Ye ne demek? | Ye anlamı nedir? | Ye

Ye anlamı nedir?

Ye ne demek?

Ye anlamı nedir?

Ye | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe alfabenin yirmi sekizinci harfidir. Ebced sırasında onuncu harftir ve 10 sayısına eşittir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam. (eski) siz, sizler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. the.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Abanos ailesi, (Fr. Eb£nac6es).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in full dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.. A. T. F.). Türk musikisinde yegâh (re) perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chartreuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Beceriksizlik, kabiliyetsizlik.

2.Fakirlik, tevâzu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجزیت] acizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موفقيت] başarısızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم رعایت] uymama..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم تأليفيت] uzlaşamama, bir araya gelememe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Adamlık, insanlık.

2.Adamlık, nâmuslu adama yakışır hal.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آدميت] insanlık. 2.adamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İyilik, yardımseverlik. 2.Ünlü hanım mutasav-vıfe.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادیه] alışılmış, sıradan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.).

1.Bayağı, basbayağı.

2.Her zamanki gibi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Mahkeme ve davalara müteallik işler dairesi: Adliye nezareti, adliye nazırı, adliye vekâleti ve vekili. Adliyeye müracaat etmek.

2.II. Mahmud’un bastırdığı eski altın para.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary. justice. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration of justice. judicial court. judiciary. law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General Court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adliyede meslekî görevi olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدليه] mahkeme, adliye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Adni).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıklardan ve illetlerden sâlim ve berî olma.Sıhhatte, afiyette olmak, iâde-i Afiyet etmek = İyileşmek. Afiyet olsun, ola I = Bir şey yiyip içenlere söylenir dua tâbiridir. (Dayak yiyene de bazen istihza yoluyla «Afiyet olsun» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health esenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good health. well being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عافيت] esenlik. âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gıdâ’nın çokluğu). Yenilip, içilecek şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Agaanî). Şarkı, türkü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغنيه] şarkılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gışâ). (bk.) Gışâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغشيه] perdeler. 2.zarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Gızâ). (bk.) Gızâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Birlik, Cenab-ı Hakk’ın birliği, vahdaniyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احوال عادیه] olağan haller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احوال صحيه] sağlık durumu

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ait olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of belonging. concern. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation / interest. the state of belonging to. being the property of. concerning / regarding a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azınlık, azlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.)

1.Akıl hastalıkları.

2.Akılcılık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Akıl hastalıkları hekimi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقليه] akılcılık, rasyonalizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski Türklerde soylu anlamında kullanılırdı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleniyet, (i. A.), t. Bir şeyin zâhir ve meydanda olması, gizli olmayıp gözönünde olması, alenilik: Mahkeme celselerinin alânîyeti. 2.Her şeyin zâhir hâli, dış görünüşü: Alânîyeti pek Alâ ama iç yüzünü kim bilir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Rivâyet edildiğine, söylenenlere göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.), t. Müsâvât üzere.

2.Bir boyda.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الکفایه] yeterince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ismin has isim olması, alem olmak hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being publicly known. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işin açıkta ve meydanda olması: Müzakeratın aleniyyetine karar verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.).

1.Bir şeyin en yukarısı, tepesi. Mekâtib-i Aliye = Yüksek mektepler, okullar. Tedrisât-ı Aliye = Yüksek öğretim.

2.Halvetî tarikatı şubelerinden biri.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاليه] yüce, yüksek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüce, yüksek, bir şeyin en yukarısı, tepesi. - (bkz.Ali).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belli bir gaye ile yapılan iş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليه] işlem, uygulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Amirlik, buyuruculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yayla çiçeği. 2.Güzel kokulu veya anberli iksîr.

3.Ayyaşların rakıya verdikleri isimdir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آنيا] bir anda, der hal, o anda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meşakkat, güçlük, zorluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. Arabiyyât). Arap dili, edebiyatı ve tarihi: Arabiyyet ile uğraşmak; Arabiyyette, Arabiyyâtta geniş bilgi sahibidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tiftikten ince külah ki, dervişler giyer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عرقيه] derviş külahı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Ticaret eşyasını saklamaya yarar yer.

2.Böyle bir yerde saklanılan eşya için ödenen ücret.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödünç, geçici olarak ve iade olunmak üzere alınan şey: Kitap Ariyet verilmez. Ariyet alınan at insanı yarı yolda yaya bırakır. Ariyet almak = İstiare etmek, ödünç almak. Ariyet vermek, iâre etmek = Ödünç vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lend. on loan. gratuitous loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Ödünç olarak, geri verilmek üzere: Bu kitabı filandan Ariyeten aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a loan. for temporary use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İğreti dediğimiz kelimenin doğrusu olmak üzere icat olunmuş fâhiş galat bir kelime olup zaten «iğreti» halis ve fasih bir Türkçe olduğundan, bu garip icada hâcet yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاریت] ödünç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. paleontoloji). Pek irilik; cins ve soy icabından çok ziyade iri olma (fr. geantisme).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (Fransa’da Artois eyaletinin adından). Toprağı burgu ile delerek açılan kuyu. Artezyen kuyularının suyu yükseklere fışkırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arietta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ardiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sinir hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nervous diseases. neurology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sinir hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nerve specialist. neurologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. irritability. pepperiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritability. nervousness. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kendi akraba ve yakınlarını veya vatan, din ve milliyetini müdafaa ve iltizam etmek gayreti, hamiyet, gayret: O adamın asabiyyeti vardır. Asabiyyet-i dîniyye, asabiyyet-i milliyyesi müsellemdir.

2.Asabî mizaçlı olma, sinirlilik.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبيت] sinirlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sütun, direk, kolon. 2.Mersingiller, mersin ağacı türünden ağaçlar. 3.İsyan eden, itaatsiz, başkaldıran, serkeş, bagi. 4.Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5.Haydut, şaki. -Bu isim Rasulullah tarafından yasaklanmıştır. İçerdiği anlam İslami anlayışa terstir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Kederli üzüntülü. Musa (a.s.)’ı daha bebekken Nil’den kurtarıp sarayda büyüten ve sonra onun peygamberliğine iman eden kadın. Kur’an’da Fir’avun’un karısı olduğu belirtilmiştir. Fakat ismi zikredilmemiştir. - (bkz.Kasas: 9; Tahrim: 11). Firavun’a karşı gelerek müslüman olmuştur. Tahrim suresinde mü’mine bir kadının en son noktada yapması gerekenlere örnek olarak gösterilen hanım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A. botanik). Fasile-i asiyye: Mersin ağacı çeşidinden ağaçlar takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Zanaat sahiplerinin veya sanatçıların çalıştıkları işyeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atelier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeniden kullanmak amacıyla atık maddelerin toplanması ve işleme tabi tutulması; kağıdın, camın, alüminyumun ve plastiğin yeniden işlenmesi gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting gallery. range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آتيه] gelecek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bağış, bahşiş, ihsan. Hediye. 2.Gelecek, istikbal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A.). Önde, gelecekte ileride: Atiyen beyân olunacağı üzere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آتيا] gelecekte. 2.aşağıda görüleceği gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. atâyâ). Vergi, bahşiş, ihsan: Atıyye-i seniye = Padişah ihsânı: Muharrem atıyyesi = Muharrem ayında verilen atıyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عطيهء سنيه] padişah tarafından verilen hediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. atelier

işlik

Zanaatçıların veya resim, heykel sanatlarıyla uğraşanların çalıştığı yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atelier. studio. workshop. workplace. machine shop. works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atelier. studio. workshop. workplace. machine shop. works. shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workshop. factory. factory plant. studio flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok güzel, pek güzel.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Otomatik Ses Seviyesi Sınırlandırma sistemi, kulaklık ses seviyesinin çok yükselmesini engelleyerek işitme bozukluklarını ve yakındaki kişilerin rahatsız olmasını engeller.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kukuletalı bir çeşit yağmurluk. (eskiden kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. 2.Yardım etmiş. Yardımla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).evet, muhakkak, hay, hay.Aye aye, Sir! Baş üstüne efendim ! (gemicinin cevabı); Tamam anlaşıldı!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,şiir hep, daima. for aye ilelebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul oyu, olumlu oy, evet: olumlu oy veren seçmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). yalnız Madagaskar'da buluhan kedi büyüklüğunde sincaba benzer bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Ameden) fiilinden if.). Gelici, gelen. Hoş iyende = Külfetsiz, gelişi güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ayât).

1.Alâmet, nişan, eser.

2.Kur’an-ı Kerîm’de beher sûrenin mürekkep bulunduğu cümlelerin beheri: Ayet-i Kerîme, Ayât-ı Kur’anîye.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse. verse of the Koran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse of the Koran. verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آیت] ayet. 2.işaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın ayetleri. 2.Özellikle Şii mollalarının kullandığı isimlerdendir. Allah’ın göndrermiş olduğu yasalar ve emirl(Erkek İsmi) 3.Mucizeler, hikmetl(Erkek İsmi) 4.İz, nişan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عينيه] taşınabilir değerli eşya. 2.göz hastalıkları bölümü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şey veya şahsın aynı veya kendisi olması: Bu malın, bu adamın aynîyyeti anlaşılamadı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عينيت] aynılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Büyüklük hâli (matematik). Cebirde bir rakamın diğerinden büyük olması

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. buvâdî). Çöl, kır, beyâbân, sahra, deşt. Bâdiye-peymâ = Çölde dolaşan, bedevî. Bâdiye-nişîn = Çölde oturan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بادیه] çöl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çöl, kır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. bahardan Arapça teşkil edilmiş galat bir tâbirdir). Bahar tavsifini ve çok defa bu münasebetle bir zatın medhinl ihtivâ eden kasîde veya musiki parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umûr-ı bahriye» den kısaltma). Devletin donanma ve deniz askerleri ve bunlarla alâkalı işler: Bahriye nezareti, bahriye nâzırı: İngiltere’nin bahriyesi kuvvetlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine. navy. the marine. naval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

navy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Donanmaya ait (bkz.Bahri). 2.Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır’ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3.Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kuvvetlerine bağlı asker, öğrenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine. sailor. seaman. naval officer. naval cadet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sailor. naval officer. jack tar. jar tar. leatherneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrears. remainder. effects. remaining balance. balance. rest. residuum. arrear. remnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. remainder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. remainder. remnant. arrears. residue. outstanding balance. amount of balance. odd- come shorts. remaining amount. residual amount. rump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması uygundur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

Finansal Terim

(Stand-by Underwriting)

Sermaye piyasası araçlarının, aracı kuruluşlarca halka arz yoluyla satışında, satılmayan kısmın tamamının, bedeli satış süresi sonunda tam ve nakden ödenerek satın alınacağının satışı yapana karşı taahhüt edilmesini ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bakayâ).

1.Artıp kalan şey: Zahire bakiyesi. 2.Alt taraf, geri taraf, devam: Bakıyye-i ahvâli mâlûm değildir (sonraki halleri bilinmiyor).

3.Mahv ve yok olan bir şeyin geriye kalan kısmı: Bir eski mâbedin bakıyyesi: Bakıyyet-üs süyûf = Bir muharebede mağlûp taraftan kurtulup sağ kalanlar, kılıç artıkları, (bk.) Bakayâ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde 4 koma değerinde bir aralık ki diyez ve bemolü de aynı adla anılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بقيه] geriye kalan, bakiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.).

1.Bakkal dükkânında satılacak cinsten eşya.

2.Büyük bakkal dükkânı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groceries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groceries. grocery store. grocer's wares. grocery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Baklagiller.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam suresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin ‘fosfor’ olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini ‘fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz’ diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarını arttırdığı saptanmamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fishing worm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fish worm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Mucidi olan bir İtalyan’ın ismini taşır. Büyük yanlış olarak «balyemez» yazılıp, her şeyi Farsça ve Arapça bir isimle adlandırmayı zarafet sayan eski kâtiplerden biri tarafından «asel nemihurd» diye tercüme olunduğu meşhurdur). Eski bir cins top.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Baobap cinsinden olan ağaçlar fasilesi, baobapgüler.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. barrière

engel

Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. safety fence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ticket gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elsewhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Initial Capital)

Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların sahip olmaları zorunlu asgari çıkarılmış sermayeleridir.


Finansal Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Basri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kur’an’daki kelimelere asıl mânâsını değil de mecaz yolu ile birtakım mânâlar vererek dinî emirleri başka türlü tefsir eden bir mezhep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yorgan yerine veya yorganın üstünde kullanılan kalınca örtü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. wrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. bedclothes. cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zengin, varlıklı kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat’ın Gülçiçck Hatun’dan olma oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiday gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair grounds. holiday ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (e. F.) (F be = bağlama edatı, A. gayet = son). Son derecede, pek ziyade: Begayet zeki bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mayası bozuk, soysuz, sütübozuk

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Rights Issues)

Şirketlerin sermaye artırımı karşılığında çıkardıkları hisse senetlerini nominal değerinden veya daha yüksek bir fiyattan satmak suretiyle gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına denir. Söz konusu hisse senetleri ortaklara satılabileceği gibi (rüchan hakkının kullandırılması), ortaklar dışındaki yatırımcılara da satılabilir. (rüchan haklarının kısıtlanması). Bedelli sermaye artırımına katılım bedeli belli bir süre ile sınırlıdır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Bonus Issues)

Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır. Bedelsiz hisse senedi alma hakkı bir süre ile sınırlandırılamaz.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bâdiye ve çölde, çadır altında yaşayan ve konup göçen halkın hali. Çadırda oturma, medeniyyet (şehirlilik) zıddı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدویت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمایه] mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay’a ait. 2.Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بغایت] çok, son derece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvanlık, hayvana benzerlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهيميت] hayvanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Beha’dan güzel.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهيه] güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2.Genç ve taze kız. 3.Dişi deve yavrusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şehir veya kasabanın sokaklarıyla başka umumî işlerine, temizlik vesair ihtiyacına bakan idare: Belediye nizamları, belediye reisi, meclis-i belediye, belediye dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. city hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city hall. municipal borough. municipality. township. civic government. civil government. community. municipal corporation. incorporated town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the town council. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city council. municipal council. town council. municipal board. municipal councillor / council / assembly / board. town / municipal council. shop council. select council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the business of governing a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدیه] belediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. belâyâ, belâyat). Belâ, musibet, müşkülât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çöl, Ar. sahrâ, Fars. beyâbân: Beriyye-tüş-ŞAm = (Suriye) Şam çölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berâyâ). Halk, Ar. nâs, enâm, insanlar: Hayrül-beriyye = İnsanların en iyisi olan Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kara askeri, kuvve-i berriyye, bahriyye mukabili. İngiltere’ nin berriyyesi (kara kuvvetleri), bahriyesinden (deniz kuvvetlerinden) çok azdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BEŞERİYET) (i. A.). İnsanlık, insanın tabiî hâli: Beşeriyyet icabı. «Beşeriyyet» ile «insaniyyet» arasında çok fark vardır. Beşeriyyet, insanın her türlü tabiî hallerine, insaniyyet ise yalnız faziletlerine ve mânevî büyüklüklerine aittir. Meselâ unutkanlık, korku, iştaha, şehvet gibi haller beşeriyyet; kerem, cömertlik, vefa, kanaat gibi haller ise insaniyyet vasıflarındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mankind. humanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanity. humankind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشریت] insanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bétonnaière

betonkarar

Beton yapmak üzere çimento, kum ve suyu karıştıran makine.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Beton karma makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idrar yolları hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urology üroloji.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بوليه] üroloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bey hitabının nezaket için mübalağalandırılmış şekli. 2.Osmanlı hanedanında paşa olmayan dâmatlarla sultanların (prenseslerin) oğullarına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

don. gentleman. sir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. esquire. gent. nibs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Satımlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Eve ait, evle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

green pea. sweet pea. pea. pease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea. pod. peas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pisum): Baklagillerden tırmanıcı bir bitki ve onun tohumudur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Kan yapar. Kan kanserine karşı korur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanesi ve taze iken kabuğu dahi yenen nohuda benzer maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Sonsuz, pâyansız, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Sonsuz, pâyansız, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Nihâyetsiz, sonsuz, tükenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Melcesiz, koruyucusuz, hâmîsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Eklîl-i cebel denilen bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Başlama, Ar. bidâ, mübaşeret: Bir işe bidâyet etmek.

2.Evvel, ibtidâ, başlangıç: Bu işin bidâyet ve nihayeti. Mahkeme-i bidâyet = Son devir Osmanlı adlî teşkilâtında davaların ilk ve başlıbaşına görüldüğü mahkeme ki kazalarda ve kaza hükmünde olan yerlerde olurdu. (Bunun üstünde mahkeme-i istînâf ve daha üstte mahkeme-i temyiz vardı).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Başlama, Ar. bidâ, mübâşeret: Bir işe bidâyet etmek.

2.Evvel, ibtidâ, başlangıç: Bu işin bidâyet ve nihayeti. Mahkeme-i bidâyet = Son devir Osmanlı adlî teşkilâtında davaların ilk ve başlıbaşına görüldüğü mahkeme ki kazalarda ve kaza hükmünde olan yerlerde olurdu. (Bunun üstünde mahkeme-i istînâf ve daha üstte mahkeme-i temyiz vardı).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدایت] başlangıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Başlama, başlangıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A.). Mahkeme-i bidâyet marifetiyle ve ilk def’a olarak: Bu davâ bidâyeten görülüp hükmolunduktan sonra istînâf olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Mahkeme-i bidâyet marifetiyle ve ilk def’a olarak: Bu davâ bidâyeten görülüp hükmolunduktan sonra istînâf olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) d] başlangıçta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاشکایت] şikayet etmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bilgin hanım.- Yanlış yapılmış isimlerdendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. matematik), (bk.) Meçhul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. occult. mysterious. recondite. obscure. secret. strange. unbeknown. unbeknownst. unknown. x. secret. mystery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nameless. uncharted. unknown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unknown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمجبئریه] zorunlu olarak, mecburen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Taş, maden, cam gibi şeylerden yapılmış küçük yuvarlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marble. ball. ball-bearing. ballbearing. agate. taw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alley. marble. bilya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marble. ball of a ball bearing. ball. bead. spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a metal ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ball bearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ball bearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی نهایه] sonsuz, bitmez tükenmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evlerinde köpek bulunduranlar, köpelkerinin yaşlarını insan yaşlarıyla karşılaştırabilmek için, her köpek yaşının yedi insan yaşına eşit olduğunu varsayarlar. Peki bu doğru mudur?

Tam olarak değil...

Bu konuda üretilen çeşitli formüller var ama en basit ve akla yatkın olanı şu:

Köpeğin birinci yaşı= 21 insan yaşı

Köpeğin sonraki her yaşı:4 insan yaşı

Buna göre 7 yaşında bir köpeğiniz varsa insan ömrüne göre;

21+(6*4)=45 yaşındadır.

Bu hesaba devam edersek 10 yaşındaki bir köpeğin yaşı, insanın 57 yaşına eştir. 15 yaşındaki bir köpek ise 77 yaşındaki bir insanla aynı yaştadır.

Bu hesap şekli akla uygundur. Bir köpek yaşı yedi insan yaşına eşittir düşüncesi seksüel olgunluğa erişmiş bir yaşındaki köpekle 7 yaşındaki bir çocuk arasında farkı düşününce anlamsız kalıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecutive. sequent. successive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. incessantly bidüziye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotonous. ceaseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işin gizli kalmış, şüpheli tarafı, dalavere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İç yakımlı motorlarda pistonu kırank miline; lokomotifte, pistonu tekerleklere bağlayan madenî çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting rod. piston rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie-rod. push rod. crank arm. connecting rod. motion rod. piston rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir organizmanın varlığını sürdürme ve üreme yeteneği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = harf-i cer, el = harf-i tarif, külliyet = umumiyet, bütünlük). Bütün bütüne, tamamen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lüzumsuz işe karışan, halt edici.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Stock Exchange Members)

Sermaye Piyasası Kurulu’ndan yetki belgesi ve Borsa’dan üyelik belgesi almış aracı kuruluşlardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unduly. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. okçu, ok yapan veya satan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yağmur getiren lodos rüzgarı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı iş1erinde mürekkebi düzgünce yaymak için elle kullanılan silindir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Broker)

Borsamız mevzuatında Üye temsilcisi kavramı kabul edilmiş olduğundan tanım “Üye Temsilcisi” maddesi altına alınmıştır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'ya mahsus atkestanesine benzer birkaç çesit ağaç Buckeye i., A.B.D. Ohio eyaletinde oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) patlak gözlü; gözleri faltaşı gibi açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. İbranice). Tavşankulağı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nişan tahtasının ortası, hedef merkezi; tam hedefe rastlayan kurşun; kısa odaklı mercek; siklon fırtınasının merkezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting place. meet. rendezvous. tryst. trysting place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BELUTIYYE (i A smüş, botanik) Fasile-i belûtiyye: Meşe ağacına benzeyen bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vücudun binası, canlı bedenin hali, tabiî hâli ve teşekkül sureti: Bünyesi sağlamdır. Kavî-yül-bünye = Bünyesi kuvvetli. Zaîf-ül-bünye = Bünyasi zayıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitution. structure. physique. organization. contexture. fabric. habit of body. quality. texture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitution. fabric. structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

structure. bodily constitution. texture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backlash. outgrowth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنيه] yapı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنيویات] bünye ile ilgili bilim dalı, morfoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعدیت] uzaklık, mesafe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., spor çift çift girilen bir musabakada rakibi olmadığından yarışmacının otomatikolarak tur atlaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, çocuk veya (k). dili Allaha ısmarladık; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hazine (bkz.Semahat). 2.Şam’ın güneybatısında, Çavlan’da bir y(Erkek İsmi) 3.Havuz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Câhillik. Ar. cehl, Fars. nâdânî: Câhiliyyet alâmetidir. Arabistan tarihinde İslâm’dan evvelki devir ve hal, halkın putperestlikte bulundukları zaman: Zamân-ı CAhiliyet’te, Câhiliyyet şâirleri (yalnız Araplar hakkında kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

string bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin ihtiva edici olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cork jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cereyan» dan) (c. cevârî).

1.Halaylık, eskiden parayla alınıp satılan kız: Bir câriye aldı.

2.Esasen savaşta esir olmuş veye ilk sahibi tarafından satılarak eş olmak üzere alınmış kız: Câriyesinden bir oğlu vardır. (Arapça’da birinci mânâsı umumiyetle kızdır. Yâ’nın teşdidiyle câriyye olarak okunması galattır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female slave. concubine. odalisque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female slave. concubine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concubine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جاریه] halayık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ÇEYREK) (i. F. çâr = dört, yek = bir).

1.Çeyrek, dörtte bir. Ar. rub: Bir lelemanın çeyreği. 2.Saatin dörtte biri, on beş dakika: Her çeyrekte bir hap almalı, oraya ancak bir saat, bir çeyrekte gidilir.

3.Mecidiye denen gümüş sikkenin dörtte biri ki, beş kuruşluk bir gümüş sikkedir: Bunu bir çeyreğe aldım. bk. Çeyrek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balıkçıların, avlanan balığı içine attıkları sepet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cayenne şehri, Fransız Guyan'ının başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok acı birkaç çeşit toz kırmızı biber; Arnavut biberi, Hint biberi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teahouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جاذبيت] çekicilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İrade-i cüz’iyeyi inkâr eden bir mezheb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Atacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEM’İYYET) (i. A.) (c. cem’iyyât).

1.Topluluk, bir yere toplanma veya toplu bulunma, dağınıklık mukabili. 2.Hey’et, topluluk, cemaat: Cem’iyyet-i beşeriyye, cem’iyyet-i beşer.

3.İlim ve fenne ait incelemelerde bulunmak maksadiyle teşekkül etmiş hey’et ve meclis, akademi. Fars. encümen: Cem’iyyet-i ilmiyye (ilim cemiyeti), cem’iyyet-i tıbbiyye (tıp cemiyeti), cem’iyyet-i coğrâfiyye (coğrafya cemiyeti).

4.Eğlence için bir yere toplanan halk, düğün: Nikâh, sünnet cemiyeti: Bu evde akşam cemiyet var idi. 5.Sözün birkaç şekilde benzerlik ve münasebeti toplanması; cem’iyyet-i kelâm.

6.(tasavvuf). Zihin ve hatırın yalnız Tanrı ile meşgul olması: Dindarların hepsine cemiyet müyesser olamaz. Cem’iyyet-i hâtır = Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu olması: Cem’iyyet-i hâtır olmadıkça insan zihnen çalışamaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraternity. society. association. community. fellowship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. society. social body. gathering. assembly. party. banquet. community. gemeinschaft. guild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت] topluluk, toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Toplu, dağınık ve perişan olmayan: Cemiyetli bir halde yaşıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(iF. A. cemiyet = toplanma, F. gâh = mekân). Toplanma yeri, toplanılan yer, cemiyet yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت] cemiyet, dernek. 2.topluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت اقوام ]Birleşmiş Milletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yan tarafa asılan bir çeşit eğri kama veya hançer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Câriyelik hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (botanik). Çançiçeğigiller. (Fr. campanulacis).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Haksızlık. 2.Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cezâya Ait, ceza ile, cezâ işleri ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Kadın İsmi) - (bkz.Cezmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cibillet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبليت] karakter, yaratılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [جبلتسز] karaktersiz, kötü yaratılışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİDDİYYET) (i. A.). Ciddîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness. earnestness. demureness. devoutness. momentousness. sedateness. severity. solemnity. staidness. starch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austerity. dignity. earnest. gravity. solemnity. seriousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flippant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flippancy. levity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدیت] ciddilik. 2.ağırbaşlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde 16 zamanlı bir büyük usul. İki tane Düyek’ten yapılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A).

1.Cihât’a mensup, savaş işleriyle ilgili. 2.II. Sultan Mahmud devrinde harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş sikke.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و یک] dört ve bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Issued Capital)

Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların satışı yapılmış hisse senetlerini temsil eden sermayeleridir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exit. outlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place of origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİLDİ YYE) (i. A.). Deri hastalıkları: Cildiye koğuşu, cildiye kitabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology dermatoloji. dermatological ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fıkh).

1.İnsanın nefsine yahut Azâsına veya mal veya ırzına taallûk eden yasak fiil.

2.(hukuk) Ağır cezayı gerektiren fiil.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. murder. homicide. killing. crime. enormity. felony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. murder. homicide. killing. crime. enormity. felony. assassination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crime. murder. homicide. felony. foul play. manslaughter. murdrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cinayet denilen ağır cürmü işleyen, cânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cânîye yakışır hal ve surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Cântllk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جنایتکار] câni, cinayet işleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(CİNSİYYET) (i. A.). Bir kavim ve kabileye mensubiyet, mensup bulunulan kavim ve kabile: Arap cinsiyeti; aralarında cinsiyet birliği vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex. sexuality. gender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex. sexuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexuality. consumer profile. demographics. equal opportunity. gender. image advertising. sex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare ownership. naked possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yakınlık, komşuluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) Müslümanlar’ın Hıristiyanlar’dan askerlik hizmetine karşılık aldıkları eski şer’İ vergi, haraç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزیه] gayrimüslim vergisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Eskiden Cizye toplayan halîfe memuru, haraççı, cizye denilen, vergiyi alan tahsildar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cizye = vergi, F. güzâşten = eda etmek). Vergi veren, haraca bağlı, tâbî, bir Müslüman devletinde cizye vergisi veren Hıristiyan tab’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Hıristiyan cizyesi): Hıristiyanlar’dan alınan cizye, vergi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zeki bakışlı, akıllı. clearheaded (s). iyi düşünen clear-sighted (s). basiretli. clear title ipotekten ari mülkiyet hakkı; sağlam. tapu in the clear engellerden uzak; şüphe altında olmayan. out of the clear birdenbire. steer clear sakınmak The coa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşı gözlü; çarpık, eğri; argo saçma, budala; argo kufelik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Multiple Price Continuous Auction Method)

Çok fiyat yöntemi; bir menkul değer için verilen alım satım emirlerinin fiyat ve zaman önceliği kurallarına uygun olarak teker teker karşılaştırılması sonucunda oluşan fiyatlarla alım satım işleminin gerçekleştirilmesidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakledici şey veya kimse. conveyor belt taşıyıcı kayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cudi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (y. k.). Bir cumhurbaşkanının başında bulunduğu devlet: İsviçre Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rep. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonwealth. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republic. commonwealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Republican Day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cumhuriyet idaresi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهوریت] cumhuriyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cumhuriyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Buzul, buz nehri (Fr. glacier).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arayıcı, araştırıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوینده] arayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Arayıcılık, araştırıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şâzeliyye tarîkatinin şubelerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلوسيه] tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. 2.tahta çıkan hükümdar için yazılan şiir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمودیه] buzul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). Siklat Adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal affairs içişleri. internal diseases. ward for internal diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal diseases. internal matters in a government office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داخليه] iç ile ilgili, iç yüze ait.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internist. doctor of internal medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal specialist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A).

1.(«umur-ı dâhiliyye» den kısaltma). Devletin kendi ülkesiyle alâkalı işlere, yani iç idare işlerine bakan vekâlet, bakanlık: Dahiliye vekâleti, dahiliye vekili. 2.İç hastalıkları.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. duhât). Harikulâde zihin, zekâ ve anlayış sahibi: Ibni Sinâ bir dâhî, bir dâhiye idi; Muâviye Araplar’ın dâhîyelerinden idi (Fransızlar’ın «génie» kelimesiyle ifade ettikleri mânâ için bu kelime zarûrîdir. Masdar olan «dehâ» kelimesinin sıfat olarak bu mânâ ile kullanılması hatadır. Ganî vezninde dahî ise Arapça’da bu mânâ ile kullanılıyorsa da, dilimizde yerleşmemiştir. Bununla beraber bugün dehâ kelimesi galat olarak dilimize tamamen yerleşmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «dehâ» den) (c. devâhî). Musibet, Afet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Dahi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Seçim bölgesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Resmî dâire, hükümet dâiresi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داعيه] arzu, istek. 2.iddia.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Sebep, mucip, bâis.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Deniz adamı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.d ve daha doğrusu Yunan harflerinden delta şeklinde olan Fr. delto’ide.

2.Nil nehriyle başka büyük nehirlerin denize döküldükleri yerde denizin içine uzattıkları üçgen şeklinde arazi. Fr. delta.


Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Titreşimlerden kaynaklanan veri okuma sorunlarını telafi ederek sürekli ve hatasız müzik çalımını sağlayan bir tampon hafıza.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(DAVETIYYE) (i. A.) (Arapça kaideye aykırı olarak yapılmış yanlış ve kelimedir).

1.Davet eden hizmetçiye verilen bahşiş.

2.Birini mahkemeye celp için yazılan resmî yazı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invitation. invitation card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written invitation. writ. invitation card summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dadı, bir veya birkaç çocuğa bakmaya mahsus hizmetçi kadın, daya (taya bundan ise de kullanış yeri başkadır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دایه] dadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dayalık, dadılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keskin nişancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). boğata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running cost. variable cost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Onda bir. (bk.) Öşr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دهریه] materyalistlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tellâl vasıtasıyla satılan bir şey için satıcı ve müşteri tarafından tellâla belli bir yüzde nisbetinde verilen ücret, tellâl hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâklakçı, çançan eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ur ile şişle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ders yılı, öğretim yılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, mâye = asıl, esas). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Çok hızlı giden küçük savaş gemisi, torpido muhribi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small fast lightly armored but heavily armed warship. a person who destroys or ruins or lays waste to; 'a destroyer of the environment'; 'jealousy was his undoer'; 'uprooters of gravestones'. , the agent employed in the killing of the first-born; the de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naval vessel of small displacement and maximum speed having a battery of light rapid-fire guns and heavy deck torpedo tubes These vessels have a moderate steaming radius and are intended for the protection of capital ships and for convoy and scouting du

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fast warship, smaller than a cruiser, developed to fight torpedo boats about 1890, and later submarines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yok edici şey veya kimse, telef edici şey veya kimse; den torpido muhribi; muhrip, destroyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Osmanlı İmparatorluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Sarayın kızlar ağasına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patrol. rounds. roundsman. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patrol. anniversary. post. visiting patrol. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Osmanlı devrinde ilmiye sınıfına mahsus bir pâye: Devriyye mollaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.), (bk.) Deyü, diye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerin tekerlekleri arasında bulunan Difransiyel her iki aks ile aynı zamanda çalışırken aksların farklı hızda dönmelerini sağlayarak virajlarda stabilite sağlar. Otomobil virajı alırken, dairesel yol izler ve bir yay çizer. İşte bu yayı çizerken dışta kalan tekerlekler çapı daha geniş bir daire yayı çizeceğinden yani daha fazla mesafe katedeceğinden içtekilerden daha hızlı dönmelidir. Aşağıdaki şekilde de göreceğiniz bu durumu sağlayan diferansiyeldir. Difransiyel her iki tekerleğin arasında yer alır ve yarım bir dişli şaft ile tekerlere bağlanır. Dört tekerlekten çekişli araçlarda ise her çift teker için ayrı ayrı iki tane difransiyelleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential. differential gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential. differential gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential calculus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz.Rasûlullah (s.a.s)’ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)’in bazen Dihyetü’l-Kelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

MiniDisc için Dijital Seviye Ayarı, en iyi seviye kontrolü için hassas ayarlamalara olanak verir. Doğrusal, logaritmik ve sinüs çalıştırma yapılabilir. Ses seviyesi, MiniDisc’e dijital olarak kayıt yaparken kalite kaybı olmaksızın yükseltilebilir ya da alçaltılabilir. Ayrıca kısılma ya da kısıktan yükselme efektleri kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zekâ, malûmat, bilgi, ilim ve tecrübe, beceriklilik, iktidar: Dirayetli olduğu için kendisine filan vazife verildi. Yalnız kıdeme bakılmayıp en ziyade dirayete dikkat edilmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. skillfulness. discernment. perception. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Zeka, bilgi, kavrayış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dirâyetli, kavrayışlı, bilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dirayet sahibi, becerikli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bilgili ve kavrama yeteneği olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dirayeti olmayan, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zekâ, kavrayış ve tecrübe yokluğu, iktidarsızlık, beceriksizlik.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Non- Resident)

Türk Parasını Kıymetini Koruma mevzuatında tanımlanan dişarıda yerleşik kişidir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f. Fr.). Müsabaka dışı bırakılmış. Diskalifiye etmek = Bir kusur yüzünden müsabaka dışı bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. disqualifié

1. sp. yarış dışı,

2.dışlanma.

1. Kural dışı hareketleri dolayısıyla oyundan atılan.

2.Dışarıda tutulma, bir yere veya topluluğa alınmama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disqualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disqualified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Sebep edatı. (bk.) Deyü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that. so that. so. in order to. that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for. be. in order to. so that. lest. saying. thinking that. called. named.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. tarih). Almanya’yı meydana getiren devletlerin özel parlamentolarına verilen isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. diyyât). Bir yaralama vakasında yaralının yaralı uzvuna bedel suçlunun şer’an vermeye mecbur olduğu mal, kan bahası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diet. regime. regimen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood money. diet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileri de onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten ‘aspartame’ denilen tatlandırıcı, şekerden 200 kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yazan yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekinmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileride onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten “aspartame” denilen tatlandırıcı, şekerden 2 yüz kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekilmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dietician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sesin yarım ton incelebileceğini gösteren nota işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kreuz. müz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birthplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place of birth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulating capital. floating / liquid / working capital. floating capital. liquid capital. current capital. effective capital. floating assets. rolling capital. revolving fund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two-piece suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ensemble. two piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir grubun en yaşlı veya en kıdemli üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurutma makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir çok arabada hoparlörler zemin seviyesinde bulunmaktadır. Bu yenilikçi 3B sanal ses teknolojisi, seslerin sanki kafa hizasında bulunan hoparlörlerden geliyormuş gibi duyulmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) Bir meslekte kıdem bakımından başta gelen kimse. Fr. doyen.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. doyen

aksakal

Bir meslekte yaşça, kıdemce ileride ve yetenek bakımından üstün niteliğe sahip olan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. zooloji). Tavukgiller.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere dahayüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(DUHULİYYE) (i. A).

1.Tiyatro, sinema ve balo gibi umumî eğlence yerine girmek için verilen ücret. Bu sinemanın duhûliyesi 3 liradır.

2.Bazı ticarî eşyanın bir ülkeye girişinde alınan vergi. Evvelce tütünden duhuliye alınırdı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخوليه] giriş ücreti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dünyâ» dan imen.) (mü. dünyeviyye). Bu Aleme mensup ve ait: Bu işin dünyevi ve uhrevt mükâfatı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthly. planetary. secular. terrestrial. worldly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mundane. secular. temporal. worldly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İnci gibi parlayan, parlak. 2.Parıltılı yıldız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sedefinden tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meditate. muse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 8 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دنيوی] dünya ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geri doğru uyumluluk, aygıtların eski kuşak biçimlerle çalışabilmesini tanımlayan bir terimdir. DVD Video oynatıcılar, DVD’lerin yanı sıra ses CD’leri ve Video CD’ler de oynatabilmektedirler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (dyed, dyeing) boya, kumaş boyası, renk, boyayıcı madde; (f). boyamak, boyanmak. dyestuff (i). boya ilacı. dyed in the wool (s). ham madde halinde boyanmış; hakikî, öz tamamıyle. doubledyed (s). iyi boyanmış; huyları kökleşmiş, yerleşmiş inanç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternally. forever. for ever. in perpetuity. to perpetuity. for perpetuity. for evermore. ad infinitum. everlasting. evermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evermore. forever. eternally. for ever. for good.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in perpetuity. eternally. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EBEDİYYET) (i. A.)

1.Ebedî olan şeyin hali ve sıfatı, daimîlik, müebbetlik, zevalsizlik.

2.Sonsuz, gelecek zamanın hâli: Ebediyyeti düşündükçe akla durgunluk gelir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. endlessness sonsuzluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Ebedî olarak. Ar. ilelebed.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیا] sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیت] sonsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saflık, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. binâ). Binalar, yapılar, (bk.) Bina.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابنيه] binalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Ecnebilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Gök cisimleri, yıldızlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجرام سماویه ]gök cisimleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. devâ). Devâlar, çareler, (bk.) Devâ (edviyye şeklinde çift y ile okunması galattır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادویه] ilaçlar, devalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Devalar, ilaçlar, çarel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. duâ). Dualar, (bk.) Dua (ed’iyye şeklinde çift y ile okunmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادعيه] dualar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Daha faziletli olma. Ar. rüchân: Sünnîler, Hazret-i Ebûbekir’in halifeler arasında efdaliyyetine karar vermişlerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Umumî düşünce, umumun fikri. Bir memleket halkının bir mesele üzerindeki fikri ve nokta-i nazarı, (uyd. k.) kamuoyu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احدیت] birlik. 2.Tanrı’nın birliği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMMİYYET) (i. A.) (Büyütme ismi olan «ehemm»e masdar edatı katılarak yapılmış yeni kelimedir. Tek y ile söylenir). Mühimlik, ağırlık, ye ğerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam: İşe ehemmiyet vermek, üstünde ehemmiyetle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence önem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim, değerli, ağır. Üzerinde durulması lüzumlu: Ehemmiyetli mesele, ehemmiyetli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. consequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهميت] önem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLIYYET) (i. A.) (ehl ile masdar edatından mürekkep).

1.İktidar, işin ustası olma: Ehliyeti müsellemdir. Eshâb-ı ehliyyettendir = Ehliyet sahiplerindendir.

2.Ehliyet vesikası, ehliyetnâme: Şöförlük ehliyetini aldım.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's licence. driver's license. driving licence. licence. competence. competency. qualification. proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licence. efficiency. capacity yeterlik. uzluk. driving licence. driver's license sürücü belgesi. ehliyetname.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's license. driving license. capacity. competency. efficiency. ability. adequacy. capability. competence. credentials. licence license. proficiency. qualification. ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. 2.Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3.İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehliyeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. having a licence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. talented. fit for office. having a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLİYET-NAME) (i. A. F.). Ehliyeti belirten vesika, şöförlük vesikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ehliyeti olmayan.

2.Ehliyetnamesi olmadan vasıta kullanan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlicenced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. incompetent. unqualified. not having a license. unfit to plead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetence. disability. inadequacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اهليت] beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. 3.yeterlilik belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ucuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Akalliyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقليت] azınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mutasavvıfların en büyüklerinden Muhyiddîn İbni’l-Arabî tarafından kurulan tarîkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek mükemmel ve kusursuz olanın hal ve sıfatı, kusursuzluk, mükemmellik: Fuzulî’nin şiirde ekmeliyyeti kabûl edilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekremlik, ekrem olma hali. (bk.) Ekrem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EKSERİYYET) (i. A.).

1.En büyük kısım, çokluk.

2.Bir topluluk ve heyetin yarısından fazlası: Bu taburda ekseriyet Ankaralılar’dadır.

3.Bir mecliste üyelerin verdikleri reylerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü: Mahkemede ekseriyet benim lehimde idi. Bu görüş mecliste ekseriyeti kazandı. Ekseriyyet-i Arâ = Bir mecliste verilen reylerin çoğu ve bunların üstünlüğü: Bu mecliste ekseriyet-i Arâ ile karar verilir. Ekseriyyet-i mahzâ, mutlaka = Mutlak bir ekseriyet. Ekseriyyet-i sülüsân = Ekseriyet kazanacak tarafın en az mevcudun üçte ikisi miktarında bulunması şartıyle olan ekseriyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majority. generality. plurality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

largely. generally. mostly. usually çoğunlukla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generally. usually. mostly. with a majority of votes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت] çoğunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Reylerin, oyların çokluğu, en az yarıdan bir fazlası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت آراء] oy çokluğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Yarımın bir fazlasıyle elde edilen ekseriyet, mutlak ekseriyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت مطلقه] çoğunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Med ve cezir sebebiyle sahillere yığılan kum kümeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. el = harf-i târif, yevm = gün).

1.Bugün, bugünkü günde. Ar. el-hâletü-hâzihi: Elyevm mevcut bulunan zahire, elyevm konuşulan dil.

2.Hâlâ, henüz, şimdiye kadar: Hâfız’ın türbesi elyevm Şirâz’dadır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fizik). Elektrikleşme, elektirikleştirme, elektrik husulü. Osm. gehrubâiyyet (uydurma bir Osmanlıca kelimedir). Kabil-i elektrikiyyet: = Elektrikleşebilen (cisim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electric chair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

ELEKTROMAGNETİK (i. Y. fizik). Elektromanyetizması olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic. electromagnetics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

ELEKTROMAGNETİZMA (i. Y. fizik). Elektrik akımının kendi civarında manyetik bir alan meydana getirmesi vasfı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l- 1000 mısralık manzume. 2.Manzum risalel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bin beyitten mürekkep kasîde (birçok Arapça kasîde bu isimle anılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Donmuş et suyu ile şeker vesaireden yapılan billûr gibi parlak ve şeffâf bir tatlı: Elmâsiyye tabağı = Bu tatlıya mahsus tabak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Elektrikli aletler ve enerji nakil hatlarından yayılan radyasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. liva). Livâlar, sancaklar, (bk.) Livâ (çift y ile söylenişi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الویه] sancaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kur’an-ı Kerim’de adı geçen bir peygamb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اليوم] bugün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek lüzumlu ve gerekli olan şeyin hali. Son derecede lüzum, gereklilik: Bu iş elzemiyyet tahtındadır (Arapça olmayıp benzeterek uydurulmuş kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Mineli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enamel. glazing. varnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enamel. enamelled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enameled. glazed. gloss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Beylik malları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EMNİYYET) (i.) (zaten mastar olan «emn» e masdar edatı katılarak yapılmış yanlış bir kelime olup Ar. değildir).

1.Eminlik, korkusuzluk: Geceleri emniyeti muhafaza için bekçiler gezer.

2.Güvenme, itimat. Ar. vüsök: O adama emniyet caiz değildir. Bu adam emniyete şayandır. Ben kendisine emniyet ettim. Emniyeti suiistimal etmek = Başkasının emniyet etmesinden faydalanarak dolandırmaya kalkışmak. Emniyyet-i umûmiyye = Bir memleketin asayiş ve zabıta işleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety. security. reliability. reliance. police station. credit. safekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety. security. confidence. trust. belief. the police. the law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. reliance. safety. security. surety. trust. reliability. protection. check. lock. emergency. belief. the police. the law. safety catch. back up. faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law enforcement leader. police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to trust. to entrust. to rely upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt. seat belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheel lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check lock. guard lock. safe lock. safety lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety-valve. safety valve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Emniyet ve Asâyişi yerinde olan: Emniyetli yerdir.

2.İtimada şâyân, emin: Emniyetli adamdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. secure. trustworthy. reliable. admissible. allowable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. secure. trustworthy. reliable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Emniyet ve Asâyîşten uzak.

2.Emniyet ve itimada lâyık olmayan: Emniyetsiz adamdır.

3.Kimseye emniyet ve itimad etmeyen.

4.(halk dilinde yanlış olarak) Ehemmiyetsiz yerine de kullanılır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecure. unsafe. untrustworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsafe. untrustworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Emniyet ve Asâyiş eksikliği. 2.İtimada lâyık olmayış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecurity. lack of confidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امنيت] güvenlik. 2.emniyet teşkilatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memur, işçi, bir başkası hesabına ücret karşılığında çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göğüste ve özellikle akciğerin dış tarafında cerahat toplanması, ampiyem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Emri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğrusu enâniyyet’tir. (bk.) Enâniyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. enâ = ben, zamir, birinci şahıs). Benlik, gurur, hodbinlik, egoistlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i encüriyye = T. Isırgan çeşidinden bitkiler.

2.(tıp). Isırgan otunun temâsından hâsıl olan kabarcıklara benzer cild hastalığı.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. industriel

sınai

Sanayi ile ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Endüstriyel işlemler sonucunda ortaya çıkan atık, özellikle sıvı atıklar. Bu atıkların hava, toprak ve su üzerinde olumsuz etkileri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ENFİYYE) (i. A.) Buruna çekilen çürütülmüş tütün tozu. Enfiye çekmek; enfiye kutusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Enfiye yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam, genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارکان حربيهء عموميه] genel kurmay başkanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nephew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dolu yağdıran kasırga.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Erken gel.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسباب ضروریه] zorunlu sebepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.(zooloji) Arslangiller.

2.(botanik) Sukamışıgiller (Fr. typhacees).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. senâ). Senâlar, övüşler, (bk.) Senâ

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadiri tarikatı şubelerinden biri. Kurucusu: Eşrefoğlu Abdullâh RÜmî’dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homely fare. plain fare. plain food. home cooking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vâdî). Vâdîler, yeşillikler, (bk.) VAdî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اودیه] vadiler, dereler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kitchen sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’yı taklid ederek Türkler’in yaptıkları bir kelimedir). Evlâtlık, Ar. bünüvvet: Evlâdiyyetle şartlı = Babadan oğula kalmak şartiyle.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte de aniden ortaya çıkıverirler. Yazın karasinekler gece gündüz evlerimizin baş köşesinde dolanırlarken sivrisinekler gündüzleri ortada görünmezler. Acaba mesai saatlerinin dışında ne yaparlar? Sinekler, böcekler uyurlar mı?

Sinekler ısıya çok hassastırlar. Güneş bir bulutun arkasına girdiğinde oluşan sıcaklık değişikliğinden bile etkilenirler. Kış günlerinde bazı bölgelerde sıfırın bile çok altına inen sıcaklıklar onların, özellikle gelişmiş olanlarının yaşama şanslarını yok eder.

Lavra veya yumurta halindekiler ise yaşamaya devam ederler. Bahar aylarında gelişmiş birer karasinek olarak yaşantımıza katılırlar. Yani evinizde gördüğünüz sinekler geçen senekiler değillerdir, onların çocuklarıdırlar.

İnsanların olduğu yerlerde yaşayan sivrisinekler çoğunlukla gece faaliyet gösterirler. Çoğu alacakaranlık saatlerinde, sabaha karşı ve akşamüstü daha aktiftirler. Aktif oldukları bu süre bir veya en çok iki saati geçmez. Öyleyse sivrisinekler aktif olmadıkları, günün en azından 22 saatlik bölümünde ne yapıyorlar?

Kuvvetli ışık, havadaki nem oranının düşük olması ve rüzgar, sivrisineklerin işe çıkmalarına mani olan en önemli faktörlerdir. Boş vakitlerinde çoğunluğu, bitkiler, otlar, çimenler ve ağaçlar üzerinde dinlenirler. Renkleri ve boyutlarından dolayı onları oralarda fark etmek kolay değildir. Bazıları ise evlerin odalarında loş köşelerde kalırlar.

Sineklerin, böceklerin uyuyup uyumadıkları ise uyumak fiilinin tanımına bağlıdır. Zaten uykunun gizemi de tam çözülmüş değildir. Hareketsiz kalıp, dış ortamdan bağlantıyı koparmayı uyku olarak nitelendirirsek böcekler de uyur, balıklar da. Fakat bu arada beyinlerinde neler oluştuğunu kimse bilmiyor.

Memeli hayvanların, örneğin kedilerin, köpeklerin, ineklerin uykuları ve bu sırada beyinde oluşan elektriksel dalgalar konusunda ciddi araştırmalar yapılmıştır. Onların da bizim gibi uyudukları hatta rüya bile gördükleri kesin olarak biliniyor.

Ancak bir karasineğin veya örümceğin beynine elektrik kabloları bağlayıp bir molekül boyutundaki beyinlerinde neler olup bittiğini araştırmak hala pratikte pek mümkün değil.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («evlâ» ism-i tafdîline masdar edatı katılarak Türkler’ce yapılmış kelime). Daha lâyık ve münasip olma. Ar. rüchân, takaddüm: Bu işte evleviyyet vardır; falan bu işe evleviyyetle lâyıktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اولویت] öncelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bakmak, süzmek; delmek. eye narrowly dikkatle süzmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz; (poetry) çeşm, ayn; bakış, nazar,basar; görüş; ince ayrıntıları görme yeteneği; dikkatle bakma, gözetme; göze benzer herhangi bir şey; toplanma noktası; ilmik; ilik;iğne deliği. eyed (s). gözlü: blackeyed siyah gözlü. Eyes frontl önüne bak! eye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz küresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nazar, bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). gözlü cıvata, mapa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz otu, (bot). Euphrasia officinalis; fırazya otu; lobelya, frengi otu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaş. eyebrow pencil kaş kalemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu için kullanılan kadeh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göze batan veya göz dolduran herhangi bir şey; argo güzel kız, slang bir içim su.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlük; dürbünde göz camı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz çukuru, gözevi; delik,göz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kirpik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gözsüz, kör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) delik; bir deliğin etrafına geçirilen madeni bilezik; gözcük, göz deliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. eymek fiilinden). Binmek için atın üzerine konulan şey: Ata eyer vurmak. Talar, Osmanlı, Yarım Osmanlı, Frenk, Kırım eyeri = Eyerin çeşitleri. Eyer boşaltmak = Atın üzerinde bir yana eğilerek yapılan süvari tâlimi. Eyeri boş kalmak = Helâk olmak, öldürülmek (süvari tâbiri). Eyer kaşı = Eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılar ki, tahtadan olup meşinle kaplanmıştır. Eyer kaltağı = Eyerin tahtadan olan kaplanmamış kafesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who eyes another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pommel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eyer vurmak, eyer kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ata eyer ve takım vurulmak: Daha hayvanlar eyerlenmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eyer yani sere vurulmuş, eyerle kullanılan (binek beygiri): İki eyerli bir de palanlı at.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göze görünsün diye yapılan iş; hayranlıkla seyretme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakış, nazar; görüş mesafesi, rüyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görme yeteneği, görme duyusu; görüş mesafesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göze çirkin görünen şey,çirkin şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). bazı aşağı cins hayvanlarda bulunan basit göz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz yorgunluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köpek dişi, göz dişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu; argo göz boyama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu, göz damlası; göz yaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kirpik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görgü şahidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. teyyid masdarından olup, dua yerine kullanılan bazı Arapça terkiplerde geçer). Eyyed-allah = Allah müeyyed etsin I Eyyed-allah-ı meleke = Allah mülkünü müeyyed etsin!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ezelîlik, geçmişte başlangıçsıztık: Tanrı’nın ezeliyyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازليت] ezellik durumu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. H.). Halvetiyye tarikatı şubelerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.incitme, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ: Eziyet etmek, vermek.

2.Zahmet, meşakkat: Eziyet çekmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torture. torment. pain. grind. gnawing. grinding work. infliction. maltreatment. oppression. persecution. punishment. vexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infliction. oppression. persecution. torment. cruelty. ill treatment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. torture. cruelty. injury. pain. hurt. suffering. infliction. punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppress. torment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torment. to torture. harrow. maltreat. pain. tantalize. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zahmetli, meşakkatli, çok ağır ve yorucu: Eziyetli bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذیت] üzme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ziyâde’den itaf). Da ha veya en ziyâde, çok fazla

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faal olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. bustle. activity. business. doing. doings. service. strenuousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. bustle. activity. business. doing. doings. service. strenuousness. movement. play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. working order. action. agency. energy. goings on. play. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fahriyyât). Şairin eski Arap usûlü üzere kendi vasıf ve meziyetlerini ve bilhassa kahramanlık ve her türlü müsbet taraflarını yazarak övme yolunda söylediği kasîde. Türk şiir ve musikisinde eser sahibinin kendisini övdüğü eser. Kasîde formunda duâ’dan önceki kısım.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fahri). İslami edebiyatla, şairlerin kendi vasıflarından, faziletlerinden ve şairlik kuvvetlerinden bahsettikleri şiirl(Erkek İsmi) Daha çok kasidelerin bir bölümü bu şekildedir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فائقيت] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yapan ve işleyen adamın hâli. Ar. Amiliyyet.

2.Müessirlik, tesir: Bu İlâcın fâiliyyeti tecrübe edilmiştir:


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاعليت] etkenlik, aktivite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşlivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde dört-beş kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tassarrufu yaparız.

Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcamasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğmiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Fânilik, ölümlülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Farzetme, var sayma, ipotez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis. supposition. assumption. conjecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرضيه] varsayım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرضيه] varsayım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ekser Doğu dilleri arasında ortak olup asıl hangi dilin malı olduğu kestirilemezse de Latince «faseolus» dan olması uzak ihtimaldir). Bilinen sebze ki, tazesi kabuğu ile beraber ve kurusu tane tane olarak yenir. Barbunya, çalı, ayşekadın, yer fasulyesi vesair çeşitleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bean. haricot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bean. pod. bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bean. beans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(phaseouls vulgaris): Baklagillerden; barbunya, çalı, ayşekadın, horoz gibi birçok çeşitleri olan bir bitki ve bunun sebze olarak kullanılan yeşil ürünü ve kuru tohumlarıdır. Kullanıldığı yerler: Taze fasulye, bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücudun kuvvetlenmesini sağlar. Pankreas bezi’nin gereği gibi çalışmasına yardımcı olur. Şeker hastalığını önler ve kandaki şeker miktarını düşürür. İdrar tutukluğunu giderir. Albümini düşürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer yetersizliğini tedavi eder. Kalbi ve böbrekleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını giderir. Zehirlenmelerden sonra yenilecek olursa; çabuk iyileşmeyi sağlar. Fasulye pişirilirken, pişirme suyunu en azından 2-3 kere değiştirmek gerekir.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فعاليت] hareketlilik, çalışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fecri).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (Arap memleketlerinde) komando, fedai; komando örgütü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fehmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Fertle ilgili olan. Fr. Indivlduel.

2.Tek şey. 3.Birincisi (erkek), İkincisi (kadın) adı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individuality. individualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ferdi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Teklik, birlik. Fr. individualite. (bk.) Vahdâniyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فردیت] bireylik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çil ve bıldırcın gibi kuşların pilici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A).

1.Fetih hakkında yazılan kaside.

2.Fethe mensup.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fethi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Fevzi). 2.Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2.Sultan Mahmud tarafından eski adalar mevkiine verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Taşma,.çok gelme: Su feyezânı, Nil’in fezeyânı.

2.(botanik) Feyezân-ı evrak = Bitkilerin azıp çok yaprak vermesi ki, mahsule engel olur.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيضان] taşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir insanın esirlikten veya düştüğü bir belâdan kurtulması için verilen para vesaire: Kendisini haydutların elinden kurtarmak için fidye vermek lâzım geldi. Deha çok Fidye-i necât = Kurtuluş parası denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ransom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ransom. ransom kurtulmalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ransom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fikri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Sevdiğinden ayrı düşmüş Aşıkın, hicranını tasvir ederek söylediği şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FISKIYYE) (i. A.).

1.Suyu yukarıya atıp muhtelif şekillerde püskürten havuz musluğu, fışkırık. Fars. fevvâre.

2.Su alıp fışkırtmaya mahsus el Aleti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fountain. jet. spout. water jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet. fountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فسقيه] fıskiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçan şey veya kimse; pilot; (A.B.D). el ilânı; (A.B.D)., (k).dili hem kazancı hem zararı büyük olabilen bir yatırım; uzun atlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). flier.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., tiyatro fuaye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). piliç kızartıcısı; tava; Piliç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. foyer

dinlenmelik

Bir gösteri veya toplantı binasında, temsil veya toplantı aralarında kullanılan dinlenme yeri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foyer. crush room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foyer. lobby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Topları ateşleyen kapsül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Topu ateşlemek için kullanılan bir çeşit kapsül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detonator. fuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürû = aşağı, mâye = asıl). Asıl ve nesebi alçak, soysuz, kötü asıllı: Fürû-mâye adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). At yetiştirip terbiye etmek ve binmek işi (ferâset de denir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرومایه] aşağılık, alçak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

topsail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. gadiyyât). Sabahın erken vakti ki, tan atmasıyle güneş doğması arasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.).

1.Görme bozukluğu.

2.Göz yanılması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i. A.). Galiplik, galip gelme, yenme, üstünlük, kazanma, mağlûbiyet mukabili: Galibiyet bizim tarafta kaldı. Biz galibiyete nâil olduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victory. win. triumph yengi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victory. predominance. triumph. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غالبيت] zafer, ağır basma, yenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Misk ve anberden yapılan güzel kokulu siyah bir mâcun ki, saça ve kaşa sürülür (siyah renk dahi kastedilir): Galiye-fâm = Galiye renkli, siyah. Galiye-i misk = Yine o macundan olup, yanlış olarak «kalemis» de denir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Zengin kadın. Zengin kız. 2.Çok hoş. 3.Şarkıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bazı erkeklerin, kendi evlerinden ayrı olarak tuttukları hususî ev veya oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun), (i. A.).

1.Örtü, zar, perde.

2.(Türkçeleşmiş şekli: haşa) At eğerinin örtüsü ki, ekseriya sırmalı ve şeritli olur.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غاشيه] perde, örtü. 2.zar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Maksat, bir teşebbüsün yöneldiği şey. Varılacak netice, (bk.) Gayet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. object. purpose. intention. intent. ideal. cause. consummation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. goal. purpose. object. end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. end. object. objective. purpose. cause. design. dream. goal. maximum. meaning. terminus. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غایه] amaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Maksat, meram. 2.Netice, son, hedef.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aimless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. gayât) (Arapça terkiplerde gaye şeklinde de kullanılır).

1.Son, bitim, nihayet. Fars. encâm: Bu işin gayeti budur.

2.Netice, maksat, Fars. merâm: Bunun gayeti nedir?

3.(Türkçe’de) Çok, ziyade, son derecede, nihayet derecede: Gayet büyük, gayet güzel. Gayetle, gayette = Son derece: Gayetle yüksek bir minare. Gayette güzel bir bahçe. Begayet = Son derecede: Begayet faydalı bir kitap. Bigayet, bi-gaye, bî-gayât = Sonsuz, pâyânsız, pek çok, hesapsız, hadsiz. Gayet-ül-gaye = En son derecede, Ar. nihâyet-ün-nihâyet: Günde gayet-ül-gaye dört ders okunabilir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite. very amaç. erek. hedef. very. extremely. greatly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very. extremely. greatly. immensely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غایت] son. 2.çok. 3.son derece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Sonsuz, pâyânsız, nihayetsiz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير معين] belirsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Din uğruna çalışma, gayret etme, didinme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrılık, gayrılık, başkalık. Fr. altirit4.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غيریت] gayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı anber çiçeği ağacı, mimoza çeşitlerinden bir küçük ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take a ship. to go / to set aboard. board a ship. to take ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (yanlış bir kelimedir). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bir perdenin adı. Portenin beşinci çizgisi üzerindeki boşluğa yazılan sol notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile biten mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regressive. retrograde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geri geri, geriye doğru, geldiği yere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promenade. place for strolling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pahası ağır, kıymetli, yüsek mânevî değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران مایه] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(iF.). Ağlama, Ar. bükâ, Fars. nâle: Girye ve zâr ederek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریه] ağlama, ağlayış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayan, gözyaşı döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamaya sebep olan, ağlatıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözyaşı saçan, acı acı ağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamayı arttıran, çok ağlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Girye (ağlamS) koparan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayıcı, ağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlar yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlar gibi görünen, ağlamışa benzeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayan, gözyaşı döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oturup ağlanılan

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریه انگيز] ağlatıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریه ناک] ağlamaklı, ağlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. handout. clothes. wearing apparel. garment. gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes. wearing apparel. issue. stich. general store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in one's heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Yunanca’da mânâsı: açı). Köşe ölçüsü, köşelerin dik olup olmadığını anlamaya ve düzeltip doğrultmaya mahsus demir veya tahtadan mühendis veya duvarcı ve dülger vesaire Aleti: Gönye tutmak; gönyesine getirmek. Şu köşe gönyesinde midir? Şakullü gönye = Topografya İleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setsquare. square. t-square. rule. miter. miter joint. mitre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

square. try square. set square.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set-square.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (s.), (i.) Allaha Ismarladık. Hoşça kal. Güle güle. Selametle; (s.), (i.) veda .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gruyére cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gruyere cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yeşil gözlü, kem gözlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

gravyer peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Osmanlı devrinde vergilerden alınan şahst hisse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasol. sunshade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söyleyen, söyleyici.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) adi, harcıa1em, günlük; dile düşmüş; basmakalıp; kaşarlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi botanik). Kamburluk, yumruluk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hadi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light meal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collation. lunch. luncheon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAFİYYE) (i. A.) («umûr-ı hafiyye» den kısaltılmıştır). Gizli işler için kullanılan polis memuru, detektif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective. investigator. gumshoe. nightingale. noser. smeller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleuthing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفيه] gizli polis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizil olarak, gizliden: Hafiyyen söyledi, hafiyyen geldi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفيا] gizlice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizli, saklı olarak, gizlice.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) hâk ile yeksân edilmek yerle bir edilmek. hâk ile yeksân etmek yerle bir etmek. hâk ile yeksân olmak yerle bir olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration committee. arbitration committee / commission / board. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقيه] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKİMİYYET) (i. A.). Hâkimlik, Amirlik. Devletin, ülkesi ve ahalisi üzerindeki iktidarı, yüksek ve siyasî iktidar, Fr. souverainetö.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty. domination. dominance. command. control. dominion. imperium. raj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. control. domination. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکميت] egemenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.) (Türkler’in Ar. kaide ile yaptıkları bir kelimedir). Hakka yakın muamele, hakka uyma ve tâbi olma, adalet, insaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity nasfet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقانيت] doğruluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adalet ve insafa yakın olan, Adil, Adilâne: Hakkaniyetli adam; hakkaniyetli karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالت روحيه] ruhsal durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالقيت] yaratıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaratıcılık, yaratmak hal ve sıfatı: Halıkıyyet yalnız Tanrı’ya mahsustur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hâlislik, saflık, temizlik, doğruluk, hilesizlik: Benim sözümün, kalbimin hâlisiyyeti açıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Boş olarak: Evi hâliyen bırakmışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hammâliyye.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hamdi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Himaye eden, koruyan korucu. 2.Kayıran, kayırıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hamiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriotism. public spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Milli onur ve haysiyet. 2.İnsanlık, fazilet. 3.İzzeti nefs.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in public spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). «Hamiyyet» kelimesinin Ar. terkiplerde aldığı şekildir. Hasb-el-hamiyye = Hamiyet gereğince.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanın memleketini, aile ve yakınlarını tecavüz ve hakaretten himaye ve muhafaza etmesi gayreti. Hamiyyet-i cahiliyye = Hak, hakikat ve kanuna karşı bâtıl itikatları muhafaza etmek gayreti, taassup, Fr. fanatisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hamiyyetmendân). Hamiyet sahibi, hamiyyet sahiplerinden olan, hamiyyetli: Hamiyyetmendân ahali tarafından yapılan bağışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamiyetli adama yakışır surette, hamiyetle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamiyet sahibi, hamiyet sahiplerinden olan. Osmanlı devrinde Tanzimat’tan sonra askerlerde mülâzım (teğmen) rütbesinde ve mülkiyede ona eşit rütbede bulunanlara verilen unvandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Ekşilik, kekrelik.

2.(kimya) Bir cismin ekşi olması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hammal ücreti, bir yük ve eşyanın taşınması ücreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şâzelî tarîkatinden ayrılan bir küçük tarîkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uydurma bir kelime olup, Arapça’da harâb kelimesi zaten masdardır). Viranlık, haraplık, bir bina veya mamurenin yıkık çökük halde bulunması, Ar. indirâs: Pompei şehrinin harâbiyyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden harbiye denilen harbokulu öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARBİYYE) (i. A.) (umûr-ı harbiyye’den kısaltılmış).

1.Harp ve asker işlerine bakan devlet dairesi: Savunma bakanlığı, eskiden: Ser-askerlik. Harbiye nâzırı: = Millî savunma bakanı, daha eskiden ser-asker.

2.(fünûn-ı harbiyye’den kısaltılmış) Askerî yüksek bilgiler veren ve subay yetiştirmeye mahsus askerî yüksek tahsil müessesesi, harbokulu: Harbiye mektebi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. military school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cadet School.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربيه] harp okulu. harbiye nezareti; savunma bakanlığı. harbiyeli; Harp Okulu öğrencisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student at or graduate of the War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hardaliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (konuşma dilinde: hardaliye). Hardal ile terbiye edilmiş şıra ki, hardal kuvvetiyle, ekşitilmeksizin de dayanabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARFİYYEN) (i.). Harfi harfine; hiçbir değişiklik yapmadan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely. exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases. foreign affairs dışişleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خارجيه] dışa bağlı, dışarıya ilişkin. 2.dışişleri bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A.) (umûr-ı hâriciyye’den kısaltılmış). Yabancı devletlerle bilhassa siyasî münasebetleri düzenleyen bakanlık: Hâriciye nezâreti, bakanlığı, hariciye nâzırı, vekili, bakanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ).

1.Dışişleri bakanlığına bağlı memur.

2.Dış hastalıkları hekimi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a diplomat. the diplomatic profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher floor. stackyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i harşefiyye = Enginar çeşidinden dikenli bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanlık İcâbı olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسب الماهيه] yapı bakımından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Odun yapısında, odun gibi, oduna ait, odun cinsinden

2.(botanik) Ağaç gibi, ağaca benzer.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i haşhâşiyye = Haşhaş çeşidinden bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات غير صافيه] brüt gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات صافيه] net gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşy» den) (c. havâşî).

1.Bir kitap veya kâğıdın kenarına yazılan ve içindeki bir kelime veya cümleyi izah edip açıklayan, ibare, not, dip notu, Osm. hâmiş, derkenâr.

2.Yine bunun sahifenin sonuna daha ince yazı ile yazılanı.

3.Bir metin veya şerhin zor anlaşılan yerlerini açıklayan ve her bahse «küle» tâbiriyle girişilen kitap: Arapça sarf ve nahiv kitapları üzerine birçok şerhler ve haşiyeler yazılmıştır (daha seyrek olanlarına «tâlikat» derler).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. marginal note. annotation. commentary. gloss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاشيه] kenar. 2.şerh kitabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Sahifelerin kenarlarında veya altlarında dip notları olan: Hâşiyeli kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASİYYET) (i. A ).

1.Bir şeya ait olan hal, kuvvet ve tesir.

2.Böyle bir kuvvet ve tesiri olmak fazileti: Bu meyvenin bir hasiyyeti var mıdır? Bu adamın hiçbir hasiyyeti yoktur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wholesome. nourishing. healthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Hasiyyeti, itibarı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T ). Hasiyyeti olmayan, itibarsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotionality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling. sensibility. sentiment. sensitiveness. sensitivity. touchiness. susceptibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitivity. sensitiveness. touchiness. oversensitivity. sensibility. susceptibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

ISO ile ölçülür ve fotoğraf makinesinin ışığa karşı hassaslık derecesini belirtir. Fotoğraf makinelerinin çoğunda hassasiyet, alanın parlaklığına göre otomatik olarak ayarlanır. Birçok makinede manuel ayar da yapılabilir. Zayıf ışık koşullarında genellikle yüksek ayarlar kullanılır, ancak çok yüksek ayarlar görüntü parazitini arttırır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hassaslık, duygululuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حساسيت] hassaslık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Duymak hassası, duyucu olanın hâli, duygululuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Korku, ürperme, Ar. havf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خشيت] korkma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خشيت انگيز] korku salan, korkunç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cehennem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Havya.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin bakışlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard of living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيات جنسيه] cinsel yaşam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيات دینيه] dinsel yaşam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Canlılık, yaşama belirtisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dervişlerin giydikleri kolsuz ve omuzbaşlarında üçgen şeklinde birer parçası olan bir çeşit kısa elbise ki, hırkanın altına giyilerek ebdestlik yerini tutardı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خایه] yumurta, haya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağızda çiğneyen, çiğneyici.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hayri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAYSİYYET) (i. A.). Değer, itibar, kadir, şeref: Haysiyetini muhafaza etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honor. honour. pride. dignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pride. self-respect. personal dignity. honour. honor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respect. personal dignity. amour propre. self-esteem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şeref, onur, itibar, değ(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline committee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, kadir ve itibar sahibi, muhterem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dignified. self-respecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respecting. proud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, kadir ve itibârı olmayan, itibarsız: Pek haysiyetsiz bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undignified. dishonourable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in self-respect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of self-respect. corruption blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيثيت] şeref, onur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal feed. animal feeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيوانيه] hayvana özgü, hayvansal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hayvanlık, canlı hal ve sıfatı.

2.Akıl ve idrâke ve insanlığa ait olmayıp, insanın hayvanlardan olması sıfatiyle olan hâl: Bu adamın hayvâniyyeti galip; şehvet, hayvâniyyet icaplarındandır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hayyât). Yılan, Fars. mâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيه] yılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Diri olarak, canlı, öldürmeksizin, meyyiten’jn zıddı: Haydutların bir hayyen ve diğerleri meyyiten tutuldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çanak çömlek gibi topraktan yapılan şeyler ve bunları yapmak sanatı, Fr. céramique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared food stuffs. package food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital yüksek tanımlı TV biçimlerini görüntüleyebilen ve ayrı bir HDTV tunerine bağlanan televizyonları tanımlamak için kullanılan terim. Bu televizyonlar 720p ve 1080i HD biçimlerini görüntüleyebilir, hem analog komponent hem de dijital HDMI™ bağlantısına sahiptir ve en az 720 satırdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(aslı: HEDİYYE) (i. A.) (c. hedâyâ).

1.Armağan, Fars. pîşkeş: OiğerII hediye, çok pahalı hediye.

2.Kur’an’ ın bedeli (para ile alınıp satılmaması hakkında bir hadîs-i şerif rivayet edildiği için, bedeli hediye ile te’vil olunur. Başka kitaplar hakkında kullanılması yersizdir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donative. gift. present. bounty. donative. gratuity. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. gift armağan. price fiyat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. gift. present. gratuity. prezzie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hediye, armağan. 2.Karşılıksız verilen şey. - Hediyetullah: Allah’ın hediyesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a present of. to give sth as a gift. give.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift voucher. free gift coupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hediye olarak takdime değer, pek nefis: Hediyelik mallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fit for a present. choice thing. suitable for a present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable to be used as a gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدیه] armağan, hediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Armağan suretiyle, pişkeş olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir pâye ve rütbede bulunanların beheri, akran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Komşu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسایه] komşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Tavla oyununda iki zarın tek benekli taraflarının üste gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Heper).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

4. Murat bedensel olarak olağanüstü güçlü bir adamdı. Çok iyi silah kullanır, iyi dövüşür, bir ok atışta kalkanı delerdi. Yanında bulunan silahtar Musa Paşa’yı zaman zaman sağ eliyle kuşağından yakalayarak havaya kaldırır, bir müddet dolaştırdıktan sonra tekrar yere indirirdi.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k ). Tanrı’nın her yerde ve her şeyde bulunduğuna inanan din ve fizikötesi görüşü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEYECAN) (i. A.), iç telâşı ve hareketi. Coşma, coşkunluk. Bir sözden heyecana geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excitement. emotion. sensation. enthusiasm. ardor. ardour. agitation. affect. fever. the shivers. tension. thrill. stir. animation. bang. commotion. dither. drama. exaltation. ferment. fermentation. fire. flap. flurry. flush. flutter. furor. furore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitation. animation. ardour. emotion. excitement. feeling. ferment. fever. flurry. fluster. flutter. jitters. kick. scene. spirit. state. stew. stir. storm. thrill. tumult. turn. the jitters. enthusiasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotion. excitement. enthusiasm. agitation. ardour. bang. to take one'breath away. dither. electricity. fever. flame of enthusiasm. flurry. hoopla. perturbation. rage. thrill. tizzy. tumult. twitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هيجان] coşku. 2.heyecan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Heyecan vermek, heyecana düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excite. electrify. stir up. stir. thrill. turn on. warm up. work up. carry away. exalt. ferment. flush. hot up. impassion. inebriate. key up. spike. sweep away. sweep off. tickle up. transport. unsettle. wind up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electrify. excite. ferment. fire. send. thrill. titillate. warm. windfall. to excite. to thrill. to turn sb on. to titillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to get excited / enthusiastic / upset. to arouse sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heyecan duymak, heyecana gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loose countenance. get excited. be excited. thrill. be hyped up. flush. fluster. hot up. stir. take on. work oneself up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ferment. thrill. to get excited. to be moved. to get carried away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get excited. to be enthusiastic. to be upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çabuk heyecan gösteren.

2.Heyecan veren.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excited. agitated. dramatic. exciting. thrilling. hot. aglow. agog. crazed. declamatory. emotional. excitable. febrile. feverish. glowing. gone. gripping. heated. hectic. het up. impassioned. inspired. nail biting. rhapsodic. rhapsodical. spirited. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablaze. breathtaking. excited. exciting. feverish. heady. heated. hectic. het up. impassioned. intense. jumpy. lyrical. nervous. sensational. stirring. timorous. tremulous. uptight. thrilling. excitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exciting. excitable. lively. excited. thrilled. thrilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heyecanı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stolid. unexcited. unexciting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. unexcited. unexciting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprak kayması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landslide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landslide. slide. landslip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landslide. avalanche. slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيلان] toprak kayması, heyelan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committee. mission. commission. group. board. college. corps. deputation. panel. posse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. college. commission. committee. corps. retinue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. committee. group. delegation. board. form. shape. council. staff. deputation. party. round table. body board. battery. astronomy. system. corps. coterie. posse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hey’et

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت اجتماعيه] toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت مجموعه] genel, tüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت معلمين] öğretmenler kurulu

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hicviyye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. (c. hicviyyât). Hiciv tarzında yazılmış şiir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هجویه] taşlama, hicivle ilgili şiir veya düzyazı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin gösterdiği doğru yol.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Doğru yolu arama, doğru yola girme.

2.Tanrı tarafından birinin kalbine ilhâm olunan hak yolunu aramak arzusu: Kendisine hidâyet geldi. 3.Hak dini, islâm dini.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the right way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدایت] doğru yolu gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Hak yoluna doğru yola girme. 2.Müslüman olmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

doğru yolu göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bu Arapça kelimeyi de Osmanlılar yapmışlardır). Mısır valiliği, Mısır valisinin sıfatı, vazifesi ve idaresinde olan yerler: Mesned-i hıdîviyyete geçmiştir. Hıdîviyyet-i Mısrıyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hıdîviyyet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hıfzı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygiene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygiene. hygiene sağlıkbilgisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygiene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygienic. hygienic sağlıksal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygienic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hikâyât).

1.Nakletme, bir vak’a ve macerayı sırasıyla anlatma, söyleme: Başına gelenleri birer birer hikâye etti. 2.Gerçek veya uydurma ve ekseriya hisse kapmaya mahsus macera ve olaylar, Ar. kıssa, mesel: Hikâye kitabı. Güzel hikâyeler çocukların ahlâkını düzeltir.

3.Fransızca roman denilen uzun macera ki, çeşitleri vardır: Tarihî hikâye, aşk hikâyesi, detektif hikâyesi vs. Alâ-tarîk-ul-hikâye = Hikâye yoluyla, bir düşünce eklemeksizin, yalnız nakil ve rivayet suretiyle. Mebni-yül-alel-hikâye = Bir olay ve hikâyeye dayanan, ondan çıkan tâbir ki, ilgili hikâye bilinmedikçe anlaşılmaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. boloney. claptrap. story. tale. yarn. short story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hikâye-nüvîsân) (Ar. hikâye, Fars. nüvişten = yazmak). Hikâye ve roman yazarı, Fr. romancier.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hikâyeler anlatmayı ve maceralar nakletmeyi seven adam, masalcı. Ar. râvî, nâkil.

2.Hikâye yazan edebiyatçı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) hikâye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکایت] öykü, hikaye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Bir bitki: Kırlangıçotu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Bir hal ve huyun hılkî, doğuştan olması: İyi huyların hılkıyyeti münakaşa mevzuudur (hilkat yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hilmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hıllî).

1.Süs, ziynet, zîb.

2.Güzel sıfatlar.

3.Peygamberimizin vasıfları ve bundan bahseden kitap: Hılye-i Hakanî.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Süs, cevher.

2.Güzel sıfatlar.

3.Güzel yüz.

4.Peygamberimizin vasıflarını öğen manzum veya mensur eser: Hilye-i HAkaanî.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حليه] süs. 2.güzel yüz. 3.güzel özellikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Süs, zinet, cevh(Erkek İsmi) 2.Güzel sıfatlar. 3.Güzel yüz. 4.Bir yazı sitili. 5.Hz.Muhammed’in mübarek vasıflarını ve güzelliklerini anlatan manzum ve mensur es(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HİMAYE) (i. A.). Koruma, sahip çıkma, Ar. siyânet, sahâbet: O adam filânın himayesi altındadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patronage. shadow. umbrella. protection. protectorate. defence. custody. auspices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patronage. protection. defense. support. asylum. auspices. conservation. guard. keeping. overlordship. patronization. safeguard. safeguarding. safekeeping. sponsorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمایه] koruma, esirgeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protectionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protectionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) himaye etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Koruma, korunma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Hastanın doktor tarafından verilen ilâçlarla kanaat edip o hududun dışına çıkmaması.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yemen’de bir kavmin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.A. tıp) (m. hımyeviyye). Perhize ait: Terbir-i hımyeviyye. Hımyeviyyûn (c.) = Perhize çok ehemmiyet veren, perhiz taraftan olan doktorlar. Fransızca: dtâtistes.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسيه] duygu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hile). Hileler, (bk.) Hİle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيل] hileler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hayme). Haymeler, çadırlar, (bk.) Hayme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Rütbe sırası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy. pecking order. social order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy. peeking order. limited of command. stages of appeal / approach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical. hierarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Eski Mısırlllarin yazısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyphics. hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hiyarşenbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدمت وطنيه] askerlik. 2.vatan hizmeti, vatan borcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gözleri çukura kaçmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Amplifikatör, sinyalleri doğrudan kafa biriminin hoparlör çıkışlarından alabilir. Bu, kafa biriminde özel bir pre-amp çıkış olmasa bile yüksek güç çıkışı sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)

1.Padişah.

2.Tanrı.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mekke’den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2.İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

juridical personality legal status. legal personality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقوق سياسيه] siyasal hukuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok yüksek dereceli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hümâ gölgeli, gölgesi saadet ve saltanat veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ferdin hem erkek, hem dişi olması. Bitkilerde de olur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Coşkunluk hallerinde hurilerle buluştuklarına inanan bir tarikat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). HÜrî gibi, hûrîye ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜRRİYYET) (i. A). Esir ve köle olmayıp tamamen hür ve müstakil olma, Azâdlık: Hürriyyet-i şahsiyye = Şahıs hürriyeti. Hürriyy»t-I mezhebiyye = Mezhep hürriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence. liberty özgürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hürlük, serbestlik. 2.İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hüsni).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will / intention / faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in good faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ NİYYET) (i. A.). İyi niyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HUSÜSIYYET) (i. A.).

1.Hususîlik, umumî olmayıp hususî olan şeyin hal ve sıfatı: Bu yazının maksadı hususiyetinden bellidir.

2.Bir adamın şahıs ve zâtına ait ve bağlı olma, mensubiyet: O zâta eskiden hususiyetim vardır.

3.Birine mehsus olma, ayrıca bir halde bulunma: O adamın husûsıyyet-i ahvâli vardır = Kendine mahsus hal ve tavrı vardır. ‘


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peculiarity. special feature. characteristic. intimacy. close relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوصيت] özellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) özellikle, hele hele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes. husyeteyn). Haya.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Husye torbası (erbezi) şişkinliklerinde; nedenin ne olduğunu araştırmak gerekir. Bazı şişliklerde, husye torbasının görünüşü ışık geçirecek kadar şeffaflaşır. Bazıları da ağrılı olur. Husyelerde, şişlik ile birlikte ağrı da hissedilirse, iltihaplanma veya kanama ihtimali vardır. Aşağıdaki reçeteler kanama maksadı ile kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç kuru papatya çiçeği konup, kaynatılır. Soğuduktan sonra husyeler yıkanır. Husyelerdeki ağrıyı keser.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(HÜVİYYET) (i. A.) (Osmanlıların yaptığı Ar. kelimelerdendir).

1.Mahiyet, gerçek.

2.(hukuk) Bir adamın aranılan veya olmak iddiasında bulunduğu şahıs, olması, hüviyetini isbat edemedi; tutulan adamın hüviyeti daha gerçekleşmedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identification. identity. identity card. character. essence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identify card indentity. character. quality. identification. identity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identity / identification card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریت] özgürlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هویت] asıl, kimlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

,hyaena i. sırtlan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenör Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Reonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanzı rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek farketmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hatta bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını araken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınız ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istayonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ictimaiyyata ait. Sosyal, Fr. social.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanzimat’tan sonra Osmanlı devletinde lise, rüşdiyye (ortaokul) ile dârülfünûn (üniversite) arasındaki okul: Idâdiyye-i mülkiyye, idâdiyye-i askeriyye, idâdiyye-i tıbbiyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اداره عرفيه] sıkıyönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عيدیه] bayramlık, bayram bahşişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.İftara mahsus yemek, çerez vesaire.

2.Davetlilere diş kirası namıyla iftarda verilen hediye, para.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افطاریه] iftarlık, iftar için hazırlanan yiyecek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahip, mâlik. bk. İye İGELEMEK, İYELEMEK (f).

1.Mâlik olmak.

2.Sahip çıkmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaçak eşyayı hükümete haber verene ödenen para, muhbir ücreti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احصائيه] istatistik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(j. A.) (rüsum-ı ihtisâbiyye’den kısaltılmış), ihtisâba yani belediyeye ait resim ve vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

village council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (hukuk). Birinin mahkemeye celb ve daveti için alınan harç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKRAMİYYE) (i. A ).

1.Saygı, mükâfât için verilen para veya hediye: Haremeyn ikramiyesi: Osmanlı devrinde Haremeyn-i Şerîfeyn’e gönderilmek üzere dolgun maaşlı memurların maaşlarından yılda bir kesilen para.

2.Şirketlerin, bankaların belirli zamanlarda hisse sahiplerine kur’a çekerek dağıttıkları para veya piyangoda bilet sahiplerine çıkan para veya hediye: Bu defa çekilen piyangonun büyük ikramiyesi filâna düştü.

3.Satıcı tarafından pazarlığın dışında olarak müşteriye yahut arada vasıta olana verilen para veya yapılan tenzilât: Elli lira ikramiye aldı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. prize. premium. bounty. gratification. gratuity. perk. perquisite. plum. sweepstake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. bounty. perquisite. prize. perk. lottery prize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. premium. prize in a lottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اکراميه] bahşiş. 2.ikrâm olarak verilen para veya eşya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Seçmecilik, toplamacılık, Fransızca: iclectisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nihâyete kadar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الی نهایه] sonuna kadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the future. forward. forwards. along. farther. onward. onwards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ahead. along. forward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in advance. crowd forward. forth. off. on. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليت] nedensellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLMİYYE) (i. A.). Osmanlı devrinde ulemâ sınıfı:

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İlme ait, ilme mensup.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علميه] din bilginleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ramazanda imsâk vaktini gösteren cetvel, kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امساکيه] oruca başlama ve oruç açma saatlerini gösteren çizelge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Eşyanın gerçeklerini inkâr edenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inâyât).

1.Dikkat, gayret, çalışma, yardım.

2.Lutuf, iyilik, Osm. kerem, ihsan: Lutuf ve inayetinize sığınıyorum. İnayet ola = Sadaka verilmeyen dilencileri uzaklaştırmak için kullanılır. «Allah’tan sana inâyet olsun» mânâsındadır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessing. grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindness. benevolence. grace of God. blessing. charisma. grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنایت] iyilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Dikkat. 2.Gayret, özenme. 3.Lütuf, ihsan, iyillik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Lütfeden, yardım eden, lutuf ve kerem sahibi. Osm. kerem ve muavenet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnayetti kimseye yakışır şekilde, lutufkârâne, merhametle. Lutuf ve keremle: Inâyetkârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Lutuf ve keremle, lütfen: Inâyeten bu ricamı kabul buyrun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Lutuf ve kerem sahibi. Nesir dilinde devletlû ile beraber DArüssaâdet’-iş-Şerife ağasıiçin söylenirdi: Devletlû, inâyetlû efendim hazretleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın lütfü. Allah’ın ihsanı. İnayetullah Kenbu: Şah Cihan dönemini anlatan, Şahcihanname isimli yapıtın sahibi. Hintli tarihçi, yazar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elaborate. finely. minutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Özellikle ABD’de Hıristiyanların şükran günlerinin önemli bir sembolü olan hindi aslında Amerika kıtasının yerlisidir. Vahşi hindi cinsleri Kristof Kolomb kıtayı keşfetmeden de önce Kuzey Amerika’da yaşıyordu. Hatta Avrupa’dan Güney Amerika’ya ilk gelenler Azteklerin bir cins hindi ırkını ehlileştirdiklerini görmüşlerdi.

Amerikan hindileri Avrupa’ya 1519 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş, daha sonra bütün Avrupa’da yayılıp 1541 yılında İngiltere’ye ulaşmışlardı. Hayvancağızı gören İngilizlerin kafaları karışmış, o zamanlar Türk toprakları olan Batı Afrika’dan Portekizli tüccarların getirdikleri Afrika hindisi veya yine Türkiye üzerinden getirilen Hint tavuğu sanmışlardı. Sonunda her iki ırkın farklı olduğu anlaşılmıştı, ama bu Amerikan kökenli kuşun adı 17. yüzyılda Amerika’ya göç eden İngiliz göçmenler sayesinde Amerika’da ‘Turkey’ olarak yerleşti.

Tabii bu Türkiye’nin isminin niçin İngilizce’de hindi anlamında kullanıldığının resmi açıklaması. Bunun yanında uydurulmuş başka tezler de var. Bunlardan biri Kolomb’un ilk yolculuğuna katılan bir Portekiz Yahudi’si Jose de Torres’in hindiyi görünce, İbrânice ‘büyük kuş’ anlamında ‘Tukki tukki’ diye bağırması, diğeri de sürekli batıya doğru giderek Hindistan’a ulaşmayı hedefleyen Kolomb’un Amerika’ya vardığında burayı Hindistan ve hindiyi de Hint tavus kuşu sanarak onu ‘Tuka’ diye adlandırması ve zamanla bu kelimenin Turkey olarak telaffuz edilmesidir.

Durun daha tezler bitmedi. Bir başka tezde de, Kızılderililer hindiye ‘Fırke’ dediklerinden bu sözcüğün İngilizce’deki telafuzu ile ‘turkey’ye dönüştüğü ileri sürülüyor. Daha başka hindi tezleri de var. Örneğin hindilerin korkunca çıkardıkları seslerin insanlar tarafından turk-turk-turk (törk) diye taklit edilmesiyle zamanla onlara Turkey denilmesine neden olduğu bile iddia ediliyor. Bunda alınıp gücenecek bir şey yok. Türkçe’de de hindi kelimesi Hindistan anlamına çok yakındır. Ayrıca bizde de bir ‘Mısır’ örneği var.

Hindiler başlangıçta renkli tüyleri nedeni ile kümeslerde süs hayvanı olarak yetiştirilmişler, et kalitelerinin farkına ise 1935’den sonra varılmıştır. Erkek hindiler 130 santim boya ve 10 kilo ağırlığa ulaşabilirlerken dişiler neredeyse yarı ağırlıktadırlar. Vahşi hindiler akarsu ve göl kenarlarında yaşamayı tercih ederler ve tehlike anında 400 metre mesafeye uçabilirler.

Bu arada marketlerde niçin hiç hindi yumurtası satılmıyor, dikkatinizi çekti mi? Günümüzde tavuklar yılda ortalama 250’den fazla yumurtlayabiliyorlarken, hindiler 100 - 120 adet yumurtlarlar ve yumurtaları 4 -5 kez daha ağırdır. Daha ziyade yeni hindileri üretmekte kullanılırlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnşaatla yani yapı ile uğraşan heyet.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(İNSANİYYET) (i. A ).

1.İnsana yakışır vasıf ve faziletler, iyilik, iyi niyetlilik: Sizde hiç insaniyyet yok mudur? İnsaniyet böyle yapmayı gerektirir. Bunu insaniyet namına yapıyorum.

2.Bütün insanlar, Osm. nev’-i beşer: İnsaniyete hizmet etmek. İnsaniyet için düşünen bir adamdır


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanity. mankind. human kind. humaneness. kindness. being human.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyeti olan, insana yakışır vasıf ve faziletleri bulunan, vicdanlı, iyiliksever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humane. kind. benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyeti olmayan, yalnız menfaatlerini düşünüp insaniyet hissiyle bir şey yapmayan, mürüvvetsiz, iyiliği dokunmaz: Çok insaniyetsiz adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhuman. cruel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), insaniyet yokluğu, insanî hisler ve vicdana zıt ve yalnız maddî menfaatlere bağlı hal ve hareket: O adamın insaniyetsizliğini herkes bilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhumanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhumanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انسانيت] insanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Televizyonda seyretmiş, gazetelerde okumuş belki de bizzat şahit olmuşsunuzdur. Bazı insanlar kızgın korlar üzerinde, üstelik de çıplak ayakla yürüyebilmekte, ayaklarına da bir şey olmamaktadır. Bu 3-4 metre uzunluğundaki ateş yığınım hiç acı çekmeden ve yara almadan yürüyerek geçenler bunu nasıl ve niçin yapıyorlar, kendilerini nasıl hissediyorlar?

Ateş yürüyüşü Hindistan, Japonya, Güney Afrika, Endonezya, Tahiti gibi yerlerde binlerce yıldan beri dini geleneklere dayanarak uygulanagelmiştir. Günümüzde ise gösteri ve psikolojik tedavi de dahil bir çok amaçla uygulanmakta, bu konuda bilimsel toplantılar ve seminerler düzenlenmektedir.

Psikolojik tedavi amacı ile uygulayanlar asıl amacın ateşin üzerinden yürümeyi başarmak değil, bunu başardıktan sonra güven duygusu ile özel hayatta ve iş yaşamında da başarılı olmak olduğunu söylüyorlar. Önemli olanın ateşe hükmetmek değil, güvenemediğimiz her şeyin üzerine cesaretle gitmek olduğunu savunuyorlar.

Peki nasıl oluyor da ateşte yürüyenlerin ayaklarına bir şey olmuyor? Olaya ruhsal bilinç değil de bilimsel açıdan yaklaşanların değişik görüşleri var. Bir görüşe göre 200 - 300 derece sıcaklıkta ayak tabanları normalden çok ter atmakta, bu ter tabakası koruyucu bir örtü oluşturmaktadır.

Nasıl kızgın bir tava üzerine düşen su damlası, aralarında oluşan buhar tabakası nedeniyle hemen yok olmaz, tava üzerinde zıplayıp durursa, onun gibi bir şey. Ancak ayak tabanı ile kızgın kömürler arasında böyle bir şeyin oluşması mümkün görülmüyor.

Bir diğer görüşe göre önemli olan ayağın kömürler üzerine basış süresidir. Buna göre yüksek sıcaklıklar, çok kısa bir sürede etkili oldukları zaman acı vermiyorlar. Deri yüzeyindeki alıcılar ısıya oldukça yavaş reaksiyon gösterdiklerinden 0,3 saniyeden kısa bir sürede etkili olan 500 derecelik bir sıcaklığı yalnızca 2 derece olarak algılıyorlar. Bu nedenle ateş üzerinde yürüyenler işin tekniğini biliyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar, böylece ateşe basış sürelerinin çok kısa olmasını sağlıyorlar.

Ama bu görüş de tam tatminkar değil. Basış süresi 0,3 saniyeyi geçmesine hatta 7 saniyeyi bulmasına rağmen ayakları yanmayan yürüyücüler de var. Ateş üzerinde çorapla yürüyenlerin ayaklarının duyarsızlığı trans hali ile açıklansa bile bu, çorapların nasıl olup da yanıtladığını açıklayamaz.

Yürüyüş sırasında beynin acıyı bastıran ‘endorfin’ gibi maddeleri salgıladığı doğrudur ama bu da ayak taban derilerinin nasıl olup da yanmadığına açıklık getirmez.

Psikologlara göre ateş yürüyüşü henüz bilimsel yöntemlerle tam açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Hiç bir dini inancı olmayanlar da dahil, ateşte yürüyenlere kendilerinin bu gücü nereden aldıkları sorulduğunda, tümü aynı cevabı veriyor: İnanç.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. mü.).

1.İrfan, anlayış.

2.(felsefe). Fr. anosticisme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch note. waybill. consignment note. despatch note. forwarding note. freight bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waybill. dispatch list. forwarding paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch list. way bill. shipping papers. bill of consignment. bill of conveyance. bill of carriage. declaration of shipment. delivery note. despatch note. forwarder's receipt. forwarding note. freight bill. letter of conveyance. letter of safe conduct. l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارثيت] kalıtımsallık, irsîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacation spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work place. business place / sites. business quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şeyh İsâ tarafından kurulan Kadirî tarikatının dallarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hıristiyanlık, Hıristiyan dini.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عيسویت] Hıristiyanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Ispanakgiller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSLAMİYYET) (i.).Türkler’in «islâm, İslâm dini» mânâsında kullandıkları yanlış kelime.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسلاميت] müslümanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Adcılık, Fr. nominalisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ikiden ibaret olma hali, İkilik, Fr. dualiti.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğrafçılıkta ISO sayıları, bir fotoğraf filminin hassasiyetini göstermektedir. Uluslararası Standartlar Örgütü (ISO), eski ASA ve DIN numaralarının yerine, ISO 100/21° gibi sayılar içeren yeni bir sistem kullanmaya başladı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Geleneksel filmli fotoğraf makinelerinin ISO ayarlarını gösteren beş ayar mevcuttur: ISO 100, 200, 400, 800 ve otomatik. Bu sayede fotoğrafçı, kolayca doğru hassasiyet seviyesini belirleyebilmekte ve zorlu koşullarda en iyi görüntüyü elde edebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Geleneksel filmli fotoğraf makinelerinin ISO ayarlarını gösteren dört ayar mevcuttur: ISO 100, 200, 400 ve otomatik. Bu sayede fotoğrafçı, kolayca doğru hassasiyet seviyesini belirleyebilmekte ve zorlu koşullarda en iyi görüntüyü elde edebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwanted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beastly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncalled for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müstakil olma, istiklâl halinde bulunma, başlı başına buyruk olma, bağımsızlık (Türklerin yanlış yaptıkları bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتراکيه] komünizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Yumuşakçaların yassısolungaçlılar sınıfından bir deniz hayvanı. istiridye, çiğ olarak veya azıcık ateşe gösterilerek limonla yenir. İstiridye çatalı = Bunu açmaya mahsus kuvvetli çatal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clam. oyster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oyster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ITFAIYYE) (i. A ). Yangın söndürmeye mahsus teşkilât ki, Osmanlı devrinde askerî bir sınıftı: İtfaiye birliği; itfaiye arabaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire-fighting. hook and ladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire brigade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire department. fire brigade. engine company. fire company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). İtfaiye teşkilâtında çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire fighter. fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطفائيه] yangın söndürme teşkilatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التزام ما لا یلزم] abesle iştigal etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Eskiden bazı tekke ve vakıf müesseselerinin fakirlere yemek yedirmeye mahsus yerleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.)

1.Bayrama ait.

2.Bayram hediyesi veya bahşişi veyahut kasidesi: Kasîde-i lydiyye.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahip, mâlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possessor. owner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besitzer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Mülkiyet, sahiplik (gramerde) iyelik: mülkiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possession. ownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besitz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Güzellik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will. good faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paved with good intentions. well intentioned. well meant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity. relativity bağıntıcılık. görecilik. rölativizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bağlılık.

2.İlgi. İzâfiyyet nazariyesi = Eirstein’in ünlü nazariyesi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافيت] görecelilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çorap bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter. suspenders. suspender belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.).

1.İşe yatkınlık.

2.Bir dış tesiri alma gücü, kabul edilebilir olma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talent. gift. skill. accomplishments. capability. capacity. aptitude. aptness. dower. faculty. flair. instinct. prerogative. quality. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. vocation. capability. aptitude. competence yetenek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capacity. faculty. efficiency. possibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قابليت] yetenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabiliyeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

able. capable. competent. skilful yetenekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent. capable. talented. gifted. skillful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İstidatsız, gayrı müstait, kabiliyeti olmayan: Okumaya karşı pek kabiliyetsiz.

2.İktidarsız, liyakatsiz, İşinin ehli olmayan, Osm. gayrı muktedir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. untalented yeteneksiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. untalented. unable. helpless. ill. ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İstidatsızlık, istidat yokluğu: O çocuğun tahsil ve terbiyeye kabiliyetsizllği anlaşıldı.

2.İktidarsızlık, Osm. adem-i iktidar, adem-i liyakat: O adamın kabiliyetsizliği zaten belliydi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapability. incapacity. inability. inaptitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Ayakbastı parası.

2.(hukuk) Hükümet emrini tebliğ eden memura eskiden ödenen vergi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaderi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kadri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâfî). Beyitlerin veya mısrâların son harflerinin uyuşması: İlkçağ şairleri kafiyeye riayet etmezlerdi; kafiye usûlü Araplar’dan geçmiştir; ilm-i kavâfî, arûz’a ek bir ilim sayılır. Kafiye-senc, kafiye-perdâz = Kafiye uyduran, şair, nâzım (kafiye nesirde yani vezinsiz yazıda olursa secî denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyme. rhyme uyak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 2.Eski nesrimizde zaman zaman yer alan ses benzerliği ve uygunluğuna dayanan sanat, seci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kafiye uyduran, şâir, nâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (c. kafiyesencân). Kafiye uyduran, şâir, nâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. kafiye-senc). Kafiye uyduranlar, şâirler, nâzımlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiye uyduran, şâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olan, Ar. mukaffâ: Kafiyeli şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyming. rhymed uyaklı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhymed. rhyming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قافيه پرداز] şair.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olmayan, kafiyesi uygunsuz olan, gayrı mukaffâ (şiir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without rhyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiye noksanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kâfûrî otu dahi denilen bir cins bitki, haşîşe-i kaysûmiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overwhelming majority. crushing majority. whooping majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careening ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden kalem ve yazışma masraflarına karşılık ödenen vergi ve ücret: Beş kuruş da kalemiyyesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir tarikat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yetişmiş usta, işçi vs.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. qualifié

nitelikli

Bir şeyi yapabilme niteliğini ve ustalığını kazanmış olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualified. skilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualified. skilled. fitted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilled worker. skilled workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür.

Sol Kalp Yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır.

Sağ Kalp Yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır.

Kaonjestij Kalp Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır.

Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir:

- Sigara içmeyin

- Yemeklere fazla tuz koymayın.

- Uykularınızı ihmal etmeyin.

- İstirahat edin ama devamlı olarak yatmayın.

- Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert etmeyin.

Ayrıca aşağıdaki reçetelerden dilediğinizi kullanın.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı nane konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülüp, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağda kavrulduktan sonra etsiz pişmiş sebze: Patlıcan kalyesl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. denizcilik). Deniz otlarının yakılarak küllerinden çıkarılan tuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summerhouse. arbour. bower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bower. arbor. alcove. pergola. summer house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Mehtapta oturulmak üzere üstü örtülü ve etrafı açık çardak veya küçük köşk: Bahçenin bir tarafında güzel bir kameriye yaptırmış; bizi kameriyede kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قمریه] çardak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kani).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kantar resmi, satılıp alınan şeyleri tartan kantarcının aldığı resm: Kantâriye müteahhidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Bir kararın kanun ve nizam halini alması: Bu lâyihanın kanunlyyeti tasdikine bağlıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claustrophobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). italyan jandarmalarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Karanfilgiller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuzey İle batı kerteleri arasında esen rüzgâr ve bunun kertesi olan yön.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ant bear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anteater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career. carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Descartes’ın doktriniyle alâkalı.

2.Descartes felsefesi taraftarı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Yapıları süslemek için. kullanılan sertleştirilmiş mukavva.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaster molding ornamenting a ceiling. papier mache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A.) (c. kurâ). Köy. Ehl-i karye, ahâli-i karye = Köylüler (kariye yahut kariyye denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قریه] köy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Köy küçük kasaba. Kabile reisi veya eşraftan birine oturduğu karyeyle aynı isim verilmektedir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier. cash clerk. cash collector. counter clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koyun vesaire kesip yüzmek için kasaba verilen ücret, kasaplık hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca, musiki). İspanyol raksında kullanılan vurma Aleti ki, geliştirilmiş bir çeşit çâr-pâre (çalpara) dır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castanets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castanet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. never. absolutely. definitely. on no account. up to the -. not at all. no soap. not a whit. in no wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolut. bestimmt. strengstens. durchaus nicht. keineswegs. beileibe nicht. nicht für geld und gute worte. nie und nimmer. überhaupt nicht.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعيت] kesinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da kullanılmaz). Kestirme olarak, asla tereddüt ve şüpheye yer vermeyen veya geri dönülmesi mümkün olmayacak şekilde, kesin olarak: Kat’lyyen cevap verdi, kat’iyyen karar verildi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قطعيا] kesinlikle. 2.asla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escort. partner. male dancing-partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man who is a woman's dancing partner. beau. escort. squire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act as a woman's escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (i. cavaliere). Süvari ve atlı demek olup Ortaçağ’da Avrupa” da Hıristiyanlık uğrunda can feda etmiş kahraman gibi tanınan bir sınıf mutaassıp cengâverlere denirdi ki, bunların birtakımları bazı yerlerde ruhânî ve askerî bir çeşit idare ve hükümete de kavuşmuşlardır: Rodos, Malta kavalyerleri. bk. Şövalye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوی البنيه] sağlam yapılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakıcılık, Fr. causticiti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوميت] kavimlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered capital. authorized capital. capital. registered capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Authorized Capital)

Ortaklıkların, esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak kaydıyla, Yönetim Kurulu Kararıyla, Türk Ticaret Kanunu’nun sermayenin artırılmasına dair hükümlerine tabi olmaksızın çıkartabilecekleri, azami hisse senedi miktarını gösteren, Ticaret Sicili’ne tescil edilmiş sermayeleridir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i ). Tâife-i kaytasiyye = Kadırga balığı cinsinden olan hayvanlar, Fr. cetacös.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kazâyâ).

1.İş, husus, madde, mesele, dava: Bu, mühim bir kazıyyedir, halli müşkil bir kaziyye.

2.Doğru veya yanlışlığına hükmolunabilen söz: «İnsan, hayvân-ı nâtıktır» sözü bir kazıyyedir.

3.İddiayı ispat için ileri sürülen dava, Fr. lemme.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قضيه] mesele. 2.önerme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ya benzemekle beraber Arapça değildir). Lüle dibi tütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yaban mersini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kişi yolsuz olduğunu bildiği bir işi yaparken kendini mazur göstermek için bahane uydurur. Atasözü

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ketfiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Kinizm, Fr. cynisme, cynique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, mâye = cevher). Aslı ve cevheri aşağı, kıymetsiz, hakir, soysuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, pâye = rütbe). Rütbesi aşağı, kıymeti, itibarı az olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کما ینبغی] gerektiği gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMMİYYET) (i. A.) (c. kemmiyyât) (kaç demek olan «kemm» den; Ar. tekiplerde: kemmiyye).

1.Miktar, adet: Meçhul kemiyet.

2.e. (gramerde) Bir kelimenin teklik, ikilik veya çokluk olması, sayıca olan farkı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quantity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.iğrenme: Kerâhetle, Ar. maal-kerâhe.

2.İstemeyerek ve mecburiyet altında bir şey yapma, cebir, zorlama.

3.(fıkh) islâm dininde harâm olmadığı hade harâme yakınlığı olan şeyin hâli ki, bunlara mekrûh denir. Vakt-i kerahet (akşamcıların dilinde) = Akşam üzeri içki vakti.


Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(karamankimyonu): Maydanozgiller familyasından Doğu Anadolu bölgesinde yetişen 2 yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri beyaz renklidir. Mayıs - Temmuz ayları arasında açar. 30 - 90 cm boyundadır. Kazık köklüdür. Meyvesi esmerdir. İçeriğinde tanen, reçine, sabit ve uçucu yağlar vardır. Kullanıldığı yerler: Anne sütünü artırır. Mide ve bağırsak gazlarını, midedeki diğer şikayetleri giderir. İdrar söktürür. Astımda faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Sağdıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (halk dilinde: kefiye). Omuzları da örtmek üzere başa sarılan ipekten, püsküllü ince örtü ki, Araplar kullanır: Ketfiye baş ve yüzü güneşten korur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secrecy. caginess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hugger mugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carefree. in fine fettle. high jinks. in high spirits. like the cat that stole the cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEYFİYYET) (i. A ).

1.Bir şeyin nasıl olduğu hâli, meselâ bir malın iyi veya kötü olması, hal: Bu işin, bu malın keyfiyeti. 2.Bir isim veya fiilin müzekker veya müennes olması.

3.Bir olayın cereyanı: Keyfiyeti tafsilâtla yazdı.

4.Madde, husus, iş, vak’a, macera: Keyfiyetin araştırılıp bildirilmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. circumstance. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of affairs. situation. matter. affair. condition. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيفيت] nitelik

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيفيت] nitelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کأن لم یکن] olmamışçasına, yok sayarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kibar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufficiency. efficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufficiency. adequacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کفایت] yeterli olma. 2.yararlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yetişme, el verme, kafi gelme. 2.Bir işi yapabilecek yetenekte olma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to suffice. to be enough. settle for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Yetişme, yetişir miktarda olma: Bu kadar kifâyet eder; kifâyet miktarı. Derece-i kifâye = Yetişecek miktar ve derece.

2.İktidar, liyakat, ehliyet, bir işe yetip başkasına ihtiyaç göstermeme; O adamın kifâyet! vardır, kifâyeti kabûl edilmiştir (Iktifâ ve kanaat mânâsıyle «kifâyet etmek» demek pek doğru değildir, «Iktifâ demeli).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeterli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yetersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inadequate. insufficient. incompetent. inconclusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insufficiency. inadequacy. inadequateness. deficiency. inability. penury. poverty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yetersizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (tes. kilyeteyn = İki böbrek, böbrekler) (anatomi). Böbrek, (tıp) İltlhâb-ı kilye, zâtü’l-kilye = Böbreklerin iltihaplanması hastalığı. Hasltü’lkilye = Böbrekte taş olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کليه] böbrek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. kilyeviyye) (anatomi). Böbreğe ait. Kilyeviyyü’ş-şekl = Böbrek şekil ve biçiminde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kimyeviyye). Kimyaya ait: Kimyevî tahlil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيميوی] kimyasal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kinâyât).

1.Doğrudan doğruya söylemeyip dolayısıyle bir mânâ ifade eden söz: Kinâye yoluyla söylemek, şu tâbir filân şeyden kinayedir.

3.Dolayısıyle ve doğrudan olmayarak söylenilen dokunaklı söz: Birtakım kinâyelerle bana dokunmak istiyordu: O kinâyeler hep benim içindi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegory. allusion. implication. innuendo. insinuation. hint. figure of speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allusion. innuendo. indirect remark. insinuation. word or expression used in both a literal and a figurative sense. dig. trope. type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کنایه آميز] kinayeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğrudan doğruya olmayarak; dolayısıyle dokunan, bu suretle dokunaklı; birtakım kinâyeli sözlerle târlze kalkıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegorical. allusive. sarcastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allusive. insinuating. ironic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KIRTASİYYE) (i. A). Bir resmî dairede kâğıt vesair yazı malzemesi için tahsis ve sarf olunan para: Büromuzun, bizim meclisin ayda üç yüz lira kırtasiyesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationery. paper-work. red-tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationery. writing materials. expendable item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرطاسيه] kağıt işleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kırtasiyecilik yapan kimse.

2.Sürünceme yoluyla işleri uzatma huyunda olan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer. stationer's. bureaucrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer. seller of writing materials. petty-minded bureaucrat. pettifogger who insists on unnecessary paperwork. stationer's shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ).

1.Kırtasiye ticareti. 2.Dairelerde muamelenin aşırı derecede çoğaltılıp, işlerin uzatılması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paperwork. stationery business. bureaucracy. red tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red tape. the stationary business. bureaucracy. officialdom. officiality. red tapism. rigmarole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for private use only. particular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağaçların iç kabuğu, kâğıt yapılan öz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kıymet). Kıymetler, değerler, bk. Kıymet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Okka’ya verilen diğer bir isim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قيه] okka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

niece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

niece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Piyano, akordeon ve org gibi çalgılarda veya yazı ve hesap makinelerinde tuş sıralarının bütünü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keyboard. keyped. fingerboard. bank of keys. clavier. console.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keyboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keyboard. key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir iletkenin diğer iletkenin tam ortasında yer aldığı ve her iki iletkenin de öncelikle dijital veya televizyon sinyalleri gibi yüksek frekansların aktarımı için ± sinyalini taşıdığı kablo.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Fundagillerden, beyaz veya pembe çiçekli, çileğe benzer meyveler veren bir bitki (arbutus unedo).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir cins küçük uskumru balığı, kolyozun küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Gerdanlık, Ar. tavk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necklace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bead. necklace. chain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necklace. charm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr. T.) (musiki). Türk musikisinde sesi bir koma dikleştlren diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian. comic. comedy actor. comedy actress. comedienne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian. comedienne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Angola ile Gabon arasında.

Coğrafi konumu: 1 00 Güney enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 342,000 km².

Kara: 341,500 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 5,504 km.

sınır komşuları: Angola 201 km, Kamerun 523 km, Orta Afrika Cumhuriyeti 467 km, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,410 km, Gabon 1,903 km.

Sahil şeridi: 169 km.

İklimi: Tropikal iklim hakimdir. Mart - Haziran ayları arası yağış mevsimi, Haziran - Ekim ayları arası kuru mevsimdir; yüksek sıcaklık derecesi ve nem oranı değişmezdir.

Arazi yapısı: Kıyı boyunca ovalar, güneyde havzalar, orta kısımda yaylalar, kuzeyde havzalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Berongou Tepesi 903 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, potas, kurşun, çinko, uranyum, bakır, fosfatlar, doğal gaz, hidro güç.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %1.45.

Sürekli ekinler: %0.15.

Diğer: %98.4 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Mevsimsel su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,702,314 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.62 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.98 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 85.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 52.8 yıl.

Erkek: 51.65 yıl.

Kadın: 53.98 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.07 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %4.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 90,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 9,700 (2003 verileri).

Ulus: Kongolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kongo %48, Sangha %20, M’Bochi %12, Teke %17, Avrupalılar 8,500.

Dinler: Hıristiyanlık %50, animizm %48, Müslümanlık %2.

Diller: Fransızca (resmi), Lingala ve Monokutuba, diğer yerel diller ve lehçeler (Kikongo en çok kullanılanıdır).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %83.8.

Erkek: %89.6.

Kadın: %78.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kongo Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique du Congo.

Eski adı: Orta Kongo, Kongo/Brazzaville, Kongo.

ingilizce: Congo, Republic of the.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Brazzaville.

İdari bölmeler: 9 bölge ve 1 başkent; Bouenza, Brazzaville, Cuvette, Kouilou, Lekoumou, Likouala, Niari, Plateaux, Pool, Sangha.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1960 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Ağustos (1960).

Anayasa: Eylül 2000.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BDEAC, CCC (Gümrük İşbirliği Konsey


Ülke by

Yabancı Kelime

Fr. consigne

satasıya

Bir satıcının, başka bir satıcı, dağıtıcı veya komisyoncuyla mallarının ederini satıldıktan sonra almak üzere yaptığı satış.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale on consignment. sale or return. consignment sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm dünyasında İstanbul için kullanılmış isimlerden biri. «Konstantin şehri» mânâsındadır ve IV. asır Roma imparatoru Büyük Konstantin’in adından gelmedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malevolence. malicious. mala fide. bad faith. bad intention. bad will. ill- will. wicked will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jaundiced. malevolent. malignant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mala fide. malevolent. in bad faith. baleful. corrupt intent. malicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. misuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. misusage. adverse use. improper exploitation. misapplication. misemployment. misuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural. rustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Krallık: ingiltere kraliyetle idare olunur (galat bir kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

royal. kingdom. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingdom. kingship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

croupier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

croupier (at a gaming table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. A. Fr.) (musiki). Türk musikisinde 5 koma değerindeki diyez.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Resimlerin daha küçük bir boyuta küçültülmesini sağlar. Resimlerin e-posta ile gönderilmesi ya da daha verimli biçimde saklanması için idealdir.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدسيت] kutsallık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدسيت شکن] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı saygısız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kudsi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kutsallık, mukaddestik, azizlik, muazzezlik: Kâbe’ye yaklaşılınca bir kudsiyet duyulur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden bir büyük adamın bir yerden dönüşünde veya bir yere gidişinde kendisine sunulan hediye, yazılan kasîde: KudCmiye takdimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activities behind the scenes. lobby. lobbying. lobbying activites.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex of buildings adjacent to a mosque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totally. entirely. completely. up to the -.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a lot of. a great deal of. great. vast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün, topluluk: Fatih Külliyesi, Süleymaniye Külliyeti. bk. Külliyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A).

1.Bütün bütüne, büsbütün, tamamen, tamamiyle: Külliyyen inkâr ediyor.

2.(menfî cümlede): Hiç, asla: Külliyyen görmedim. Külliyyen haberim yoktur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar. tâbirlerde «külliyye» şeklinde de kullanılır).

1.Bir şeyin umûmî olması, bütünlük. Bu defa güneş külliyetle tutuldu.

2.Bol, çok, toptan olan şeyin hâli: Bu sene ekin külliyyet üzere oldu. Külliyyetle koyunlar geldi. 3.Eskiden medrese ve müştemilâtına külliye de denirdi. Bi’l-külliyye = Bütün bütüne.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok, bol: Anadolu’dan külliyetli buğday elde edilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güvercine benzer ve o büyüklükte, gerdanında siyah bir dairesi bulunan kuş ki, dilimizde kumru denilir. bk. Kumru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.(Araplar’da) «ebû» ve «ibni» veya «ümmü» ve «bint» kelimeleriyle başlayan lakap: Ebû Hanîfe, Ibnü Haldûn, Ümmü Seleme gibi. 2.(bizce) Bir askerin ve memurun ismini, babasının ismini ve hizmete giriş tarihiyle bazı vasıflarını gösteren kayıt: Künyesi deftere yazıldı; şeklinde yazılması Adet olmuştur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personal record. identity disc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person's vital statistics. brief curriculum vitae. identification tag. dog tag. identification bracelet. identity / identification disk. name badge. identification plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Un, şeker, süt yahut badem vesaire ile yapılan yuvarlak veya üçgen çörekçik: Bademli, sütlü kurabiye. Kurabiye gibi ufak ve yuvarlak: Kurabiye karpuz, kurabiye saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cookie. cooky. biscuit. shortcake. shortbread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bun. cookie. shortbread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in Arapça «kurb» masdarından yaptıkları bir kelimedir). Yakınlık, yakın olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elçilik postasını götürmek üzere yola çıkarılan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Borsa tellâlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gizli tutulmak istenilen şüpheli bir hâl, bir kusur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haricot bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dried fruit. edible nuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courier. messenger. carrier. post. summoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courier. diplomatic courier. dispatch carrier. errand goer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaygillerden bir bitki (Lat. phalaris canariensis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bird food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birdseed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı Arapça bir kelimedir) (astronomi). Pusla ibresinin kutba doğru dönmek hassası, Fr. polarit£.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanctuary. sanctum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiness kutsallık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Göz tabakalarından biri. Fransızca: iris.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کليا] tamamen, tümü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yemût = mevt fiilinden geniş zaman). Ölmez, Ar. sermedi, ebedî: Nedîm, Türk şiirinde lâyemût bir isimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ardı kesilmeksizin, durmaksızın, devamlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yetecezzâ = tecezzî’den geniş zaman). Parçalanmaz, bütün. Cüz’i lâyetecezzâ = Artık bölünmesi mümkün olmayan küçük parça, atom.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yetegayyer = tağyîr’den geniş zaman). Değişmez, daimî surette bir halde bulunan: Lâyetegayyer bir haldedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Zâil olmaz, zevalsiz, ebedî, sermedi. Hudây-i lâyezâl = Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Lâm kafiyesi ile yazılmış kasîde: Lâmiyyetü’l-Arab, lâmiyetü’l-Acem.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuzu kuşu, (zool.) Gypaetus barbatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Internet’in aksine, yalnızca yerel alanla (örneğin firma ağları) sınırlı bir iletişim ağıdır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاسيما] özellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin sail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin sail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) avukat, dava vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایموت] ölümsüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاینقطع] kesintisiz, sürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kat, tabaka; daldırma. a good layer bol yumurta yumurtlayan tavuk. layer cake arası kremalı kat kat pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایتجزا] parçalanmaz, ayrılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایتغير] değişmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا یتناهی] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا یتزلزل] sarsılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeni doğmuş çocuğun çamaşırları ile elbiseleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zevalsiz, bitimsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A botanik). Fasîle-i leblâbiyye = Sarmaşık çeşidinden bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fesîle-i lehlâhiyye = Acı çiğdem çeşidinden bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lem = menfilik edatı, yezel = zevâl’den). Yok olmaz, Osm. zevâl bulmaz, ziil olmaz, Ar. bâkt, dâimi, sermedi (Allah’ın sıfatlarındandır). Hudây-ı lem-yezel = Zevalden uzak olan Tanrı (lâ-yezâl gibidir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لم یزل] yok olmayan, kalıcı. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Zail olmaz, baki, kalıcı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tire lever. jemmy. jimmy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowbar. jemmy. lever. crank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tire lever. jemmy. jimmy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowbar. jemmy. lever. crank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Levzi). 2.Badem erik, kayısı vişne, kiraz ve benzer meyvelerin içinde anıldıkları grup.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. lesbienne

sevici

Kendi cinsinden kimselerle cinsel ilişkide bulunan kadın.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian. dike. dyke. invert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian sevici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian. dike. dyke. invert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian sevici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lesbianisme

sevicilik

Sevici olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbianism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbianism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışığın bir senede kaydettiği mesafe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sakal, Fars. rîş. Lihye-i şerif = Peygamberimizin sakallarının kırpıntısından saklı kıl ki, ziyaret olunur. Lihyetü’t-teys == Keçi sakal t.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لحيه] sakal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Liezon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Luther mezhebine olan, Protestan Hıristiyan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Lütfı).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kül suyu, boğada suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama edatı, lâ = menfilik edatı, nihâye = son). Sonsuz, nihayetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAA’L-MEMNÜNİYYE) (i. A.). Memnunlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with pleasure. nothing loath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with pleasure. nothing loath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع الممنونيه] seve seve.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعيه] metafizik, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مادیت] maddîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مادیه] madde ile ilgili. 2.matetaryalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدوميت] yokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sonradan yapılmış bir kelimedir). Yokluk, yok olma: Anka kuşunun mâdûmiyyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغدوریت] haksızlığa uğrama, mağdur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sonradan türetilmiş kelime).

1.Mağdur olan adamın hâli, kendisine haksızlık edilmiş veya zarar ve ziyana uğramış olanın hâil.

2.Muhtaçlık: Mağdûriyyetine merhameten.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAĞLÜBİYYET) (İ.A ).

1.Yenilme, mağlûb olma, mağlûb olanın hâli, galibiyyet zıddı: Rus ordusu büyük bir mağlûbiyete uğradı.

2.Bir kuvvetin hüküm ve zoru altında bulunma, zebunluk: Nefsine, şeytana mağlûbiyyet iyi şey değildir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kederli ve mahzun olma.

2.Havanın kapalı ve bulutlu olması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), t. Bir şeye güvenip aldanma.

2.Övünme, kibir, azamet.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محليه] yerel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahbusluk, mahbus bulunanın hâli ve mahbus kaldığı müddet: Mehbusiyyeti iki sene sürdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shyness. bashfulness. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محجوبيت] utangaçlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Örtülü olan şeyin hâli. 2.Utanma, arlanma, mahçupluk: Mahcûbiyyet çok defa yükselmeye engel olur.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخفيا] gizlice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHİYYET) (I. A.). Bir şeyin neden ibaret olduğu, gerçek, asıl, hakikat, Ar. künh: Bunun mahiyeti nedir? Mahiyetini anlayamadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true nature. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true nature. essential character. composition. property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماهيت] asıl, esas, içyüzü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça mâlı ismine Arapça nisbet «y» si getirilerek yappılmış bir tâbirdir). Aylık, Ar. şehriyye. (bk.) Maaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A).

1.Mahkûm olma hâli: Hiçbir mahkûmiyeti yoktur.

2.Hüküm giyilen müddet: Mahkûmiyetini bitirmeden öldü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğrudan vârisi olmadığı halde öleh adamın evkafa, hazineye ait olan emlâkinin hâli: Bu evin mahlûliyyeti bence meçhuldür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Medine-i mahmiyye’den kısaltılmış). Büyük şehir. Ar. mahrûsa: Mahmiyye-i Kostantıniyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). II. Mahmud zamanında basılmış takriben yirmi beş liralık ince ve yassı bir altın para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privacy. intimacy. confidentiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidentiality. intimacy. privacy. confidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Nikâh düşmediği için kendisinden kaçılmayan adamın hâli; hareme girebilme: Mahremiyyetten faydalanarak vakitli vakitsiz yanına gidebilirdi. 2.Teklifsizlik, sırları bilme: Kendisini mahremiyyete almıştı.

3.Sır saklayıp herkese açılmayan bir şeyin hâli: O sözün, o işin mahremiyyeti çok sürmedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHRÜMİYYET) (i. A.). Nasipsizlik: Terbiyeden mahrumiyet çok kötü bir şeydir; o, kimsenin mahrumiyetine razı değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deprivation. privation. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privation. deprivation. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bereavement. deprivation. being bereft of. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروميت] yoksunluk, mahrumluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahrut (koni) şeklinde olma: Bu tepenin mahrutiyyeti iyice belli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHSÜSİ YYET) (i. A.). Mahsûs olma, mahsûs olan şeyin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar.’ya benzetilerek Türkler tarafından yapılan kelime). Kendini hiçe sayma, kendine ehemmiyet vermeyiş, fazla tevazu: Muktedir adamdır ama çok mahviyet gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tasa, kaygı, keder, gam, dert, hüzün: Bu kadar mahzûniyyete sebep yoktur: Yüzünde mahzûniyyet eserleri görünüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Memnuniyet, hoşnutluk: Okuduğu kitap çok mahzûziyyet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tarafa eğilmiş olan şeyin durumu. Ar. inhirâf, inhinâ: Bu çizginin, bu sathın mâiliyyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAİYYET) (i. A ).

1.Beraberlik, birlik, arkadaşlık, refakat: Filânın maiyyetinde geldi: Beraberinde, filânla birlikte.

2.Yan, ind, nezd: Uç yıl onun maiyyetinde bulundu.

3.Bir Amirin emrinde bulunma, bağlılık: Vali maiyetinde; elçiliğin meiyyet vapuru.

4.Bir Amirin emrinde ve eşliğinde bulunan hey’et: Maiyyetiyle beraber geldi; maiyyetl çok idi: Maiyyetini pek iyi kullanıyor. Malyyet mamuru = Kendi başına hareket etmeyip bir Amire tâbî olan memur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retinue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. retinue. attendants. entourage. escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. entourage of a high official. attendance. attendants. retinue. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معيت] birlik, beraberlik, yanında bulunma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavuşuk ve bitişik olma, yakınlık, Ar. kurb: Bu haberin doğruluğa makrûniyyeti hâlinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Akla yakın ve akıl ile anlaşılan şeyin hâli: Bu maddenin mâkuliyyeti açıktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مالکيت] sahip olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Mâlik ve sahip olma, tasarruf: Bu ormana mâlikiyyet iddiasındadır.

2.Tasarruf hakkı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Devletin mâlî işlerini gören daire: Maliye bakanlığı, maliye memuru, (bk.) MAlî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance. revenue office. internal revenue office. revenue board. revenue. treasury. exchequer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance. finance office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance. the Ministry of Finance. the Treasury. the Exchequer. any office or branch of the Finance Ministry. state finances. the management of a country's finances. exchequer. public finances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by