Yarı Parazit Bitki | Yarı Parazit Bitki ne demek? | Yarı Parazit Bitki anlamı nedir?

Yarı Parazit Bitki | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: yari parazit bitki

Teknolojik Terim

15 pin D-sub bağlantı noktası, filmleri doğrudan bir bilgisayardan çalıştırabilmenizi sağlar. Bu, depolanan dijital içeriğin gücünü açığa çıkarabilmeniz için ev sinema projektörünüzü bilgisayarınıza bağlamak için bilgisayarlarda kullanılan elektrikli bir konektördür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) öIüler diyarı; cehennem, tamu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). aşağı yukarı, takriben, kadar; her tarafta; etrafa, etrafına; ötede beride, şurada burada; aksi yöne, obur tarafa; sıra ile about half a kilo yarım kilo kadar about 7 o'clock saat yedi sularında Iook about etrafına bakınmak order one abou

Sağlık Bilgisi

İçi cerahat dolu şişliklere verilen isimdir. Vücudun her tarafında ortaya çıkabilir. Nedeni vücuda giren mikroplardır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Soğuk su ile yıkanan bir lahana yaprağı, absenin üzerine dolanır. Yarım saatte bir yenisi ile değiştirilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Asıl mânâsı sulama ise de, dilimizde yalnız mecazî mânâsıyle bazı eski nesir yazarları tarafından kullanılmıştır). Yardım, itimat: Abyârî-i himmetinizle = Himmetiniz yardımıyle, himmetiniz sayesinde.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış Türk atlet, 1948.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Şaşma, şaşa kalma, taaccüb, hayret: Acebde kaldım. 1. (müzekkeriyle müennesi bir) acib, garib, şaşacak, tuhaf: N« acep iş = Acaba, yarın bayram mı acep?

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık, zaviye. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde «derece», 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde «grat» tır. Açıların büyüklüğü kenarlarının uzunluğuna değil, iki kenar arasındaki açıklığa bağlıdır. Bu açıklık iletki (minkale) ile ölçülür. Açıların ölçülmesinde daha çok «derece» kullanılır. Birbirini bütünleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Birbirini tümleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Çevre açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Dar açı: Dik açıdan küçük olan açıdır. Dik açı: Doğru açının yarısı büyüklüğünde olan açı. (90 derece veya 100 grat). Doğru açı: Bir kenarı öbür kenarının uzantısı olan açıdır. (İSO derece veya 200 grat). İki düzlemli açı: Aynı doğrudan geçen iki yarım düzlemin meydana getirdiği açıdır. Karşı durumlu açılar: Bir doğru, iki paralel doğruyu kesince, kesen ve kesilen doğrunun aynı tarafındaki açılara denir. Kiriş teğet açısı: Bir dairenin aynı noktasından çizilen bir teğetle bir kiriş arasındaki açıdır. Komşu açılar: Birer kenarları ve köşeleri ortak olan ve öbür kenarları ortak kenarın başka başka tarafında bulunan iki açıdır. Merkez açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Tam açı: Bir doğru çizginin bir noktası etrafında kendi üstüne gelinceye kadar döndürülmesiyle meydana gelen açıdır. Ter» açılar: Kenarları birbirlerinin uzantılarından ibaret olan açılar. Terseş açılar: Bir doğru iki paralel doğruyu kesince doğruların aynı yönünde bulunan açılardır. İki çeşittir: Açı kesilen doğruların içerisinde ise iç ters açı; kesilen doğruların dışında ise dış ters açı denir. Yöndeş açı: Bir doğrunun paralel iki doğruyu kesmesiyle meydana gelen, kesen doğrunun aynı yönünde, kesilen doğruların biri içinde, biri dışında olan aç.

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Herhangi bir açıyı iki eşit açıya ayıran yarım doğru.

Sağlık Bilgisi

Boyundaki lenf damarlarının şişmesi sonucu meydana gelen iltahaplı şişliğe adenit denir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan, Sarımsak

Hazırlanışı : Öğle ve akşam yemeklerinde yarımşar kuru soğan ile ikişer diş sarımsak yenir.

Türkçe Sözlük

(Aded) (i. A.) (c. Adâd). 1. Sayı, bir topluluğun belirli sayıdan mürekkep olması. Koyunlarının adedini kendisi de bilmez. 2. Rakam, miktar beyan eden kelime veya işaret: Üç, beş, yüz, 7, 20, 18 adedi. 3. Tane, baş, kıt’a: Beş adet kitap, on adet koyun, üç adet gemi. (Matematikde) aded-i tam = Taksimde küsûru kalmayan; ad«d-i sahih = Küsuru olmayan; aded-i Aşârî (ve doğrusu öşrî) her defasında ona taksim olunarak devamlı şekilde taksimine devam olunan sayı ki Fransızlar’ın birimi bu usule dayanır; aded-i kesrî = Yarım ve üçte bir ve beşte üç gibi bir adedin kırıntısı hükmünde olan rakam; aded-i mürekkep = Bir aded-i sahih ile kesr-i Adi veya ondalık kesirden mürekkep olan sayı. 1, 3, 8 ve 4 İ gibi.

Teknolojik Terim

Otomatik Pozlama Braketi ile fotoğraf makinesi resmi üç farklı pozlama ayarında çekerek, daha sonra istenen görüntünün seçilmesine olanak tanır.

Türkçe Sözlük

(eski afv) (i. A.). 1. Birinin suçundan geçme, kabahatine bakmama: Kusurumu affetti; af ile muamele etti. Fikir tashihi veya muhalefet gibi bir hareket gösteren sözden evvel söylemek zerafetten sayılır: Affedersiniz, af buyurursunuz bir şey söyliyeceğim; affınıza mağruren şu işi böyle yaptım. 2. Mazur tutmak, mecbur etmemek, müstesna tutup dahil etmemek: Yarın eğlenmeye gidilecekse beni af buyurmanızı rica ederim. 3. Azletmek, istifasını kabul etmek: Kendisini memuriyetinden affettiler. 4. (Hukuk). Bir suçlu hakkındaki hüküm kesinleştikten sonra cezayı ya tamamen ortadan kaldırma veya hafifletme, aff-ı umumî = Mahkûmların hepsinin birden cezadan affolunması: Harpten sonra affı umumî ilân olundu.

Türkçe Sözlük

(i. A. Fizik). Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren Alet. Telefon ahizesi: Telefonun dinlemeye ve konuşmaya yarıyan kısmı.

Türkçe Sözlük

(i.). Köy ihtiyarı, koca ba-

Türkçe Sözlük

(i). Karışık renkli, rengârenk: Alaca kumaş. Alaca bulaca. Deli alacası : Zevke uygun olmıyan birbirini tutmaz parlak renklerle boyanmış. Alacakaranlık = Akşam ve şafaktan evvelki yarı karanlık. Fr. Cr puscule. 1. Karışık renkler: Deli alacayı sever, insanın alacası içinde, hayvanın dışındadır. 2. Birkaç renkte iplikten imal edilmiş bir dokuma ki Anadolu’nun birçok yerlerinde yapılır: İplik alacası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ABD, (k).dili yarışı kaybeden at; başarısızlığa uğrayan politikacı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve

Türkçe Sözlük

(i. Rumca: Şark, maşrık). Asya’nın Karadeniz’le Akdeniz ve Marmara ile Adalar Denizi arasında olarak, doğuda Fırat vadisine ve şimdiki kullanılışa göre iran’a kadar uzayan yarımada ki (Asyâ-yı Suğra = Küçük Asya) ismiyle maruf olup, şimdi Türkiye’nin Asya topraklarını teşkil etmektedir.

Teknolojik Terim

İşlemci ve RAM gibi, bir bilgisayarın hayati önem taşıyan bileşenlerinin bulunduğu ana devre kartı.

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Anlatır). 1. İfham, tefhim etmek, anlayacak surette ifade etmek: Bu adama maksadımı anlatmağa çalışıyorum. 2. Öğretmek, tâlim, ders vermek: Ders anlatıyor. 3. Açıkça söylemiyerek remiz ve imâ ile ifade etmek: Ben yarın gelmeyeceğimi anlatır gibi oldum.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). sözünü birdenbire yarıda bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (geom). iç yarıçap, yanal yükseklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (mim). bir binada ve bilhassa bir kilisede ekseriyetle yarım daire şeklindeki çıkıntılı kısım.

Türkçe Sözlük

(i. Fr., matematik). 1. Yönlü bir eksen üzerinde bulunan bir noktanın, başlangıç noktasına olan uzaklığının cebir bakımından değeri: Bir eksen üzerindeki noktalar apsisleriyle belirtilir. 2. Bir noktanın uzaydaki yerini tesbite yarıyan ana çizgilerden yatay olanı. (bk.) Koordinat.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Arap memleketi. Arap ahali ile meskûn yer, Cezîre-t-ül-Arab = Arabistan yarııVıadası: Arabistan’da çok dolaştığı için güzel Arapça söylüyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Seyrek, açık, fâsılalı: Aralık diş. 2. Yarı kapalı: Kapıyı aralık etmek. 3. Yılın 12. ayı: Kânûn-ı evvel.

Türkçe Sözlük

(ARAB) (hi. mü. A.). Arabistan yarımadasından çıkıp yayılan SAmî bir kavmin umumî ve fert adı: Kavm-i necîb-i Arab, evlâd-ı Arab, ben Arab’ım, bir Arab gördüm. Arâb-ı Abide: Eski ve nesilleri kalmamış Ad ve Samûd gibi Arap kavimleri. Arâb-ı Arîbe, Arâb-ı Aribe = Halis ve eskiden Arab olan Arablar: Arâb-ı mütaarribe, Arâb-ı müstârebe = Esasen Arap olmayıp sonra Araplar’a karışarak Araplaşmış olanlar. Cezîret-ül-Arab = Araplar’ın asıl vatanları bulunan ve hâlâ her tarafı iyi Arapça konuşan Araplar’la meskûn olan büyük yarımada: Arabistan. Lisân-ül-Arab: Arap dili, Arap kavminin konuştuğu dil. Büyük kültür, ilim, edebiyat, şiir ve medeniyet dillerinden biridir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). indi, kendince, ihtiyari , keyfi. arbitrarily (z). keyfi olarak. arbitrariness (i). keyfi hareket.

Şifalı Bitki

(Wacholder, Geniévre, Juniper): Kışın yapraklarını dökmeyen daimi yeşil ağaçlardan. Yaprakları küçük pulsu veya iğne şeklinde olup 1-2 cm uzunluğundadır. Bir evcikli veya iki evcikli bitkilerdir. Ardıç yemişi diye anılan kozalakları dişi ağaçlar üzerinde bulunur. Ardıç türleri kozalaklarının büyüklüğüne, rengine ve özellikle her kozalağın içinde bulunan tohumlarının sayısına göre birbirinden ayırt edilir. Çesitleri ve kullanıldığı yerler: Sıcak iklimlerde ve korunmuş alanlarda ağaç gibi büyümesine karşılık, soğuk bölgelerde çalı manzarasındadırlar. Genel olarak odunu yumuşak ve dayanıklıdır. Kurşun kalem yapılır. Kerestesi de demiryolu traversi olarak kullanılır. Bütün Kuzey Yarımküre’de yetişen 60 türü vardır. Memleketimizde 8 ardıç türü yetişmekte olup önemlileri şunlardır: - Katran ardıcı (Juniperus oxycedrus): Trakya ve Anadolu’da yaygındır. Çalı veya küçük bir ağaç şeklindedir. Yaprakları üçlü ve batıcıdır. Kozalakları kırmızımsı olup iki tohumludur. Dallarından elde edilen katranı cilt hastalıklarında kullanılır. - Adi ardıç (Juniperus communis): Memleketimizde Trakya bölgesinde tesadüf edilen çalımsı veya küçük agaçlardandır, yaprakları batıcıdır. Kozalakları mavimsi siyah renkli, üç tohumludur. İdrar söktürücü olarak kullanılır. - Bodur ardıç (Juniperus nana): Memleketimiz dağlarında, özellikle Kuzey Anadolu dağlarında geniş topluluklar meydana getirir. Kozalakları mavimsi siyah renklidir. Yenir ve idrar söktürücü özelliktedir. - Kokar ardıç (Juniperus foetidissima): Doğu Akdeniz Bölgesi ağacıdır. Memleketimizin dağlık yerlerinde yetişir. Sürgünleri dört köşeli, kozalakları mavimsi siyah renkli, 1-2 tohumludur. Yapraklar ezildiği zaman fena kokular çıkarır. - Yüksek ardıç (Juniperus excelsa): Memleketimizin dağlık bölgelerinde yetişir. Sürgünleri dört köşeli değildir. Kozalakları mavimsi siyah renkli, 4-6 tohumludur. - Finike ardıcı (Juniperus phoenicea): Batı ve Güney Anadolu’da yetişen çalımsı, bodur ağaçlardandır. Kozalakları kızılımsı kahverengi, 4-9 tohumludur.

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödünç, geçici olarak ve iade olunmak üzere alınan şey: Kitap Ariyet verilmez. Ariyet alınan at insanı yarı yolda yaya bırakır. Ariyet almak = İstiare etmek, ödünç almak. Ariyet vermek, iâre etmek = Ödünç vermek.

Ülke

(Argentina) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, güneyde Atlas Okyanusu kıyısında yer alır. Atlas Okyanusuna kıyısı 4.000 km`yi aşar. Güneyinde ve batısında Şili, kuzeyinde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğusunda Brezilya ve Uruguay yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Güney enlemi, 64 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 2,766,890 km².

Kara: 2,736,690 km².

Su: 30,200 km².

Sınırları: toplam: 9,665 km.

Sınır komşuları: Bolivya 832 km, Brezilya 1,224 km, Şili 5,150 km, Paraguay 1,880 km, Uruguay 579 km.

Sahil şeridi: 4,989 km.

İklimi: Arjantin, tamamen güney yarıkürenin ılıman iklim kuşağında yer alır. Kuzeyinde yağmurlu subtropikal iklim hakimdir, güney bölgesinde ise sub-kutupsal bir iklim hakimdir. Yazları hava sıcak ve rutubetli kışları ise serindir.

Arazi yapısı: Kuzeydoğudaki astropik düzlükler, Pampalar, Patagonya ve dünyanın en sarp yükseltilerinin bulunduğu Andlar Bölgesi olmak üzere Arjantin dört ana bölgeye ayrılır. Arjantin topraklarının büyük bölümü kıraç yada yarı-kıraçtır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Laguna Del Carbon -105 m; en yüksek noktası: Cerro Aconcagua 6,960 m.

Doğal kaynakları: Pampalarda verimli topraklar, kurşun, çinko, kalay, bakır, demir yatakları, manganez, petrol, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %52.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %19 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 15,500 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Andlar Bölgesinde yer alan San Miguel de Tucuman ve Mendoza arazileri deprem riski taşırlar; Pampalar başlayan şiddetli kasırgalar kuzeydoğuya doğru ilerleyebilirler; yoğun su baskınları yaşanabilir.

Coğrafi Not: Güney Amerika’nın ikinci en büyük ülkesi. (Brezilya’dan sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 39,921,833 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.2 (erkek 5,153,164; kadın 4,921,625).

15-64 yaş: %64.1 (erkek 12,804,376; kadın 12,798,731).

65 yaş ve üzeri: %10.6 (erkek 1,740,118; kadın 2,503,819) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.96 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.4 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.97 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 14.73 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.12 yıl.

Erkeklerde: 72.38 yıl.

Kadınlarda: 80.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 130,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Arjantinli.

Nüfusun etnik dağılımı: beyazlar (çoğunlukla İspanyol ve İtalyanlar) %97, melezler, Amerika Kızılderilileri ve diğer beyaz olmayan gruplar %3.

Din: Roma Katolikleri %92 , Protestanlar %2, Museviler %2, diğer %4.

D

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca ve Arnavutça’dan). Arnavûd suretinde yazılması lüzumsuzdur. Balkan yarımadasının batı cihetinde oturan bir kavim. Arnavut elması = Kalkandelen cihetinde çıkan Alâ cinsi. Arnavut biberi = Kırmızı biber. Arnavut peyniri =: Arnavutluğun Koniça cihetinde çıkan ufak, kelle şeklinde yağlı bir cins peynir. Arnavut darısı = Darının bir cinsi. Arnavut rıhtımı = Denizin dibini biraz tarayıp büyük taşları birbiri üzerine oturtmak suretiyle yapılan hafif rıhtım. Arnavut kaldırımı = Aynı şekilde yapılmış kaldırım.

Şifalı Bitki

(hordeum vulgare): Buğdaygillerden; taneleri ekmek ve bira yapmakta kullanılan bir bitkidir. Hayvan yemi olarak da verilir. Nişastası boldur. Kavrulup kahveye de karıştırılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Mesane ve idrar yollarındaki iltihapları temizler. Böbrek ve kum taşlarının dökülmesine yardım eder. Prostat büyümesini önler. Asabi kusmaları durdurur. Boğaz ve yarımbaş ağrılarını dindirir. Dil iltihaplarını giderir. Temriye ve mayasılda haricen kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Pest tarafına bemol yahut tiz tarafına diyez konarak yarım ses genişletilmiş musiki aralığı.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir satış usulü. Alıcılar arasındaki yarışmaya dayanır. Artırmalarda mal en yüksek fiatı sürenin üzerinde kalır.

Şifalı Bitki

(alchemila vulgaris): Gülgillerden; çayırlarda, ormanlarda yetişen ve türlü çeşitleri olan bir yabani bitkidir. 5-7 parçalı olan yaprakları büyüktür. Kökü geniştir. Çiçekleri; ufak yıldız şeklinde olup, yeşilimtıraktır. Mart-Temmuz ayları arasında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Ateş düşürür. Vücuda kuvvet verir. Yarımbaş ağrılarını keser. Anne sütünü artırır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). telaffuz benzerliği; asonans, yarım kafiye, seci. assonant (s). telaffuzu benzer olan; yarım kafiyeli.

Türkçe Sözlük

(i.) (isim demek olan «ad» dan ayırmak için (t) si (d) ile değiştirilmez). 1. Binek, koşu ve yük için kullanılan mâruf uysal hayvan, beygir, Ar. feres; Fars. esb: Binek atı, koşu atı, yarış atı, Arap atı. 2. Bu hayvanın enememiş erkeği, iğdiş ve kısrak mukabili. At oğlanı, uşağı = Arabacı ve seyis yamağı, ispir. At oynatmak = Hüner göstermek. At pazarı = At vesair hayvanların alınıp satıldığı çarşı, yer. At balığı = Afrika’nın büyük nehirlerinde yüzen büyük hayvan ki, Yunanca’ da (Hipopotam) yani ırmak atı denilir. Balıkla benzerliği yoktur. Suaygırı denir. At sülüğü = Sülüğün işe yaramaz cinsi. At sineği = Hayvanlara yapışan sinek. At kafası = Ahmaklık, beyinsizlik. At kafalı = ahmak, beyinsiz. Atkulağı = Marula benzer bir bitki. Atkuyruğu = Bir cins bitki ki, Arapça’da emsuh derler. Atkestanesi = iri ve yenmez bir cins kestane, ki ağacı süs için bahçelerde ve yollarda dikilip, beyaz ve penbe çiçeklisi olur. Çağatayca «ad» yerine de «at» kullanılır.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). göklere destek olduğu söylenen bir yarı-tanrı. Atlas Mountains Atlas Dağları.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi elden bırakıp az çok fırlatmak: Elindeki taşı attı. 2. İçeriden dışarıya çıkarıp bırakmak, defetmek: Evden attılar; sokağa attılar; üstünden attı. 3. Bırakmak, terketmek: Babasını bir köşeye atmış. 4. Açmak, sermek, üste almak, örtmek: Omuzuma bir şal attım; Bu gece bir yorgan daha atmalı. 5. Düşürmek, gidermek, kaybetmek: Rengini, tüyünü, esvabını attı. 6. Saçmak, serpmek, dağıtmak: Tohum atmak. 7. Dövmek, kovmak, koymak: Anbara zahire atmak; kışlık kömürü atmak. 8. Vurmak, yapıştırmak: Tokat atmak; çifte atmak. 9. Uzatmak, sunmak: El atmak. 10. Boşatmak, teşhir etmek: Tüfek, top, tabanca atmak. 11. Geciktirmek: Sonraya, yarına attı. 12. Atıf ve isnat etmek, yükletmek: Kabahati falana attılar. 13. Düşürmek, yatırmak: Yere attılar. 14. Esassız söz söylemek, yalan söylemek. 15. Öğünmek, asılsız şeylerle iftihar etmek. 16. Vurmak, oynamak: Nabzı atıyor. 17. Açılmak, sökmek: Şafak, tan atmak. 18. Boşanmak, ateş almak: Bu tüfek atmıyor. 19. Bir şeyin kenarı kırılıp çentilmek. 20. Solmak, uçmak: Benzi attı. Atıp tutmak = Asılsız şeyler söyliyerek öğünmek. Adım atmak = Yürümek. Beniz atmak = Sararmak, solmak. Pamuk atmak = Hallaç yayla pamuğu kabartmak. Perendeden atmak = Kandırmak. Pösteki atmak = Rezil etmek. Temel atmak = Esasını ortaya koymak. Can atmak = Çok arzu etmek, pek fazla istemek. Çene atmak = Can çekişmek, komaya girmek. Harf, söz atmak = 1. Dolayısiyle târiz etmek. 2. Takılmak, çapkınlık etmek. Taş atmak = İtiraz etmek, aleyhinde bulunmak. Topu atmak = İflâs etmek. Tıpayı atmak = Çok hiddetlenip kızmak. Kaş atmak = İşaret etmek. Kaşık atmak = Hırsla ve çok yemek. Kapağı atmak = Savuşup kurtulmak. Göz atmak = Tamah ve gıbta etmek. Gövdeye atmak = Yemek. Lâf atmak = Gevezelik etmek, lüzumsuz yere çok söylemek. Nâra atmak = Bağırmak. Yabana atmak İtibar etmemek, saymamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelip kutuplarda geceleri görülen renkli ve hareket eden ışıklar; tan, doğuş, fecir, tulu, seher; (b.h)., (mit). seher tanrıçası. aurora australis güney yarımkürede geceleri gökyüzünde görülen renkli ışık

Teknolojik Terim

Ses kontrolünü ya da bir sonraki şarkıya geçme ayarını kulaklık üzerinden yapmaya olanak tanıyan teknoloji.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltan: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. İsrar ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı — Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = İsrar etmek. Baştan ayağa ı= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencere altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek =fc Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Dsmuzayağı fc Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltası: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. Israr ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı = Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = Israr etmek. Baştan ayağa f= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencerS altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek = Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Domuzayağı ±= Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve halisliği derecesi: Bu saatin, kordonunun ayarı nedir? On sekiz ayarında altındır. Kem-aytr = Saflık ve halislik derecesi eksik ve aşağı. Tam -iil-ayâr = Halislik derecesi tam ve eksiksiz. 2. Madenî paraların tam vezninde olması: Bu liranın ayarına bakmalı, ayarı tam mıdır? Tam-ül-aylr = Tam ayarlı, nâkıs-ül-ayâr = Eksik ayarlı. 3. Saatin doğru gitmesi: Bu saatin ayarı doğru mudur? Birkaç günden beri ayar etmedim. Saati ayar etmek = Doğruluğu malûm diğer bir saate yahut güneşin batışına vesaireye bakarak saati düzeltmek, ayarına getirmek. 4. Ölçü ve terazinin tam ve doğru olması: Esnaf, terazilerinin ayarlarına bakıyorlar. 5. Bir hayvanın nallarını deneyip lüzumunda sağlamlaştırma: Bu hayvanı nalbanda götürüp ayar ettirmeli. 4. mec. Derece, mertebe: Bu ayarda adam. Ayarını bulmak = İstenen dereceye gelmek. Sâhib-i ayâr = Eskiden mâdenî paraların ayarını yoklamakla görevli darphane memuru.

Türkçe Sözlük

1. Ölçünün Aletlerini tam doğru ölçmelerini sağlayacak şekilde düzeltmek. 2. Makinelerin doğru çalışmasını sağlayacak şekilde yapılan düzeltme fiili: Rot ayarı, fren ayarı. 3. İşleri birbiriyle çatışmayacak şekilde düzenlemek. Fiyat ayarlamak = Eşyanın fiyatları arasında orantı sağlamak.

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.

Genel Bilgi

Çocukların oluşumunu anne ve babadan aldıkları kromozomlar belirliyorsa, her insanda bir set kromozom varsa ve de bu kromozomlar zamanla değişmiyorsa, aynı anne ve babadan olan çocukların da birbirinin aynı olması gerekmez mi? Üreme konusunda tabiat müthiş şaşırtıcıdır. Tabiatta çocukların oluşumu ile ilgili özel bir sistem dizayn edilmiştir.

Son yılların gözde konusu DNA ile ilgili olarak gazetelerde ve dergilerde çizilen resimlerden belki dikkatinizi çekmiştir. Kadın veya erkek olsun her insanın bir set kromozomu vardır ve her kromozom birleştikleri zaman ‘X’ harfini oluşturan iki parçadan ibarettir. Bu ikili DNA’nın birbirine sıkıca sarılmış iki koludur.

Bir insanın kromozomunun, bu iki yakasından biri anneden, diğeri de babasından gelir. Ortadan ‘X’ şeklinde bağlı bu yeni kromozomun her iki yarısı da komple bir gen setini taşır.

Sperm, yumurta ile birleşerek yeni bir insanın oluşumunu sağlar. Sperm yeni bebeğin kromozomunun bir yarısını taşır, yumurta diğerini. Esas soru şudur: Sperm ve yumurtadaki DNA nereden gelmektedir? Babadaki her hücre, birbirinin tamamen aynı ‘X’ şeklindeki kromozomları taşır. Anne için de bu aynıdır. Baba ile annenin kromozomları da kendi anne ve babalarının kromozomlarından gelmiştir. Ama hangi yarısı gelmiştir? İşte doğanın müthiş düzeninin ipucu da buradadır.

Babada sperm hücreleri oluşurken, kendi anne ve babasının kromozomlarının birer yarısını rasgele, yani bir kurala bağlı olmadan alır. Annenin yumurtalarında da aynı şey olunca, doğan her çocuk dört kişinin, yani anneanne, babaanne ve her iki dedesinin (dolayısıyla onların da ebeveynlerinin) genlerinin rasgele karıştırılmış şeklinden oluşur ve her çocuk farklı fiziksel ve psikolojik özellikler gösterir.

Genel Bilgi

Çocukların oluşumunu anne ve babadan aldıkları kromozomlar belirliyorsa, her insanda bir set kromozom varsa ve de bu kromozomlar zamanla değişmiyorsa, aynı anne ve babadan olan çocukların da birbirinin aynı olması gerekmez mi? Üreme konusunda tabiat müthiş şaşırtıcıdır. Tabiatta çocukların oluşumu ile ilgili özel bir sistem dizayn edilmiştir.

Son yılların gözde konusu DNA ile ilgili olarak gazetelerde ve dergilerde çizilen resimlerden belki dikkatinizi çekmiştir. Kadın veya erkek olsun her insanın bir set kromozomu vardır ve her kromozom birleştikleri zaman “X” harfini oluşturan iki parçadan ibarettir. Bu ikili DNA’nın birbirine sıkıca sarılmış iki koludur.

Bir insanın kromozomunun, bu iki yakasından biri anneden, diğeri de babasından gelir. Ortadan “X” şeklinde bağlı bu yeni kromozomun her iki yarısı da komple bir gen setini taşır.

Sperm, yumurta ile birleşerek yeni bir insanın oluşumunu sağlar. Sperm yeni bebeğin kromozomunun bir yarısını taşır, yumurta diğerini. Esas soru şudur: Sperm ve yumurtadaki DNA nereden gelmektedir? Babadaki her hücre, birbirinin tamamen aynı “X” şeklindeki kromozomları taşır. Anne için de bu aynıdır. Baba ile annenin kromozomları da kendi anne ve babalarının kromozomlarından gelmiştir. Ama hangi yarısı gelmiştir? İşte doğanın müthiş düzeninin ipucu da buradadır.

Babada sperm hücreleri oluşurken, kendi anne ve babasının kromozomlarının birer yarısını rasgele, yani bir kurala bağlı olmadan alır. Annenin yumurtalarında da aynı şey olunca, doğan her çocuk dört kişinin, yani anneanne, babaanne ve her iki dedesinin (dolayısıyla onların da ebeveynlerinin) genlerinin rasgele karıştırılmış şekilden oluşur ve her çocuk farklı fiziksel ve psikolojik özellikler gösterir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tefrik olunmak, uzak olmak, ayrı düşmek: Evinden, çoluğundan, çocuğundan ayrıldı. 2. Bölünmek, taksim olunmak: İkiye ayrıldı. 3. Tefrik ve temyiz olunmak, farklı ve seçkin olmak: Kendisi, arkadaşlarından ayrılıyor. Seçilmek, intihap olunmak: Ev mahsus ayrılmıştır. 4. Yarılmak, çatlamak: Dudak ayrılmak. 5. Karı koca arasında nikâhı feshetmek: Karısından, kocasından ayrıldı. 6. Çekilmek, uzaklaşmak. İşinden hiç ayrılmaz.

Genel Bilgi

Bu gün Ay yüzeyine dikilmiş tek bayrak ABD’ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD’li astronot ay yüzeyinde dolaştılar, toplam 170 saat Ay’da kaldılar. Bu arada sağa sola kilometrelerce yürüyüş yaptılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneği, 30 bin fotoğraf getirdiler.

Bütün bunlar az şey değil. Onca çalışma, emek, bilgi, para ve risk. Ay için sarf edilen ve katlanılan bunca şeye karşılık Ay’ın ABD’ye ait olması pek mantıksız gelmiyor. Niçin Ay’ı da bir eyaletleri ilan edip bayraklarına bir yıldız daha ilave etmediler? Aslında insanların çoğu tarafından, Neil Armstrong’un aya ilk ayak basığından ve oraya ABD bayrağını dikmesinden beri Ay’ın ABD malı ve toprağı olduğu sanılıyor. Ancak bu bayrak sembolik açıdan bir önem taşıyor ve şimdilik Ay kimseye ait değil.

Sovyet Rusya ile ABD’nin uzaya gitme yarışına başlamaları ile birlikle uzayı sahiplenme konusu da gündeme geldi. Sonunda 1968 yılında, yani Ay’a seyahatten bir yıl önce yapılan uluslararası bir anlaşma ile çözüme ulaşıldı. Ay’ın ve diğer gökcisimlerinin ve uzayın araşlırılması ve kullanılması konusunda belirli kurallar getirildi.

Bu anlaşmaya göre, uzay hiç bir şekilde ve hiç bir ulus tarafından sahiplenilemez. Tüm dünyanın malı olarak kabul edilen Antarktika gibi uzay ve Ay kimseye ait değil veya herkese ait. İsteyen gidebilir.

Ülke

(Azerbaijan) Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Hazar Denizi’nin kıyısında İran ve Rusya arasında bir bölgede yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 40 30 Kuzey enlemi 47 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: Toplam: 86600 km².

Kara: 86100 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 2013 km.

Sınır komşuları: Ermenistan (Azerbaycan sınırı) 566 km Ermenistan (Nahçıvan sınırı ) 221 km Gürcistan 322 km İran (Azerbaycan sınırı) 432 km İran (Nahçıvan sınırı) 179 km Rusya 284 km Türkiye 9 km.

Sahil şeridi: 825 km (Hazar denizi).

İklim: Dünyadaki mevcut 11 iklim tipinden 9’unun hüküm sürdüğü Azerbaycan’da iklim oldukça çeşitlidir. Azerbaycan’da iklim başlıca 3 etki altındadır: Büyük Kafkas dağlarının kuzeyinden gelen soğuk hava kütlelerinin etkisi; Küçük Kafkas dağlarının güneyinden gelen sıcak hava akımlarının etkisi; 825 km.lik sahil şeridiyle bölgenin yanı başında bulunan Hazar Denizi’nin bölge iklimi üzerindeki etkisi. Bölgenin en rutubetli ve yağış alan yeri Talu dağları ile Lenkeran ovalığı (1600-1800mm) en kurak bölgesi ise Abşeron yarımadasının güneybatı kısmıdır.

Arazi yapısı: Orta yükseklikte bir ülke olan Azerbaycan’ın ortalama yüksekliği 657 m.dir. Ülkelerin en yüksek dağları olan Bazar düzü ve Tufandağ’in zirveleri 4197-4489 metreye ulaşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m; en yüksek noktası: Bazardüzü dağı 4485 m.

Doğal kaynakları: petrol doğal gaz demir yatakları metaller alüminyum.

Toprakları: Tarıma elverişli: %20.

sürekli ekilen: %5.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %11.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 14550 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: kuraklıklar; bazı deniz seviyesine yakın topraklarda su baskınları deprem.

Akarsuları: 371.000 km².lik bir alanı kapsayan ve 75000 m³.lük bir hacme sahip olan Hazar Gölü ülkenin sınırlarının bulunduğu tek denizdir. Volga Ural Kür Aras Terek Samur Sulak gibi birçok nehrin sularını döktüğü bu göle hacmi büyük olduğu için Deniz de denilmektedir. Hazar’ın kuzeyden güneye ortalama uzunluğu 1200 km eni ise ortalama 300 km. dir. Denizin ortalama derinliği 180 m en derin yeri 1020 m en sığ yeri ise 5 m. civarındadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7961619 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.8 (erkek 1046501; bayan 1011492).

15-64 yaş: %66.3 (erkek 2573134; bayan 2706275).

65 yaş ve üsleri: %7.8 (erkek 246556; bayan 377661) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.66 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.38 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.95 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.65 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 79 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 63.85 yıl.

Erkeklerde: 59.78 yıl.

Kadınlarda: 68.13 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.46 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Azeri.

Nüfusun etnik da

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eşkıya kılıklı ve daha çok Iriyarı kimseler hakkında söylenen «aznavur gibi» deyiminde geçer. 2. Asilzâde.

Türkçe Sözlük

(i.). Güçlü ve gösterişli, iriyarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arka, yardım eden kimse, tarafını tutan kimse; yarışta bir ata para koyan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (çoğ). meskun yerlerden uzak veya ağaçlardan yarı temizlenmiş yerler; (s). kaba, basit, incelikten uzak. backwoodsman (i). böyle bir mıntıkada yaşayan kimse; kaba ve basit adam.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur’an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.

Ülke

(Bahrain) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu’da Basra Körfezinde Arabistan Yarımadası kıyısı açıklarında Bahreyn Adası ile 30 kadar küçük adadan oluşan bir takımadada yer alan ülkedir.

Coğrafi konumu: 26 00 Kuzey enlemi 50 33 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: toplam: 665 km².

Kara: 665 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 161 km.

İklimi: Bahreyn’de yıl boyunca nem oranı yüksektir. Kış ayları ılımandır. Egemen rüzgar kuzeybatıdan esen nemli şamal rüzgarıdır. Güneyden esen rüzgarlar ise hem sıcak hem de kurudur; bazen kum ve toz getirir.

Arazi yapısı: Bahreyn Adası`nın orta bölgesi kayalıktır. Güneyde ve batıda bazı yerleri tuzlu bataklıklarla kaplı kumlu ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Jabal ad Dukhan 122 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık inci.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.82.

Sürekli ekinler: %5.63.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %85.55 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: periyodik kuraklıklar; kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 698585 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.4 (erkek 96567; kadın 94650).

15-64 yaş: %69.1 (erkek 280272; kadın 202451).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 12753; kadın 11892) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.82 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.38 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.07 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.26 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 16.8 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.45 yıl.

Erkek: 71.97 yıl.

Kadın: 77 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.6 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

Ulus: Bahreyn.

Nüfusun etnik dağılımı: Bahreynliler %63 Asyalılar %19 diğer Araplar %10 İranlılar %8.

Dinler: Şii Müslümanlar %70 Sünni Müslümanlar %30.

Dil: Arapça İngilizce Farsça Urduca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %89.1.

Erkek: %91.9.

Kadın: %85 (2005 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bahreyn Devleti.

kısa şekli : Bahreyn.

Yerel tam adı: Dawlat al Bahrayn.

yerel kısa şekli: Al Bahrayn.

Eski adı: Dilmun.

ingilizce: Bahrain.

Yönetim Biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Manama.

İdari bölmeler: 12 belediye; Al Hadd Al Manamah Al Mint**ah al Gharbiyah Al Mint**ah al Wusta Al Mint**ah ash Shamaliyah Al Muharr** Ar Rifa› wa al Mint**ah al Janubiyah Jidd Hafs Madinat Hamad Madinat ‹Isa Juzur Hawar Sitrah.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1971.

Milli bayram: Milli Gün 16 Aralık (1971).

Anayasa: 14 Şubat 2002 de yeni anayasa kabul edilmiştir.

Hukuk sistemi: İslam hukuku ve İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA AFESD

Türkçe Sözlük

(i.). Sarp ve ard ardına veya ormanla kaplı dağ veya sıradağ. Rumeli’ni (Bulgaristan’ı) batıdan doğuya geçen sıradağ ki, bundan dolayı o ülkeye Balkan yarımadası denir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Balkan, Balkan devletlerine veya bu memleketlerde oturanlara ait; Balkan yarımadasına veya dağlarına ait. the Balkans Balkan Devletleri; Balkan Dağları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

açık havada çalan müzik topluluklarını koruyan yarım küre şeklindeki önü açık duvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sepet, küfe, zembil; sepet dolusu; spor sayı, basket. basketball (i). basketbol; basketbol topu.basket fern eğreltiotu, (bot). Sarhasia basket hilt eli muhafaza etmeye yarayan yarım küre şeklinde kafesli kılıç kabzası. basket weave iki veya daha fazl

Türkçe Sözlük

(f.). Başlanmak: Bu işe başlandı. Yarın derse başlanacaktır. Baş peydâ etmek, baş bağlamak, yuvarlanmak, yuvarlak olmak: Lahana başlanmaya başladı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heyketıraşçılıkta yarım kabartma.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2.Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). etli, adaleli, iriyarı. beefiness (i). adaleli oluş; şişmanlık.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Gonore denilen bir çeşit zührevi hastalıktır. Cinsi münasebetle bulaşır. İdrar yollarında acıma, yanma, şişlik ve akıntı ile belirir. Akıntı cerahatlıdır. Bu cerehat ellere bulaşacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüğe neden olabilir. Kadınlarda da, beyazımtırak cerahatlı akıntı, sık sık idrara gitme, idrar yaparken ağrı ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarında akıntı görüldüğünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soğukluğu görülen, bu hastalığı cinsel ilişkide bulunduğu herkese bulaştırır. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri tedavi amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su

Hazırlanışı : Yarım tencere suya, 1 demet maydanoz konur. Kaynatılır. Buğusunun üzerine oturulur. Aynı işleme iyileşinceye kadar devam edilir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikide önüne geldiği sesi belirli bir derecede (Batı musikisinde 5 koma yani yarım ton) pestlendiren nota işareti. Minüskül be harfi gibidir: b.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برموجب] uyarınca, gereğince.

Türkçe Sözlük

(f.). Yiyip, içirtmek, Osm. İaşe ve infak ettirmek: İhtiyarın kendisini evlâdına besletmesi tabiîdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. en iyi, en hoş, en uygun, en elverişli; i. en iyisi. best beloved en çok sevilen; çok sevgili. best man sağdıç. the best part yarısından fazla, çoğunluğu. Maybe it's all for the best Belki de böylesi daha hayırlı olur. at best olsa olsa taş çatlasa.

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.

Türkçe Sözlük

(I. F). istemeksizin, gayri ihtiyarî.

Türkçe Sözlük

(i. F). istemeksizin, gayri ihtiyarî.

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yarılmak, bıçkı ile ortasından ayrılmak: Çam tahtası kolay biçilir. 2. Kesilmek, kat’olunmak: Pantolon böyle biçilmez. Esvabı biçildi. 3. Orakla kesilmek, hasad edilmek: Ekinler daha biçilmedi. Çayırın otu biçildi. Biçilmiş kaftan = Tamamiyle hâline münasip. Ar. enseb, elyak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ortadan ikiye ayrılmış olan, yarık. bifid'ity i. yarık oluş. bifidly yarık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. 1000 milyon; milyar; ing. 1000000 milyon billionth s., i. milyarıncı; i. milyarda bir.

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren ‘antidiuretic’ denilen bir hormondur. Biz buna kısaca ‘ADH’ diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasa da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman ‘ADH’ böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanımızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani ‘ADH’ vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler ‘ADH’nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile ‘ADH’den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda aynı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında ‘ADH’ salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren “antidiuretic” denilen bir hormondur. Biz buna kısaca “ADH” diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasada da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman “ADH” böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanıızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani “ADH” vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler “ADH”nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile “ADH”den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda ayı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında “ADH” salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içiki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.

Teknolojik Terim

Bir bilgisayarın işleyebileceği en küçük veri parçası. 0 ve 1 olmak üzere yalnızca iki değere sahip olabilir (“açık” ya da “kapalı” olarak da bilinmektedir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. parça, lokma, kırıntı, küçük bir kısım; kısa zaman; bilgi iletme birimi, elektronik beyin vb ile muhaverede en ufak birim;(sahnede) ufak rol; A.B.D., (argo) numara; ing. pek az değerli ufak para; A.B.D. yirmibeş sentin yarısı: two bits yirmibeş sen

Şifalı Bitki

(mezevek): Düğünçiçeğigiller familyasından; bir çok çeşidi bulunan ve kuzey yarımkürede yetişen bir bitkidir. Tohumlarında Delphinine vardır. Zehirlidir. Kullanıldığı yerler: Bit, pire gibi zararlı asalak ufak böcekleri öldürmekte kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). Kökleriyle bittiği yere tutunarak yaşayan bütün canlıların genel adı, nebat. Ağaç, yosun, ot, mantar hepsi birer bitkidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plant. vegetable. herb. wort.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearer. herb. plant. plant nebat.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Sıracalıgillerden bir bitki. Birçok çeşidi vardır ve kuzey yarımküresinde yetişir (pedicularls). 2. Bitlere karşı kullanılan bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. göz kırpmak; yarı kapalı gözlerle bakmak; göz atmak; pırıldamak, ışıldamak; kaçınmak, gözlerini gerçeğe kapamak; göz kırptırmak; i. göz kırpma; bakış nazar; pırıltı.

Sağlık Bilgisi

Böceğin ısırdığı yerde şiddetli kaşıntı, kızarıklık ve şişlik görülür. Böceğin zehirli olabileceğini düşünerek aşağıda tarif edilen işlem yapılır. Vakit kaybetmeden böceğin soktuğu yerin alt ve üstünden sıkıca bağlanır. Sonra böceğin soktuğu yer iki parmak arasına alınıp, sıkılır ve zehirli kanın akması sağlanır. Daha sonra aşağıdaki reçetelerden biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pırasa

Hazırlanışı : 1 adet pırasa uzunlamasına yarılıp, böceğin soktuğu yere sarılır. 1 saat sonra yıkanır.

Türkçe Sözlük

(i.). Sığır aygırı, tosunun büyüğü. Geyik, sığır ve bunlara benzer hayvanların aygırlarına da denir. Boğa dağı = Toroslar’da galat olarak (Bulgar dağı) denen dağ. Karaboğa = Manda aygırı. Boğa yaprağı = Karnı yarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. budala kimse, bön kimse, ahmak kimse; bir oyun veya müsabakada en kötü oyuncu; sınıfın en tembel talebesi. booby hatch A.B.D., (argo) akıl hastanesi. booby prize bir oyunun en kötü oyuncusuna veya bir yarışmada sonuncu olana verilen odül. booby trap ka

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı; at yarışı ve maçlarda müşterek bahisleri düzenleyen adam.

Ülke

(Bosnia Herzegovina) Başkent: Saraybosna.

Nüfus: 4.651.000.

Yüzölçümü: 19.741 km2.

Komşuları: Yugoslavya, Hırvatistan, Adriyatik denizi.

Din: %40 Müslüman, %31 Ortodoks, %15 Katolik.

Dil: Sırpça, Hırvatça.

Yönetim Biçimi: Federasyon.

Tarih: Bosna MS. 958’lerde Hırvat Krallar, 1000-1200 yıllar arasında da Macaristan tarafından yönetildi. 1200 yılında örgütlenen Bosna, daha sonra da Hersek’i kontrol altına aldı. Bu krallık, 1391’de ülkenin güney kısmının bağımsız Hersek dükalığı olmasıyla parçalandı. 1463’te Türkler tarafından fethedilince bir Türk eyaleti durumuna geldi. Bölge 1878’de Avusturya-Macaristan egemenliğine girdi ve Bosna Hersek eyaletinin bir parçası oldu. 1918’de Yugoslav egemenliğine giren bölge 1946 anayasası ile bir federe devlet olarak Hersekle tekrar birleşti.

Bosna-Hersek parlamentosu 15 Ekim 1991’de bir egemenlik bildirgesi onayladı. Bağımsızlık referandumu ise 29 Şubat 1992’de yapıldı. Bu referanduma karşı çıkan Sırplar, şiddetli çarpışmalar ve bombalamalar yaşanmasına neden oldular. 7 Nisan’da A.B.D. ve Avrupa Birliği bu cumhuriyeti tanıdılar. Bosnalı Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar arasında 3 yönlü çatışmalar devam etti. Sırp güçleri binlerce Bosnalı Müslümanı katlettiler ve yoğun bir “etnik temizliğe” giriştiler. Başkent Saraybosna kuşatıldı ve Bosnalı Sırp güçleri tarafından etrafı çevrildi. Bosnalı Müslüman ve Hırvatlar 23 Şubat’ta bir ateşkes üzerinde uzlaştılar ve 18 Mart 1994’te, Bosna’da bir Müslüman-Hırvat konfederasyonu kurulması için bir anlaşma imzaladılar. Bosna ve Hırvat hükümetleri bu konfederasyonun asgari ölçülerde Hırvatistanı bağlaması yönünde anlaşmaya vardılar. Müslüman-Sırp çatışmaları ardında bir çok sivil yaralı bırakarak devam etti.

17-20 Şubat arası Bosnalı Sırplar, NATO ültimatomuna cevaben Saraybosna etrafındaki ağır silahlarının bir çoğunu çektiler. 28 Şubat’ta yine bir NATO uçağı, uçak yasağı olan bir bölgede bu yasağı ihlal ettiği gerekçesiyle bir Sırp uçağını düşürdü.

1994’ün yarısına gelindiğinde Bosnalı Sırplar ülkenin %70’inden fazlasının kontrolünü ele geçirmişlerdir. Bölünmüş Bosna’nın %49’unu Sırplara, %51’ini de Müslüman-Hırvat konfederasyonununa veren uluslararası barış planı Bosnalı Sırplar tarafından sürekli olarak reddedilmiştir. Ancak ABD’nin önderliğinde Dayton Barış Antlaşması 1996’nın başında kabul edildi.

Sağlık Bilgisi

Soğuk almaktan, boynun çarpık durumda bir süre kalmasından veya nezleden kaynaklanır. Aşağıdaki reçetelerden birini uygulayın. 2 gün içinde geçmezse doktora başvurun.

Tedavi için gerekli malzeme : Çilek

Hazırlanışı : Yarım kilogram çilek, iyice ezildikten sonra, temiz bir tülbente konup, boyuna sarılır. 6 saat sonra sargı açılıp, ılık suyla yıkanır.

Türkçe Sözlük

(I.). Kayıklarda dümen yerine kullanılan yarım kürek, boyuna palası. Boyuna vurmak = Kayığı boyuna ile çevirmek, (bk.) Boyana.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fren; keten ve kenevir liflerini ayırmak için kullanılan tokmak veya makina; f. fren yapmak, frenlemek; fren tertibatı takmak; iş1emek (keten veya keneviri). brake adjustment oto. fren ayarı. brake block tekerlek baskı takozu, fren takozu. brake dr

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. marka, alamet, alameti farika; dağlama, dağ, nişan, damga, işaret; namus lekesi, ayıp; dağlamada kullanılan demir; yanan veya yarı yanmış odun parçası; (eski), (şiir) kılıç; f. dağlamak; lekelemek, damgalamak. brander i. dağlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kırık, yarık, gedik; ihlâl, riayetsizlik (kanun v.b.); bozulma; balinanın suda sıçraması; dalgaların sahile vurarak kırılması; (eski) yara; f. gedik veya rahne açmak. breach of the peace asayişi ihlâl etme, kavga. breach of promise sözünden dönme,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. cepheyi yarıp geçme; hamle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. break; s. kırılmış, parçalanmış, yarılmış, yarık, kırık (çizgi); eksik, parçaları kırılmış (çay, yemek takımı); ihlâl edilmiş, çiğnenmiş, yer yer kesilmiş, inkıtaa uğramış; ruhça ve bedence zayıf düşmüş; terbiye edilmiş (at v.b.); bozuk, fena konuşul

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarı insan yarı boa şeklinde olan efsanevi bir canavar; eski devirlerde özel törenlerde kullanılan Venedik devlet kayığı.

Türkçe Sözlük

(i. «biçmek» ten). Yarım, nısıf, nîm: Bir buçuk, beş buçuk. (Daima bir tam sayı ile beraber kullanılıp, yalnız kullanılmak icap ettiğinde yarım denilir). Az buçuk, yarı buçuk = Azıcık, bir miktar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçinde bulunduğumuz gün. 2. İçinde bulunduğumuz zaman. Bugün bana ise yarın da sana = Bugün birinin başına gelen kötü halin daha sonra başkasına da gelebileceğini hatırlatır. Bugün, yarın = Yakında, nerde ise. Bugünden tezi yok = Hemen şimdi. Bugüne bugün = Unutma ki, şunu iyi bil ki, mânâsında kullanılır ve kendisinden sonra gelen hüküm üzerine dikkati çekmeye yarar: Bugüne bugün ayda binlerce lira kazanıyor. Bugünkü günde = içinde bulunduğu muz zamanda, şimdi.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tam veya yarım daire şeklinde kıvrılmış saç demeti.

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Teknolojik Terim

Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iriyarı, kocaman, sağlam yapılı; palavracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. patlama, çatlama, ileri atılma; mermi atılması; bir el silah atımında yapılan atış; açılma; göz önüne serilme; f. yarılmak, ayrılmak, ileri fırlamak; boşanmak (göz yaşı, kahkaha); had safhaya gelmek; gözle görülür hale gelmek; patlatmak, birdenbire

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hep, Ar. cemî, cümle, kâffe, tekmil: Bütün Alem, bütün halk, bütün insanlar, bütün gün. 2. Yarım veya parça olmayan, tam: Bütün bir koyun, bütün elma, bütün sayı. 3. Yekpâre, som: Mermerden bütün bir sütun. 4. Eğilmez, yekpâre gibi, çevrilmez, dik ve sert: Bütün endam, bütün huy. 5. Tamam, tekmil: Koyunun bütününü almak. 6. Mecmuan, kâffeten, tamamiyle, hep (ekseriye mükerrer): Bütün bütün harap oldu. Büsbütün = KAmilen, tamamiyle, hepsi. Bütün bütüne = KAmilen, esasen, hepsiyle.

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., spor çift çift girilen bir musabakada rakibi olmadığından yarışmacının otomatikolarak tur atlaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iokanta, kahvehane, pastane, bar; kahve. cafe curtain pencerenin alt yarısını kapatan perde. cafe society bar ve kulüpleri dolaşan sosyete grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kafein, kahve ve çayda bulunan uyarıcı madde.

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. F.). Yarık, yırtık, çatlak. Çâk etmek = Yırtmak, paralamak: Perde-i nâmûsunu çâk etti. Girîbân-çâk = Yakası yırtık, keder ve üzüntüden yakasını paralamış. Çâk çâk = Parça parça. Yırtık yer: Çâk-i girîbânımdan = Yakamın yırtığından.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.

Türkçe Sözlük

(i.). Yarı sarhoş, içki İçerken sarhoşluğun ilk demlerinde olan adam. (bk.) Çakır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yarı uykulu bakış. 2.Sert taş. 3.Pinti.

Türkçe Sözlük

(i. ibrânîce: Goliath). israiloğulları’na musallat olup Hazret-i DAvûd ile muharebe etmiş biri ki pek iri yarı ve uzun boylu olduğundan, beden büyüklüğü bir atasözü hükmüne geçmiştir.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Boş yere çok ve aralıksız söylemeyi ve çene yarıştırıp gevezelik etmeyi tasvir ederek mükerrer kullanılır: Bütün gün çan çan etmekten işine bakmaya vakti yok ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (K.M). Kenân Diyarı, vaat edilmiş üIke; cennet; Filistin.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözden akıp kenarlarında ve kirpiklerde birikerek kuruyan şey: Göz çapağı. 2. Dökme demir vesairenin etrafında kalan pürüz. Çapak balığı = Sazan familyasından iri pullu, yassı bir cins göl balığı; boyu yarım metreye kadar uzar (abramis brama).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). binicilikte yarım çark hareketi; (f). bu hareketi yaparak at sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (iskoç). iri yarı adam; eski köylü, çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atlıkarınca; at yarışlarında gösteri turnuvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). Gününü gün et, yarını düşünme.

Türkçe Sözlük

(I.). Parçaları ayrılmayacak derecede kırık. Ar. münşak, ortasından ayrılmış yarık: Çatlak bardak, değnek. Bir şeyin çatladığı yer, yarık: Şu bardağın burasında bir çatlağı var; tabağın çatlağı var ama belli olmuyor.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çat ederek büyük sesle yarılmak, ayrılmak: Cam çatladı. 2. Parçaları ayrılmayacak kadar kırılmak, yarılmak: Bu bardak çatlamış. 3. (dalga vs.) Kırılmak, paralanmak. 4. (hayvan) Çok yürümekten telef olmak: Yarı yolda atı çatladı. 5. mec. Hasetten, hiddetten, sıcaktan ve başka ıztıraptan telef olmak derecesine gelmek: Hasetciler çatlasın, sıcaktan çatlayacağız. 6. Çok ağlamaktan ölmek derecesine gelmek: Şu çocuk çatlayacak, meme verin. 7. Çok ağrımak, ıztırap içinde bulunmak: Başım çatlıyor, karnım çatlayacak. Alın damarı çatlamak = Haya ve hicap kalmamak, arsız, utanmaz olmak. Taş çatlamak = 1. Çok soğuk olmak. 2. Olmayacak şey olmak, imkânsız şey vuku bulmak: Taş çatlasa bu bahçe o kadar mahsul vermez. Çatlasa, patlasa = Her ne yapsa: Çatlasa da patlasa da bu işi yürüteceğim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tedbir, ihtiyat: ikaz, uyarma; eski, (k.dili). garip kimse veya şey; (f). ikaz etmek, uyarmak; ihtar etmek. cautionary (s). uyarıcı.

Şifalı Bitki

(transtraemiaceae): Çaygillerden bir ağaçcıktır. Yapraklarında tanen, legumin, esans ve teofilin vardır. Tesirli maddesi, teindir. Çay yaprakları fermantasyondan sonra kavrulursa siyah, önce kavrulursa yeşil çay elde edilir. Kullanıldığı yerler: Aşırı miktarda olmamak şartıyla içilecek olursa bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Sinirleri uyarır. Mide tembelliğini giderir. İdrar söktürür. İshal ve dizanteriyi keser. Damar kireçlenmesini önler. Damar sertliği, kalp yetersizliği, kan kanseri, guatr, nefrit, kolera ve bağırsak hastalıkarında koruyucu ve tedavi edicidir. Haddinden fazla içilecek olursa çarpıntı, göğüs anjini, sinir bozukluğu, baş ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, el titremesi ve uykusuzluğa sebep verir. Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, romatizma ve nikristen şikayet edenler, böbreklerinde kum veya taş olanlar, kabızlık ve yüksek tansiyondan yakınanlar, üremi veya albüminüri olanlar, mümkün olduğu kadar az çay içmelidirler.

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.

Teknolojik Terim

Şarj Eşleştirmeli Cihaz (Charge Coupled Device – CCD), resmin elektronik sinyallere dönüşmesini sağlayan bir yarı iletken yongadır. Piksel sayısı ne kadar fazlaysa, CCD yonga tarafından o kadar çok resim ayrıntısı görülebilir. Sony Handycam’lerde, sensörlerin normal yongalara göre daha düşük aydınlatma koşullarında çalışmasını sağlayan kedi-gözü tipi CCD’ler kullanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağzın altında enek kemiklerinin birleştikleri yer. Ar. zakan, Fars. zenehdân. 2. (denizcilik). Baş bodoslamanın altındaki nihayetinden ileriye doğru çıkan dirsek. 3. mec. Gevezelik, çok söyleme, beyhude lâf: Bu adamda ne çene var. Çene altı = Ar. gabgab. Çene atmak = Komaya girmek, ölmek üzere olmak. Çene oynatmak = Oburluk etmek, çok yemek. Çene çalmak = Çok söylemek. Çalçene = Yorulmaksızın devamlı konuşan adam. Çenesi düşük = Durmadan konuşan adam. Osm. fertût adam. Çene yarıştırmak = LAkırdı yarışına çıkmış gibi durmadan konuşmak. Çene yormak = Boş yere çok söylemek.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. ceyb). 1. Yaka, yaka açıklığı: Başını ceyb-i mürâkabeye çekti = Düşünceye, hayal ve iç Alemine daldı. 2. Cep elbisenin öte berisinde para, mendil, evrak vesaire koymaya mahsus olarak yapılan kese (eskiden Araplar, yaka açığının göğüse gelen kısmını bu işe kullandıkları için bu isimle adlandırılmıştır). Cebinden = Kesesinden, kendi malından. Cebi delik = Züğürt, eli boş. 3. (geometri). Bir açının bir ucundan başlayarak diğer ucundan merkeze uzanan yarıçapa indirilen dik çizgi (Fr. sinüs). Tamam-ı ceyb = Yarıçapın ceybinin eriştiği noktadan merkeze kadar olan kısmı. 4. (anatomi). Bedenin et veya kemikteki bazı oyuklara, boşluklara denir. 5. (Osmanlı saray teşkilâtında) Ceyb-i hümâyûn = MAbeyn-i Hümâyûn’ca ödenmesi padişah hazinesine havale olunmayan masraflara mahsus ve ser-kurenâlık makamına bağlı dâire. Ceyb-i Hümâyûn kâtibi = Bu dairenin Amiri.

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı çapkan). Kolları yarık olup ekseriya sarkıtılan harçlı salta Sırmalı çepken (şimdi cepken deniyor).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جسيم الجثه] iri yapılı, iriyarı.

Türkçe Sözlük

yahut ÇEŞNE (i. Farsça «çâşnî»den). 1. Tad, lezzet. 2. Yemeğin tad ve tuzuna bakma, deneme. Çeşnisine bakmak, (bk.) ÇAşnî, çâşnî-gir. 3. Darphanede ayar tayini: Çeşni memuru. 4. Birkaç koyun seçilerek celeblerce ortalama fiyat tayini: Yeni tutulan çeşniye göre. 5. Birkaç cins unun karıştırılmasıyle ekmekçilere gösterilen ekmek ayarı: Şimdi çeşnide Anadolu unu dahi vardır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek: Kebabı çevirmeli. Su, değirmeni; buhar, vapur çarkını çevirir. 2. Alt üst etmek, öbür yüzünü üste getirmek: Yaprağı çevir. 3, Etrafını almak, kuşatmak, çepçevre dolaştırmak: Bağa duvar çevirmeli. 4. Geri döndürmek, iade etmek: Kendisini yarı yoldan çevirdiler. 5. Bozmak, başka hale koymak, değiştirmek: Lâkırdısını çevirdi. 6. Geri almak, nakzetmek, bozmak: Mukaveleyi çevirdi. Ayakkabıyı çevirmek = Gitmeye davet etmek, nezaketle kovmak. Çehreyi çevirmek = Yüz ekşitmek. Geri çevirmek = iade etmek, kabûl etmemek. Yüz çevirmek = İltifat etmemek, vazgeçmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürtmek, biri vasıtasıyle çevirmek ve döndürmek: Şiş kebabını devamlı çevirtmek lâzımdır. 2. Öbür yüzü görünecek surette alt üst ettirmek: O sayfayı çevirt. 3. Etrafını kuşattırmak, çepçevre kuşattırmak: Bağa duvar çevirtmeli. 4. Bir vasıtayla geri döndürmek; iade ettirmek: Uşağını gönderip kendisini yarı yoldan çevirtti.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürülmek, devrettirilmek: Kebap, ateşin karşısında çevrilmekle pişer. 2. Alt üst olmak, öbür yüzü göz önüne getirilmek: O sayfa çevrilince öbür bahse geçilir. 3. Kuşatılmak, çepçevre sarılmak: Bu bağa duvar çevrilmelidir. 4. Geri döndürülmek, iade edilmek: Yarı V°Wan çevrildi. 5. Bozulmak, çürütülmek, geri alınmak: Verilen söz çevrilmez.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cezâir). Her tarafı su ile çevrilmiş kara, ada: Rodos, Sakız ceziresi. Cezâir-i Bahr-i Sefîd = Akdeniz Adaları, yani Rodos, Sakız, Midilli vs. Cezâir-i HAlidât = Kanarya adaları. Dicle ile Fırat mecraları aralarındaki ülke: Mezopotamya. Şibh-cezîre, nîm cezîre = Yalnız bir tarafı karaya bağlı bulunan ada, yarımada: Balkan şibh-cezîresi, Mora şibhcezîresi. Cezîret-ül-Arab = Arabistan yarımadası. (Arapça’da şibh-cezîreye de ekseriya cezîre derler).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çatlak, yarık (özellikle ciltte); (f). cildi çatlatmak, kızartmak, sertleştirmek (soğuk); toprağı, tahta vb'ni yarmak, çatlatmak; çatlamak, yarılmak, kızarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). eski zamanlarda kullanılan iki tekerlekli savaş veya yarış arabası; dört tekerlekli hafif gezinti arabası; (f). araba ile taşımak; araba ile gitmek; araba sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). savaş veya yarış arabası sürücüsü, arabacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanyon, dar boğaz; derin yarık; boşluk, fasıla. chasmal (s). kanyon gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

yarımada. the Chersonese Gelibolu Yarımadası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

devamlı olarak gülümseyen kedi (Alis Harikalar Diyarında adlı eserde geçer); sırıtkan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarık, çatlak; (argo). temiz para, nakit para; madeni ses; (f). yarıkları doldurmak; şangırdamak, şangırdatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesme işi, kesici darbe; pirzola; yarık, çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renklerle ilgili; (müz). kromatik, seslerin yarımşar ton ara ile birbirlerini takip etmeleri ile ilgili. choromatic scale (müz). kromatik gam. choromatically (z). kromatik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (mit). öIüler diyarının ilâhları ve ruhlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). kimüs, midede yarı hazmedilmiş halde bulunan yiyecekler. chymous (s). kimüsle ilgili veya onun gibi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dışarıya nakledilmek, dışarı atılmak: Bu havada evden çıkılmaz. 2. Yola girişilmek, gidilmek, hareket olunmak: Yarın kaçta çıkılacaktır? 3. Yukarı gidilmek, yükselmek: Bu merdivenden üst kata çıkılır. Bu dağın tepesine çıkılamaz.

Yabancı Kelime

İng. chip

bl. yonga

Milimetrik yüzeyler üzerinde on binlerce devre elemanından oluşan ve son derece karmaşık elektronik devrelerin yerleştirildiği, genellikle silikon benzeri yarı iletken malzeme.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaçlardan kesilen dal ve budaklar, ağaç kırpıntısı: Çalı çırpıdan bir kulübe. 2. Tahta biçenlerin bıçkı yerlerini işaret ettikleri ip ki, boyaya batırıp iki uçlarını iliştirdikten sonra ortasından kaldırıp koyuvermekle çizgi yaparlar. 3. Çırpı ile işaret olunan yerlerin bıçkı ile yarılması: Bu tomruğu beş çırpıya ayırmalı. Bir kalastan dört çırpı çıkar. 4. mec. Tahmin, hesap, tertip: Çırpıya gelmek = Uymak. Çırpıdan çıkmak = Haddi aşmak. Çırpı tutmak = Ölçmek, hizasını bulmak, dengeye gelmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ipek ve pamukla dokunan bir çeşit kumaş. 2. Sarı çizgili, en büyüğü yarım kiloyu aşmayan, bir balık çeşidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık; yarılma, çatlama; (kim). molekülün aynlması; (k.dili). göğüs yangının dekolte elbiseden görünmesi; (biyol). hücrenin bölünmesi; (jeol). dilinim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (cleft veya cleaved veya clove; cleft veya cleaved veya cloven; (eski). cleave, clave clove) yarmak, bölmek, taksim etmek; ayırmak; açmak (yol vb); ayrılmak, yarılmak, bölünmek; arasmdan geçmek. cleavable (s). yarılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). çatlak, yarık, ayrık. cleft foot çift tırnaklı ayak. cleft palate yarık damak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cleave; (s). yarık, ayrık, çatal. cloven - footed, cloven - hoofed (s). çatal tırnaklı; şeytanca.

Teknolojik Terim

(Ücretsiz Metal Oksit Yarı İletken). Video kamera ve dijital fotoğraf makinesi sensörü teknolojisi, CCD gibi, ışığı elektrik sinyallerine dönüştürür. CMOS’nin yararları arasında daha az bulanıklık, üstün kontrast sağlamak için daha geniş dinamik aralık ve pilin etkili çalışması için daha düşük güç tüketimi bulunmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayali bir tembellik ve lüks diyarı.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Yarış atlarını koşturmayı meslek edinen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çarpışma; ihtilâf, fikir ayrılığı. collision mat den çarpışmada yarığı kapamak için kullanılan palet. come into collision with ile çarpımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kolostomi, kolonda açılan bir yarıkla suni anus teşekkülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). coma comatose, comatous (s). komada; yarı baygın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rekabet etmek, yarışmak, müsabakaya girmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim. yarım kubbe; (anat). boynuzcuk, konka (burun boşluğunda); kulak kepçesinin çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). son, nihayet, sonuç, netice; karar; son kısım; (gram). şart cümlesinde ikinci kısım, ceza; (man). vargı; (huk). iddia veya müdafaanın son hulâsası. in conclusion sözu bitirirken..., son söz olarak... try conclusions with bir kimse ile yarışmaya gi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). tarafların rızasıyla gayri resmi surette akdedilmiş (mukavele); (biyol). bilinçli hareketlerin uyardığı içgüdüsel ve tepkisel hareketleri belirten; (psik). his veya şuurla beraber giden gayri ihtiyari (hareket).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarışmacı; bir seçimin sonucuna itiraz eden kimse.

Teknolojik Terim

Merkezi İşlem Birimi anlamına gelir ve bilgisayarın mikro işlemcisi ve belleğini ifade etmek için kullanılır. Bilgisayar programlarının yönergelerini gerçekleştiren mantıksal devrenin bulunduğu bilgisayardaki merkezi birim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çatlak, yarık; çatırtı, şaklama; hızlı darbe; aralık; (k.dili). birinci sınıf; (k.dili). kesin cevap; (k.dili). deneme; (argo). hırsız; (f). çatlamak, yarılmak, kırılmak; çatlatmak, yarmak, kırmak; zorlamak, açmak (kasa); çatallaşmak (

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık, satlak, rahne. crannied (s) . yarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hilâl, yarımay; hilâl şeklinde alâmet veya şey; islâm âlemi; (s). hilâl şeklinde; büyümekte olan, gelişen. the Crescent Türk veya islâm gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyuk yarık, buzulda veya bir seddin yüzünde açılan yarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık, çatlak, rahne.

Şifalı Bitki

(baharçiçeği): Çuhaçiçeğigillerden; sık çiçek açan bir süs bitkisidir. Kökü kırmızı; yaprakları sarıdır. Çiçekleri ise; koyu sarı renkte olup, çuha gibi kıvrıktır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir. Sinirleri yatıştırır. Rahat uyku sağlar. Yarımbaş ağrılarını dindirir.

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafındaki araziye göre yerin pek yüksek kısmı. Ar. cebel, Fars. kûh: Dağ ardı = Dağın arkası, öte tarafı. Dağ eteği = Dağın meyilli olan aşağı tarafı. Fars. dâmen-i kûh. Dağ başı = Dağın yukarısı, mec. Yabanî yer: Dağ adamı, dağ ayısı — Yabanî adam. Dağ tepesi = Dağın zirvesi, en yüksek noktası. Dağ sırtı = Boyuna uzanan dağın yukarısı. İri ve yiğit adam hakkında kullanılır: Dağ gibi bir delikanlı. Arada dağlar var — Pek büyük fark var. Dağların şenliği = mec. Ayı. Karadağ = Balkan yarımadasında şimdi Yugoslavya’ya bağlı dağlık küçük ülke. Dağ keçisi = Yabanî keçi. Yanardağ = Ateş püsküren dağ. Ar. Bürkân, Fars. kûh-i Ateş-feşân. Sıradağlar = Birbiri ardısıra zincirleme uzanan dağlar. Osm. sisile-i cibâl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i). gündelik, günlük; (z). her gün; (i). gündelik gazete; (ing). gündelikçi (hizmetçi). daily bread günlük ekmek, geçim, rızk, maişet. daily double at yarışlalarında çifte bahis.

Türkçe Sözlük

(DAİRE) (i. A. «devr» den) (c. devâir). T. Bir merkezî noktayı az, çok uzaktan çevirip her yeri merkezden aynı uzaklıkta bulunan eğri. Bu çizginin içinde kalan yuvarlak yer ki, kürenin yüzey resmi hükmündedir. 3. Büyük bir apartman vesair binanın bölündüğü kısımların beheri: Her biri birkaç oda vs. den mürekkeptir: Misafirhanede bir daire kiraladı. 4. Devlet idare eden şubelerin beheri ve beherinin kalem, meclis vesairesini içine alan binaları: Başbakanlık, maliye, millî eğitim dairesi. Devâlr-i hükümet = Hükümet daireleri. 5. Belediye şubelerinin beheri, bir büyük şehrin her kısmının belediyesi: Belediye dairesi, birinci, ikinci daire, daire Amirleri. 6. Bir resmî idarenin yönettiği yer: Konya vilâyetinin dairesi pek geniştir, orası kazamızın dairesinin dışındadır. 7. Büyük ev, konak: Filânın dairesi büyüktür. Bu dairede beş, elti sofra çıkar, daire halkı. 8. mec. Bir mânevî emrin hükmünde bulunan yer: Filânı haddi daresine sokmak, edep ve terbiye dairesi içinde söz söylemek, (astronomi) DAlre-tüşşems = Güneş dairesi. Dâiret-ül-bürûc = Burçlar dairesi (Fr. 4cliptique) (tıp). Dâire-i iltihâbiyye = Bir çıban vesaire iltihabının uzandığı yer ki, bir daire teşkil eder (askerlik). Dâire-i te’sîr = (tesir evleri) Mermilerin ulaşabildiği uzaklık. Rub’ıdâire = Dairenin dörtte biri ki, bir dik açı teşkil edip dairenin kavsi bir açısının yerini tutar. Muhît-i daire = Daire-i çenberi. Nısıf daire =s Dairenin yarısı. Dâiro-I irtifâ, dâiret-üs-semâvât = Bir gök cismi ile rasat yapılan yerin tepe noktasından geçen daireler. Dâire-i tOl = TÜl dairesi, boylam çizgisi.

Türkçe Sözlük

(DAMAD) (i. F.). 1. Kız çocuğun veya onun yerinde olan yeğen gibi bir kızın kocası, güvey: Damatla kayınpeder. Filân damadımdır. 2. Osmanlı Hanedanı’nda sultan denen imparatorluk prenseslerinin kocası ki, resmî bir unvandı: Dâmâd-ı hazret-i şehryârî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı; (eskiden) hanım, hatun, yaşlı kadın; (A.B.D)., argo kadın.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça tabl-bâz’dan galat ki, davulcu demektir). Çarkları yandan olan vapurlarda çarkların döndükleri yerleri örtmek için vapurun iki tarafında bulunan iki büyük yarım daire; yan kamaralar da bunların altında bulunurdu: Davlumbazın üstüne çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). göz kamaştırmak, büyülemek, (hayret, korku vb ile) afallatmak;(i). şaşkınlık dazed (s). yarı şuursuz; şaşkın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kıymetini düşürmek, ayarını bozmak; şeref ve itibarına halel getirmek, tezlil etmek, alçaltmak, indirmek; bozmak. debased coinage içindeki gümüş veya altın miktarı azaltılmış madeni paralar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (bot). (bitki tohumları kabuğu) kendi kendine açılmak, yarılıp açılmak, çatlamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Derin çukur veya bir yandan bir yana açılmış yarık: Toprakta bir delik açmak. Bu kâğıtta, basmada delik vardır. İğne deliği, sıçan deliği, kulak, burun deliği. Delinmiş, delikli: Delik bir kova. Delik deşik = Her tarafı delinmiş. Kulağı delik = Anlayışlı, iş bilir. Fars. Agâh.

Türkçe Sözlük

(f.). Delmek, bir şeyin içine delik açmak, bir yandan bir yana, yahut yalnız bir yanda yarık ve çukur açmak. Osm. sakbetmek: Tahtayı, toprağı, kâğıdı, kızın kulağını delmek: Kurşun, ağacı delip geçti: Toprağı delip su aramak. İşi delmek = iç yüzüne vakıf olmak. Kulak delmek = İkaz etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Demek, söylemek, ağızdan bir söz çıkarmak: Ne dedi? Yarın gel dedi. Ben bir şey demedim. Sizin dediğinizi anladık. 2. İsim vermek, ad takmak, isimlendirmek: Buna ne derler? Siz buna ne dersiniz? Arapça’da ata ne derler? Himalaya dedikleri sıradağlar. 3. Nakil ve rivayet etmek: Oyle derler. Akşam geldi diyorlar. 4. Mânâ vermek, bir mânâya gelmek: Bu söz ne demek? Farsça’da esb at demektir. Demek oluyor ki = Yani, bundan şu anlaşılıyor ki: Demek oluyor ki siz derse devam etmeyeceksiniz. Ne demek? Ne demek olsun? = O nasıl lakırdı? Oyle şey mi olur? Yok demek = Reddetmek, kabûl etmemek. Derken = O sırada... diye düşünürken: Evden çıkalım derken misafir bastırdı. Yarın gelecek derken bir hafta gecikti.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). 1. Hayvana yüklenen yükün yarısı, bir tarafına konulan miktarı: Yükün bir dengi. 2. Sıkı bağlanıp kare şeklinde bir hacim teşkil eden tüccar eşyası, balya: Denkleri gümrüğe çıkarmak. 3. Dirhemin dörtte biri, dank. 4. mec. Muvazene, denge: Kayığın dengi. 5. Muvazeneli, dengeli. Ar. mütevâzin: Bu iki çuval denk gelmiyor. 6. Müsavi, eşit, benzer, tıpkısı, eş, akran: O, size denk olamaz. Karı koca denk olmalıdır.

Yabancı Kelime

Fr. départ

sp. çıkış

Verilen bir işaretle yarışa başlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere'de her yıl tekrarlanan geleneksel at yarışı; (k).(h). melon şapka.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Eğlence İçin yapılan toplanma, cemiyet. 2. Düğün, cemiyet. 3. Davul ve zurna ila oynanılan Adi dans ve balo: Bir takım gemiciler ve kömürcüler gece yarısına kadar dernekte oynamışlar. Karga derneği = Aşağılık insanların toplanması. 4. Cemiyetler kanununa göre kurulmuş cemiyet.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuru duvarın taşları aralarındaki yarıkları harçla doldurup malanın ucu ile çizgiler çekmek işi: Bağın duvarlarını derz etmek. Derz edilmiş duvar.

Türkçe Sözlük

(f.). Delinmek, yarılmak, delik deşik olmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tive). Yük taşıyan uzun boyunlu, eti ve sütü yenen bir veya iki hörgüçlü hayvan. Deve geviş getiren memelilerdendir. Arabistan yarımadası ve Kuzey Afrika İle Türkistan ve iran çöllerinde çok bulunup, haklı olarak çöl gemisi denilmiştir. Ar. cemel, Fars. şütür: Bir hörgüçlü deve. Deve aygırı = Buğra. Deve yavrusu = Boduk. Evliyâ devesi, Tanrı deveciğl = Saf adam. Deve bağırtan = Taşlık yokuş. Dav» boynu = 1. Bu hayvanın boynu gibi iki kemer şeklinde. 2. (denizcilik) Tulumbaların iki tarafa uskurlu kavisli bakır boruları ve bunun benzeri borular. Deve tüyü = 1. Bu hayvanın kılından yapılmış. 2. Açık boz veya kahverenginde. Deve tımarı = Dikkatsiz, üstünkörü iş. Deve döşlü = Karınsız (at). Deve dişi = Bir cins nar. Deve dikeni = Yaban enginarı. Deve tabanı = Buhûr-ı Meryem denilen bitkislz bir çeşidi. Devede kulak = Diğer bir şeye nisbetle çok az miktarda olan. Deve yürüyüşü = Yavaş lâkin kesintisiz ve devamlı yürüyüş veya iş. Yok deve = Münasebetsiz söze karşı alay tâbiridir.

Genel Bilgi

Devenin ana yurdu Kuzey Amerika’dır. Tarih içinde oradan Güney Amerika ve Asya’ya yayılmış, Kuzey Amerika kıtasında ise zamanla yok olmuştur. Güney Amerika’daki lama, alpaka (bir cins koyun), guanako {lamanın irisi) gibi hayvanlar devenin akrabaları sayılabilirler.

Yaşadıkları kum fırtınalarına ve diğer olumsuz şartlara uyabilmek için iki sıra koruyucu kirpikleri ve tüylü kulak delikleri oluşmuş, burun deliklerini açıp kapayabilme, çok uzaktan görebilme ve koku alabilme yeteneklerine sahip olmuşlardır.

Develerin tek hörgüçlülerine Arap devesi, çift hörgüçlülerine ise Baktriane (Bactrian) devesi adı verilir. Baktriane Afganistan’ın kuzeyinde bir yer olup bugün adı pek bilinmemesine rağmen çok çeşitli medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapmış, çok önemli tarihi geçmişi olan bir bölgedir.

Her iki cins deve de yük hayvanı olarak kullanılırlar. Çift hörgüçlü deve daha yavaştır (3-5 kilometre/saat) ama bir günde kervan içinde durmadan 50 kilometre yol gidebilir. Hörgücünün tepesine kadar olan yüksekliği 2 metre iken Arap devesinin sadece bacak yüksekliği neredeyse 2 metredir. Arap devesi 18 saat boyunca saatte 13-16 kilometre hızla yol alabilir. Develerin yük hayvanı olmalarının yanında etlerinden, sütlerinden, yünlerinden ve derilerinden de faydalanılır.

Genelde develerin hörgüçlerinde su olduğuna, bu sayede çöllerde uzun süreli yolculuklara bu kadar dayanıklı olduklarına inanılır ama gerçek bu değildir. Öyle olsaydı deve vücudundan su tükettikçe hörgücünün de bir balon gibi porsuyup inmesi gerekirdi.

Develerin hörgüçlerinde sadece yağ bulunur. Burası 30-35 kilogramlık bir yağ deposudur. Genellikle bir çok hayvan ilerde enerji kaynağı olarak kullanmak üzere vücudunda yağ depolar ama develer bunu hörgüçlerinde yaparlar. Yiyecek bulamadıkları zaman buradan faydalanırlar. Hörgücün bir ikinci işlevi de deveyi çölün kızgın güneşinden korumasıdır.

Develer zaten çölde suya az gereksinim duyarlar. 40 dereceyi bulan sıcaklıklarda iki haftaya yakın susuz kalabilirler. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Bu sayede nefes verirken havada bulunan nemin üçte ikisini geri kazanabilirler.

Bir devenin vücudundaki toplam suyun yüzde 22’sinin kaybı halinde karnı çekilir, kasları büzüşür ama bu, onun performansını çok etkilemez. Buna karşın bir insan vücudundaki suyun yüzde 5’ini kaybedince görme duyusunda azalma başlar, yüzde 12’sini kaybedince de ölebilir.

Develerin susuzluğa dayanıklı olmalarının nedeni su kayıplarının büyük bir kısmının dokularındaki sudan olması, kandaki suyun pek etkilenmemesidir. Ancak bütün bu özelliklere rağmen susuzluğa dayanma rekoru develerde değil, farelerdedir. Bu konuda zürafa da her ikisiyle yarışabilir.

Yeri gelmişken develerin bir başka özelliğine de değinelim, hayvanlar arasında sadece deve, kedi ve zürafa önce sağ taraftaki ön ve arka ayaklarını, sonra sol taraflakileri atarak yürürler. Yani sol - sağ seklinde değil sol - sol, sağ - sağ şeklinde. Hatta şiirdeki aruz vezninin ritminin Arap yarımadasındaki develerin bu yürüyüşlerindeki ritimden doğduğu bile rivayet edilir.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir büyük şahsın veya saygı ifadesi olarak hitâb edilen birinin evi, meskeni, konağı: Dün devlet-hânelerine gittimse de kendilerini bulamadım. Yarın devlet-hânede misiniz?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeffaf, yarı şeffaf.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Beş tam ve iki yarım sesten yapılmış musiki dizisi: Diatonik sekizli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ikiye bölme; (astr). ay, Merkür veya Venüs kursunun yarısının ışıklı olması; (biyol). çatallı olma; (man). ikiye bölme.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerin tekerlekleri arasında bulunan Difransiyel her iki aks ile aynı zamanda çalışırken aksların farklı hızda dönmelerini sağlayarak virajlarda stabilite sağlar. Otomobil virajı alırken, dairesel yol izler ve bir yay çizer. İşte bu yayı çizerken dışta kalan tekerlekler çapı daha geniş bir daire yayı çizeceğinden yani daha fazla mesafe katedeceğinden içtekilerden daha hızlı dönmelidir. Aşağıdaki şekilde de göreceğiniz bu durumu sağlayan diferansiyeldir. Difransiyel her iki tekerleğin arasında yer alır ve yarım bir dişli şaft ile tekerlere bağlanır. Dört tekerlekten çekişli araçlarda ise her çift teker için ayrı ayrı iki tane difransiyelleri vardır.

Teknolojik Terim

Kablosuz ve kullanımı kolay Digital Media Port (veya DM Port), PC’nizi, VAIO dizüstü bilgisayarınızı, MP3 çalarınızı ve diğer Bluetooth® etkin aygıtlarınızı BRAVIA TV’ye veya Sony ürünü ev sinema sistemine bağlar. TV’niz üzerinden en sevdiğiniz parçaları dinleyin veya bir dijital radyo istasyonuna ayarlayın ve salonu süper bir ses kalitesiyle doldurun. ATRAC, WMA, MP3 ve AAC dahil olmak üzere başlıca müzik dosyası biçimlerinin tümüyle uyumludur.

Teknolojik Terim

MiniDisc için Dijital Seviye Ayarı, en iyi seviye kontrolü için hassas ayarlamalara olanak verir. Doğrusal, logaritmik ve sinüs çalıştırma yapılabilir. Ses seviyesi, MiniDisc’e dijital olarak kayıt yaparken kalite kaybı olmaksızın yükseltilebilir ya da alçaltılabilir. Ayrıca kısılma ya da kısıktan yükselme efektleri kullanılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azaltmak, eksiltmek, küçültmek; alçaltmak, zayıflatmak; azalmak, eksilmek, kısalmak, küçülmek; (müz). bir yarım entervali kısaltmak. diminishingly (z). eksilerek, gittikçe azalarak. diminishing returns azalan verim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped veya dipt, ping) batırmak, daldırmak, banmak; ıslatmak; kepçe gibi bir şeyle çıkarmak; bayrak gibi bir şeyi indirip kaldırmak; (den). selam maksadıyla sancağı yarı mayna ve hisa etmek; antiseptik suya batırmak (bir hayvanı); dalmak, batmak; (

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Düzgün bir çokgenin köşelerinden geçen dairenin yarı çapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gizlenmek, kılığını değiştirmek, tebdili kıyafet etmek, gizlemek, saklamak. thinly disguised sözde gizli, yarı kapalı. disguisedly (z). gizlenmiş olarak, tebdili kıyafet ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ev elbisesi; yarı giyinmiş olma.

Yabancı Kelime

Fr. disqualifié

1. sp. yarış dışı, 2. dışlanma.

1. Kural dışı hareketleri dolayısıyla oyundan atılan. 2. Dışarıda tutulma, bir yere veya topluluğa alınmama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karışıklık içine itmek; engel olmak; yarmak, kesmek, çatlatmak, kırıp ayırmak. disruption (i). karışıklık içine itme; engel olma; kesilme, çatlama, bozulma, yarık. disruptive (s). yıkıcı, bozucu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dâr). Memleket, ülke: Bu diyarda Adet böyledir: Diyârından uzak düşmüş; başka diyara gitmek. Diylr-ı Bekr = Mezopotamya’nın şimal kısmı. Merkezi Amid (Kara Amid) şehridir. Bizce yanlış olarak şehre de bu isim verilir (şimdi büsbütün yanlış olarak Diyarbakır denmektedir).

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sesin yarım ton incelebileceğini gösteren nota işareti.

Genel Bilgi

Canlılarda yaşama savaşı her zaman en hızlı tepkileri olan türlerin yararına sonuçlandığından, en basit organizmalarda bile haber alma organları (duyu organları), hareket organları (kaslar) ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlayan organlar, yani sinir sistemi gelişmiştir.

Vücudumuzun her yanı sinirlerle örtülü olduğu halde sinir hücrelerinin gövdeleri yalnızca beyinde ve omurilikte bulunur. Bütün vücuda dağılmış milyonlarca sinire karşılık beyinden ve omurilikten yalnızca 43 çift sinir çıkar. Bunlar merkezden ayrıldıkları sonra gitgide dallanarak vücudun her yanına dağılırlar.

Refleks bir uyarıya vücudun ani ve otomatik olarak cevap vermesidir. Örneğin elimiz sıcak bir tencereye değdiğinde aniden çekmemiz bir reflekstir. Reflekslerde komuta omuriliktedir. Beyne bilgi gidebilir ama refleks olayında beyin aktif olarak rol oynamaz.

Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tendona minik lastik bir çekiçle sertçe vurursa bacağınız ileri doğru fırlar. Bu reflekste de baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki gösterirler ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğe iletirler.

Omurilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir ve bacak tekrar geri hareket eder. Görüldüğü gibi refleks, beynin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan, doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmiştir.

Diz kapağı refleksinin sınanması özellikle omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. Bu alanda uzmanlaşmış bir doktor basit bir kaç testle sinir sisteminin işleyişine ve ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin pek çok bilgi edinebilir. Çekiçle vurulduğunda bacağın normalden fazla hareket etmesi tümörden kalsiyum eksikliğine kadar bir çok hastalığın habercisi olabilir.

Dize çekiçle vurularak yapılan kontrol tek başına tabii ki yeterli bilgi vermez. Doktorlar bir ön bilgi almak için bu çabuk ve kolay testi yaptıktan sonra vücut üzerinde diğer muayene ve kontrollerine devam ederler.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek, devrettirmek, çepeçevre gezdirmek: Kendisine bütün bağları dolaştırdım; beni iki saat çarşıda dolaştırdı 2. Doğrudan doğruya götürmeyip sapa yollardan ve uzaklardan çevirerek götürmek: Yarım saatte gitmek mümkünken rehberimiz bizi iki saat dolaştırdı; bizi tâ nerelere kadar dolaştırdı. 3. (sözü) Maksada sevk için münasebet düşürmek: Sözünü dolaştıra dolaştıra maksadına geldi. 4. Çevirmek, sarmak: Ayağına bir ip dolaştırdı. 5. Etrafını çevirmek, sarmak, kuşatmak: Düşmanın bulunduğu tepeyi askerle dolaştırdı. Ayağa, başa dolaştırmak = Musallat etmek: Bu işi, bu belâyı başıma, ayağıma dolaştırdılar.

Yabancı Kelime

Fr. demi-finale

sp. yarı final

Bir yarışmada çeyrek finale kalan sekiz takımdan dördünün elenmesiyle oluşan grup veya aşama.

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit maske veya yarım maske; domino taşı dominoes (i). do mino oyunu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Devrettirmek, çevirmek. Osm. tahrik etmek: Çarkı, fırıldağı, dolabı döndürmek. 2. Geriye çevirmek. Osm. ircâ etmek: Kendisini yarı yoldan döndürdüler. 3. İçini dışına veya önünü arkasına çevirmek. Osm. taklîb etmek: Bu minderi döndürmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). herhangi koyu bir sıvı veya hamurumsu preparat; (hav). uçak kanatlarının yapımında kullanılan bez cilâsı; dinamit yapımında kullanılan madde; (argo). uyuşturucu madde, narkotik; (argo)., spor doping, uyarıcı ilâç; (argo). budala kimse; (argo)

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (uyd. k.). Ayın yer yuvarlağına karşı gelen sathının yarısı aydın, yarısı karanlık olması hali. Ar. terbi.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Yatak: Kendisine mükemmel bir döşek yaptılar. 2. Pamuklu yumuşak şiltenin altına serilen yünle dolu kaba şilte. 3. (denizcilik.) Iskarmozların sonunu teşkil eden yarım döşekleri omurgaya bağlamak için omurganın üzerine konan ağaçlar.

Teknolojik Terim

Bir bellek türüdür. Bilgisayarın ana belleği, bu ilkeye göre çalışır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). uyuklamak, ayakta uyumak, pineklemek; uyku vermek; pinekleyerek vakit öldürmek; (i). uyuklama, yarı uykulu yarı uyanık olma hali.

Türkçe Sözlük

(si. F.). iki, 2: DO cihan = İki Alem, dünya ve ahiret. Dû nîm = iki yarım, ortadan bölünmüş, (bk.) Dü.

Türkçe Sözlük

(si. F.). iki. Dü-cihân = iki Alem, dünya ve Ahıret. Dü-nîm = İki yarım, ortadan bölünmüş.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dücüc). 1. Tavuk. 2. (astronomi). Kuğu burcu, gökyüzünün kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında, çok parlak birkaç yıldızdan meydana gelen bir burç. Latince: Cygnus, Fr. Cygne.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağzın üst ve alt kenarı. Ar. şefe, Fars. leb: Ait dudak, üst dudak; kiraz, mercan dudak. 2. mec. Kenar, bir şeyin ağzının kenarı, kıyısı: Leb-i deryâ = Deniz dudağı (yani sahil). Dudağını ısırmak = Hayrette kalmak. Dudak bükmek = Ağlayacak gibi olmak. Dudak çatlamak = Mahzun ve üzüntülü olmak. Dudak çukuru = Ust dudağın oluğu. Dilberdudağı = Hamurdan yapılır bir çeşit tatlı. Dudak sarkıtmak = Somurtmak. Dudak dudağa = Öpüşmek, Fars. lebber-leb. Dudağından kan damlar = Kırmızı, güzel dudaklı. Kiraz dudak = Bir dilberin lâl renkli güzel dudağı. Dudak yarılmak, uçuklamak = Birdenbire pek korkmak.

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hİll aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. İarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. İarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti.

Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik İirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). alacakaranlık, akşam karanlığı; (s). yarı karanlık, loş. dusky (s). oldukça karanlık; koyu esmer.

Teknolojik Terim

Bir çok Sony dijital video kamerada, düzenleme bilgisayarı bulunmaktadır. 20 taneye kadar programın ve sahnenin karelere göre seçilmesi mümkündür. Bir VCR’a bağladığınızda (AV kablosu ya da i.LINK™ kablosu ile) yalnızca kopyalama işlevini başlatmanız yeterlidir. Seçilen tüm sahneler otomatik olarak transfer edilir.

Teknolojik Terim

E-kitap okuyucuları okuma konusundaki yeni kuşaktır. Sony’nin Reader’ı, 160 adete kadar orta boy e-kitabı her yere yanınızda götürmenizi sağlar. Normal bir karton kapaklı kitaptan daha küçük, daha ince ve daha hafif olan Reader, tıpkı bir müzik ve MP3 çalarda olduğu gibi elektronik kitapları anında karşıdan yükleyip aktarmanızı sağlayan yazılımla birlikte gelir. Waterstone’s.com/ebooks sitesinde, isterseniz PC’nizde veya dizüstü bilgisayarınızda ya da bir flaş bellek çubuğunda saklayabileceğiniz Reader kitaplığınıza ekleyebileceğiniz binlerce kitap bulunmaktadır. Reader kitaplara yer işareti koymanızı veya sayfadaki metni büyütmenizi sağlar; en son nerede kaldığınızı da hatırlar – siz hatırlamasanız da. Son derece uzun pil ömrü sayesinde şarj etmeden neredeyse 7.000’e yakın sayfa çevirebilirsiniz. Tatilde, trende, evde veya çalışma odasında, nerede kullanırsanız kullanın, E Ink® ekran teknolojisinin kağıda benzeyen kalitesi tıpkı gerçek kitaplarda olduğu gibi parlama olmayan bir görüntü sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğusal, doğuda olan, doğudan gelen doğuya ait .Eastern Church Rum Ortodoks Kilisesi. Eastern Hemi sphere Doğu Yarımküresi. easterner (i). şarklı kimse, bir memleketin doğusunda oturan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Tıbbî ecza ve ilâç yapma ve satma sanatı. Ar. saydala, Osm. fenn-i saydalânt, fenn-i ispençiyârî.

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme, yumuşak ve renkli sahtiyandan yapılmış yarım konçlu lapçın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). sekiz; (i). sekiz rakamı (8, Vlll); sekiz kısımdan ibaret olan şey; yarış kayığında kürek çeken sekiz kişilik takım. eight-hour day çalışma sÜresini günde sekiz saat olarak kabul eden sistem. behind the eight ball (A.B.D)., argo müşkül dur

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Gal ülkesinde edebiyatçılarla saz şairlerinin yıllık yarışması.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekârîm) (kerîm’ den itaf.). Daha veya pek kerîm, pek cömert ve Alîcenâb, lutuf ve keremi fazla olan. Serdâr-ı Ekrem = Osmanlı devletinde sadrâzam veya başka bir vezirin padişah yerine başkumandanlık ettiği zaman seferde aldığı unvan. Yâv»r-I Ekrem = Tanzimat’tan sonra padişahın müşir (mareşal) rütbesindeki yâverleri. Yâver-i Ekrem-i Hazret-i Şehriyârî (cem’inde yanlış olarak «yâverân-ı kirâm» denmiştir; halbuki kirâm, kerîm’in cem’idir).

Türkçe Sözlük

(EKSERİYYET) (i. A.). 1. En büyük kısım, çokluk. 2. Bir topluluk ve heyetin yarısından fazlası: Bu taburda ekseriyet Ankaralılar’dadır. 3. Bir mecliste üyelerin verdikleri reylerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü: Mahkemede ekseriyet benim lehimde idi. Bu görüş mecliste ekseriyeti kazandı. Ekseriyyet-i Arâ = Bir mecliste verilen reylerin çoğu ve bunların üstünlüğü: Bu mecliste ekseriyet-i Arâ ile karar verilir. Ekseriyyet-i mahzâ, mutlaka = Mutlak bir ekseriyet. Ekseriyyet-i sülüsân = Ekseriyet kazanacak tarafın en az mevcudun üçte ikisi miktarında bulunması şartıyle olan ekseriyet.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Reylerin, oyların çokluğu, en az yarıdan bir fazlası.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Yarımın bir fazlasıyle elde edilen ekseriyet, mutlak ekseriyet.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eksiltmek işi. 2. Bir işi kimin daha ucuza yapacağının anlaşılması için istekliler arasında açılan fiyat kırma yarışması: Arttırma eksiltme.

Sağlık Bilgisi

Hafif el ve ayak titremeleri; daha ziyade nevroz, isteri ve nevrastenide görülür. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya yarım kahve kaşığı kekik konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Hepsi bir kerede içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. müshil olarak kullanılan eşek hıyarı özü.

Türkçe Sözlük

(si.). Beş defa on, yüzün yarısı. Ar. hamsîn, Fars pencâh: Elli gün, elli koyun.

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı: alma). Gülgillerden kırmızı, sarı ve beyaz arasında değişik renkte meyveleri olan bir ağacın ve meyvesinin adı. Ar. tüffah, Fars sîb: Arnavut, Amasya, ferik elması, mec. Yuvarlak şey, top, kürecik: Göz, çene elması. Acı elm», deve, diken elması = Bitki çeşitleri. Yerelması = Şekli patates, lezzeti elmaya benzer meşhur bir kök ki sebze çeşidinden olup etli ve zeytinyağlı yemeği olur. Elma baş = Bir cins ördek. Elmakürk = Tilki postunun bir cinsi ki, kenarına elma dibi denir. Bir elmanın yarısı = Pek benzer. Kızılelma = Vaktiyle Roma şehrine verilen ad. mec. Osmanlı Türkleri’nin ülküsü.

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan). 1. Billûrlaşmış saf karbondan ibaret parlak taş ki, en makbul cinsine pırlanta derler. Cevher, gevher. 2. Elmastan mamul veya elmasla süslü: Elmas yüzük, küpe. mec. Pek aziz ve değerli, pek parlak ve güzel: Elmasım, elmas yârim. Elmas parçası = Pek parlak ve güzel şahıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. tam veya yarım tutulmadan sonra bir gök cisminin yeniden görölmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. N harfi; matb. basılan yazıların büyüklüğünü tayin için kullanılan ölçü, em ölçüsünün yarısı, yarım katrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşgul, tutulmuş; nişanlı; dövüşmekte; birbirine geçmiş. engaged column mim. yarısı duvarda yarısı meydanda olan direk.

Yabancı Kelime

Fr. épopée

ed. destan

Tarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiir.

Teknolojik Terim

Gelişmiş ayrı ses ayarı için üç bantlı parametrik ekolayzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) bir organın aşırı hassasiyeti veya aşırı uyarılabilme kabiliyeti.

Genel Bilgi

Takılar hariç üzerimizdeki her giysinin bir fonksiyonu vardır. Peki kravatın boğazı sıkmaktan başka fonksiyonu nedir? Her iki yakayı bir araya getirmekse düğme o işi görüyor. Düğmeleri örtüp giysimizi güzel ve renkli kılmaksa kadınlar niye takmıyor? Pek de kravat sever bir millet olmadığımız açıktır ama ister inanın, ister inanmayın kravatın ortaya çıkışında Türklerin de rolü var.

1660’da Osmanlılar Avusturya ordusuna yenilince o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan’dan (Croatia) bir alay asker zaferin kahramanları olarak Paris’e götürüldüler ve kralın huzuruna çıkarıldılar. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi de krallık kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki ‘Croat’tan türedi.

Çok geçmeden bu moda İngiltere’ye sıçradı. Hiçbir centilmen boğazına bir şey sarmadan kendini iyi giyinmiş hissetmiyordu. Kravat o zamanlar o kadar yüksek bağlanırdı ki, insanlar vücudunu döndürmeden etrafa bakamıyorlardı, ama hiç olmazsa bir faydası vardı. Kılıç darbelerine karşı boyunu koruyordu.

Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970’li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı. Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu.

Kravatlar erkeklerin elbise dolaplarının en kolay yıpranabilir aksesuarlarıdır. Genellikle erkekler kravatı düğümünün bir tarafından, ince ucunu çekerek çıkarırlar. Halbuki doğru yol kravatı bağlarken hangi hareketleri yaptıysanız, sökerken de ters sıra ile aynısını yapmanızdır.

Kravatı çıkardıktan sonra her iki ucunu birleştirip iki kat yapmanız, parmağınızın üzerine bir kemer gibi sarmanız, parmağınızı içinden çektikten sonra bütün gece o şekilde muhafaza etmeniz uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Eğer söz konusu olan bir ipek kravat ise sabahleyin de hemen askıya asmanız gerekiyor, bu şekilde içindeki fiberler orijinal şekillerine gelecektir. Son bir uyarı: Üzerinde leke olsa bile ipek kravatları kuru temizlemeye göndermeyin, deforme olabilirler, mümkün olduğunca kendiniz temizlemeye çalışın bu da bir sonuç vermezse dikişlerim söküp mendil olarak kullanabilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(i.). Az erken, çok geç olmayarak: Yarın erkence davranalım.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Gelecek şafak, şafak sökme zamanı. 2.Yarın. 3.Herhangi bir işte ilk başarı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Allah’ın arslanı) Hz.Ali, Hayber’in fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Rasûlullah (s.a.s), Hz.Ali’ye bu ismi vermiştir. Astronomi’de: Güneşin rumi, temmuzun 9’unda ve Efrenci temmuzun 23’ünde içine girdiği ve semanın kuzey yarımküresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil 5.burç.

Türkçe Sözlük

(i. «eşmek» ten). Binmeye yarayan meşhur hayvan. Ar. hımâr, Fars. har, merkez: Dişi eşek, eşek yavrusu, Mısır, Bağdad eşeği. mec. Ahmak, akılsız, idrâksiz, kaba ve münasebetsiz adam (bu takdirde iki ş ile «eşşek» de denir). Eşek arısı = Bal vermez yaban arısı. Eşek oyunu = itişerek ve vuruşarak yapılan kaba şaka. Eşek balığı = Kuru morina. Eşek hıyarı = Bir nebat Eşekdikeni = Yaban enginarı. Eşek şakası = İtişerek yapılan kaba şaka. Eşek turpu = Bir cins bitki. Eşek kurdu = Geyve. Eşekkulağı = (bk.) Eşekkulağı. Eşek başı = Var lığı, selâhiyetleri, küçümsenen kimseler hakkında ve soru halinde kullanılır: Adam orada eşek başı mı? İnsan sorar bir defa! Eşek davası = Geometride bir davanın adı. Eşek hoşaftan ne anlar? = Umumiyetle beğenilen bir şeyi iyi karşılamıyanlar için söylenir. Eşek kuyruğu gibi ne uzar, ne kısalır = Bir şeyin hep aynı halde kaldığını anlatır. Eşek sudan gelinceye kadar dövmek = Adamakıllı dövmek. Eşeğe gücü yetmeyen semerini döver = Gücünün yetmediği birine kızarak hıncını onun daha zayıf yakınlarından almaya kalkanlar hakkında söylenir.

Yabancı Kelime

Fr. étape

sp. 1. aşama, 2. adım

1. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri. 2. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri.

Ülke

Başkent: Addis Ababa.

Nüfus: 58.710.000.

Komşuları: Batıda Sudan, Güneyde Kenya, Doğuda Somali, Cirbuti, Kuzeyde Eritre.

Önemli Şehirleri: Addis Ababa.

Din: %45-50 Müslüman, %35-40 Ortodoks.

Dil: Amhara dili (resmi), Tgre, Galla.

Yönetim Biçimi: Geçiş Döneminde.

Tarih: Etyopya kültürü kaynağını Mısır ve Yunanistan’dan alır. Eski monarşi 1880’de İtalya tarafından saldırıya uğradı ancak 1936’da yeni bir İtalyan saldırısına dek bağımsızlığını korudu. 1941’de İngiltere ülkeyi özgürlüğüne kavuşturdu.

Son imparator I. Harle Selassie 1931’de bir parlamento ve düzeni kurdu ancak bütün siyasal partileri kapattı.

1970’lerde yaşanan kuraklık nedeniyle yüzbinlerce kişi öldü. Ordunun isyanı ve öğrenci gösterileri sonucu 1974’te Selassie tahttan indirildi. Cunta, tek partili sosyalist bir devlet oluşturarak başarılı bir toprak reformu gerçekleştirdi. Muhalefet şiddet yoluyla bastırıldı. M.S. 330’da benimsenmiş olan Kobt Kilisesi’nin etkisi önlendi ve 1975’te monarşi lağvedildi. Rejim kanlı darbelerle, Sudan ve Somali’nin yardımları ile desteklenen siyasi grupların isyanları ile karşı karşıya kaldı. 1977’de SSCB ile işbirliği andlaşmaları yapılırken, bir zamanlar en önemli müttefik olan ABD ile ilişkiler kötüleşti. 1978’de Sovyet ve Küba birlikleri Somali güçlerinin yenilgiye uğratılmasına yardım etti. Etyopya ve Somali 1988’de bir barış antlaşması imzaladı.

1984’te milyonları açlığa ve ölüme sürükleyen yaygın kuraklık sonucu dünya çapında bir yardım çabası başladı. 1988’de Eritreli gerillaların zaferi hükümetin, kuraklığa uğramış bölgelerde yabancıların ve işçilerin yardım çalışmalarını yarıda kestirmesine yol açtı. 1994’te Etyopya’da kuraklık sonucu yeni bir kıtlık yaşandı. Etyopyalı halkın Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF), (6 isyancı ordudan oluşan) Şubat 1991’de hükümete karşı büyük bir saldırı düzenledi. Mayıs’ta başkan Mengist, Haile Mariam ülkeyi terketti. EPRDF idareyi ele geçirerek geçici bir hükümet kurdu. Eritre 24 Mayıs 1993’te bağımsız oldu.

Genel Bilgi

Evimizdeki bitkiler veya süs çiçekleri solunumlarında gündüzleri havadaki karbondioksiti alarak oksijen verirler ama geceleri ise bizim gibi oksijen alarak karbondioksit verirler. Bu nedenle de çiçeklerle aynı odada uyumanın, havadaki oksijen azalacağı için zararlı olabileceği konusunda genel bir inanış vardır. Aslında bu doğrudur ama sanıldığı kadar tehlikeli değildir.

Konuyu daha iyi anlamamız için bir bitkinin aynı anda yaptığı iki işi bilmemiz lazım. Birincisi hücrelerin nefes alışı, ikincisi de ışık ve klorofil özümlemesi diye de adlandırılan fotosentezdir. Bu iki olay tamamen birbirinden farklı, iki ayrı işlemdir.

Tüm canlı hücrelerde olduğu gibi bitki hücrelerinin de yaşayabilmeleri için havadaki oksijene ihtiyaçları vardır. Havadan nefes yolu ile aldıkları oksijenle şeker gibi gıda moleküllerini yakarlar, enerji kazanırlar. Bu, gündüz ve gece yaşamları boyunca durmaksızın devam eder.

Bitkilerin yapraklarındaki hücreler aynı zamanda gündüzleri ışıkla birlikte fotosentez işlemini gerçekleştirirler. Yani bitki gündüzleri her iki işlemi birlikte yaparken geceleri sadece nefes almaya devam eder. Fotosentez işleminde bitkiler havadan karbondioksiti alıp oksijen verirler. Ancak hücreler buradan çıkan oksijeni nefes almada tekrar kullanırlarken, nefes verişteki karbondioksiti de fotosentezde kullanırlar.

Ortalama yetişkin bir insan, hareketsiz durumda bir dakikada 15, bir günde 20 bin kez nefes alır. Her solumada yarım litre hava ciğerlerine girer. Yani dakikada 7-8 litre havayı ciğerlerine çeker ve tekrar verir. Bu, günde 11 bin litre hava demektir. Aslında nefes alırken havadan oksijen alıp karbondioksit veririz ifadesi de tam doğru değildir.

Aldığımız havada hem oksijen vardır, hem de karbondioksit. Verdiğimizde de aynı şekildedir ama oranları değişiktir. Ciğerlerimize aldığımız havadaki oksijen oranı yüzde 21 iken dışarı verdiğimizdekinde yüzde 16’dır. Yani her nefeste aldığımız havanın yüzde 5-6’sı vücudumuzda oksijen olarak kullanılır. Dolayısıyla havadan aldığımız günlük oksijen miktarı ortalama 570 litre civarındadır.

Gündüzleri yeterli ışık altında, bitkilerdeki fotosentez işlemi, bitkinin nefes almasından daha yoğundur. Yani ortaya fazladan oksijen çıkar ve gündüzleri odanızdaki havadaki oksijen miktarını artırırlar. Geceleri ışık olmadığından ve karanlıkta fotosentez işlemi yapılamadığından, nefes almaya devam eden bitkilerden çıkan karbondioksit miktarı daha çoktur.

Evlerimizdeki bitkilerin veya süs çiçeklerinin gündüz çıkardıkları fazla oksijen ve gece verdikleri karbondioksit miktarı, insanın soluduğu havanın içindeki oksijen miktarı yanında o kadar azdır ki sağlığımızı etkileyebilmesi mümkün değildir. Ancak kapısı, penceresi hava sızdırmaz küçük bir odada, dev bitkilerle birlikte yatma gibi bir alışkanlığınız varsa başka tabii...

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kolay heyecanlanır, kolay telâşa kapılır, tahriki kolay. excitabil'ity, excit'ableness (i.) kolay heyecana kapılma; (fizyol.) uyarılma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), fizyol adaleyi harekete geçiren sinir, uyarıcı sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gezinti, yolculuk, kısa süreli seyahat; (mak.) yarım titreşim veya devir hareketi; bu harekette alınan mesafe. excursion ticket özel bir tur için indirimli gidiş dönüş bileti. excursion train özel indirimli tren.

Teknolojik Terim

Işığı yakalayarak elektrik sinyaline dönüştüren bir yarı iletken çip. ‘Tamamlayıcı Metal Oksit Yarıiletken’ anlamına gelen CMOS sensörleri, daha az görüntü lekesi, daha geniş dinamik aralık ve daha düşük güç tüketimi sunar. Exmor™ teknolojisi çip üzerinde analog/dijital (A/D) sinyal dönüştürme ve kurursuz, temiz görüntüler iki aşamaları gürültü azaltma gerçekleştirir.

Yabancı Kelime

İng. extranet

bl. dış ağ

Yerel ağlarla birbirine bağlı birçok bilgisayarın Genel Ağ’ı kullanarak birbirleriyle iletişim kurduğu bilgi iletişim ağı.

Türkçe Sözlük

(i. eymek fiilinden). Binmek için atın üzerine konulan şey: Ata eyer vurmak. Talar, Osmanlı, Yarım Osmanlı, Frenk, Kırım eyeri = Eyerin çeşitleri. Eyer boşaltmak = Atın üzerinde bir yana eğilerek yapılan süvari tâlimi. Eyeri boş kalmak = Helâk olmak, öldürülmek (süvari tâbiri). Eyer kaşı = Eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılar ki, tahtadan olup meşinle kaplanmıştır. Eyer kaltağı = Eyerin tahtadan olan kaplanmamış kafesi.

Yabancı Kelime

İt. fabricca

üretimevi

İşlenmemiş veya yarı işlenmiş maddelerin makine, araç vb. ile işlenerek tüketime hazır duruma getirildiği sanayi kuruluşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yetenekli; seçimli,ihtiyari, mecburi olmayan; bir hassa veya melekeye ait.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ululuk, büyüklük, azamet. Osm. ulüvv-i şân. Sadrâzamlara, Mısır hidîvi ve hükümdarlık hânedanı mensuplarına, yarı müstakil hükümet ve emirlik başında bulunanlara verilen resmî unvan: Zât-ı fahâmet-penShî = Sadrâzam.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Yalandan gösteriş, boş tantana ve debdebe: Fantazyayı sever bir adamdır. Başlıca Araplar’ca kullanılıp lisanımıza onlardan geçmiştir: 2. Araplar’ın at koşturup yarış etmeleri: Fantazyaya çıktılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yol parası, bilet ücreti; navlun; yolcu, kayık veya araba yolcusu; yiyecek. bill offare yemek listesi. full fare tam bilet; tam navlun. half fare yarım bilet; yarım navlun. plentiful fare bol yemek. poor fare kötü yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). yarısı keçi yarısı insan olduğuna inanılan bir ilâh.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). çok sevilen kimse veya şey; sevgili, gözde; spor kazanması beklenen yarışçı; (s). çok sevilen. favoriteson (pol). kendi seçim bölgesince başkanlığa aday gösterilen kimse. a favorite with tarafından sevilen, tercih edilen. favoritism (i). taraf

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arazide meydana gelen ve bir tarafı yüksek, bir tarafı alçak olan büyük yarık.

Türkçe Sözlük

(FELÇ) (i.) (Arapça’da if. vezninde «fâlie» kullanılır), inme, damla nüzul, bilhassa bir kol ile bir bacağın oynamamasına sebep olanı, yarımca: Felce uğradı; felç isabet etti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرج] yarık. 2.vajina.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yarık, şak. 2. Girecek yer, medhal. 3. Açıklık, ferahlık.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yarın, yarınki gün, erte, ertesi gün: Ferdâya, ferdalara salmak = Yarına bırakmak, geciktirmek. Osm. tehir etmek. Ferday-ı kıyamet = Kıyametin ertesi. Ferdası gUn = Ertesi gün

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فردا] yarın.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yarın. 2.Gelecek zaman, ati. 3.Ahiret, öbür dünya.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Yarma, yarılma, çatlama. 2. (tıp) Kasık yarığı, kasık zarının yarılmasıyle bağırsakların torba içine dolmasından ibaret sakatlık: Fıtık hastalığı (bu mânâda galat olarak fetk yerine fıtık denir). Fıtk-ı rahim, fıtk-ı mesane = bu organların aşağıya sarkması, (bk.) Fıtık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çayır, kır, otlak, mera; tarla; saha, meydan, alan; savaş meydanı; oyun sahası; bir yarışmaya katılanlar; fırsat; (han). zemin; (fiz). saha, tesir sahası, etki alanı; (f). top oyunlarında meydancı olmak; topu yakalayıp atmak. field artillery

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). elli; (i). elli rakamı (50, L) fifty-fifty (s). yarı yarıya.

Türkçe Sözlük

(I.) (İtalyanca: flandra). Flamanın uzunu, beylik gemilerin grandi direğine çekilen, direğin yarısı uzunluğunda parça şalı ve mızrak ucuna takılan uzun ve ensiz bayrak. Fılandıra balığı = Testere balığının bir çeşidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., spor finale kalan yarışmacı, finalist.

Şifalı Bitki

(corylus avellana): Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır. Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar, damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.

Yabancı Kelime

İng. finish

1. bitme, 2. sp. varış

1. Bitmek işi. 2. Bir yarışın son bulduğu yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çatlayıp yarılma kabiliyeti olan. fissility (i). yanıma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarık, çatlak, rahne; yarma; (tıb). fisur, cilt veya mukozanın hafifçe veya yüzeysel olarak çatlaması; (f). yarmak, çatlatmak; ayrılmak, çatlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hernia. rupture. rupture kavlıç. yarımlık.

Türkçe Sözlük

(i. Norveççe’den, coğrafya). Karaların çok içlerine kadar giren ekseriya iki kenarı dik ve yüksek olan, dar ve derin körfez. Fiyortlar en çok İskandinavya yarımadasında bulunur.

Türkçe Sözlük

(hi. i. denizcilik). Devlete alt gemilerin grandi direğine çekilen flama. Bu flama, direğin yarısı uzunluğunda olur. Flandra balığı = Vücudü flandra biçiminde pembe renkli bir balık (cepola rubescens).

Yabancı Kelime

Fr. flasheur

dörtlü

Taşıtlarda uyarı için dört sinyal lambasının aynı anda yanıp sönmesini sağlayan düzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ted, ting) yassılamak, düzeltmek; tadını kaçırmak, neşesini bozmak; yassılmak, düşmek; neşesiz olmak; (müz). yarım ton indirmek; belirli perdeden aşagı söylemek veya çalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarık, çatlak, çatlaklık, rahne; sakat, kusur, defo; ayıp; (f). çatlatmak, sakatlamak; sakat olmak, defolu olmak; çatlamak. flawless (s). kusursuz. flawy (s). kusurlu. flawlessness (i). kusursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pire, (zool). Pulex irritans. fleabite (i). pire ısırması, pire yeniği, hafif ağrı. fleabitten (s). pire ısırmış; (k).dili köhne; çok ufak doru veya kula benekli beyaz (at). fleabane, fleawort (i). pire otu, boğa yaprağı, karnı yarık, (bot). Plan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(foto). diyafram ayarı öIçüsü,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ağır ve devamlı ilerlemek. forge ahead yarışta başa geçmek; ilerlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırma, kırılma; kırık; (tıb). kemik veya kıkırdağın kırılması, kırık; yarık; çekiçle kırılınca madenin meydana çıkan yüzeyi; (f). kırmak çatlatmak, yarmak; kırılmak. compound fracture (tıb). kırılan kemik uçlarının deriyi delerek dışarı çıkm

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), herkese açık yarış veya karşılaşma; herkesin katıldığı kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (foto). fotograf makinasının diyafram ayarı öIçüsü.

Yabancı Kelime

İng. foot

ayak

Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, i gelecek, müstakbel, istikbalde olan, gelecek zamana ait; i istikbal, gelecek, yarın, ati; ömrün geri kalan kısmı; gram gelecek zaman kipi futures i, çog ileride teslim edilmek üzere satılan veya satın alman mal: vadeli işlemler future perfect g

Ülke

Başkent: Libreville.

Nüfus: 1.390.000.

Yüzölçümü: 267.667 km2.

Komşuları: Kuzeyde Ekvator Ginesi ve Kamerun, Doğuda ve Güneyde Kango.

Önemli Şehirleri: Libreville.

Din: Hıristiyan %96.2, Diğer 3.8.

Dil: Fransızca, Bantu Dialektleri.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Cumhuriyet.

Tarih: 19.yy.’ın ikinci yarısında Fransa bölgede hakimiyet kurdu. 1960 yılında Gabon bağımsız oldu. 1990 yılında yeni anayasa oluşturuldu. Gabon zengin doğal kaynakları, dış yatırımları ve hükümetin kalkınma programlarını başarıyla uygulaması sayesinde bugün kara Afrikası’nın en müreffeh ülkelerinden biridir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarın, erte.

Türkçe Sözlük

(i. A. gufrân’dan imüb.) (Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biri). Çok af ve merhamet eden, fazlasıyle yari ıgayıcı: Cenâb-ı Hak gaffâr ve rahimdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f kazanç, kâr; yarar, fayda, men faat; artma, artış; f kazanmak, kâr etmek; varmak, ulaşmak; ileri gitmek (saat); iler lemek gains i kazanç, gelir gain ground ilerlemek gain on one yarışta (önde giden koşucuya) yavas yavaş yaklaşmak, aradaki mesa

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. gam = keder, F. küsâr = defeden). Gam ve kederi defedip teselli veren. Yâr-ı gam-küsâr = Arkadaş, dost, iyi ve kötü gün dostu: Ne bir yârim, ne bir gam-küsârım vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ganâim). 1. Harpde düşmandan alınan mal: O muharebede gazilerin ellerine geçen ganîmet malı hesapsız idi. Hums-ı ganâim = Ganimetlerin beşte biri ki, eskiden padişah hissesi idi. 2. mec. Tesadüfen ele geçip bir daha elde edilmesi umulmayan nimet veya fırsat: Sizi görmeyi ganîmet sayarım, bu mevsimde bu güzel havaları ganimet bilka: Garb ocakları = Vaktiyle Osmanlı devletinin Cezâir, Tunus ve Trablusgarb (Libya) eyaletleri. Trablusgarb = Libya’da Trablus şehri ve vilâyeti ki, Osmanlı devletinde bir vilâyet ve onun merkezi idi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i f (ped, ping) yarık, rahne; geçit; aralık, fasıla; açıklık, ayrılık; f yol açmak, yarmak, aralık meydana getirmek

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i esnemek; ağzını açık tutmak, hayretten ağzı açık kalmak; yarılmak, açıl mak; i esneme, hayretten ağzı açık kalma: zool kuş veya balık ağzının açılış miktarı; ya rık, açıklık the gapes esneme nobeti; bir ku,s hastalığı

Sağlık Bilgisi

Midede veya bağırsaklarda gaz birikebilir. Nedeni; hava yutmak veya mide hastalıklarıdır. Aşağıdaki reçeteler, gazı boşaltmak için kullanılır. Çocuklara uygulanmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Fındık.

Hazırlanışı : Kabukları temizlenmiş bir avuç fındık havanda iyice dövülür. Yemeklerden yarım saat sonra bir çorba kaşığı yenir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., mak. dişli; dişli takımı; vites, şanjman; donanım, tertibat; elbise; eşya; f. viteslemek; donatmak: giydirmek; uymak, uydurmak. gear box, gear case dişli çark mahfazası. gear down yavaş gitme ayarı vermek. gear shaft dişli mil. gearshift i.,

Türkçe Sözlük

(i. vakitsiz demek olan gec’ten). Yirmi dört saatlik günün karanlık kısmı ki, mevsime göre uzayıp kısalır. Ar. leyi, Fars. şeb. Asıl Türkçe’si tün, dün: Yarın geceyi bekliyor. Gece olmak — Karanlık basmak. Ayın on dördüncü gecesi: Dolunay, Ar. bedr. Gece safası = Gece açılır bir cins çiçek. Kına gecesi = Vaktiyle geline kına sürdükleri gece. Sonradan düğünierdeki eğlence gecesi. Gece kuşu = 1. Puhu kuşu. 2. mec. Uyku uyumaz adam, geceyi uyanık geçiren adam. Gece yatısı = Gece yatmak üzere olan misafirlik: Gece yatısına buyrun. Gece yarısı = Ar. nısfılleyl, saatin 24 olduğu an. Gece yanığı = Yüz ve elde çıkan siyah bir yara. Gece vakti = Geceleyin: Gece geliniz, gece çalışıyor. Gece serin olur. Bu gece = Mazi veya istikbale en yakın gece. Bu gece üşüdüm. Bu gece gideceğim. Dün gece Dünkü günün gecesi. Evvelki gece = Dün geceden evvel olan gece. Gece gündüz = Daima, Fars. şeb-ü-rûz, Ar. leyi ü nehâr. Her gece Gecelerin hepsinde. Gece gündüz dememek = Vaktin uygun olup olmadığına aldırmamak.

Teknolojik Terim

Gece Mavisi, yeni ÇİZGİ tasarım konseptinden ilham alınarak yaratılmıştır. TV kapalıyken, dikkatin dağılmasına neden olmadan görüntüleme deneyimi keyfini en üstü düzeye çıkarmak için, siyah rengin karanlığına bağlı olarak, çerçeve tamamen yok olur. Ama yakından bakınca, gece yarısı gökyüzünde parlayan yıldızlar gibi, odanızın gerçekten ayrılmaz bir parçası haline gelen çerçevenin içerisine katıştırılmış parlak tozları görebilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürünmek, bir baştan bir başa gidilmek. Osm. mürûr ve ubûr olunmak: Çok kar yağdığı için dağ yolundan geçilemez. Çamurdan geçilmez. 2. El çekmek vazgeçilmek, çevirilmek: Alışılan şeyden kolay geçilmez. 3. Aşılmak, mesafe alınmak. Yolun yarısı, en zor kısmı geçildi.

Türkçe Sözlük

(f.). Gelmek fiilinin emir hâlidir. Gel git, gel zaman git zaman Zamanla, giderek. Git gel = İş sahiplerinden birinin bugün git yarın gel gibi vaatlerle oyalandırılması. (bk.) Gelmek.

Teknolojik Terim

Gelişmiş Aksesuar Yuvası, flaş işlemlerinde çeşitli gelişimler sağlar ve kablosuz bağlantı, ön-flaş özelliği ve otomatik pozlama ayarı gibi olanaklar tanır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geviş getiren memeli hayvanların, yedikleri şeyi tekrar ağıza getirip yeniden çiğnemeleri: Deve de, inek ve koyun gibi geviş getirir. 2. mec. ihtiyarların çenesinin gayr-ı ihtiyârî titremesi. Ağız gevişi = mec. Her zaman söylenen söz, Ar. vird-i zeban.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakından uzağa geçmek, varmak, göç etmek: Eve gittim, çarşıya gitti, gurbete gidecektir. 2. Bir yerden ayrılıp uzaklaşmak, hareket, Osm. azîmet, rihlet etmek: Kendisi buradan gitti. Gelen misafirler daha gitmediler. 3. Kaçmak, bırakıp ayrılmak: Aşçısı gitmiş. 4. Yok olmak, Osm. gaib ve nâ-bedîd olmak: O kadar servet nereye gitti? Oranın bir zamanki güzelliği gitti. 5. Sarfolunmak, tüketilmek: Bu ziyafete çok para gitti. Bu binaya birkaç bin lira gider. 6. Geçmek, savuşmak, Osm. def ve zail olmak. Bütün kış benden sızılar gitmez. 7. Sonra ermek, müntehi olmak; varmak: Bu çay, bu yol nereye gider? 8. Yürümek: O, pek çabuk gider. Geçmek, bitmek: O zamanlar gitti. Çoğu gitti, azı kaldı. 10. Ayakyoluna taşınmak, Osm. def’-i tabiî etmek, ishali olmak: Bu gece beş on defa gitmiş. 11. Götürülmek, sevkolunmak: Cenazesi gidiyordu. Yarın çeyiz gidecektir. Araya, aralığa gitmek = Telef olmak. Ere gitmek = Kocaya varmak, evlenmek. Eğri gitmek = Şaşmak. Elden gitmek = Ölmek. İç gitmek = Ishâle uğramak. İçeri gitmek = zarar etmek. İleri gitmek = İlerlemek, ileri geçmek, Osm. takaddüm ve terakki etmek. İlerisine gitmek = Tecavüz eylemek, çok olmak. Batasıya gitmek — Çıkmayacak bir yol tutmak, batakçılık etmek. Ters gitmek = İyi gitmemek, talihi müsait olmamak. Can gelip gitmek = AyıIıp bayılmak. Hasır altına gitmek = Bakılmamak, minder altı olmak. Hoşa gitmek = Haz olunmak, sevilmek. Renk gitmek = Solmak. Sokağa gitmek = Dışarı çıkmak. Suyunca gitmek = İyi geçinmek, Osm. mümâşât etmek. Suyun akıntısına gitmek = Uymak, muvafakat etmek. Tat gitmek = Tatsızlanmak. Bok yoluna gitmek = Boşuna telef olmak, heder olmak. Doğru gitmek = İyi harekette bulunmak. Akıl gitmek = Hatırlamak. Akıl baştan gitmek — Çok şaşmak ve telâşlanmak, şaşakalmak. Geri gitmek = 1. Avdet etmek, geri dönmek. 2. Gerilemek, Osm. tedenni etmek. Gelip gitmek = Tereddüt etmek. Yanlış gitmek = Yolu şaşırmak. Yayan gitmek = Yayan yürümek. Yol gitmek = Yol yürümek. Yola gitmek = Seyahat etmek. Git git, git gide = (bk.) Git.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (went, gone) gitmek, hareket etmek, ilerlemek; ayrılmak; yarışa başlamak; hareket halinde olmak, işlemek, çalışmak, iş görmek; ses çıkarmak; elden gitmek, kaybolmak; yıkılmak; yeri olmak; devrolunmak; tahsis edilmek; yayılmak, geçmek; olmak; devam etme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D. ufak motorlu yarış arabası .

İsimler ve Anlamları

(Tür.) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.

Genel Bilgi

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçi-+lerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrıdır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler, içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş, biz ve yağmur damlaları, muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır, Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

Türkçe Sözlük

Amerika’lı matematikçi Edward Kasner, bir matematik teorisi üzerinde çalışırken işlemleri kısaltmak için 100 sıfırlı sayıya bir isim bulayım demiş ancak isim yada soyadını vermek yerine bir bebek olan yeğeni Milton Sirotta‘ya bu sayının yazılı olduğu bir kağıdı göstermiş ve “bu ne?” diye sormuş? Bebekte kendine yakışır şekilde gogol demiş.Sadece bir bebek hecelemesi ve son derece anlamsız, üstelik hiçbir matematikçide bu ismi bir teorisinde kullanmamış diyor ve adını gogol olarak koyuyor. Zamanla “Googol” diye daha sempatik okunan kelimemiz, Kasner’in “Mathematics and the Imagination” adlı kitabıyla birlikte popülerleşiyor. Google’ı kuran yazılımcı mühendis arkadaşlarda hayatları boyunca matematikle cebelleştikleri için ilk akıllarına bu kelime geliyor. Aramalar da birçok sonuç çıkacak, goooooooooooooogle diye uzayıp gider diyede bir mantik yürürüyorlar ve bu ismi begeniyorlar tabi anlamsız oldugu için internet isim hakkıda boşta bulunuyor ve birkaç doları bastırıp isim hakkınıda alıyorlar... Google şu anda 3 milyar siteyi sizin için tarıyor. Bilgiye ulaşmak dipsiz bir kuyuda dolaşmaya benziyor. İnternet’te dolaşmakta bundan farksız. Bu dipsiz kuyuda size en büyük yardımcıların başında ise arama motorları geliyor. Bu arama motorlarının başında ise iki genç adamın kurduğu Google şirketi geliyor. Google 1998 Eylül'ünde kurulmuştur. Google’da günde 400 milyon arama yapılıyor. Google ismini veren şirket kendini şöyle tanıtıyor: hayal edilemeyecek kadar büyük bir sayıya (10 üzeri 100) verilen ad.Evrendeki atomların sayısından bile daha fazlaymış! Buna kaçımız inanır bilinmez ama,şu ana kadar bilgilerin derlenip toparlandığı tek adres olarak karşımıza çıkıyor. Google ana sayfası hiç reklam almıyor ama aradığınız her kelime ile ilgili bir firma karşınıza çıkıyor. Kurumsal reklamlar ile google cirosu Dünyanın en fazla artış gösteren şirketi oldu. İKİ GENÇ ADAM KURDU Google’ın kurucuları ve şu andaki başkanları 30 yaşında, gencecik iki adam: Larry Page (Kurucu Ortak ve Ürün Başkanı) ve Sergey Brin (Kurucu Ortak ve Teknoloji Başkanı) 2002 yılında dünyaca ünlü teknoloji dergisi Wired tarafından “Yılın İşadamları” seçildiler. Google’da 88 dilde arama yapabiliyor. Ve yarım saniye içinde 3 milyar siteyi tarıyor. Google’ın arama sonuçları anahtar kelimeyle sitenin birbirine olan uyumluluğuna ve o sitenin o anahtar kelimeye verdiği öneme dayanıyor. Herkesin en objektif ve aradıklarıyla en alakalı sonuçları bulabilmesi için değişik teknolojiler kullanarak siteleri belirliyor Şu anda 3 milyardan daha fazla adres var Google’da. Ve hepsi tek tek inceleniyor. Aranan anahtar kelime sitenin neresinde geçiyor, kaç kere geçiyor ve nasıl geçiyor diye bakılıyor. Bu arada sitenin başka hangi sitelere link verdiğine ve bunun tam tersine de dikkat ediliyor. NET’TE BAŞLANGIÇ NOKTASI Google, internette bilgi bulmak isteyen kişilerin adeta başlangıç noktası oldu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Görüş vasıtasiyle bir şeyin şekil ve dış durumunu hissetmek, Osm. rü’yet ve müşâhede eylemek: Yeni yapılan mektebi gördüm. Ömründe deniz görmemiş. 2. Görüş hassasına mâlik olmak, Osm. bînâ olmak: Deynekle gezen şu ihtiyar hiç mi görmüyor? Biraz görüyormuş. Onun gözleri görmez. Bir gözü az görür. 3. Anlamak, Osm. derk ve fehm etmek: Gördüm ki iş fena olacak. Gördün ki fayda yoktur. 4. Mütalaa ve mülâhaza etmek, bulmak, düşünerek, muhakeme eylemek: Bu işi nasıl görüyorsunuz? O adamı nasıl gördünüz? Ben bu havayı iyi görmüyorum. Lâyık, reva, münasip görmek. 5. Rasgelmek, tesadüf etmek, buluşmak, konuşmak, görüşmek, mülâkat etmek: Onu dün gördüm. Berikini yarın göreceğim. Çoktan kendisini görmedim. 6. Ziyaret etmek, ziyaretine gitmek: Hastalandım da kimse görmeye gelmedi. Hastayı görmek bir insanlık vazifescidir. 7. Edâ ve İfâ etmek, yapmak, yerine getirmek, tesviye eylemek: iş görmek, hizmet görmek, masraf görmek, hesap görmek: Ben kendi işimi kendim görürüm. 8. Uğramak, çekmek, Osm. dûçâr ve giriftâr olmak: Bu işten çok zarar gördüm. Ömründe sıtma görmemiş. Çok acı görmüş. Ceza görmek. 9. Erişmek, kavuşmak, elde etmek, Osm. nâil olmak, Fars. dest-res olmak: Kendisinden çok iyilik gördüm. Çok insaniyetini gördüm. Sizden ne gördüm. Sevabını cezasını, mükâfatını görürsünüz. 10. Denemek, tecrübe etmek, geçirmek: İş görmüş, gün görmüş. 11. Gezmek, bulunmak, yaşamak: Çok yerler görmüş, Avrupa görmüş. Hindistan’ı görmüş. Mektep görmek. 12. Almak: Terbiye görmek, ders görmek. Bu arazi hiç gübre, su, çapa görmemiş. 13 Hazırlamak, hazır etmek: Yolculuk hazırlıklarını görüyor. 14. Düşünmek, tedbir almak, bulmak: Çaresini gör. Kendi hâlini görsün. 15. Geçirmek: Bu sene yaz, kış görmedik 16. Lüzum kipine eklenerek meşguliyet ve devamlılık gösterir: Alagörmek, yazagörmek. Az görmek = Azdır diye beğenmemek, küçümsemek. Çok görmek = kıskançlık duymak, çekememek. Hoş görmek = İyi görmek, müsamaha etmek, tasa etmemek. Düş, rüya görmek = MAnâ Aleminde görmek. Adet görmek = Hayız gelmek (kız) bülûğa erişmek. Gün görmek = 1. Aydınlık almak. 2. Mevkie, rahata erişmek. Gün görmüş = Tecrübeli. Göreyim seni = Teşvik tabiridir. Haydi bakalım, utandırma beni! Gün görmez = Karanlık.

Türkçe Sözlük

(I.). Vücutlu, iri yapılı, iri yarı, Ar. zahm-ül-cüsse.

Sağlık Bilgisi

Göz ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Süt, yumurta.

Hazırlanışı : 2 kahve fincanı çiğ inek sütüne 1 yumurtanın akı dökülüp, karıştırılır. Günde 3 kere ikişer damla konur.

Sağlık Bilgisi

Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir. Aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Susam, su.

Hazırlanışı : 1 kahve kaşığı susamın üzerine 5 damla su dökülür. Karıştırılıp göz kapaklarının üzerine sürülür. Yarım saat sonra ılık su ile yıkanır.

Sağlık Bilgisi

Göz kapağı kenarlarının iltihaplanıp, kızarma, kabuklanma ve ağrı yapmasıyla ortaya çıkar. Tıp dilinde blefarit denir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : Yarım su bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı karbonat konup, iyice karıştırılır. Göz kapaklarına banyo yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yeşil; yeşillikle kaplanmış, yeşermiş; taze, canlı; ham, pişkin olmayan; acemi, cahil, toy; yarışa girmemiş (at); kurutulmamış, tuzlanmamış; pişmemiş, çiğ; soluk, rengi atmış (korku, mide bulantısı veya kıskançlıktan); (i.) yeşil renk; spor

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İngiltere'de Greenwich şehri. Greenwich mean time, G.M.T. Greenwich meridyenine göre ayarlanan milletlerarası saat ayarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarısı aslan ve yarısı kartal farzolunan ejderha .

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, İngiliz kanalında adalar, Fransa’nın kuzeybatında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 49 28 Kuzey enlemi, 2 35 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 78 km².

Kara sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 50 km.

İklimi: Ilımandır. Kışları yumuşak, yazları serindir. Senenin yarısı hava bulutludur.

Arazi yapısı: Güneybatıda genellikle alçak tepeler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Sark 114 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 65,409 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.82 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.65 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.42 yıl.

Erkeklerde: 77.41 yıl.

Kadınlarda: 83.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guernseyli.

Nüfusun etnik dağılımı: İngiliz ve Norman - Fransız kökenliler.

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Presbiteryan, Baptist, Methodist.

Diller: İngilizce, Fransızca, Norman - Fransız lehçeleri.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guernsey Bölgesi.

kısa şekli : Guernsey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Krallığına bağlıdır.

Başkent: Saint Peter Port.

Bağımsızlık günü: yok (İngiltere’ye bağlıdır).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: yok.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Finansal hizmetler - bankacılık, fon yönetimi, sigortacılık vb. Kanal Adaları ekonomik gelirinin yaklaşık %55’ni oluşturur.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 2.742 milyar $ (2005 verileri).

GSYİH - reel büyüme: %3 (2005 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %3.

Endüstri: %10.

Hizmet: %87 (2001).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2006 verileri).

İş gücü: 31,470 (Mart 2006).

İşsizlik oranı: %0.9 (2006 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık.

Tarım ürünleri: Domates, sera çiçekleri, tatlı biber, patlıcan, meyveler, büyükbaş hayvanlar.

İthalat ürünleri: Domates, çiçek ve yeşil bitkiler, tatlı biber, patlıcan, diğer sebzeler.

İhracat ortakları: İngiltere.

İthalat ürünleri: Kömür, benzin, petrol, makine ve parçalar.

İthalat ortakları: İngiltere.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Guernsey pound.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: Takvim yılı.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 55,100 (2004).

Radyo yayın istasyonları: AM 1, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.gg.

Internet kullanıcıları: 36,000 (2005).

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Saint Peter Port, Saint Sampson.

Hava alanları: 2 (2006 verileri).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sığırların boyunları altından geçip boyunduruklarına sokulmuş olan yarım halka şeklinde eğik ağaç. 2. Boncuk ve çıngırak tasması. Hayvanın boynundaki, tasma gibi halka.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arzın kendi mihveri üzerinde bir kere dönmesinden ibaret yirmi dört saatlik zaman. Ar. yevm, Fars. rûz: Ay otuz gündür, on gün geçti, beş gün evvel. 2. Yirmi dört saatlik günün aydınlık olan kısmı ki, ortalama on iki saat olup yazın uzar ve kışın kısalır, gündüz, gece mukabili, Ar. nehâr, Fars. rûz (bu mânâ ile bizce kullanılmaz olmuştur). 3. Zaman, çağ, devir, Fars. hengâm: Sultan Mahmud Han gününde, filân valinin gününde o vilâyette asayiş yerinde idi. 4. Hoş geçirilen zaman, ikbal, saadet, rahat: Zavallı, gün görmedi, gün görmüş, gün geçirmiş adam. 5. Hususî gün, resmî gün, yortu: Yarın İngiltere Kraliçesi’nln günü imiş, dün MÜsevîler’in günü idi. 6. Vakit, zamen: Bir gür zengin de olur, onun da günü var, gün oluı ki, çok kazanır. 7. Hel, iyi gün, kötü gün Günaşırı = Her iki günde bir, bir gül olup bir gün olmamak üzere: Günaşırı gc liyor, günaşırı ders okuyor. Ertesi gün = Bir gün sonra. Evvelki gün = Dünden e’ velki gün. İki gün evvel. İki günde bir = Günaşırı. Bir gün, günün birinde = B vakit, bir zaman: Bir gün gelecek ki, b gün olur ki. Bugün = Bulunduğumuz gü Ar. elyevm. Büngünkü günde = Bu zama da, zamanımızda, bulunduğumuz zamane Öbür gün = Yarından sonraki gün. I gün sonra = Yarın değil öbür gün. Günl den bir gün = Günün birinde. Bir gün vel = Mümkün olduğu kadar çabuk. Gi den güne = Gittikçe (günbegün demer II). Günü gününe = Aynı gün, arada ( geçirmeksizin. İşi günü gününde görmek Ertesi güne bırakmaksızın, Ar. bilâ-te’ Geçen gün = Birkaç gün evvel. Bugün de = Bu birkaç gün zarfında. Gün bu = Tam fırsat vaktidir.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Güney Afrika’da, Afrika kıtasının güney kısmında yer alır.

Coğrafi konumu: 29 00 Güney enlemi, 24 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,219,912 km².

Sınırları: toplam: 4,862 km.

sınır komşuları: Botsvana 1,840 km, Lesotho 909 km, Mozambik 491 km, Namibya 967 km, Svaziland 430 km, Zimbabve 225 km.

Sahil şeridi: 2,798 km.

İklimi: Çoğunlukla yarı çöl iklimi, doğu kıyısında subtropikal iklim görülür.

Arazi yapısı: İç kısımdaki geniş platolar engebeli tepeler ve dar kıyı ovaları ile arazi yapısını oluşturur.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Njesuthi 3,408 m.

Doğal kaynakları: Altın, krom, antimon, kömür, demir, manganez, nikel, fosfat, kalay, uranyum, değerli taşlar, platin, bakır, vanadyum, tuz, doğal gaz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.1.

daimi ekinler: %0.79.

Diğer: %87.11 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,980 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Uzun süreli kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 44,187,637 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.4 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.16 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 60.66 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 42.73 yıl.

Erkeklerde: 43.25 yıl.

Kadınlarda: 42.19 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.2 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %21.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5.3 milyon (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 370,000 (2003 verileri).

Ulus: Güney Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %75.2, beyaz %13.6, Hintli %2.6, diğer.

Din: Hıristiyan %68, Müslüman %2, Hindu %1.5, yerel inançlar ve animizm %28.5.

Diller: 11 resmi dil: Afrikanca, İngilizce, Ndebele, Pedi, Sotho, Swazi, Tsonga, Tswana, Venda, Xhosa, Zulu.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %86.4.

erkekler: %87.

kadınlar: %85.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Güney Afrika Cumhuriyeti.

kısa şekli : Güney Afrika.

Eski adı: Güney Afrika Birliği.

kısaltma: RSA.

ingilizce: South Africa.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Pretoria.

İdari bölümler: 9 bölge; Doğu Cape, Serbest Bölge, Gauteng, KwaZulu-Natal, Mpumalanga, Kuzey Batı, Kuzey Cape, Kuzey Eyaleti, Batı Cape.

Bağımsızlık günü: 31 Mayıs 1910 (İngiltere’den).

Milli bayram: Özgürlük Günü, 27 Nisan (1994).

Anayasa: 10 Aralık 1996.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Ulusla

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Doğu Asya, Kore yarımadasının güney kısmında, Japon Denizi ve Sarı Deniz kıyısında yer alır.

Coğrafi konumu: 37 00 Kuzey enlemi, 127 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 98,480 km².

Sınırları: toplam: 238 km.

sınır komşuları: Kuzey Kore 238 km.

Sahil şeridi: 2,413 km.

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Çoğunlukla tepelikler ve dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Japon Denizi 0 m; en yüksek noktası: Halla-san 1,950 m.

Doğal kaynakları: Kömür, tungsten, grafit, molibden, kurşun, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.58.

daimi ekinler: %2.01.

Diğer: %81.41 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 8,780 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Tufanlar, sismik aktivite.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 48,846,823 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.42 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.04 yıl.

Erkeklerde: 73.61 yıl.

Kadınlarda: 80.75 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.27 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 8,300 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Koreli.

Nüfusun etnik dağılımı: Homojen (20,000 Çinli haricinde).

Din: Hıristiyan %49, Budist %47, Konfüçyanist %3, Şamanist, diğer %1.

Diller: Korece, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.9.

erkekler: %99.2.

kadınlar: %96.6 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kore Cumhuriyeti.

kısa şekli : Güney Kore.

Yerel tam adı: Taehan-min’guk.

kısaltma: ROK.

ingilizce: Korea, South.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Seul.

İdari bölümler: 9 eyalet ve 7 metropoliten şehir; Cheju-do, Cholla-bukto, Cholla-namdo, Ch’ungch’ong-bukto, Ch’ungch’ong-namdo, Inch’on-gwangyoksi, Kangwon-do, Kwangju-gwangyoksi, Kyonggi-do, Kyongsang-bukto, Kyongsang-namdo, Pusan-gwangyoksi, Soul-t’ukpyolsi, Taegu-gwangyoksi, Taejon-gwangyoksi, Ulsan-gwangyoksi.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1945 (Japonya’dan).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 15 Ağustos (1945).

Anayasa: 25 Şubat 1988.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atletizm yarışması; atletizm sahası; ABD spor araba yanşı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vücudun bir tarafını yarıp üzerine boynuz, bardak vs. koyarak kan çekmek ameliyatı: Hacamat etmek, hacamat olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mit.), öIüler diyarının tanrısı Pluton'un diğer bir adı; ölülerin ruhlarının bulunduğu yer.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2.Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3.Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4.Allah’ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüğü hüküm sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.) yarım (for less than one); buçuk (for more than one); (z.) yarı, yarı yarıya; kısmen; (i.) yarı. half binding arkasıyla köşeleri deri ve yanları kâgıt veya bez cilt. half blood melez, yarım kan. half brother üvey erkek karde, anne v

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.), (i.) yarı yarıya; (s.) karışık; (i.), (ing.) iki çeşit içki karışımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yarı pişmiş; iyi düşünülmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bayrağın yarıya indirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. halfpence) (i.), (ing.) yarım peni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.) ortada, yan yolda; yetersiz olarak; (s.) yetersiz; yarı yolda bulunan (han veya otel). halfway house hapisten çıkanlann geçici olarak kalabileceği yurt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yarıya bölmek, iki eşit kısma ayırmak; yarıya indirmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ped, ping) mânia, engel; sakatlık; elverişsiz durum, handikap; spor engelli koşu; (f.) mânia koymak; engel olmak; yarışta mânia koymak .handicapped (s.) sakat, malul. mentally handicapped geri zekâlı. the handicapped sakatlar, yardıma muhta

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hanefiyye). I. Dört Sünnî mezhepten Imâm-ı Azam Ebûhanîfe’nin mezhebine ait: Mezheb-i Hanefî. 2. Imâm-ı Azam’ın mezhebine tâbi veya mensub olan: Fıkh-ı Hanefî. Bu mânâ ile isim de olur: Hanefîler, bütün Müslümanların yarısından fazlasını teşkil ederler.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ebû-Cehil karpuzu, acı hıyar, it hıyarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (biyol.) yarı kromozonlu (hücre).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Virane, eski yapı yıkıntısı, bozulmuş bina kalıntısı. Asklepyon, Babalbek harabeleri. 2. mec. Pek harap ve yarı yıkık ev: Bir harabede oturuyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). T. Kımıldanma, deprenme, oynama, sükûnun zıddı: Hava o kadar durgun ki, yapraklar hiç hareket etmiyor. 2. İş işleme, bir işde bulunma, Ar. amel, icrâ: Nasıl hareket edeceğimi bilmiyorum. Hareket şeklini tayin etmeli. 3. Tarz, tavır, muamele, gidiş, Fars. reviş: Pek fena hareket etti. Hareketini beğenmedim. Pek küstahça harekette bulundu. 4. Yola çıkma, Ar. azîmet, Fars. azm-i râh: Sabahleyin İstanbul’dan hareket edip akşam Edirne’ye eriştik. Hareket gününden başlayarak maaşı işler. 5. İşlemek ve yürümek gibi idman, tenbel zıddı: Hareket sıhhat için lâzımdır. Doktorlar hareket tavsiye ediyorlar. 6. Coşkunluk, telâş: Savaş meydanında bir hareket vardı. 7. Osmanlı devrinde ilmî rütbeler: Hareket-i dâhil, hareket-i hâriç. Hareket-i arz — Zelzele. Hareket-i ihtiyâriyye, irâdiyye = İsteyerek hareket. Hareket-i gayrı ihtiyâriyye = İstemeyerek hareket. Hareket-i cânibiyye, hareket-i dâime, hareket-i devriyye, hareket-i zâhife, hareket-i mâile, hareket-i mütenâvibe, hareket-i merkeziyye, hareket-i müstedire, hareket-i müstakıyme, hareket-i mün’ akise = Bir cismin hareketlerinin çeşitleri. (astronomi) Hareket-i izâfiyye = Arzın dönmesinden, döner gibi görünen gökyüzünün görünüşte hareketi, (askerlik) Askerin savaş sırasındaki hareket ve davranışı: Savunma hareketi, hücum hareketi, geri çekilme, ric’at hareketi. Bilâ-hareket = Kımıldanmaksızın, yerinden oynamaksızın. Ar. terkiplerde «hareke» suretinde kullanılır: Serî-ül-hareke = Hareketi süratli. Batıyyül-hareke = Hareketi yavaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık dudak, tavşandudağı .

Türkçe Sözlük

(HASM) (i. A.) (c. husûm) (daha çok kullanılmış olan husamâ ise aynı mânâda olan ve dilimizde kullanılmayan hasîm’in cem’idir). 1. Düşman: Hasm-ı can = En büyük ve şiddetli düşman. 2. Davada yahut oyun, güreş, yarış vesairede karşı taraf, rakib.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) şapka; kardinalin şapkası; kardinallik rütbesi; (f.) şapka giydirmek. pass the hat parsa toplamak, iane istemek. talk through one's hat (k.dili) palavra atmak, bilmediği şeyden bahsetmek. throw one's hat into the ring yarışa girmek (politika

Türkçe Sözlük

(aslı: HâVA) (i. A.) (c. ehviye). 1. Dünyayı atmosferin bittiği yere kadar çeviren hafif gaz tabakası: Havaya kalkmak, havaya uçmak, durmak. 2. Bu tabakayı teşkil eden hafif gaz: Temiz hava teneffüs etmek. Hava başlıca oksijen ile azottan ve az miktarda diğer gazlardan mürekkeptir. 3. Atmosferin hal ve durumu: Bugün hava güzel, yağmurlu, karlı, sisli, soğuk, sıcak hava. Hava iyi olursa yarın gideriz. Bu ne hava? 4. Bir yerin sıhhî durumu, insanın sıhhatına yarayıp yaramamak itibariyle havanın hal ve durumu: Hafif, ağır, sıtmalı, sağlam hava. Oranın havası bana gelmedi. Havası ile uyuşamadım. O havalarda zayıf adam yaşayamaz. 5. (Türkçe) Herhangi bir musiki eseri, parçası: radyoda güzel bir hava çalıyor. 6. Bir binanın üstüne çıkmak, çatı katı yaptırmak hakkı: Dükkân benim ama havası başkasınındır. 7. Hafif rüzgâr, havanın hareket ve dalgalanması: Bugün hiç hava yoktur. 8. Boş, beyhude, faydasız yere: Bizim çalışmamız havaya gitti. 9. Ateşli silâhlar nişanının mesafeye göre değişen derecesi. 10. Baskı harflerinin yukarı veya aşağı gelmek üzere muhtelif yükseklikte kazılı olması, dökme hurufat derecesi. Ab ü havâ = Su ve hava: Bir yerin sıhhî durumu, iklimi: Ab ü havâsı güzel bir yer. Oranın Ab ü havâsı ile uyuşamadı. Açık hava = 1. Bulutsuz hava. 2. Bina dışarısı. Hava almak = 1. Teneffüs etmek, solunum yapmak, temiz hava teneffüs eylemek: Şu pencereyi açın hava alalım 2. Gezmek, açık havada dolaşıp ferahlamak: Çıkıp biraz hava alalım. 3. Havadar olmak, rüzgârlara maruz ve havanın değişmesine elverişli hal ve durumda bulunmak: O köşk iyi hava alıyor. Bu oda hiç hava almaz. Bâd-ı havâ = Hava yeli (Türkçe söylenişi: bedava): Parasız, Ar. meccânen ve mec. Pek ucuz: Bunu size bedava veririm. Şunu bedava almışsınız. Cew-i havâ = Dünyayı çeviren hava tabakası, Fransızca: atmosph&re. İlm-i cevv-i havâ ve kısaca: llm-i cev = Hava değişikliklerini inceliyen ilim. Fransızca: metiorologie. Sünbülî hava = Güneşsiz, yağmursuz, kapalı gibi, fakat güzel hava. Mart havası = Daima değişen, kararsız hava Hava hoş = Nasıl olsa olur: Bence hava hoş, vazife etmem (aldırmam). Herkes bir hava çalıyor = Herkes aklına geleni söylüyor. Bir fabrika ki, herkes bir hava çalıyor. Havadan = Bedava.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde aerofaji diye bilinen bu hastalık, genellikle asabi mizaçlı kimselerde görülür. Bunlar yemek sırasında farkına varmadan hava yutarlar. Hava yutma, mide ve bağırsak gazlarının oluşmasına yardımcı olur. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve fincanı kuru nane konur. 5 dakika bekletilip süzülür. Yemekten sonra içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Havale yoluyla, ödemenin bir üçüncü şahsa çevrilmesi suretiyle: Biriken maaşlarını havâleten İstanbul’dan aldı, alacağının yarısı nakden, diğer yarısı havâleten verildi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hayvanât, hayavân). 1. Canlı şey, insanla beraber her canlı: Kara hayvanı, deniz hayvanı. Hayvân-ı nâtık = Konuşan hayvan, insan. Hayvânât-ı ehliyye = Evcil, sahipli ve işe yarar hayvanlar. 2. İnsan olmayan idrâksiz canlı yaratık: O, insan değil hayvandır. İnsanın hayvandan farkı akıl ve idrâkidir. 3. Yük kaldıran ve araba çeken ve binilen hayvan, beygir, katır, merkep vesaire. Hayvanlara yem vermek, hayvanları çayıra çıkarmak. 4. mec. Akılsız ve idrâksiz insan, ahmak: Hayvan mısın? (bu mânâ ile sıfat gibi kullanılır): Hayvan herif. Hayvln-ı nebâtî = Sünger gibi yarı hayvan yarı bitki olan bir sınıf canlılar.

Teknolojik Terim

3B hız sensörü ani hareketleri algılar ve HDD kafasını derhal kilitler. HDD darbeye karşı koruma sistemi, dizüstü bilgisayarın düşmesini veya çarpmasını algılayan donanım ve yazılımın bir birleşimidir.

Türkçe Sözlük

(e.). I. Sual için: He ne dersin? (bk. hı). 2. Tasdik edatı, evet: Yarın gel dedim, he dedi. (bk.) HA, ey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıcaklık, hararet, ısı, sıcak, vücut ısısı; hiddet, öfke, gazap, kızgınlık; şehvet galeyanı, azma (hayvanlarda); tav, bir kere kızdırılma; yarışta koşu nöbeti; (A.B.D)., argo baskının artması; polis tarafından yapılan işkence; baskın. heat condu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiğit erkek, iri yarı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bedenin ve özel likle başın bir tarafının ağrıması, yarım baş ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım daire, yarım daire şeklinde olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). yarım inme, vücudun yalnız bir tarafına gelen felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hemipterous (s)., (zool). yarımkanatlılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarıküre hemispher'ic(al) (s). yarıküreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fıtık, kasık yarığı, kavlıç. hernial (s). fıtıklı, fıtığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ heroes) kahraman, yiit, bahadır; bir roman veya olay kahramanı; baş karakter; (mit). yarı tanrı kabul edilen çok kuwetli adam. hero worship bir kahramana ilah gibi tapınma, bir kimsenin taparcasına hayranı olma.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Arabistan yarımadasının Kızıldeniz boyunca ve Asîr ile Urdun arasında uzanan Arap ülkesi ki, Mekke ile Medine buradadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde basit makamlar teşkiline yarıyan altı çeşit beşlinin altıncısı.

Sağlık Bilgisi

Solunum kasları ve özellikle diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde singultus denir. Nedenleri çeşitlidir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir. Basit hıçkırıklarda aşağıdaki reçeteler uygulanır. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı karbonat konur. Eritilip bir kerede içilir.

Türkçe Sözlük

(hi. coğ.) (Sind kelimesiyle bir olup esasen bir büyük ırmağın ismidir). Asya kıt’asının güneye doğru uzanan üç büyük yarımadanın ortada bulunan en büyüğünü teşkil eden geniş bir ülkedir, Hindistan. Hind-i Çini = Aynı üç yarımadanın en doğusu ki, Hind ile Çin arasında olup Birmanya, Siyam, Annam, Tonkin, Laos ve Kamboç’u içine alır. Hind-i Garbi = Keşfinde Hind olduğu sanılan Amerika. Hind tavuğu = Amerika’dan gelmiş olan hindi. Hind kumaşı = mec. Pek değerli ve bulunmaz şey (ekseriya alay yoluyla kullanılır): Kendisini bulunmaz Hind kumaşı sanıyor! Hind kitâbîsi = Yollu Hind kumaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ped, ping) (anat). kalça; (mim). dam yanlarının bitişmesinden hâsıl olan dış açı; (f). dama sırt yapmak; spor kalça ile vurup düşürmek. hip bath bele kadar gelen banyo kuveti; yarım banyo. hipbone (i). kalça kemiği. hip disease (tıb). kal

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). At yarışlarının yapıldığı alan, at meydanı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anasının karnı yarılarak çıkarılan çocuk ki, meşhur Sezar bu yolla dünyaya geldiği için şimdi Fransızcası olan sezaryen (césarienne) kullanılıyor.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup Türkçe ve Arapça’da da kullanılır). Sebze ile meyve arasında meşhur bir yeşillik ki, kabaktan uzuncadır; salata ve turşusu yapılır; kabakgillerdendir: Langa, Çengelköy hıyarı (argo): Aptal, sersem: Ne hıyar adamdırl (hıyar ağa da denir; saletalık da denir).

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup Türkçe ve Arapça’da da kullanılır). Sebze ile meyve arasında maruf bir yeşillik ki, kabaktan uzunca olup salata ve turşusu yapılır: Langa, Rus, Japon hiyarı (zarafetle salatalık da denir), (bk.) Hıyar.

Şifalı Bitki

(hindhıyarı): Baklagillerden leguminoseae denilen büyük ağaçların meyvesidir. Doğu Hind, Antil ve Brezilya’da yetişir. Meyvesi siyahtır ve silindiriktir. Terkibinde şeker, pektin, zamk, tanen ve esans vardır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı önler, fazlası müshildir.

Türkçe Sözlük

(i.). Baklagillerden bir ağaç. Hint hıyarı da denir (cassia fistula).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dikişçilik, terzilik. 2. (cerrâhi) Kesilip yarılan bir uzvun, yapışmak üzere dikilmesi: Barsak hıyâtesi, damar hıyâsesi vesaire.

Türkçe Sözlük

(f.). Öfke ile, yarı anlaşılır, yarı anlaşılmaz şekilde söylenip durmak.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya’da, Kuzey Çin Denizi kıyısında ve Çin sınırında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 22 15 Kuzey enlemi, 114 10 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 1,092 km².

Sınırları: toplam: 30 km.

sınır komşuları: Çin 30 km.

Sahil şeridi: 733 km.

İklim: tropikal muson; kışlar soğuk ve nemli, sonbahar ayları sıcak ve yağmurlu, yazlar güneşli geçer.

Arazi yapısı: Hong Kong`u oluşturan yarımada ve adalar, Çin`in güneydoğusundan güneybatıya doğru uzanan bir dağ sırasının kısmen su altında kalmış parçasıdır. Çok sayıdaki tepe, çoğunlukla volkanik kayaçlardan oluşur.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Güney Çin Denizi 0 m;.

en yüksek noktası: Tai Mo Shan 958 m.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.05.

daimi ekinler: %1.01.

Diğer: %93.94 (2001 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (1998 verileri).

Doğal afetler: Ara sıra kasırgalar ortaya çıkar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,940,432 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.59 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 4.89 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 2.95 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 81.59 yıl.

Erkeklerde: 78.9 yıl.

Kadınlarda: 84.5 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 0.95 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Çinli/Hong Konglu.

Nüfusun etnik dağılımı: Çinli %95, diğer %5.

Din: Yerel dinlerin karışımı %90, Hıristiyan %10.

Diller: Çince, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.5.

erkekler: %96.9.

kadınlar: %89.6 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel uzun şekli: Hong Kong Özel İdari Bölge.

kısa şekli : Hong Kong.

Yerel tam adı: Xianggang Tebie Xingzhengqu.

yerel kısa şekli: Xianggang.

Bağımsızlık durumu: Çin yönetimindedir.

İdari bölgeler: yok (Çin yönetimindedir.).

Bağımsızlık günü: yok (Çin yönetimindedir.).

Milli bayram: Ulusal gün 1 Ekim (1949).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü),WCL, WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WToO (Dünya Turizm Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Hong Kong, çoğunlukla uluslararası ticarete dayanan hareketli bir serbest piyasa ekonomisine sahiptir. Doğal kaynaklar kısıtlıdır ve gıda maddeleri ile ham maddeler ithal edilmektedir. İh

Teknolojik Terim

HQ+, AVCHD DVD Handycam’ler için en yüksek kalite kayıt ayarıdır.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: kumbara) 1. Demirden içi boş veya dolu büyücek mermi ki, muharebelerde havan topuyla atılırdı. 2. Para biriktirmek için kullanılan, toprak veya madenden yapılma, bir tarafında yarığı bulunan kap, kumbara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarışlarda kullanılan engel veya çit; engelli yarış; seyyar ağıl; İng. dallardarı sepet gibi örülmüş portatif parmaklık veya engel; f. etrafına parmaklık veya çit çevirmek; yarışta engel atlamak. high hurdles yüksek engel; yüksek engelli 110 m

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarıyan 6 çeşit beşliden biri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Hazır olma, mevcut bulunma, gıyab zıddı: Sizin mecliste huzûrunuz elzemdir. 2. On, Fars. pîşgâh: Filânın huzûruna çıktı; huzûruna kimseyi kabûl etmiyor; huzûrunuzda terbiyesizlik etti. 3. Rahat, Fars. Asâyiş, Asûdegî, Arâm: Büyük rahat ve huzûr ile; huzûr-i kalb ile. 4. Padişah tarafından kabûl: Huzurdadır; huzûra çıktı (nezaketen ve saygı mübalâğası olarak başka büyükler hakkında da kullanılır: Huzûrunuzda bulunmakla bahtiyârım). Huzûr dersi = Osmanoğulları devrinde Ramazanda padişah huzurunda verilen din dersi ve ilmî münakaşa. Hişâ huzurdan = Huzurunuzdan uzak olsun (çirkin ve açık bir söz söylenmesine mecburiyet elverdiğinde saygı ve nezaket maksadıyla kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. Herkül tarafından öldürülen dokuz başlı yılan; astr. güney yarım kürede bulunan yılana benzer bir takımyıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İberya; İberik yarımadası; eski Gürcistan. Iberian s., i. iberik yarımadasında yaşamış olan eski bir Avrupa kavmine ait; İberya'ya veya orada bulunan kavme ait; i. İberyalı; İberya dili.

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. ibrâniyye). Benî İsrail kavmine ait veya bu kavimden olen: Ibrânîler’in Arabistan Yarımadasından Filistin’e göçmüş olduklarına şüphe yoksa da, önce Irak’a gidip sonra Fırat’ı geçerek Kudüs’e gittikleri için «ubûr» kelimesinden «İbrânî» denilmişlerdir: İbrânî dili, İbrânî harfleri.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ağaçta, çiçek açma, ağacın çiçeğinin tomurcuğunu yarıp çıkması.

Türkçe Sözlük

(i. A. «acz» den masdar) (c. İcâzât). 1. Aciz bırakma, karşı çıkmaya ve ya yarışmaya girişmeye cesaret edemiyecek bir halde bulundurma: Kur’an Ayetlerinin inmesi, Arap sihirlerini İcâz etti. 2. Kimsenin yapamıyacağı ve herkesi Aciz bırakan hârikulâde şey, keramet, mucize: Icâz-ı Kur’an, Hadd-i İcâza varmak.

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (uyd. k.). Sathı, bir yarım kürenin içi gibi düzgün ve yuvarlak çukur biçiminde olan, obruk, muka’ar, konkav.

Sağlık Bilgisi

Bazı kimseler, öksürme, aksırma, gülme, ağlama, hallerinde veya heyecanlandıkları zaman idrarlarını tutamayıp kaçırırlar. Bu durum bilhassa çok doğum yapmış kadınlarda sık görülür. Nedeni ön ve arka boşaltım kanallarındaki kasların zayıflamış olmasıdır. Ayrıca böbrek veya idrar yollrındaki taş veya tümör, omuriliğin hastalanması da idrar tutamamaya neden olabilir. Küçük çocuklarda ise, bağırsak solucanları idrar kaçırmaya neden olabilir. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Günlük, su.

Hazırlanışı : Küçük bir parça günlük havanda iyice dövülür. Aç karnına yarım kahve kaşığı yenir. Üzerine 1 bardak su içilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yarık, aralık, yırtık. 2. Dağınık.

Finansal Terim

(Issuer)

Sermaye piyasası araçlarını ihraç eden anonim ortaklıklar, mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınanlar dahil kamu iktisadi teşebbüsleri, mahalli idareler ile bunlarla ilgili özel mevzuatları uyarınca faaliyet gösteren kuruluş idare ve işletmelerdir.

Türkçe Sözlük

(İHTAR) (i. A. masdar) (c. ihtârât). 1. Bir şeyi birinin hatırına getirme: Yarın derse başlayacağımızı kendisine ihtar ettim. 2. Bir adamın bilmediği ve fark etmediği bir şeyi gösterip dikkatini çekme: Durumu ihtar eden olmadı, iyi niyetle yaptığı ihtar faydalı oldu. (ihtâr’ın tenbih’ten farkı budur ki, tenbih üstten asta, ihtar ise asttan üste veya akrandan akrana olur). 3. İdarî küçük ceza: Kendisine bir ihtar verildi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخطار] uyarı, hatırlatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarılmak, hatırlatılmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hafi» den masdar) (c. ihtifâlât). Büyük bir alay ile saygı gösterme, merasim, tören: Cenazesi ihtifâlât-ı lazıme ile kaldırıldı. Mehmed Akif için yarın bir ihtifâl yapılacak.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (e. Ihtiyârât). 1. Seçme, tercih, intihap: İçlerinden bunu ihtiyâr ettim. 2. Kabûl etme, katlanma, razı olma: İnzivayı ihtiyâr etti. en az kötü olanı ihtiyâr etmeli. 3. irâde, irâde-i cüz’iyye, kendine mâlik olup kendi isteği, arzusuyla hareket etme: İhtiyâr elden gitti. Kendi ihtlyâriyle bu işe karar verdi. Bi-ihtlyâr, bili-lhtiylr = istemeyerek, kendinde olmayarak, irâdesi elinde olmaksızın c. İhtiyârât = Takvimlerdeki, falan gün falan şeyi yapmalı gibi bâtıl hükümler.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü ihtlyâriyye). İnsanın kendi irâde, arzu ve isteğiyle olan, mecburî olmayan: Mektebimizde Almanca öğrenmek ihtlyârîdir.

Türkçe Sözlük

(i. si.). 1. Birden sonra gelen sayı, Ar. isneyn, Fars. dü. 2. İki kişi, iki saat, on iki, yirmi iki, yüz iki, iki yüz. bk. İki yüz. iki bin: Ar. elfeyn. İki ağızlı = İki tarafı keser (bıçak vesaire). İki çifte = Dört kürekli kayık. İkide bir = Yarım. İkide bir, ikide birde = Pek sık, her vakit. İki kat = Bir şeye bir mislinin katılmış hâli. İki günde bir = Gün aşırı. İki yüzlü = 1. İki tarafı yüz (kumaş). 2. mec. Mürâyi, nabza göre şerbet veren; özü, sözü bir olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kemâl» den masdar) (c. ikmâlât). Kemale erdirme, mükemmel etme, tamamlama, bitirme: Yarım kalmış binayı ikmâl etti. Eksiklerini ikmâle çalışıyor. İkmâl-i tahsil = Tahsiline başlanılan ilim ve fennin daha ilerisini öğrenmek üzere daha yüksek bir mektebe veya ihtisasa devam: Tahsilini ikmâl için Avrupa’ya gönderilen talebe («ikmal» in «itmâm» dan farkı şudur ki, itmâm’da yalnız bitirme maksat olduğu halde, ikmâl’de mükemmellik mânâsı da vardır).

Türkçe Sözlük

eski: İLERÜ (aslı: il’den İLGERÜ) (i.). 1. Önde; zıddı: geri, Fars. piş: İleri olmak, oturmak, bulunmak; geçmek, ileri gel. 2. İlerde, önde bulunan, önden giden: İleri hat, ileri karakol. 3. Daha önde bulunan, Ar. mütekaddim, sâbık: O, bizden ileridir. 4. Terakki etmiş, yükselmiş, ilerlemiş, geçmiş, başta, önde: Sanayide İngiltere, Fransa’dan ileridir. Almanca’da o, benden çok ileridir. 5. Vakti, ileri gösteren (saat): Bu saat çok ileridir. Aksi: geri. 6. Ön taraf, bir şeyin önü: Kervanın İlerisi gözümüzden kaybolmuştu. Gidilecek olan yer, önde bulunan mesafe: Yolun ilerisi düzdür, ilerimiz ovadır. Gelecek zaman, Ati, müstakbel: İlerimiz yazdır. İleride = 1. Önde, başta. 2. Gelecekte, Osm. Atide, istikbalde. İleriden = Önden. İleri almak = Takdim etmek, öne geçirmek. İleride olmak = Yüksekçe bir görevde bulunmak. İleri çıkmak = Karşılamak, Osm. istikbâl etmek. İleri sürmek = 1. Sevketmek, götürmek. 2. Söylemek veye teklif etmek. İleri çekmek = İlerletmek = Terakki ettirmek. İleri geçmek = Yarışmak, yarışarak kazanmak. İleri gelmek = Çıkmak, bir sebepten dolayı olmak. Ilerigelen = Nüfuz ve iktidar sahibi. İleri gitmek = 1. Terakki etmek. 2. Haddini aşmak. İleri varmak = Aynı mânâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anat. incebağırsağın alt yarısı, kıvrım bağırsak ileac s. bu bağırsağa ait.

Türkçe Sözlük

(i.). Cengizliler’in İran dalının, HulâgO hanedanının hükümdarlarına verilen unvan: Padişah, İmparator. İlhanlılar = Bu hanedan ve bu hanedanın başında bulunduğu XIII. asrın son ve XIV. asrın ilk yarısında yaşıyan bir Yakın Doğu imparatorluğu.

Genel Bilgi

İnsanoğlunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine daha geliştirmiştir.

Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü İngiliz bilim adamı Charles Babbage’dir. Babbage’nin Analitik Motor adını verdiği cihaz, belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi.

Gerçek anlamda bilgisayarlar, 1941 yılında Berlin’de Kondrad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Onun yaptığı bilgisayar, elektron lambalarından oluşuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu.

1946’da, Amerikalı J. Presper Erchert ve John W. Mauchly, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. 17,500 civarında elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 direnç ve 10,000 kondansatörden oluşmuş 30 ton ağırlığındaki bu dev makina, on haneli 5,000 sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu.

Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu.

Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin yanısıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular.

Teknolojik Terim

VW200 ve VW60 ev sineması projektörü modelleri ile birlikte gönderilen yazılım paketi. Image Director 3 yazılımı, kullanım kolaylığı için gama düzeltme ayarını düzenlemek ve saklamak üzere, bir RS-232C kablosu ile projektörünüzü bir bilgisayara bağlamanızı sağlar.

Türkçe Sözlük

(I.) (yarım rüzgâr mânâsiyle Farsça «nîm-bâd» veya deniz rüzgârları mânâsiyle Arapça Farsça «yem-bâdt» tâbirlerinden gelmiş sayılması yanlıştır. «Batı» dan olması ihtimali daha kuvvetlidir). Ekseriya batı veya kuzey batıdan esen serin deniz rüzgârı: İmbat esiyor.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. efelak’tan). 1. Yarılma, açılma. 2. Patlama.

Genel Bilgi

Özellikle ABD’de Hıristiyanların şükran günlerinin önemli bir sembolü olan hindi aslında Amerika kıtasının yerlisidir. Vahşi hindi cinsleri Kristof Kolomb kıtayı keşfetmeden de önce Kuzey Amerika’da yaşıyordu. Hatta Avrupa’dan Güney Amerika’ya ilk gelenler Azteklerin bir cins hindi ırkını ehlileştirdiklerini görmüşlerdi.

Amerikan hindileri Avrupa’ya 1519 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş, daha sonra bütün Avrupa’da yayılıp 1541 yılında İngiltere’ye ulaşmışlardı. Hayvancağızı gören İngilizlerin kafaları karışmış, o zamanlar Türk toprakları olan Batı Afrika’dan Portekizli tüccarların getirdikleri Afrika hindisi veya yine Türkiye üzerinden getirilen Hint tavuğu sanmışlardı. Sonunda her iki ırkın farklı olduğu anlaşılmıştı, ama bu Amerikan kökenli kuşun adı 17. yüzyılda Amerika’ya göç eden İngiliz göçmenler sayesinde Amerika’da ‘Turkey’ olarak yerleşti.

Tabii bu Türkiye’nin isminin niçin İngilizce’de hindi anlamında kullanıldığının resmi açıklaması. Bunun yanında uydurulmuş başka tezler de var. Bunlardan biri Kolomb’un ilk yolculuğuna katılan bir Portekiz Yahudi’si Jose de Torres’in hindiyi görünce, İbrânice ‘büyük kuş’ anlamında ‘Tukki tukki’ diye bağırması, diğeri de sürekli batıya doğru giderek Hindistan’a ulaşmayı hedefleyen Kolomb’un Amerika’ya vardığında burayı Hindistan ve hindiyi de Hint tavus kuşu sanarak onu ‘Tuka’ diye adlandırması ve zamanla bu kelimenin Turkey olarak telaffuz edilmesidir.

Durun daha tezler bitmedi. Bir başka tezde de, Kızılderililer hindiye ‘Fırke’ dediklerinden bu sözcüğün İngilizce’deki telafuzu ile ‘turkey’ye dönüştüğü ileri sürülüyor. Daha başka hindi tezleri de var. Örneğin hindilerin korkunca çıkardıkları seslerin insanlar tarafından turk-turk-turk (törk) diye taklit edilmesiyle zamanla onlara Turkey denilmesine neden olduğu bile iddia ediliyor. Bunda alınıp gücenecek bir şey yok. Türkçe’de de hindi kelimesi Hindistan anlamına çok yakındır. Ayrıca bizde de bir ‘Mısır’ örneği var.

Hindiler başlangıçta renkli tüyleri nedeni ile kümeslerde süs hayvanı olarak yetiştirilmişler, et kalitelerinin farkına ise 1935’den sonra varılmıştır. Erkek hindiler 130 santim boya ve 10 kilo ağırlığa ulaşabilirlerken dişiler neredeyse yarı ağırlıktadırlar. Vahşi hindiler akarsu ve göl kenarlarında yaşamayı tercih ederler ve tehlike anında 400 metre mesafeye uçabilirler.

Bu arada marketlerde niçin hiç hindi yumurtası satılmıyor, dikkatinizi çekti mi? Günümüzde tavuklar yılda ortalama 250’den fazla yumurtlayabiliyorlarken, hindiler 100 - 120 adet yumurtlarlar ve yumurtaları 4 -5 kez daha ağırdır. Daha ziyade yeni hindileri üretmekte kullanılırlar.

Türkçe Sözlük

İNŞAALLAHI TAALA (A. ibare). Allah isterse, Allah’ın emri olursa mânâsıyle çok kullanılan dua tabiridir ki, gelecekten bahsolunurken kullanılır: Yarın inşaallah erkenden çıkıp gideriz. Yarın gelecek misiniz? -inşaallah. Bazen inşael-mevlâ da denilir (doğrusu «inşâ Allâh» suretinde ayrı yazılmaktır).

Genel Bilgi

Korktuğumuzda, ölüm tehlikesi veya bize çok rahatsızlık veren bir durumla karşılaştığımızda verdiğimiz tepki, ilk çağlarda yaşayan atalarımızın tepkileri ile hemen hemen aynıdır. Acıktığımızda karnımız guruldar, güzel bir yiyecek gördüğümüzde tükürük salgımız artar, yani ağzımız sulanır, korkunca çenemiz titrer, tüylerimiz diken diken olur.

Bedenimizin yüz binlerce yıl öncesine ait bu işleyiş düzeni bugün bile etkinliğini sürdürüyor. Fizyolojik olarak taş devri insanlarından farkımız yok, dış tehlikeler karşısında hala onlar gibi tepki veriyoruz. Ancak günümüzde strese yol açan modern etkenler karşısında bu tepkiler pek yararlı olamıyor.

Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman kendini savunmaya hazırlar. Bunu yaparken karşı tarafla savaş için bazı kasları hazır hale getirir, gerekirse kaçmada kullanacağı bazı kasları da seçer.

Diğer canlılarda olduğu gibi insanda da dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır. Şüphesiz ilk insanlarda bugün yırtıcı hayvanlarda olduğu gibi saldırmanın da etkili bir unsuruydular ama evrim sonrası bu işlevlerini kaybettiler.

İşte bu nedenle bir saldırının korkusu hissedildiğinde kalıtımsal olarak önce çene ve dişler savunma pozisyonunu alır. Çenedeki kaslar titremeye başlar, bu da sanki dişler takır takır birbirlerine vuruyorlarmış gibi bir görüntü yaratır.

Bu arada aynı şekilde bacaklardaki kaslara da koşmaya hazırlanma uyarısı gider. Buradaki kaslar da hazırlık halinde titremeye başlarlar. Çok korkan bir insanın bacaklarının zangır zangır titremesi de bundandır.

Korkunca tüylerimizin diken diken olması da vaktiyle vücutları tamamen kıllarla kaplı atalarımızdan kalmadır. Cildimizdeki her kıl ve saç teli bir küme istemsiz kas hücresi ile donatılmıştır. Korkunca başta kedi olmak üzere hayvanların bir çoğunda görülen savunma refleksiyle bu minik kaslar kasılır ve tüylerimiz dikleşir.

Üşüyünce tüylerimizin dikleşmelerinin amacı ise ayrıdır. Atalarımız bizler gibi gerektiğinde kalın giysilerle dolaşamadıkları için vücutlarındaki kıllar onların derilerini soğuktan koruyan bir izolasyon tabakası görevini de görüyordu. Aşırı soğukta bu kıllar dikleşerek daha geniş bir yüzey oluşturuyor ve ısı alışverişini en aza indiriyorlardı. Atalarımızdan genetik olarak aldığımız bu reaksiyon şekli sayesinde sıcak bir havanın ardından serin bir meltem çıktığında ürpeririz ve tüylerimiz diken diken olur.

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak bulunmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha ‘uygun olabilirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, kalıtımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yansının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her iki yarısının da bir birinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşitli görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özdeştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki ‘left’ kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan ‘lyft’ kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki ‘right’ ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. iç, iç taraf, dahil; iç yüz; s. iç, içteki, dahili. inside in formation içeriden sızan haberler. have the inside track yarış alanının en iç ve dolayısıyle en kısa kısmına yakın olmak; daha elverişli mevkide olmak. inside out ters yüz. insider i

Türkçe Sözlük

(i. A. «şakk» dan masdar). 1. Yarılma, çatlama, ikiye ayrılma. 2. (tıp) Çeşitli organların İsimlerine uydurularak birtakım hastalıkların isimlerini teşkil eder.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انشقاق] yarılma, bölünme.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Çatlayıp yarılma, yarık olma. 2.Parlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Teknolojik Terim

Intel® Viiv™ teknolojisi, dijital eğlencenin keyfini çıkarmanız için tasarlanmış yeni Intel® platformudur. Çift çekirdekli işlemcisi çoklu görev gücünü arttırır. Çevrimiçi hizmetler arasında kolayca gezinme özelliği, basit bir kullanıcı deneyimi sağlar. Bilgisayarı anında açma ve kapama özelliğine de sahiptir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık, çatlak; birbirine yakın iki parça arasındaki açıklık.

Teknolojik Terim

Güç tasarrufu sağlayan yenilikçi ortam Işık Sensörü, belirli BRAVIA TV’lerde kullanıma sunulmuştur. ‘Ev’ ayarındaki sensör, bir odadaki ortam ışığını algılayarak görüntü parlaklığını gerektiği şekilde ayarlar. Daha rahat bir seyir sağlamanın yanı sıra, set ışık sensörü etkinleştirildiğinde güç tüketiminde %30 daha fazla düşüş elde edilebilir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. escarpin). Konçsuz veya yarım konçlu zarif ayakkabı, alafranga hafif kundura.

Türkçe Sözlük

(i.). Fenn-i ispençiyari Eczacılık, Osm. fenn-i saydelânî.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Yapılıp yapılmaması insanın kendi isteğine bağlı olan, ihtiyari. 2. İstemle yapılan, iradi.

Türkçe Sözlük

(hi.). İskandinavya yarımadasında bir ülke.

Türkçe Sözlük

(i.). Köpek, Ar. kelb, Fars. seg. mec. Değersiz ve ahlâksız adam: İtin biri. İt-eli = Atın içeri basan cinsi. İtüzümü = Patlıcangillerden bir bitki, Ar. unnebüz-zeeb. İtburnu = Nesrin tohumu, yabanî gül tohumu. İthıyarı = Ebûcehil karpuzu. İtderneği = Harıltısı gürültüsü çok olan haşarat yatağı. İtdirseği = Arpacık. İt sürüsü = mec. Ayaktakımı. İtboğan = Acı çiğdem. İt nişanı = Atın ayağında makbûl sayılmayan bir nişan. Ityatağı = Aşağılık takımının toplandığı yer. Ityılı = Eski on iki hayvanlı Türk takviminde bir daire teşkil eden senelerin on birincisi. Yabanın iti = mec. Edepsiz adam.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa, Akdeniz kıyısında yarımadada, kuzeydoğu Tunus›ta yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 50 Kuzey enlemi, 12 50 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 301,230 km².

Sınırları: toplam: 1,932.2 km.

sınır komşuları: Avusturya 430 km, Fransa 488 km, Holy See (Vatican City) 3.2 km, San Marino 39 km, Slovenya 232 km, İsviçre 740 km.

Sahil şeridi: 7,600 km.

İklimi: 7 ayrı iklim görülmektedir. Ama genel olarak ılıman hava hakimdir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli ve dağlıktır, ovalar ve kıyıda alçak araziler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Blanc Tepesi (Monte Bianco) 4,748 m.

Doğal kaynakları: Cıva, potas, mermer, sülfür, doğal gaz, ham petrol, balık, kömür, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.41.

daimi ekinler: %9.09.

Diğer: %64.5 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 27,100 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları, çığ düşmeleri, depremler, volkanik patlamalar, su baskınları, toprak çökmeleri.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 58,133,509 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.04 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.06 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.83 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.81 yıl.

Erkeklerde: 76.88 yıl.

Kadınlarda: 82.94 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.5 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 140,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,000 (2003 verileri).

Ulus: İtalyan.

Nüfusun etnik dağılımı: İtalyan.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler, Müslümanlar.

Diller: İtalyanca (resmi), Almanca, Fransızca, Slovence.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.6 (2003).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İtalya Cumhuriyeti.

kısa şekli : İtalya.

Yerel tam adı: Repubblica Italiana.

yerel kısa şekli: Italia.

Eski adı: İtalya Krallığı.

ingilizce: Italy.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Roma.

İdari bölümler: 20 bölge; Abruzzi, Basilicata, Calabria, Campania, Emilia-Romagna, Friuli-Venezia Giulia, Lazio, Liguria, Lombardia, Marche, Molise, Piemonte, Puglia, Sardegna, Sicilia, Toscana, Trentino-Alto Adige, Umbria, Valle d›Aosta, Veneto.

Bağımsızlık günü: 17 Mart 1861.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 2 Haziran (1946).

Anayasa: 1 Ocak 1948.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe Sözlük

(İTİZAR) (i. A. «özr» den masdar). Bir özür, sebep ve vesile ileri sürüp bir mânî göstererek af dileme, mâzeret beyân etme: Dâvete gidemediğinden dolayı itizar ediyor. İtizar şehidetnâmesi = Mazereti tasdik eden doktor raporu veya başka bir resmî veya yarı resmî kâğıt.

Teknolojik Terim

Dijital bir ortam oynatıcı yazılım uygulaması olan iTunes®, ses dosyalarını PC’nizde veya Sony VAIO dizüstü bilgisayarınızda düzenlemenizi sağlar. iTunes üzerinden alınan müzik veya iTunes Plus formatında indirilen şarkılar Sony’nin İçerik Aktarım aracı ile kolayca bir Sony WALKMAN® cihazına aktarılabilir.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya’da, Kuzey Pasifik Okyanusu ve Japon Denizi arasında, Kore yarımadasının doğusunda yer alan ada ülkesi.

Coğrafi konumu: 36 00 Kuzey enlemi, 138 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 377,835 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 29,751 km.

İklimi: Güneyde tropikal ve kuzeyde soğuk ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Çok sayıda kayalıklar ve dağlar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hachiro-gata -4 m.

en yüksek noktası: Fujiyama 3,776 m.

Doğal kaynakları: Önemsiz mineral kaynaklar ve balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.64.

daimi ekinler: %0.9.

Diğer: %87.46 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25,920 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Çoğunluğu sönmüş olan birkaç aktif volkan, yılda yaklaşık 1500 sismik olay.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 127,463,611 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.24 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 81.25 yıl.

Erkeklerde: 77.96 yıl.

Kadınlarda: 84.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 12,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 500 (2003 verileri).

Ulus: Japon.

Nüfusun etnik dağılımı: Japon %99.4, Koreli %0.6 (2004).

Din: Shinto ve Budizm %84, diğer %16.

Diller: Japonca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Japonya.

ingilizce: Japan.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Tokyo.

İdari bölümler: 47 bölge; Aichi, Akita, Aomori, Chiba, Ehime, Fukui, Fukuoka, Fukushima, Gifu, Gumma, Hiroshima, Hokkaido, Hyogo, Ibaraki, Ishikawa, Iwate, Kagawa, Kagoshima, Kanagawa, Kochi, Kumamoto, Kyoto, Mie, Miyagi, Miyazaki, Nagano, Nagasaki, Nara, Niigata, Oita, Okayama, Okinawa, Osaka, Saga, Saitama, Shiga, Shimane, Shizuoka, Tochigi, Tokushima, Tokyo, Tottori, Toyama, Wakayama, Yamagata, Yamaguchi, Yamanashi.

Bağımsızlık günü: 660 M.Ö. (Jimmu İmparatorluğunun kuruluşu).

Milli bayram: İmparator Akihito’nun doğum günü, 23 Aralık (1933).

Anayasa: 3 Mayıs 1947.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), CP, EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 5, G- 7, G-10, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), I

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. incebağırsağın üst yarısı, boş bağırsak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cokey, yarış atı binicisi. jockey cap uzunca siperli kasket. jockey club at yarışlarını idare eden kulüp.

Yabancı Kelime

Fr. jury

1. seçiciler kurulu, 2. huk. hakem heyeti

1. Yarışma, sınav vb. etkinliklerde başarılı, üstün olanları seçmek amacıyla oluşturulmuş geçici kurul. 2. Bazı ülkelerde yurttaşlardan seçilmiş ve mahkemede yargı görevini yapan geçici kurul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jüri; yarışma jürisi. jury box mahkeme salonunda jüri heyetine ait yer. juryman i. jüri üyesi. common jury, petty jury, trial jury on iki üyeden meydana gelen ve davayı incelemekle görevli jüri heyeti. coroner's jury nedeni bilinmeyen ölümlerin ne

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Ayak. 2.Adım. 3.Yarım arşın uzunluğunda bir ölçek. 4 Uğur. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaran, yarıcı, ortadan bölücü. Sîne-kâf = Göğüs yaran, («şikâf» daha çok kullanılmıştır).

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.

Şifalı Bitki

(kafur): Tabiatta, bir çok bitkide bulunur. Tıpta kullanılan kafuru “Japonya Kafuru”dur. “Cinnamomun Camphorea” ağacının odunu, su buharıyla distile edilerek elde edilir. Kafuru renksiz, şeffaf, billuri yapılı, gevrek parçalarıdır. Kokusu hususi ve keskin, lezzeti sonradan serinlik veren acı ve yakıcıdır. 204 santigrat derecede kaynar. Adi sıcaklıkta uçar. Suda çok az erir. Alkolde, eterde, kloroformda, benzolde ve yağlarda çok erir. Kullanıldığı yerler: Kan dolaşımını kuvvetlendirir. Beyni ve sinirleri uyarır. Kalp yetersizliğini giderir. Solunum sistemini uyarır. Bronşların ifrazatını arttırır. İspirto ile karıştırılmış kafuru, ağrıları ve kepeklenmeyi keser. Akciğer hastalıklarında faydalıdır. Ateşli hastalıklarda, uyuşturucu maddelerde zehirlenmelerde ve gece terlemelerinde de kullanılır. Tıpta kafurulu yağ, kafurulu ispirto gibi terkipler kullanılır.

Genel Bilgi

17. yüzyılda Macaristan’ın Sobatzka Kalesi’nin Osmanlı muhafızları çok sevdikleri bir koçu özenle besliyorlardı. İkinci Viyana Kuşatması ile başlayan felaketli devirde kale Almanlar tarafından kuşatıldı. Kurtuluş imkanı göremeyen askerler bir sabah vakti kaleden fırlayarak düşmanı yarıp Budin yoluna doğru yöneldiler. Onlarla beraber fırlayan koç da sahiplerini yalnız bırakmamış iri boynuzları ile önüne çıkan düşman askerini yaralayarak, kendini tutturmadan askerlerle beraber Budin’e gelmişti. Bu gazi ve cengaver koç Budin’de büyük bir şöhret kazandı. Ancak ne yazık ki aynı yılın kurban bayramında kesildi!

Şifalı Bitki

(coffea): İkiçenekliler sınıfının, kökboyasıgiller familyasından, vatanı Afrika olan, fakat Asya ve Amerika’nın tropik bölgelerinde yetiştirilen, 20 kadar çeşidi olan bir ağaçtır. En çok bilineni Arabistan kahvesi’dir. 7-8 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları sivri uçlu olup, kenarları dalgalıdır. Çiçekleri beyaz ve hoş kokuludur. Meyvesi kiraza benzer; içinde ince iki çekirdek bulunur. Her çekirdeğin içinde aynı şekilde bir tohum vardır. Tohumlarında, kafein alkoloidleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kandolaşımını sağlar. Uykuyu kaçırır, düşünmeyi kolaylaştırır. Yarımbaş ağrılarını dindirir. Uyuşturucu maddelerle zehirlenmelerde faydalıdır. Boğmaca öksürüğünü keser. Nikris ağrılarını teskin eder. Tansiyonu yüksek olanların kahve içmemesi tavsiye edilir. Ayrıca fazla miktarda içildiğinde uykusuzluk, sinir bozukluğu ve çarpıntı yapar.

Şifalı Bitki

(hindbademi): İkiçenekliler sınıfının sterculiaceae familyasından, vatanı tropik Amerika olan bir ağacın meyvesidir. Kakao ağacı 4-10 metre boyundadır. Yaprakları derimsidir. Çiçekleri her mevsimde açar. Meyvelerinin içinde kestane büyüklüğünde tohumları vardır. Tohumlarının içeriğinde teobromin denilen alkoloid vardır. Bu madde uyarıcıdır. Tohumlarından kakao yağı çıkarılır. Kozmetik sanayiide ve eczacılıkta fitil yapmakta kulanılır. Tohumlarının yağı alındıktan sonra elde edilen kakao tozuna çikolata denir. Kullanıldığı yerler: Uyarıcı, iştah açıcı ve kuvvet vericidir. İdrar söktürür. Vücuttaki zehirlerin dışarı atılmasını sağlar. Böbrek iltihaplarını giderir. Fazla içildiği takdirde çarpıntı ve baş ağrısı yapar.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük sel yarıntısı.

Türkçe Sözlük

(i.). Romanya’nın bu ismi taşıyan İskelesinden gelen ve Avusturya ormanlarından çıkan kereste kütüğü ki, dört, beş santimetre kalınlığında olmakla yarılıp her birinden birkaç tahta çıkar: Uç çırpılı, dört çırpılı kalas.

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Gökyüzünün kuzey yarımküresinde görülebilen Akreb burcunun en parlak yıldızı, Fr. Antares, Lat. Alpha Scorpius.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. aklâm). 1. Kamış. 2. Bir çeşit çubuğun, yazı yazmak üzere yontulup açılmışı: Kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Umumiyetle yazı yazan Alet: Demir kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine oymaya mahsus çelikten ucu keskin Alet: Madenci, taşçı, hakkâk kalemi; kalemle hakketmek. 5. Tülbent vesaire üzerine boya ile nakşetmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: Kalem işi; kalemkârî yemeni, yorgan yüzü. 6. Yazı çeşidi, hat: Güzel kalemi vardır; ince kalem; kalın kalem. 7. Nakış, resim: Karakalem = Siyah nakış. 8. Resmî dairelerin yazı işleri (tahrirat) daireleri, kâtiplerin toplanıp yazı yazdıkları oda: Kaleme devam etmek, muhasebe kalemi; aklâm efendiler. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: Ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabanisinin yarığına takılmak üzere, istenen ağacın bir yıllık budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: Ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek hastalığına karşı aşılanacak çocuklara sürülecek aşının saklandığı zıvana: Çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. Defter veya pusulada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: On beş kalem eşya aldık. Kalem açmak = Yontmak. Kendisi çok güzel kalem açar. Aşı kalemi = 1. Ağaca aşılanacak budak parçası. 2. Çocuklara aşılanacak çiçek aşısı hâvî zıvana. Kalem aşısı — Ağaç aşısı çeşitlerinden biri ki, kalem vurmakla olur. Kaleme almak = Yazı yazmak, bir mevzuu yazılı olarak söylemek: Güzel kaleme almış. Ehl-i kalem, erbib-ı kalem = Fikirlerini yazıyla iyi ifade edenler; yazarlar, münşîler. Kalem işi = bk. Kalemkârî. Bir kalemde = Birden, bir defada: Bir kalemde beş yüz lira verdi. Kalemböreği = İnce uzun bir nevi börek. Kalem parmaklı = Uzun ve düzgün parmaklı. Ceffel-kalem (Ar.) = Bir şeyi düşünmeden hemen hüküm vermek: Bu adamın ahlâksızlığına ceffel-kalem hükmetmek doğru değildir. Kalem çekmek = Çizmek, çıkarmak. Kalem kulaklı = Kulakları dikili ve düzgün at. Kalem keski = Sacın kenarını kesmeye mahsus soğuk keski. Kaleme gelmemek — Hiç ehemmiyeti olmamak, bir veçhile dikkat çekmemek: O iş kaleme gelmez.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayak üzeri durma vaziyeti almak, Osm. kıyâm etmek: Öğretmen girerken bütün talebeler kalkar; saygı için ayağa kalkmak. 2. Yatma vaziyetini bozmak, oturmak: Yatmaktan usanmadın mı, kalk artık; yatmakta iken kalkıp oturdu. 3. Uyanmak, yataktan çıkmak: Sabah kaçta kalkıyorsunuz? 4. Yükselmek, yukarı çıkmak: Bu salıncağın bir tarafı inince öbür tarafı kalkar. 5. Kabarmak, şişip ayrılmak: Bütün yüzümün derisi kalktı. 6. Gitmek, hareket etmek, yola çıkmak: Tren kalktı; yarın buradan erken kalkarsak akşam varırız; vapur kaçta kalkar? 7. Dik durmak, dik vaziyet almak: Tüylerim kalktı; hayvan art ayakları üzerine kalktı; yağmurdan yatmış olan ekinler yine kalktı. 8. Yok olmak, lağv ve fesholunmak, artık bulunmamak veya kullanılır halde olmamak: Onun vücudu kalktı; o Adet şimdi kalktı; kara gümrüğü çoktan kalkmıştı. 9. Hastalıktan kurtulup yatağı terketmek: Hastanız daha kalkmadı mı? Doktor bir haftaya kadar kalkacağını tahmin ediyor. 10. Ayaklanmak, Osm. tuğyân, gulüvvetmek: İkide birde kalkar. 11. Şiddetlenmek: Rüzgâr, fırtına, dalga kalktı. 12. Doğmak, tulü etmek: Şimdi güneş kaçta kalkar? Sabahleyin Zühre’nln kalktığını seyrettim. Ayağa kalkmak = 1. Ayak üstü olmak, Osm. kıyâm etmek. 2. Ayaklanmak. Denize kalkmak = Deniz yolculuğuna çıkmak. DSşe kalka = Düşüp kalkarak, zahmetle yürüyerek, Fars. üftân ü htzân. Kalkıp kalkıp oturmak, hop oturup hop kalkmak = Fazla hiddet etmek, tehevvüre gelmek. Merak kalkmak = Meraka dokunmak, meraklanmak: Merakım kalktı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Olduğu yerde ve halde durmak, devam ve karar bulmak: Bütün arkadaşları gittiği halde o kaldı; imtihan veremeylp sınıfta kaldı. 2. Gerilemek, geride durmak: Bizim adamlar nerede kaldı? O yarı yolda kaldı. 3. Durmak, hareket etmemek: Benim saatim kalmış; onun atı sarp yola gelince kaldı. 4. Artmak, fazla gelmek, bâkî olmak: Bütün koyundan yalnız İki okka et kaldı; o kadar kâğıttan bir tabaka kalmadı. 5. İkamet etmek, gecelemek: Bu gece nerede kalacağız? Dün bizde kaldılar; gece kalmaya gelmelisiniz. 6. Sükûnet bulmak, durmak, dinmek, sessiz olmak, Osm. râkld olmak: Rüzgâr, yağmur, fırtına kaldı. 7. Sürmek, devam etmek: O birçok vakit öyle kaldı. 8. Terkolunmak, vez geçilmek, bırakılmak: O iş kaldı; o mektebin açılması şimdilik kaldı. 9. Bir tarza dökülmek, bir hale girmek: Küçük yaşta yetim kaldı; cahil kaldı; üç gün aç, uykusuz kaldı. 10. Yapamamak, azalmak, eksilmek, mahrum olmak, başaramamak, nâll ve muvaffak olamamak: Yazıdan kaldık; eğlenceden kaldı; yoldan kaldınız. 11. Geçmek, kalan mala konmak: Babasından kendisine bir hayli mal kaldı; ona amcasından bir şey kalmadı. 12. Yaşamak, hayatta olmak: Onlardan kimse kalmadı; galiba bir oğlu kalmıştı. 13. Hayran olmak, hayrot etmek: Bunu işitince öyle kaldı. 14. Ait ve râcî olmak: Bunu yapmak size mi kaldı? 15. Yorulmak, gidememek: Bu hayvan kaldı. Az kalmak, dikiş kalmak = Takarrüb etmek, yaklaşmak, olmasına bir şey kalmamak: Az kaldı düşünüyordum; az kaldı unutuyordum; çantayı elimden düşürmeye ramak kaldı. Ust-baş kalmamak = Kıyafet pek pejmürde olmak. Üzerinde kalmak = Zimmetinde kalmak. Iften kalmak = Bir engel çıkıp İşe gidememek. Bana kalsa = Benim fikrimce, bana göre. Bildiğinden kalmamak = Israr etmek. Elinden geleni yapmak. Hasret kalmak = Hasret çekmek, mahrum olmak. Hatır kalmak = Gücenmek, kırılmak, darılmak. Donakalmak = Hayrette kalmak. Kaskatı kalmak = Ölüm hâli, ölmek. Göx kalmak — Gıpta ve haset etmek. Yanına kalmak = Cezasız kurtulmak. Kaldı kl = Ne var ki. Nerede kaldı = Ne kador uzak: Sizinle o kadar hukuku varken sizin için bu işi yapmazsa nerede kaldı bizim için yapmak? ...den kalır yeri yoktur = Hiç ondan farkı yoktur: Bu adamın da hiç dilenciden kalır yeri yoktur. Kala kala = Tükene tükene, gide gide bu kaldı: O büyük aileden kala kala bir ufak çocuk kaldı. Kat kala = En nihayet, son derecede: Kat kala muhtaç olursak bunu kullanacağız.

Sağlık Bilgisi

Kalp üzerinde hissedilen ağrıya tıp dilinde prekardiyal ağrı denir. Kalp ağrısı nefes darlığı ve şok ile görülürse; enfarktüs krizinden şüphe edilir. Bu gibi durumlarda hastayı fazla hareket ettirmemek, istirahat etmesini sağlamak ve doktora başvurmak gerekir. Kalbin ön kısmında devamlı olarak ağrı varsa; nedeni psikolojik olabilir. Bu çeşit kalp ağrılarını tedavi etmek maksadıyla aşağıdaki reçetelerden faydalınabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı anason konur. 15 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir. Aynı işlem sabah akşam tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür.

Sol Kalp Yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır.

Sağ Kalp Yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır.

Kaonjestij Kalp Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır.

Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir:

- Sigara içmeyin

- Yemeklere fazla tuz koymayın.

- Uykularınızı ihmal etmeyin.

- İstirahat edin ama devamlı olarak yatmayın.

- Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert etmeyin.

Ayrıca aşağıdaki reçetelerden dilediğinizi kullanın.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı nane konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülüp, içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duvara, kereste vesaireye kakılan büyücek tahta çivi. 2. Tahta vesaire yarıp açmak için ucu sivri ve arkası kalın ekseriya üç köşeli tahta veya demir takoz. 3. iki tarafı keskin, ucu sivri ve enli bıçak, bir çeşit hançer, Ar. cenbiye: Kama çekmek; karne kamaya gelmek — Kama ile vuruşmak. 4. Bazı oyunlarda yenilen adamın yüzüne konulan leke ve işaret: Kama basmak = Galip gelmek, yenmek. Balta kaması = Sivri uçlu tarafı. Top kaması = Topların kuyruklarında kapak işini gören bir Alet.

Türkçe Sözlük

(I.) (“t”si, ek alırsa “d” olur). 1. Umumiyetle kuşların kolları ki, ön ayakları yerinde olup uçmak üzere uzun tüylü ve açılır kapanır bir çift organdır, Ar. cenâh, Fars. per: Kuş kanadı, tavuk kanadı, kanatlarını açıp uçmak. 2. Balığın ayaktan değişerek kürek gibi yüzme Aleti hâline gelmiş olan organları: Bazı balıkların ikişer, bazılarının dörder kanadı vardır. 3. Kapı ve pencere gibi şeylerin açılıp kapanır ve ekseriya çift olan kapakları: Bu kapının kanatları pek ağırdır. Pencerenin bir kanadı açılmaz. Pancurun, çerçevenin kanatları. 4. Karşı karşıya konarak bir çift teşkil eden dokumalardan bazı şeyler: Perde, yelken kanatları. 5. Umumiyetle kumaş ve dokumaların ve bilhassa diklemesine ikiye katlanmış olanlarının yarım eni: iki üç kanat gömlek, çarşaf. 6. Kürek tahtasının yarısı: O küreğin bir tahtasını sarfettlk, bir kenadı duruyor. 7. Yapıların iki tarafından her biri: O evin sağ kanadı daha manzaralıdır. 8. Kuş tüyü ve yelkenden süpürge ve yelpaze. 9. Yeldeğirmeni yelkenlerinin beheri. 10. mec. Koruma, Ar. himaye, sahip çıkma: Onun kanadı altındadır. Kanadı altına sokuldu. 11. Burun deliklerinin dış kısmı, perdesi: Burun kanadı. 12. (askerlik) Orduda iki yan: Sağ kanat, sol kanat. 13. Uçakları havada tutan kanat benzeri kısımlar. Etkanat = Bir cins büyük yarasa. Kol kanat = Dayanak, kuvvet ve kudret: Kolu, kanadı kesildi.

Şifalı Bitki

(caryophyllus aromaticus): Mersingiller familyasından anayurdu Molük adaları olan ve birçok tropik ülkelerde ve başlıca Zengibar, Filipinler ve Hindistan’da yetiştirilen, kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Çiçeğinin tomurcuklarına karanfil denir. Baharat olarak kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen karanfilyağının içeriğinde hidrokarbür, euganol, salisilik asid ve karyofilin vardır. Güzel kokuludur. Tadı acıdır. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. İshali keser. Bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Cinsel arzuları kamçılar. Doğumu kolaylaştırır. Karanfil esansı diş macunlarında kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayar, altın ayarı.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan ve hayvanın belden aşağısında, mide ile barsakları ve böbreklerle mesaneyi ve kadında rahmi içine alan boşluk, Ar. batn, Fars. şikem: Karnı şiş. Karın ağrımak, karın acıkmak, karın doymak. 2. Her şeyin boşluğu, boş yeri: Geminin karnı. İki gemi karın karına gelmek: Yan yana bitişik durmak. 3. Rahim: Beni dokuz ay karnında taşıyan annem. Bir karından doğan kardeşler. 4. iç, batın: Herkesin karnındakini Allah bilir. 5. Arap harflerinde bazı harflerin içi: Cİm’in karnı (nûn ve sâd gibilerininkine kâse denir). Karın ağrısı = 1. Karındaki ağrı, sancı. 2. (halk dilinde: karnaksı) bedduâ tâbiri olup seslenen ve çağırıp bağıran adama cevaben söylenir. Aç karnına = Aç iken, bir şey yemezden. Karnı burnunda = Dokuz aylık gebe, doğurması yakın (kadın). Karnı geniş = Tahammüllü, Ar. mütehammil, hazımlı: Cim karnında bir nokta = Cahil. Karnıyarık = Ortadan yarılmış ve içine kıyma konmuş patlıcan yemeği.

Türkçe Sözlük

(i. A. «karn» dan smüş.). (mü. karine) (c. kurenâ). 1. Yakın, karîb. 2. Bir adamla akrabalık ve münasebeti olan, hısım, komşu, arkadaş, Fars. hem-dem, hem-cins: Bir edamın hâli karîninden sorulur. 3. Bir şeye erişen, bir hâl ile sıfatlanan: Karîn-i kabûl = Makbûl. Karîn-i takdir = Takdire erişmiş. SaSdetkarin = Saadete erişmiş 4. Mâbeynci: Karîn-i sini = İkinci mâbeynci. Kurenâ-yı hazreti şehr-yârîden. Ser-kurenâ = Başmabeynci.

Türkçe Sözlük

(i.). Karnı yarılarak kıyma doldurulan patlıcan yemeği.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında yarımada, Suudi Arabistan sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 30 Kuzey enlemi, 51 15 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 11,437 km².

Sınırları: toplam: 60 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 60 km.

Sahil şeridi: 563 km.

İklimi: Çöl iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla düzlükler ve kumla çakıllardan oluşan çöller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Qurayn Abu al Bawl 103 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.64.

daimi ekinler: %0.27.

Diğer: %98.09 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 130 km² (2002 verileri).

Doğal afetler: Duman, toz fırtınası, kum fırtınası.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 885,359 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.5 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 14.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 18.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.9 yıl.

Erkeklerde: 71.37 yıl.

Kadınlarda: 76.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.81 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.09 (2001 verileri).

Ulus: Katarlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %40, Pakistanlı %18, Hintli %18, İranlı %10, diğer %14.

Din: Müslüman %95.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %89.

erkekler: %89.1.

kadınlar: %88.6 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Katar Devleti.

kısa şekli : Katar.

Yerel tam adı: Dawlat Katar.

yerel kısa şekli: Katar.

ingilizce: Qatar.

Yönetim biçimi: İslam Hukukuna Dayalı.

Başkent: Doha.

İdari bölümler: 9 belediye; Ad Dawhah, Al Ghuwayriyah, Al Jumayliyah, Al Khawr, Al Wakrah, Ar Rayyan, Jarayan al Batinah, Madinat ash Shamal, Umm Salal.

Bağımsızlık günü: 3 Eylül 1971 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Eylül (1971).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Ör

Türkçe Sözlük

(f.). Sözleşmek, söz bağlamak, mukavele etmek: Yarın ava gitmek üzere kevileştik.

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Gökyüzünün kuzey yarım küresinde bir yıldız kümesi (Canis Minoris) Küçük Köpek.

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Gökyüzünün güney yarım küresinde bulunan ve gözle görülenlerin en parlağı olan bir yıldız kümesi, Lat. Canis Majoris, Fr Le Grand Chien Büyük Köpek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayarı bozuk altın ve gümüş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuşak, mıntaka (dilimizde birkaç defa sarılıp bağlanan kuşağa kemer denilmeyip, beli yalnız bir kere saran ve toka ile bağlanana denir): Sırmalı kemer; kayış kemer. 2. Kapı ve pencere gibi bir açıklığın üstünde yarım daire mimârî şekli, tâk: Kapı, pencere, köprü, su yolu kemeri; üç kemerli köprü. Altın kemeri = Eskiden içine altın doldurulup bele sarılan yolcu kemeri. Kemerbeste = Belini bağlamış, hizmete hazırlanmış, birinin hizmetine kendini adamış olan. Kemerpatlıcanı = Uzun, ince patlıcan.

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sanatkârların Aletlerini, şerbetçi ve sâlepçilerin bardak ve fincanlarını koymak için bele bağladıkları tahtadan yarım daire şeklinde ve gözlere bölünmüş kutu.

Şifalı Bitki

(apium graveolens): Maydanozgiller familyasından, kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan kokulu, iki yıllık bir bitkidir. İçeriğinde sedanonik anhidrit, sedanolin, limonen, palmirik asit, gayakol gibi maddeler vardır. Yaprakları ve baş kısmı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Uyarıcı ve idrar söktürücüdür. İktidarsızlığı giderir. Cinsel istekleri kamçılar. Şeker, guatr ve yüksek tansiyonda faydalıdır. Böbrek, akciğer ve karaciğer hastalıklarını önler. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Sürmenajda faydalıdır. Sinir yorgunluğunu giderir. Kanı temizler. Karaciğer şişliğini giderir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesinde yardımcı olur. Safra ifrazatını düzenler. Nikris ve romatizmada faydalıdır. Susuzluğu keser ve vücuda serinlik verir. Kalp hastalarına tavsiye edilir. Ses kısıklığını giderir.

Türkçe Sözlük

(i. İ. quarto = çeyrek, Ar. rub’) (denizcilik). Pusulanın bölündüğü ve her biri rüzgâr gösteren otuz iki kısmın her biri; 11 derece ile 15 dakika miktarında bir açıdan ibarettir ve her biri dörde bölünmüş olup, bunlara yarım kerte ve çeyrek kerte denir. mec. Tam kertesinde = Tam zamanında, vaktinde.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «nasıl» ve «nice» demek olup Türkçe’si bundan gelir). 1. Mizaç, sıhhat: Keyfiniz iyi midir? Keyif sormak. 2. Haz, memnuniyet, hoşlanma: Keyfine gidiyor. 3. Ferahlık, sevinç, açılıp sevinme: Keyfetmek. 4. Neşe, hafif sarhoşluk: Keyif yetiştirmek; keyif vermek. 5. Arzu, heves: Keyfine göre hareket etmek; keyfince gitmek. Keyfince = Nasıl isterse. Az sarhoş, yarı mest: Akşam kendisi keyif idi. Keyfolmak = Az sarhoş olmak. Keyif bozulmak = Canı sıkılma. Keyif çatmak = Neş’eli olmak, sevinmek. Çakırkeyif = Hafif sarhoş. Keyfince gitmek = Heves ve arzusuna göre hareket etmek. Keyif vermek — Hafif surette sarhoşluk vermek, neş’e getirmek. Keyif yetiştirmek = İçip az sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük

(bağ edatı). 1. (F., asıl Türkçesi «kim»dir). Masdar mânâsını ifade eder: Bana dedi ki, yarın gelecektir = Yarın geleceğini söyledi; kendisine tenbih ettim ki, kimseye söylemesin = Kimseye söylememesini tenbih ettim. 2. Gaye ve netice gösterir ve neticeyi öncesine bağlar, tâ ki, hattâ: Elimi bırak kı yazı yazayım; kapıdan çekil ki geçeyim; sermayesi yok ki, ticaret etsin. 3. Sebep gösterir, zira, çünkü: Aldanma ki, şair sözü elbette yalandır (bu mânâsı eskimiştir). 4. Açıklayıcı bir mânâ verir: Vaktâ ki, Osmanlı devleti kuruldu; bir vakitte ki, ben canımla uğraşıyordum kendisine hürmet etmedim diye gücenmiş. «İnsan ki aşka dûçâr ola (aşka dûçâr olunca) akıl ve re’yi elinden gider» gibi tâbirler şimdi kullanılmıyor (aşağıdaki «ki» ile karıştırılmamalıdır). Çûn, bel, kâş, mâdem edatlarıyla birleşerek mürekkep edatlar teşkil eder: Çünkü, belki, keşke, mâdemki gibi. Bazı kelimelere katılarak tâbirler teşkil eder: İhtimal ki, bugün gelsin = İhtimaldir, muhtemeldir ki...; caiz ki = Caizdir ki vesaire (yukarıya bk.). Kî Türkçe’de aitlik ekidir: Dünkü adam; bugünkü iş; geçen seneki ürün. İçerik! = İçeri bulunan. Içeridekiler = İçeride bulunanlar; hangi kitabı istiyorsun bendekini mi? Sizdeki kaybolmuş; sizin oğlunuz çalışkandır, ama benimki pek tembel; sizin atınız Ahmed’inkinden büyüktür (bu gibi tâbirlerde bir ismin tekrarlanmaması için onun yerini tutar: Sizin atınız benimkinden iyidir = Benim atımdan).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el ve ayakta soğuktan meydana gelen çatlak, yarık. tread on ones kibes damarına basmak, sıkıp sinirlendirmek .

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dürtücü silâhlardan en meşhur olanı; eğrice veya düz olup çeşitleri vardır ve kınında olduğu zaman kayışla bele takılır. Ar. seyf, Fars. tîğ, (emştr. 2. mec. Eğri, çarpık: Kılıç bacaklı. Kılıç çekmek = Kılıcı kınından çıkarmak. Kılıç demiri — Namlısı, kılıç kını. Kılıç bıçağı = Kabzası. Kılıç atmak, çalmak = Kılıçla vurmak. Kılıca sarılmak = Kılıca davranmak Kılıç kılıca gelmek = iki tarafın kılıç çekmesi. Kamçı-kılıç = Ensiz kılıç. Sapan-kılıcı = Eğri kılıç. Dalkılıç = Kılıcı elinde, Osm. sell-i seyfetmiş. Kılıçotu = Bir cins tıbbî bitki, kantaryon, kantaron. Kılıçbalığı = Burnu meç gibi uzun ve keskin, büyük, eti son derece lezzetli bir cins iri balık, (denizcilik) Pervana kılıcı — Pervane tahtalarının bağlı olduğu yarım daire.

Türkçe Sözlük

(i.). Yarı kapalı göz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kira ile bir ev veya daire ve oda tutan adam: O evde kiracı var; kiracısı yarın çıkacak. 2. Kira ile binek veya yük hayvanı işleten adam.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Karadeniz’in kuzeyinde tarihî Türk ülkesi olan yarımada.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Küçük katlanışlar meydana gelerek bir şeyin düzgünlüğü bozulmak. Çarşaf kırıştı. 2. Karşılıklı kırmak: Çocuklar yumurta kırışıyorlar. 3. Yarı yarıya paylaşmak (argo): Gel şu parayı kırışalım. 4. Cilveleşmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dört mevsimin en soğuğu, Ar. şitâ, Fars. zemistân: Kış mevsimi; kış günü; kış soğuğu. Kış armudu, kavunu = Kışa kadar dayananları. 2. Senenin ikiye bölünmesinde altışar ay süren «kasım» dan «hızır» a kadar olan sürenin soğuk olanı. 2. Yılın yarısı: Altı ay kış, yağmurluğu sırtından çıkarmadı; kışlık elbise; kış erzakı. 3. Soğuk, soğuk hava, kar, yağmur ve fırtına gibi kış mevsimi belirtileri, soğukluk, soğuk mevsim: Bu yıl çok kış oldu; geçen sene kış yapmadı; sıcak iklimde kış olmaz; kışa dayanamaz. Karakış = Kışın ortası ve en şiddetli vakti, zemherir: Karakışta yolculuk etmek ne kadar zor. Yaz kış = Her zaman, daima: Yaz, kış aynı cins elbise giyer. Kış yapmak = Hava soğuk olmak: Rusya’da çok kış yapar. Kış yemek = Kışın soğuğuna mâruz olmak.

Türkçe Sözlük

(KISM) (i. A.) (c. aksâm). Parçalara ayrılmış bir şeyin her parçası, parça, bölük, Ar. cüz’: Tahılın bir kısmını şimdi taşıyıp bir kısmını sonraya bırakacağız; kazancımızı kısımlara ayırıp yarısını ihtiyat saklayacağız. 2. Çeşit, cins, benzer: Bu da o kısımdandır; bu kısım adamlar; kadın, çocuk kısmı böyledir.

Teknolojik Terim

Diski her çaldığınızda kişisel ayarlarınız MiniDisc çalar tarafından kaydedilir. Geri çağrılabilecek özellikler şunlardır: ses yüksekliği, programlı çalma, ses ön ayarı ve çalma hızı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kitâbiyye). 1. Kitaba ait, bir kitapda yazılı olan. 2. Kutsal kitaplardan birine tâbî olan. 3. Önemli birinin kitaplarını idareye memur adam, kitapçı, Osm. hâfız-ı kütüb. Kltâbî-İ hazret-i şehriyâri = Padişahın başkitapçısı. Ser-kitâbi = Kitapçıbaşı. 4. Hind ve Şam’ın eski bir cins nakışlı kumaşı: Hind kitâbîsi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap satan adam, Ar. sahhâf: Kitapçılarda aradım falan kitabı bulamadım. 2. Bir şahısın kitaplarını idareye memur edam: Falan zât vaktiyle Reşid Paşa’nın kitapçısı idi. Kitapçı-başı = Ser-kitâbî-i hazret-i şehriyârî, padişahın baş hâfız-ı kütübü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnce doğramak iş ve şekli: Tütün kıyımı; incek kıyım; kaba kıyım. 2. Bir defada kıyılan miktar: Bir kıyım tütün. 3. Uyuşukluk, kırıklık. Ar. kesâlet. İri kıyım = Iriyarı (adam).

Sağlık Bilgisi

Bir çeşit kansızlıktır. Kanda hemoglobin miktarının azalması, bu duruma neden olur. Çarpıntı, halsizlik, nefes darlığı, yüzde solgunluk ve ayak bileklerinde şişme görülür. Belirtiler kayboluncaya kadar aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ispanak, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya yarım kilogram yıkanmış ve temizlenmiş ıspanak konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

Türkçe Sözlük

Gazlara koku eklemekte kullanılan ve böylece sızıntılar konusunda uyarıcı olan madde.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerleştirmek, Osm. vaz’etmek: Bohçayı minderin altıne koy, zahireyi nereye koyuyorsunuz? 2. Bırakmak, terketmek: Kitabı elinden koymaz, sonraya koymak, davet etmedik kimse koymadı. 3. Müsaade etmek, engel olmamak. 4. Almak, sokmak, yerleştirmek: Misafirleri nereye koyacağız? Atı ahıra koyun. 5. Tutmak, bulundurmak, bırakmak: Beni aç koydular. 6. Atmak, yükletmek. 7. Bir işe tayin etmek: Oraya bekçi koymalı. 8. Giymek, üstüne almak: Yeni şapka koymuş, başına bir başlık koymuş, bu elbiseyi bir daha koymayın. 9. Tutmak, edinmek, Osm. hâsıl ve peydâ eylemek: Süt kaymak koymuş. 10. Kabûl ettirmek, yerleştirmek, göndermek, çocukları mektebe, ustaya, san’ata koydu. 11. Bir şeyi pişmek veya olmak üzere hazırlamak: Turşu, şarap, sirke koydum, aşçı daha yemoğl koymadı. 12. Kurmak, düzeltmek: Sofrayı koyunca bize haber verin, yemeği koydunuzsa gelelim. Ateş koymak = Tutuşturmak, ataş vermek: Saman kulübelerine ateş koydular. Ad koymak = İsim takmak: Çocuğun adını koydular mı? Araya koymak = Aracılık ettirmek, Osm. tovsit etmek, tavassut ettirmek: Tanıdıklardan birini araya koymalı. Askıda koymak = Bitirmemek, süründürmek. Elden koymak = Vazgeçmek, terketmek, yapmamak: Siz himmeti elden koymayın. Ortaya koymak = Açıklamak, açığa çıkarmak, Osm. izhâr etmek, ibrâz eylemek, isbat etmek, (denizcilik) Üzerine koymak = Rüzgârın daha da şiddetlenmesi. Üste koymak = Arttırmak, Osm. tezytd etmek. İçeri koymak — İçeri almak, sokmak, kabûl etmek: Giden misafirleri içeri koymuyorlar. Baş koymak = Baştan geçmek, canını feda etmek. Bahis koymak = Öğdül. Bahse tutuşmak. Bir tarafa, bir yana koymak = Ayırmak, saklamak, korumak. Bez koymak = Bez yapmak üzare İplikleri tezgâha germek. Boş koymak = Mahkûm ve sessiz bırakmak. Temel koymak = Temel tutmak, Osm. pâyldâr olmak. Hâle koymak = Bir hâle getirmek, hâlini değiştirip diğer biçime değiştirmek: Bakın hastalık beni ne hâle koydu, yağmurun bolluğu bizim bahçeyi göl hâline koydu. Rehin koymek = Rehin etmek. Sonraya koymak = Geciktirmek. Minnet koymak = Başına kakmak. Meydana koymak = Ortaya çıkarmak. Nişan koymak s İşaret etmek, unutmamak, hatırlamak. Yanına koymak — Öcünü almamak, cezasını vermemek: Yaptıklarını senin yanına koymayacağım. Yoluna koymak = Düzeltmek, hesaplaşmak. Yola koymak = Göndermek. Yolda koymak = Yolda, yarı yolda bırakmak. Koyup gitmek = Öksüz bırakmak, terketmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Müsabaka, yarışma.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Hızla yürüyüş, koşuş: Bir koşu koparmak. 2. Yarış: Koşu atı = Yarış atı. Koşu ödülü = Yarış mükâfatı. Koşu yolu = Yarış yeri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koşan, yarışan. 2. Çok İyi koşan.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Yarım seslerin biribirini takip ettiği dizi.

Yabancı Kelime

Fr. choronomètre

süreölçer

Belirli bir işin, işlemin, yarışmanın veya teknik alanda belli bir işin kısa süresini ölçmek amacıyla kullanılan alet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarım küre şeklinde yapılmış kârgir dam, künbet: Ayasofya’nın birçok kubbesi olup ayrı ayrı sütunlar üzerine dayandıkları halde, Süleymâniye bir tek kubbe ile örtülüdür. Kubbealtı = Tanzimat’tan önce «dîvân-ı hümâyûn» denen Türk imparatorluk hükümetinin toplandığı Topkapı Sarayı’ndaki bina. Habbeyi kubbe etmek = Ehemmiyetsiz bir şeyi büyük göstermek.

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Damı yarım küre şeklinde olan: Kubbeli câmi, kubbeli hamam; bu yüzüğün taşı pek kubbeli. 2. Kubbe şeklinde olan: Kubbeli dam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. («humbara» dan galat), bk. Humbara. 2. Çocukların para koyup biriktirmek için ağızsız ve yalnız paranın girmesine müsait ve çıkmasına engel dar bir yarığı olan toprak vesaireden yuvarlak küçük kap kl, sonunda kırılır yahut açılır ve içindeki para alınır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. coupi). Asıl yarım lando gibi kesme araba demekse de, eskiden umumiyetle kapalı ve yalnız arkadan oturulacak yeri olan arabalara denirdi. .

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde basit makamların teşkiline yarıyan 6 çeşit beşliden biri.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde basit makamların teşkiline yarıyan 6 çeşit dörtlüden biri.

Türkçe Sözlük

(i.) (guruş: Almanca groschen yahut LAtince grossi’den). Türk lirasının yüzde biri. Osmanlı devrinde bir altının yüzde biri ki, 40 para’ya ayrılırdı. Daha önceleri ise ortalama yarım altın değerinde bir para idi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir ucu yanıp sönmüş, yarı yanmış odun. 2. Taş kırmaya, duvar delmeye ve bu gibi işlere yarayan bir ucu sivri, ağır demir sopa: Taşçı, demirci küsküsü. 3. Ocakta odunlara dayamaya mahsus kısa ayaklı demir çubuk.

Şifalı Bitki

(asparagus): Zambakgiller familyasından; çalı veya yarı çalı halinde odunsu, çoğu sarılıcı, bazı türleri de otsu olan Asya, Afrika ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitkidir. Yaprakları pul gibi ve almaşık dizilişlidir. Çiçekleri küçüktür. Renkleri yeşilimsi veya beyazdır. Meyveleri üzümsüdür. 150 kadar türü vardır. Tıbbi kuşkonmaz Trakya ve Doğu Anadolu’da yabani olarak yetişir. Çiçekleri sarımsı yeşildir. Meyvesi kırmızıdır. Kök ve rizomlarında şekerler, mannit, koniferin, asparajin A ve C vitaminleri vardır. Hekimlikte toprakta sürünen gövdesi, kökü ve tomurcukları kullanılır. İlkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kalp hastalıklarından doğan ödemleri giderir. İdrar söktürür. İdrar yollarını temizler. Sinirleri kuvvetlendirir. Kanı temizler. Karaciğer ve böbreklerin muntazam çalışmasını sağlar. Karaciğer şişliğini indirir. Dalak hastalıklarında faydalıdır. Zihin yorgunluğunu giderir. Sivilce ve egzamanın iyileşmesinde yardımcı olur. Kandaki şeker miktarını düşürür. El ve ayaklarda görünen şişlikleri indirir. Bel soğukluğu böbrek ve mesane iltihabı olanlarla, çok sinirli kimselerin kullanmaması gerekir.

Genel Bilgi

Hayvanlar aleminde genellikle dişiler erkeklerini seçerler. Bu nedenle erkek cazip olmak zorundadır. Sadece dış görünüşü ile değil kuşlarda olduğu gibi özellikle çiftleşme zamanında sesleriyle, yani ötüşleriyle de rakiplerinden üstün olmaları gerekir.

Dişileri cezbetmek için bu kadar gösterişli olmak erkekleri düşmanları için çok kolay bulunan bir av haline getirir. Dişiler kendilerini tabiat içinde veya yuvalarında gösterişsiz renkleri ile daha iyi saklayabilir, düşmanların dikkatlerini çekmezken çoğunlukla erkekler hedef olurlar.

Aslında tüm kuşlar memeli hayvanlardan daha güzel ve süslüdürler. Bu, kuşların tüylerindeki melanin denilen bir maddeden kaynaklanmaktadır. Bu madde insanın saç ve derisinde de vardır ama miktarı kuşlardakine oranla çok azdır.

Hayvanlar dünyasında güzellik ve renklilik önemli bir iletişim aracıdır. Çevresindekilere büyüklük, güç, yaş ve cinsiyet konularında fikir verir, etkiler.

İnsanların aksine hayvanlarda erkek daha güzeldir, dişisinden görünüm ve ebat olarak farklıdır. Erkek geyiğin gösterişli boynuzları, erkek aslanın yelesi, horozun ibiği hep ya düşmana karşı veya sürü içinde liderlik yarışındaki rakiplerine karşı etkileyici bir silahtır.

Kuşlarda erkeklerin daha iri olmaları, parlak renkleri ve kuvvetli ötüşleri bir açıdan da yuvayı savunma sorumluluğunu taşımalarındandır. Bu özellikler ne kadar kuvvetliyse düşman o kadar ürküp çekinebilir, o yuvayı bırakıp daha başka kolay avlara yönelebilir.

Güzellik ve gösteriş sadece kelebeklerde güzel olma amacına yöneliktir. Onlar ömürlerinin büyük bir kısmını kuluçka devrinde geçirdiklerinden, kelebek şeklindeki kısacık yaşamlarında bu kadar güzel olmaları da haklarıdır doğrusu.

Hayvanlar aleminde kuşların en çok ötenleri de erkeklerdir. Bunu hem dişi kuşu davet hem de hakimiyetleri altında olan alanları belirtmek için yaparlar. İüphesiz dişi kuşlar da en çok öten erkeği tercih ederler. Bu tercih tabii ki erkeğin sesinin güzel olmasından dolayı değil güçlü olmasından, hakimiyet sahasının geniş olmasından ve daha fazla yiyecek imkanına sahip olmasındandır.

Tabiatın kanunu dişi kuşlar için de geçerlidir. Erkeklerini zengin ve güçlü oldukları için seçerler.

Aslında erkekler yiyecek bulmak için çok zaman harcamazlar, onlar daha çok öterler. İunu da ilave edelim ki, memeli hayvan türleri içinde sadece yüzde 3’ü tek eşli iken kuş türleri içinde tek eşlilik oranı yüzde 90’dır.

Genel Bilgi

Kuşların kış ayları gelirken niçin güneye, ılıman bölgelere göç ettiklerinin nedeni herkes tarafından bilinir. Kışın beslenemeyecekleri için göç ettikleri bilgisi genel anlamda doğrudur ama kuşların göçü sanıldığı kadar basitçe izah edilebilecek bir olay değildir.

Kuşların göç nedenlerinin atalarından, buzul çağı zamanlarından kalma olduğunu ileri sürenler de var. Ancak günümüzdeki görüşler, kuşların iç biyolojik takvimlerine göre belirli zamanlarda hormonal dengelerinin değiştiği, uzun bir yolculuğa hazırlık olarak vücutlarında yağ depolama miktarlarını arttırdıkları, kışı beklemeden hava şartlarındaki değişiklikleri hissettikleri an göç yollarına düştükleri şeklinde.

Bu görüşlere göre kuşlar Eylül ayı civarında göçe başlasalar bile yağ depolamaya çok daha önce, yazın en sıcak günlerinde başlıyorlar. Belki kar yağışının geleceğini bilmiyorlar, belki de göçmen kuşlar hayatlarında hiç kar görmediler, karlı ortamda yaşamadılar, yiyeceksiz kalmadılar ama göçme işini tecrübeleriyle değil biyolojik takvimleri ve bunun tetiklediği hormonal değişimler sayesinde otomatik olarak yapıyorlar.

Soğuk havalar gelirken kuşların daha ılıman yerlere göç etmeleri tamam da göç ettikten sonra niçin tekrar geri dönüyorlar? Daha sıcak iklimlerde yaşamak, bol yiyecek bulmak, daha mutlu olmak için yüzlerce kilometre yol git, sonra da gerisin geriye dön.

Bu, biraz insanların yaz aylarında yazlığa gidip dönmelerine benziyor ama insanlarda durum farklı, çocukların okulları, ebeveynlerin işleri var.. Gerçi insanlarda da göçmenlik yaygın ama onlar göç ettikleri yerlerde kalırlar. Zaten bu düşünülmüş, belirli bir ihtiyaç ve amaç uğruna yapılmıştır, kuşların bu göç işini oturup düşünerek yapmadıkları bir gerçek.

Kuşların göç ettikten sonra baharda tekrar geri dönmelerini uzmanlar çeşitli sebeplere bağlıyorlar. Birinci sebep, şüphesiz baharda kuzey yarımkürenin ısınması. Bu mevsimde gündüzlerin uzaması nedeniyle yiyecek arama sürelerinin artması ve ana besinleri olan böceklerin çoğalması da diğer sebepler.

Bu arada güney yarımkürede bu kadar kuşu besleyecek yiyecek olmaması aksine kuş avlayarak beslenen hayvanların çok olması da ilkbahardaki geri dönüşe etken. Bütün bu nedenlere rağmen geri dönüş sinyalini yine de biyolojik takvimlerinin verdiği biliniyor.

Kuşların göç ettikten sonra geri dönmeleri kadar, Ekvator Afrikası’ndan dönen bir kuşun Doğu Anadolu’da bir ahırda bir evvelki yıl yaptığı yuvayı tekrar bulabilmesi de ilginçtir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, göçmen kuşların başlıca dayanak noktalan gündüz Güneş, geceleri ise yıldızlardır. Hava kapalıysa akarsular, dağlar gibi yeryüzündeki coğrafik şekilleri kullanıyorlar. Göçmen kuş türlerinin bir çoğunun yolculuklarında yerin manyetik alanından da faydalandıkları tespit edilmiştir. Yakıt olarak vücutlarındaki yağı kullanan kuşların göç süresince kat ettikleri mesafeler de inanılmazdır. Örneğin dış görünüşü ile diğer kırlangıçların aynısı olan Kutup Denizi Kırlangıcı her yıl Arktika’dan Antarktika’ya ve tersine 17 bin, toplam 35 bin kilometre uçar. Ama birbirinin benzeri iklimde ve buzlarla kaplı bu iki yer arasında gidip gelmekte ne bulur bilinmez.

Genel Bilgi

Sadece kazlar değil, martılar, pelikanlar gibi büyük su kuşları da filo olarak toplu halde giderken „V’ şekli oluşturarak uçarlar. Bunun nedeni ile ilgili kesin olmayan, tartışmaya açık çeşitli görüşler vardır. Biz bunlardan en çok rağbet gören ikisinden bahsedelim.

Birinci görüşe gore, sürünün „V’ şeklinde uçmasının amacı enerji tasarrufudur. Bu uçuş şekli ile öncelikle en öndeki kuş, bir arkadaki kuşa gelecek rüzgarı ve hava direncini engeller ve daha az enerji sarf etmesini sağlar.

Bunun bir başka örneği de bisiklet takım yarışlarında birbiri arkasına saklanarak giden ve sık sık en öndekini değiştiren yarışmacılarda da görülür. Araba yarışlarında da arkadaki araba öndekine mümkün olduğunca yaklaşarak, onun kestiği rüzgar ve hava akımının avantajı ile daha az yatık harcamayı amaçlar. Bu şekilde uçan kuşlarda da sık sık en öndeki liderin değiştiği ileri sürülmektedir.

Yine bu görüşe gore, öndeki kuş kanadını çırptığında, kanadının ucunda bir hava boşluğu, yani bir girdap yaratır, arkadaki kuş buraya yükselen havayı kanatlarının altında bularak ve daha az enerji sarf ederek yüksekliğini muhafaza eder. Bu kuşun şeklinin daha ziyade büyük kuşlarda görülmesinin nedeni de bunların büyük kanatları ile yarattıkları hava hareketinin büyüklüğü ve arkadaki kuşun işine yarayabilmesidir.

70’li yıllarda yapılan bir araştırma sonucunda, 25 kuşluk bir filonun bu şekilde uçarak, uçuş mesafesinin yüzde 75 artırabildiği ileri sürülmüştür. Ancak bu teoriye gore her kuşun öndeki ile aynı mesafe ve açıdan uçması ve senkronize yani eş zamanlı kanat çırpması gerekir ki, bu gerçekte mümkün değildir.

İkinci bir görüşe gore ise, kuşların gözleri başlarının yanındadır, dolayısıyla tam önlerini göremezler. Bu uçuş şekli ile sürünün fertlerinin birbirini görerek, kaybolmadan bir arada kalması sağlanır. Bu görüşe karşı olanlar ise kuşların geceleri de uçtuklarını, bu nedenle öndeki kuşu görmenin önemli olmadığını zaten sürüyü kuşların bağırışlarının bir arada tuttuğunu ileri sürüyorlar.

Çok basit gibi görülen bu olayın bile sebebi tam öğrenilmiş değil, belki de görüşlerin bileşimi, yani hepsi doğru. Kuşlar konuşabilseler de anlatsalar!

Genel Bilgi

Kanarya, serçe, ispinoz gibi türlerin erkek kuşları, doksan gün içerisinde kendi türünün şarkısını tamamen öğrenebilir ve bu süreç insanın konuşmayı öğrenmesine benzer biçimde aşamalar halinde gelişir. Ancak yeni doğan bir kuşa, kendi türüne ve başka bir türe ait kuş seslerinden oluşan yapay bir şarkı dinletildiğinde, kuş yalnızca kendi türüne ait olan şarkıyı yapay şarkının içinden seçerek taklit eder. Demek ki bazı kuşların kendi türlerinin seslerini seçmesine ve öğrenmesine yarayan doğuştan sahip olduğu bir beyin mekanizması vardır.

Zebra ispinoz kuşunun beynindeki çekirdekler ve bunların birbirleriyle olan bağlantısından yararlanarak şarkı üretme sistemi oldukça iyi tanımlanmıştır. Kuşun, gelişme döneminde bu sistemin bazı bölgelerinin etkisiz hale getirilmesi, kuşun şarkısında bazı hatalar yapmasına yol açmıştır. Oysa yetişkinlik döneminde yapılan böyle bir etki, şarkıyı hasara uğratmaz. Ayrıca araştırmacılar, erkek kanarya gibi kuşlarda “zenk” adı verilen bir genin varlığını ortaya çıkartmışlardır.

Bazı sinir hücrelerinde bulunan bu gen, kuşların kendi türlerinin şarkılarını öğrenmeleri aşamasında etkin olan bir gendir. Bu gen sayesinde, gelecekte araştırmacılar, bir kuşun kendi şarkısını öğrenme aşamalarını ortaya koyabileceklerdir. Zenk geni, kuşların öğrenme yetisinin bazı genlere bağlı olduğunu göstermektedir.

Ayrıca yapılan araştırmalar, kuşların, beyinlerindeki ses kontrol mekanizmalarının çoğunlukla beyinlerinin sol yarıkürelerinde bulunduğunu göstermiştir; tıpkı insanlardaki gibi beyinlerinde bir asimetri vardır.

Türkçe Sözlük

(KUTR) (i. A.) (c. aktâr). I. Taraf, yön, yer, cihet: Aktâr-ı şimâliyede yaşayan hayvanlar (bu mânâ ile cem’i kullanılır). 2. (geometride) Dairenin merkezinden geçmek şartıyla bir tarafından diğer tarafına uzanan düz çizgi ki, dairelerin, silindir ve küre şeklindeki şeylerin ölçüsüdür. Nısf-ı kutr = Dairenin merkezinden yayının bir noktasına uzanan düz çizgi, yarıçap.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya, Kore yarımadasının kuzey yarısında, Kore Körfezi ve Japon Denizi kıyısında, Çin ve Güney Kore arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 40 00 Kuzey enlemi, 127 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 120,540 km².

Sınırları: toplam: 1,673 km.

sınır komşuları: Çin 1,416 km, Güney Kore 238 km, Rusya 19 km.

Sahil şeridi: 2,495 km.

İklimi: Yağmurlu yazları ile birlikte ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla tepelikler ve dağlarla çevrilidir, dar vadiler, batıda kıyı ovaları yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Japan Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Paektu-san 2,744 m.

Doğal kaynakları: Kömür, kurşun, tungsten, çinko, grafit, manganez, demir, bakır, altın, tuz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %22.4.

daimi ekinler: %1.66.

Diğer: %75.94 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,600 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklıklar, su baskınları, tufanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 23,113,019 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.84 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.65 yıl.

Erkeklerde: 68.92 yıl.

Kadınlarda: 74.51 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.1 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Koreli.

Din: Geleneksel Budizm ve Konfüçyüsizm, Hıristiyanlık, Chondogyo.

Dil: Korece.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kuzey Kore.

Yerel tam adı: Choson-minjujuui-inmin-konghwaguk.

kısaltma: DPRK.

ingilizce: Korea, North.

Yönetim biçimi: Tek Partili Sosyalist Cumhuriyet.

Başkent: Pyongyang.

İdari bölümler: 9 eyalet ve 3 özel şehir; Chagang-do (Chagang Eyaleti), Hamgyong-bukto (Kuzey Hamgyong Eyaleti), Hamgyong-namdo (Güney Hamgyong Eyaleti), Hwanghae-bukto (Kuzey Hwanghae Eyaleti), Hwanghae-namdo (Güney Hwanghae Eyaleti), Kaesong-si (Kaesong Şehri), Kangwon-do (Kangwon Eyaleti), Namp’o-si (Namp’o Şehri), P’yongan-bukto (Kuzey P’yongan Eyaleti), P’yongan-namdo (Güney P’yongan Eyaleti), P’yongyang-si (P’yongyang Şehri), Yanggang-do (Yanggang Eyaleti).

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1945 (Japonya’dan).

Milli bayram: Demokratik Kore Halk Cumhuriyetinin kuruluşu, 9 Eylül (1948).

Anayasa: 1948 yılında kabul edilmiştir, 1972, 1992 ve 1998 yıllarında yeniden düzenlenmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ARF, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), IOC (Uluslararası Olimpiyat Ko

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (IS = menfilik edatı, mehâle = çare). Çaresiz, ister istemez, başka türlü olmaz: Yarın lâmehâle gidilecektir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Kanada’da bir yarımadanın adından, jeoloji). 1. Plapiyoklaz serisinden olan alüminyum kalsiyum ve sodyum silikatı. 2. Atlas Okyanusu’nda bir su akıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Labrador yarımadası. Labrador current Labrador akıntısı. labradorite (i.), Labrador spar en iyisi Labrador'da bulunan rengarenk bir çeşit feldispat, labrador.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) neşter ile yarıp açmak, deşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ped, ping) (i.) katlamak, sarmak, dolamak; örtmek; bir şeyi tamamen veya kısmen başka bir şeyin üzerine koymak; yarışta rakibini bir devirlik mesafe ile geçmek; kuşatmak, çevirmek, etrafını sarmak; kucaklamak; çark ile cilâlamak; kenarı başka şe

Yabancı Kelime

İng. laptop

dizüstü

Bilgisayarın her türlü donanımı ile küçültülerek taşınabilir duruma getirilmiş biçimi.

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Şifalı Bitki

(lavandula): Ballıbabagiller familyasından; çalı görünüşünde, dip kısmı odunsu bir bitkidir. Çiçekleri mavi veya morumsu ya da koyu kırmızıdır. Kokusu güzeldir. Karabaş lavantaçiçeği denilen türü yurdumuzda vardır. Kullanıldığı yerler: Kaynatılmış suyu uyarıcı ve midevidir. Küçük bir torba içinde dolaplara konan lavanta çiçekleri, elbise ve çamaşırları böceklerden korur. Banyo suyuna güzel koku verir. Lavanta kolonyası vücudu ferahlatır. Ateşi düşürür.

Teknolojik Terim

Işık yayan diyot, içerisinde bir elektrik akımı geçtiğinde, görünen ışığı yayan yarı iletken bir aygıt. Bir çok LED’de ışık tek renklidir.

Türkçe Sözlük

(hi.). Polonya ülkesi ve ahalisinden olan: Leh diyârı, Leh dili: Ülkeye Lehistan denir ki, «Polonya» karşılığıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. ölüler diyarında bulunan ve suyundan içenlere her şeyi unutturan bir nehir; unutkanlık. Lethe'an s. unutkanlık veren.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. leyâl, leyâlî). Gece, Fars. şeb. Leyl-ü nehâr = Gece, gündüz. Tesâvî-i leyi ü nehâr — Gece ile gündüzün eşit olması ki, yılda iki defa, ilkbaharın ve sonbaharın başlangıcında olur. Nısfü’l leyi = Gece yarısı ki, saat 24’te olur.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Olsa idi, keşke. Leyte lealle = Bakalım ve bugün yarın gibi sözlerle oyalandırma, sürüncemede bırakma: Leyte lealle ile vakit geçiriyor.

Yabancı Kelime

Fr. libéralisme

1. ekon. serbestlik, 2. ekon. ve fel. erkincilik

1. İthalatı serbest bırakma, ithalata konulmuş miktar sınırlamalarını kaldırma. 2. ekon. Bireyin özgürlüğünü ve ekonomik güçler arasında hür yarışmayı savunan, bireyler, sınıflar ve uluslararasındaki ekonomik ilişkilere devletin karışmamasını isteyen öğreti. 3. fel. Herkese vicdan, inanç, düşünce özgürlüğü tanınmasının gerekli olduğunu savunan, hür düşünüşe bağlı dünya görüşü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. hafif; eksik; ehemmiyetsiz, önemsiz; ince; yüksüz, yükü hafif; az, ufak; hazmı kolay, hafif; iyi mayalanmış; gailesiz, endişesiz; çevik, ayağına tez; hafifmeşrep; kararsız; başı dönmüş, sersemlemiş; z. hafifçe, kolayca. light coin ayarı eksik s

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sıvı, su gibi akan, akıcı, akışkan: sulu, ıslak: şeffaf, berrak; paraya kolayca tahvil edilebilir; dilb. ''l ve r harfleri gibi yarım sesli; i. mayi, sıvı; yarım sesli harf. liquid air sıvı hava. liquid measure sıvı ölçeği. liquid oxygen, lox i.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. liste, dizin, fihrist; çoğ. yarışma yeri, mücadele alanı, er meydanı: f. listeye geçirmek, deftere yazmak; fiyat koymak. list price katalog fiyatı. black list kara liste. enter the lists mücadeleye girişmekç free list parasız girenlerin listes

Sağlık Bilgisi

Bazı loğusalarda görülen ciddi bir hastalıktır. Halk arasında albastı denir. Nedeni, üreme organı yollarında iltihaplanma, doğum esnasında temizliğe yeteri kadar önem verilmemesi veya idrar yollarının iltihaplanması olabilir. Doğumdan 3 veya 7 gün sonra ateş yükselir. Karnın alt bölümünde yumuşaklık hissedilir. Akıntı fazlalaşır ve loğusa genel bitkinlikten şikayet eder. Doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçete de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Civanperçemi, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam civanperçemi konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, yarım kahve fincanı içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir çeşit tatlı kurabiye. 2. “rahat-ul hulküm”da (boğaz rahatlatan) denilen şeker, lâtilokum. Hacılokumu = Şerbetle yenen kuru ve şekersiz lokum. Kuşlokumu = Yumurtalı ve tatlı bir çeşit ince hamur. Lokum, su, şeker, nişasta ve sitrik asit veya tartarik asit veya potasyum bi tartarat ile hazırlanan lokum kitlesine gerektiğinde çeşni maddeleri, kuru ve/veya kurutulmuş meyveler ve benzeri maddelerin ilavesiyle tekniğine uygun olarak hazırlanan geleneksel bir Türk tatlısı. Arapçada “rahat-ul hulküm”(boğaz rahatlatan) olarak geçmekte olan ve bu tamlamadan türetilen lokum,kimi kaynaklara göre 15’inci yüzyıldan beri Anadolu’da yapılmaktadır. Kimi kaynaklara göre ise 18.yy sonunda Muhittin Hacı Bekir tarafından sert şekerlerden sıkılan 1.Abdülhamit’in yumuşak şekerleme isteği üzerine açılan bir yarışma neticesi icat edilmiş ve bu yarışmada da Muhittin Haci Bekir birinci olmuştur. Bununla birlikte ister 18.yy ister 15.yyda icat edilmiş olsun lokumu seri olarak üreten,popülerleştiren ve Avrupa’ya tanıtan kişinin Ali Muhittin Hacı Bekir olduğu tartışmasızdır. Lokum,Avrupa’da 19.yüzyılda bir İngiliz gezgininin Avrupa’ya Hacı Bekir’in lokumunu götürmesi ile yayılmaya başladı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aya ait, kameri; yarımay şeklinde; gümüşe ait, gümüşlü. lunar caustic cehennemtaşı. lunar distance ayın güneşten veya bir yıldızdan derece hesabıyle olan uzaklığı. lunar module, LM aya insan götürmek için kullanılan roketin en ön kısmı. lunar month

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarımay şeklinde.

Yabancı Kelime

İng. match

sp. karşılaşma

İki sporcu veya iki takım arasında, karşılıklı olarak kazanmak amacıyla yapılan yarışma.

Türkçe Sözlük

(MACUN) (i. A. «acn» dan imef.) (c. maâcin). 1. Hamur kıvâmında şey. 2. O kıvamda ilâç: Bir macun tertîb etti. 3. Çocuklar İçin sokakta satılan bir çeşit yarı sıvı, yapışkan tatlı. 4. Tiryakilerin yuttuklerı bir çeşit afyon terkibi. 5. Yapılarda yağlıboyadan önce yarık ve delikleri kapamak için sürülen koyu bir terkip: Boyacı macunu. 6. Çerçeve camlarının kenarlarına sürülen hamur: Camcı macunu.

Türkçe Sözlük

(i. i.). Kahramanlık, yararlık gösterenlere, yarışlarda ve sergilerde derece alanlara hatıra olarak verilen madenî nişan: İstiklâl madalyası. Madalyanın ters tarafı = Bir işin, hesaba katılması gereken pürüzlü tarafı.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (C. mattin) (Ar. doğrusu: mâdin). 1. Toprağın içinden çıkan, eritilip dökülmek veya ısıtılıp dövülmekle çeşitli şekillere girip Alet ve edevat imaline yarayan cisimlerin her biri: Demir, bakır, kalay, kurşun, gümüş, altın en tanınmış madenlerdendir. 2. (kimya) Gelişmesi olmayan cisim, cevher. 3. Bir madenin veya bir çeşit taş, toprak ve başka şeylerin bulunduğu ve çıktığı yer, maden filizler bulunan yer, ocak: Ural dağlarında gümüş ve altın madenleri verdir. Mermer, alçı, kömür madeni. 4. Altın ve gümüşten başka olan maden: Gümüş değil madendir. 5. Maden veya eski maden, has porselen, çini gibi şeyler: Çin, Saksonya madenleri, onda çok eski madenler vardır. 6. mec. Bir meziyet ve faziletin kaynağı olan kişi, o meziyet ve faziletle vasıflı insan: Ol mâden-i ilm-ü hayâ. Kendisinde çok değerli şey bulunan, define, hazine: Herif madeni Bu, kütüphane değil maden! (Türkçe sıfat) 1. Madenden yapılmış: Maden tabak. 2. Gümüş ve altından başka olarak basit veya mürekkep bir madenden yapılmış: Maden madalya, (kimya) Şibih maden = Yarı maden. Maden vasfı taşımayan, fakat kimyaca madenler arasında sayılan bazı basit cisimler, Fr. mitalojide. Îlm-i maâdin = Madenlerin çeşit, cins ve durumlarından bahseden ilim, Fr. miniralogie. Imâl-i maâdin = Madenlerin işletilmesi ilim ve san’atı, Fr. mitalurgie. Maden suyu = İçinde tabiî olarak erimiş bir maden bulunan su. Maden kömürü = Pek eski zamanlardan toprağın altında kalıp yanabilir taş haline geçmiş olan ağaç.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa’da, Balkan Yarımadası’nın ortasında yer alan Makedonya Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk ve Yunanistan arasındadır.

Coğrafi konumu: 41 50 N, 22 00 E.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 25,333 km².

Sınırları: toplam: 766 km.

sınır komşuları: Arnavutluk 151 km, Bulgaristan 148 km, Yunanistan 246 km, Sırbistan 221 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: Yazları ılıman ve kuru, sonbahar ayları oldukça soğuk rüzgarlı ve kar yağışlı geçer.

Arazi yapısı: Dağlık arazi derin havzalar ve vadilerle çevrilidir, ülke üç büyük göle sahiptir ve Vardar Nehri ile iki parçaya bölünmüştür.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Vardar Nehri 50 m; en yüksek noktası: Golem Korab (Maja e Korabit) 2,753 m.

Doğal kaynakları: Krom, kurşun, çinko, manganez, tungsten, nikel, demir, asbest, kükürt, kereste, işlenebilir topraklar.

Toprakları: Tarıma elverişli: %22.01.

sürekli ekilen: %1.79.

Diğer: %76.2 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 550 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Yüksek deprem riski.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,050,554 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun 170.000 kadarının Türk olduğu tahmin edilmektedir.

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.65 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.81 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.97 yıl.

Erkeklerde: 71.51 yıl.

Kadınlarda: 76.62 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.57 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 200 den az (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Makedonyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Makedonyalı %66.6, Arnavut %22.7, Türk %4, Romalı %2.2, Sırp %2.1, diğer %2.4 (1994).

Din: Makedonya Ortodoksları %67, Muslümanlar %30, diğer %3.

Diller: Makedonca %70, Arnavutça %21, Türkçe %3, Sırp - Hırvatça %3, diğer %3.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Makedonya Cumhuriyeti.

yerel adı: Republika Makedonija.

yerel kısa adı: Makedonija.

kısaltma: FYROM (ing.).

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Üsküp (Skopje).

İdari bölümler: 123 belediye; Aracinovo, Bac, Belcista, Berovo, Bistrica, Bitola, Blatec, Bogdanci, Bogomila, Bogovinje, Bosilovo, Brvenica, Cair (Skopje), Capari, Caska, Cegrane, Centar (Skopje), Centar Zupa, Cesinovo, Cucer-Sandevo, Debar, Delcevo, Delogozdi, Demir Hisar, Demir Kapija, Dobrusevo, Dolna Banjica, Dolneni, Dorce Petrov (Skopje), Drugovo, Dzepciste, Gazi Baba (Skopje), Gevgelija, Gostivar, Gradsko, Ilinden, Izvor, Jegunovce, Kamenjane, Karbinci, Karpos (Skopje), Kavadarci, Kicevo, Kisela Voda (Skopje), Klecevce, Kocani, Konce, Kondovo, Konopiste, Kosel, Kratovo, Kriva Palanka, Krivogastani, Krusevo, Kuklis, Kukurecani, Kumanovo, Labunista, Lipkovo, Lozovo, Lukovo, Makedonska Kamenica, Makedonski B

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. İng.) Kol yerine omuzdan yarı bele kadar sarkan iki kanadı olan kolsuz bir çeşit palto.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Malaya yarımadası veya ahalisine ait; i. Malayall; Malaya dili; bir çeşit iri tavuk Malay'an s., i. Malayalı.

Türkçe Sözlük

(hi.). «Malezya» ve şimdi «Malaysia» da denen Güneydoğu Asya’da Çinhindi’nin Indonezya’ya doğru inen yarımadası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., z., isp. yarın veya başka bir zaman; colloq çıkmaz aynı son çarşambası.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Mâniası olan: Mânialı arazi. 2. Bir spor yarışması: Mânialı koşu vs.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Altı üstü bir ve kol yerine yukarıki iki ucunda yarıkları olan bir çeşit üstlük giyecek ki, başlıca Araplar’a mahsus olup manto yerine kadınlar tarafından da kullanılır.

Genel Bilgi

Bu geleneğin kökeni eski deniz savaşlarına kadar uzanıyor. O devirlerde her bir savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak zorundaydı, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bırakırdı.

Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de, bayrakları yarıya indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi.

Hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarım yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak günümüzde hala devam etmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., kil. gece yarısı veya sabaha karşı bazı Hıristiyanlar tarafından yapılan ibadet; Anglikan kilisesinde sabah ibadeti.

Şifalı Bitki

(egzamaotu): Ballıbabagillerden; yurdumuzun hemen hemen her bölgesinde yetişen, beyaz tüylerle kaplı, alçak bir bitkidir. Yaprak kenarları alta doğru kıvrıktır. Çiçekleri beyazdır. Ev ilaçlarında çiçekli bitki kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mide rahatsızlıklarını giderir. Sinirleri uyarır. Ateşi düşürür. Egzamaya faydalıdır. Vücuda kuvvet verir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «feth» den imef.) (mü. meftOha). 1. Açılmış, açık, Fars. küşâde: Dükkânlar gece yarısına kadar meftûhtur. 2. Fetholunmuş. Bilâtt-ı meftûha = Fethedilmiş ülkeler.

Türkçe Sözlük

(MEHEKK) (i. A.) (Türkçe’ de kullanılan şekli; mehenk). 1. Gümüş ve altının ayarına bakmaya mahsus bir cins taş ki, bu madenlerin üstüne sürmekle ayarları anlaşılır. 2. mec. Bir şeyin cinsini ve değerini gösteren şey, ölçü, terazi: İçki, birçok insanın mehekkidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehekk» ten galat). 1. Altın ve gümüşün ayarını anlamaya mahsus taş: Mehenk taşı. 2. mec. ölçü, terazi, bir şey veya şahsın değerini ölçmeye vasıta olan şey: Mehenge vurmak.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika’da, Karayip Denizi ve Meksika körfezi kıyısında, Belize ve ABD arasında, Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Guatemala ve ABD arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Kuzey enlemi, 102 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 1,972,550 km².

Sınırları: toplam: 4,353 km.

sınır komşuları: Belize 250 km, Guatemala 962 km, ABD 3,141 km.

Sahil şeridi: 9,330 km.

İklimi: Tropikalden çöl iklimine kadar değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Yüksek, kayalıklı dağlar, alçak kıyı ovaları, yüksek platolar, çöller.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Salada Gölü -10 m.

en yüksek noktası: Volcan Pico de Orizaba 5,700 m.

Doğal kaynakları: Petrol, gümüş, altın, kurşun, çinko, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.66.

daimi ekinler: %1.28.

Diğer: %86.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 63,200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 107,449,525 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.32 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 20.26 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.41 yıl.

Erkeklerde: 72.63 yıl.

Kadınlarda: 78.33 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 160,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,000 (2003 verileri).

Ulus: Meksikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler %60, Kızılderililer %30, beyazlar %9, diğer %1.

Din: Roma Katolikleri %89, Protestan %6, diğer %5.

Diller: İspanyolca, çeşitli Maya, Nahuatl ve diğer yerel diller.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.2.

erkekler: %94.

kadınlar: %90.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Meksika Devleti.

kısa şekli : Mexico.

Yerel tam adı: Estados Unidos Mexicanos.

yerel kısa şekli: Mexico.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Federal Cumhuriyet.

Başkent: Mexico City.

İdari bölümler: 31 eyalet ve 1 federal bölge; Aguascalientes, Baja California, Baja California Sur, Campeche, Chiapas, Chihuahua, Coahuila de Zaragoza, Colima, Distrito Federal, Durango, Guanajuato, Guerrero, Hidalgo, Jalisco, Mexico, Michoacan de Ocampo, Morelos, Nayarit, Nuevo Leon, Oaxaca, Puebla, Queretaro de Arteaga, Quintana Roo, San Luis Potosi, Sinaloa, Sonora, Tabasco, Tamaulipas, Tlaxcala, Veracruz-Llave, Yucatan, Zacatecas.

Bağımsızlık günü: 16 Eylül 1810 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 16 Eylül (1810).

Anayasa: 5 Şubat 1917.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), BCIE, BIS (Uluslararası İmar Bankası), Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Y

Teknolojik Terim

Memory Stick PRO’nun yarısı kadar bir boyutta ve aynı yüksek hızda veri transfer imkanını sunan hafıza kartıdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منفذ] nüfuz etme yeri, delik, yarık, giriş veya çıkış yolu.

Sağlık Bilgisi

Bir milimetreküp menide en az yirmi milyon sperm bulunur. Spermin miktarı spermogram ile tespit edilir. Erkeğin menisi içindeki sperm mikroskop altında sayılır. Yirmi milyondan az sperm bulunduğu takdirde, sperm azlığından söz edilir. Sperm miktarını arttırmak için aşağıdaki reçeteler uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı anason konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. söyleme; ima, ifade, zikir, anma; f. zikretmek, anmak, ima etmek, lafını etmek, ağıza almak. honorable mention bir yarışmada ödül kazanmaya yaklaşıp kazanamayan kimsenin gönlünü almak için isminin zikrolunması., mansiyon. Don't mention it Bir şe

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâhim). 1. Yaralara ve ağrıyan yerlere sürülmek üzere verilen yağlı ve yarı donmuş kıvamda ilâç: Yaraya merhem sürmek, merhem kullanmak. 2. mec. Acı ve şiddeti geçirip yumuşatacak şey; teselli sebebi. Merhem-) dil = Gönül merhemi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Balkan yarımadasının güneydoğu kesiminden geçen akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer. 2. Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer. 3. Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı. 4. Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır. 5. Ara, vakit, fırsat. 6. Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur. 7. Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak = 1. Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak. 2. Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. orta; yarım. mezzo forte orta derecede kuvvetli (ses). mezzo piano orta derecede yumuşak (ses). mezzorelievo i. yarım kabartma heykel. mezzosoprano i. soprano ile alto arasındaki ses.

Sağlık Bilgisi

Midede haddinden fazla gaz, ağrı, ve iştahsızlıkla kendini gösteren bir durumdur. Nedeni, mide kaslarının zayıfaması sonucu midenin bulunduğu yerden aşağıya sarkmış olmasıdır. Hasta midesinin çeşitli yerlerindeki ağrılardan, iştahsızlıktan ve ağzına sık sık ekşi su gelmesinden şikayet eder. Öncelikle, midedeki gaz ve asit fazlalığı tedavi edilmelidir. Bunun için gaz ve asit giderici reçeteler uygulanır. Ayrıca az fakat sık sık yemek yeme, yemekleri belirli saatlerde yemeyi alışkanlık haline getirmek tedaviye yardımcı olur. Aşağıdaki reçeteler de aynı amaçla uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kepek veya beyaz kil, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 avuç kepek veya 1 avuç beyaz kil konur. Lapa haline gelinceye kadar kaynatıldıktan sonra, temiz bir bezin içine doldurulup, midenin üstüne konur. Bu işlem her akşam yatmadan yarım saat önce tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gece yarısı. midnight sun kutuplar civarında gece yarısı güneşi. burn the midnight oil gece geç vakte kadar çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., z. bir fuarda panayıra mahsus kısım; s. yarı yolda olan; z. yarı yolda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. migren, yarım başağrısı.

Yabancı Kelime

Fr. migraine

tıp yarım baş ağrısı

Kusma, mide bulantısı ile görülen, sempatik sinir sistemi dengesinin bozulmasından ileri gelen baş ağrısı.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında yarım baş ağrısı diye bilinen ve soğuk bir terleme ile birlikte gelip, başın ve yüzün yarısını kaplayan özel bir baş ağrısıdır. Ağrılar bazen dayanılmayacak kadar şiddetli olur. Birkaç dakika sürebileceği gibi saatlerce hatta günlerce devam eder. Migren, herhangi bir hastalığın belirtisi olabildiği gibi, belirli bir neden olmadan da görülebilir. İrsi olanlar da vardır. Başın yarısında zonklamalar, bulantı ve bazen kusma görülür. Gözünün önünde siyah benekler, bulanık lekeler, uçuşur. Bazı kimseler, konuşmakta da zorluk çekerler. Ağrı geldiği zaman, karanlık bir odada sırt üstü yatmak oldukça etkilidir. Ayrıca, hazımsızlığı önlemek, haftada iki kere ılık banyo yapmak, sebze yemek ve kahve, çay, sigara, içki, gibi zararlı şeyleri terk etmek gerekir. Doktorun vereceği ilaçlar yanında aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana.

Hazırlanışı : Bir tane lahana yaprağı, ince ince kıyıldıktan sonra temiz bir bezin arasına doldurulup, alna konur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir millik koşu için eğitilmiş yarış atı veya koşucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir santimetre küpün yüzde altısı değerinde sıvı ölçüsü; ing., müz. yarım nota.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nakUden ie.) ( geometri). Açı yapmak ve ölçmek için kullanılan yarım daire şeklinde dereceli Alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. küçük; ikinci derecede olan, önemi az; rüştünü ispat etmemiş; müz. yarım derece. pest sese ait: man. kücük; A.B.D. üniversitede ikinci branşa ait; azınlığa ait; i. rüştünü ispat etmemiş kimse; A.B.D. üniversitede ikinci branş, yardımcı sert

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. Girit'te yaşadığı zannedilen ve insan etiyle beslenen yarı insan yarı boğa şeklinde bir canavar.

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Fars. «nîm-.ten» den ki «yarım beden» demektir). Kollu yelek ki, basma vesaireden yapılıp eski kıyafette gömleğin üstüne giyilirdi: Pamuklu, çuha mintan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çamura batırmak; çamurla kirletmek, çamura bulaştırmak; çamura batmak. mire down yarıda kalmak, başarısızlığa uğramak.

Şifalı Bitki

(amberçiçeği): İkiçenekliler sınıfından; 50-100 cm boyunda, sarımtırak renkli, güzel kokulu bir bitkidir. Yapraklarında şekerler, uçucu yağ, A ve B vitaminleri vardır. Çiçekli dalları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Sinirleri uyarır. Aybaşı tutukluğunu giderir. İştah açar. Safra ifrazatını artırır.

Türkçe Sözlük

(I. A. «ayâr» dan ia). Ölçü, değer ve saflık derecesini gösteren mikyas: İspirto mîyârı; her şey mîyârında olmalı.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Asya’da, Çin ve Rusya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 46 00 Kuzey enlemi, 105 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 1.565 milyon km².

Sınırları: toplam: 8,161.9 km.

sınır komşuları: Çin 4,676.9 km, Rusya 3,485 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Çöl, kıtasal.

Arazi yapısı: Geniş çöl ve yarı çöllükler, çimenlerle kaplı stepler, batı ve güneybatıda dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hoh Nuur 518 m.

en yüksek noktası: Nayramadlin Orgil (Huyten Orgil) 4,374 m.

Doğal kaynakları: Petrol, bakır, molibden, tungsten, fosfat, kalay, nikel, volfram, altın, gümüş, demir.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.7.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %81.

Ormanlık arazi: %11.4.

Diğer: %1.9 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 800 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Toz ve kar fırtınaları, otlak ve orman yangınları, kuraklıklar.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,654,999 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.47 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 53.5 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.26 yıl.

Erkeklerde: 62.14 yıl.

Kadınlarda: 66.5 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.39 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Moğol.

Nüfusun etnik dağılımı: Moğol %85, Türk %7, Tungusic %4.6, diğer %3.4 (1998).

Din: Tibet Budist Lamaizm’i %96, Muslüman, Şamanizm ve Hıristiyan %4 (1998).

Diller: Moğolca %90, Türkçe, Rusça (1999).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.

erkekler: %98.

kadınlar: %97.5 (2000).

Yönetimi

Ülke adı: Gelenkes adı: Moğolistan.

yerel adı: Mongol Uls.

Eski adı: Dış Moğolistan.

Yönetim biçimi: Çok Partali Sosyalist Cumhuriyeti.

Başkent: Ulan Batur.

İdari bölümler: 18 bölge ve 3 belediye; Arhan**** Bayanhongor, Bayan-Olgiy, Bulgan, Darhan, Dornod, Dornogovi, Dundgovi, Dzavhan, Erdenet, Govi-Altay, Hentiy, Hovd, Hovsgol, Omnogovi, Ovorhan**** Selenge, Suhbaatar, Tov, Ulaanbaatar, Uvs.

Bağımsızlık günü: 11 Temmuz 1921 (Çin’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü /İhtilal Günü, 11 Temmuz (1921).

Anayasa: 12 Şubat 1992.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ARF (diyalog partneri), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (gözlemci), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fo

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarım, yarı; parça, kısım, pay.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para, nakit; para yerine geçen şey. money belt para taşlmaya elverişli kuşak. money market piyasa. money order posta havalesi. easy money kolay kazanılmış para. even money yarışta iki tarafln eşit meblâğlarla bahis tutuşması. hard money madeni para

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). 1. Yunanistan’ ın yarımada hâlinde olan güney kısmı ki, Korent Boğazı açıldıktan sonra bir ada hâline gelmiştir. 2. Eskiden «Yunanistan» mânâsına da kullanılırdı ve sadece Mora ile Attika’yı içine alırdı.

Türkçe Sözlük

(hi.). Mora yarımadası ahalisinden olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ferda, ertesi gün; eski, şiir yarın; sabah. good morrow eski sabahlar hayrolsun. on the morrow ertesi gün.

Teknolojik Terim

İster Sony Cyber-shot fotoğraf makinenizden VAIO dizüstü bilgisayarınıza fotoğraf aktarın, ister tüm müzik kütüphanenizi bir Sony WALKMAN® mp3 veya mp4 çalara kopyalayın, ‘Sürükle ve bırak’ özelliği, taşınabilir cihazlar arasında dosya aktarımının kolay bir yoludur. Örneğin, Windows Media® Player ile tek yapmanız gereken, albüm veya şarkıları seçip müzik kütüphanenizden sürüklemek ve WALKMAN® arayüzüne bırakmaktır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mû = kıl, şikâf = yarıcı). Kıl yarar gibi bir şeyi pek inceliğine araştıran.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm»den) (c. muhakemât). 1. Dava İçin iki tarafın mahkemeye baş vurmaları, hâkim huzuruna çıkmaları: Yarın muhâkeme olacağız; bizim muhâkememiz gelecek haftaya kaldı. 2. İki tarafı dinleyip hükmetme, davayı hükme bağlamak için iki tarafın ifadelerini, şahit ve delillerini dinleyerek hükmetme: Onu muhâkemeye çektiler, muhakemeye aldılar. 3. Bir işi zihnen iyice araştırıp ve inceleyip bir karar verme: İnsan her işittiğini muhSkeme etmeksizin, kabûl etmemelidir; işi kendimce muhSkeme etmeden rey vermem. Kabl’el-muhâkeme = İşi İyice tetkik ve zihnen muhSkeme etmeden önce. (c.) Davalar, mahkemeye eit işler: MuhSkemSt dairesi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk»dan imef.) (mü. muhakkaka). 1. Tahkik olunmuş, araştırılmış, doğruluğu ve gerçekliği anlaşılmış, doğru, gerçek, sahih, müsbet: O haber muhakkaktır. 2. Şüphesiz, tereddütsüz, mutlak: Yarın muhakkak gideceğiz.

Türkçe Sözlük

(i. A. «matl» dan masdar). Uzatma, bugün, yarın diye geriye bırakma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nısf» tan masdar). Esit iki kısma bölme, yarı yarıya paylaşma.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yarı yarıya: Şu bir küfe üzümü münâsafaten alalım.

Türkçe Sözlük

(MÜNŞAKK) (i. A. «şakk» tan if.). Yarılmış, ikiye bölünmüş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nısf» den if.) (mü. muntasıba). 1. Yarılamış, yarıya varmış. 2. Yarı, nısıf, vasat. Muntasıf-ı ramazan = Ramazanın yarısı, ortası.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ref’»den). 1. Dava için mahkemeye başvurma, dâvâlıyı mahkemeye davet ettirme. 2. Mahkemede yüzleşip muhakeme olma: yarın murâfaa olacağız.

Şifalı Bitki

(mürrisafi): Burseraceae familyasından; çeşitli balsam ağaçlarından elde edilen reçine sakızıdır. Güzel kokusu vardır. İlkçağlardan beri kullanılır. Kokusu kuvvetli, tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: Spazmları giderir. Uyarıcıdır. Aybaşı tutukluğunu giderir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavsiye olunmuş. Sina yarımadısında, Eymen vadisinde Tur dağında Allah’ın lütfuna mazhar olarak, kavmine “on emir” adı altında Allah’ın şeriatını bildiren peygamb(Erkek İsmi) Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmiştir.

Türkçe Sözlük

(MÜSABAKA) (i. A. «sebk» ten masdar). Birbirini geçmeye ve birbirinden ileri olmaya çalışma, yarış, yarışma, rekabet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarış, yarışma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. contest. race yarış. yarışma. karşılaşma.

Türkçe Sözlük

(I. A.). MUsabaka yapan, yarışan, yarışçı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten if.) (mü. musâhibe). t. Biriyle musâhebe eden, konuşan, arkadaş. 2. Eskiden büyük adamları eğlendiren nedîm. 3. Musâhib-i şehryârî = Padişah musâhibi. Padişahın yakın hizfnetinde bulunanlara verilen unvan ve görev.

Türkçe Sözlük

(i. A. «samm» den imef.) (mü. musammeme). Tasmîm olunmuş, kesin şekilde kararı verilmiş: Yarın gelmemiz musammemdir.

Türkçe Sözlük

(I. A. «sür’at» ten masdar) (c. müsâraât). Sürat, süratle teşebbüs ve davranış (Arapça’daki mânâsı: koşma, yarış).

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den masdar) (c. mutâvelât). Vâdeyi uzatma, bugün yarın ile oyalandırma, sürüncemede bırakma.

Türkçe Sözlük

(MÜZAKERE) (i. A. «zikr» den masdar) (c. müzâkerât). 1. Bir iş hakkında söyleşme, bir karar vermek üzere bir yere gelinip fikir söyleme: Bu işi yarın müzakere edeceğiz. 2. Bir meclis veya mahkeme heyetinin karar vermeden önce durumu tenha ve gizli olarak konuşması: Hâkimler müzakereye çekildi. 3. Talebenin birleşip dersleri birlikte çalışıp söylemesi: Bizim okulda günde iki saat müzakereye mahsustur, müzakere koğuşu.

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منبه] uyarıcı, uyandırıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسابقه] yarışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسابق] yarışmacı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bitmemiş, yarım kalmış, noksan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haberci, haber veren. 2.Yüksek, yüce. 3.Büyük Türk şairidir. 17.asrın ikinci yarısında yaşamıştır.

Türkçe Sözlük

Herhangi bir mesleki eğitim görmemiş ressamlarca üretilen ve çocuksu bir betimleme anlayışını yansıtan resim sanatı ürünleri. Naif resim, perspektifin kuralların yadsıyışı ve çocuksu anlatımı dışında genel üslup özellikleri göstermez. Naif ressamlarca geliştirilen teknik ve üsluplar, daima kişisel niteliktedir. Dış gerçekliği akademikleşmiş yanılsama teknikleriyle değil de âdeta “masum bir gözle” algılayıp betimlemeleri açısından sanatsal değer taşırlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında beliren Naif Resim`in en tanınmış ustaları H. Rousseau ve G. Moses`dir.

Genel Bilgi

Duyu organlarımız bize dış dünya ile ilgili bilgileri aktarırlar. Bu bilgilerin yüzde 80’ini gözlerimizle, yüzde 1’ini ise burnumuzla alırız. Ancak nezle veya grip olup burnumuz tıkandığında, koku alamayınca, yediğimiz yemeklerin tadını bile alamayız, dünyadan aldığımız zevk azalır. Eğer burnunuzu parmaklarınızla iki yandan sıkarsanız, bir dilim çiğ patates mi yoksa elma mı yediğinizi söylemekte bile güçlük çekersiniz.

Koku duyumuz anlaşılması en güç olan duyumuzdur. Bellek ve duygularımızla çok ilgilidir. Bir toprak yolda yürürken yağmur kokusu aldığımızda, birden bir çocukluk anımız canlanabilir.

Peki bir koku duyduğumuz zaman ne oluyor? Bu kokuyu diğerlerinin arasından nasıl tanıyoruz? Beynimiz bu farklı uyarıları nasıl algılıyor? Bir kokunun oranı, bir litre havanın içinde bir miligramın milyonda birinden bile küçük olsa onu nasıl ayırt edebiliyor?

Aslında tek bir koklama ile hemen hemen yeterli algılamayı sağlarız. Normal bir insan dakikada 30 litre havayı içine çekip koklayabilir. Ancak belli bir zaman sonra algılama süratle azalır, yani bir kokunun içinde uzun zaman kalırsak artık onu duymamaya başlarız. Kokunun hangi yönden geldiğini ise burun deliklerimize gelişi arasındaki anlık farktan anlarız.

Koku alma kapasitemiz şüphesiz koku kaynağının gücüne de bağlıdır. Havanın bir litresinde 5,83 miligram eter olunca kokuyu ancak hissederiz de 0,000.000.4 miligram sarımsak kokusu bile hemen hissedilebilir. En güçlü koku çürük yumurta kokusudur. Bu kokunun molekülleri havada 100 bin molekül içinde bir tane dahi olsa burnumuz tarafından hemen algılanır. Bir kokunun artıp azaldığını hissedebilmek için, onun hava içindeki oranının en az yüzde 30 değişmesi gerekir.

İnsanlar gün başlarken daha iyi koku alırlarken kahvaltıdan sonra koku hissi azalır. İlkbahar ve yazın ise kışa göre daha kuvvetlidir. Koku alma duyusunu sıcaklık, aç veya tok olma ve alınan ilaçlar da büyük ölçüde etkiler. Kadınlar erkeklerden daha iyi koku alırlar. Bu duyu 60 yaşından sonra azalmaya başlar. Koku alma duyusu eğitimle arttırılabilir.

Burnumuzun boşlukları içinde, her biri birer metal para büyüklüğünde iki koklama mukozası vardır. Buralarda milyonlarca algılama hücresi bulunur. Bu sinir hücrelerinin tüylü uçları, nefes aldığımız zaman havada bulunan koku veren molekülleri yakalarlar. Aldıkları bilgileri beyin kökündeki koklama soğanına iletirler.

Görüldüğü gibi koklama mekanizması biliniyor da sistem nasıl çalışıyor tam belli değil. Bir görüşe göre her koku molekülü kendine özgü bir frekansta titreşim yapıyor ve burnumuzdaki koku sinirleri bu özel titreşimleri algılıyor. Bu durumda koku seste olduğu gibi dalgalar halinde yayıldığından sinir hücreleri ile moleküller arasında doğrudan bir temas olması da gerekmiyor.

Bir başka görüş ise kokuyu renklere benzetiyor. Nasıl bütün renkler aslında temel renklerden oluşuyorsa, bir kaç kokunun, bütün diğer kokuların temelini oluşturduğu ileri sürülüyor.

Bazı bilim insanları ise her bir kokunun kendisinin başlı başına ayrı bir koku olduğunu, her koku için hücrelerin özel olarak ayrı ayrı görev yaptıklarını, beynin uyarının hangi hücreden geldiğine bakarak karar verdiğini düşünüyorlar. Bunun ispatlanması için her bir sinir hücresinin ayrı bir koku ile uyarılıp test edilmesi gerekir ki bu da imkansızdır.

Görüldüğü gibi burnumuz ve koku alma hissimizin sırları tam çözülebilmiş değil. Kokuları burnumuz gibi olağanüstü bir hassasiyetle ve bir saniyeden çok az bir zamanda algılayıp, ayırt edebilecek bir makineyi günümüzün gelişmiş teknolojisi bırakın yapmayı tasarlayamamaktadır bile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ناتمام] tamamlanmamış, yarım kalmış.

Türkçe Sözlük

(e.). İki şeyden her birini red ve inkâr edatıdır, hiçbiri: Ne ben gideyim, ne siz; ne bunu isterim ne onu; ne gelir ne gider; ne bugün ne yarın.

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. boyun; boyun gibi şey; iki kara parçasını birleştiren dil, kıstak; boğaz; müz. keman sapı; elbise yakası; f., A.B.D., (argo) sevişirken kucaklaşıp öpüşmek. neck and neck yarışta at başı beraber. break ones neck boynu kırılmak; azami gayreti s

Genel Bilgi

Sadece uykumuz gelince mi esneriz? Esneme bulaşıcı mıdır? Aslında esnemenin ve fizyolojisinin ardında yatan gerçek hala tam olarak bilinememektedir.

Önceleri esneme, insanın yorgun olduğu zamanlarda kandaki oksijen miktarını artırmak için vücudun yaptığı bir solunum sistemi refleksi olarak düşünülüyordu. Yapılan deneylerin sonucunda, esnemenin, solunum olayına kısa bir destek verdiği, ancak onun önemli bir fonksiyonu olmadığı tespit edilmiştir.

Hem burnumuzla, hem de ağzımızla nefes alabilmemize rağmen, kapalı ağızla esnemek mümkün değildir. En çok ve sık esnemenin olduğu zaman, sabah uykudan kalkma vaktidir. Ortalama bir esneme 6 saniye sürer.

Sadece insanlar değil, kediler, kuşlar, fareler ve birçok canlı türü de esner. Ancak farklı türlerdeki bu davranış biçimi, aynı fonksiyona yönelik olabilir mi? Örneğin insanların gülme olarak yaptığı yüzdeki kas hareketi diğer bazı canlılarda korkunun ifadesi olabilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, hayvanların daha çok dikkat gerektiren bir olayı karşılama sırasında esnedikleri, insanların ise, tersine dış uyarılarda azalma olduğunda esnedikleri saptanmıştır.

Derslerde canı sıkılan öğrencilerin değil de, canı sıkıldığı halde uyumamaya çalışanların daha çok esnedikleri gözlemlenmiştir. Bir diğer görüşe göre de, sınava girecek bir öğrencinin veya yarışa girecek bir atletin çok esnemesinin sebebi, organizmanın kendini sakinleştirmesidir.

Esneme de gülme gibi bulaşıcıdır. Esneyen kişinin yüz hatlarında meydana gelen şekillenmenin, diğer insanlar üzerinde esnemeyi teşvik edici bir etki uyandırdığı tahmin ediliyor. Yani nasıl yemek yiyen bir insanı görünce acıkırsak, onun gibi bir şey.

Esnemenin bulaşıcı olduğunu ileri süren bir görüşe göre ise ilk insanlardan kalma bir davranış olarak esnemekteyiz. İlkel atalarımız akşamları ateşin etrafında topluca otururken grubun lideri tüm dişlerini göstererek esner, oturumu kapatır, artık gecenin başladığı, herkesin sabaha kadar yatması ve hareket etmemesi gerektiği sinyalini verirdi. Grubun diğer üyeleri de esneyerek görüş birliği içinde olduklarını beyan ederlerdi.

Günümüzde bu iş için daha karışık teknolojiler kullanılıyor. Baba televizyonu uzaktan kumanda ile kapatıp koltuğundan kalkıyor. Bu nedenle günümüzde esnemenin hiçbir faydası görülmemektedir ve önümüzdeki bir milyon yıl içinde ortadan kalkacağı sanılmaktadır.

Genel Bilgi

Sadece uykumuz gelince mi esneriz? Esneme bulaşıcı mıdır? Aslında esnemenin ve fizyolojisinin ardında yatan gerçek hala tam olarak bilinmemektedir.

Önceleri esneme, insanın yorgun olduğu zamanlarda kandaki oksijen miktarını artırmak için vücudun yaptığı bir solunum sistemi refleksi olarak düşünülüyordu. Yapılan deneylerin sonucunda, esnemenin, solunum olayına kısa bir destek verdiği, ancak onun önemli bir fonksiyonu olmadığı tespit edilmiştir.

Hem burnumuzla, hem de ağzımızla nefes alabilmemize rağmen, kapalı ağızla esnemek mümkün değildir. En çok ve sık esnemenin olduğu zaman, sabah uykudan kalkma vaktidir. Ortalama bir esneme altı saniye sürer.

Sadece insanlar değil, kediler, kuşlar, fareler ve birçok canlı türü de esner. Ancak farklı türlerdeki bu davranış biçimi, aynı fonksiyona yönelik olabilir mi? Örneğin insanların gülme olarak yaptığı yüzdeki kas hareketi diğer bazı canlılarda korkunun ifadesi olabilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, hayvanların daha çok dikkat gerektiren bir olayı karşılama sırasında esnedikleri, insanların ise, tersine dış uyarılarda azalma olduğunda esnedikleri saptanmıştır.

Derslerde canı sıkılan öğrencilerin değil de, canı sıkıldığı halde uyumamaya çalışanların daha çok esnedikleri gözlemlenmiştir. Bir diğer görüşe göre de, sınava girecek bir öğrencinin veya yarışa girecek bir atletin çok esnemesinin sebebi, organizmanın kendini sakinleştirmesidir.

Esneme de gülme gibi bulaşıcıdır. Esneyen kişinin yüz hatlarında meydana gelen şekillenmenin, diğer insanlar üzerinde esnemeyi teşvik edici bir etki uyandırdığı tahmin ediliyor. Yani nasıl yemek yiyen bir insanı görünce acıkırsak, onun gibi bir şey.

Esnemenin bulaşıcı olduğunu ileri süren bir görüşe göre ise ilk insanlardan kalma bir davranış olarak esnemekteyiz. İlkel atalarımız akşamları ateşin etrafında topluca otururken grubun lideri tüm dişlerini göstererek esner, oturumu kapatır, artık gecenin başladığı, herkesin sabaha kadar yatması ve hareket etmemesi gerektiği sinyalini verirdi. Grubun diğer üyeleri de esneyerek görüş birliği içinde olduklarını beyan ederlerdi.

Günümüzde bu iş için daha karışık teknolojiler kullanılıyor. Baba televizyonu uzaktan kumanda ile kapatıp koltuğundan kalkıyor. Bu nedenle günümüzde esnemenin hiçbir faydası görülmemektedir ve önümüzdeki bir milyon yıl içinde ortadan kalkacağı sanılmaktadır.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Dispne denilen nefes darlığı önemli bir hastalığın belirtisi olabilir. Spor yaptıktan, koştuktan veya yorucu bir iş yaptıktan sonra nefes darlığı normal sayılabilir. Ancak ortada neden yokken nefes darlığından şikayet etmek mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü kansızlık, kalp hastalıkları, mide hastalıkları, bronşit, tiroid bezinin büyümesi, akciğer hastalıkları, zatürree, astım, zehirlenme, şişmanlık, nefes darlığına neden olabilir. Nefes darlığından şikayet edenlerin sigarayı kesinlikle bırakmaları, ağır yemekleri de terk etmeleri gerekir. Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan nefes darlığını tedavi etmek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ispanak, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya yarım kilogram temizlenmiş ıspanak konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Ispanağın tamamı yenir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alt, alttaki. nether milstone alt değirmen taşı. nethermost s. en alttaki. nether world ölüler diyarı; cehennem.

Sağlık Bilgisi

Zihin ve vücudun aşırı derecede yorgun düşmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Üzüntü, sıkıntı, endişe, yeteri kadar dinlenmeye vakit ayırmadan uzun süre çalışmak, bazı mikrobik hastalıklar ve sinirleri uyarıcı ilaçları uzun süre kullanmak nevrasteni için gerekli olan zemini hazırlar. Kişi gerçekte hasta olmadığı halde bazı organlarının hastalığından yakınır. Çabuk yorulur, çabuk sinirlenir, huzursuzdur, baş ağrıları vardır. Bazen de gözlerinin iyi görmediğini söyler. Dikkatini toplayamaz, uykuları da normal değildir. Cinsel ilişkide başarılı olamadığını, hazımsızlık çektiğini, vücudunun her yerinin ağrıdığını söyler. Tedavi amacıyla, ılık duş almak, istirahat etmek, vakit buldukça açık havada dolaşmak, günlük sıkıntılardan uzaklaşmaya çalışmak, hazmı güç şeyler yememek, kahve ve sigarayı terketmek gerekir. Ayrıca hastalık belirtileri tamamen kayboluncaya kadar aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yonca, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam yonca konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A «nizâm» dan imüb.). Nizam veren, düzene koyan. NISFET (bk.) Nasfet. NISIF (NISF) (i. A.) (tes. nısfeyn). Yarım, yarı, buçuk, fars. nîm: Nısfını alıp nısfını bıraktı. Nısıf kutur = Yarı çap. Nısıf küre = Yarı küre. Nısfü’l-leyl = Gece yarısı. Nısfü›n-nehâr = Gündüzün ortası.

Genel Bilgi

Gıdıklanmak rahatsız edici olduğu kadar eğlendiricidir de. Başkaları tarafından, hatta bazen dokunulmadan gıdıklanırız, ama kendi kendimizi gıdıklayamayız. Bazıları gıdıklanmaya karşı çok hassasken bazıları etkilenmez bile.

Bir insan gıdıklanınca, derinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifçikleri harekete geçer. Özellikle tüyle okşama, böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifçikler, sinyalleri beyne gönderirler. Ancak araştırmacılar bu sinyallerin beyinde nereye kaydedildiğinden emin değiller. Beyinin gıdıklanmaya tepkisi, kaşınmaya olan tepkisi gibi, gönülsüz yapılan bir tepkidir.

Gıdıklama ile kan basıncı artarken, nabız ve kalp atışı hızlanır, beynin uyanıklığı fazlalaşır. Gıdıklanmanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yanı da vardır. Gıdıklanma başlangıçta zevkli olabilirse de sürdürüldüğünde korku ve paniğe dönüşebilir.

İnsanların daha çok gıdıklandıkları yerler, ayak altı, avuç içi ve koltuk altı gibi bölgelerdir. Bunun nedeni, buraların çok hassas bölgeler olmalarıdır.

İnsan beyni vücuda gelen uyarıların hangisinin insanın bizzat kendisinden, hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder ve ona göre öncelik verir. Örneğin, elimizin yanması gibi acil refleks gerektiren dışarıdan gelen uyanlara öncelik verir. Bu nedenle bir başkası tarafından gıdıklandığımızda reaksiyon gösteririz ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttığından gıdıklanamayız.

Genel Bilgi

Gıdıklanmak rahatsız edici olduğu kadar eğlendiricidir de. Başkaları tarafından, hatta bazen dokunulmadan gıdıklanırız, ama kendi kendimizi gıdıklayamayız. Bazıları gıdıklanmaya karşı çok hassasken bazıları etkilenmez bile.

Bir insan gıdıklanınca, derinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifcikleri harekete geçer. Özellikle tüyle okşama, böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifcikler, sinyalleri beyne gönderirler. Ancak araştırmacılar bu sinyallerin beyinde nereye kaydedildiğinden emin değiller. Beynin gıdıklanmaya tepkisi, kaşınmaya olan tepkisi gibi, gönülsüz yapılan bir tepkidir.

Gıdıklanma ile kan basıncı artarken, nabız ve kalp atışı hızlanır, beynin uyanıklığı fazlalaşır. Gıdıklanmanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yanı da vardır. Gıdıklanma başlangıçta zevkli olabilirse de sürdürüldüğünde korku ve paniğe dönüşebilir.

İnsanların daha çok gıdıklandıkları yerler, ayak altı, avuç içi ve koltuk altı gibi bölgelerdir. Bunun nedeni, buraların çok hassas bölgeler olmalarıdır.

İnsan beyni vücuda gelen uyarıların hangisinin insanın bizzat kendisinden, hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder ve ona göre öncelik verir. Örneğin, elimizin yanması gibi acil refleks gerektiren dışarıdan gelen uyarılara öncelik verir. Bu nedenle bir başkası tarafından gıdıklandığımızda reaksiyon gösteririz ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttığından gıdıklanmayız.

Genel Bilgi

Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.

Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka birçok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varamayız.

Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.

Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumağa devam etmesi gibi.

Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insanları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18’i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında sekizincide duruyormuş.

İnsanlara hapşırdıktan sonra ‘çok yaşa’ deme adetinin kökeni Hıristiyanların ‘God bless you’ yani Tanrı seni takdis etsin’ veya ‘Tanrının hayır duası üzerinde olsun’ cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.

Genel Bilgi

Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.

Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka bir çok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varmayız.

Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.

Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumaya devam etmesi gibi.

Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insaları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18’i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında seklizinci de duruyormuş.

İnsanlara hapşırdıktan sonra “çok yaşa “ deme adetinin kökenin Hıristiyanların “God bless you” yani “Tanrı seni takdis etsin” veya “Tanrının hayır duası üzerinde olsun” cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık 6 litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvar üretilir. Ortalama bir yaşam süresi boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde ‘antigen’ denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen 300 kan grubu vardır ama AB 0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Kari Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0 (sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan gurubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbirleri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. Şimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Kan grubu => Kanın alınabileceği grup => Kanın verilebileceği grup

A => A, 0 => A, AB B => B, 0 => B, AB AB => A, B, AB, 0 => AB 0 => 0 => A, B, AB, 0

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık altı litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvarlar üretilir. Ortalama bir yaşam süreci boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde “antigen” denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen üç yüz kan grubu vardır ama AB0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Karl Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0(sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan grubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbileri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. İimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.

Genel Bilgi

Tarih boyu erkek mesleği denilince genel olarak fiziksel gücün gerektirdiği ve öne çıktığı işler anlaşılır. Ancak ruhsal ve duygusal özellikler ile hayal gücünün öne çıktığı bazı işler de yine erkeklerin tekelindedir. Ressamlık, bestecilik, orkestra şefliği gibi.

Şüphesiz tarih boyunca bir çok kadın ressam çok önemli eserler yaratmışlardır. Ne var ki müzeler ve değerli koleksiyonlara bakınca kadın sanatçıların eserlerine pek rastlayamıyoruz. Hadi Rafael, Rambrandt gibi ustaların yaşadıkları çağlarda kadınların sosyal konumları nedeniyle resimle uğraşmaları zordu diyelim, ama Dali ve Picasso gibi yakın tarihlerde yaşamış ressamların zamanında böyle bir zorluk yoktu ki. O halde bunun başka bir sebebi olmalı.

Aynı şekilde niçin dişi bir Mozart veya Beethoven yok? Müziği yorumlayan kadın şarkıcılar, piyanistler, kemancılar veya orkestradaki tüm kadın elemanlar erkeklerden aşağı kalmaz hatta kendi branşlarında dünya çapında başarılı olabilirlerken niçin orkestra şeflerinin hemen hemen hepsi erkek? Acaba hala bir çok orkestrada çoğunluğu oluşturan erkek elemanların, başlarında kendilerine doğru elindeki çubuğu sallayıp duran bir kadının idaresine girmek istememelerinden mi?

Sadece bu kadar da değil. Mimarlık ve mühendislik gibi tasarım ağırlıklı işlerde niçin erkekler önde? Hatta kadınların günlük yaşamlarında en çok zaman ayırdıkları iş yemek pişirmek iken ve erkeklerin yüzde doksanı yumurta kırmayı bile beceremezken niçin dünyanın en büyük yemek ustaları, gurmeleri, aşçıbaşıları hep erkek?

Tüm bu suallere beyin araştırmacıları ve psikologların üzerinde anlaştıkları bir açıklama var. Onlara göre işin sırrı beynin sağ ve sol yarımkürelerinde. Her iki yarım küre farklı fonksiyonlara kumanda ettikleri gibi cinsiyete göre erkekler sağ, kadınlar ise sol yarımkürelerini daha fazla kullanıyorlar.

Aslında yeni doğan çocukta her iki yarımküre de ‘sağ’dır. 2 yaşına varmadan bu yarımkürelerden biri ‘sol’ olur yani konuşma merkezi ortaya çıkar. Erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 13 yaşında beynin asimetresi tamamlanır. İnsanlar yaşlandıkça iki yarımküre arasındaki bu görev farkı yine azalmaya başlar. Şüphesiz sağ ve sol beyin fonksiyonları insandan insana da farklılıklar gösterir.

Kadınların daha çok kullandıkları beynin sol yarımküresinde konuşma ve iletişim merkezleri bulunmaktadır. Bu nedenle her yaş grubunda yapılan deneyler sonucunda kız çocukların konuşmayı daha önce becerdikleri, çevreye daha iyi uyum sağladıkları, okullarda, iletişim, sosyal ve politik alanlarda daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Erkeklerin daha çok kullandıkları beynin sağ yansı ise, analiz, sentez, bir olaya tümüyle bakış gibi görevleri yüklenmiştir. Yani ayrıntıları göz önüne almadan özetlersek, ilk bakışta birbirlerinin aynıymış gibi görünseler de, sol yarımkürede sezgi gücü, sağda ise analiz gücü egemendir. Sol beyin olayları tümdengelim, sağ beyin ise tümevarım ile inceler.

İşte bu nedenle sağ beyin fonksiyonlarının gerektiği işlerde erkekler daha başarılı olmaktadırlar. Şüphesiz bu bir genellemedir. Kadınlar arasında orkestra yöneten, opera besteleyen sanatçılar, hatta Marie Curie gibi iki kez Nobel ödülü kazanarak bilim tarihine geçmiş olanlar da vardır. Ancak yine de tüm bu branşlar hala erkeklerin egemenliği altındadır.

Genel Bilgi

Herhalde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? Şemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle gökten sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su damlası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görülüyorlar.

Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir bulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilebilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970 tarihinde Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir buluttan çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en usta olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında arttırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam ters etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.

Genel Bilgi

Heralde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? İemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle göklerden sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su dalası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görünüyorlar. Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir nulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970’de Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir bulutun çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en iyi olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında artırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam tersi etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.

Teknolojik Terim

NightFraming, karanlıkta fotoğraf çekebilmek için üç işlevi (NightShot, Hologram AF ve Flaş öncesi pozlama kontrol) birlikte kullanır. NightShot ile çerçevenin belirlenmesi: Kızılötesi teknolojisini kullanarak, tamamen karanlıkta bile çekilecek nesneyi görüntüler. Hologram AF ile odaklama: Deklanşöre yarım bastığınızda, fotoğraf makinesi Hologram AF ile çerçevedeki görüntüye odaklanır. Bir lazer, nesnenin kenarlarını algılar ve fotoğraf makinesinin buna düzgün biçimde odaklanabilmesini sağlar. Ön Flaş ile Kayıt: Deklanşör düğmesine tam basıldığında ön flaş yanar. Pozlama belirlenir ve ana flaş yanar; böylece mükemmel biçimde odaklanılmış, çerçeve içine alınmış ve pozlanmış görüntü çekilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yarım. Nîm-nigâh = Yarım bakış, gözucu ile bakış. Nîm-ten = (bk.) Mintan. 2. Yarı (sıfat terkiplerinde). Nîm-puhte = Yarı pişmiş. Nîm-mürda = Yarı ölü. Nîm-mest = Yarı sarhoş, keyifli. Türk musikisinde bazı usullerin başına gelirse o usûlün yarımı olduğunu gösterir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نيم] yarı. 2.yarım. 3.buçuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نيم جاهلی] yarıcahil, yarı cahilî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نيم رسمی] yarı resmî.

Türkçe Sözlük

(i. F.). iyice boğazlanmamış, yarı kesilmiş olan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yarı uykulu, mahmur.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Yarım gülüş, gülümseme.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yarım. Dü-nîme = İkiye bölünmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصف] yarı, yarım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصف اخير] son yarısı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Yarımlık, yarı yarıya bölme, bölüşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

çelikten yapılmış yarım silindir şeklinde portatif bina, baraka.

Türkçe Sözlük

(NİYYET) (i. A.) (c. niyyât). 1. Kurma, kasdetme, azmetme, maksat, karar: Yarın ava gitmeye niyet ettim. 2. (fıkıh) Namaz kılmak veya oruç tutmak üzere karar verip buna mahsus tâbiri söyleme: Niyetsiz oruç makbul değildir. 3. Fal maksadıyla kullanılmak üzere hazırlanmış yazılı kâğıt parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) aklına sahip olmayan, akılca dengesiz. non compos yarı kaçık.

Yabancı Kelime

İng. notebook

dizüstü

Bilgisayarın her türlü donanımı ile küçültülerek taşınabilir duruma getirilmiş biçimi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Diğer, öteki. 2. Yarından sonraki: Öbür gün. Öbür dünya = Ahi ret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) batı; (bh) batı yarıküresi, Asya'nın batısındaki üIkeler, özellikle Avrupa. occidental (s.), (i.) batıya ait, batısal, Avrupa ve Amerika'ya ait; (astr.) batı tarafındaki, batısında; (i.) batılı.

Şifalı Bitki

(agalloch): İkiçenekliler sınıfının, thymelaeaceae familyasından; Doğu Asya ve Malaya adalarında yetişen bir ağaçtır. Yaz, kış yapraklarını dökmez. Meyveler, armut biçimindedir. Ağacın odunu ve kabuğu yarılınca, hoş bir koku verir. Kullanıldığı yerler: Çoğunlukla tütsü yapmakta kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. s, odea) tiyatro veya konser binası; eski Yunanistan ve Roma'da müzisyenlerin içinde yarıştıkları ufak tiyatro binası.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) l Bir basan ya da iyilik karşısında verilen armağan. 2.Yarışma veya müsabakalarda bir tarafın, kazanana verdiği hediye, mükafat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Yabancı Kelime

İng. off-road

sp. arazi yarışı

Her türlü arazi koşulunda özel motorlu araçlarla yapılan yarış.

Şifalı Bitki

(sıtma ağacı): Mersingiller familyasından; Anavatanı Avusturalya olan, her zaman yeşil bir ağaç cinsidir. Bazılarının boyu 150 m’ye ulaşır. Ender olarak ağaçcık şeklinde bulunur. Çiçekleri beyaz-sarı veya kırmızı renktedir. Meyvesi tepeden 4-5 yarıkla açılan kapsüldür. Odunu sert ve reçinelidir. Yapraklarında uçucu yağ, reçineler, acı madde ve tanen vardır. Uçucu yağı çok miktarda sineol taşır. Yurdumuzda Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilir. 160’dan fazla türü vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. Boğaz ve burun iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Nezlede faydalıdır. Ateşi düşürür. Vücudu kuvvetlendirir. Bronşite ve diğer solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. İdrar yollarını temizler. Astım ve Veremde faydalıdır. Sıtmanın önünü alır. Basur memelerinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yazılmış bir şeyi gözden geçirip sesli veya sessiz kıraat etmek, okumak: Kitap, mektup, gazete okumak. 2. Öğrenmek, tahsil etmek: İngilizce okuyor, gençliğinde bir şey okumamış. 3. Terennüm ve tegannî etmek: Filân güzel okuyor. 4. Davet etmek, çağırmak: Kadınlar düğüne okumaya gittiler. 5. Dua okuyup üflemek, üfürükçülük etmek. Rahmet okumak = Rahmet temennî etmek Meydan okumak = Yarışmaya davet etmek.

Şifalı Bitki

(dağkestanesi): Bileşikgiller familyasından; çayır ve ormanlarda yetişen, papatyayı andıran, çok yıllık bir bitkidir. Kömeçleri turuncu-sarıdır. Çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kusturucudur. Sinir sistemini çok şiddetli bir şekilde uyarır. Haricen kullanıldığı takdirde romatizma ağrılarını dindirir, yaraları iyileştirir. Fazla miktarda kullanılmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(f.). Boy ölçüşmek = İki kişi birbirinin derecesini anlamak için yarışmaya çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Arap yarımadasında Umman ülkesi. Gulf of Oman Umman körfezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarıda kalmış cinsi munasebet; istimna.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. opale benzer, opale özgü; i. opale benzer değerli bir sarı taş; yarı şeffaf cam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorunlu olmayan, isteğe bağlı. optionally z. ihtiyari olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. orkestra; tiyatro parter; eski Yunanistan'da sahne önünde koronun dans edip şarkı söylediği yarım daire şeklindeki yer. orchestral s. orkestra ile ilgili, orkestraya ait.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iki uçtan eşit mesafede olan yer veya zaman, vasat: Yolun ortası, senenin ortası, günün ortası. 2. Bir şeyin bütün kenarlarından eşit mesafede yahut ona yakın yer, vasat, merkez: Meydanın, odanın ortası. 3. Yarı: Kışın ortasını bulduk. 4. Meydan, ara: İşi ortaya dökmeli. 5. Yeniçeri ocağında: tabur. 6. Deniz açığı, engin. Ortaoyunu = Eski tarzda ve meydanda oynanılan bir çeşit eski Türk tiyatrosu. Uluorta = Açıktan açığa, doğrudan doğruya bir şey söylemek veya yapmak. Ortaya almak = Her taraftan çevirmek. Ortasını bulmak = Çözmek, yapmak. Ortaya dökmek = Her şeyi meydana çıkarmak. Ortadan kaldırmak = Yok etmek. Orta malı = Müşterek mal (mec. Adî, düşkün kimse, fâhişe). Orta yazıcısı = Yeniçerilerde tabur kâtibi. 7. Arada, ortada bulunan, vasatî: Orta parmak, orta kat, orta direk. 8. Ortalama, ne az, ne çok: Orta boy. Ortaelçi = Elçi, büyükelçi olmayan sefir. Ortahalli = Ne zengin, ne fakir. Ortaya atmak = İleri sürmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ortaya, meydana koymak. 2. Bir şeyin ortasına varmak, yarısını bulmak: Kışı ortaladık. 3. Yarı yarıya bölmek, ortasından ayırmak: Kârı iki ortak arasında ortalamalı.

Türkçe Sözlük

(f.). Ortasına varılmak, yarısı bitmek: Bu iş ortalandı.

Teknolojik Terim

Otomatik Poz (AE) braketi özelliğiyle fotoğraf makinesi aynı resmi, üç farklı pozlama ayarında ayrı ayrı çeker: ayarlanan pozlamada, bir adım açık ve bir adım koyu (kullanıcı tarafından seçilebilir) çekilir. Kullanıcı hangisinin daha iyi olduğuna sonradan karar verebileceğinden, bu işlev özellikle zorlu aydınlatma koşullarında fotoğraf çekerken ya da fotoğrafı doğru çekmek için tek şansınız varsa çok işe yarayacaktır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) yarışta geçmek; herhangi bir şeyde üstün çıkmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıkı sıkı el gezdirilip basılmak ve sıkılmak, masaj yapılmak: Her sabah yarım saat ovulmadıkça yataktan kalkamaz. 2. Avuçla sıkılıp ufaltılmak: Tarhana öyle ovulmaz. 3. Bir şey sürülerek ovuşturularak temizlenmek: Bu mangal ovulmalıdır, artık bu tepsi ovulmaz hâle gelmiştir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Güç. 2.Çalışkan. 3.Küçük dere. 4.Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. 5.Bir şeyin ortası. 6.Sel yarıntısı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Yabancı Kelime

Fr. osmose

fiz. geçişme

Yarı geçirgen bir çeperin iki yanına yerleştirilmiş, derişikliği farklı iki sıvıdan oluşan yer değiştirme olayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adım, hatve; bir a dımda katedilen mesafe; gidiş, yürüyüş; rahvan yürüyüş; yürüyüş sürati. keep pace with ayak uydurmak. put one through his paces bir kimsenin kabiliyetini denemek. set the için pace yarış veya yürüyüşte sürati tayin etmek ,örnek ol

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. damak; tat alma duyusu; zevk, haz, hoşlanma. cleft palate doğuştan yarık damak. hard palate damak, sert damak. soft palate damağın geri kısmı, yumuşak damak, damak eteği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. belden aşağısnın felce uğraması, yarım felç.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Başka bir canlının üzerinde yaşayan bitki veya hayvan (uyd. k. asalak). 2. Radyo yayınına karışan yabancı ses.

Yabancı Kelime

Fr. parasite

biy. asalak

Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitical. parasitic. parasite. interference. atmospherics. strays. noise. cestode. cestoid. helminth. vermin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodsucker. drone. interference. leech. parasite. static. atmospherics. sponger. cadger. jamming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

babble. interference. parasite. static disturbance / distortion. atmospherics. sponger. noise. sponge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D. kazanılan parayı bir sonraki yarışa yatırmak.

Türkçe Sözlük

(i. Bergama şehrinin adından). Eskiden yarı yazmak için özel olarak hazırlanan deri. Parşömen kâğıdı = Parşömene benzetilerek yapılan iyi cins kalın kâğıt.

Yabancı Kelime

İng. part-time

yarım gün

Belirli veya alışılmış çalışma saatlerinin yarısı olan süre.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Patlamış, çatlamış, yarılmış, çatlak, yarık: Patlak pabuç, patlak davul. 2. Dışarı vurmuş, fırlamış, çıkıntılı: Patlak göz. 3. Patlama, çatlama, yarık, çatlak. Patlak vermek = Birdenbire meydana çıkmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sesle çatlamak, tazyikle yarılmak: Tulum, şişe, çıban patlamak. 2. Ateş alıp, şiddetli sesle tutuşmak, tazyikle havaya atılmak: Top tüfek patlamak. 3. Yarılmak, çatlamak. 4. Çıkmak, fırlamak, dışarı uğramak: Gözü patladı, şişenin tıpası patladı. 5. mec. Çok sıkılmak, çok hiddet etmek: Of patlayacağım! 6. Çok yiyip içmek. 7. Birdenbire ve ansızın zuhur etmek, kopmak: Bir bora patladı. Od Patlamak = Çok korkmak. Kabak başına patlamak = Haksız zarara uğramak, acısını çekmek. Patlamadın ya! = Sabret, bekle mânâsiyle azarlama tâbiridir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Ayrı ayrı birkaç binası olan bir kuruluşun bu binalarından her biri: Hastahanenin pavyonları. 2. Gece yarısından sonra açık olan içkili, lüks eğlence yeri. 3. Gemi sancağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kapı aralığından gizlice bakmak, gözetlemek, slang. dikizlemek, röntgencilik etmek; aşılmak (çiçek); i. kaçamak bakış; bir yarık veya delikten gözetleme. peep hole i. gözetleme deliği. peeping Tom röntgenci. peep of day gün ağarması. peep show b

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı şeffaf, ışık geçiren; anlaşılması kolay, açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mora Yarım adası Peloponnesian s. Moralı, Mora'ya ait.

Sağlık Bilgisi

Dil peltekliğinin nedenleri çeşitlidir: Müzmin nezle, bademciklerin hastalanmasından dolayı burundan konuşma, kısmi sağırlık, yarık damak bu duruma neden olabilir. Burundan konuşma şeklinde görülen pelteklikte aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, bal, papatya çiçeği.

Hazırlanışı : Bir çay fincanı süzme bala, 2 çorba kaşığı nane ve 2 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Hafif ateşte ısıtılarak macun yapılır. Sonra dilin üstü, altı bununla ovulur. Her gün tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarımada. peninsular s. yarımadaya ait. Peninsular Campaign Gelibolu muharebesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. güneş veya ay tutulmasının başında veya sonunda görülen hafif gölge; yarı gölge; yarı aydınlık yarı karanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. izin veren, müsaade eden; ihtiyari, seçimli, keyfi; fazla sıkı olmayan, serbest bırakan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. yarıkları orta damara yakın gelen (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarım litrelik sıvı olçü birimi, bir galonun sekizde biri, A.B.D. 0,473 litre, İng. 0,550 litre .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaplamacı; maden levhaları yapan veya kaplayan işçi; (spor) ikinci sınıf yarış atı.

Teknolojik Terim

Farklı sıcaklıklarda bile frekans ayarı sağlayan ayarlama devresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. plough i., f. saban; sabana benzer herhangi bir alet; lokomotifin önünde kar süpüren alet; atlarla çekilen kar supürgesi; f .saban ile toprağı işlemek, saban sürmek; gemi gibi yarıp geçmek; yol açıp arasından geçmek; (ing), (argo) sınavda çakmak

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. ölüler diyarının ilâhı; astr. Plüton.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .ölüler diyarına ait; cehennemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -toes) patates, bot. Solanum tuberosum. potato bug, potato beetle patatese zararı dokunan böcek, patates böceği. potato chip çips. potato race patates yarışı. potato rot daha toprakta iken patatesi çürüten hastalık. small potatoes adi ve öne

Teknolojik Terim

Her zaman doğru pozlamayı yapmanızı sağlar. Fotoğraf makinesi, siz çekmeden önce pozlama seviyesini belirler ve yetersiz olduğunda bir uyarı işareti yanıp söner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prim; (satışta) hediye; sigorta ücreti; bir şeye itibari değerinden fazla olarak verilen fiyat; hisse senetleri veya paranın mübadele farkı; değer; yarışmada verilen ödül. at a premium fazla fiyatla, itibari değeri üstünde; çok rağbette, çok aranı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ormantavuğugillerden kuzey yarıküreye özgü bir kuş, zool. Lagopus. willow ptarmigan bataklık ta- vuğu, zool. Lagopus albus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı kör, donuk gören; mankafa, anlayışsız. purblindness i. yarım körlük; anlayışsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. Katolik kilisesinde mukaddes ekmeği saklamaya mahsus kutu; İngiltere darphanesinde miyar sikke muhafazasına mahsus sandık; f. sikkelerin ayarını kontrol etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. dörtte bir kısım, çeyrek; 25 sentlik sikke; senenin dörtte biri, üç aylık müddet; öğretim yılının dörtte biri; dördün, ay devri müddetinin dörtte biri; den. gemi bordasının kıça doğru her iki tarafı; kasabın kestiği hayvanın bir tarafının yarıs

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. güya, sanki; s. gibi, yarım. quasicontract i. sözleşme olmqadan varmış gibi kanunun koyduğu mecburiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-zed, -zing) küçük imtihan; sorgu; alay, eğlence; acayip kimse; çok soru soran kimse; eşek şakası; f. sorguya çekmek; imtihan etmek; İng. alay etmek. quiz program radyoda bilgi yarışması. quizzing glass tek camlı gözlük, monokl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarış, koşu; koşuş, seğirtme; yaşam süresi; akıntı, cereyan; suyun bentten değirmene aktığı oluk veya geçit; bu oluktan hızla akan su; hareket eden bir makina parçası yatağı, yuva; f. koşmak, seğirtmek; yarış etmek; fazla hızlı işlemek (ma- kina)

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa cıvadralı yarış şalopası; yarış otomobiline benzer bir ceşit küçük araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yayılan ışınlar şeklinde; merkezden çevreye doğru düzenlenmiş; yarıçapa ait; anat. kolun dal kemiğine ait, radyal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. parçası olduğu dairenin yarıçap uzunluğuna eşit yay.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. radii, radiuses) yarıçap; anat. radyus, önkol kemiği, döner kemik, dal kemik; yarıçap ile ölçülen daire ölçümü. radius vector sabit bir noktadan hareket eden bir cisme olan uzaklık; astr. güneş ile bir gezegen arasındaki değişken uzaklık.

Yabancı Kelime

İng. rafting

sp. sal yarışı

Özel botlarla debisi yüksek ırmaklarda yapılan bir tür spor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ رخنه] yarık, gedik. 2.bozukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yarılmak, gedik açılmak. 2.bozulmak, zarar görmek.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «rekabet» den) (c. rukabâ) (F. c. rakıybân). 1. Diğeriyle aynı şeyi isteyen, bir sevgiliyi seven Aşıkların birbirlerine nisbeten herbiri. 2. Bir iş, san’at, ilim veya sporda meslektaşlarıyla yarışıp onları yenerek ilerlemek isteyen: Birbirine rakîb iki doktor.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar..’dan). 1. Güzel, lâtif, parlak, seçkin: Dilber-i rânâ. Rânâ = Yarı kırmızı, yarı sarı gül ki, eski şairlerce pek makbûldü. 2. Pek iyi, pekâlâ: Rânâ bilirsiniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarım penilik eski İrlanda parası; bir nebze. I don't give a rap. Hiç de umurumda değil.

Yabancı Kelime

Fr. réflexe

biy. ve ruh b. tepke

1. biy. Dıştan gelen bir uyarım sonucu doğan hareket, salgı gibi iç tepkilere yol açan irade dışı sinir etkinliği. 2. ruh b. Dıştan gelen bir uyarım sonucunda doğan ve hareket, salgı vb. tepkilere yol açan samimiyetsiz sinir etkinliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) geri çevrilmiş, ters, yansıyan; (fizyol.) elinde olmayarak vukua gelen; (i.) akis, yansımış şekil; (fizyol.) gayri ihtiyari vukua gelen hareket, refleks, tepke, yansı. reflex action gayri ihtiyari hareket, refleks. reflex center gayri ihtiya

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İt.) sandal veya yelkenli gemi yarışı veya yarışları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yedek hayvan veya insan veya şey; elektrik düzenleyicisi; f. nakletmek; yedek değiştirmek suretiyle bir yerden diğer yere göndermek. re'lay race yedek değiştirme suretiyle yapılan koşu, bayrak yarışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (rent) yırtmak, yarmak, çekip koparmak; yırtılmak, parçalanmak, yarılmak.

Genel Bilgi

Renklerin insan davranışını ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediği bugün kesinleşmiştir. Kanada’da bir okulda yapılan deneyde, odaların renk ve ışık düzenlerinin değiştirilmesi ile bazı öğrencilerin zeka düzeylerinin ve disiplin sorunlarının olumlu biçimde etkilendiği tespit edilmiştir. Ancak insan gözünün ışık ve rengi algılayan ağ tabakasının görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz açıklayamıyor.

Aslında gözümüze gelen görüntü iki çeşit görme hücresi aracılığı ile taranır. Silindir veya çomak şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılar. Gözümüzde 7 milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır.

Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında, ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Bu nedenle gece gökyüzünde gözümüzün kenarından gördüğümüz bir yıldızı, ona doğrudan bakınca göremeyiz. Çünkü burada ışığa hassas silindirik hücreler daha az olduğundan görüntü kaybolur. Aynı şekilde gözümüzün kenarıyla baktığımız şekillerde renkler kaybolur.

Yapılan deneylerde, pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları, kırmızı, turuncu ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği, nabzın ve solunumun hızlandığı, terlemenin çoğaldığı, mavi rengin ise tam tersi etki yarattığı belirlenmiştir.

Araştırmalar insanların en çok mavi rengi sevdiklerini, bunu kırmızı ve yeşilin takip ettiğini göstermektedir. Erkekler yeşil, deniz mavisi, turuncu ve koyu mor renkleri tercih ederken, kadınlar firuze yeşili, açık mavi, pembe gibi açık-uçuk renkleri, çocuklar ise mavi, kırmızı, yeşil, sarı ve turuncu gibi canlı renkleri daha çok sevmektedirler.

Bir binada sarı renge boyanmış bir tavan, odayı daha yüksek, sarı renkli duvarlar ise daha geniş gösterir. Kliniklerin sıcak renklere boyanması, beyaz rengin hastalarda yarattığı hüzün duygusunu azaltır. Ayaküstü hazır yiyecek satan dükkanların duvarları iştah açtıran portakal rengine boyanırken yarış arabalarında kırmızı veya turuncu-sarı renkler tercih edilir. Aslında bir renk olmayan, daha doğrusu renksizlik olan siyah da makam araçlarının klasik rengidir.

Kırmızı renk kan rengidir, asırlar boyu tehlikenin ve tahribatın simgesi olmuştur. Trafik ışıklarında ‘dur’ sinyali olarak kullanılmasının nedeni de budur. Ameliyathanelerde, bulaşan kan rengini belli etmeyeceği için mantıken kırmızı giysi kullanılması gerekirken, teskin edici mavi ve yeşil renkler tercih edilir.

Genel Bilgi

Renklerin insan davranışını ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediği bugün kesinleşmiştir. Kanada’da bir okulda yapılşan deneyde, odaların renk ve ışık düzenlerinin değiştirilmesi ile bazı öğrencilerin zeka düzeylerinin ve disiplin sorunlarının olumlu biçimde etkilendiği tespit edilmiştir. Ancak insan gözünün ışık ve rengi algılayan ağ tabakasını görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz açıklayamıyor.

Aslında gözümüze gelen görüntü iki çeşit görme hücresi aracılığı ile tanınır. Silindir ve çomak şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılarlar. Gözümüzde yedi milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır.

Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında, ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Bu nedenle gece gökyüzünde gözümüzün kenarından gördüğümüz bir yıldızı, ona doğrudan bakınca göremeyiz. Çünkü burada ışığa hassas silindirik hücreler daha az olduğundan görüntü kaybolur. Aynı şekilde gözümüzün kenarıyla baktığımız şekillerde renkler kaybolur.

Yapılan deneylerde, pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları, kırmızı, turuncu ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği, nabzın ve solunumun hızlandığı, terlemenin çoğaldığı, mavi rengin ise tam tersi etki yarattığı belirlenmiştir.

Araştırmalar insanların en çok mavi rengi sevdiklerini, bunu kırmızı ve yeşilin takip ettiğini göstermektedir. Erkeler yeşil, deniz mavisi, turuncu ve koyu mor renkleri tercih ederken, kadınlar firuze yeşili, açık mavi, pembe gibi açık-uçuk renkleri, çocuklar ise mavi, kırmızı, yeşil, sarı ve turuncu gibi canlı renkleri daha çok sevmektedirler.

Bir binada sarı renge boyanmış bir tavan, odayı daha yüksek, sarı renkli duvarlar ise daha geniş gösterir. Kliniklerin sıcak renklere boyanması, beyaz rengin hastalarda yarattığı hüzün duygusunu azaltır. Ayaküstü hazır yiyecek satan dükkanların duvarları iştah açtıran portakal rengine boyanırken yarış arabalarında kırmızı veya turuncu-sarı renkler tercih edilir. Aslında bir renk olmayan, daha doğrusu renksizlik olan siyah da makam araçlarının klasik rengidir.

Kırmızı renk kan rengidir, asırlar boyu tehlikenin ve tahribatın simgesi olmuştur. Trafik ışılarında “dur” sinyali olarak kullanılmasının nedeni de budur. Ameliyathanelerde, bulaşan kan rengini belli etmeyeceği için mantıken kırmızı giysi kullanmaları gerekirken, teskin edici mavi ve yeşil renkler tercih edilir.

Genel Bilgi

Renklerin insanlar üzerindeki etkisi hiç de yabana atılır cinsten değil. Her ne kadar ‘zevkler ve renkler tartışılmaz’dense de uzmanların elde ettikleri dikkat çekici sonuçların bu tartışmanın yapılmasında gecikildiğini açıkça gösteriyor.

Renkler, kendi dilleriyle karşınızdakine, muhattabınıza sizin karakterinizi sizden önce anlatıyor. İşte renklerin yadsınamaz etkisini farkeden batılı şirketler, bunu iş hayatında sıklıkla kullanmaya başlamış ve çok da başarılı olmuşlar.

Hayatımızı şekillendiren, bizi kimi zaman neşeli, kimi zaman da düşünceli yapan renkler ve marifetleri saymakla bitmez. İşte renklerin dünyası, şirketlerin bunu nasıl kullandıkları ve bizle nasıl olnadıkları:

KAHVERENGİ

Kansas Üniversitesi Sanat Müzesi’nde bir araştırma için halının altını elektronik bir sistemle donatmışlar; duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fon beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise, insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terketmişler.

Dikkat ederseniz dünyadaki fast-food restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiçbir fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. Burger King, Kentucky Fried Chicken ve benzer fast-foodlar yıllardır bilinçli olarak tüm duvarlarını baştan aşağıya kahverengi ağaç kaplama yaparlar.

KIRMIZI

Kırmızı, iştah açar. Dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle farkedeceksiniz; Coca Cola, Pizza Hut, McDonald’s, Ülker, Burger King. Bu listeyi binlere çıkarabilirsiniz.

Kırmızı tansiyonu yükseltir ve kan akışını hızlandırır. ‘Peki boğalar niye kırmızı renge saldırıyor?’cevabı ise ilginç; maymunların dışında, araştırılan hayvanların hemen hepsi siyah-beyaz görmektedir. Yani boğalar da renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırırlar.

YEİİL

Yeşil, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. Yatak odası için de rahatlatıcı bir renktir. Batı’da büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yeniliklerini arttırmak için yeşile boyandığı söylenir.

Hastaneler de logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder. Çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Tabiatı en çok hatırlatan renktir. Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri tespit edilmiş. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerde de yeşil en çok tercih edilen renktir.

SİYAH

Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da bir ifadesidir. Bizde ve Batı’da siyah, matemi simgelerken Japonya’da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein’in konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girip ve bu şekilde düşündüğü söylenir.

MAVİ

Freud, maviyi sakin diye niteler. Faber Birren ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden mavi taşlıdır.

Sakinleştirici bir renktir, Batı’da bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler.

Dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar. Aynı şekilde Bill Clinton, büyük jüriye ifade vermesinden önce mavi kravat takarak, altın bronz karışımı bir şekil ve rengi kullandığını hatırlayın. Daha çok altını ve parayı çağrıştırır çünkü.

MOR

Mor, nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinçaltında korkuttuğu tespit edilen bir renk.

PEMBE

Pembe giyenlere, hizmetlerinden dolayı ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimizi tespit etmişler. İngiltere’de Boots ve Marks and Spencer mağazalarında tüm tezgahtarların pembe gömlek giydiği bilinir.

SARI

Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye.

Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar. ‘Ürün geçici, lütfen geri getirin’ demek istiyorlar. O yüzden dünyada hiçbir banka ambleminde bildiğimiz sarıyı kullanmaz. (Portakal ve bronz ya da bakır kimi zaman yer alabilir) Paranın geçici değil, kalıcı olmasını isterler. Türkiye’de sarıyı logosunda baskın bir renk olarak kullanan tek banka, devlet bankası Vakıfbank’tır.

BEYAZ

Beyaz, istikrarı, devamlılığı ve temizliği simgeler. Bu yüzden üzerinde fazla şaibeler olanların, beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmelerinde yarar var. Beyaz elbiseler, sizin temiz olduğunuz imajını verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yırtık, yarık, gedik; ara açılması, dargınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., tıb. yarıp parçasını çıkarmak. resection i., tıb. yarıp bir uzvun parçasını çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes okunduktan sonra cevap yerine söylenilen sözler; mim. bir kemerin ağırlığını karşılamak amacı ile duvar içine konan yarım direk veya sütun.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Yırtık ve yarık yapıştırıp tâmlr etmek. Retk ü fetk = İdare, idareci.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Geri dönme, geriye yani gelinen tarafa doğru hareket: Yarı yoldan rlc’at etti. 2. Kocanın boşadığı karısıyle tekrar nikâhlenması. 3. (askerlik) Hatt-ı rlc’at = Ordunun icabında geriye doğru çekileceği yer ve yol: Hatt-ı rlc’atini te’min etmek. Ric’at-i kahkarî = Askerin bozgun şeklinde geri çekilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarık, gedik, çatlak; ara açılması: f. yarmak, çatlatmak, gedik açmaik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarıklarla dolu; bot., zool. ağaç kabuğu gibi çatlaklı. rimos'ity i. ağaç kabugu gibi yarık veya çatlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çan çalan kimse veya cihaz; ( argo) hakkı olmadan hile ile yarış veya oyuna giren kimse veya at; argo tam benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. yarmak, kesmek; çekip dikişlerini sökmek; keresteyi boyuna kesmek; yarılmak; dikişleri açılmak; hızla ilerlemek veya koşmak: i. yarık, yırtık; dikiş söküğü; değersiz şey; girdap, anafor. rip cord paraşütü açan kollu ip; balonu çab

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kesici şey veya kimse, yarıc şey veya kimse; dikiş sökmeye mahsus alet; (ing),( argo) çok hoşa giden şey; çok mükemmel adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.(rived veya riven) yarmak, yarık açmak; yarılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarı bükülmüş iplik; f. göz veya delikten geçirmek; taramak; ipliği çekip hafifçe bükmek. rov'ing i. ipliği çekip hafifçe bükme; yarı bükülmüş iplik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. Iskarmoz, yarım ay ıskarmoz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dörtte bir, bir şeyin dört kısmından bir kısmı, Fars. çeyrek. Rubi meskûn = Arz’ın kara parçalarının, kıt’aların toplamı, denizler dışında kalan kısmı. 2. Kuruşun dörtte biri. ). Yarım arşınındörtte biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (ran, run run'ning) koşmak, seğirtmek; çabuk gitmek, çabuk yürümek; kaçmak, firar etmek; gidivermek; işlemek, çalışmak; işletmek; çalıştırmak; sürmek, kullanmak; yarışmak; yarıştırmak; adaylığını koymak; geçmek; uzanmak, gitmek; akmak, dökülmek; dök

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinciliği kazanan yarışmacı veya aday.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beraberliği çözücü yarış; yağmurun emilmeyerek toprak üstünde kalan kısmı.

Türkçe Sözlük

(hi.) (vaktiyle: Urûs). Rusça konuşan, Rusyalı: Ruslar, Rus kacmi. Rus hıyarı = Çok su istemeyen bîr cins hıyar.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Asya’da (Ural Dağlarının batı kısmı Avrupa’dadır.), Arktik Okyanusu kıyısında, Avrupa ile Kuzey Pasifik Okyanusu arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 17,075,200 km².

Sınırları: 20,096.5 km.

sınır komşuları: Azerbaycan 284 km, Beyaz Rusya 959 km, Çin (güneydoğu) 3,605 km, Çin (güney) 40 km, Estonya 294 km, Finlandiya 1,340 km, Gürcistan 723 km, Kazakistan 6,846 km, Kuzey Kore 19 km, Letonya 217 km, Litvanya (Kaliningrad Bölgesi) 280.5 km, Moğolistan 3,485 km, Norveç 196 km, Polonya (Kaliningrad Bölgesi) 232 km, Ukrayna 1,576 km.

Sahil şeridi: 37,653 km.

İklimi: Avrupa sınırında nemli kıtasal iklim, Sibirya’da subarktik, kuzey kutbuna doğru tundra, kışlar Karadeniz boyunca soğuk, Sibirya’da dondurucu, yazlar steplerde Arktik kıyılarına nazaran daha ılımandır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Elbrus Dağları 5,633 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, kömür, mineraller, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.17.

daimi ekinler: %0.11.

Diğer: %92.72 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 46,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Sibirya’da buzlanmalar, Kuril adalarında yanardağlar, Kamçatka Yarımadasında Deprem ve yanardağlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 142,893,540 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.03 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.13 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 67.08 yıl.

Erkeklerde: 60.45 yıl.

Kadınlarda: 74.1 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 860,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 9,000 (2001 verileri).

Ulus: Rus.

Nüfusun etnik dağılımı: Rus %79.8, Tatar %3.8, Ukraynalı %2, Başkır %1.2, Çuvaş %1.1, diğer %12.1.

Din: Rus Ortodoksları, Müslümanlar, diğer.

Diller: Rusça, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.6.

erkekler: %99.7.

kadınlar: %99.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Rusya Federasyonu.

kısa şekli : Rusya.

Yerel tam adı: Rossiyskaya Federatsiya.

yerel kısa şekli: Rossiya.

Eski adı: Rusya İmparatorluğu, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet - Federasyon.

Başkent: Moskova.

İdari bölümler: 49 bölge, 21 cumhuriyet, 10 özerk yöre, 6 yurt, 2 federal şehir, ve 1 özerk bölge; Adygeya (Maykop), Aginskiy Buryatskiy (Aginskoye), Altay (Gorno-Altaysk), Altayskiy (Barnaul), Amurskaya (Blagoveshchensk), Arkhangel’skaya, Astrakhanskaya, Bashkortostan (Ufa), Belgorodskaya, Bryanskaya, Buryatiya (Ulan-Ude), Chechnya (Groznyy), Chelyabinskaya, Chitinskaya, Chukotskiy (Anadyr’), Chuvashiya (Cheboksary), Dagestan (Makhachkala),

Genel Bilgi

İlk olarak eski Mısırlılar, güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler.

Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında, bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.

Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu.

Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ‘saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu.

Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. İlk saat orada keşfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimler biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpınıştır bile.

Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimleri biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpmnıştır bile. Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.

Türkçe Sözlük

(SAFF-DER) (i. F, Ar. saf = sıra, Fars. deriden = yarmak). Düşman askerinin saflarını yarıp geçen yiğit, cesur, behâdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. safahlt). 1. Yüz, bir şeyin düz yüzü. 2. Yazılmış ve yazılabilir sahife. 3. ince ve geniş cisim, levha, yufka şey: ince safhalara yarılması kolay bir taş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geminin alt anbarına konulan ağırlık. Doğrusu sabura, (bk.) Sabura. 2. mec. Bir işe yaramayan insan (yarı argo).

Şifalı Bitki

(zaferan): Süsengiller familyasından; yurdumuzda da yetiştirilen, 10-15 cm boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Etli, yuvarlak, kaidesi yassı, 4 cm kadar çapında, üstü esmer renkli ve zarımsı pullarla kaplı, alt tarafında da kök parçaları bulunan bir soğanı vardır. Yaprakları uzun ve koyu yeşildir. Çiçekleri mor renklidir. Sonbahar mevsiminde yapraklardan önce açar. Meyvesi kapsül şeklindedir ve sonbahar aylarında meydana gelir. İçeriğinde; şekerler, organik asitler, krosin ve uçucu yağ vardır. Tepeciklerinden elde edilen toz; renk, tat ve koku verici olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Sinirleri uyarır. Aybaşı gecikmelerinde faydalıdır. Rahim hareketlerini arttırır. İştah açar. Sinir zayıflığını giderir. Öksürük, bronşit ve astımda faydalıdır. Fazla miktarda kullanılmamalıdır. Hamilelerin de kesinlikle kullanmaması gerekir.

Türkçe Sözlük

Sahara çölünün güneyinde, Senegal’den Moritanya, Mali, Yukarı Volta, Nijer, Nijerya, Çad, Sudan ve son yıllarda Etopya’yı da içeren araziyi içeren, yarı çöl yarı otlak bölge. 1960’lı yıllardan beri büyük nüfus artışı ve bölgeye su sağlamak için kuyu kazma girişimleri, bölgenin sosyal yapısını değiştirmiştir. Göçebe hayvancılık yapan toplumu, hayvan yetiştiren ve tarım yapan bir topluma dönüştürme çabası sonucunda aşırı otlatma ve büyük bölgelerin çölleşmesine yol açmıştır. Çölleşme kıtlığa yol açmıştır.

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: SâYFA) (i. A.) (c. sahâif). Kitap veya her türlü yazıl-ı kâğıdın bir yüzü, yaprağın yarısı: Yüz sahifeli kitap, kitabın otuz beşinci sahifesi.

Türkçe Sözlük

(i. Belki A. «şerha» dan). Ağzı açık yarık, Ar. şerha: şahram şahram çatlamış, yarılmış, açılmış.

Türkçe Sözlük

(I.). Erkeklerde yüzün etrafında ve alt çenenin üzerinde biten kıllar. Ar lihye, Fars. rîş. Aksakal = Köy ihtiyarı, muhtarı. Ak sakal, kara sakal = Büyük, küçük herkes. Sakalı ele vermek = Başkalarının nüfuzuna tâbi olup İrâdesine sahip olamamak. Tahta sakal = Enli sakallı. Sakalı tıraş atmak = İddia tabiridir: Böyle değilse ben sakalımı tıraş ederim. Sekalcücüğü = Bamteli. Sakalı değirmende ağartmak = Tecrübe kazanmaksızın ihtiyar olmak. Saç sakal = Yaş ve yıl. Tep sakal, kaba sakal, köse sakal = Sakalı bu şekillerin birinde olan adam. Keçisakal = Ucu sivri kesik sakal.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) 1. İkiye bölünmüş bir şeyin yarısı. 2. Ana baba bir kardeş, öz kardeş.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. Şakaayık). 1. Ana baba bir kız kardeş, öz kızkardeş. 2. (tıp) Yarım başağrısı, Fr. mlgraine = (bk.) Şakayık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Şukuuk). 1. Yarma, çatlama: taşı, tahtayı şakketmek. 2. Yırtma, parlama: Kâğıdı şakketti. 3. Kırma. 4. Yarık, yarma, çatlak. Şakk-ı şefe etmek = Dudakları birbirinden ayırmak, ağız açmak, söz söylemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شق] yarık, çatlak.

Türkçe Sözlük

(I.) (y. k.). 1. (fizik) Bir noktanın art arda ve müsavi zaman aralıklarında hep aynı hareketi tekrarlaması: Sarkacın hareketi bir salınımdır. 2. Ay yüzünün yarısından biraz fazlasının dünyadan görülebilmesini sağlayan hâdise.

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. yarısı insan yarısı keçi şeklinde şehvetli bir yarıtanrı; şehvet kurbanı olan kimse; bir çeşit kurşuni ve kahverengi kelebek. satyr'ic(al) s. yarısı insan yarısı keçi şeklinde olan tanrılarla ilgili.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eczacılık, ispençiyari ık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. tırmalamak; keskin bir şeyle kazıyarak yüzeyini bozmak; kaşımak, tahriş etmek; k.dili acele ile kötü bir şekilde yazmak veya çizmek; karalamak; çizmek, silmek, bozmak; yarış listesinden çıkarmak; eşelemek; kaşınmak; cızırdamak; zahmetle p

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. telâş etmek, kaçarcasma koşmak; i. acele etme; kısa at yarışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mühür, damga: teminat, taahhüt; mühürlü mum veya kurşun parçası; f. mühürlemek, mühür veya damga basmak, tasdik işaretini koymak: onaylamak, tasdik etmek; kapamak, yarıklarını doldurmak. seal one's fate yazgısını önceden tayin etmek. sealed ord

Teknolojik Terim

Kullanıcı, menü sistemini kullanarak üç ön ayarlı ses ve resim ayarından izlenen programın türüne göre en uygununu seçebilmektedir. Modlarda, sekiz resim ve iki ses parametresi için önceden ayarlanmış değerler bulunmaktadır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Vapur, gemi. 2.Uzayın güney yarımı.

Türkçe Sözlük

(ŞEFTALİ, ŞEFTALİ) (i. F. Şeft = semiz, Alû = erik). Elma büyüklüğünde güzel kokulu, dışından ince bir tüyü olan, bol sulu bir yaz meyvesi. Yarma şeftali = ortasından yarılıp çekirdeğinden kolay ayrılan cinsi; et şeftalisi = yarılmayan sulu cinsi; dürâki şeftali = tüysüz cinsi. Bir şeftali almak, vermek = Öpücük almak ve vermek, öptürmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik). 1. kesen. 2. (trigonometri) Bir açının tepesi merkez kabûl edilerek yarı çapı 1 sayılan bir daire çizildiği zaman, merkezden tangente kadar olan uzaklığın cebrî değeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı otomatik (tabanca).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üniversitede ders yılının yarısı, sömestr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) kısmen, yarı, yarım; iki defa olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı uyanık, yarı bilinçli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. finalden önceki yarış; s. finalden önceki. semifinalist i. finalden önceki yanşta oynayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarımay şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı özel. semiprivate room hastanede iki, üç veya dört yataklı oda.

Teknolojik Terim

Mobil cihazındaki bilgiler ile masaüstü bilgisayarınızdaki bilgilerin, birbirine aktarılarak güncellenmesi işlemidir.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı «serpmek» ten «serpken»). Serpilen şey. Sulu sepken = Karla karışık yağmur, yarı erimiş halde yağan kar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kesme ve yarma eseri, bıçak yarası: Kılıçla başında bir şerha açmıştı. 2. Parça, dilim, yarık. Şerha şerha = Şahrem şahrem, dilim dilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarsıntı, sarsma; titreme, ihtizaz; sallanış; silkiş; sesin titremesi; kerestenin yarık veya çatlağı; yersarsıntısı, zelzele. get a fair shake ABD, argo hakkı tanınmak. milk shake çikolata veya şurupla çalkalanmış süt veya dondurma. no great shake

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kabuk; baga; istiridye kabuğu; bina iskeleti; ince uzun yarış sandall, kik; mermi kovanı; açık bej rengi. shell game aldatıcı üç kabuk oyunu; üçkâğıtçılık. shell hole merminin patlama sonucu toprakta açtığı çukur. shell ice altından su çekilmiş ola

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ölüler diyarı; cehennem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (f). Haydi! Defol! Kışt! Hoşt!; (f). kovmak. shooin (i)., (A.B.D)., (k).dili kolay kazanılan seçim veya yarış; kazanacağı önceden belli olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

eski veya (Ing). shew (şo) (f). (i). göstermek, arzetmek, göz önüne koymak; ihsan etmek; izhar etmek, meydana çıkarmak; içeriye götürmek; anlatmak, ispat etmek; söylemek; öğretmek; görünmek, gözükmek, kendini göstermek; yarışmaya katılmak; yarışta üçünc

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mekik; karşılıklı yolcu veya yük taşıma servisi; f. mekik dokumak; mekik gibi işlemek shuttle race mekik yarışı. shuttlewise z. mekik gibi, öteye beriye.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eşbâh). 1. Benzeyiş, benzeme. 2. Benzeyen şey, misal, benzer: Bunun Alemde şibhi yoktur. 3. (coğrafya) Şibh-cezire = Yarımada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شبه جزیره] yarımada.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hasta, keyifsiz; bulantılı, midesi bulanan; bezgin; hasret çeken, özleyen; of ile tiksinmiş, usanmış, bıkmış; bozuk; hastalıklı, mariz; hastaya mahsus; meşum, iğrenç. sick headache tıb. mide bulantısı ile gelen şiddetli baş ağrısı; yarım baş ağrıs

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) 1 شکاف yarık. 2.yaran.

Genel Bilgi

Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yarasalarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boyları daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş bir şeyi kurutturmak, bez vesaire ile suyunu aldırmak: Şu tabağı sildirin; bu çocuk burnunu sildlrmiyor. 2. Temizletmek, su İle veya ıslak bez ile temizletmek: Şu çocuğun yüzünü slldirlh; yarın tahta slldireceğim. 3. Kazdırarak, kazdı rtmak, bozdurmak: Devam etmediği için adını defterden sildirdiler; içinden bir kaç satın sildirdim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, Yu. mit. Baküs'ün üvey babası; ihtiyar sarhoş; k.h. yarısı insan yarısı keçi şeklinde olan tanrı, satir.

Türkçe Sözlük

Simetri, parçaların orta eksenin iki yanında biçimlerin, motiflerin ve renklerin eşdeş olacakları biçimde düzenlenmeleri sonucunda, her iki yarımın birbirinin yansıması olmasıdır. Asimetri ise orta çizgi ile bölünen karşıt yanların parçalarının eşdeş olmadığı bir düzenlemedir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arap yarımadasının Mısır ile birleştiği yerde bir üçgen oluşturan yanmada. 2.Bu yarımadada bulunan dağ. 3.Hz.Musa’ya Allah’tan levhaların (sözlerin) geldiği dağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Sina yarımadası Sinai, Mount Sina dağı, Turu Sina. Sinaitic s. Sina dağına ait, Sina dağında verilen.

Genel Bilgi

Sineklerin duvarlarda, camlarda hatta tavanlarda baş aşağı bu kadar rahat hareket etmeleri, yer çekimi yasasına meydan okurmuşcasına davranışları hep merak konusu olmuş, bilim insanlarının da dikkatini çekmiştir. Bu arada şunu söyleyelim ki, sinek diye küçümsememek gerekir. Dünyamızda bulunan her canlı organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak, kendi tabiatı ve eko sistemi içinde, insana bir faydası vardır.

Vücutlarının hacimlerine oranla, sinekler ağır sayılmazlar ve onları yere çeken güç pek önemli değildir. Bu güce karşı gelen tuzlar ayrıca yapıştırıcı, yağlı bir madde salgılarlar. Sinekler ayaklarındaki bu yüzlerce vantuz ve salgıları sayesinde her türlü yüzeyde gezinebilirler. Ancak yüzeyin yağ çözücü, örneğin solvent gibi bir madde ile kaplanmamış olması gerekir. Sinekler tavanda yürürken, altı bacaklarından ikisi hareketlidir. Diğer dört bacak daima sabit durumdadır.

Karıncalarda ise durum biraz farklıdır. Ortalama bir karıncanın vücudunun hacmine göre ağırlığı, sineğe nazaran daha fazladır. Hatta toprakta yaşayan bazı türleri düz bir zemine bile tırmanamazlar. Evlerimize giren küçük karıncalar, çok hafif olduklarından duvarlarda yürüyebilirler.

Belki böyle şeyler ilginizi çekmiyor olabilir ama, asıl merak edilen konu sineklerin tavanda nasıl yürüyebildiklerinden çok oraya nasıl konduklarıdır. Öyle ya, başı yukarıda, ayakları aşağıda uçan bir sineğin tepetakla konabilmesi için bir yerde takla atması, uçuş konumunu değiştirmesi gerekir, ama nerede, ne zaman ve nasıl?

Uzun süre inanılan teoriye göre, sinekler tam konma anında, yuvarlanan bir varil gibi yandan yarım dönüş yapıyorlardı. Bu teorinin yanlış olduğu, ancak yüksek süratli, saniyede birçok film çekebilen kameralar sayesinde ortaya çıktı ve sineklerin bir sırrı daha açığa kavuştu.

Çekilen filmlerden görüldü ki, sinekler tavana konarken yandan değil, sirklerdeki trapezciler gibi geriye yarım ters takla atmaktadırlar. Tavana yaklaşınca, ön ayaklarını başlarının üzerine çekerek ters dönmekte ve tavana önce ön ayakları ile dokunmaktadırlar. Sonra sıra ile diğer ayaklarını da koyarak vücutlarının tavanda tutunmasını sağlamaktadırlar.

Teknolojik Terim

BRAVIA ve Sony Pictures Entertainment arasındaki işbirliği çerçevesinde geliştirilen yeni bir resim ayarı. Filmlerin yönetmenin özgün çalışmasına mümkün olduğunca yakın biçimde izlenmesine olanak sağlayan Sinema Modu doğal ten rengi, aydınlatma, renk ve kontrast gibi ayrıntıları yüksek hassasiyetle verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. memba etrafında biriken kireçli veya silisli tortu: ısı ve basınçla yapıştırılmış maden parçaları: f. maden tozu veya parçalarını yarı yarıya eriterek yapıştırmak: böyle yapıştırılmak.

Sağlık Bilgisi

Yağ bezelerinin fazla çalışmasından, hormon veya metabolizma bozukluklarından kaynaklanan en küçük çıbanlara sivilce denir. Sivilceleri sıkmamak, tuzsuz, yağsız ve baharatsız şeyler yemek gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ekşi nar, sirke.

Hazırlanışı : Bir su bardağı ekşi narsuyu ile yarım su bardağı sirke karıştırılır. Bu suya batırılan pamukla, sivilcelerin üzerine kompres yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taslak kabilinden; derinliği olmayan, yarım yamalak, kusurlu, noksan, eksik. sketchily z. taslak olarak; yarım yamalak bir şekilde, eksik olarak. sketchiness i. taslak halinde olma; kusurluluk; noksanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. cimrice beslemek veya vermek; baştan savma yapmak; cimrilik etmek, hasisçe davranmak; aşın derecede tutumlu olmak: s. kıt, az. skimp'ily z. aşırı derecede tutumlu olarak. skimp'y s. kıt., az; yarım yamalak, eksik.

Yabancı Kelime

İng. score

sp. 1. sonuç, 2. sayı

1. Sürmekte olan veya biten bir yarışmanın veya spor karşılaşmasının sayı bakımından durumu. 2. Bir spor karşılaşmasında taraflardan her birinin başarı derecesini gösteren nicelik.

Sağlık Bilgisi

C Vitamini eksikliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Daha ziyade 5-6 ay süreyle yeteri kadar C vitamini alamayan çocuklarda ortaya çıkar. Hastada dermansızlık, zayıflama, ve kanamalar görülür. Yaraların iyileşmesi gecikir, diş etleri şişer ve mikrobik hastalıklara yakalanma ihtimali artar. Küçük çocuklara her gün 4 çorba kaşığı taze sıkılmış portakal, limon veya greyfurt suyu verilirse, skorbüt olmaları önlenmiş olur. Büyüklerde görülen skorbüt tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çam yaprağı, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı kaynak suya, 1 tatlı kaşığı ince kıyılmış çam yaprağı konur. Yarım saat bekletildikten sonra süzülür, içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük bayraklarla işaretlenmiş dönemeçli bir inişte yapılan kayak yarışı, slalom.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) yarı baygın, şaşkın; sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyku. beauty sleep ilk uyku, gece yarısından evvelki uyku; güzellik uykusu. broken sleep devamlı olmayan uyku, kesik kesik uyuma. go to sleep uyumak uykuya dalmak: (ayak el) uyuşmak karıncalanmak. last sleep olum, son uyku. putto sleep yatırmak; hay

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (slit, ting) i., s. düz ve uzun yarık açmak; ince ve uzun yarmak, uzunluğuna kesmek; i. düz ve uzun yarık; dar ve uzun delik; yarık; s. ince ve dar, kısık (göz).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (slopped, -ping) sulu çamur, yarı erimiş kar; yere dökülmüş sulu madde; sulu hayvan yemi; çoğ. adi veya fena cins yemek; çoğ. bulaşık suyu; f. dökülmek, sıçramak; sulu çamurda yürümek; dökmek,sıçratmak; A.B.D. hayvana sulu yem vermek. slop pail

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sulu çamur; yarı erimiş kar; den. yağlı yemek artıkları; makina yağlamasında kullanılan yağlı karışım; beyaz kurşunla kireç karışımı makina boyası; abartmalı hissi söz veya yazı; f. yağlı maddeyle kaplamak, yağlı maddeyi sürmek; beyaz kurşunla kir

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Yarı resmî gece ziyaretlerinde ve gece eğlencelerinde erkeklerin giydiği, atlas yakalı siyah takım elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sabun sandığı; sokakta nutuk çekenlerin üstüne çıktığı sandık. soap box derby A.B.D. çocukların kendi yaptıkları arabalarla yokuş aşağı yarışı. soapboxer i., k.dili. sokakta nutuk çeken kimse.

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olmasının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliğe de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarmısakta sülfür ihtiva eden aminoasitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan ‘S1 propenylcysteine-sulphoxide’ adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden ‘proponal-S oxit’ adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayı veya soğanı çeşmeden akan suyun altında kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasında bir limon dilimi, dişler arasında bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanın doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olamsının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliği de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarımsakta sülfür ihtiva eden amino asitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan “S1 propenylcysteinesulphoxide” adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden “proponal-S oxit” adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayıveya soğanı çeşmeden akan suyun altındfa kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerimizin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasına bir limon dilimi, dişler arasına bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanı doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi kökünden veya sokulmuş olduğu yerden çekip çıkarmak: Ağacı, fidanı söktü. 2. Dikilmiş veya mıhlanmış yahut yapışmış bir şeyi ayırmak: Kitabın kabını, çekmecenin kapağını sökmek. 3. Sık veya sert ve geçişe engel bir şeyi yarıp geçmek: Vapur akıntıyı, at çamuru, adam kalabalığı söktü: Tren karı sökememiş. 4. Hem toprağı işlemek, açmak: Bu kırı söküp tarla yapmalı. 5. Zor bir cümleyi okuyabilmek: Bu yazıyı sökmedim. 6. Kabızlığı gidermek; sürdürmek: Bu ilâç söktü. 7. Bir hayli bekledikten sonra ortaya çıkıvermek, çok gelmek, boşanmak: Beklediğimiz adamlar akşama doğru söktüler; sonunda yağmur söktü. 8. (tan) Atmak, (şafak) açılmak: Şafak söktü.

Yabancı Kelime

Fr. semestre

eğt. yarıyıl

Bir öğretim yılının ayrıldığı iki dönemden her biri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semester. term. semester yarıyıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güneysel, cenubi, güneyden gelen veya güneye ait. southern lights güney yarımkürede geceleri gökyüzünde görülen renkli ışıklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaplak atan kimse; iri yarı kimse veya şey; den. randa yelkeni spanker boom den. randanın bombası veya sereni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. çabuk koşan: kuvvetli, şiddetli (rüzgâr); İng. k.dili. iriyarı; z. ala; iri, çok; i. (çocuğun kıçına) şaplak atma. brand spanking new gıcır gıcır, yepyeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imlâ, yazılış, yazım; heceleme, imlasını söyleme. spelling bee, spelling match imlâ yarışması. spelling book imlâ kılavuzu. spelling reform imlâ reformu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üç köşe büyük yarış yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ortasından yarılıp ızgarada pişirilmiş yılanbalığı; f. balık veya kuşu ortadan bölüp ızgarada pişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yarıp parçalamak; yarılıp parçalanmak; i. kıymık, ince ve ufak tahta parçası. splinter group hizip, bölüntü. splintery s. kıymık gibi; kıymıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (split, ting) yarmak, ortasından ayırmak, çatlatmak; hiziplere ayırmak; dağıtmak: bölmek; paylaşmak, bölüşmek. split hairs kılı kırk yarmak. split one's sides gülmekten kasıkları çatlamak, kahkahadan yerlere yatmak. split off yarılmak parçalanma

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yarık, çatlak; bozuşma, ayrılık; bölünme; kıymık, ufak parça; sepetçilikte kullanılan ağaç tiriz; küçük şişe (içki); muzla yapılmış dondurmalı tatlı; bir bacağı öne öbürünü arkaya uzatarak yapılan akrobasi hareketi; s. ayrılmış; kırık, çatla

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kendine olan, kendiliğinden vücuda gelen veya yapılan; insan gayreti olmadan meydana gelen; ihtiyari. spontaneous combustion içten yanma, kendiliğinden yanma. spontaneously z. kendiliğinden. spontaneousness, spontaneity i. kendiliğinden

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. gözlerini kısarak bakmak, gözlerini yarı kapamak; yan bakmak; şaşı olmak; toward (ile) meyletmek, eğiliminde olmak; i. şaşılık; gözlerini kısma; dolaylı eğilim; s. şaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

acıdilek, eşekhıyarı, bot. Ecballium elaterium.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kazık; kazığa bağlayıp yakarak öldürme; kumarda ortaya konan para: sık sık çoğ. yarışmada ödül; şansa bağlı olan şey; f. kazığa bağlamak, kazıklarla sınırlamak; kazıklarla pekiştirmek; k.dili kumarda para koymak; tehlikeye atmak. stake a claim sa

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. durmak; kalmak; geçici olarak ikamet etmek; beklemek; durdurmak, alıkoymak, bırakmamak, salıvermemek; yaptırmamak, menetmek, önlemek; doyurmak; ertelemek, tehir etmek; k.dili. dayanmak, yarışta direnmek .stay one's hand engellemek, durdurmak .stay o

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. uyarıcı, muharrik, canlandırıcı, tahrik ve teşvik edici, uyandırıcı; i.uyarıcı veya muharrik şey; k.ili. alkollu içki .

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uyarmak, teşvik etmek, tahrik etmek, harekete geçirmek, kamçılamak; tembih etmek; elektrik kuvvetiyle veya alkollü içki ile harekete geçirmek.stimulation i. uyarım, teşvik, tahrik. stimulative s. uyandırıcı, canlandırıcı, muharrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.-i) dürtü, uyarıcı şey, saik.stimulus and response uyarım ve tepke.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kalın; kuvvetli, sağlam; iri, iman, enine boyuna; yiğit, cesur; i. iri yarı kimse; kuvvetli siyah bira, sert bira . stout'hearted s. cesur, yiğit, yürekli. stout'ly z. kuvvetle; cesaretle. stout'ness i. şişmanlık; cesaret, yüreklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili. uzun boylu, iriyarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ip sicim, kaytan, kordon, şerit; şart; tahdit; boncuk dizisi; dizi, seri; A.B.D., k.dili. yarış atı grubu; kiriş tel, saz teli; lif; çoğ. yaylı sazlar. string bag file string band yaylı sazlar orkestrası. string bean çalı fasulyesi; k.dili. uzun v

İngilizce - Türkçe Sözlük

Al. buhran devresi (on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Alman edebiyatında romantizm).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu., mit. ölüler diyarını kuşatan nehir. cross the Styx ölmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı arktik, kutup dairesine oldukça yakın.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sema’nın güney yarımküresinde bulunan sefineyi Nuh burcundaki parlak ve büyük yıldızın adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüzeyde kalan, satha yakın veya satıhta olan; sathi, yüzeysel, üstünkörü, yarım yamalak. superficiality, superficialness i. yüzeyde kalış, sathilik. superficially z. görünüşte, üstünkörü bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Delik, gedik, yarık.

Teknolojik Terim

Bunlar, dijital fotoğrafçılıkta kullanılan farklı Otomatik Odaklama yöntemleridir. Sürekli AF, deklanşör düğmesi kullanıldığından doğru odaklama sağlar. Normal olarak deklanşör düğmesine yarım basılması, görüntü odağını ‘kilitler’. Sürekli AF modunda, doğru odaklama elde edilene kadar odaklamaya devam eder. Çok Noktalı AF, çekim alanı kameranın merkezinde olmasa dahi mükemmel olarak odaklanırken, odak kilidi yapmanız gerekmez ve daha yaratıcı olabilirsiniz. Merkez Ağırlıklı AF, odaklama için görüntünün merkezini kullanır.

Genel Bilgi

Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Anlaşılıyor ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır.

Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.

Işık, havadan suya veya bir prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayarlanmıştır ki, gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.

Işığın sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kınlamaz, görüntü retinada tanı odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.

Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olarak kırılır ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.

Genel Bilgi

Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Analşılıyor ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır.

Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.

Işık, havadan suya veya prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayarlanmıştır ki, gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.

Işığın sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kırılmaz, görüntü retinada tam odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.

Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olaraka kırılır ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.

Türkçe Sözlük

(f.). t. (bir sıvıyı) Süzgeçten veya bir bez ve kumaştan geçirip tortuların geçmesine yol vermeyerek tasfiye etmek: Suyu, sütü süzmek. 2. mec. Yarı kapalı gözle bakıp incelemek: Kendisini baştan ayağa süzdü.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Süzgeçten veya süzgeç yerini tutan bir şeyden geçirilip, tasfiye olunmak. 2. Hafif ve gizli bir surette kayarak gitmek veya uçmak. 3. Çok zayıflamak, arıklanmak: Bu hastalık yüzünden büsbütün süzüldü. 4. (gözler) Mahmur olmak, uykudan yarı kapanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyango ve at yarışlarında kazanınca verilen büyük meblağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. servis kaşığı; yemek kaşığı, çorba kaşığı; yarım (ounce'lık) miktar

Türkçe Sözlük

(i. «tlbiye» den), istihkâm parçası, metris, top yeri: Toprak tabya, ay tabya, yarım tabya, ok tabya vs.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 39 00 Kuzey enlemi, 71 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 143,100 km².

Sınırları: toplam: 3,651 km.

sınır komşuları: Afganistan 1,206 km, Çin 414 km, Kırgızistan 870 km, Özbekistan 1,161 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: İç kısımlarda kıtasal, Pamir dağlarında yarı çöl ve kutupsal iklim görülür.

Arazi yapısı: Pamir ve Alay dağları yer şekillerini oluşturur; Fergana Vadisi kuzeyde, Kofarnihon ve Vakhsh vadileri güneybatıda yer alırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Syrdariya 300 m.

en yüksek noktası: Ismail Samani Zirvesi 7,495 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, petrol, uranyum, cıva, kömür, kurşun, çinko, antimon, tungsten, gümüş, altın.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %65 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,390 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,578,681 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.12 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -3.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 116.09 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.18 yıl.

Erkeklerde: 61.09 yıl.

Kadınlarda: 67.42 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.29 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Tacik.

Nüfusun etnik dağılımı: Tacik %64.9, Özbek %25, Rus %3.5, diğer %6.6.

Din: Sünni Müslüman %80, Sii Müslüman %5.

Diller: Tacikce (resmi), Rusça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

erkekler: %99.

kadınlar: %97 (1989 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tacikistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Tacikistan.

Yerel tam adı: Jumhurii Tojikiston.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Duşanbe.

Bağımsızlık günü: 9 Eylül 1991 (Sovyetler Birliğinden).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Eylül (1991).

Anayasa: 6 Kasım 1994.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasy

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dağ gibi iriyarı, gösterişli.

Türkçe Sözlük

(i. Farsça’dan). 1. Levha hâlinde biçilmiş ağaç, döşeme ve kaplama vesaireye mahsus ince kereste. 2. Ağaç, kereste, odun. 3. Levha, safha: Resim tahtası, yazı tahtası, demir tahta, bakır tahta. 4. Kürk tulumunun yarısı: Bir tahta kürk. Ağaçtan, odundan, keresteden yapılmış: Tahta kaşık, tahta kılıç, tahta bina. Akça tahtası = Sarrafların para saymaya mahsus tezgâhı. Oturak tahtası = Kayıkta üstüne oturulan peyke gibi tahta. Irtifâ tahtası = Güneşe karşı konarak gölgesinin durumuyla ve mevsime göre bazı hesaplarla saati göstermeye mahsus Alet, Ar. basîta. Bir tahtada = Peşin ve bir defada: Parasını bir tahtada saydım, verdim. Tahtabiti, tahtakurusu = Kötü kokulu, kan emen bir böcek. Tahta papucu = Evin içinde giyilen terlik, pantufl. Tahtaperde = 1. Kapının dışında veya içinde kullanılan kumaş kaplamalı açılır kapanır çerçevelerden mürekkep perde. 2. Tahtadan iğreti ve geçici bölme: Koğuşu bir tahtaperde ile ikiye bölmek. 3. Bir arsa etrafına veya duvar üzerine çekilen tahta paravana. Cetvel tahtası = Doğru çizgiler çizmeye mahsus kenarı doğru tahta. Çürük tahtaya basmak Şüpheli ve tehlikeli işe girmek. Hesap tahtası = Para tezgâhı. Dama, satranç tahtası = Bu oyunları oynamaya mahsus satrançlı tahta. Sebze, fide tahtası = Bostanda sebze fidesi yetiştirmeye mahsus yastık. Mangal tahtası = Mangalın altına konulan sarı teneke kaplı tahta sini. Yazı tahta» = Öğrencilere tebeşirle yazı ve rakam yazdırılan siyah tahtadan levha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. yarısı dışarıda yarısı içeride bulunan taş veya tuğlanın duvar içindeki kısmı; çoğ. posa, tortu; maden filizi ayıldıktan sonra kalan kir; harmandan kalan saman.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Kemer, yarım daire şeklinde kapı, pencere vesaire üstü. 2. Kubbe, kümbet. Tâk-ı ebrû = Kemer şeklinde olan kaş. Çâr-tak = Çardak.

Türkçe Sözlük

(TAKDİM) (i. A.) (c. takdîmât). 1. Öne geçirme, ileriye sürme, bir şeyi diğerinden önce bulundurma. Takdîmü’l-ehemmü ale’i-mühim = Daha mühim olan işi mühimminden önce yapmak. 2. Birinin ve bilhassa bir büyük zâtın huzûruna bir şey götürme, verme: Sadrâzama bir hediye takdim edildi. 3. Bir adamı diğer birinin huzûruna çıkararak görüştürme, tavsiye etme: Yarın geliniz sizi hoşlanacağınız bir zâta takdim edeyim. Takdim ve te’hîr = Bir cümlenin bazı yerlerini yukarıya alıp diğerlerini aşağıya alarak yer değiştirme.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik). Trigonometride bir açının tepesini merkez alarak yarı çapı 1 olan bir çember çizdikten sonra açının birinci kenarının çemberi kestiği noktadan çembere çizilen teğet üzerinden açının ikinci kenarının ayırdığı AT doğru parçası uzunluğunun cebrî değeri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nısf» dan). Yarıya bölme, iki eşit kısma ayırma.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. etrâf, tarafîn). 1. Yan, cihet, üst ve alt, ön ve arka, sağ ve sol gibi cihetlerin herbiri: On taraf, arka taraf, üst taraf, alt taraf, yan taraf, sağ taraf, sol taraf. 2. Yer, memleket, kıt’a, ülke, cihet: Bazı taraflara yağmur yağdı; o tarafların meyvesi güzeldir. 3. Ind, nezd, yan: Tarafınıza gönderildi, tarafınızdan geldi. 4. Taraftarlık, tarafgirlik, koruma: Siz onun tarafını tutuyorsunuz; o, sizden tarafa çıkıyor. 5. Fırka, parti, bölük, aralarında muhalefet bulunan kısımların herbiri: Onlar iki taraf olmuşlar, birkaç tarafa ayrılmışlar. 6. Muharebe veya muhâkemede yahut güreş ve oyun gibi bir müsabakada bulunan iki muhalif şahıs veya topluluğun herbiri: Bir tarafın vekili geldi öbür taraf daha vekil göndermedi. Alt taraf = Ar. mâbaad: Romanın alt tarafını yarın okuyacaksınız. Üst taraf = 1. Ar. mâkabl: Bunun üst tarafını okuduk. 2. Fazla, artık, kalan, bakıyye: Ust tarafını sonra veririm. O taraf = Orası. Bu taraf = Burası. Bir taraftan = Bir yönden Ber-taraf = Aradan çıkmış: O mesele ber-taraf oldu; orası ber-taraf. Onu ber-taraf et = O, şöyle dursun, onu şöyle bırak, aradan çıkar. Bitaraf = Tarafsız. Taraf taraf = Cihet cihet, her yanda. Taraf tutmak = Taraftarlık etmek. Her taraf = Her yer, her cihet, her yan Her taraftan = Her yerden veya herkesten. Hiçbir taraftan = Hiçbir yerden veya hiç kimseden: Hiçbir taraftan yardım beklemiyorum. 7. Havali, civarlar: Etrafta yağmur yağdı. Etrâf-ı erbaa = Dört cihet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. ölüler diyarı ''Hadesten aşağıda bulunan derin uçurum.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (belki Fars. «taşt» tan). 1. Altı yuvarlak bakır vesair mâdenden yemek kabı: Çorba, pilâv tası (çini veya billurdan olursa «kâse» denilir). 2. Su içmeye veya su dökmeye mahsus yine mâdenden yuvarlak ve kulplu yahut kulpsuz kab, maşraba. Hamam tası = Kurnadan su alıp dökünmeye mahsus kab. 3. Tabanca kundağına ve çekmece vesaireye süs için mıhlanan gümüş veya bakırdan yarım küre şeklinde içi kof şey: Piştov tası. Saat tası = Çalar saatin tokmakla vurulan tasçığı.4. mec. Tasın dibi gibi çıplak ve kılsız, cavlak. Tas başlı, (bk.) Daz. Eski hamam eski tas = Eskisi gibi, asla ıslah olmaksızın. Kafatası = Beyni içine alan kafa kemiği. Ar. kahf, cimcime. Demir tas = Tulga, miğfer Sefer tası = Yemek taşımaya mahsus olarak birbiri üzerine konulan birkaç sahandan mürekkeb kab. Tastarak = Pılıpırtı Tası tarağı toplamak = Pılı pırtısını toplayıp savuşmak. Kızgın tas = Vaktiyle kızdırıp başa giydirdikleri demirden işkence Aleti. Taskebabı = Ufakça kesilmiş etten yapılan bir yemek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yerden bir yere götürmek, nakletmek: Yarın eşyayı yeni eve taşıyacağız. Bu kitapları nereye taşıyacaksınız? 2. Üstünde bulundurmak, yüklenmek: Üstünde para taşımaz. 3. mec. Bir yerden bir yere söz götürüp dedikodu yapmak: Söz taşıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-tore, -torn) i. yırtmak; yarmak; koparmak; çok hırpalamak; kopmak; yırtılmak, yarılmak; çılgın gibi koşmak; i. yırtık, yırtık şey; (argo) cümbüş, çılgınca eğlence; çılgınca hareket. tear down k.dili. yıkmak, kötülemek. tear into k.dili. saldırmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fazUdan). 1. FazI ve fazilette yarışma 2. (matematik) Miktar fazlası, farkı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tek parça ağaçtan veya tahtadan yapılma kap: Hamur, çamaşır teknesi. 2. Çeşme suyunun döküldüğü ve ekseriya hayvanların su içtiği taştan büyük kap: Çeşme teknesi; taş tekne. 3. Gemi ve kayığın direk, yelken vesaire dışındaki asıl kısmı: Bu geminin teknesi pek eskidir; o vapurun teknesi sağlamdır ama makinesi işe yaramaz. 4. Tanbur ve bozuk gibi musiki Aletlerinin sesini çınlatmaya yarayan yarım küre şeklindeki kısımları. Teknede hamur = Hazır iş. Tekne kazıntısı = mec. ihtiyarlıkta doğan zayıf ve cılız çocuk.

Türkçe Sözlük

(TEKZİB) (i. A. «kizb»ten). Yalan isnâd etme, yalancı çıkarma, yalan olduğunu belirtme: Beni, benim sözümü tekzip etmek istiyor; gazetelerin neşrettikleri havadisi resmen tekzip ettiler; o gazete, bugün yazdığını yarın tekzip eder.

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının ‘5’ tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkıntı en ortadaki tuşu el yordamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede ‘F’ ve ‘J’ ya da ‘A’ ve ‘K’ tuşlarında da böyle birer çıkıntı olduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar da klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada l, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam ters şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun başlangıcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde ‘l’ ve ‘0’ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde ‘Q’ ve ‘Z’ harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere l ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer l tuşunun üzerinde de harfler olsa idi, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

‘O’ ise bilindiği gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefonlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu ‘O’ tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koyamayınca, geriye kalan 8 tuşa 24 harf yerleştirilebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan ‘Q’ ve ‘Z’ harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

Şimdiki cep telefonlarında’ l’ ve ‘0’ın üzerinde hala harf yok ama teknolojinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden ‘Q’ 7 tuşunda, ‘Z’ ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının “5” tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkntı en ortadaki tuşu el yoprdamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede “F” ve “J” ya da “A” ve “K” tuşlarında da böyle birer çıkntı lduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada 1, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam tersi şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun baçlangcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde “1” ve “0”ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde “Q” ve “Z” harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere 1 ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer 1 tuşunun üzerinde de harfler olsaydı, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

“0” ise bilindiğ gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefnlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu “0” tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koymayınca, geriye kalan sekiz tuşa 24 harf yerleştirebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan “Q” ve “Z” harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

İimdiki cep telefonlarında “1” ve “0”ın üzerinde hala harf yok ama teknolijinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden “Q” 7 tuşuna, “Z” ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. telgraf makinası; telgraf sistemi, telgraf; f. telgraf çekmek . telegraph board at yarışı meydanımda yüksek bir yere konulup at ve binicilerin isimlerini gösteren levha. telegraph cable telgraf kablosu. telegraph key telgraf anahtarı, telgrafla

Türkçe - İngilizce Sözlük

warning. admonition. admonition uyarı. stimulation.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Selâm ve Aşinalık yahut teşekkür makamında muhtelif vaziyetlerle sağ eli az çok aşağıya indirdikten sonra ağza dokundurup başın üzerine koymak hareketi (eteğinizi veya ayağınızı öpüp başımın üzerine koyarım demekten gelir).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تنبيه] uyandırma. 2.uyarı, tembih.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uyandırılmak. 2.uyarılmak, tembihlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنبيهات] uyarılar, tembihler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تنبه] uyanma. 2.uyarım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تنومند] iriyarı, çamyarması.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. terbîAt). 1. Dörtleme, dörde çıkarma. 2. (astronomi) Ayın dünyadan görünen tarafının yarısının aydınlık yarısının karanlık olması, dördün (uyd. k.). 3. (edebiyat) Bir beyte iki veya bir mısraa üç mısra katarak, dörtlü kıtalar yazma.

Genel Bilgi

Tek sebebi var, vakum yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.

Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından ısı iletilemez. Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır. İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz. Termosun içine kahve konulursa ısısı dışarı kaçamayacağı için kahve sıcak kalır, soğuk su koyarsanız dışarıdan içeriye ısı giremeyeceği için su ısınmaz, soğukluğunu muhafaza eder.

Vakumlu yani havasız ortamın izolasyon özelliği, 1643 yılından, Toricelli’nin bugünkü termometrelerin atası olan civalı barometreyi icadından beri biliniyordu. Ne var ki yaratılan vakumu muhafaza edebilecek, aynı zamanda da ısıyı iletmeyecek lastik türü malzemelerden o zamanlar kimsenin haberi yoktu.

Termos başlangıçta kahve veya soğuk suyun sıcaklığını muhafaza etmek için değil, bir laboratuar aleti olarak sıvı ve gazları muhafaza etmek amacı ile tasarlandı. İngiliz fizikçi Sir James Dewar, 1890’lı yıllardaki bu buluşunun patentini hiç bir zaman almadı ve bilimsel kuruluşlara bağışladı.

Dewar’ın Alman asistanı Reinhold Burger bu cihazdaki ticari geleceği iyi gördü ve 1903’de Almanya’da patentini aldı. Hatta ismi için ödüllü bir yarışma dahi açtı. Kazanan isim Yunanca ‘ısı’ anlamına gelen ‘Thermos’ oldu. Bu isim 1970 yılına kadar ticari bir marka olarak kaldı. Sonraları bu tip cihazların genel ismi olarak herkes tarafından kullanılması kabul edildi.

Termosun daha çok tanınmasını ve evlerde yaygın olarak kullanılmasını sağlayanlar kuzey ve güney kutbuna giden kaşifler, Everest’in tepesine çıkan dağcılar ve zeplin yolcuları oldu. Dünyanın bir ucuna giderken bile kahveyi sıcak tutabilen termosa karşı insanların güven duyguları arttı. Termos piknik çantasında unutulmaması gerekenlerin içinde en baştaki yerini aldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) dört notadan ibaret yarım oktavlık akort.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çöl, susuz kuru sahra. 2. (hi. coğrafya). Sînâ yarımadasındaki çöl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayarlama. timing gears motorun içinde valf ayarını temin eden iki dişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili yarışlarda önceden gizli bilgi veren kimse.

Genel Bilgi

Hayvanlar pençelerini toprağı kazmada, savunmada ve saldırıda kullandıkları için bunların sivri oldukları, insanların tırnaklarının ise geçirdikleri evrim sonucunda düzleştiği ileri sürülüyor. Genel anlamda tırnaklarımız saçlarımızla ortak bir özellik gösterir. İkisinin de görülen kısımları ölü hücrelerden oluşmuştur ve kompozisyonlarındaki ana madde keratindir. Tırnaklarımız parmaklarımızı mekanik dış tehlikelere karşı korurlar. Özellikle el tırnaklarımız parmaklarımız için çok önemlidir. Onlar olmasaydı derimizin yumuşak tabakası ile eşyaları tutup kaldıramazdık.

El ve ayak tırnaklarımız, derimizin altındaki, tırnak diplerine çok yakın köklerinden çıkarlar. Burada tırnak çok inceleşir ve yarım ay şeklinde beyaz bir renk alır. Bu bölüm baş parmaklarda çok belirgindir, diğer parmaklarda olabilir de, olmayabilir de ama serçe parmağımızda pek görülmez. Kökteki hücreler ölü bir hücre olan keratin üretirler ve yeni hücreler üredikçe ölü tırnağı dışarı doğru iterler. Bu nedenle de aynen saçlarımız gibi tırnaklarımızı keserken de acı duymayız.

Tırnaklarımız derimize her iki yandan elastik fiberlerle bağlıdırlar. Bu sayede yanlardan bağlı oldukları halde uzadıkça rahatlıkla ilerlerler. Derideki yatakları ile irtibatı biten tırnaklar beyazlaşır ve kesilmeyi beklerler. Halbuki bu kısmın da küçük objeleri tutmak, bir tarafımızı kaşımak, sivilce sıkmak gibi çok ciddi fonksiyonları vardır.

Elimizdeki tırnakların ayaktakilere tek farkı, daha hızlı, yani haftada ortalama 0,5 - 0,6 milimetre hızla uzamalarıdır. Yani kesilmezlerse yılda 2,5 - 3,0 santimetre uzunluğa ulaşabilirler. Ayak tırnaklarının uzama hızı bunun dörtte biri kadardır.

En hızlı uzayan tırnak orta parmaktakidir. Buradan parmak ne kadar uzunsa, oradaki tırnak da o kadar hızlı uzar sonucunu çıkartabiliriz. Bütün tırnaklar sıcak havada soğuğa nazaran daha hızlı uzarlar. Tırnaklardaki uzama hızı yaş ilerledikçe yavaşlar. Çok ileri yaşlarda neredeyse yarı yarıya düşer. Bebeklerde de tırnak uzama hızı yetişkinlere göre daha yavaştır.

Dışarıdan çok basit bir yapıymış gibi görünen tırnaklarımız aslında çok karışık ve bugün bile tam olarak anlaşılamamış bir yapıya sahiptirler. Tırnak, daha doğrusu onu oluşturan kısım psikolojik değişmelere de duyarlıdır. Stresli zamanlarda, uzun süren yüksek ateşte, zararlı içkiler alındığında çatlarlar, lekeler oluşur, kalınlaşır veya incelirler, yani deforme olurlar. Bu özellikler tırnaklarımızı sağlık durumumuzu ortaya koyan önemli ipuçları haline getirir.

Genel Bilgi

Hayvanlar pençelerini toprağı kazmada, savunmada ve saldırıda kullandıkları için bunların sivri oldukları, insanların tırnaklarının ise geçirdikleri evrim sonucunda düzleştiği ileri sürülüyor. Genel anlamda tırnaklarımız saçlarımızla ortak bir özellik gösterir. İkisinin de görülen kısımları ölü hücrelerden oluşmuştur ve komposizyonlardaki ana madde keratindir. Tırnaklarımız parmaklarımızı mekanik dış tehlikelere karşı korurlar. Özellikle el tırnaklarımız parmaklarımız için çok önemlidir. Onlar olmasaydı derimizin yumuşak tabakası ile eşyaları tutup kaldıramazdık.

El ve ayak tırnaklarımız, derimizin altındaki, tırnak diplerine çok yakın köklerinden çıkarlar. Burada tırnak çok inceleşir ve yarım ay şeklinde beyaz bir renk alır. Bu bölüm baş parmaklarda çok belirgindir, diğer parmaklarda çok olabilir de, olmayabilir de ama serçe parmağımızda pek görülmez. Kökteki hücreler ölü bir hücre olan keratin üretirler ve yeni hücreler üredikçe ölü tırnağı dışarı doğru iterler. Bu nedenle de aynen saçlarımız gibi tırnaklarımızı keserken de acı duymayız.

Tırnaklarımız deriye her iki yandan elastik fiberlerle bağlıdırlar. Bu sayede yanlardan bağlı oldukları halde uzadıkça rahatlıkla ilerler. Derideki yatakları ile irtibatı biten tırnaklar beyazlaşır ve kesilmeyi beklerler. Halbuki bu kısmın da küçük objeleri tutmak, bir tarafımızı karıştırmak, sivilce sıkmak gibi çok ciddi fonksiyonları vardır.

Elimizdeki tırnakların ayaktakilerle tek farkı, daha hızlı, yani haftada ortalama 0.5-0.6 milimetre hızla uzamalarıdır. Yani kesilmezlerse yılda 2.5-3.0 santimetre uzunluğa ulaşabilirler. Ayak tırnaklarının uzama hızı bunun dörtte biri kadardır.

En hızlı uzayan tırnak orta parmaktakidir. Buradan parmak ne kadar uzunsa, oradaki tırnak da o kadar hızlı uzar sonucunu çıkartabiliriz. Bütün tırnaklar sıcak havada soğuğa nazaran daha hızlı uzarlar. Tırnaklardaki uzama hızı yaş ilerledikçe yavaşlar. Çok ileri yaşlarda neredeyse yarı yarıya düşer. Bebeklerde de tırnak uzama hızı yetişkinlere göre daha yavaştır.

Dışarıdan çok basit bir yapıymış gibi görünen tırnaklarımız aslında çok karışık ve bugün bile tam olarak anlaşılamamış bir yapıya sahiptirler. Tırnak, daha doğrusu onu oluşturan kısım psikolojik değişmelere de duyarlıdır. Stresli zamanlarda, uzun süren yüksek ateşte, zararlı içkiler alındığında çatlarlar, lekeler oluşur, kalınlaşır ve incelirler, yani deforme olurlar. Bu özellikler tırnaklarımızı sağlık durumumuzu ortaya koyan önemli ipuçları haline getirir.

Türkçe Sözlük

(i. Alm.) (musiki). Musiki yayınlarında ses ayarı ile meşgul olan mütehassıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. devamlı kas kasılması; biyol. bir uyarıya cevap olarak kasların kasılma yeteneği.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağ, örgü. 2. Ağ ve örgü şeklinde yapılmış: Tor takke, tor kuşak. Tor ağ = Ufak gözlü balık ağı (büyük gözlüsüne «fanye» denir). Tor kese = İki ucu kapalı ve ortası yarık örme kese.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meşale; asetilen lambası; İng. cep feneri; (argo) yangın çıkarma delisi. torch race eski Yunanlılarda koşucuların elde tuttukları meşaleleri birbirine vererek yaptıkları menzil yarışı. torch singer melankolik aşk şarkıları söyleyen kimse. torch song

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. tam kaval (yarım daire profilinde yuvarlak silme kısmı).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. toplamak totaliza'tion i. toplama totalizer. totalizator i. at yarışlarında müşterek bahisleri kaydedip toplayan hesap makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarışma, turnuva; ortaçağda mızrak oyunu; turnuva oyunları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili müşteri aramak, simsarlık etmek; oy toplamak; yarış taliminde atları gizlice gözetlemek; bahis tutan kimseye atlar hakkında önceden bilgi vermek; i. yarış taliminde atları gözetleyip bahisçilere önceden bilgi veren kimse; simsar

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnce, un hâlinde toprak ki, rüzgârla havaya da kalkar: Toz, toprak, toz, duman; toz olmak; toz kalkmak. 2. Her şeyin incesi, un hâlinde bulunanı: Saman tozu, şeker tozu, kuyumcu tozu. 3. İnce toz hâlinde ilâç ki, kâğıt parçalarına sarılı olup ekseriya su ile yutulur: Her yarım saatte bir toz almalı. 4. Un hâlinde, ince dövülmüş: Toz şeker, toz ilâç. Ayak toıu = Yeni gelmiş olma: Ayağının tozuyla beni görmeye geldi. Tozağacı = Kavak. Toz almak = Süpürdükten sonra eşya üzerine konan tozu silkip temizlemek. Toz etmek = Yürürken toz kaldırmak. Toz, duman = Karartı. Tozu dumana karıştırmak, tozu toprağa katmak = Çok ecele davranmak. Tozkoparan = Çok rüzgârlı (yer). Üzerine toz kondurmamak = Hiçbir ayıp ve suçu kabûl etmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı şeffaf. translucency i. yarı şeffaflık translucently z. yarı şeffaf bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bir çeşit denizhıyarı.

Yabancı Kelime

Fr. tribune

sekilik

Spor salonu, stadyum, hipodrom vb. yarışma ve gösteri yapılan yerlerde seyircilerin oturduğu koltuklu veya basamaklı bölüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. yarısı adam yarısı balık olan deniz mabudu; k.h., zool. boru şeklinde bir çeşit deniz salyangozu veya bunun kabuğu.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bitki ve hayvan gibi varlıkların muhtelif uyarıcı sebeplerle yer değiştirmeleri hâdisesi.

Yabancı Kelime

Fr. tropisme

biy. yönelim

Bitki, hayvan vb. canlı varlıkların, ışık, ısı, besin gibi türlü uyarıcı sebeplerin etkisi altında, bu uyarıcılara doğru veya tersine yer değiştirmeleri olayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed, -bing) yarım fıçı, tekne yayık; bir yayığın alabildiği miktar; banyo küveti; k.dili tekne; f. fıçı içine dikmek veya koymak; teknede yıkamak. tub'bable s. yıkanabilir. tub'ful i. tekne dolusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıkılacak gibi, yıkılmak üzere, yarı yıkık.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Balkan Yarımada-sı’nda Meriç ırmağının kolu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çimen, çim; turba, kesek, yer tezeği; A.B.D., (argo) bir çetenin sahip çıktığı şehrin bir bölümü; f. kesekle veya çimle kaplamak, çimlendirmek. the turf at yarışçılığı; at yarışı meydanı, hipodrom. turf'iness i. kesekle kaplı toprak; keseğe be

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Birkaç takımın katıldığı spor yarışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alaca karanlık; başarının sönmesi; mec. yarı buçuk veya az bilgi. Twilight of the Gods İskandinav mit tanrılarla devlerin birbirlerini mahvettikleri savaş. twilight sleep doğum ağrılarını azaltmada kullanılan hafif anestezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. birdenbire kapıp çekmek; seğirmek; i. çekip koparma, kapıp çekme; bir kasın gayri ihtiyari oynaması, seğirme.

Teknolojik Terim

U3 akıllı sürücü, herhangi bir Windows® 2000 ya da XP PC’sine takılabilir ve uygulamaların bilgisayarınızda kurulu olup olmadığı hakkında endişelenmenize gerek kalmadan fotoğraflar üzerinde çalışmanızı, fotoğrafları e-posta olarak yollamanızı ve düzenlemenizi sağlar.

Teknolojik Terim

Diskin, en yüksek giriş seviyesine sahip bölümünü bulur. Bu durum, aşırı sinyal yüklemesini önler ve doğru kayıt seviyesi ayarı için kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Havaya kalkıp gitmek: Kuş uçtu. 2. Gaz veya buhar hâline geçip hevaya kalkmak: Bu süt kaynaya kaynaya uçtu. 3. Yok olmak, sıyrılıp gitmek, mahvolmak: Rengi, benzi uçmuş. 4. Çalınmak, aşırılmak; görünmez olmak: İki gün kütüphanemi açık bıraktımdı, kitaplarımın yarısı uçtu. 5. Yardan, uçurumdan yuvarlanıp düşme: Köprünün üstünden uçup nehre düştü. 6. Fazla koşmak, pek hızlı gitmek: Hücum kumandası verilince süvariler uçup gözümüzden kayboldular. 7. Çapkınlıkta pek ileri varmak, uçarı çapkın olmak.

Türkçe Sözlük

(hi. A. coğrafya). 1. Güneydoğu Arabistan’da bir ülke ve devlet. 2. Hind Okyanusu’nun Arabistan yarımadasının güneyini örten parçası olan deniz. 3. Deniz, büyük deniz, okyanus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırılmamış, bütün; bozulmamış; devamlı; yarıda kesilmemiş; terbiye edilmemiş, alıştırılmamış (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., huk. intifa hakkına ait; i. intifa hakkı olan kimse . usufructuary lease hasılât icarı. usufructuary tenancy yarıcılık sözleşmesi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uykudan kaldırmak: Beni yarın erkenden uyandırın. 2. mec. Gafletten kurtarmak: Bu mânâlı söz beni uyandırdı. 3. Cehaletten kurtarmak: Eğitim yoluyla halkı uyandırmaya gayret etmeli. 4. Parlatmak, tutuşturmak, yakmak: Şu ateşi, şu mumları uyandırın. 5. İmâr etmek, mâmur bir hâle getirmek, şenlendirmek: Şu camii uyandırsak (bu mânâsı eskimiştir).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyumayan: Geceyarısı ben uyanıktım. 2. mec. Gözüaçık, zeki: Pek uyanık bir çocuğa benziyor. 3. Cehaletten kurtulmuş olan: Oranın ahalisi uyanıktır.

Türkçe Sözlük

(i. «uymak» tan). 1. Uyması ve uydurulması mümkün: Uyar iş değildir. 2. Benzer, örnek: Bunun uyarı, buna uyar yoktur.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde insomnia denilen uykusuzluğu doğuran nedenler çeşitlidir. Örneğin yorgunluk, mide şişkinliği, hazımsızlık, zayıflatıcı veya uyarıcı ilaçlar, fazla sıcak, rahatsız edici ışık, gürültü sinir bozukluğu, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, ağrılar, kalp veya akciğer hastalıkları, ateş, kaşıntı, günlük olayların etkisi, yatağın uygun olmaması, tedirginlik gibi nedenler uykusuzluğa neden olur. Uykusuzluğu doğuran nedeni bulmak gerekir. Basit uykusuzluklarda yatmadan önce sigara, çay, kahve gibi şeyler içmemek, müzik dinlemek, yatak odasını havalandırmak, bir bardak sıcak süt içmek ve sıcak banyo yapmak çok faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kakule, su.

Hazırlanışı : Yatmadan 1 saat önce kabukları çıkarılmış 5 tane kakule yenip üzerine bir bardak su içilir.

Şifalı Bitki

(nazarotu): Sedefotugiller familyasından; Afrika, Asya ve Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen, tek tek beyaz çiçekli, çok dallı bir bitkidir. 35 cm kadar boyunda, çok yıllık, otsu bir step bitkisidir. Çiçekleri yeşilimsi beyaz renktedir. Meyvesi basık küre şeklinde bir kapsüldür. Tohumlarının içeriğinde harmalin, harmin, harmalol, peganin adlı glikozitler ve kırmızı boya maddesi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinir sistemini uyarır. Balgam söktürür. Mide ve kulunç ağrılarında faydalıdır. Sulu egzamada şikayetleri giderir.

Teknolojik Terim

Kasetin kayıt süresini iki katına çıkartmak için, kaset hareket hızının yarıya indirilmesi işlemi.

Türkçe Sözlük

(e. i. «guarda» dan). 1. Bak, dikkat et, savul, destur. Varda topu = Eskiden limana girişi yasaklamak için güneşin batışında atılan top. Vardakosta = Sahilleri muhafazaya mahsus ağır gemi. mec. Şişmanca, iriyarı adam veya kadın. 2. Nöbet: Vardada kim var? (bk.) Vardiya.

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1. Eskiden sahil muhafaza gemilerine verilen ad. 2. Gösterişli ve iriyarı erkek veya kadın.

Sağlık Bilgisi

Daha çok, bacağın alt kısmında görülen yuvarlak bir yaradır. Nedeni, varisli yerde meydana gelen herhangi bir yaralanmadır. Hastalık bacağın alt kısmında, bileğe yakın bir yerde yuvarlak bir yara olarak ortaya çıkar. Ayak bileği şişer, deri esmerleşir ve bazen de ağrı hissedilir. Doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz veya fındık, su.

Hazırlanışı : Altı bardak suya 1 avuç kabukları çıkarılmamış ceviz veya kabuklu fındık konur. Yarım saat kaynatıldıktan sonra süzülüp, ülserli yere pansuman yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içinde motosiklet veya bisiklet yarış pisti. olan bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. delik; menfez, ağız, açma; nefeslik; zool. hayvan kıçı; ask. top falyası; mahreç, çıkak, çıkıt; yarık; f. dışarı salıvermek; ifade etmek, göstermek, belirtmek. give vent to açığa vurmak. He vented his fury on the dog öfkesini köpekten çıkardı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evtâd). 1. Kazık, çadır vesaire kazığı. 2. (edebiyat) (aruzda) Mısraın üç harften mürekkep kısmı. 3. (anatomi) Ense kemiği. 4. (matematik) Öbür ucu açı teşkil eden yarım daire. 5. Bir yeri ölçmek için dikilen renkli bayrak gönderi.

Teknolojik Terim

Video parametrelerinin ayarlanması için üç önceden belirlenmiş video ayarının yanı sıra bir ek değişken ayar bulunmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-vied, -vying) with veya for ile yarışmak, çatışmak, rekabet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ihtiyari, isteyerek, istemli, gönül rızası ile, gönüllü, fahri, gönülden kopan; iradeye bağlı; kendi isteğiyle hareket eden, irade sahibi; hür, serbest; i. ihtiyari hareket; müz. kilisede ayin başlamadan önce veya bittikten sonra org solosu. vo

Genel Bilgi

Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?

Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da ‘hipotalamus’. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.

Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.

Gözle görülen ve görülmeyen olmak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur.

Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terlerken, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi göstermez, hallerinden memnun otururlar. Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba?

Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır.

Terleme ve dolaşım sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.

Genel Bilgi

Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?

Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da “hipotalamus”. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.

Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.

Gözle görülen ve görülmeyen omak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur.

Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terler, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi, göstermez, hallerinden memnun otururlar. Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba?

Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır.

Terleme ve dolaşm sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bele kadar çıkan, yarı beline kadar; adi, bayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kolay kazanılan at yarışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ısıtmak, kızdırmak; ısınmak, kızmak; teşvik etmek, teşvik olunmak .warm to veya toward şevkle sarılmak. warm up ısınmak; ısıtmak; yarışmadan önce hafif idman yapmak; motoru ısıtmak için çalıştırmak; konser veya temsilden önce son bir hazırlık yapm

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ihtar, uyarma, ikaz; ihbar; s. uyarıcı; ihbar eden. a week's warning bir haftalık vade. be a warning to someone birisine ibret olmak. give warning uyarmak, ikaz etmek, tehlikeyi haber vermek. take warning nasihat kabul etmek, ibret almak. warn

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (weer, weest) ufacık, küçücük, minimini, minnacık, minicik; az. wee folk periler, cinler, cüceler, ifritler, iyi saatte ol sunlar. wee hours geceyarısından sonraki zaman, sabahın erken saatleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. (better, best) iyi, güzel, hoş, ala, iyice; hakkıyle, Iâyıkıyle; çok, pek; tamamen, hayli, oldukça; s. iyi, güzel; sıhhatça iyi, sıhhatli; kârlı, elverişli. Well begun is half done iyi başlayan iş yarı yarıya bitmiştir. well on in life yaşı hayl

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ıslık çalmak; ıslık gibi ötmek; ıslık gibi vızıldayarak geçmek; ıslıkla çağırmak; i. ıslık; dudük; ıslık gibi ses .whistle for elde edememek. whistle stop (A.B.D.), k.dili. (demiryolunda) ihtiyari durak, işaret verildiği zaman trenin durdugu k

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dul kadın; bazı iskambil oyunlarında kapalı olarak yere konan kağıtlar; matb. sayfa veya kolon başında yarım satır; f. dul bırakmak; kıymetli bir şeyden mahrum etmek. widow's mite fakir bir kimsenin yaptığı ufak yardım. widows walk deniz göre

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (won, -ning) i. kazanmak, yenmek, galip gelmek; birinci gelmek; ele geçirmek, temin etmek; gönlünü kazanmak; gayesine erişmek; fethetmek; (maden veya kömür) çıkarmak; i. zafer, yengi, başarı; kazanç; birinci gelme. win by a head yarışta bir at başı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tel; telgraf teli; telgraf; at yarışı hedefi; f. tel ile bağlamak; elektrik tesisatı ile donatmak; k.dili. telgraf göndermek, telgraf çekmek, tellemek; tele geçirmek; tel tuzakla tutmak; kroke oyununda topu telin arkasına getirerek vurulmasma mâni

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z., i. -sız, -meyerek, -meden, -meksizin, hariç; dışında; z. dışarıda; i. dış. without fear korkusuz. without taxes vergiler hariç. without thinking düşünmeden, gayri ihtiyari. do without, go without -sız olmak; yetinmek. times without number def

Teknolojik Terim

WM-PORT, Sony WALKMAN® ürününüzü bir dizi uyumlu cihaza bağlamanızı sağlayan 22 pimli bir konektördür. Veri senkronizasyonu için Sony WALKMAN® ürününüzü PC’ye ve VAIO dizüstü bilgisayarınıza kolayca bağlayabilir; böylece ses ve video dosyalarınızı aktarıp düzenleyebilirsiniz. WM-WM-PORT ayrıca cihazı şarj etmenize veya doğrudan bir AC güç kaynağına bağlamanıza olanak verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baltacı, odun kesicisi, odun yarıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yün, yapağı; yün gibi yumuşak ve tüylü şey; kıvırcık ve kısa saç. wool comber yün tarayıcısı. all wool and a yard wide halis, saf, katışıksız. dyed in the wool dokunmadan önce boyanmış; sabit fikirli, önyarıglı. glass wool cam elyafı. pull the wool ove

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yat, gezinti gemisi;f. yat ile gezintiye çıkmak veya yarış etmek. yacth clup yat kulübü. yacth race yat yarışı. yacthing i. yatçılık, yat kullanma.

Türkçe Sözlük

(YAHÜD) (e. F.). İki şekilden birini ifâde eder: Bugün yahut yarın geliniz. Ya bugün gideriz, yahut yarın. Bana haber yollarsınız, veyahut ben haber gönderip sorarım.

Türkçe Sözlük

(i.). Yamalı, yama vurulmuş, ekli. Yarım yamalak = Tamam olmayan, noksan, kusurlu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yarılmış yer, uçurum. 2. Varta, girdap. Yardan atmak = Belâya düşürmek, kazaya uğratmak. Yardan uçmak = Aldanıp belâya düşmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. yârân). 1. Dost, Ar. muhib. YSr-ı vefâdâr, yâr-ı vefâ şiir, yâr-ı cân = Yakın, candan dost. 2. Sevgili. 3. Bildik, tanıdık, Aşinâ: Yâr ve ağyâr nazarında. 4. Yardımcı, Ar. muîn: Allah’tan başka yârim yoktur. Cihir-yâr = ilk dört halîfe. Yâr-ı gaar Hz. Muhammed’e mağarada refakat eden Hz. Ebûbekir. mec. Sâdık dost.

Türkçe Sözlük

(i. «yarmak» tan, belki aslı: yarık). 1. Vücutta silâhla açılmış gedik, Ar. ceriha: Kılıç yarası, kurşun yarası. 2. Her ne şekilde olursa olsun vücutta açılmış gedik: Firengi yarası, kolları yara içinde, yara yeri, izi. 3. Cansız şeylerde kesik yer: Ağaçta balta, kundurada bıçak, elbisede makas yarası. 4. mec. Acı, büyük keder: Yürek yarası (eski şiir dilinde: yâre).

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir kaza sonucu deride meydana gelen yarılma, kesilme, ezilme veya parçalanmalara yara denir. Birçok çeşidi vardır. Ateşli silahlar, batıcı veya delici aletler, yakıcı maddeler veya hayvan ısırmaları sonucu meydana gelen yaraların, hiç vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gerekir. Yaralar, temizlik şartlarına uyulmayıp da, mikrop kapacak olursa, yara yerinde şişme, kızarma, ateş ve ağrı görülür. Bu da, yaranın iltihaplandığına işarettir. Bu durumdaki yaralar, gereği gibi tedavi edilmeyecek olursa, yaradan dağılan mikroplar vücudun diğer tarflarına da yayılıp çok tehlikeli hastalıkara yol açabilir. Yaralanmalarda yapılacak ilk iş; akan kanı durdurmaktır. Kanı durdurmak için, kanayan yerin üstüne gaz bezi veya temiz bir bez parçası konup, iyice bastırılır. Kan bir süre sonra durur. Kanama durduktan sonra bez kaldırılır, yaranın üzerine bir parça tentürdiyot sürülüp, yara temiz bir gaz bezi ile sarılır. Kan fışkırarak akıyorsa, yaranın üzerine gaz bezi yea temiz bir bez parçası bağlandıktan sonra, kanayan yere bastırılır. Sonra ipin uçları, bir parça çubuğa bağlanıp, döndürüle döndürüle iyice sıkılaşması sağlanır. Ve hiç vakit kaybetmeden hastaneye götürülür. Basit yaralarda aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz tohumu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 100 gram maydanoz tohumu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Bu suyla pansuman yapılır.

Genel Bilgi

Çoğumuz belki hayatımızda hiç yarasa görmemişizdir. Çünkü yarasalar insanlardan uzaklarda, genellikle mağara kovuklarında yaşar ve geceleri zifiri karanlıkta ortaya çıkarlar. Yarasalar tabiatın harikulade yaratıklarından biridir. İnanılmaz özelliklere ve örnek bir toplumsal dayanışmaya sahiptirler.

Dünyada dokuz yüz değişik yarasa çeşidi olduğu biliniyor. Kan ile beslenmeleri insanların gözünde onları vampir ile özdeşleştirmiş, hep korkulan bir hayvan olmuşlardır. Halbuki yarasaların çoğu kan ile beslenmez. Zararlı böcekleri yiyerek insanlığa faydaları dokunur. Sadece bir yarasa bir saat içinde üç yüz böcek yiyebilir. Muz, avakado gibi ticari değeri yüksek ağaçların çoğalmaları için polenlerinin taşınmasında en önemli rolü yarasalar oynar.

İimdi gelelim yarasaların şaşırtıcı özelliklerine. Bir kere yarasa uçabilen tek memeli hayvandır. Dünyada nüfus sayısı olarak da ikinci sıradadırlar. Dünyanın en küçük memelisi de bir yarasa türüdür. İlk olarak Tayland’da keşfedilen bu minik yarasa 2-3 gram ağırlığında ve bir yaban arısı büyüklüğündedir.

Yarasalar yönlerini bulmak ve beslenmek için çok yüksek titreşimli ses dalgaları yayarlar. Bu ses dalgalarının frekansları 20 binin üzerinde, yani ultrasonik oldukları için insanlar bunları duyamaz. Bu ultrasonik sesler yerdeki avdan yansıyarak yarasaya geri gelir. İşitme sistemi il ebu geri gelen sesi algılayan yarasa avının bulunduğu yeri kesinlikle saptar. Hatta devamlı gönderdiği ses dalgaları sayesinde onun hareketini de izleyebilir. Yarasaların bazılarının bir çeşit sonar olan bu sistemi o kadar gelişmiştir ki, dişilerini arayan erkek kurbağaların seslerinden büyüklüklerini ve iyi bir av olup olmadıklarını anında saptayabilirler.

Yarasalar gece ava çıkmak için, ay varsa onun kayboluşunu, yani tam karanlığı beklerler. Sıcak kanlı memeli hayvanların kanları ile beslenen yarasalar genellikle atları sığırlara tercih ederler. Salgısında bulunan pıhtılaşmayı önleyici bir madde 20-30 dakika kanın sürekli akmasını sağlar ve beslenme gerçekleşir. Bir kez kanını emdikleri hayvanla karşılaşırlarsa diğerlerini bırakıp yine ona saldırırlar.

Vampir yarasalar arka arkaya iki gece kan içmedikleri takdirde ölürler. Her gece vücut ağırlığının en az yarısı kadar kan içmek zorundadırlar. Doğumdan sonra anne, emzirmenin yanında yavruya takviye olarak, kusarak kan da verir. Bu yetersiz kalırsa bir başkası yardımcı olur. Hatta yetişkin yarasaların, ölmek üzere olan bir başkasına ağızdan kan verip onu kurtardıkları görülmüştür. Toplumsal dayanışmanın bu kadar güçlü olduğu az canlı topluluğu vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarda, 0.9144 metrelik İngiliz ölçüsü , kıs. yd., y. yard goods yarda ile satılan kumaş.cubic yard yarda küp, 0.7645 m^3. square yard yarda kare 0.8361n^2. the hundered-yard dash yüz yardalık yarış.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir bütünün iki eşit parçasından biri, Ar. nısf, Fars. nîm: Ekmeğin yarısını kes, yolun yarısı. 2. Yarım olarak, vasati surette, ortalama, tamam olmak için daha o kadar istediği hâlde: Yarı pişmiş, yarı Türkçe, yarı Arapça konuşuyor, yarı gece, yarı yolda, yarı yerde. Yarı buçuk = Az bir şey, eksik, tamamlanmamış.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dostluk, muhabbet, sadâkat. 2. İmdat, yardım, muâvenet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

half. half. quasi. half. moiety. meta-. part-. quasi-. semi-. hemi-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semi-. half of the. demi -. half time. partial.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ یاری] dostluk. 2.yardım.

Türkçe Sözlük

(i.). Çapın yarısı, nısıf kutur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaran, kesip parçalayan veya açan: Odun yarıcı. 2. Birinin toprağını ekip mahsulün yarısını alan rençber.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yarılıp açılmış yer, çatlak, Ar. ferce, rahne: Yüzünde bir yarık vardır. Kasık yarığı = Fıtık. 2. Yarılmış: Kasığı yarık. Karnıyarık = Uzunlamasına yarılıp kıyma ile doldurulmuş patlıcan yemeği.

Türkçe Sözlük

(f.). Yarısına varmak, yarısını bitirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Yarılmak işi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ortadan kesilip ayrılmak: Tahta, karpuz yarıldı. 2. Paralanmak, parça parça kesilmek: Odun yarıldı mı? 3. Fazla yaralanmak, açılmak: Başı yarıldı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birin yarısı, Ar. nısf, Fars. nîm: Yarım saat. 2. mec. Eksik, Ar. nâkıs, Osm. nâtamam: Yarım adam. Yarım papuç = mec. Sürtük. Yarımı yamalak = Acele ile ve bitmemiş olarak.

Türkçe Sözlük

(i.). Başın yarısının ağrıması, migren.

Türkçe Sözlük

(f.). Yarıma indirmek.

Türkçe Sözlük

(I.). Gelecek gün, bugünden sonraki gün, ferdâ: Yarın gel, yarın gideceğim. Yarın değil öbür gün = Yarından sonraki gün, iki gün sonra. Bugün yarın = Sallama, geri bırakma, Ar. te’hîr, tâvik.

Türkçe Sözlük

(i.). Erte, ferdası, bahsi geçen günden sonraki gün. Yarındası = Ertesi gün.

Türkçe Sözlük

(i.). Yarın olacak, yarına mahsus.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Yarmak işi, yarma: Bu adamın odun yarışı tuhaf. 2. Müsabaka, mükâfat kazanmak için bir işte birbini geçmeye çalışma: At yarışı, koşu, kayık yarışı. Çene yarışı = mec. Beyhude yere çok söyleyiş, gevezelik. Sidik yarışı = 1. Beyhude ve ehemmiyetsiz işlerde sen, ben davalarıyla uğraşma. 2. Asla geçemiyeceği bir kimse ile rekabete kalkışma.

Türkçe Sözlük

(i.). Yarışan kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). Yarış etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Yarış ettirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yarmak işi. 2. Yarılmış, yahut yarılabilir, ortadan açılabilir: Yarma şeftali, yarma odun. 3. Değirmende her tanesi birkaç parçaya ayrılacak surette övütülmüş. Arpa, bakla, burçak yarması. 4. (argo) iri yarı, kaba adam. (bk.) Yarmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ortadan kesmek, bölmek: Tahtayı yarmalı. 2. Parça parça kesmek, paralamak: Odun yarmak. 3. Kesip açmak: Karnını yardılar. 4. Fazlaca paralamak, derin yara açmak: Başını yardı. 5. Ortasından geçme: Gemi denizi yararak geçti, kalabalığı yarıp geldi. Baş yarmak mec. 1. Sert muamele etmek. 2. Beceriksizlikle berbat etmek. Kılı kırk yarmak mec. = Çok incelemek.

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve göslerişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemeklen sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.

Türkçe Sözlük

(f). 1. Su ile temizlemek, yunmak, Osm. gasl’olunmak: Benim çamaşırım yıkandı mı? Burası dün yıkandı. 2. Kendi kendini yıkamak: Yarın yıkanacağım. Hamamda, denizde yıkanmak.

Şifalı Bitki

(danaayağı): Yılanyastığıgiller familyasından; yaprakları büyük ve koyu kırmızı olan mide bulandırıcı bir koku salan, büyük yumrulu bir bitkidir. İstanbul çevresinde, Ege ve Akdeniz Bölgesinde yetişir. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür. Terletir, vücuda rahatlık verir. Sinirleri uyarır.

Türkçe Sözlük

(f.). Az yarılmak, çatlamak, aralık olmak: Çıban yırı İdi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yırtılmış, yarılmış, Fars. deride, çâk: Pantolonu, yakası yırtık. 2. Alıştırılmış (at). 3. Arsız, utanmaz, sıyrık. mec. İffetsiz, Adî kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Yırtılmış, yarılmış gibi açık: Yırtlak göz.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Aksi takdirde: Ben böyle olduğunu bilmedim, yoksa mâni olmazdım. 2. (suallerde) Ve yahut, olmadığı hâlde: Siz gelir misiniz, yoksa ben mi geleyim? Bugün mü gelecek, yoksa yarın mı?

Genel Bilgi

Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık açısından çok zayıf olurdu. İüphesiz böyle bir yumurtayı yumurtlamak da tavuk için bir işkence olurdu. Aslında dış yüzeyi en dayanaklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki bir yumurta da bulunduğu yerden yuvarlanıp gidince nerede duracağı belli olmaz.

Hemen hemen tüm kuş yumurtalarının bir tarafı daha yuvarlak diğer tarafı da daha incedir. Bu sekil, yumurtaların yuvada birbirlerine en yakın ve en az hava boşluğu bırakacak şekilde durmalarını sağlar. Böylece hem ısı kaybı önlenir hem de yuvadaki yerden en iyi şekilde faydalanılır.

Yumurta yuvarlanıp gittiğinde düz gitmez, ince tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani bu şekli ile yumurtanın düz bir yüzeyde yuvarlanarak kaybolup gitmesi mümkün değildir. Asıl önemlisi bu şekli ile yumurtanın kuştan veya tavuktan daha rahat çıkmasıdır. Genel tahminin aksine yumurtanın yuvarlak yani daha geniş tarafı önce çıkar. Hem bunu hem de yumurtanın her iki tarafındaki farklı şeklini sağlayan yumurtanın çıkış yolu üzerindeki kaslardır.

Pek alakasız gözükse de tavuğun içinde yumurtanın oluşmaya başlayabilmesi için önce güneş ışığının veya yapay bir ışığın tavuğun gözüne çarpması gerekir. Böylece göz yolu ile uyarılan tavuğun hipofiz bezi bir hormon salgılar. Bu hormon kan dolaşımına girer ve bu yolla yumurtalığa taşınır.

Hormon burada bulunan binlerce yumurtadan birinin içine pirer ve o yumurtanın aniden çok hızlı bir şekilde büyümesini sağlar. Önce yumurta sarısı meydana gelir ve yumurta, yumurta kanalına geçer, döllenme organlarında geçirdiği aşamalardan sonra 24-25 saatte oluşumunu tamamlar.

Yumurta, yumurta kanalını kesik kesik hareketlerle geçer. Buradaki dairesel kaslardan sırası ile geçerken, yumurtanın önündeki kas gevşek durumda iken arkasındaki kas kasılır, daralır.

Yumurta bu kanalın başında iken küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik bir sekil almasına sebep olurlar. Çıkışa kadar yumurta kabuğu da sertleşir ve bu haliyle dışarı çıkar. Yumurtanın şeklinin ve kalın kısmının önce çıkışının nedeni de budur. Sürüngenlerde ise bu düzenek yoklur. Onların yumurtaları çıkışta küresel şekildedir.

Türkçe Sözlük

(hi coğrafya). 1. Balkanlar’ın güneyinde bir yarımada. 2. Yunanlı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hergele ile gezen terbiye görmemiş ve yarı yabânî kısrak. 2. Kuyruksalan kuşunun bir nevi: Yund kuşu.

Teknolojik Terim

Görüntüdeki yüzleri algılar ve odak, pozlama, beyaz dengesi ve flaş ayarını otomatik olarak ayarlayarak doğal portreler çekmenizi sağlar. Bir alanda en fazla sekiz kişinin yüzü algılanabilir. Öncelik, çocuklar veya yetişkinler için ayarlanabilir.

Genel Bilgi

Yüzme yarışları serbest (kravl), kelebek, kurbağalama ve sırtüstü olmak üzere dört ayrı kategoride yapılır. Ancak ‘kelebek’ gibi her insanın kolay kolay yüzemeyeceği bir sitilin niçin yarışmalara alındığı pek bilinmez. Aslında bütün stillerin orijini kurbağalamadın Uluslararası yüzme federasyonu kurulmadan önce başka ilginç kategoriler de vardı. Örneğin 1900 yılında Fransa’da Sen nehrinde yapılan 200 metre engelli yarışında, yüzücüler sudaki direklere çıkıyor, sandalların altlarından geçiyorlardı.

Bilinen en eski yüzüş şekli kurbağalamadım Az enerji harcanması nedeni ile bu stil suda hayat kurtarmada ve keyif için yüzmede de kullanılır. İki kolun ileri uzatılıp, suyun ellerle iki yandan geri çekilmesi, bu arada bacakların da senkronize hareket etmesi, kurbağaların yüzüşüne benzediğinden bu adı almıştır.

İlk zamanlarda kulaç tamamlandığında, nefes de kol hareketi başlamadan önce alındığı için, bu arada hız da çok azaldığından dura dura yüzülüyormuş gibi görünürdü. Gittikçe gelişen bu stilde şimdilerde nefes kolun geri çekiliş hareketinin tamamlanmasından az önce alınmakta, yüzücüler de duraksamadan yüzmektedirler.

Kelebek stilin kurbağalamadan asıl farkı kol hareketleridir. Kollar ileri hareketlerini suyun üstünden yaparlar. 1933 yılında ABD’de yapılan bir yarışta Henry Myers adlı bir yarışmacı kurbağalama stili ile yüzüşün kurallara uygun olduğu konusunda ısrar etmiş ve sonuçta yarışa kabul edilmiştir.

Sonradan kelebek stili ayrı bir dal olarak yarışmalara alınmıştır. Başlangıçta yüzücüler ayaklarını kurbağalamada olduğu gibi yana hareket ettirirlerken sonra yunusun kuyruğu gibi çırpmağa başlamışlardır. Aslına bakarsanız yunuslama olması gereken bu stilin adı herhalde kelebeklerin uçuşuna benzetildiğinden olacak kelebek (İngilizce’de butterfly) olarak kabul görmüştür.

Sırtüstü yüzüş şekli ise 20. yüzyılın başında gelişmeye başladı. Bunda da başlangıçta kol ve ayak hareketleri kurbağalamaya benziyordu. ABD’li Harry Hebner kravl sitile benzer kol ve ayak hareketlerini geliştirdi ve bu şekilde yüzdüğü ilk yarışta kurallara uymadığı gerekçesiyle diskalifiye edildi. Yapılan itirazlar sonunda kurallarda sırtüstü bulunma dışında bir kısıtlama olmadığı ve bu stilin sırtüstü yüzme hızını daha da geliştirdiği anlaşılarak resmi olarak kabul edildi ve Harry’nin madalyası verildi.

Serbest stil de denilen kravl yüzüşün, yüksek dalgalarla mücadele edebilmek için Güney Pasifik yerlileri tarafından geliştirildiği sanılıyor. Bütün yüzüş şekilleri arasında en hızlısı olan bu stil 1902 yılında Avustralyalılar tarafından Avrupa’ya taşındı. Stil Amerika’ya ulaşınca ayaklar her kulaçta önce 4 kez, sonra 1917 yılında iki kadın tarafından daha da geliştirilerek 6 kez çırpılmaya başlandı ve sürat arttıkça arttı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr.dan if.) (mü. zShire). 1. Meydanda olan, açık, Aşikâr: Bu. zâhir bir iştir. Zâhir olmak = Zuhur etmek, meydana çıkmak. 2. Bir şeyin meydanda ve açıkta olan şekil, dış yüz. 3. Elbette, şüphesiz: Zâhir yarın gelecektir, öyledir zâhir (bu mânâ ile halk ağzında «zağar»),

Şifalı Bitki

(zerdeçap): Zencefilgiller familyasından; anavatanı Doğu Hindistan olan çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları sivri uçlu, çiçekleri sarı renktedir. Safranı andıran boyalı bir madde çıkarılır. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri uyarır. Vücutta biriken zehirli maddeleri atar. Nekahat devresini kısaltır. Verem gibi hastalıklarda faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zıplayarak çılgınca hareket eden, pervasız adam. 2. Güçlü, kuvvetli, iri yarı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.İri yarı, kadın, kaba. 2.Delikanlı. 3.Zor, sıkıntılı. 4.Eski vezir konaklarındaki hizmetlilere verilen ad.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. bir birine benzer yarımlara bölünebilir.zygomorphism i. birbirine benzer yarımlara bölünebilme.