu. 4. Fazla ağrımak: Ciğeri kopmak, barsaklarım kopuyor. Öd kopmak = Çok korkmak, heyecan ve dehşete uğramak. Gönülden kopmak = Vermeye razı olmak, rızasıyla vermek: Kızılay’a yardım topluyorlar, herkes gönlünden ne koparsa veriyor.

Şifalı Bitki

(dişotu): Dişotugiller familyasından, koyu yeşil renkli, çok yıllık otsu bir bitkidir. Boyu 30-120 cm arasındadır. Yaprakları sert ve dalgalıdır. Çakıllı, çorak arazide yetişir. Çiçekleri salkım şeklindedir. Zehirlidir. Kullanıldığı yerler: Ödem hastalığında faydalıdır. Mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Spazm ve ağrıları giderir.

Sağlık Bilgisi

Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Basit kulak çınlamalarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke.

Hazırlanışı : 2 su bardağı sirke kaynatılır. Çıkan buhar kağıttan bir huni yardımıyla kulağa verilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Tehlikeden uzaklaştıran, Osm. tahlîs eden. Cankurtaran = Denize düşüp boğulmak tehlikesinde bulunanları kurtaran veya bu işle resmen görevli adam. Cankurtaran demir = Tehlike hâlinde atılmak üzere gemide yedek bulunan ağır demir. Cankurtaran simidi = İcabında tutunup boğulmamak üzere gemilerde bulunan mantarlı halka. Cankurtaran sandalı, flikası = Gemilerde ve tahlisiye idarelerinde yanları mantarlı olarak batmaz bir surette yapılmış sandal. Cankurtaran otomobili = ilk yardıma muhtaç hastaları taşıyan otomobil, ambülans.

Şifalı Bitki

(Lycopode): Kibritotunun en çok görülen şeklidir. Boyu 1 m kadardır. Sporlu başaklarından kurtayağı tozu denilen ve hekimlikte kullanılan sarı bir toz elde edilir. Kullanıldığı yerler: Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında faydalıdır. Ağrıları dindirir. Romatizmada şikayetleri giderir. Böbrek ve safra kesesi taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.

Şifalı Bitki

(asparagus): Zambakgiller familyasından; çalı veya yarı çalı halinde odunsu, çoğu sarılıcı, bazı türleri de otsu olan Asya, Afrika ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitkidir. Yaprakları pul gibi ve almaşık dizilişlidir. Çiçekleri küçüktür. Renkleri yeşilimsi veya beyazdır. Meyveleri üzümsüdür. 150 kadar türü vardır. Tıbbi kuşkonmaz Trakya ve Doğu Anadolu’da yabani olarak yetişir. Çiçekleri sarımsı yeşildir. Meyvesi kırmızıdır. Kök ve rizomlarında şekerler, mannit, koniferin, asparajin A ve C vitaminleri vardır. Hekimlikte toprakta sürünen gövdesi, kökü ve tomurcukları kullanılır. İlkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kalp hastalıklarından doğan ödemleri giderir. İdrar söktürür. İdrar yollarını temizler. Sinirleri kuvvetlendirir. Kanı temizler. Karaciğer ve böbreklerin muntazam çalışmasını sağlar. Karaciğer şişliğini indirir. Dalak hastalıklarında faydalıdır. Zihin yorgunluğunu giderir. Sivilce ve egzamanın iyileşmesinde yardımcı olur. Kandaki şeker miktarını düşürür. El ve ayaklarda görünen şişlikleri indirir. Bel soğukluğu böbrek ve mesane iltihabı olanlarla, çok sinirli kimselerin kullanmaması gerekir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ana hesap defteri, hesap defterinin en büyüğü, defteri kebir; mezarın kapak taşı. ledger bait bir yere bağlanan olta yemi. ledger line müz. yardımcı çizgi; kurşunu suyun dibine oturan olta sicimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (Yu., çoğ. lemmata) man. yardımcı önerme; bir şiir veya yazı önsözü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (lent) ödünç vermek, eğreti olarak vermek; vermek, faizle vermek. lend a hand yardım etmek. lend an ear kulak vermek, dinlemek. lendlease i., f. ödünç verme veya kiralama sistemi; f. bu usule göre vermek. lend itself veya oneself to yardım etmek; u

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (let, letting) izin vermek, müsaade etmek; by, through, in ile geçmesine, gitmesine veya gelmesine müsaade etmek; kontrata bağlamak; yardımcı fiil olarak --eyim, -elim, -sin, -sinler (birinci veya üçüncü şahıs emir kipi); kiraya vermek. let alone, l

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Levi kabilesinden biri, bilhassa Tevratta Musevi tapınağı kâhinlerinin yardımcısı.

Yabancı Kelime

İt. libero

sp. son adam

Futbolda savunmanın gerisinde görev yapan, önündeki savunma oyuncularını kontrol eden, yöneten, yardımcı ve serbest hareket edebilen savunma oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kaldırmak, yukarı kaldırmak; yükseltmek; k.dili çalmak, aşırmak; iptal etmek; kaldırmaya uğraşmak; yükselmek, dağılmak (sis veya duman); i. kaldrış, yükseltme, yükselme, yükselme derecesi; kaldırılacak şey; İng. asansör; yardım; kaldırıcı kuvvet

Şifalı Bitki

(lemon): Limonağacının açık sarı renkli, yumurta biçiminde, kabuğu güzel kokulu, suyu ekşi olan meyvesidir. Kabuklarından limon esansı çıkarılır. C vitamini, şeker, müsilaj, sitrik asit ve tuzları bakımından zengindir. Kullanıldığı yerler: Ateşi ve tansiyonu düşürür. Kanı temizler. Susuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve romatizmada faydalıdır. Gribin çabuk atlatılmasını sağlar. Mide, bağırsak ve idraryollarındaki mikropları öldürür. Gıda zehirlenmesini önler. İdrar söktürür. Böbrek ve mesane kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Yüzdeki sivilceleri geçirir. Cildin güzelleşmesini sağlar. Karaciğer hastalıklarında faydalıdır. Dişleri beyazlatır ve diş etlerini kuvvetlendirir. Nezlede şikayetleri geçirir. Skorbüt hastalığında faydalıdır. Boğaz ve bademcik iltihaplarının giderir. İshali keser. Kansızlığı önler. Fazla aybaşı kanamasını önler. Nasırları söker. Mide ağrılarını dindirir. Baş ağrılarını ve vücut ağrılarını keser. Yüz çillerinde faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telefon veya elektrik hattı işçisi; bazı top oyunlarında çizgileri ve kazanılan veya kaybedilen mesafeleri göz- leyen yardımcı hakem, yan hakem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. politikada karşılıklı yardım yolu ile iki kişinin birbirini tutması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakım işi; idame, muhafaza; iddia, teyit; himaye; maişet, nafaka, yiyecek; huk. taraflardan birine yardım suretiyle davaya fuzuli müdahale.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kaş, göz, kirpikler, yanak ve dudaklara sürülen maddeler yardımıyla yüzün görünüşünü değiştirme işi. (bk.) Makyaj.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منصور] Tanrı’nın yardımıyla zafer kazanan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yardım olunmuş, Allah’ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. 2.Türk musikisinde bir düzen. 3.Bir ney çeşidi.

Şifalı Bitki

(fütr): Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler gösteren, yüz bin kadar çeşidi bulunan bir çeşit bitkidir. Karada ve tatlı sularda yaşarlar. Mantarların içinde tıbbi etkileri olanlar, gıda olarak kullanılanlar, zehirlenmelere sebep olanlar, hayvanlarda ve bitkilerde hastalık yapanlar, antibiyotik madde oluşturanlar ve kimya sanayiide kullanılanlar vardır. Yenen mantarların çoğu bazitli mantarlardır. Bunların 500 kadar cinsi ve 13500 kadar türü vardır. Sporları şişkin bir hif ucunda 4 tane olarak meydana gelir. Makbul olan türü şemsiye mantarıdır. Büyük ve göz alıcı bir şekildedir. Şapkası başlangıçta yuvarlak veya yumurta biçimindedir. Sonradan çan, şemsiye veya tabak şekline döner. Rengi beyazımtırak gri ile esmerimtırak gri arasında değişir. Çapı 25-30 cm kadardır. Eti yumuşak ve süt gibi beyazdır. Lezzeti hoştur. Yer mantarı da yenir. Huni biçimindedir. Şapkasının eti sarımtırak beyaz ve sarı kenarlıdır. Kokusu kayısıyı hatırlatır. Lezzeti ise karabiberi andırır. Hazmı güçtür. Kullanıldığı yerler: Etin yerini tutar. Protein değeri etten fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesinde yardımcı olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.

Şifalı Bitki

(çayır kasımpatı): Dağlarda ve çayırlarda yetişen güzel çiçekli bir bitkidir. Kasımpatıya benzer. Dalları ufaktır. Yeşil yaprakları dantela gibidir. Çiçeklerin etrafında beyaz yaprakları vardır. Ortası altın sarısı rengindedir. Çiçekleri yaz aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Terletir. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. Karaciğer hastalıklarında faydalıdır. Egzama, temriye gibi deri hastalıklarında şikayetleri giderir.

Türkçe Sözlük

(I. A. «irfânadan) (c. maârif). 1. Bilgi, ilim, Fars. dâniş. 2. Hüner, maharet, ustalık, san’at: Bu, bir mârifettir, herkesin yapacağı iş değildir. 3. Hüner ve san’atla yapılmış bir usûl ve terkip: Bu makinenin, bu Aletin bir mârifeti vardır. 4. mec. Garip durum ve hareket, tuhaflık: Birtakım mârifetler yapıyordu. 5. Vasıta, aracılık, yardım: İstediğiniz kitaplar emanetçi mârifetiyle gönderiliyor, (c.). İlimler ve fenler, öğrenimle elde edilebilen bilgiler.

Şifalı Bitki

(lactuca): Bileşikgiller familyasından; geniş ve uzun yeşil yapraklı ve çok yıllık bir bitkidir. Tohumları, cinsine göre esmer veya siyahtır. Ilık iklimi sever. İlk ve sonbahar aylarında ekilir. Yurdumuzda bir çok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Uykusuzluğu giderir. Sinirsel kalp çarpıntılarını keser. İsteride faydalıdır. Erkeklerde aşırı cinsel istekleri keser. Kabızlığı giderir. Basur memelerinde faydalıdır. Kandaki şeker miktarını düşürür. Kanı temizler. Hazmı kolaylaştırır. Nekahat devresinin kolay atlatılmasında yardımcı olur. Bol idrar söktürür. Romatizma ve Nikris’te faydalıdır. Göğsü yumuşatır. Karaciğer ve dalak şişliklerini indirir. Böbrek iltihaplarında iyidir. Aybaşı halinin ağrısız ve muntazam olmasını sağlar. Suyu, ergenlik sivilcelerini giderir. Yüze tazelik ve güzellik verir. Lapası; kan çıbanı, apse ve yanıklarda faydalıdır. Asabi öksürükleri keser. Anne sütünü artırır.

Türkçe Sözlük

(I. A. «avn» den masdar). 1. Yardım, imdat. 2. Rızık, azık, kuvvet, levâzım: Sefer maOnetl. 3. (hukuk). Masraflar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (3. tek. sahıs may; geçmiş zaman might) bilmek, -meli, -malı (izin, imkan, ihtimal gibi durumlan ifade eden yardımcıı fiil).

Şifalı Bitki

(midenuvaz): Maydanozgiller familyasından; yaprakları güzel kokulu ve parçalı, kazık köklü, 30 - 100 cm boyunda, iki yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri şemsiye halindedir. Tohumları ufak ve esmerdir. Meyvelerinin içeriğinde uçucu bir yağ ile apiin adlı bir glikozit vardır. Kökünde, biraz uçucu yağ, müsilaj ve apiin vardır. Yaprakları, kökü ve meyvesi kulanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. İştah açar. İltihaplı yaraların iyileşmesini sağlar. Aybaşı sancılarını keser. Sürmenajda faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Kalbin yorulmasını önler. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizmada faydalıdır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Anne sütünü azaltır ve böylelikle memelerin şişmesini önler. Cinsel istekleri artırır. Görme gücünü artırır. Böbrek iltihabı olanlar maydanoz yememelidir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدار] yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yardım, imdat: Allah’tan meded isterim. 2. (nidâ): Eyvah, aman, hayf, yazık: Meded yârabbil Meded Allah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدد] yardım, medet.

Türkçe Sözlük

(i. F., Arp. meded = yardım, Fars. hâsten = istemek). Yardım isteyen.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. meded = yardım, Fars. resîden = yetişmek). Yardıma yetişen, yardımcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مددخواه] yardım isteyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مددکار] yardım eden, yardımcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مددرس] yardıma koşan, imdada koşan.

Yabancı Kelime

Fr. mentor

yönder

Herhangi bir iş yerinde farklı görevlerde çalışarak deneyim kazanmış olan, danışan kişinin hedefine ulaşmasını sağlayacak yolu bulmasına yardımcı kimse.

Sağlık Bilgisi

Mide ülseri, mide kanseri veya mideye giren sert bir cismin yaptığı tahribat sonucu görülür. Hastanın gaitası kanlı ve kahve telvesi görünümündedir. Mide kanaması geçiren hastaya şu şekilde yardımcı olunur. - Telaşlanmayın, Hastayı hemen yatırın, Bir su bardağı soğuk sütü veya bir bardak soğuk suyu yavaş yavaş içirin. Bunların yerine ufak bir parça buz da yutturabilirsiniz. Mümkünse hastaneye götürün Kanama durdurulduktan sonra, havuç suyu içirilebilir.

Sağlık Bilgisi

Midede haddinden fazla gaz, ağrı, ve iştahsızlıkla kendini gösteren bir durumdur. Nedeni, mide kaslarının zayıfaması sonucu midenin bulunduğu yerden aşağıya sarkmış olmasıdır. Hasta midesinin çeşitli yerlerindeki ağrılardan, iştahsızlıktan ve ağzına sık sık ekşi su gelmesinden şikayet eder. Öncelikle, midedeki gaz ve asit fazlalığı tedavi edilmelidir. Bunun için gaz ve asit giderici reçeteler uygulanır. Ayrıca az fakat sık sık yemek yeme, yemekleri belirli saatlerde yemeyi alışkanlık haline getirmek tedaviye yardımcı olur. Aşağıdaki reçeteler de aynı amaçla uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kepek veya beyaz kil, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 avuç kepek veya 1 avuç beyaz kil konur. Lapa haline gelinceye kadar kaynatıldıktan sonra, temiz bir bezin içine doldurulup, midenin üstüne konur. Bu işlem her akşam yatmadan yarım saat önce tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir.

- Tedavi süresince istirahat edin.

- Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin.

- Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın.

- Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın.

- Diş sağlığına önem verin.

- Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi birini kullanmak da faydalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : İki avuç dolusu lahana yaprağı, önce soğuk su ile yıkanır. Sonra ezilerek suyu çıkarılıp, 1 kahve fincanı içilir. Aynı işlem 6 saat ara ile 3 hafta boyunca yapılır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Orduya yardımcı olarak toplanan halk kuvveti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bakmak, yardım etmek, hizmet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hizmet, görevi yerine getirme; yardım. min'istrant i. hizmet eden kimse, yardım eden kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vaizlik, papazlık; papazlar; bakanlık, vekâlet; hizmet, yardım. Ministry of Agriculture Tarım Bakanlığı. Ministry of Commerce Ticaret Bakanlığı. Ministry of Communications Ulaştırma Bakanlığı. Ministry of Customs and Monopolies Gümrük ve Tekel Baka

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. küçük; ikinci derecede olan, önemi az; rüştünü ispat etmemiş; müz. yarım derece. pest sese ait: man. kücük; A.B.D. üniversitede ikinci branşa ait; azınlığa ait; i. rüştünü ispat etmemiş kimse; A.B.D. üniversitede ikinci branş, yardımcı sert

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memuriyet veya vazife ile bir yere gönderilen kimseler; misyon, memuriyet, vazife, görev, hizmet; misyoner heyeti; misyonerlerin faaliyet sahası: A.B.D. sefarethane, elçilik; kilisede yapılan özel toplantı veya vaiz serisi; imaret, fakirlere yardım

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i.hafızaya yardımı olan, hafızayı kuvvetlendiren; hafızaya ait; i. hatırlatıcı ipucu. mnemonics i. hafızayı kuvvetlendirme usulü, hafızayı terbiye ilmi.

Teknolojik Terim

Daha düşük güçle kesikli flaş. Çekim ayarları yaparken flaş konumunu doğrulamak için kullanılır ve gölgelerin nesne üzerinde düşeceği konumu belirlemede yardımcı olur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den masdar). Yardım, yardım etme, yardımcılık: Birisi muâvenet etsin, tek başıma yapamam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاونت] yardım.

Türkçe Sözlük

(MUAVİN) (i. A. «avn» den İf.) (mü. muâvine). Yardımcı, muavenet ve yardım eden. Ef’Al-i muâvine = Olmak ve etmek gibi mürekkep fiillerin yapısına giren fiiller. Asâkir-i muâvine = Orduya yardım etmek üzere savaşta toplanan başıbozuk askerler. Bir memura yardım ve yokluğunda vekâlet etmek üzere tâyin olunmuş memur, müsteşar, müşavir, İkinci: Vali, müdür, defterdar muavini. Şûray-ı devlet muavinleri = İmparatorluk devrinde danıştay üye yardımcısı olan görevliler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاون] yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan if.) (mü. müddeiyye). 1. Dava eden adam, davacı: Müddeînin İsteği üzerine müddet-eleyh (davalı) çağırıldı. 2. İddia eden, haksız yere bir şey isteyen veya esassız bir hak ve salihlyet davasında bulunan: Bilgin değil sadece müddetdir. 3. Taht müddeîsi, bir taht üzerinde hak iddia eden prens, Fr. pritendant: İspanya tahtı müddetsi Prens Carlos. Müddeîumûmt (müddet-i umûmi) = Hükümet namına dava eden, savcı Müddeîumûmt muavini = Savcı yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «eyd» den imef.) (mü. müeyyede). 1. Kuvvet ve metanet verilmiş, sağlam: Kavl-i müeyyed. 2. İmdad ve yardıma erişen, imdad gören. Müeyyed-i min-Allah = Tanrı’nın yardımına erişmiş.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Teyid edilmiş, kuvvetlendirilmiş, sağlam. Doğrulanmış. Yardım gören. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «eyd» den) (mü. müeyyide). 1. Kuvvet ve metanet veren: Önceki emri müeyyid İkinci bir emir daha geldi. 2. İmdat ve yardım eden.

Türkçe Sözlük

(I. A. e.) (müfredl dilimizde kullanılmaz). 1. Basit, mürekkep olmayan şeyler. 2. Toptan bilinen şeylerin tafsilâtı, birer birer açıklanmışları: Setin aldığım şeyler iki yüz lira etti, müfredat defterine de yardım; alınan şeyleri müfredâtiyle kaydetmeli. 3. Tek tek ve ayrı ayrı mısrâlar. 4. Bir cümleyi meydana getiren kelimelerin her biri. 5. İlâç kataloğu: Tıp müfredâtı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gıyâs» dan if.) (mü. mugıysa). Yardıma yetişen, yardımcı.

Türkçe Sözlük

(MUHTAC) (i. A. «havece, hâcet» den if.) (c. muhtâcîn). t. Bir şeye ihtiyaç ve lüzumu olan, bir ihtiyacı olup da gideremeyen: Ekmeğe, suya, nasihata muhtaçtır. 2. Lüzumu olan: Bu ev tamire muhtaçtır. 3. Fakir, yoksul: Muhtaçlara yardım etmek. 4. Birinden iyilik görmek ümidinde bulunmakla veya yardımını görmekle kendisine baş eğmeye mecbur olan: Ben, sana muhtaç değilim; ne yapsın ona muhtaçtır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avd» den if.). Öğrencilere derslerde yardımcı olan öğretmen muavini (eskimiştir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Öğretmen yardımcısı. Asistan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn»den if.) (mü. muine). 1. Yardımcı, yardım ve muavenet eden. 2. Muavin.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı. Çırak.

Türkçe Sözlük

(MÜMİDD) (i. A. «meded» den if.) (mü. mümidde). Yardım ve Imdâd eden, yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rücûdan). 1. Geri dönme, geri gelme: Eski fikirlerine müracaat etti. 2. Başvurma, danışma, yardım isteme. 3. Bir şahsın veya heyetin fikrinden veya bir kitaptan faydalanmaya niyet etme: Avukata, mahkemeye müracaat ettim. 4. Bir şahsı veya bir şeyi aramaya gitme: Dükkânda bulamayınca evine müracaat ettim.

Türkçe Sözlük

(MÜSAADE) (I. A. «suûd» dan masdar). 1. Yardım: Kendisine zaman müsaade etti. 2. İzin, engel olmayıp serbest bırakma: Müsaade ederseniz gezmeye gideceğiz. Ben müsaadenizle gidiyorum, vakit müsaade etmiyor.

Türkçe Sözlük

(MÜSAİD) (i. A. «suOd» dan if.) (mü. müs8ide). 1. Yardım eden, yardımda bulunan. 2. Müsaade eden. Nâ-müsâid, gayrı müsâid = Bir iş! müşkül hâle koyan, zorlaştıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaire yardım eden ilham, esinleyici güç; b.h. Müzlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

( yardımcı )f., i.- meli, -malı (gereklik, zorunluk, ihtimal ve kesinlik belirtip geçmiş veya şimdiki zaman için kullanılan çekimsiz bir fiil); i., k.dili şart, gereklik. He must go. Gitmelidir. He must have gone. Gitmiş olacak. I must ask you to go. Ha

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. «gıyâs» dan if.) (mü. müstagîse). Istigase eden, yardım isteyen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den if.) (mü. müstaîne). Yardım isteyen.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yardımına başvurarak, imdat ve yardımını isteyerek.

Türkçe Sözlük

(I. A. «avn»den imef.) (mü. müsteâne). Kendisinden yardım İstenen (Esmây-ı Hüsnâ’dandır).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen. -Allah’ın sıfatlarındandır.

Türkçe Sözlük

(1. A. «rahm ve ruhum’» dan imef.) İstirham olunan, hakkında birinin merhameti ve yardımı istenen.

Türkçe Sözlük

(MÜSTEŞAR) (i. A. «meşveret» ten imef.) (mü müsteşâre). 1. Kendisiyle istişâre olunan, danışılan. 2. Bakan veya büyükelçi yardımcısı; içişleri, maliye, başbakanlık, Londra büyükelçiliği müsteşarı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşd» den İf.) (mü. mütehaşşide). Birlikte, bir harekette bulunmak veya birbirlerine yardım etmek için koşuşup toplanan: Sınır üzerinde mütehaşşid olan asker.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın yardımına ulaşmış, işi rast gitmiş kimse. 2.Başaran beceren.

Türkçe Sözlük

(i. A. «velî» den mas.). Dostluk, dostça muamele, karşılıklı sevgi, koruma ve yardım.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan masdar). Arka çıkma, yardım.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan masdar). Birinin tarafını tutan, yardım eden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zahir olan, arka çıkan, yardım eden, koruyan.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden bir kalemde yazılan yazıları okuyup yanlışlarını düzelten kâtip: Kalemin müzakerecisi. 2. Okullarda dersleri tekrar ve müzakere eden yardımcı öğretmen: Sınıfımızın müzakerecisidir (eskimiştir).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مساعده] izin. 2.yardım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مساعده کار] yardımcı, izin verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) yardımcı olma, izin verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظاهرت] destek, yardım, arka çıkma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نقيب] şeyh yardımcısı. 2.reis vekili.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili. Bir tekkede, şeyhin yardımcısı olan ve en eski derviş veya dede.

Şifalı Bitki

(mentha): Ballıbabagiller familyasından; nemli yerlerde yetişen, genellikle tüylü ve çok kokulu otsu bir bitki cinsidir. Başak biçiminde beyaz, pembe veya morumsu çiçekleri vardır. Güzel kokuludur. Kullanıldığı yerler: Hazmı kolaylaştırır. Gaz söktürür. Karaciğer yetersizliğini giderir. Safra akışını düzenler. Mide ağrılarını keser. Bağırsak spazmını giderir. Nefes almayı kolaylaştırır. Astım, grip, bronşit ve öksürükte faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Sükunet verir. Heyecanları ve korkuyu yatıştırır. Kusmaları önler. Migren, uykusuzluk ve baş dönmelerinde faydalıdır. El ayak titremesi, dil tutukluğu, felç ve uykusuzlukta kullanılır. Kalbi kuvvetlendirir. Sinirsel kalp çarpıntılarını keser. Erkeklerde ruhsal kaynaklı iktidarsızlığı giderir. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının muntazam ve ağrısız olmasını sağlar. Sütle şişen memelerin şişini indirir. Soğuk algınlığında faydalıdır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar söktürür. Mide ülseri ve gastrit olanlar fazla kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasr»dan if.) (mü. nâsıra). Yardım eden, yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasr» dan smüş.) (c. nuserâ). Yardımcı, imdatçı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı, yardım eden (muin). “Abd” takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur. Abdünnasır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yardım, imdat. 2. Zafer, fetih.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım. - Üstünlük (zafer). - Kur’an-ı Kerim’in 110.suresi. Nasrullah: Allah’ın yardımı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Dine yardımı dokunan. - Dilimizde “Nasreddin” şeklinde kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın nusreti, yardımı.

Türkçe Sözlük

(i.). Allah’ın yardımı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nedim). -Zengin veya itibarlı bir kadının arkadaşı. Saray hayatında Sultan hanımlarının yardımcıları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olumsuz, menfi; mat. negatif, menfi; aksi, ters; elek. menfi, negatif; gram. olumsuz, onaysız. negative evidence olumsuz kanıt. negative in come tax hükümetin fakirlere para yardımı yapmasını öne en teklif. negative sign eksi işareti, eksi. negati

Genel Bilgi

İnsan bir yakınını kaybedince, başarısından dolayı bir ödül kazandığında, duygusal bir film seyrederken, yıllardır üzerine titrediği çocuğunu evlendirirken veya çok haklı olduğuna inandığı bir konuda haksızlığa uğradığında gözyaşlarını tutamaz.

Nedenleri çok değişik de olsa tüm bu olaylar karşısında gözlerden akan damlalar ruhsal bir boşalma sağlar. İnsan ağladıkça açılır, ferahlar gibi görünür. Ancak gözyaşının arkasında yatan psikolojik ve biyolojik mekanizma hala tam anlaşılmış değildir.

Ağlama şekli insandan insana değiştiği gibi gözyaşı dökmenin de değişik biçimleri vardır. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı salgılanır. Bunlar göz kırpmamız sayesinde gözlerimizi korur ve devamlı nemli kalmalarını sağlarlar.

Bundan başka soğan doğrarken veya mangal yakarken dumanın gözümüze kaçması sonucu olarak döktüğümüz yakıcı gözyaşları vardır. Son olarak da asıl konumuz olan, üzüntü, aşırı sevinç veya benzeri gerginliklerimize tepki olarak döktüğümüz ruhsal gözyaşları vardır.

Ruhsal ağlama konusunu ilk inceleyen Darwin oldu. Tabii her şeyde olduğu gibi bunu da evrim teorisine bağladı. Ona göre ruhsal tepki ve ağlama bir davranış şeklinin tümü idi. Evrim sürecinde bu tepki içinde anlamsız bir işlevi olan gözyaşı öne çıktı. Bu teoriye karşı çıkanlar gerekçe olarak yine Darwin’in doğal seçme ve ayıklama teorisini ileri sürdüler. Buna göre evrim içinde insan için faydalı fonksiyonlar öne çıkmakta, diğerleri körelmekte ve gözyaşı anlamsız bir fonksiyon ise evrim süreci içersinde yok olması gerekirdi.

Yirminci yüzyılın ortalarında ortaya atılan bir diğer teoriye göre ise hıçkırarak ağlayınca dökülen gözyaşlarının hastalıklara karşı korunmamıza yardım eden yaşamsal bir değeri vardır. Gözyaşı dökmeden hıçkırarak ağlarken nefes kesiliyor, burun ve boğazdaki koruyucu zarlar kuruyor ve bakterilerin istilasına uygun bir ortam haline geliyorlar. Oysa ağlarken burun pasajına akan gözyaşları bu kurumaya mani oluyor.

Tabii bu teoriyi ileri sürenler herkesin hıçkırarak ağladığını varsayıyorlardı. Halbuki insanların çoğu hıçkırmadan sessiz sessiz ağlarlar. Bu teoriye göre spor yaparken burun ve boğazları kuruyan sporcuların da gözyaşı dökmeleri gerekmekteydi.

Pek akla yakın gelmeyen bu iki teoriden sonra bir hipotez daha ileri sürüldü. Buna göre de ruhsal sıkıntılar sırasında vücutta bir takım kimyasal maddeler oluşuyor, bunlar tıpkı ter, idrar, dışkı sayesinde toksik maddelerin vücuttan atılışına benzer şekilde gözyaşı ile vücuttan uzaklaştırılıyorlardı.

Bu teori doğru ise ruhsal gözyaşları ile soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapılarının farklı olmaları gerekiyordu. Yapılan deneyler sonucu görüldü ki, ruhsal gözyaşları, soğan (yakıcı) gözyaşlarından daha fazla protein içermektedirler. Fakat henüz bu farkın nedenini açıklayacak bir kanıt bulunabilmiş değildir. Sevinç ve üzüntü gözyaşlarının da aralarında kimyasal bir fark olup olmadığı halen araştırılmaktadır.

Dünyadaki yaratıklardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum da şüphesiz yaşam tarihindeki evriminin bir sonucudur. Doğrudan gözünü rahatsız edecek bir şey olmazsa yeni doğmuş bir bebek doğumundan bir kaç hatta sonraya kadar gözyaşı dökmezsizin ağlar.

Genel Bilgi

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.

Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da ‘hıck’ şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.

Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır.

Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.

Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes alarak diyaframın mideyi itmesini sağlamak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.

Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık 5 saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.

Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.

Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.

Genel Bilgi

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.

Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da “hıck” şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.

Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır. Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.

Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes almak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.

Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık beş saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.

Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekeleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.

Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yardım, Tanrı yardımı. 2. Zafer, muzafferiyet, galebe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نصرت] Tanrı’nın yardımı. 2.üstünlük.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Yardım. 2.Allah’ın yardımı. 3.Zafer, muzafferiyet. Basan, üstünlük. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin yardım ettiği. 2.Dinin başarılı temsilcisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nazik, hoş davranan, yardım etmeye hazır. obligingly (z.) nazik bir şekilde. obligingness (i.) nezaket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gereksiz yerde hizmet veya yardım etmek isteyen, her şeye karışan, işgüzar. officiously z. işgüzarlık ederek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir durumdan bir duruma geçmek, yeni bir hâl almak: Şarap sirke oldu, ateş kül oldu. 2. Bir unvan, makam veya durum ve sıfat kazanmak: Müfettiş olmak, yüzbaşı olmak, adam olmak. 3. Haberi ile beraber fiil mânâsını verip değişiklik gösterir. İyi olmak = iyileşmek. Sağ olmak = Yaşamak. Hasta olmak = Hastalanmak. Sakat olmak = Sakatlanmak. 4. Arapça sıfatlar ve masdarlarla mürekkep fiiller yapar: Nâdim olmak, me’yûs olmak, defolmak, fevtolmak, zâyî olmak. 5. Yardımcı fiil gibi kullanılıp Türkçe fiillerin bazı mürekkep kiplerini teşkil eder: Gitmiş olacağım, gitmiş olursam, gidecek oldu, gelecek olursa. 6. Var ve mevcut olmak: Bu şartın olması ile olmaması birdir. 7. Vuku bulmak, vâki olmak, cereyan etmek: Ne oldu? Dışarda kavga oldu. 8. Câiz ve münasip olmak, yakışmak, elvermek: Bunu ikiye bölsek olur mu? 9. Yapılmak, imal veya icrâ olunmak: Turşu böyle olur. 10. Mümkün ve kabil olmak: Hiç olur mu? Dünyada olmayacak şey yoktur, her şey olur, olur iş değildir. 11. Ermek, yetişmek, olgunlaşmak: Üzüm oldu, armut iyice olmadıkça yenmez. 12. Gelmek, vâki olmak, ortaya çıkmak: Bir gün olur meydana çıkar. 13. Gelmek, çatmak: Sabah oldu, akşam oluyor. Olan oldu = iş işten geçti Oldum olası, oldum olalı = Çok eskiden, baştanberi. Oldubitti = Artık geçti, Osm. emr-i vâki. Olsa olsa = Nihayet, son ihtimal olarak, bundan fazla olamaz. Olsun = Peki, öyle olsun, zararı yok. Olursa o kadar = Son derecede, bundan fazla olmaz Ne oldum budalası, ne oldum delisi = Sonradan elde ettiği durumuna ve servetine mağrur olup övünen. Ne olacak = Daha ne istersin, bundan fazla ne olabilir? No’la = Ne ola, ne olacak. Hiç olmazsa = En az, en azından.

Türkçe Sözlük

(i.). Arkanın en yukarısı, boynun iki tarafında kolların başına kadar varan yer, Fars. döş: Omuzu enli, omuzuna almak. Omuz öpüşmek = İçtimaî bakımdan eşit olmak. Omuz uçurcağı = Köprücük. Omuz vurmak = Yardım etmek. Omuza vurmak = 1. Kaldırıp omuzuna alıp götürmek. 2. Arkasını okşamak, Omuz omuza = Çok kalabalık. Omuzbaşı = Omuzun ucu, kolun üstü. Omuz çekmek, kaldırmak = Bilmezliğe gelmek. Omuza çıkmak = Yüzbulmak, taşırmak. Omuz silkmek = Umursamamak. Omuzda taşımak = Çok saygı göstermek. Omuz küreği = Uçları omuza bitişik olup, arkadan” aşağıya doğru uzanan kürek şeklinde iki yassı kemik ki, bunlara bakarak fal açılırdı. Omuz vermek = Yardım etmek. Evi omuzunda = Serseri.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Omuza vurmak, kaldırıp omuzda taşımak. 2. Omuz verip dayanmak, yardım etmek.

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. optikle ilgili; göz veya ışık vasıtasıyle işleyen; görme duyusuna yardım eden; görme duyusuna ait. optical illusion gözün yanılması. optically z. optik vasıtalarla; gözle.

Yabancı Kelime

İng. orienteering

yönbul

Her türlü arazide harita ve pusula yardımıyla katılımcıların denetim noktalarını bulmaya çalıştıkları bir doğa sporu.

Teknolojik Terim

Düşük ya da yüksek ışık koşullarında çerçevenin belirlenmesine yardımcı olmak için CCD kazanımı hafifçe artırılarak pozlamadan hemen önce LCD vizörde ekstra parlak görüntü sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam., çoğ. kendimiz, bizler. We ourselves will help. Biz kendimiz yardım edeceğiz. We will help our selves. Biz kendimize yardım edeceğiz.

Türkçe Sözlük

(i, «özenmek» ten). Hayvana binilince ayakları koymaya mahsus demir basamaklar ki, kayışla eğere bağlıdır, Ar. rikâb. Özengiye ayak basmak = Ata binmek. Özengi ağası = Ata binilirken öbür özengiyi tutup yardım eden hizmetkâr, Fars. rikâbdâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yürümek, gezinmek; rahvan gitmek (at); ağır ve düzenli adımlarla yürümek; adımlayarak ölçmek; belirli bir düzene sokmak; spot koşu süratini tayin etmek. peced s. rahvan yürüyüşlü; adımlayarak ölçülmüş; örnek olan kimsenin yardımı ile yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şefaatçi; yardıma çağrılan kimse. the Paraclete Ruhulkudüs.

Yabancı Kelime

Fr. parapante

sp. yamaç paraşütü

Rüzgârın yardımıyla yüksek tepe veya yar başlarından boşluğa uçurulmak üzere yapılan paraşüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir papazın idaresindeki mıntıka; ing. kaymakamlığa benzer bir idari bölge; bir kiliseye mensup olan cemaat. parish clerk kilise katibi; papaz muavini. parish school kilise okulu. on the parish kilise yardımıyle geçinen. parish'ioner i. bir kilise

Şifalı Bitki

(solanum tuberosum): Patlıcangiller familyasından; yer altındaki yer altındaki yumruları yenen otsu bir bitkidir. Yeşil kısımlarında, renksiz filizlerinde ve yeşilimsi yumrularında Solanin denilen bir madde vardır. İçeriğinde bol miktarda nişasta, B ve C vitaminleri bulunur. Kullanıldığı yerler: Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Mide ve Onikiparmak ülserinde yararlıdır. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Damar sertliğine faydalıdır. Sert bir şey yutulduğunda yabancı maddenin zarar vermeden çıkmasını sağlar. El ve ayak çatlaklarında faydalıdır. Skorbüt hastalığını önler. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Kanı temizler. Kansere karşı korur.

Şifalı Bitki

(badincan): Patlıcangiller familyasından; kalın saplı, uzunca yapraklı, iri mor meyveli, bir yıllık otsu bir bitkidir. Birçok çeşidi vardır. İçeriğinde A vitamini, fosfor ve bazı esanslar vardır. Kullanıldığı yerler: Kansızlığı giderir. Karaciğer ve Pankreasın muntazam çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanması ve ağrısını keser. Sinirleri yatıştırır. Kalp çarpıntısını giderir. Cilt hastalıkları, şeker, mide bağırsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar patlıcan yememelidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hami, veli; patron, efendi; daimi müşteri; sanatkar himaye eden kimse. patron saint bir kimse veya meslek veya kurumu himaye ettiği farzolunan aziz, koruyucu melek olduğu kabul edilen aziz. patronage i. hamilik, himaye, koruma, yardım; birisini göreve

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gösteri, temsil; eğlence programı; iş, fiil, amel; eser; huk. ifa, icra, yerine getirme, yapma, çalışma, işleme. benefit performance yardım için yapılan gösteri veya temsil. first performance gala. put up a good performance başarmak.

Şifalı Bitki

(mavi kantoron): Bileşikgiller familyasından; özellikle ılık bölgelerdeki tahıl tarlalarında yetişen bir bitkidir. Çiçekleri mavi veya menekşe rengindedir. Kullanıldığı yerler: İştah açar. İdrar söktürür. Nikris hastalığında faydalıdır. Böbreklerdeki kumun dökülmesine yardımcı olur. Bazı göz hastalıklarında kullanılır. Ağrıları keser. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Fazla miktarda kullanıldığı zaman kalbe zarar verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. milletlerarası yardımcı dili olarak kullanılan karışık dil. Pidgin English Uzak Doğu'da kullanılan ingilizceden bozma karışık dil.

Şifalı Bitki

(allium porrum): Zambakgiller familyasından; sebzelik bir bitkidir. Soğanı uzun ve göbeklidir. Yazın ürün almak için ilk baharda veya güz aylarında; kış mevsiminde ürün almak için ise yaz aylarında ekilir. Yurdumuzda kamış pırasası ve kara pırasa denilen çeşidi çok yetiştirilir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Şurubu göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. İştahsızlığı giderir. Mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Romatizma, mafsal ağrıları, damar sertliği, böbrek hastalıkları, üremi ve idrar tutukluğunda faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Suyu yüzdeki sivilce ve lekelere faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Basur memeleri için faydalıdır. Arı sokmasında da kullanılır.

Şifalı Bitki

(oryza sativa): Buğdaygiller familyasından; sıcak bölgelerde yetiştirilen bir bitkidir. Her başakçığında bir çiçek vardır. Tanesi burada meydana gelir. İçeriğinde bol miktarda nişasta ve vitaminler vardır. Pirinç kabuğundan tabii phytine elde edilir. Bu madde, gelişmeye yardımcı olur. Zihin açıklığı sağlar. Kullanıldığı yerler: Vücuda gerekli olan kaloriyi sağlar. Yüksek tansiyonu ve fazla üre miktarını düşürür. İshali keser. Kaynatılması ile elde edilen su ishal kesici olarak kullanılır. Unu, yaraları kurutmak maksadıyla kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. i. Fr.). 1. Bir motorda silindirin içinde hareket eden parça. 2. (argo) Yardımcı, tavsiye eden, koruyan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plhtılaşmaya yardımcı olan kan elemanı, trombosit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., z. pat diye oturmak; birdenbire düşürmek; birdenbire ortaya atmak (laf); her bakımdan yardım etmek; i. bir denbire düşüş veya dalış; düşme sesi; z . birdenbire düşerek; açıkça, kabaca; baş aşagı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bodur cins at, midilli; k.dili likor kadehi veya bir kadeh dolusu; İng., (argo) yirmi beş ingiliz lirası; A.B.D., (argo) Latince veya Yunanca ders kitabı tercümesi; açıklayıcı yardımcı kitap; f. yardımcı kitap kullanmakı pony express A.B.D.'nin

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. heyet, takım; polis müfrezesi. posse comitatus ihtilal zamanında polis müdürünün yardıma çağırdığı halk. in posse huk. mümkün, kuvvede.

Yabancı Kelime

Fr. pressé

sıkıştırılmış

Bir alet yardımıyla birbirine yaklaştırılarak sıkı duruma getirilmiş.

Yabancı Kelime

Fr. projection

1. fiz. iz düşümü, 2. sin. ve TV gösterim

1. Bir film veya belgenin ışık kaynağından çıkan ışınlarla ekran veya perde üzerinde görüntüsünün oluşturulma işi. 2. Görüntülerin gösterici yardımıyla bir yüzeye yansıtılması işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. destek yapmak, desteklemek, sırık ile tutmak; himaye etmek, tutmak; dayamak; i. destek, dayak, ayak, payanda; çamaşır sırığı; hami olan kimse, yardımcı kimse, destekleyici şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. umumun yararını düşünen, hamiyetli, yardımsever.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kese, para kesesi, para çantası; hazine; yardım için toplanılmış para; torba. purse-proud s. kesesine mağrur, servetine güvenen. purse-strings i. kese bağları, kese ağzı kaytanı; para ödeme yeteneği. a common purse müşterek kese. a tight purse cimr

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çok uzaklardaki şeyleri gösteren cihaz.

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Hertz dalgaları yardımıyla aktarılan fotoğraf.

Yabancı Kelime

Fr. radiotéléphone

telsiz telefon

Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telefon.

Yabancı Kelime

Fr. radiotélégraphe

telsiz telgraf

Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telgraf düzeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yardım dileme, müracaat; müracaat edilecek yer veya kimse. have recourse to baş vurmak, müracaat etmek, yardım veya öğüt dilemek. right of recourse (huk.) kefilden parayı alabilme hakkı. without recourse başka taahhüt altına girmeden.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A.) (c. rüfeka). 1. Arkadaş, yoldaş. 2. Ortak, şerik: Refiklerine danışmadan bir şey yapamıyor. 3. Dost, muavin, yardımcı. 4. Koca, zevc.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. 2.Koca. 3.Ortak. 4.Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi. Kur’an’da geçen bir isimdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iç rahatlaması, ferahlama; kurtarma; yardım, bağış; imdat; çare, ilâç, derde derman; teselli; nöbetten çıkma, birisinin nöbet veya vazifesinin başkası tarafından alınması; nöbeti devralan kimse; heyk. kabartma, rölyef; güz. san. tecessüm ettirilmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gönlünü ferahlatmak, sıkıntısını hafifletmek veya defetmek; kurtarmak, yardım etmek; nöbetini devralmak, yerine nöbete girmek; renk katarak güzellik vermek; hakkını vermek. relieve oneself dışan çıkmak. relievable s. yardım edilir, hafifletilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. rica, dilek, niyaz, temenni, istirham; revaç, talep; istenilen şey; f. rica etmek, yalvarmak, niyaz etmek, istirham etmek, dilemek. a request for help yardım dileme. by request rica üzerine. grant a request bir ricayı kabul etmek. in great requ

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sık sık gidilen yer, ahalinin toplandığı yer, gezinti ve dinlenme yeri; mesire; çare, merci, baş vuracak yer, sığınacak yer; yardımına baş vurulan kimse; sık sık gitme. last resort son merci; son çare. summer resort sayfiye, yazlık, yazın gidilen

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzay gemisi veya roketin hızını kesen yardımcı roket.

Şifalı Bitki

(eruca sative): Turpgiller familyasından; sapı tüylü, 40 cm kadar boyunda bir bitkidir. Çiçekleri sapın ucundadır. Rengi beyaza çalar, üzeri mor damarlıdır. Çok kokuludur. Yaprakları almaşık dizilişlidir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Karında biriken suyu boşaltır. Kanın temizlenmesine yardımcı olur. Sıtma ateşini düşürür. Mafsal iltihaplarını giderir. Karaciğer ve dalak hastalıklarında faydalıdır. Safrayı boşaltır. Sarılığı keser. Karaciğer ağrısını giderir. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Cinsel gücü arttırır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sahip çıkma. Koruma, arka olma, yardım etme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahâdet» den if) (c. ŞuhOd). 1. Gördüğü veya bildiği şeyleri mahkemede yerinde ifade ederek davanın isbatına yardımcı olan. 2. Tanrı’nın birliğine şahit olan Hz. Muhammed’in sıfatlarından biri. 3. Senet yerine geçecek derecede makbul ve muteber bir eserden getirilen misal: Şâhid-i Adil = Şehâdetinde asla şüphe olunmayan şahit. Yalan şâhid, şâhid-i zor = Yalan yere şâhitlik eden.

Şifalı Bitki

(sahlep): Salepgiller familyasından; tel köklü otsu bir bitkidir. Kökünde 2 tane yumru vardır. Gövdesi, dik ve silindirimsidir. Çiçekleri salkım veya başak şeklindedir. Kullanılan yeri köklerindeki yumrularıdır. Yurdumuzda bir çok çeşidi vadır. Salep yumruları müsilaj, glikoz ve uçucu bir yağ taşır. Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır. Öksürük ve bronşitte faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinde faydalıdır. Zihni çalışma gücünü arttırır. Kalbi kuvvetlendirir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Vücudun ısınmasını sağlar. Cinsel gücü artırır.

Şifalı Bitki

(brassica napus): Turpgiller familyasından; toprak altında şişkin bir yumru yapan, topaç biçiminde etli ve tatlı yumrumsu, iki yıllık bir bitkidir. Yaprakları parçalı ve tüylü, çiçekleri sarıdır. Yurdumuzda kökü basık ve yuvarlak olanlar makbüldür. İçeriğinde B vitamini ve madeni maddeler vardır. İdrar söktürür. Romatizma ve nikriste faydalıdır. Mafsal şişliklerini indirir, şikayetleri giderir. Böbrek kumu ve taşının düşürülmesine yardımcı olur. Kullanıldığı yerler: Apse, dolama, kan çıbanı ve donmalarda kullanılır. Ergenlik sivilcesi ve egzama gibi cilt hastalıklarında faydalıdır. Göğsü yumuşatır. Akciğerleri ve bronşları temizler, vücuda rahatlık verir. Boğaz iltihaplarını giderir. Nekahat devresini kısaltır. Kabızlığı giderir. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır. Şeker hastalarının susuzluğunu giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Samaritan s., i. Samiriye ile ilgili; i. Samiriyeli; Samiriye dili. a good Samaritan merhametli kimse, özellikle hastalara yardım eden kimse.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı sançmak’dan sançak). Ucu sivri demirden olup yere saplanan büyük bayrak, Ar. râyet, livâ: Sancak açmak, çekmek. 2. Eskiden her vilâyetin bölündüğü üç beş dairenin her biri ki, birkaç kazadan mürekkepti. 3. (denizcilik) Gemide, geminin başına doğru dönük durulunca, geminin sağ tarafı. Sol tarafa iskele denir. Sancak boğmak = Yardım sitemek için yapılan eski bir işarettir ki, sancak ortasınden boğularak asılırdı. Sancak beratı = Bir geminin tâbiiyetini belirten resmi vesika. İşaret sancağı = İşaret için çekilen dört köşeli sancak. Sancak-ı Şerif = Hz. Muhammed’in, mukaddes emanetler arasında bulunan sancağı.

Sağlık Bilgisi

Bir çeşit sinir hastalığıdır. Nedeni beynin çalışmasında görülen bir anormalliktir. Tıp dilinde epilepsi denir. Grand mal ve petit mal olmak üzere iki çeşidi vardır.

- Grand Mal :

Saranın ağır şekline grand mal denir. Hasta nöbet gelmeden önce aura denilen bir devre geçirir. Bu sırada da, nöbetin geleceğini anlar. Bu devrede, kulak çınlaması, belirli bir yerde ağrı, titreme vardır. Ne olduğunu anlayamadığı bir koku hisseder. Kısa bir süre sonra da, şuurunu kaybederek yere düşer. Vücudunda kuvvetli çırpınmalar başlar. Kol ve bacakları ritmik bir şekilde kasılıp, gevşer. Ağzı köpürür, dilini ısırabilir, farkında olmadan küçük ve büyük tuvaletini koyabilir. Bir süre sonra da kasılmalar azalır, derin bir soluk alarak sakinleşir ve kendine gelir.

- Petit Mal :

Saranın hafif şeklidir. Bu çeşit saralıda şuur kaybı görülür fakat, kasılma ve gevşemeler görülmez. Hatta bazen çevresindekiler kriz geçirdiğini bile anlamaz. İlkyardım olarak, kriz geçiren hastanın yaralanmasını önleyici tedbirler alınır. Dilini ısırmaması için de temiz bir mendili top yaparak ağzına koymak faydalıdır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Üzerlik, su.

Hazırlanışı : Bir kahve kaşığı üzerlik tohumu, havanda dövüldükten sonra az suyla içilir.

Şifalı Bitki

(tüm): Zambakgiller familyasından; bütün kısımları keskin kokulu, 30-100 cm yüksekliğinde, otsu bir bitkidir. Toprak altında iri bir soğanı vardır. Çiçekleri beyazımsı pembedir. Yaprakları uzun, yassı, paralel damarlı ve sivri uçlu olup, gövdeyi sarmıştır. Soğanı özel kokulu uçucu bir yağ, şekerler, A, B, C, P vitaminleri içerir. Yağında alliin denilen bir madde vardır. Kullanıldığı yerler: Yüksek tansiyonu düşürür. İştah açar. Solunum ve hazım sistemindeki mikropları öldürür. Grip, tifo ve difteri gibi salgın hastalıklar sırasında faydalıdır. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Kanı temizler. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Böbreklerin normal çalışmasını sağlar. Karında ve bacaklarda toplanan suyun boşalmasında yardımcı olur. Romatizma ve mafsal iltihaplarında faydalıdır. Damar sertliğini önler. Ateşi düşürür. Arpacık ve basur memelerinde faydalıdır. Zehirlenmelerde kullanılır. İdrar tutukluğunu giderir. Zehirli hayvan sokmasında da faydalıdır. Saçların uzamasına da yardımcı olur.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Gölge. 2.Sahip çıkma, koruma, siyanet. Yardım. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. ikinci, sani; bir daha; ikinci derecede, aşağı; müz. ikinci; i. ikinci gelen kimse veya şey; düelloda şahit veya yardımcı; oto. ikinci vites: çoğ. ikinci derecede mal, tapon mal; müz. yan yana olan iki nota arasındaki fasıla; şarkıda ikinci

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ikincil, tali, ikinci derecede olan, ikinci gelen; sonraki; min. evvelce teşekkül etmiş kaya içinde toplanan taş veya maden kabilinden; elek. tali (cereyan); i. murahhas, delege; yardımcı, muavin; kuş kanadının ikinci mafsalındaki tüy; astr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) hizmet etmek, hizmetini görmek, hizmetkarı olmak; yardım etmek; kulluk etmek; tapmak; emrini yerine getirmek; müşteriye bakmak; servis yapmak; işe yaramak, işine gelmek, işini görmek; uygun olmak; yetişmek, elvermek, kâfi gelmek; doldurup at

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bakımını sağlamak, onarmak; teçhizatını tamamlamak; yardım etmek; (erkek hayvan) çiftleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hizmet, görev; iş; merasim, tören, ayin, ibadet; askerlik; yarar, fayda, yardım; çay takımı; (huk.) tebliğ; memuriyet, resmi iş; spor servis. service book dua kitabı. service cap asker veya subay kasketi. service court spor servis atılırken topu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yerleşme, oturma; kararlaştırma; halletme; hesap görme; duvarın veya toprak setin biraz çöküp oturması; yeni sömürge; yeni iskan edilmiş yer; ev, mesken; (huk.) irat bağlama. settiement house şehrin fakir semtlerinde kurulan yardım yurdu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İyi bir davranışa karşı Allah tarafından verilen mükâfat. 2. Allah’ın rızâsına uygun ve ahret mükâfatına lâyık iyi iş: Sevâb işlemek; şu yetime yardım etmek sevapdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To separate, as one from another; to cut off from something; to divide; to part in any way, especially by violence, as by cutting, rending, etc.; as, to sever the head from the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut or break open or apart; to divide into parts; to cut through; to disjoin; as, to sever the arm or leg.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To keep distinct or apart; to except; to exempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To disunite; to disconnect; to terminate; as, to sever an estate in joint tenancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To suffer disjunction; to be parted, or rent asunder; to be separated; to part; to separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make a separation or distinction; to distinguish. set or keep apart; 'sever a relationship'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

set or keep apart; 'sever a relationship'. cut off from a whole; 'His head was severed from his body'; 'The soul discerped from the body'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To divide one piece of property from another to be sold or used separately.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Result of rub-point which has been ignored.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ayırmak, bölmek, tefrik etmek; koparmak; ayrılmak. severable (s.) ayrılabilir; kesilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikiş, dikilecek veya dikilmiş şey. sewing circle bir araya ge!erek yardım için dikiş diken kadınlar. sewing machine dikiş makinası. sewing silk ibrişim. sewing woman dikişçi kadın.

Şifalı Bitki

(hıthıt): İran, Suriye, Afganistan ve Horasan dağlarında yetişen şeytanotu adlı bitkinin köküne yapılan kesiklerden akan koyu bir maddedir. Sarı esmer renkli, yumuşak balmumu kıvamında reçineli zamktır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak gazlarını giderir. Hazmı kolaylaştırır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Balgam söktürür. İsteri ve sinir hastalıklarında yatıştırıcı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (should) gelecek zaman kipini teskil eden yardımcı fiil, ecek. kararlılık: I pledge my life that they shall be free. Hür bırakılacaklarına hayatım üzerine ant içerim. söz verme: You shall have what you need. Ne gerekirse vereceğim. emir: You sha

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). mağazalarda çalışanlara ve alıcılara yardım eden görevli.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Besinlerin kana karışacak hâle gelinceye kadar sindirim sisteminde uğradıkları bütün değişiklikler, hazım. Sindirim sistemi = Ağızdan anusa kadar, sindirimin içinde sağlandığı organlar ve bunlara yardım eden karaciğer, pankreas gibi bezlerin hepsi, hazım cihazı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arkanın yukarı tarafı: Sırtına almak; sırtını duvara vermek. 2. Hayvanın kılıçlama olan arkasının en yukarısı: Atın sırtı eyerden yara olmuş. 3. Hayvanın sırtından çıkan kürk: Samur, karakulak, kurt sırtı. 4. Uzanan dağın boyuna süren kılıçlema yeri, yamaç üstü. 5. İstihkâm. Sırttan atmak = mec. Üzerine almamak, kaçınmak, baştan savmak. Sırta almak = Yüklenmek; taahhüt etmek. Balık sırtı = Ortası kebarık ve kubbeli. Birinin sırtından çıkarmak = Onu zarara sokarak kazanmak. Sırt sırta vermek = Yardımlaşmak. Sırtını dayamak = Güvenmek. Salla-sırt etmek = Sırtına atmak, yüklenmek. Sırtı kavî = İyi giyinmiş, üşümeyecek surette çok giyinmiş. 6. mec. Hâmisi olan.

Şifalı Bitki

(basaliye): Zambakgiller familyasından; yumrumsu ve yeşil yaprakları kullanılan keskin kokulu, acı bir otsu bitkidir. Bileşiminde uçucu ve sabit yağ, şekerler, fermentler ve amino asitler vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken zararlı maddeleri ve suyu atar. Romatizma, mafsal iltihabı, idrar tutukluğu, damar sertliğinde faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Zayıflamayı sağlar. Böbrek ağrısını dindirir. Zihin yorgunluğunu dindirir. Baygınlığı geçirir. Prostat bezinin hastalanmasını önler. İktidarsızlıkta faydalıdır. Cinsel gücü artırır. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Öksürük söktürür, bronşları temizler. Astım nöbeti, akciğer hastalıkları, grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Şeker hastalarında faydalıdır. Kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. İhtiyarlamayı geciktirir. İştah açar. Kalbi kuvvetlendirir. Koroner damarları genişletir. Cerahatlerin boşalmasına yardımcı olur. Dolama ve arpacıkta da faydalıdır.

Şifalı Bitki

(bid): Söğütgiller familyasından; genellikle su kenarlarında yetişen boylu veya bodur bir ağaçtır. Kışın yaprak döker. Yaprak dökmeyenleri enderdir. Meyveleri kapsül şeklindedir. Yurdumuzda 35 kadar türü vardır. Dal kabuklarının içeriğinde salisin glikozidi ve tanen vardır. Ev ilaçlarında kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür. İshali keser. Kanamayı dindirir. Mikropları öldürür. İştah açar. Vücuda kuvvet verir. Romatizma ağrılarını dindirir. Mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Uykusuzluğu giderir. Sinirleri yatıştırır. Aybaşı kanamalarını düzenler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başlangıç; yola çıkma, kalkış; gelip geçici gayret; sıçrama, irkilme; öncelik; mühlet; evvelden başlama; başlangıçta bir işe verilen kuvvet ve yardım; geminin tahtalarında çatlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başkasının yeri, yer; f.,( eski) yararlı olmak. stand in good stead yararlı olmak, faydalı olmak, yardımı dokunmak. in his stead onun yerinde.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herkesin işine koşan, yardım eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acente yardımcısı; ikinci mümessil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imza, imza etme; kabul etme; abone; abone ücreti; iştirak taahhüdü. take up a subscription yardım parası toplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yaramak, işe yaramak, hizmet etmek; ilerlemesinde yardımcı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yardımcı; ek; bağlı, tabi (şirket); i. yardımcı, muavin; şube, bayi, tabi şirket; müz. ikinci tema. subsidiary company tabi şirket, yan kuruluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. para vermek, açığını dışarıdan gelen yardım ile kapatmak; rüşvet vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kamu yararına olan bir teşebbüse hükümetçe verilen para yardımı; ing. tar. Parlamento tarafından krala verilen tahsisat; iane, para yardımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. veznedar yardımcısı. subtreasury i. veznedarlık şubesi

Yabancı Kelime

Fr. subvenir den

para ile desteklenmiş

“Para yardımı yapmak, desteklemek” anlamındaki sübvanse etmek birleşik fiilinde geçer.

Yabancı Kelime

Fr. subvention

ekon. destekleme

Devletçe yapılan para yardımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. desteklemek, yardımına yetişmek; araya girmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yardım etmek, imdadına yetişmek, sıkıntıdan kurtarmak; i. yardım, imdat; imdada yetişen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yardımcı (piskopos).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. desteklemek; tahammül etmek, götürmek, dayanmak, tutmak, kaldırmak, çekmek; kuvvet vermek, cesaret telkin etmek; beslemek, geçindirmek; masrafını vermek; devam ettirmek; ispat etmek, teyit etmek; savunmak, müdafaa etmek; yardım etmek, tutmak,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftar; yardımcı; jartiyer; askı; bileklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. destekleyici; yardımcı; ispat etme hususunda faydalı. supportive therapy psik. hastaya problemlerinde yardımcı olarak yapılan psikoterapi; tıb. hastanın genel sıhhat durumunu kuvvetlendirerek hastalık bulgularının ortadan kaldırıldığı tedavi usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. besleme, tutma, kuvvet verme; para yardımı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşed» den) (askerlik). Birlikte hareket, birbirine yardım için çabucak bir yere birikme, yığılma: Hudutta tahaşşüd var.

Teknolojik Terim

D/A dönüştürücü için dijital ses sinyallerini işleyen bir IC yongası. Fazla örnekleme işlemi sırasında matematiksel bir operasyonun yardımıyla kuantizasyon paraziti en aza indirilir ve ses kalitesi en üst düzeye çıkartılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. etrâf, tarafîn). 1. Yan, cihet, üst ve alt, ön ve arka, sağ ve sol gibi cihetlerin herbiri: On taraf, arka taraf, üst taraf, alt taraf, yan taraf, sağ taraf, sol taraf. 2. Yer, memleket, kıt’a, ülke, cihet: Bazı taraflara yağmur yağdı; o tarafların meyvesi güzeldir. 3. Ind, nezd, yan: Tarafınıza gönderildi, tarafınızdan geldi. 4. Taraftarlık, tarafgirlik, koruma: Siz onun tarafını tutuyorsunuz; o, sizden tarafa çıkıyor. 5. Fırka, parti, bölük, aralarında muhalefet bulunan kısımların herbiri: Onlar iki taraf olmuşlar, birkaç tarafa ayrılmışlar. 6. Muharebe veya muhâkemede yahut güreş ve oyun gibi bir müsabakada bulunan iki muhalif şahıs veya topluluğun herbiri: Bir tarafın vekili geldi öbür taraf daha vekil göndermedi. Alt taraf = Ar. mâbaad: Romanın alt tarafını yarın okuyacaksınız. Üst taraf = 1. Ar. mâkabl: Bunun üst tarafını okuduk. 2. Fazla, artık, kalan, bakıyye: Ust tarafını sonra veririm. O taraf = Orası. Bu taraf = Burası. Bir taraftan = Bir yönden Ber-taraf = Aradan çıkmış: O mesele ber-taraf oldu; orası ber-taraf. Onu ber-taraf et = O, şöyle dursun, onu şöyle bırak, aradan çıkar. Bitaraf = Tarafsız. Taraf taraf = Cihet cihet, her yanda. Taraf tutmak = Taraftarlık etmek. Her taraf = Her yer, her cihet, her yan Her taraftan = Her yerden veya herkesten. Hiçbir taraftan = Hiçbir yerden veya hiç kimseden: Hiçbir taraftan yardım beklemiyorum. 7. Havali, civarlar: Etrafta yağmur yağdı. Etrâf-ı erbaa = Dört cihet.

Şifalı Bitki

(cinnamomum): Defnegiller familyasından; anayurdu Güney ve ve Güneydoğu Asya olan, yaprak dökmeyen kokulu bir ağaçtır. Yaprakları derimsi ve genellikle üç damarlıdır. Birçok türü vardır. Kabuğu baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ruhi sıkıntıları giderir. Sürmenajda faydalıdır. İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. İshali keser. Mide tembelliğini giderir. Vücudun direncini artırır. Kadınlardaki beyaz akıntıyı keser. Bağırsak solucanlarının dökülmesine yardımcı olur. Cinsel arzuları artırır.

Genel Bilgi

Ne kadar hızla ve ne kadar uzak mesafeye gitmelerine bağlı olmadan, insanlar hareket halindeki vasıtaların içinde mide bulandırıcı bir rahatsızlık hissederler.

Dış kulağımızın görevi işitmeyi sağlamaktır ama iç kulağımız dengemizden sorumludur. Hareket halinde olduğumuzda, iç kulağımızın içindeki sıvı çalkalanır ve sinir sistemimiz vasıtası ile beynimize sinyal gider. Eğer arabanın içinde bir şey okuyorsanız veya arabanın içinde bir şeye bakıyorsanız, gözlerden beyine hareket halinde olmadığınız sinyali gider ama iç kulaklarınızdan giden sinyal farklıdır. O, vücudunuzdaki sarsıntıdan dolayı hareket halinde olduğunuzu bildirir. Bu iki sinyal arasındaki fark, halk arasında ‘araba tutması’ diye adlandırılan, mide bulandırıcı etkiyi yaratır.

Aslında dalgalı denizde seyreden bir gemideki insanı deniz tutması ne ise hareket halindeki bir arabanın içindeki insanı taşıt tutması da aynı şeydir. Denizdeki hareket tam anlamı ile üç boyutlu olduğundan etkisi daha fazladır. Baş ağrısı, baş dönmesi, nabızdaki artış ve mide bölgesindeki baskı hissi ile kusma ihtiyacı en belirgin özelliklerdir. Bunlara ilaveten deniz tutmasında, bulantıdan önce stres hormonları da salgılanmaya başladıklarından rahatsızlık ve panik hissi iyice kuvvetlenmektedir.

Arabada iken gözlerinizle, bir uzağa, bir yakma bakarsanız, bu taşıt tutma probleminize yardımcı olabilir. Bu nedenledir ki, arabayı kullananlarda taşıt tutması olayı görülmez. Çünkü araba, kullananın kontrolü altındadır. Sürücü arabanın ne zaman duracağını veya hızlanacağını, ne yöne dönüleceğini bilmektedir. Taşıt tutması gençlerde daha çok görülür, çünkü yaşlandıkça ve çok seyahat ettikçe, iç kulağın hareketlere karşı hassasiyeti azalır.

Bir görüşe göre, taşıt tutmasındaki denge bozukluğu, bulanık görme gibi belirtilerde beyine gönderilen sinyaller, zehirlenince beyine yollanan sinyallerle aynı. Bu nedenle de beyin mideye kusma ve içindeki zehiri boşaltma emrini veriyor.

Taşıt tutmasına karşı önerilerimiz şöyle: Kitap okumayın, zihniniz başka şeylerle meşgul olsun. Olay aslında beyinde oluştuğundan, onu başka bir şeyle meşgul edin. Zihinsel veya kelime oyunları oynayın. Mide bozucu şeyler yemeyin, çok gerekirse bunun için üretilmiş ilaçları, kulak arkasına yapıştırılan bantları kullanın.

Çinli doktorlar yüzyıllardır taşıt tutmasına karşı akupunktur tedavisi uyguluyorlar. Bu uygulamadan siyah ve beyaz ırktan insanların yüzde 50-60’ı etkilendiği halde Asyalıların hemen hepsi etkileniyor. Bu farkın da sinir sistemindeki bir genetik temele dayandığı sanılıyor.

Genel Bilgi

Ne kadar hızla ve ne kadar uzak mesafeye gitmelerine bağlı olmadan, insanlar hareket halindeki vasıtaların içinde mide bulandırıcı bir rahatsızlık hissederler.

Dış kulağımızın görevi işitmeyi sağlamaktır ama iç kulağımız dengemizden sorumludur. Hareket halinde olduğumuzda, iç kulağımızın içindeki sıvı çalkalanır ve sinir sistemimiz vasıtası ile beynimize sinyal gider. Eğer arabanın içinde bir şey okuyorsanız veya arabanın içinde bir şeye bakıyorsanız, gözlerden beyne hareket halinde olmadığınız sinyali gider ama iç kulaklarınızdan giden sinyal farklıdır. O, vücudunuzdaki sarsıntıdan dolayı hareket halinde olduğunuzu bildirir. Bu iki sinyal arasındaki fark, halk arasında “araba tutması” diye adlandırılan, mide bulandırıcı etkiyi yaratır.

Aslında dalgalı denizde seyreden bir gemideki insanı deniz tutması ne ise hareket halindeki bir arabanın içindeki insanı taşıt tutması da aynı şeydir. Denizdeki hareket tam anlamı ile üç boyutlu olduğundan etkisi daha fazladır. Baş ağrısı, baş dönmesi, nabızdaki artış ve mide bölgesindeki baskı hissi ile kusma ihtiyacı en belirgin özelliklerdir. Bunlara ilaveten deniz tutmasında, bulantıdan önce stres hormanları da salgılanmaya başladıklarından rahatsızlık ve panik hissi iyice kuvvetlenmektedir.

Arabada iken gözlerinizle, bir uzağa, bir yakına bakarsanız, bu taşıt tutma probleminize yardımcı olabilir. Bu nedenlerdir ki, arabayı kullananlarda taşıt tutması olayı görülmez. Çünkü araba, kullananın kontrolü altındadır. Sürücü arabanın ne zaman duracağını veya hızlanacağını, ne yöne dönüleceğini bilmektedir. Taşıt tutması gençlerde daha çok görülür, çünkü yaşlandıkça ve çok seyahat ettikçe, iç kulağın hareketlere karşı hassasiyeti azalır.

Bir görüşe göre, taşıt tutmasındaki denge bozukluğu, bulanık görme gibi belirtilerde beyine gönderilen sinyaller, zehirlenince beyine yollanan sinyallerle aynı. Bu nedenle de beyin mideye kusma ve içindeki zehri boşaltma emrini veriyor.

Taşıt tutmasına karşı önerilerimiz şöyle: Kitap okumayın, zihniniz başka şeylerle meşgul olsun. Olay aslında beyinde oluştuğundan, onu başka bir şeyle meşgul edin. Zihinsel veya kelime oyunları oynayın. Mide bozucu şeyler yemeyin, çok gerekirse bunun için üretilmiş ilaçları, kulak arkasına yapıştırılan bantları kullanın.

Çinli doktorlar yüzyıllardır taşıt tutmasına karşı akapuntur tedavisi uyguyorlar. Bu uygulamadan siyah ve beyaz insanların yüzde 50-60’ı etkilendiği halde Asyalıların hemen hepsi etkileniyor. Bu farkın da sinir sistemindeki bir genetik temele dayandığı sanılıyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasat» tan masdar) (c. tavassutât). Barıştırmak, yardım veya aracılık etmek: Kendilerini barıştırmaya tavassut etti.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça tavile’den veya Latince stabulm’dan). At ahırı. Tavla uşağı = Seyis yardımcısı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasy» den masdar). 1. Vasiyet bırakma. 2. Ismarlama, sipariş. 3. Bir adamı bir mektupla veya sözle birine tanıştırıp hakkında yardımını isteyerek iltimas etme. 4. Birini takdim ve iltimas için yazılan mektup: Tavsiye mektubu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» dan masdar). Birbirine yardım etme, yardımlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعاون] yardımlaşma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbirine arka ve omuz verip yardım etme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bürû» dan masdar) (c. teberruât). Mecbur olmaksızın ve kendi isteğiyle yardım etme, verme.

Finansal Terim

(Technical Analysis)

Geçmişte piyasada oluşmuş çeşitli verilerin, bilgisayar ve grafikler yardımıyla geleceği tahmin etmede kullanıldığı bir değerleme yöntemidir.

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının ‘5’ tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkıntı en ortadaki tuşu el yordamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede ‘F’ ve ‘J’ ya da ‘A’ ve ‘K’ tuşlarında da böyle birer çıkıntı olduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar da klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada l, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam ters şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun başlangıcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde ‘l’ ve ‘0’ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde ‘Q’ ve ‘Z’ harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere l ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer l tuşunun üzerinde de harfler olsa idi, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

‘O’ ise bilindiği gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefonlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu ‘O’ tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koyamayınca, geriye kalan 8 tuşa 24 harf yerleştirilebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan ‘Q’ ve ‘Z’ harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

Şimdiki cep telefonlarında’ l’ ve ‘0’ın üzerinde hala harf yok ama teknolojinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden ‘Q’ 7 tuşunda, ‘Z’ ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının “5” tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkntı en ortadaki tuşu el yoprdamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede “F” ve “J” ya da “A” ve “K” tuşlarında da böyle birer çıkntı lduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada 1, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam tersi şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun baçlangcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde “1” ve “0”ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde “Q” ve “Z” harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere 1 ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer 1 tuşunun üzerinde de harfler olsaydı, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

“0” ise bilindiğ gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefnlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu “0” tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koymayınca, geriye kalan sekiz tuşa 24 harf yerleştirebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan “Q” ve “Z” harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

İimdiki cep telefonlarında “1” ve “0”ın üzerinde hala harf yok ama teknolijinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden “Q” 7 tuşuna, “Z” ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناصر] yardımlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. yardımcı gemi; gemiye ait olup yolcuları sahile getirip götüren kayık; lokomotife bağlı kömür ve su taşıyan vagon, tender; bakan veya hizmet eden kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترافق] yardımlaşma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Terakkiye hizmet veya yardım eden, terakki taraftarı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «üss»den) (c. te’sîsât). 1. Temelleştirme, temel atma, yapma, kurma. 2. (c.). Belli bir işin teminine yardım eden Alet ve vasıtaları uygun yere döşenmesi ve bu maksatla döşenen şeylerin bütünü: Elektrik tesisatı, su tesisatı, havagazı tesisatı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uydurma, uygun düşürme. 2.Başarıya ulaştırma. 3.Allah’ın yardımına kavuşma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vilâdet» ten). 1. Doğurma, dünyaya getirme: Herkesi bir ana tevlid etmiştir. 2. Doğurtma, doğum yapmakta olan bir kadına veya bir dişi hayvana yardım etme, ebelik etme: Filan kadını hangi ebe tevlid etti? 3. mec. Vücuda getirme, hâsıl etme, sebep olma, sebebiyet verme: Bu meseleyi tevlid eden odur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. te’ yîdât). 1. Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma, Osm. te’kid etme. (c.). Yardım: Te’yîdât-ı ilâhiyye.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan), t. Birbirine karşı görünme, ortaya çıkma: İki devletin donanmaları tezahür etti; hastalığın belirtileri tezahür etti. 2. Birbirine arka verme, yardımlaşma.

Türkçe Sözlük

(TIBB) (i. A.). Hastaları iyi etme ilmi, hekimlik, tabiblik. Adlî tıp (tıbb-ı adlî) = Hekimliğin adalete yardım eden kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gelgit; met ve cezir, meddücezir; akıntı; zaman, vakit; mevsim, saat; akış, cereyan, istikamet, temayül; f. gelgit gibi yükselip alçalmak; akıntı ile gitmek; gelgit yardımı ile limana girmek veya çıkmak. tide gate havuzun gelgit kapısı; gelgit a

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. vergi veren; tabi olan, bağımlı; vergiye ait, haraç olarak verilen; yardımcı; bir ırmağa karışan (ayak); i. haraca tabi hükümdar veya hükümet; ırmak ayağı; göle dökülen ırmak.

Teknolojik Terim

Trusted™ Platform Modülü çipi, verilere yetkisiz erişimin engellenmesine yardımcı olan önemli güvenlik hizmetleri sağlar. Bu çip, donanım ve yazılım da dahil olmak üzere, platformun kendisini izleyebilir. Parolalar ve şifreleme anahtarları gibi büyük önem taşıyan veriler için tamamen güvenli bir saklama ortamı sağlar. Daha sonra, her bir makineye benzersiz bir kimlik atayarak, dahili akıllı kart işlevi görür.

Şifalı Bitki

(hilb): Turpgiller familyasından; yaprakları karşılıklı, çiçekleri beyaz, sarı veya mor renkte ve salkım durumunda bir bitkidir. Meyvesi acımsı ve etlidir. Beyazturp, kırmızıturp, karaturp, yabanturbu, bayırturbu gibi türleri vardır. İçeriğinde C vitamini, kükürt ve iyot vardır. Kullanıldığı yerler: Böbreklerdeki mikropları öldürür. Kum taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğeri kuvvetlendirir. Karaciğer şişliğini indirir. Sarılıkta faydalıdır. Safra taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. Romatizma, siyatik, lumbagoda faydalıdır. Astım ve bronşitte faydalıdır. Öksürüğü keser. Kabızlığı giderir. Dişetlerini kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Yatmadan önce bir bardak turp suyu içilirse, rahat bir uyku sağlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Çocukların, ucuna ip bağlayarak rüzgâr yardımıyle havaya uçurdukları oyuncak.

Türkçe Sözlük

(i.). Tatar, postacı. El-ulağı = Yardımcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yardım edilmemiş, yardım görmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. yardımcısız; z. yardım görmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) altında, altındaki; yetersiz, eksik; aşağısında; ikinci, muavin, yardımcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başka aktörün rolunü almaya hazır olan aktör, yardımcı aktör; f. başka aktörün yerini alabilmek için onun rolünü ezberlemek.

Sağlık Bilgisi

Karaciğerde meydana gelip, kan vasıtasıyla böbreklere taşınan ve idrarla dışarı atılan zararlı maddelere üre denir. Ürenin, idrarla dışarıya atılmayıp, vücutta kalmasından meydana gelen hastalığa da üremi denir. Nedeni, böbrek hastalıkları ve prostat büyümesidir. Hastada devamlı baş ağrısı, görme bulanıklığı, hıçkırık, gündüzleri uyuma ihtiyacı ve geceleri de uykusuzluk görülür. Vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Ayrıca tedaviye yardımcı omak amacıyla hastanın üşütmemesi, yorulmaması, düzenli beslenmesi, sigara veya alkolü bırakması gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 6 tane lahana yaprağı konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teşrifatçı; kilise veya tiyatroda yer gösteren kimse; ing. yardımcı öğretmen: f. içeri getirmek; yerini gostermek; öncü olmak.

Finansal Terim

(Dispute Committee)

Borsa işlemleri ile ilgili olarak; üyeler arasında veya üyeler ile müşterileri arasında çıkan uyuşmazlıkların idari yoldan çözülmesine yardımcı olan komitedir.

Şifalı Bitki

(ineb): Üzüm asmasının glikozca zengin olan meyvesidir. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni gücü artırır. Kan yapar. Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Yüksek tansiyonu düşürür. Mide ülseri, gastrit, karaciğer hastalıkları, dalak hastalıkları, romatizma ve mafsal iltihabında faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Kanı temizler. Şişmanlıkta faydalıdır. Hamilelerin mide bulantısını önler. Cilt güzelliğini sağlar. Nekahat devresinin kolayca atlatılmasına yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Besleyicidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vesâit). 1. iki şey arasında münasebet kurmaya yardımcı olan şey: Muhabere vasıtası. 2. Araya giren, iki şahıs veya tarafın aralarını bulan adam, aracı, Osm. miyancı: Anlaşmalarına vasıta oldu, fabrika ile görüşmemize vasıta olacak bir adam lâzım. 3. Alet, Alet gibi kullanılan şey. 4. Neseb, soy silsilesinin her bir derecesi, atalardan her biri: Onun nesebi sekiz vasıta ile filana vasıl olur. S. Nakil vasıtası veya halk arasında bundan kısaltılmış olarak vasıta = Otomobil, araba, tren vesaire. Bil-vâsıta = Doğrudan olmayarak, birinin araya girmesiyle, birini araya koyarak. Tekâlif-i bi’l-vâsıta = Gümrük vs. şeklinde alınan vergi, vasıtalı vergi. Bilâ-vasıta = Vasıtasız, doğrudan doğruya. Tekâlif-i bilâ-vasıta = Doğrudan doğruya alınan vergi, vasıtasız vergi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. fiil. active verb etken fiil. auxiliary verb yardımcı fiil. complex verb katışık fiil. compound verb bileşik fiil. impersonal verb şahıssız fiil. intransitive verb geçişsiz fiil. neuter verb geçişsiz fiil. passive verb edilgen fiil. reciproc

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vermek, teslim etmek, Osm. İtâ etmek: Paketi bana verin, parayı kime verdiniz? 2. Hediye ve ihsan etmek, bağışlamak: Fakirlere verir, o kimseye bir şey vermez. 3. Ödemek, Osm. tediye etmek: Aldığınız eşyanın parasını verdiniz mi? 4. Çıkarmak, neşretmek: Islanınca fena bir koku veriyor. 5. Hâsıl etmek, meydana getirmek; verimi olmak: Bu tarla senede ne veriyor? Bankaya yatırılan para ne kadar faiz verir? 6. Yormak, tefsîr etmek: Bu sözünü neye veriyorsunuz? Bana olan dargınlığına veriyorum. Yardımcı fiil olarak, sür’at bildirir: Alıvermek, gidivermek, yazıvermek ki, hemen alıp geçmek vesaire demektir. Ateşe vermek = Yakmak. Ara vermek = Fasıla vermek, kesmek. Ara vermeksizin = Fasılasız. Arka vermek = Dayanmak. Arka arkaya vermek = Birbirine dayanmak, yardımlaşmak. Elvermek = Yetmek. Ele vermek — Haber verip teslim etmek, sırrını meydana çıkarmak. Aman vermek = 1. Affetmek. 2. Zaman vermek, müsaade etmek. Uste vermek = 1. Değiştirilen bir şey için fazla bir şey vermek. 2. Fayda beklerken zarar görmek: Paramı almadıktan başka kaybettiğim şemsiyeyi de üste vermiş olduk. Baş vermek = 1. Canını feda etmek, baş koymak. 2. Başaklanmak, baş bağlamak. Başbaşa vermek = Konuşmak. Bereket versin = Allah bolluk versin. Bereket versin ki = İyi ki, Allah’a şükrolsun ki. Bel vermek = Eğilmek, öne doğru kanburlaşmak, beli çıkmak: Bu duvar bel vermiş. Boy vermek = Uzamak. Boyun vermek = İtaat, baş eğme. Pay vermek, payını vermek = Paylamak, çıkışmak, sövmek. Pey vermek = Satın aldığını temin için bir şeyin kıymetinden bir miktarını önceden vermek. Teminat vermek = Sağlamlaştırmak İçin bir karşılık göstermek. Can vermek = 1. Ölmek. 2. Pek fazla istemek. Hak vermek = Haklı bulmak. Renk vermek = Belli etmek. Zahmet vermek = Yormak. Senet vermek = Taahhüt etmek. Söz vermek = VAd ve taahhüt etmek. Falan şey süsünü vermek = Ona benzetmek, onun gibi tanıtmak: Adam kendine tüccar süsü verdi. Şan vermek = Şöhret kazanmak. Kaçamak vermek = 1. Firar etmek. 2. Vazifesi başına gitmemek. Kulak vermek = Dinlemek. Mânâ vermek = Tevil etmek, başka bir maksada yormak: Benim sözüme, buraya gelişime mânâ vermiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papa veya piskopos vekili; kilise papazı. vicar general piskopos yardımclsı. vicarate, vicarship i. papa veya piskopos vekilliği; papazlık. vicarial s. papaz veya piskopos vekiline ait; vekâlet kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. muavin, yardımcı, ikinci; i. vekil, muavin. vice admiral koramiral. vice chairman meclis başkanı yardımcısı. vice chancellor başhakim yardımcısı; rektör yardımcısı. vice consul viskonsül, konsolos vekili. vice president ikinci başkan, başkan yard

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meslek, sanat, iş; memuriyet, hizmet; çağırma, davet. vocational s. meslek veya vazife kabilinden. vocational guidance okullarda ögrencilere meslek seçiminde yardımcı olmak için yapılan sistemli test ve görüşmeler. vocational school meslek okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. din ve eğitim kurumlarının yardımlarla desteklenmesi ilkesi; gönüllü iş veya para ile idare edilen sistem.

Genel Bilgi

Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?

Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da ‘hipotalamus’. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.

Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.

Gözle görülen ve görülmeyen olmak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur.

Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terlerken, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi göstermez, hallerinden memnun otururlar. Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba?

Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır.

Terleme ve dolaşım sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.

Genel Bilgi

Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?

Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da “hipotalamus”. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.

Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.

Gözle görülen ve görülmeyen omak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur.

Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terler, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi, göstermez, hallerinden memnun otururlar. Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba?

Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır.

Terleme ve dolaşm sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.

Genel Bilgi

İnsanlar yüzyıllardır su altına sadece zevk veya merak için değil, inci, mercan, sünger gibi şeyleri çıkarıp, geçimlerini sağlamak için de dalmışlardır.

Deniz seviyesinde hava basıncı l atmosferdir. İnsan vücudunun solunum ve dolaşım sistemi bu basınca ayarlıdır. Ancak suyun içinde, derine gittikçe, her 10 metrede basınç l atmosfer daha artar. 30 metre derinlikte su basıncı 3 atmosferdir, yani bu derinlikte vücudumuzun her santimetrekaresine suyun yaptığı basınç, yüzeye oranla üç mislidir.

Hiçbir gereç kullanmadan, 30 metre derinliğe inildiğinde, akciğer kapasitesi dörtte birine düşer, kan basıncı artar, vücut ısısı düştüğünden kalbin atış hızı artar, bilinç bulanıklığı başlar. Bu nedenle yardımcı gereç kullanmadan 30 metrenin altına inmek tehlikelidir.

Ancak tüple dalışın da kendine özgü sorunları vardır. Derinde dış basıncın yüksek olmasından dolayı tüpten solunan havanın içindeki oksijen, azot gibi gazlar, dokulara daha küçülmüş bir hacimle dağılırlar.

Eğer su yüzeyine süratle çıkılırsa, basıncın azalmasıyla bu gazlar da süratle genleşir. Oksijen dokularda kullanıldığından sorun yaratmaz, ama özellikle azot gazı damarlarda süratle genleşerek, damar tıkanıklığı, akciğer yırtılması ve hatta felç gibi önemli vücut hasarlarına yol açar.

Bu şekilde vurgun yiyenler, süratle basınç odalarına alınırlar. Burada tekrar vurgun yediği derinlikteki basınç verilir ve dengeli olarak azaltılır. Bir başka önlem de vurgun yiyeni, aynı derinliğe tekrar indirmektir.

Vurgun yememek için yüzeye yavaş çıkmalı, hatta belirli derinliklerde beklenmelidir. İdeal çıkış hızı dakikada 20 metre olup, pratikte eğitmenler bunu dalgıç adaylarına ‘yüzeye gelen en küçük bir hava kabarcığından daha hızlı çıkma’ şeklinde öğretirler.

Genel Bilgi

İnsanlar yüzyıllardır su altına sadece zevk veya merak için değil, inci, mercan, sünger gibi şeyleri çıkarıp, geçimlerini sağlamak için de dalmışlardır.

Deniz seviyesinde hava basıncı 1 atmosferdir. İnsan vücudunun solunum ve dolaşım sistemi bu basınca ayarlıdır. Ancak suyun içinde, derine gittikçe, her 10 metrede basınç 1 atmosfer daha artar. 30 metre derinliğe inildiğinde, akciğer kapasitesi dörtte birine düşer, kan basıncı artar, vücut ısısı düştüğünden kalbin atış hızı artar, bilinç bulanıklığı başlar. Bu nedenle yardımcı gereç kullanmadan 30 metrenin altına inmek tehlikelidir.

Ancak tüple dalışında kendine özgü sorunları vardır. Derinde dış basıncın yüksek olmasından dolayı tüpten solunan havanın içindeki oksijen, azot gibi gazlar, dokulara daha küçülmüş bir hacimle dağılırlar.

Eğer su yüzeyine süratle çıkılırsa, basıncın azalmasıyla bu gazlar da süratle genleşir. Oksijen dokularda kullanıldığından sorun yaratmaz, ama özellikle azot gazı damarlarda süratle genleşerek, damar tıkanıklığı, akciğer yırtılması ve hatta felç gibi önemli vücut hasarlarına yol açar.

Bu şekilde vurgun yiyenler, süratle basınç odalarına alınırlar. Burada tekrar vurgun yediği derinlikteki basınç verilir ve dengeli olarak azaltılır. Bir başka önlem de vurgun yiyeni, aynı derinliğe tekrar indirmektir.

Vurgun yememek için yüzeye yavaş çıkılmalı, hatta belirli derinliklerde beklenmelidir. İdeal çıkış hızı dakikada 20 metre olup, pratikte eğitmenler bunu dalgıç adaylarına “yüzeye gelen en küçük hava kabarcığından daha hızlı çıkma” şeklinde öğretirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyi hal, iyilik; sıhhat, afiyet, refah; yoksullara yardım. on welfare ihtiyaç dolayısıyle resmi kuruluştan yardım alan. welfare mother bakacak kimsesi olmayan küçuk çocuklu kadın. welfare state yurttasların bireysel ve toplumsal gereksinmelerini s

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dul kadın; bazı iskambil oyunlarında kapalı olarak yere konan kağıtlar; matb. sayfa veya kolon başında yarım satır; f. dul bırakmak; kıymetli bir şeyden mahrum etmek. widow's mite fakir bir kimsenin yaptığı ufak yardım. widows walk deniz göre

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. umulmadık yerden gelen para veya yardım; ağaçtan düşmüş meyva; ağaçları rüzgâr etkisiyle devrilmiş koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. will; (eski) arzulamak, istemek;(yardımcı fiil): a)(istek): He would like to go. Gitmek istiyor. b) (şart): He would help if he were here. Burada olsaydı yardım ederdi. c) (gelecek zaman): He kept looking for the medicine that would cure him. Ke

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., İng., k.dili bahriyenin hanım yardımcılar teşkilatı.

Türkçe Sözlük

(f.). Yardım isteyerek rica etmek. Yalvara yakara = Bin bir rica ile.

Türkçe Sözlük

(i.). Muavin, yardımcı, yardak: Aşçı yamağı. Yamak terliği = Sivri burunlu aba terlik.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. yârân). 1. Dost, Ar. muhib. YSr-ı vefâdâr, yâr-ı vefâ şiir, yâr-ı cân = Yakın, candan dost. 2. Sevgili. 3. Bildik, tanıdık, Aşinâ: Yâr ve ağyâr nazarında. 4. Yardımcı, Ar. muîn: Allah’tan başka yârim yoktur. Cihir-yâr = ilk dört halîfe. Yâr-ı gaar Hz. Muhammed’e mağarada refakat eden Hz. Ebûbekir. mec. Sâdık dost.

Genel Bilgi

Çoğumuz belki hayatımızda hiç yarasa görmemişizdir. Çünkü yarasalar insanlardan uzaklarda, genellikle mağara kovuklarında yaşar ve geceleri zifiri karanlıkta ortaya çıkarlar. Yarasalar tabiatın harikulade yaratıklarından biridir. İnanılmaz özelliklere ve örnek bir toplumsal dayanışmaya sahiptirler.

Dünyada dokuz yüz değişik yarasa çeşidi olduğu biliniyor. Kan ile beslenmeleri insanların gözünde onları vampir ile özdeşleştirmiş, hep korkulan bir hayvan olmuşlardır. Halbuki yarasaların çoğu kan ile beslenmez. Zararlı böcekleri yiyerek insanlığa faydaları dokunur. Sadece bir yarasa bir saat içinde üç yüz böcek yiyebilir. Muz, avakado gibi ticari değeri yüksek ağaçların çoğalmaları için polenlerinin taşınmasında en önemli rolü yarasalar oynar.

İimdi gelelim yarasaların şaşırtıcı özelliklerine. Bir kere yarasa uçabilen tek memeli hayvandır. Dünyada nüfus sayısı olarak da ikinci sıradadırlar. Dünyanın en küçük memelisi de bir yarasa türüdür. İlk olarak Tayland’da keşfedilen bu minik yarasa 2-3 gram ağırlığında ve bir yaban arısı büyüklüğündedir.

Yarasalar yönlerini bulmak ve beslenmek için çok yüksek titreşimli ses dalgaları yayarlar. Bu ses dalgalarının frekansları 20 binin üzerinde, yani ultrasonik oldukları için insanlar bunları duyamaz. Bu ultrasonik sesler yerdeki avdan yansıyarak yarasaya geri gelir. İşitme sistemi il ebu geri gelen sesi algılayan yarasa avının bulunduğu yeri kesinlikle saptar. Hatta devamlı gönderdiği ses dalgaları sayesinde onun hareketini de izleyebilir. Yarasaların bazılarının bir çeşit sonar olan bu sistemi o kadar gelişmiştir ki, dişilerini arayan erkek kurbağaların seslerinden büyüklüklerini ve iyi bir av olup olmadıklarını anında saptayabilirler.

Yarasalar gece ava çıkmak için, ay varsa onun kayboluşunu, yani tam karanlığı beklerler. Sıcak kanlı memeli hayvanların kanları ile beslenen yarasalar genellikle atları sığırlara tercih ederler. Salgısında bulunan pıhtılaşmayı önleyici bir madde 20-30 dakika kanın sürekli akmasını sağlar ve beslenme gerçekleşir. Bir kez kanını emdikleri hayvanla karşılaşırlarsa diğerlerini bırakıp yine ona saldırırlar.

Vampir yarasalar arka arkaya iki gece kan içmedikleri takdirde ölürler. Her gece vücut ağırlığının en az yarısı kadar kan içmek zorundadırlar. Doğumdan sonra anne, emzirmenin yanında yavruya takviye olarak, kusarak kan da verir. Bu yetersiz kalırsa bir başkası yardımcı olur. Hatta yetişkin yarasaların, ölmek üzere olan bir başkasına ağızdan kan verip onu kurtardıkları görülmüştür. Toplumsal dayanışmanın bu kadar güçlü olduğu az canlı topluluğu vardır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kötülükte yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yardakçı olma hâli. 2. Kötülükte yardım.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yardım, Ar. muavenet, imdat, müzaheret. 2. İzin, müsaade. Yardım istemek = İmdat istemek. El yardımı = İşle yardım etme. Dil yardımı = Nasihat. Yardıma yetişmek. = İmdada koşmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assist. assistance. backing. backup. booster. comfort. contribution. cooperation. dole. donation. donative. favor. favour. furtherance. hand. help. helpfulness. lift. relief. rescue. shot. stand-by. succor. succour. support. sustenance. welfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assistance. auspices. backing. benefaction. boost. comfort. contribution. cooperate. favour. guidance. hand. help. ministration. push. recourse. relief. service. succour. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assistance. help. backing. hand. patronage. relief. helping hand. support. sustanence. aid and comfort. aiding. backing up. benevolence. benevolent contribution. cooperation. easer. favour. furtherance. good offices / international law. helping. lift

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yardım eden, Ar. refik, muâvin: Bu işte hiç yardımcım yoktu. 2. Imdâda gelen, koruyan: Allah yardımcın olsun.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dostluk, muhabbet, sadâkat. 2. İmdat, yardım, muâvenet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ یاری] dostluk. 2.yardım.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üzerine dayanılan jey ki, pamuk, yün, ot vesaire dolu olur. Ya»5. Bir hizmete kabûl edip ismini deftere kaydetmek: Kendisini filân mektebe yazdılar. 6. Yardımcı fiil olarak «az kaldı» mânâsını ifade eder. Düşeyazdı = Az kaldı düşüyordu. Yazıp çizmek = Uzun uzadıya yazı ve hesapla uğraşmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aide. helping. helper. assistant. aidede-camp. assistant yardımcı. adjutant. aide-de-camp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یاور] yardımcı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yardımcı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes. yedeyn) (c. eydî, eyâdî) (Türkçe’de çok defa müzekker gibi kullanılır). 1. El, Fars. dest. 2. mec. Zor, güç, kuvvet, kudret. 3. İmdat, yardım. 4. Yed-be-yed = Elden ele, doğrudan, muamele için dolaşmayarak. Yed-i beyzâ = Hz. Mûsâ’nın mucize olarak beyaz bir el göstermesi. Yed-i tasarrufuna, yed-i zabtına geçirmek = Eline geçirmek. YecM tûlâ = Geniş bilgi, bilgi genişliği, tam bilgi. Yed-i vâhid = İnhisar, tekel. Zilyed = Elde eden, bir malı ele geçirip tasarruf etmekte olan.

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı teknelerin rüzgâr kuvvetiyle hareketine yardımcı olan bezi ki, serenlere gerilir. Yelkeni indirmek = Yavaşlamak, sükûnet bulmak. Yelkenleri suya indirmek = mec. Teslim olmak, iddiadan vazgeçmek. Yelken bezi = Yelken yapmaya mahsus ve başka işlerde de kullanılan kalın bez.

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Presto, sür’at11. YûRÜK, YÖRÜK (i.). 1. Çabuk ve iyi yürüyen, İyi yol alan: Yürük at, yürük vapur. 2. Bir yerde durmayıp yürüyen halk, göçebe, Ar. bedevî, Fars. hayme-nişîn. Anadolu’da koyunları çok bazı Türkmen aşiretlerine denir. 3. Vaktiyle yeniçeriye yardımcı yaya askerî bölükleri.

Teknolojik Terim

Yeni Sony WALKMAN® ZAPPIN teknolojisi, şarkılar arasında geçiş yaparken nakarat kısımlarını çalarak, aradığınız parçaları bulmanıza yardımcı olur. Tek bir düğmeye basarak, dilediğiniz şarkı veya albüme kolaylıkla erişebilirsiniz. Spor salonundayken veya hareket halindeyken bile, işinize ara vermeye gerek kalmadan en sevdiğiniz parçaları dinleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim

En gelişmiş dijital video kameralarda bulunan bir özelliktir. Parlaklık ve pozlama belirli bir seviyeyi aştığında, vizörde çapraz şeritler (zebra deseni) gösterilir. Bu özellik, diyafram açıklığı, kazanım ve enstantanenin ayarlanmasına yardımcı olan yararlı bir işlevdir.

Şifalı Bitki

(zeytun): Zeytingiller familyasından; Akdeniz havzasında, makilerde yabani olarak yetişen, fakat bütün Akdeniz bölgelerinde yetiştirilen, yaprak dökmeyen, eğri, büyük gövdeli, sık dallı, 5-20 m yüksekliğinde uzun ömürlü bir ağaçtır. Yaprakları yeşil renkli olup, derimsi ve karşılıklı dizilişlidir. Çiçekleri beyazımsı sarı renkli olup, salkım durumundadır. Meyve önceleri yeşil, olgunlaştığı zaman parlak siyah renklidir. Meyvelerinde zeytinyağı çıkarılır. Zeytinyağının içeriğinde olein, palmitrik, steraik ve linolik asitlerin gliseritleri, hidrokarbonlar ve E vitamini vardır. Ev ilaçlarında zeytin tanesi, yaprakları, kabukları ve yağı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Eczacılıkta, bazı ilaçları hazırlamakta kullanılır. Yaprakları ve kabukları, yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Taneleri de besleyicidir.