Yaşmak Atmak | Yaşmak Atmak ne demek? | Yaşmak Atmak anlamı nedir?

Yaşmak Atmak | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: yasmak atmak

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşırtmak fiili. 2. Eğer bandı, kolan. 3. Yaşmağın üst katı. 4. Çalınmış, Ar. mesruk. 5. Üstten atılan: Aşırtma yaşmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi elden bırakıp az çok fırlatmak: Elindeki taşı attı. 2. İçeriden dışarıya çıkarıp bırakmak, defetmek: Evden attılar; sokağa attılar; üstünden attı. 3. Bırakmak, terketmek: Babasını bir köşeye atmış. 4. Açmak, sermek, üste almak, örtmek: Omuzuma bir şal attım; Bu gece bir yorgan daha atmalı. 5. Düşürmek, gidermek, kaybetmek: Rengini, tüyünü, esvabını attı. 6. Saçmak, serpmek, dağıtmak: Tohum atmak. 7. Dövmek, kovmak, koymak: Anbara zahire atmak; kışlık kömürü atmak. 8. Vurmak, yapıştırmak: Tokat atmak; çifte atmak. 9. Uzatmak, sunmak: El atmak. 10. Boşatmak, teşhir etmek: Tüfek, top, tabanca atmak. 11. Geciktirmek: Sonraya, yarına attı. 12. Atıf ve isnat etmek, yükletmek: Kabahati falana attılar. 13. Düşürmek, yatırmak: Yere attılar. 14. Esassız söz söylemek, yalan söylemek. 15. Öğünmek, asılsız şeylerle iftihar etmek. 16. Vurmak, oynamak: Nabzı atıyor. 17. Açılmak, sökmek: Şafak, tan atmak. 18. Boşanmak, ateş almak: Bu tüfek atmıyor. 19. Bir şeyin kenarı kırılıp çentilmek. 20. Solmak, uçmak: Benzi attı. Atıp tutmak = Asılsız şeyler söyliyerek öğünmek. Adım atmak = Yürümek. Beniz atmak = Sararmak, solmak. Pamuk atmak = Hallaç yayla pamuğu kabartmak. Perendeden atmak = Kandırmak. Pösteki atmak = Rezil etmek. Temel atmak = Esasını ortaya koymak. Can atmak = Çok arzu etmek, pek fazla istemek. Çene atmak = Can çekişmek, komaya girmek. Harf, söz atmak = 1. Dolayısiyle târiz etmek. 2. Takılmak, çapkınlık etmek. Taş atmak = İtiraz etmek, aleyhinde bulunmak. Topu atmak = İflâs etmek. Tıpayı atmak = Çok hiddetlenip kızmak. Kaş atmak = İşaret etmek. Kaşık atmak = Hırsla ve çok yemek. Kapağı atmak = Savuşup kurtulmak. Göz atmak = Tamah ve gıbta etmek. Gövdeye atmak = Yemek. Lâf atmak = Gevezelik etmek, lüzumsuz yere çok söylemek. Nâra atmak = Bağırmak. Yabana atmak İtibar etmemek, saymamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw the longbow. throw. throw away. throw into. eject. give a kick. tell lies. cashier. cast. cast away. cast off. catapult. chuck. chuck away. chuck out. dart. dash. deliver. discharge. doff. drop. elbow out. elbow smb. out. eliminate. fabricate. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük

axe. bung. cast. chuck. cut. dart. discard. discharge. eliminate. expel. impute. project. reject. remove. scrap. shed. shoot. shy. sling. throw. toss.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Örtünmek, sarılmak: İhrâma büründü. 2. Yaşmak tutunmak: Hanımlar hüründüler mi?

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferciyye» den). 1. Kadınların sokakta yaşmakla beraber giydikleri üst giyeceği. Muhtelif biçimlerde olup en meşhur çeşidinin eteklerle bir boyda yakas vardır: Ferace yaşmak giymek (eskiden kullanılırdı).

Türkçe Sözlük

(i.). Ferace giyen, ferace giymiş: Ferâceli yaşmaklı kadın.

Türkçe Sözlük

(i. A. «setr» den imef.) (mü. mestûre). Örtülü, kapalı, gizli, perdeli: Bu, bir emr i mestûrdur. (mü.) 1. Mestûre = Yaşmak ve peçe tutunan, açık gezemeyen (kadın). 2. Perdeli, namuslu: Mestûre kadın.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Yüz örtüsü, peçe, yaşmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Üstüne bir şey aiıp korunmak: Bir yağmurlukla örtündü. 2. Yüzüne yaşmak, peçe vs. tutunmak. 3. (eskiden kız) Erkekten kaçmaya başlamak, ferace, yaşmak veya çarşaf, peçe tutunmak: Yeni örtünmüş bir kız.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. El ile almak, elde bulundurmak: Şu ipi tut. 2. Yakalamak, ele geçirmek: Bir kuş tuttum, haydutları tuttular. 3. El dokundurmak: Şu masayı tutma. 4. Emrinde bulundurmak, sahip ve mâliki olmak: O çiftliği şimdi kim tutuyor? 5. Nikâhında bulundurmak, zevci olmak: Onun büyük kızını filân tutuyor. 6. Riayet etmek, uymak: Oruç, perhiz tutmak. 7. Dokunmak, başa vurmak, sersem veya sarhoş etmek: Sizi deniz tutuyor mu? Bu şarap beni çok tutuyor. 8. Zabt ve işgal etmek, kaplamak: Bu kanape çok yer tutuyor, bir duman ortalığı tuttu. 9. Kiralamak: Bir ev, bir at, bir araba tutmak. 10. Kapamak: Bir kaya yuvarlanıp yolu tuttu. 11. itibar etmek, nazarıyla bakmak: Bunu bir şeref tutuyor. 12. Farzetmek: Tutalım ki geldi, tutun, bu da oldu. 13. Başlamak: İşi yoluyla tutmak. 14. Saklamak: Aklında tutmak, kin tutmak. 15. Hakkından gelmek, habsetmek, bırakmamak: Kendini tutmak, dilini tutmak, nefesini tutmak. 16. Kullanmak, Osm. istihdâm, istîmâl etmek: Uşak, at, araba tutmak. 17. Yayılmak, çok ün yapmak: Şöhreti Alemi tuttu. 18. Hesap etmek, saymak: Bunu kaça tutuyorsunuz? 19. Kabûl etmek, dinlemek: Söz tutmak, nasihat tutmak. 20. Sebat ve devam etmek: Sözünü tutmak 21. (bir yola, mesleğe) Girmek: Bir yol, bir iş, bir sanat tutmak. 22. Hedef almak, vurmak: Topa, tüfeğe, taşa tutmak. 23. Meşgul etmek: Lâkırdıya tutmak. 24. Arız olmak, yakalamak, musallat olmak: Sıtma tuttu, göğsüm tuttu, beni yine sızılar tuttu. 25. Zihne koymak, düşünmek, kurmak: Niyet tutmak. 26. Açmak, kullanmak: Örtü, yaşmak, şemsiye tutmak. 27. Bir şekilde başlamak: İşi uzun, büyük, çok masraflı tutmak. 28. Yapmak, hazırlamak, kurmak, beslemek, yetiştirmek: Hamur, ipekböceği, maya, turşu tutmak. 29. Bağlamak, vermek, hâsıl etmek: Tane, tohum, çiçek tutmak. 30. Borsada bir malın veya hisse senetlerinin fiyatını muhafaza etmek: Kahve daha düşecekti ama borsada tuttular. Geçişsiz fiil olarak: 1. İyi hâlde olmak, kullanılmak, vazifesini ifa etmek, sağlam olmak: Eli, ayağı tutuyor, hiçbir yerim tutmuyor. 2. Ağrımaya başlamak: Başım tuttu. 3. Kökleşmek, temelleşmek, kök salmak, temeli sağlamlaşmak: Diktiğimiz ağaçlar tutmadı. 4. işlemek, geçmek, tesir etmek: Bu boya tutmaz. 5. Uymak, uygun ve mütenasip olmak: Bu ibare üst tarafını tutmuyor. Ağız tutmak = Gevezelik etmemek. Ağzıyla kuş tutmak = imkânsızı gerçekleştirecek kadar gayret göstermek. El üstünde tutmak = Fevkalâde ikram etmek. Elini tutmak ■ El uzatmamak. Uzun tutmak = Lakırdıyı uzatmak. Hor tutmak = Yıpratmak, fena kullanmak. Hoş tutmak = iyi muamele etmek. Söz tutmak = Dinlemek. Sözünü tutmak = Sözünde sebat etmek. Şahit tutmak — Birini bir işte şahit göstermek Damarı tutmak = İnad etmek. Taraf tutmak = Birine taraftarlık etmek. Kafa tutmak = Kendinden büyüğüne karşı gelmek. Kulak tutmak = Söz dinlemek. Göz tutmak = Göze iyi görünmek. Lakırdıya tutmak = Birini lakırdı ile işgal etmek. Yakasını tutmak = Tevkif etmek. Yer tutmak = 1. İşe yaramak. 2. Yer işgal etmek. Yerini tutmak = Yerini doldurmak. Yüz tutmak = 1. Teveccüh etmek, bir işe doğru yönelmek: İyiliğe

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağır hareketli, ağır: Tutuk adam. 2. İnmeli. 3. Mahcup, utangaç. 4. Kısık, tutulmuş: Tutuk ses. 5. Tutulmuş, tıkanmış: Tutuk yol, boru. 6. Yüze tutulan şey, yaşmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendi vücudu üzerine koymak, örtünmek, sarmak, bağlamak: Yaşmak tutunmak. 2. Kullanmak: Ustura tutunmak. 3. Kendi üstüne tutmak: Sülük tutunmak. 4. Tutup yapışmak, sarılmak, asılmak: Parmaklığa, merdiven trabzanına, direğe tutundu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. peçe, yaşmak, perde; tül, duvak; bahane, maske; cenin zarı; f. peçe ile örtmek; üstünü kapamak, gizlemek. beyond the veil öbür dünyada. take the veil rahibe olup manastıra girmek. veil'ing i. peçelik ince kumaş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düzeltmek, Osm. tesviye etmek, düz ve düzgün hâle koymak. 2. (gergin şeyi) Gevşetmek: Oku atıp yayı yasmak (galatı: asmak).