Yer Mazi | Yer Mazi ne demek? | Yer Mazi anlamı nedir?

Yer Mazi | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: yer mazi

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.

Genel Bilgi

13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A’dır ya da 14’tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13’ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD’ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır.

Genel olarak bu inancın, Hz. İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.

O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.

Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.

Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.

Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.

13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.

Genel Bilgi

18. yüzyıl sonlarında İstanbul gençleri arasında şemsiye modası çıkmıştı. Rengarenk ipek püsküllü şemsiyeler yalın ayaklı, dökük kıyafetli gençlerin bile elinde görülürdü.

Kibar ve zengin gençler o zamanın kabadayılarından sayılan Levent’lerin külhanbeyi kıyafetlerini giyerler, at üstünde şemsiye açarak dolaşırlardı.

Teknolojik Terim

İkinci kuşakta yeralan GSM sisteminin GPRS ve HSCSD teknolojileriyle geliştirilmiş sürümüdür.

Teknolojik Terim

2:2 Pulldown diğer Pulldown düzenlerinden farklıdır; çünkü herhangi bir kareyi kopyalamaz. Bunun yerine, video şifre çözücüsüne videoyu tek bir Aşamalı Kare olarak değil, iki birbirine geçmiş alan olarak görüntülemesini söyler. PAL ya da SECAM video standartlarının kullanıldığı ülkelerde, televizyon için çekilen bir saniyede 25 kare olarak çekilir. PAL video standardı saniyede 25 kare görüntüler; böylece filmden videoya aktarım basittir; her film karesi için bir video karesi çekilir. Saniyede 30 kare kullanılarak çekilen program ve filmleri, 60 Hz tarama hızına sahip NTSC videoya aktarmak için 2:2 Pulldown özelliği de kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Su, Ab-ı Ateşrenk, Ab-ı Ateşpâre, ib-ı engür, Ab-ı tarab gibi tabirler şairlerce şarap yerine kullanılır. Ab-ı hayât (veya Ab ü hayat), Ab-ı hayvân, Ab-ı zindegî = Hızır’ın içtiği su ki içenleri ebedî hayata kavuşturduğuna inanılır. Lâtif ve hafif su. Ab-ı revân = Akar su, Ab-ı zer = Altın suyu, Alem-i Ab = içki toplantısı. Ab ü tâb = Revnak, terâvet, tazelik, Ab ü dâne = Mukadder olan rızk, kısmet, kader, Ab ü havâ — Bir memleketin sağlık durumu, suyu ve havası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At Bats -- An official at-bat is the number of times a player went up to the plate to hit and did not walk, get hit by a pitch, sacrifice, or get interfered with by the catcher. air base.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Suyun biriktiği yer, havuz. 2. (anatomi). Karnın, kaburgalar altındaki kısmı, boş böğür.

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Suyun biriktiği yer, havuz. 2. Dokumacılıkta kullanılan fırça

Türkçe Sözlük

(Aslı abâ) (i. A.). 1, Kaba ve kalın şayak. 2. Bu kumaştan yapılmış yakasız elbise. 3. Bu kumaştan yapılmış: Aba terlik. Abayı yakmak = (Birine) Aşık olmak. Abayı sermek = Postu sermek, yerleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),(Fr) mezbaha, salhane, kasaplık hayvanların kesildiği yer.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yerine getiren. Yasaklarından kaçınan. -Abbad b. Bişr. Ashab’dan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Purification by washing the hands before prayer; a Mohammedan rite.

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

Türkçe Sözlük

(I. F.) (Abdest-hâne = Abdest evi). 1. Abdest almaya ve el, yüz yıkamaya mahsus musluklu ve kurnalı yer. 2. Abdest bozacak yer, ayakyolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدستخانه] tuvalet. 2.abdest alınan yer.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bu isim her şeyin bir varlık olarak durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi tutan, baki, kaim Allah’ın kulu. - Kayyum, Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Kayyum).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah’ın kulu. - Mü’min, Allah’ın isimlerindendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) bir yerde kalmak; sabit durmak; tahammül etmek, dayanmak, çekmek; ikamet etmek, oturmak, sakin olmak, mukim olmak abide by sebat etmek; itaat etmek durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبشخور] sulama yeri. 2.nasip.

Türkçe Sözlük

(i. L.’den) (gramer). Bir isim hali, ismin uzaklaşma hali, ismin mekân, yer bildiren bir hail: Çarşıdan geldim misalinde çarşı kelimesi ablatif haline girmiştir.

Yabancı Kelime

İt. abloco

ask. kuşatma

Bir ülkenin veya bir yerin dış dünya ile olan her türlü bağlantısını kuvvet kullanarak kesme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) ev, oturulan yer, ikametgah, mesken; kalma, ikamet.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir gazete ve saireye abone olma, abone olanın hal ve sıfatı, iştirak. 2. Bir gazete ve süreli yayın ve sairenin belirli bir zaman için peşin verilmek suretiyle tahsis edilmiş bedeli, filan gazetenin bir sene için aboneliği şudur (Bunun yerine Fr. «abonnement» da kullanılmıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) asıl yerli: bir yerin en eski halkından olan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) bir memleketin asıl yerlisi; bir memleketin asıl hayvan ve bitkilerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat -(e) dair, hakkında; çevresine, etrafında; yakında, civarında, havalisinde; ötesinde berisinde, her yerinde; ile meşgul; için About facel (ask)., emir Geriye don I about to come gelmek üzere beat about the bush bin dereden su getirmek abo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). daha yukarıda olarak, sıraca önce olarak; rütbe veya iktidarca üstün olarak above-board (s) doğru, hilesiz, aşikâr above ground yeryüzünde, toprağa gömülmemiş.

Türkçe Sözlük

(I. A. «Ebreş» ten). 1. Alaca benekli (At). 2. Tüysüz yerlerinde uyuz gibi bir hastalığı olan (At), yukarıda anılan illet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cehennem, tamu, uçurum olan yer; ahlâki veya zihni derinlik; denizin dibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir yerin iklimine alıştırmak acclimatiza'tion (i). bir yerin havasına alışma veya alıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine uygun hale getirmek; telif etmek, uzlaştırmak; bir başkasının işini görmek; sağlamak, temin etmek; yerleştirmek, yer tedarik etmek accommodate oneself uymak, intibak etmek accommodate oneself to circumstances ayağını yorganına g

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyma, intibak; birinin işini görmeye razı olma, Iütufkarlık; düzen; yerleşme; telif etme, uzlaştırma ; ödünç, istikraz. accommodations (i). yatacak yer, konfor, rahatı sağlayan şartlar accommodation train (ABD). birçok istasyonda duran yolc

Türkçe Sözlük

(i. F. coğrafya). İran, Farsça konuşulan yerler: Acemistan’a seyahat; Acemistan’ı dolaşmak.

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık, zaviye. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde «derece», 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde «grat» tır. Açıların büyüklüğü kenarlarının uzunluğuna değil, iki kenar arasındaki açıklığa bağlıdır. Bu açıklık iletki (minkale) ile ölçülür. Açıların ölçülmesinde daha çok «derece» kullanılır. Birbirini bütünleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Birbirini tümleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Çevre açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Dar açı: Dik açıdan küçük olan açıdır. Dik açı: Doğru açının yarısı büyüklüğünde olan açı. (90 derece veya 100 grat). Doğru açı: Bir kenarı öbür kenarının uzantısı olan açıdır. (İSO derece veya 200 grat). İki düzlemli açı: Aynı doğrudan geçen iki yarım düzlemin meydana getirdiği açıdır. Karşı durumlu açılar: Bir doğru, iki paralel doğruyu kesince, kesen ve kesilen doğrunun aynı tarafındaki açılara denir. Kiriş teğet açısı: Bir dairenin aynı noktasından çizilen bir teğetle bir kiriş arasındaki açıdır. Komşu açılar: Birer kenarları ve köşeleri ortak olan ve öbür kenarları ortak kenarın başka başka tarafında bulunan iki açıdır. Merkez açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Tam açı: Bir doğru çizginin bir noktası etrafında kendi üstüne gelinceye kadar döndürülmesiyle meydana gelen açıdır. Ter» açılar: Kenarları birbirlerinin uzantılarından ibaret olan açılar. Terseş açılar: Bir doğru iki paralel doğruyu kesince doğruların aynı yönünde bulunan açılardır. İki çeşittir: Açı kesilen doğruların içerisinde ise iç ters açı; kesilen doğruların dışında ise dış ters açı denir. Yöndeş açı: Bir doğrunun paralel iki doğruyu kesmesiyle meydana gelen, kesen doğrunun aynı yönünde, kesilen doğruların biri içinde, biri dışında olan aç.

Şifalı Bitki

(kuvasya ağacı): Sedefotugillerden; 2-3 metre boyunda küçük bir bitkidir. İnce kabuklarının üzerinde sarı benekler vardır. Çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Bu ülkelerde acı ağaç kabuklarından yapılan kaplardan su içenlerin kuvvetleneceğine inanılır. Hekimlikte; kökü, kabuğu ve odunu kullanılır. Etkili maddesi “Quassine”dir. Çok acıdır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.

Şifalı Bitki

(Lupine, Lupin, Lupine): 10-100 cm yüksekliğinde, sık tüylü, bir senelik bitkidir. Yaprakları el şeklinde parçalı, uzun saplı, 5-9 yaprakçıklıdır. Çiçekleri dik salkım durumunda, beyaz veya mavimsi renkli, çiçek taç yaprağı kelebek şeklindedir. Yahudi baklası diye de tanınır. Türkiye’de yetiştiği yerler: Akdeniz bölgesi, Bursa, Antalya ve Konya çevreleridir. Memleketimizde üç türü bulunmaktadır. - Beyaz yahudi baklası: Beyaz çiçeklidir. 120 cm kadar yükseklikte, bir yıllık bir bitkidir. - Sarı çiçekli yahudi baklası: Vatanı, Orta ve Güney Avrupa’dır. - Mavi çiçekli yahudi baklası: Vatanı, Akdeniz çevresi memleketleridir. Kullanıldığı yerler: Tohumlarının idrar söktürücü, kan temizleyici ve kurt düşürücü tesiri vardır. Bazı türlerinin kavrulmuş tohumları “sebze kahvesi” ismiyle kahve yerine kullanılmaktadır. Fakat alkaloid taşıyan türlerinin bu şekilde kullanılması tehlikelidir.

Şifalı Bitki

(Herbstzeitlose, Krokus, Colchique, Colchicum, Autumn crocuses): Boyu 10-30 cm yüksekliğe ulaşan, otsu ve yumrulu bir bitkidir. Sonbaharda morumsu pembe renkli, 6 parçalı çiçekler açar. Yaprak ve meyvaları ise ilkbaharda ortaya çıkar. Sonbaharda çiçek açtığından dolayı halk arasında “güz çiğdemi” olarak da bilinir. Yetiştiği yerler: Türkiye’de pek bulunmaz. Avrupa’nın sulak çayırlarında bol miktarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Tıbbi önemi haiz bir bitkidir. Kullanılan kısmı yumru ve tohumlarıdır. Tohum ve yumruların idrar arttırıcı, terletici, müshil ve romatizma ağrılarını dindirici etkisi vardır. Alkaloitlerin çok yüksek zehirleyici özelliği olduğundan, bu droglar, dahilen ancak hekim kontrolünde kullanılabilir. Eskiden halk arasında romatizma ağrılarını dindirmek için haricen kullanılırdı. Bunun için bir tutam acı çiğdem tohumu, 2-3 diş sarmısak ile havanda iyice dövülür. Elde edilen sulu kısım bir tülbente emdirilip, ağrıyan kısma sarılır. Bu pansuman birkaç gün arka arkaya tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. «açmak» tan). 1. Kapalının zıddı, açık kapı, ev, sandık. 2. Kapalı olmayan, mânisiz: Açık yol. 3. Geniş, vâsî: Açık meydan, deniz. 4. Örtüsüz, çıplak: Başı, kollan açık. 5. Seyrek, aralıklı: Açık adımlar, açık kaş. 6. Bulutsuz, berrak: Açık hava. 7. Aşikâr, vazıh: Açık söz, ibare. 8. Gönül açıcı, ferah verici: Açık bir yer. 9. Koyu olmayan, beyaza çalan: Açık mavi, pembe. 10. Perdesiz, iffet hususunda laubali: Filan kadın açıktır, açık meşrepli. 11. Sahipsiz, boş, münhal: Açık memuriyet. 12. Mahfuz olmayan, istihkâmsız: Açık liman, kasaba. 13. Bozuk, ihtilâflı: Filanla aramız açıktır. 14. İsim yeri boş olan: Açık bono, poliçe. 15. Aşikâr sarâhaten: Açık söylemek. 16. Sesle: Açık okumak. Açık ağız: Bönlük, şaşkınlık. Açık el: Cömertlik, sahavet. Eli açık: Cömert, sehavetli. Alnı açık: Serbest, pervasız. Açık saçık: Adâb dışı giyinme, söz. Açık kapı: Misafirseverlik: Açıkgöz: Uyanık, becerikli. Gözü açık gitmek: Arzusuna kavuşamayıp hasret İçinde ölmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ham topraktan yeni tarlaya tahvil olunmuş yer. 2. Asılıp yüzülmek için koyunun bacağına açılan delik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat ortasından, iSinden veya üstünden karşı tarafa geçerek; edat çaprazvari, öbür tarafa, karşı yakada. come across rast gelmek, tesadüf etmek; (k). dili görünmek. come across with (k). dili istemeyerek vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hareket kuvveti olan, etkin, değiştirebilen, fail; faal, çalışkan; pratik; hareketli, canlı, yerinde duramayan, çevik; (gram). etken, aktif; (tic). faiz getiren, paraya çabuk çevrilebilen (sermaye). active officer muvazzaf subay. active vol

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yemen cihetinde yerleşmiş eski bir kavimdir. HÜd Aleyhisselam’a iman getirmeyip küfr ve şirkte ısrar ettikleri için Tanrı tarafından kahr olunmuştur.

Teknolojik Terim

Sesli Açıklamalar (AD) kör ya da görme engelli kişilerin TV deneyimini geliştiren, filme dair açıklamaların yer aldığı bir ses kaydıdır. İzleyiciler için ekranda olup bitenleri açıklar ve sağır ya da işitme konusunda zorluklar yaşayan kişiler için altyazıların gördüğü işlevi görür. Şu ana kadar, AD özelliği sadece ayrı bir alıcı kutu ya da uydu alıcısı ile kullanılabiliyordu. TV’yi herkes için erişilebilir kılmak için, BRAVIA yelpazesi belirli TV kanalları tarafından yapılan açıklamalı ses kayıt yayınlarına kolayca erişim sağlayan tümleşik AD özelliğine sahip ilk üründür.

Şifalı Bitki

(salvia officinalis): Ballıbabagillerden; özellikle Akdeniz bölgesinde yetişen ıtırlı bir bitkidir. Menekşeye benzeyen çiçekleri haziran, temmuz aylarında açar. Yaprakları uzun, kenarları tırtıllı, beyazımsı yeşil renktedir. Hafif kafuru kokusu vardır. Çiçek açtığı zaman toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

Şifalı Bitki

(Alraunwurzel, Mandragore, Mandrake): Mavimsi-mor renkli çiçekler açan, rozet yapraklı ve kazık köklü çok yıllık otsu bir bitkidir. Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir. Türkiye’de yetiştiği yerler: Batı ve Güney Anadolu. Kullanıldığı yerler: Kökleri % 0,3 oranında Hiyosiyaminlerle Skopolamin alkaloitlerini taşır. Bundan dolayı zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Halen tedavide çesitli preparatların terkibinde kullanılmaktadır. Rastgele kullanıldığında zararlı olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli durumlarda «Adam sen del» diyerek omuz silkme, işleri benimsememe hali.

Yabancı Kelime

Fr. adapté

uyarlanmış

1. Sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun duruma getirilmiş. 2. Kişi ve yer adları değiştirilerek yerli bir eser durumuna getirilmiş (yabancı eser).

Şifalı Bitki

(Scille, Scillae bulbus, Sea onion, Urginea maritima): Zambakgillerden bir çesit bitkidir. Yaprakları uzun şerit şeklindedir. Çiçekleri yeşil ve beyaz damarlıdır. 2 kilogram kadar olan soğan kısmı, yapraklarının altındadır. Acı ve zehirlidir. 7,5 gram adasoğanı, bir insanı rahatça öldürebilir. Tazeyken kullanılmaz. Aksi halde zehirlenme ve kusmalara yol açar. Soğanın etli olan orta kısmı, dilimlenerek kurutulur. Sonra dövülüp toz haline getirilir. Çok iyi bilmeden kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler:İdrar söktürür. Kalp hastalarında vücudda biriken suyu boşaltır. Azotemiyi azaltır. Böbrek hastaları kullanmamalıdır.

İsimler ve Anlamları

(İb.h.i.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2.Adam. 3.İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur’an’da Hz.Adem’in 25 yerde ismi geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Hatim et-Tai: 630 yılında müslüman oldu. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam’dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz.Alinin yanında yer aldı.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adâletin barındığı yer, adâlete sığınan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir kimsenin oturduğu yerin yazılı veya sözlü olarak gösterilmesi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gürültü, patırtı etmek, kıyameti koparmak. 2. Istemiyerek mühim bir sırrı ifşa etmek, ağızdan kaçırmak. 3. Ağzını bozmak, söğüp saymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tasvip, tasdik; müspet ifade; (huk). yemin yerine geçen söz.

Ülke

(Afghanistan) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Pakistan’ın kuzey batısında, İran’ın doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 65 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 647,500 km²; Kara: 647,500 km²; Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 529 km.

Sınır komşuları: kuzeydoğuda Çin 76 km, batıda İran 936 km, doğu ve güneyde Pakistan 2,430 km, kuzeyde Tacikistan 1,206 km, kuzeyde Türkmenistan 744 km, kuzeyde Özbekistan 137 km

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)

Sahip olduğu denizler: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Sert bir bozkır iklimi hakimdir; kışları soğuk, yazları sıcak geçer.

Arazi yapısı: Kuzeydoğu ve güneyde engebeli dağlık arazilere ve ovalara sahiptir. Kuzey doğusunu Hindu Kuş dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney bati bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Amu Darya 258 m; en yüksek noktası: Nowshak 7,485 m.

Doğal kaynakları: doğal gaz, petrol, kömür, bakır, krom, kükürt, kurşun, çinko, demir, berilyum, yakut, tuz, kıymetli taşlar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.3.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %3.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 27.200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Hindu Kuş dağları bölgesinde depremler; su baskınları; kuraklıklar.

Akarsuları: En önemli akarsuyu Hilmend’dir. Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 31,056,997 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlarda: %44.6 (erkek 7,095,117/kadın 6,763,759).

15-64 yaşlarda: %52.9 (erkek 8,436,716/kadın 8,008,463).

65 yaş ve üzerinde: %2.4 (erkek 366,642/kadın 386,300) (2006 tahmini).

Nüfus artış oranı: %2.67 (2006 tahmini).

Not: Bu oran İran mültecilerini de kapsar.

Mülteci sayısı: 23.06 mülteci/1,000 nüfus (2004 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.95 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 160.23 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.34 yıl.

Erkeklerde: 43.16 yıl.

Kadınlarda: 43.53 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 6.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01(2001 verileri).

Ulus: Afgan.

Nüfusun etnik dağılımı: Pestunlar %42, Tacikler %27, Hazaralar %9, küçük etnik unsurlar (Aymaklar, Türkmenler, Beluciler ve diğerleri) %13, Özbekler %9.

Dinler: Sünni Müslümanlar %80, Şii Müslümanlar %19, diğerleri %1.

Dil: Resmi dil Pestuca ve Tacikçedir. Nüfusun %35 i Pestuca, %50 si Farisice (Dari), %11 i Özbekce ve Türkmence, %4 ü Belucice ve Pasice) ve diğer azınlıkların dillerinde konuşmaktadır.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %36.

Erkeklerin: %51.

Ka

Yabancı Kelime

Fr. affiche

ası

Bir şeyi duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, kalabalığın görebileceği yere asılmış, genellikle resimli duvar ilanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). titreme halinde; (z). titreyerek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şemsiye. 2. Güneşli yer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel). 2. Sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan (yer).

Türkçe Sözlük

(i.) (büyümek ve yaşlanmak demek olan «ağmak» tan). 1. Büyük, efendi. 2. Amir, reis, bey: Ulusun ağası. 3. Okuyup yazmak bilmeyenlere efendi yerine şeref Unvanıdır. 4. Uşağın hürmetlicesi, kibar uşağı. Akağa = Zenci olmayan harem ağası, beyaz hadım. Ağabey = Büyük birader. İhtisap ağası = Vaktiyle şehremini, belediye reisi. Içağası = Eski vezirlerin mümtaz uşağı. Bölük ağası = Jandarma yüzbaşısı. Haremağası = Hareme girip, çıkan hadım. Tabur ağası = Jandarma binbaşısı. Tomruk ağası = Vaktiyle hapishane müdürü. Kapu ağası = Sadâret hademesinden beheri. Ağa kapısı = Yeniçeri ağasının dairesi. Kolağası = Yüzbaşı ile binbaşı arasında bir rütbe taşıyan subayı ki sağ ve sol kolağası isimleriyle ikiye bölünmüştü, sonra biri lağvedildi. Dârüssaâdet-iş-şerife ağası, Kızlarağası. Yeniçeri ağası = Yeniçeri ocağının başı. (Ağayân, ağâvât çoklukları galattır, kullanılmamalı. Doğu Türkleri «ağeçe» suretinde müennesini de kullanırlar).

Türkçe Sözlük

(i.). Yer şakayıkına mukabil olarak küçük bir ağaçta hasıl olan şakayık çiçeği.

Türkçe Sözlük

(i.). Ağacı çok, ormanımsı yer: Ağaçlık bir mahal. Ağaçları olan küçük yer, küçük koru: Orada bir ağaçlık vardı.

Türkçe Sözlük

(f ). Yere yatıp hayvan gibi debelenmek, (bk.) Ağnamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Ölçüde çok gelen ve yerinden zor kalkıp oynatılan: Ağır yük, ağır taş. mec. 1. Güç, zor, zahmetli: Ağır iş. 2. Pek ehemmiyetli ve mesuliyetli: Ağır mesele. 3. Pahalı, kıymetli: Ağır mal. 4. Yavaş, müteennî, hareketi çabuk olmayan: Ağır yürüyüş, ağır adam. 5. Vakur, haysiyetini fazla muhafaza eder, saygıya değer: Ağır adam. 6. Vahîm, tehlikeli: Ağır hastalık, ağır hava. 7. Tahammül olunmaz, kerih: Ağır koku. 8. Sıkıntılı, sıkıntı veren: Ağır adam. 9. Dokunaklı, güce giden: Ağır söz. 10. Şişman, yağlı, etli: Ağır vücut. 11. Kolay hareket etmez, zor kımıldanır: Ağır taş. 12. Az işitir, sağırca: Kulağı ağırdır. 13. Yavaş, tenbelce: Ağır yürümek. Tekrarla ağır ağır dahi denilir. Yavaş yavaş demektir. 14. Tahammül olunamayacak surette kötü: Çok ağır bir şey kokuyor. 15. Sıklet, ağırlık: _ Ağırınca = Sıkletince, veznince. 16. Vakar, temkin: Ağrını takınmak. 17. Güç, gücenme, infial: Ağırıma gitti. Ağırbaşlı = Pek ciddî, ehemmiyet ve vakar sahibi. Eline ağır = Elinden çabuk iş çıkmaz, işi yavaş Ağır gelmek — Zor görünmek: Bu iş bana pek ağır geldi.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yer küresinin, yoğunluğu öbür kısımlarınkinden çok olan iç kısmı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

Türkçe Sözlük

(f.). Yere yatıp yuvarlanmak (hayvanlar için kullanılır).

Yabancı Kelime

Fr. agnosie

ruh b. tanısızlık

Duyularda herhangi bir bozukluk olmamasına rağmen sinir sisteminin belirli bir yerindeki doku bozukluğundan ileri gelen algı kaybı veya yokluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunanistan'da pazar yeri, meclis; toplanma yeri.

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Ağrık, ağrığ). Bedenin bir yerinde duyulan ıstırap, vecâ, elem, dert. (Acı ve sızıdan farkı vardır, (bk.) acı). Baş ağrısı, karın ağrısı, göz ağrısı. Ağrı tutmak, kadının doğuracağı vakitki gibi ağrılara dûçâr olmak. İlk gözağrısı = 1. İnsanın ömründe birinci defa olarak başına gelen vaka, aşk ve alâka. İlk iptilâ. 2. İlk dünyaya gelen evlât. Başağrısı — Beyhude gaile. Ağrısız baş = Gailesiz adam.

Sağlık Bilgisi

Genellikle vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ağrılar için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal kabuğu, zeytinyağı

Hazırlanışı : Küçük bir şişeye; 1 su bardağı zeytinyağı konulur. Üzerine dört adet portakalın kabuğu ilave edilir. Güneş gören bir yerde, 15 gün bekletilir. Bu karışımdan, ağrıyan yerlere sürülür.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, Parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır.

Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayali de olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşulan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi, vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır. Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayalide olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirlerle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşılan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Türkçe Sözlük

(e.). Ufak çocukları oyalarr.jğa mahsus bir hitap olup, ağucuk dahi denir (bugün «agu», «agguu» söyleyişi yerleşmiştir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Real Player Real Player 0:46 Authentication Header.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ehl» lisanımızda başka şekilde kullanılır). 1. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar. Anadolu, Rumeli, İstanbul ahalisi. 2. Halk, umum, nâs: Ahali için, ahalinin rahatını düşünmeli, (bk.) Ehl.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2.Söz vermek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.

Şifalı Bitki

(Yaban armudu, Piraster, Pirus elaegrifolia, Wild pear-tree, Poirier sauvage): Gülgillerden, kendi kendine yetişen ve üzerine armut aşılanan bir ağaçtır. Yemişi iyice olgunlaştıktan sonra yenir. Kullanıldığı yerler: Meyveleri ishal keser. Zehirli hayvan sokmalarında, filizi ezilip yaraya sürülür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احرام] kutsal yerler. 2.haremler. 3.hanımlar, eşler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahıret). Öbür dünya. Ahret adamı, dünya işlerinden el çekip, ahret kaygıları ile davranan kimse. Ahret kardeşi (sofu kadınlar arasında) kardeş gibi tutulan kimse, kardeşlik. Ahret suali = Yersiz ve usandırıcı sorular. Ahret yolculuğu = Mec. Ölüm. Ahrette on parmağı yakasında olmak = Ahrette birinden dâvacı olmak. Ahretini yapmak veya ahretini zenginleştirmek = Çok sevap kazanmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çok kumlu, taşlı yer.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Daha güzel, çok güzel, en güzel. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Ahsen-i takvim: En güzel şekil. Kur’an-ı Kerim’in Tin suresinin 3.ayetinde insanın ahsen-i takvim üzere yaratıldığı beyan buyurulmaktadır. Ahsen kelimesi, Kur’an’da 16 yerde zikredilmiştir.

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kıllı ve irice teriyer köpeği.

Türkçe Sözlük

(i.), iran Türkleri arasında «ağa» yerine kullanılır; ancak orada ulemâ hakkında da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. 2. Tehlikeli geçit, dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz: Geçilecek bir takım akabeler vardır. 3. Muhatara, tehlike. Hastalığın veya diğer bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi: Bir akabe atlattı; şu akabeyi de geçirsek artık korkmam, (hi. mü. coğrafya). Kızıldeniz’in kuzey ucunda, Süveyş’in doğu tarafında dar bir körfez.

Şifalı Bitki

(salkım ağacı): Baklagillerden; bir çeşit süs ve gölge ağacıdır. Salkım çiçekli ve küçük yapraklıdır. Çiçekleri güzel kokar. Çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Astım ve Nefes darlığını giderir.

Şifalı Bitki

(Gemeiner Kreuzdorn, Nerprun Alaterne, Common Buckthorn): Mayıs-Haziran aylarında, sarı-yeşil renkli, küçük çiçekler açan bodur bir ağaçtır. Orman ve koru kenarlarında bulunur. Dalları karşılıklı, uçları diken halindedir. Yaprakları karşılıklı ve saplıdır. Çiçekler küçük demetler halinde bir araya toplanmıştır. Küre şeklinde ve bezelye büyüklüğündeki meyvası evvela yeşil, olgunlukta morumsu-siyah renk alır. Türkiye’de yetiştiği yerler: Bolu ve Trabzon civarıdır. Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı taze meyvalarıdır. Meyvalerında yağ, renkli maddeler, şeker ve glikoz vardır. İyi bir müshildir. Şurubu yapılır. Müshil ilacı olarak kullanılır. Bunlardan başka meyvalarından yeşil bir boya da hazırlanır. Memleketimizde yetişmekte olan bir Akdiken çeşidi de “Cehri” adıyla anılır. Bu cins sadece memleketimizde yetişir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «akf» den if.) İbâdet etmek üzere «Harem-i Şerif» e yahut diğeri bir mübarek yere çekilip kapanıp oturan. (Daha çok «MÜtekif» denir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyde sebat eden. 2.İbadet eden, ibadet maksadıyla mübarek bir yere çekilen. İ’tikafa giren. 3.Direnen. M. Akif Er soy: Ünlü şair ve yazarımız. Safahat’ın yazan. İstiklal marşını telif etmiştir.

Türkçe Sözlük

(ka kalındır) (i.A.«akıl» dan if.) Akıllı, uslu, Akil adam. Kâr-ı Akil (ve galatı kâr-ı akl). 1. Akıllı adam işi: Bu kâr-ı Akil değildir. 2. Bâliğ, bülûğ yaşına erişmiş. -İki oğlundan biri Akil ve diğeri sabidir- (Bazı yerlerde kabile reis ve ihtiyarlarına da denilir). (bk.) Ukalâ.

Türkçe Sözlük

1) Aklı başında, aklı selim sahibi, arif, basiretli, zeki, mantıklı, sağduyulu, sağ görülü. 2) Akıllı, akıl sahibi kimse demektir. Eşyanın güzellik, çirkinlik, kemal ve noksanlık sıfatlarını idrak etme; her çeşit faaliyette doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma yetisine sahip kişiye âkil denir. 3) Âkil Adam: Gerek tecrübesi, gerek bilgisi, gerek de yaşı itibariyle belirli bir alanda sözü dinlenen, otorite durumunda olan, yaklaşım ve çözüm önerilerine değer verilen, sayılıp, sevilen, “uzman” ya da “duayen” kavramından farklı olarak içinde “kamil insan” kavramını da barındıran kişi. Akıllı adam işi: Bu kâr-ı Akil değildir. 4)(ka kalındır) (i. 2) A.«akıl» dan if.) Akıllı, uslu, Akil adam. Kâr-ı Akil (ve galatı kâr-ı akl). 5) Bâliğ, bülûğ yaşına erişmiş, iki oğlundan biri Akil ve diğeri sabidir. (Bazı yerlerde kabile reis ve ihtiyarlarına da denilir). 6) (bk.) Ukalâ. 7) (i.A.«eki» den if) (tes.Akile.c.ekele).Yiyen, yiyici (çokluğu daha fazla kullanılır). Palaontoloji: Hayvanatı, yedikleri şeye göre sınıflara bölmeye yarar: Akil-ül-beşer: İnsan eti yiyen (Adam). Akil-ül-cerâd: Çekirge ile beslenen. Akil-üs-semek: Balıkla beslenen. Akil-ül-lahm : Etle beslenen. Akil-ün-nebât: Otla beslenen. Akil-ül-hevâm: Haşaratla beslenen (hayvan). Hayvan-ı Akil-ül-lahm, hayvanat-ı Akilet-ül-lahm denilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Meyvasını develer yer ve kabuğu ‘dericilikte kullanılır bir ağaç ki, ekseriya kumluk yerlerde olur.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tan yeri ağarırken yapılan akın

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir yere çarpma, vurma: Duvara aksetti. 2. Işık ve şeklin bir yere vurup geri dönmesi veya orada görünmesi: Güneş duvara aksediyor. Sureti aynaya aksediyor. 3. Sesin bir yere vurup geri dönmesi; yankılanma: Topun sesi dağlara aksetti. 4. Ters, zıd, hilâf, aykırı: Yalan, doğruluğun aksidir; siz benim dediğimin aksini iltizam ediyorsunuz. Edebiyat. Sözün bir kısmını diğer kısmından önce getirerek aksetme: «Kelâm-ı kibar, kibar-ı kelâmdır» gibi. Aksine: Tersine, zıddına, ters ve zıd olarak. Bilakis. Ber aks = Büsbütün zıddı ve tersi olmak üzere.

Şifalı Bitki

(kayınağacı): Kayıngillerden; nemli topraklarda yetişen bir ağaçtır. Meyveleri küçüktür. Yaprakları ilkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. Şişmanlamayı önler. Romatizma ağrılarını dinlendirir. Ayak kokularını keser. Saçları gürleştirir, kepekleri yok eder. Cilt hastalıklarını tedavi eder. Kalp kifayetsizliğinin sebep olduğu idrar tutukluğunu giderir. Vücutta biriken tuzu atar. Üremi ve albüminde faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı bir maddenin bulunduğu yerden aşağıya doğru hareket etmesi, cereyan, seyelan etmek: Su akıyor. 2. Sızmak: Bu testiden su akıyor. 3. Kap içindeki sıvıyı sızdırmak, damlatmak: Bu testi akıyor, burnum akıyor. 4. Suyun üstünde yüzer gibi kayıp gitmek: Kayık önümüzden akıp geçti. 5. Kınından, zarfından sıyrılıp çıkmak: Kılıç kınından, yılan kovuğundan akmak. 6. Kumaş, dikiş yerinden çözülüp ayrılmak, yıpranmak: Bu kumaş akıyor. Ağzın suyu akmak = İmrenmek. Göz akmak = Kör olmak. Nur akmak = Pek parlak olmak. Yaş akmak = Ağlamak.

Sağlık Bilgisi

Akrep; sıcak ve nemli yerlerde yaşayan, kıvrık ve kalkık kuyruğuyla zehirli bir iğnesi olan böcektir. Akrep soktuğunda yapılacak ilk iş; soktuğu yerin altını ve üstünü sıkıca bağlamaktır. Sonra; iğnenin bulunduğu yer, iki parmak arasına alınıp, kan akıncaya kadar sıkılır ve üzerine amonyak sürülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Domates. 2- Sirke ve Sarımsak

Hazırlanışı : 1- Olgun bir domates, tam ortasından kesilir ve akrebin soktuğu yere temiz bir bezle bağlanır. 2- Sokulan yer steril bir jiletle kanatılıp, emilir. Sirke ile yıkanır. Sarmısak lapası bağlanır.

Yabancı Kelime

Fr. acrobate

cambaz

Yerde ve tel, at, bisiklet, ip vb. üzerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gösteriler yapan kimse.

Yabancı Kelime

İng. acronym

db. kısma ad

Kısaltması yapılacak kelime veya kelimelerin ünlü ve ünsüzlerinden yararlanarak gerektiğinde bir ünlü ekleyerek akılda kalabilecek bir söz oluşturma.

Yabancı Kelime

Fr. axe

dingil

Tekerleklerin merkezinden geçen ve taşıtın altına enlemesine yerleştirilmiş mil.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bütün günü bir işte veya bir yerde geçirip akşama ermek. 2. Akşam vakti bir yerde kalmak, akşamı orada geçirmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere çarpıp geri dönmek (ses ve ışık). 2. Bir yere vurmak (ışık): Lambanın ışığı eve aksediyor. 3. Parlak ve düz bir yüzeye çarpıp aynen görünmek, yansımak: Durgun suya akseden evler. 4. Ulaştırılmak, duyurulmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yükün bir yerden bir yere veya karaya indirilmeksizin bir gemiden diğerine nakli. 2. Dam kiremitlerinin alt üst edilerek yeniden tanzimi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aktarmak, bir yerden veya bir kaptan diğerine nakletmek, taşımak, devretmek. 2. Arayarak alt üst etmek. 3. Altını üstüne getirmek: Damın kiremitlerini aktarmak. Tarım: (tarlayı) altı üstüne gelecek surette bellemek.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins çöl sıçanı, yerbû.

Türkçe Sözlük

1. Bir yerin veya salonun sesi aksettirme durumu. 2. Bu mevzu ile uğraşan fizik ve musiki ilmi.

Yabancı Kelime

Fr. acoustique

1. yankı bilimi, 2. yankılanım

1. Fizik biliminin konusu ses olan kolu. 2. Kapalı bir yerde seslerin dağılım biçimi.

Türkçe Sözlük

(i). Karışık renkli, rengârenk: Alaca kumaş. Alaca bulaca. Deli alacası : Zevke uygun olmıyan birbirini tutmaz parlak renklerle boyanmış. Alacakaranlık = Akşam ve şafaktan evvelki yarı karanlık. Fr. Cr puscule. 1. Karışık renkler: Deli alacayı sever, insanın alacası içinde, hayvanın dışındadır. 2. Birkaç renkte iplikten imal edilmiş bir dokuma ki Anadolu’nun birçok yerlerinde yapılır: İplik alacası.

Türkçe Sözlük

(f.). Beneklerle, çizgilerle veya renklerle bezeyerek görünüşünü değiştirmek, kamufle etmek: Uçaklara karşı alalanmış bir fabrika.

Türkçe Sözlük

1. Yerinden indirmek. 2. Yere vurmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde, halita.

Türkçe Sözlük

Son asırda yanlış olarak «Türk Musikisi» yerine kullanılan tâbir, italyanca alla turca’dan gelir ki, «Türk tarzında» demektir ve Batı Musikisi’nde mehter musikimize benzetilmek istenen eserler için kullanılmıştır. Mızıkay-ı Hümâyûn’a gelen İtalyan müzisyenler tarafından musikimize verilmiş addır.

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de yer, toprak demek olan «al» dan yahut «alt» tan;. 1. Yüksek karşılığı, aşağı, pes. 2. Boyu kısa, kısır, (mec.) 1. Karakteri ve nesli aşağı, kötü huylu, zelil, dûn. 2. Hasis, pinti, cimri. 3. Korkak, nâmerd. Alçak gönüllü = Mütevazı, kibirsiz. Alçaktan görüşmek = Kibir etmemek, tevazu göstermek. Yalımı alçak = Kibri olmayan, tevazu sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). odada yatak veya kitap rafları konulması için ayrı yer; kameriye; (jeol). düz kayanın tabakaları içine nehrin açtığı çukur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hile ve hud’a ile kandırmak, iğfal etmek. 2. Oyun etmek, dolandırmak. 3. Yalan söylemek, aslı olmayan şeyi olmuş ve doğru gibi göstermek. 4. Sözünde durmamak, vaat ve taahhüdünü tutmamak. (eski Türkçe’de ve Çağatayca da «aldamak» fiili vardır. Bizce terkedilmiştir, yerini bu kelime tutmuştur).

Yabancı Kelime

Fr. allégorie

ed. yerine

Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme.

Yabancı Kelime

Fr. allégorique

ed. yerinel

Alegori ile ilgili.

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. penah = melce). Cihanın sığındığı (yer veya saha): Pâdişâh-ı Alempenâh.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Uluv» dan smüş.) (mü. Aliyye) (c. aliyyât). Yüksek: (Başlıca müennesi kullanılıp, müzekkeri yerine Alî» denir). Evâmir-i aliyye = Yüksek (makamdan gelen) emirler.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek makam = yer), yeri yüksek.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek mekân = yer). Yeri ve rütbe ve makamı yüksek olan (mecazen de kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (huk). suç işlendiği anda zanlının başka yerde bulunduğunu ispat etmesi; ABD, (k).dili özür, mazeret.

Şifalı Bitki

(Ekşimuşmula): Gülgillerden; kırlarda yabani olarak yetişen bir ağaçtır. Meyveleri; küçük muşmulaya benzer, kırmızı renklidir. Tadı mayhoştur. Hekimlikte meyvesi kullanılır. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recipient. buyer. consumer. customer. purchaser. client. taker. addressee. receiver. receiving set. acceptor. accepter. consignee. distributee. pickup. recipient. set. sounder. vendee. wireless receiving set. wireless set.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressee. buyer. client. customer. purchaser. recipient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buyer. addressee. receiver. sink. taker. client. consignee. purchaser. shopper. recipient. customer. emptor. film camera. getter. motion picture camera. perquisitor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yabancı uyruklu; yabancı özellikleri olan; yerleşmemiş; uymamış, intibak etmemiş.

Türkçe Sözlük

1. Bir müddet için bir yerde tutmak: Beni yatıya alıkoydular. 2. Bir kimsenin yapmakta olduğu veya yapmak istediği işe engel olmak: Adamcağızı yolundan alıkoydular. 3. Bir maksatla ayırıp bir kenarda tutmak: Bu defteri arkadaşım için alıkoydum.

Türkçe Sözlük

(A. «ilim» den). Bilir. Alîmallah = Allah bilir. Yemin yerine kullanılan bu tâbir, Arapça’ya mahsustur. «Alîm-aliah» suretinde dahi yazılıp o halde «Allah alîm» de denir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok okumuş, bilgin.,2.Çok bilen. 3.Sonsuz. İlim sahibi. Allah’ın sıfatlarındandır. Kur’an’da Cenab-ı Hakk’ın ismi olarak 13 yerde geç(Erkek İsmi) “Abd” takısı alarak da kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahsis etmek, yerini tayin etmek. alloca'tion (i). tahsis etme, yerini tayin etme, tahsisat.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

Ülke


Daha Büyük Görüntüle . Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üst karşılığı, zîr, taht: Yerin üstü de bir altı da bir. 2. Arka, geri, son: Bu işin altı iyi çıkmıyacak. 3. Gerideki kısım, mâbad, başka cihet: Hikâyenin altı daha gariptir. 4. Aşağıda, bir diğer şeyin aşağılında bulunan, esfel, tahtanî: Alt kat, alt çene. 5. Bir şeye mâruz bulunan: Top altı, rüzgâr altı. Alt alta = Birbirinin altında. Alt aşağı vurmak = Galebe çalmak, yere vurmak. Alta almak = Mağlûb etmek, yenmek. Altüst = Yukarısı aşağı ve aşağısı yukarı gelecek surette, zîr-ü zeber. Altüst etmek = Çok karıştırıp zîr-ü zeber etmek. Alt olmak = Mağlûb olmak, yenilmek, bahiste kaybetmek. Alt etmek = Mağlûb etmek, yenmek, bahiste yenmek. Alt başında = Fasılasız altında, yanında. Alt taraf, alt yan = Bitişik olan aşağı yön, mâbad. Altta kalmak = 1. Mağlûb olmak, yenilmek. 2. Minnettar olmak, bir iyilik görüp de karşılıkta bulunamamak. Altlı üstlü = fevkanî ve tahtanî, aşağısı ve yukarısı beraber: Bu ev altlı üstlü kiraya verilir. Ayakaltı = Geçiş yeri, yol üstünde olan. Ayak altına almak = Çok dövmek, hakir görmek. Elaltından = Gizlice, hafiyyen. El altı = Maiyet, tab’alar. Bıyıkaftı = İstihza: Bıyıkaltından gülmek. Çene altı = Çene altında gerdanın sarkan yeri, gabgab. Hasıraltı, minderaltı = İhmal, yapmama. Saman altından su yürütmek = Aslâ belli olmıyacak surette desiseler kurmak. Dam altı = Ustü örtülü yer, bina. Kubbe altı = Eskiden meclis yeri. Topkapı Sarayı’nda Dİvân-ı Hümâyûn denen Osmanlı hükümetin toplandığı yer. Kahvaltı = Sabah kahvesiyle beraber yenen yemek, kahvaltı, acele olarak yenen şey: Kahvaltı etmek = Bu yemeği yemek. Yer altı = Bodrum, mahzen. Alta, altta, alttan tâbirleri mekân ve harf-i cer mânâsını ifade ederler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttom layer. bottom course. substratum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurban kesilen yahut buhur yakılan özel yüksek yer, sunak, kurban taşı, mezbaha; altar, mihrap; aşai rabbani sofrası. altar-piece (i). mihrabın arkasındaki veya üstündeki mozaik, heykel veya resim. altar rail mihrabın önündeki parmaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). karşılıklı, almaşık, münavebeli; (bot). karşılıklı olmayan, almaşık ;(i). icabında başkasının yerini alabilen kimse, vekil. alternately (z). münavebe ile, sıra ile.

Yabancı Kelime

Fr. alternatif

1. seçenek, 2. almaşık, 3. fiz. dalgalı

1. Birinin yerine seçilebilecek bir başka yol, yöntem. 2. Almaşlı olarak işleyen. 3. Belli dalga boylarını alabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). münavebe, birbirinin yerini alma; birbirini takip etme; değişim , tahavvül.

Türkçe Sözlük

Beş ile yedi arasındaki sayı, Arapça sitt, Farsça şeş, 6; onaltı = Sitt aşar, 16; altıda bir = Südüs. Altı-okka = Yorgan içinde birini arka üstü yatırıp ellerinden ve bacaklarından tutarak yukarı kaldırdıktan sonra yere bırakaraktan icra olunan oyun ki, çocuklar arasında mızıkçılık edenlere ceza olarak yapılır.

Yabancı Kelime

Fr. altimètre

yükseklikölçer

Bulunulan yerin yüksekliğini gösteren aygıt.

Şifalı Bitki

(solidago officinalis): İdrar tutukluğu, albümin, nefrit, üremi ve sistit tedavisinde kullanılan bir çeşit bitkidir. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Şifalı Bitki

(ipeka): Güney Amerika’da yetişen bir bitkidir. Kullanılığı yerler:Az miktarda kullanıldığı takdirde tatlandırıcıdır. Yüksek dozlarda kullanılırsa kusturur, ishal yapar. Müzmin bronşitte ifrazatı artırır.

Türkçe Sözlük

(f. mantık). Umumî bir mefhumun altında hususî diye alınan bîr şeye, yer vermek, idraç etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yüksek yer, yükseklik. 2. Gök.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yüksek yer, yükseklik. 2.Gök, sema.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nişanın konduğu yer, hedef mahalli, nişangâh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آماجگاه] nişan alınan yer.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Eski çağların Amazonları’na benzetilerek: Erkek gibi, savaş saflarında yer alan kadın. 2. Ata binen kadın.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eşyayı taşınabilir bir hale koymak için sarma veya sandığa yerleştirme işi, sarmalama, sandıklama.

Türkçe Sözlük

(i.) (kelimenin aslı Arapça olup, ancak Arapça’da hemzesi medsizdir). 1. Zahire vesaire koymaya mahsus büyük sandık. 2. Mal vesaire koymaya ve saklamaya mahsus yer, mahzen, mağaza, depo. 3. Geminin yük koymaya mahsus yeri. 4. Savaş gemilerinde topların sıralandığı kat: İki anbarlı, üç anbarlı gemi. Ambar-emini = Ambarcı, gümrük vesairede enbarın muhafaza ve idaresine mamur adam. Der ambar etmek = Ambara koymak. Kırkambar = Muhtelif şeyleri havi dükkân vesaire. İnsan hakkında: Geniş ansiklopedik bilgisi olan adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir paranın veya malın kullanılması veya başka bir yere götürülmesi, bir geminin bulunduğu limandan ayrılması yasağı.

Şifalı Bitki

(kadıntuzluğu): Yabani, çalı şeklinde, sarı çiçekli bir ağaçtır. Kökü acıdır. Yaprakları ve yemişi tatlıdır. Seyrek ormanlarda bulunur. Boyu 2-3 metre arasındadır. Meyvelerinde bol miktarda C vitamini vardır. Meyveleri, kabukları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarını iyileştirir. Ateşi düşürür. Hazım bozukluklarını giderir. Bağırsak iltihaplarını tedavi eder. Öksürüğü keser. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Ağız yaralarını iyileştirir. Kan dolaşımını düzenler. Yüksek tansiyonu düşürür. Siyatik, romatizma ve eklem ağrılarını giderir.

Şifalı Bitki

(croton elutheria): Antil adalarında yetişen “liquidamber/sığla ağacı” denilen ağacın kabuğudur. Kabukların dışı kahverengiye yakın gri; içi ise sarıdır. Yandığı zaman hoş bir koku verir. Kullanıldığı yerler: Dizanteri ve ishali keser. Hazım bozukluklarını giderir. Kansızlıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gezmek, yürümek. ambulant (s) seyyar, gezici; (tıb). vücudun bir tarafından başka tarafına geçen; (tıb). hastayı yatırmaya lüzum göstermeyen. ambula'tion (i). gezme, gezinme, gezicilik. am'bulatory (i)., (s)., (mim). gezilecek yer; (s). g

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kast, niyet, bilerek ve isteyerek, tasavvur ve kararlaştırarak bir şey yapma: Cinayet fiilinden amd, cezanın şiddetlenmesine sebep olur; bu işte amd yoktur.

Türkçe Sözlük

(A.). Kasden, bilerek ve isteyerek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

Türkçe Sözlük

(A.). Fiilen, işliyerek yaparak, çalışarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عملا] bilfiil, işleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Amerika kıtalarına mensup; Amerika Birleşik Devletlerine ait;(i). Amerika kıtalarının yerlisi; Amerika Birleşik Devletleri tebaasına ait olan kimse.

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Pasifik Okyanusu’nda adalar grubu.

Coğrafi konumu: 14 20 Güney enlemi, 170 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: toplam: 199 km².

Kara: 199 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 116 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, güneydoğudan hafif rüzgarlar esmekte; Kasım - Nisan ayları yağışlı, Mayıs - Ekim ayları kuru geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklı beş volkanik ada, sınırlı kıyı ovaları, iki mercan adası yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lata dağı 964 m.

Doğal kaynakları: Sünger taşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %10.

Ormanlık arazi: %70.

Diğer: %10 (2005 verileri).

Doğal afetler: Aralık - Mart ayları arasında ortaya tufanlar çıkmaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 57,794 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %34.7 (erkek 10,388; kadın 9,654).

15-64 yaş: %62.4 (erkek 18,698; kadın 9,654).

65 yaş ve üzeri: %2.9 (erkek 633; kadın 1,071) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.19 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -21.11 mülteci/1,000 nüfus (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.08 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.08 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.59 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.06 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 9.07 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.05 yıl.

Erkeklerde: 72.48 yıl.

Kadınlarda: 79.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Amerikan Samolilisi.

Nüfusun etnik dağılımı: Samoliler (Polonezler) %89, Beyaz ırklar %2, Tongan %4, diğer %5.

Dinler: Hıristiyanlar %50, Roma Katolikleri %20, Protestanlar ve diğer %30.

Dil: Samoaca, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %97.

Erkeklerin: %98.

Kadınların: %97 (1980 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: American Samoa.

kısaltma: AS.

ingilizce: American Samoa.

Başkent: Pago Pago.

Bağımsızlık günü: yok (ABD yönetiminde).

Milli bayram: Bayrak günü, 17 Nisan (1900).

Anayasa: 1966’da imzalanmış, 1967 yürürlüğe girmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Toprakların %90’ı halka aittir. Ekonomik aktiviteler ABD’ye kuvvetli şekilde bağlıdır ve ABD Amerikan Samoa’sının diş ticaret hacminde büyük rol oynamaktadır. Ton balığı üretimi ve ihracatı Amerikan Samoa’sı ekonomisinin en başlıca unsurlarından biridir.

İş gücü: 17,630 (2005).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: devlet %33, ton balığı avcılık ve üretimi %34, diğer %33.

İşsizlik oranı: %29.8 (2005).

Bütçe: gelirler: 121 milyon $; Giderler: 127 milyon $.

Endüstri: Tonbalığı üretimi, el sanatları.

Elektrik üretimi: 130 milyon k

Türkçe Sözlük

(i. amonyak kelimesinden, kimya). Amonyakın hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle meydana gelen bir birleşikler sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Babanın kızkardeşi, dilimizde bunun yerine sehven hala sözünü kullanıyoruz. Halbuki hala, teyze demektir, asıl Türkçesi çiçe’dir. Bu terkedilmiş kelimenin canlandırılması böyle yanlış bir Arapça kelimenin kullanılmasından elbette hayırlıdır.

Türkçe Sözlük

Kötülükleri uzaklaştırdığına, uğur getirdiğine, hastalıkları iyileştirdiğine ve özel güçlere sahip olduğuna inanılan , doğal ya da insan eliyle yapılmış nesne; bir tür nazarlık ya da muska. Üstte taşınabildiği gibi çeşitli yerlerde de saklanabilir. Değerli taşlar, metaller, hayvan dişleri ve pençeleri gibi pek çok nesne amulet olarak kullanılmıştır. Amuletin kökeni Eski Mısır`a dayanır.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Bazı Arapça tabirlerde bulunur). An asi = Aslından. An cehl = Bilmeyerek. An samîm-ül-kalb = Yüreğin içinden, gönülden. An-gıy&b = Gıyaben, hazır olmaksızın, görmezsizin. An kasdin = Kasıtla, isteyerek. An karîb = Yakında, An yed = Elden ele. Anhu (mü. anhâ) (tes. anhamâ) (c. anhüm): Ondan, onlardan. Radıyallahüanhüm = Allah onlardan razı olsun. Anhâ = Bizden. Anküm = Sizden. Radiyallâhu, anhâ ve anküm Allah bizden ve sizden hoşnut olsun. Anhâ mlnhâ = Şundan bundan, şu bu, öte beri, şöyle böyle ederek.

Türkçe Sözlük

Uzak için isim olup «şu bu» yerine nadiren An ve İn veya İn An kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(e. F.). 1. Çokluk edatı: Şah-An = Şahlar. Zen-An = Kadınlar. 2. Sıfat edatı. Hiras-An = Korkaklar. 3. Kelimeyi zarf yapar: GÜy-An = Söyleyerek.

Türkçe Sözlük

Cehaletle, bilmeyerek, bilmezlikle.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Ana hal ve sıfatı, validelik. 2. Ana yerini tutan kadın, ahret anası.

Şifalı Bitki

(Anis, Anis, Anise): Haziran-Agustos aylarında, beyaz renkli çiçekler açan, 50-60 cm yüksekliğinde, bir senelik bitki. Gövde dik, silindir biçiminde, içi boş, çok dallı, tüylü ve üstü çizgilidir. Alt yaprakları uzun saplı, oval veya kalb biçimindedir. Çiçekler bileşik şemsiyelerde toplanmışlardır. Meyveleri armut şeklinde küçük, üzeri tüylü, yeşilimsi sarı renklidir. Başta Ege bölgesi olmak üzere bütün Anadolu’da bahçelerde yetiştirilir. Kültür anasonunun vatanının Anadolu olduğu tahmin edilmektedir. Meyvalarında nişasta, müsilaj, sabit ve uçucu yağ bulunmaktadır. Uçucu yağ miktarları bitkinin cinsine ve yetistiği yerin şartlarına bağlıdır. Uçucu yağın % 80-90’i anetoldür. Anetol, zehir etkili fakat bu etkisi şok olmayan bir maddedir. Meyvelerinden su buharı distilasyonu ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve karakteristik kokuludur. Anason tıpta midevi, bağırsak gazlarının teşekkülünü önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalb çarpıntısı rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındığında baş ağrısı, uyuşukluk, görme zorluğu yapar. Daimi kullananlarda anisizm hastalığına sebeb olur. Bilhassa çocuklara uyku vermede, midede teşekkül eden gazları gidermede çok faydalıdır. Bebekler için bir çay kaşığı tohum bir bardak suya olmak üzere çay olarak hazırlanır. Yemeklerden önce veya süte katılarak bir kaç çay kaşığı verilir. Büyükler % 1-2’lik çayını günde 2-3 bardak alabilir. Türkiye’de Bütün Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyvaları ve yapraklarıdır. Meyveleri tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır ve gölgede kurutulur. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığıi giderir. Mide ve barsak gazlarını söktürür. İdrar artırır. Migren ağrılarını keser. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), demirlemek, lenger atmak. anchorable (s). demirlenebilir. anchoringplace (i). demirleme yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). demir, çapa, lenger; iki duvarı birbirine tutturan demir; halat çekişme oyununda en arkada duran adam; çıkar yol, dayanak noktası. anchor ground gemi demirleyecek yer, demir yeri. anchorhold (i). demirin tutması; emniyet. at anchor

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demirleme yeri, liman; demirleme, demirlenmiş olma; güven, emniyet ; demirleme harcı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ardıç nevinden çalı. 2. Şehir haricinde vaki çalılık yer. 3. Fahişelerin toplandığı yer. Andiz otu: Arapça’da kınıs ve zencebil-iş-şâm ve Farsça’da rasen denilen bir tıbbî bitki.

Şifalı Bitki

(Atgözü, Kızılağaç, Inula, Inula helenium, Annuèe inule): Bileşikgillerden, nemli yerlerde yetişen, 1 metre kadar sapı olan bir çesit ottur. Yaprakları büyük, yumuşak ve yuvarlaktır. Çiçekleri sarı renkte olup, acı ve kokuludur. Kökü kalındır. Meyveleri küçük, fıstık kozalağına benzer. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Balgam söker. Mikropları öldürür. Vücudda biriken tuzu atar. Üremi, nefrit, sistit, İdrar yolları hastalıklarında faydalıdır. Nefes darlığıını giderir. Karaciğer hastalıklarını tedavi eder. Kaşıntıları keser. Fazla kullanıldığı zaman, mide bulantısı yapar.

Ülke

(Andorra) Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa’da, Fransa ile İspanya ortasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 30 Kuzey enlemi, 1 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 468 km².

Kara: 468 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 120.3 km.

Sınır komşuları: Fransa 56.6 km, İspanya 63.7 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: ılıman; kışları karlı ve soğuk, yazları kuru ve ılık geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklar ve dar vadilere sahiptir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Riu Runer 840 m; en yüksek noktası: Coma Pedrosa 2,946 m.

Doğal kaynakları: hidro enerji, kaynak suları, kereste, demir yatakları, kurşun.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

Otlaklar: %45.

Ormanlık arazi: %35.

Diğer: %18 (2005 verileri).

Doğal afetler: çığ, kar fırtınaları.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 71,201 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %14.7 (erkek 5,456; kadın 4,254).

15-64 yaş: %71.04 (erkek 26,632; kadın 24,172).

65 yaş ve üzeri: %14 (erkek 4,918; kadın 5,029) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.89 (2006 verileri).

Mülteci sayısı: 6.47 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.07 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.9 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.98 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.08 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 83.51 yıl.

Erkeklerde: 80.61 yıl.

Kadınlarda: 86.61 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.3 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Andoralı (Andorra).

Nüfusun etnik dağılımı: İspanyollar %43, Andoralılar (Andorra) %33, Portekizliler %11, Fransızlar %7, diğer %6 (1998).

Dil: Katalanca (resmi), Fransızca, Kastilyanca.

Din: Katolik.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Andora (Andorra) Prensliği.

kısa şekli : Andora (Andorra).

Yerel tam adı: Principat d’Andorra.

yerel kısa şekli: Andorra.

Yönetim Biçimi: Parlamentoyla Yönetilen Yetkisiz Prenslik.

Başkent: Andorra la Vella.

İdari bölümler: 7 bölge; Andorra la Vella, Canillo, Encamp, La Massana, Escaldes-Engordany, Ordino, Sant Julia de Loria.

Bağımsızlık: 1278.

Milli bayram: 8 Eylül (1278).

Hukuk sistemi: Fransa ve İspanyol hukuku temel alınmıştır. Andoralı seçmenler 715 yıllık feodal sistemi sona erdirmişler ve 14 Mart 1993’te parlamenter bir hükümet sistemi benimsemişlerdir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmi

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kasık altı, ot yeri.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Oturulacak yerleri kademe kademe yükselen büyük yapı. 2. Kademeli şekilde yükselen arazi.

Türkçe Sözlük

(Yahut ankarya) (i. Y. F.). Ahaliye ücretsiz gördürülen iş, işçi ve hayvan ve araba vesairenin ücretsiz hükümet işine kullanılması (Ar.) suhra, (mec.) Gönülsüz, istemeyerek ve ehemmiyet vermeksizin: Angarya işlemek, dinlemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük Britanya’da yerleşen Germen ırkından aşiretlerin adı. 2. Ana dili İngilizce olan şahıs.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Afrika’da, Güneyde Atlas Okyanusu ile, Namibya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 30 Güney enlemi, 18 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 1,246,700 km².

Kara: 1,246,700 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,198 km.

Sınır komşuları: Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,511 km, Kongo Cumhuriyeti 201 km, Namibya 1,376 km, Zambiya 1,110 km.

Sahil şeridi: 1,600 km.

İklimi: Güney ve Luanda sahil şeridi boyunca kuru bir iklim hakimdir; kuzeyde Mayıs - Ekim ayları arasında serin ve kuru, Kasım - Nisan ayları arasında sıcak ve yağmurlu bir mevsim sürmektedir.

Arazi yapısı: Kıyıdan başlayan dar ovalar iç kısımlara gidildikçe yerlerini geniş yaylalara bırakmaktadırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Morro de Moco 2,620 m.

Doğal kaynakları: petrol, elmas, demir yatakları, fosfat, bakır, altın, boksit, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %43.

Diğer: %32 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 800 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Şiddetli yağışlar periyodik su baskınlarına neden olmaktadır.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 12,127,071 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.7 (erkek 2,678,185; kadın 2,625,933).

15-64 yaş: %53.5 (erkek 3,291,954; kadın 3,195,688).

65 yaş ve üzeri: %2.8 (erkek 148,944; kadın 186,367) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.45 (2006 verileri).

Mülteci sayısı: 3.55 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.03 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.8 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.02 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 185.36 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 38.62 yıl.

Erkeklerde: 37.47 yıl.

Kadınlarda: 39.83 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.35 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Angolalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Ovimbundular %37, Kimbundular %25, Bakongolar %13, Melezler (Avrupalılar ve Afrika yerlilerinin karışımı) %2, Avrupalılar %1, diğer %22.

Din: Yerel inançlar %47, Roma Katolikleri %38, Protestanlar %15 (1998 verileri).

Dil: Portekizce (resmi), Bantuca ve diğer Afrika dilleri.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfus: %66.8.

erkekler: %82.1.

kadınlar: %53.8 (2001 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Angola Cumhuriyeti.

kısa şekli : Angola.

Yerel tam adı: Republica de Angola.

yerel kısa şekli: Angola.

Eski adı: Angola Halk Cumhuriyeti.

Yönetim Biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Luanda.

İdari bölümler: 18 il; Bengo, Benguela, Bie, Cabinda, Cuando Cubango, Cuanza Norte, Cuanza Sul, Cunene, Huambo, Huila, Luanda, Lunda Norte, Lunda Sul, Malanje, Moksico, Namibe, Uige, Zaire.

Bağımsızlık: 11 Kasım 1975.

Milli bayram: Kurtuluş günü, 11 Kasım (1975).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayip Denizinde ada, Porto Riko’nun doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 18 15 Kuzey enlemi, 63 10 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 102 km².

Kara: 102 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 61 km.

İklimi: Tropikal iklim.

Arazi yapısı: Zemininde kireç taşı bulunan yassı bir mercan adası.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Crocus Tepesi 65 m.

Doğal kaynakları: tuz, balık, ıstakoz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %100 (genellikle kayalıklardan oluşur) (2005).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar yaygındır. (Temmuz - Ekim).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 13,477 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %22.8 (erkek 1,557; kadın 1,510).

15-64 yaş: %70.4 (erkek 4,878; kadın 4,608).

65 yaş ve üzeri: %6.9 (erkek 412; kadın 512) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.57 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 6.9 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.03 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.06 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.81 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.03 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 20.32 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 verileri).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.28 yıl.

Erkeklerde: 74.35 yıl.

Kadın: 80.3 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.73 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Anguilla.

Dinler: Anglikan %29.

Dil: İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 12 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.

erkekler: %95.

kadınlar:: %95 (1984 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Anguilla.

Başkenti: Pago Pago.

Milli bayram: Anguilla Günü, 30 Mayıs.

Anayasa: 1 Nisan 1982; 1990’da değiştirilmiştir.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Anguilla kısıtlı miktarda doğal kaynaklara sahiptir, ekonomisi konfor turizmi, ıstakoz ürünleri, mültecilerden gelen para havaleleri sayesinde gelişme göstermiştir.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi: - 108.9 milyon $ (2004 verileri).

GSYİH (Reel Büyüme): %10.2 (2004 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3.

İş gücü: 6,049 (2001).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: ticaret %36, hizmet %29, inşaat %18, taşımacılık %10, imalat %3, tarım/balıkçılık/ormancılık/madencilik %4.

İşsizlik oranı: %8 (2002 verileri).

Bütçe: gelirler: 22.8 milyon $; Giderler: 22.5 milyon $.

Endüstri: Turizm, tekne yapımı, denizaşırı finansal hizmetler.

Endüstrinin büyüme oranı: %3.1 (1997 verileri).

Tarım: Az miktarda tütün, sebzeler; büyük baş hayvanlar.

İhracat tutarı: 14.56 mily

Yabancı Kelime

Fr. animation

sin. ve <İ>TV canlandırma

1. Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sırasında hareket duygusu verebilecek bir biçimde düzenleme ve filme aktarma işi. 2. Otel, tatil köyü vb. turistik yerlerde konukları eğlendirmek için çeşitli oyunlar, gösteriler yapma.

Yabancı Kelime

Fr. animateur

canlandırıcı

Otel, tatil köyü vb. turistik yerlerde konukları eğlendirmek için çeşitli oyunlar, gösteriler yapan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Ekin biçildikten sonra, yerde köke bitişik kalan saman uçları.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. tıp). Genel olarak bademciklerde yerleşen veya boğazın her yanına dağılan iltihapların umumî adı.

Türkçe Sözlük

(f.). Anlaşılmak, malûm olmak. (Bugün bırakılmış olup «anlaşılmak» fiili yerini tutmuştur).

Türkçe Sözlük

(f.). Malûm olmak, akıl erdirilmek: İşin hakikati anlaşılamadı. («Anlanmak» yerine geçmiştir).

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Anlatır). 1. İfham, tefhim etmek, anlayacak surette ifade etmek: Bu adama maksadımı anlatmağa çalışıyorum. 2. Öğretmek, tâlim, ders vermek: Ders anlatıyor. 3. Açıkça söylemiyerek remiz ve imâ ile ifade etmek: Ben yarın gelmeyeceğimi anlatır gibi oldum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıllık taksit; tahsisat, her yıl tahsil edilen belirli bir gelir; hizmete bedel olmayarak bir yerden verilen yıllık maaş.contingent annuity şarta bağlı yıllık maaş. deferred annuity ilerde belirli bir zamanda verilecek yıllık maaş. join

Yabancı Kelime

Fr. annonceur

sunucu

Radyoda, televizyonda, bir eğlence yerinde programı sunan, açıklayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i). önce gelen, evvel, mukaddem; (i). önerti; geçmişte vaki olay; geçmiş, mazi; ,(cog). ced, soy; (gram). zamirin yerini aldığı isim veya tümleç; (mat). bir denklemin ilk ünitesi.

Şifalı Bitki

(Şam fıstığı): Antepfıstığıgiller familyasındandır; Gaziantep havalisinde yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde bir ağaç ve bunun meyvesidir. İçeriğinde sabit yağ, sakkaroz ve proteinli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudun gelişmesini sağlar. Bedeni ve zihni gücü arttırır. Cinsel istekleri kamçılar. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Genel Bilgi

Arabamızın motoru arabayı yürütecek gücü sağlarken bir yandan da ısı üretir. Motor bloğu içinde devamlı dolaşan su ile motor soğutulur. Motordan aldığı ısı ile ısınan bu su da radyatörde havanın yardımıyla soğutulur.

Kapalı bir çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak, herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında varırız.

Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce, arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına mani olacak ‘anti-firiz’ dediğimiz sıvı ilave edilir.

Motorun soğutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum korunma sağlanmış olmaz mı?

Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.

Suyla karışabilen her şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan etkileri bakımından tavsiye edilmez.

İlk otomobillerde şeker ve balın antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla ‘etilen glikol’ denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor.

Suyun içine katılan kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü, moleküllerinin su molekülleri ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.

Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası yoktur aksine zararı vardır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında bulunan bir ada, Porto Riko’nun güney doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 17 03 Kuzey enlemi, 61 48 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 442.6 km² (Antigua 281 km² ; Barbuda 161 km²).

Kara: 442.6 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 153 km.

İklimi: tropikal deniz iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla yassı olan kireçtaşı ve mercan adaları, birkaç volkanik arazi bulundururlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Boggy Doruğu 402 m.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

Otlaklar: %9.

ormanlık: %11.

Diğer: %62 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar (Temmuz - Ekim arası); periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 69,108 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.6 (erkek 9,716; kadın 9,375).

15-64 yaş: %68.5 (erkek 23,801; kadın 23,524).

65 yaş ve üzeri: %3.9 (erkek 1,020; kadın 1,672) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.55 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.08 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.61 erkek/kadın Toplam nüfusta: 1 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 18.86 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.16 yıl.

Erkeklerde: 69.78 yıl.

Kadınlarda: 74.66 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

Ulus: Antiguanlar, Barbudanlar.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar, Britanyalılar, Portekizler, Lübnanlılar, Suriyeliler.

Dinler: Anglikan (baskın), diğer Protestanlar, Roman Katolikleri.

Dil: İngilizce (resmi), yerel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %85.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Antigua ve Barbuda.

ingilizce: Antigua and Barbuda.

Yönetim biçimi: Anayasal monarşi altında parlamenter demokrasi.

Başkent: Saint John’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 bağımlı bölge; Barbuda, Redond, Saint George, Saint John, Saint Mary, Saint Paul, Saint Peter, Saint Philip.

Bağımsızlık günü: 1 Kasım 1981.

Milli bayram: Bağımsızlık Günü, 1 Kasım (1981).

Anayasa: 1 Kasım 1981.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Feder

Yabancı Kelime

Fr. antipathique

sevimsiz, itici, soğuk

1. Hoşa gitmeyen. 2. Soğuk, benimsenilmeyen, sevimsiz, sevilmeyen, beğenilmeyen. 3. Sevimsiz veya yersiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeryüzünün aksi tarafında olan; bir şeyin taban tabana zıddı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çog).. yeryüzünün aksi tarafında bulunan yer; yeryüzünün aksi taraflarında oturanlar; tabiat, mizaç ve ahlâkça bir başkasına taban tabana zıt olan kimse yahut şey; birbirine zıt iki kimse yahut iki şey.

Türkçe Sözlük

Tarafların bir işi üstlerine alıp yerine getireceklerine karşılıklı olarak söz vermesi fiili. Ahitleşmek.

Yabancı Kelime

Fr. entrée

giriş

Bir yapıda içeri geçilen yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance. foyer. vestibule. doorway. foyer giriş. methal.

Sağlık Bilgisi

Anus (şerç-makat); yani sindirim kanalının doğrubağırsak denilen son kısmındaki çıkış deliği veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kaşıntıların nedeni çeşitlidir. Bunlar arasında; kılkurtları, sümüksü akıntı, basur, çatlak, ishal veya kabızlık, egzama (mayasıl), sinir bozukluğu veya yeteri kadar temizliğe dikkat edilmemesi sayılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, zeytinyağı

Hazırlanışı : 2 çorba kaşığı süzme bal ile 2 tatlı kaşığı zeytinyağı karıştırılır. Bir pamukla kaşınan yere sürülür. 4 saat sonra, ılık sabunlu su ile yıkanır. Şikayetler geçinceye kadar aynı işleme devam edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). herhangi bir yere veya yerde, her yere, hiç bir yere.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gelenek, örf ve Adet 2. Hadîs-i Şerif vesair nakliyâtın falandan filandan diyerek isnadı, rivayetin teselsülü: Her Hadîs-i Şerifi an’anesiyle beyan ediyor. 3. mec. Bir havadisin nereden gelip kimler tarafından naklolunduğunu etrafiyle arayıp tahkik etme.

Sağlık Bilgisi

Körbağırsağın iltahaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Müzmin apandisitte; kat’iyetle ilaç verilmez. Ameliyat gerekir. Had apandisit; karnın ortasından başlayıp, sağ alt kısma yerleşen bir ağrı ile kendini gösterir. Hazımsızlık ve gazdan şikayet edilir. Kusma görülebilir bazen de miğde bulantısı olur.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Böğürtlen yaprağı, su. 2- Dut kurusu

Hazırlanışı : 1-Çaydanlığa bir avuç böğürtlen yaprağı konur. 15 dakika kaynatıp süzülür. Günde 3 çay bardağı içilir. 2- Dut kurusu çayı ılık olarak içirilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). bir gezegen veya bir kuyruklu yıldız yörüngesinin güneşten en uzak olan ucu, afel, evc, yeröte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arı kovanlarının bulunduğu yer, arı kovanı.

Türkçe Sözlük

(i.) (apuş dahi yazılabilir). Oyluğun iç tarafı, budun iç yüzü. Apış ayrılmak = Yere gelmek (hayvan) çatlamak, bacaklarını açarak dikilip durmak.

Türkçe Sözlük

(f.) (upuşmak dahi yazılabilir). 1. (Hayvan) apışlarım açıp çatlaya kalmak. 2. Bir yere dikilip durmak, ileri gidememek. 3. Bir işin uhdesinden gelememek, Aciz kalmak; şaşırıp kalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). bir gök cisminin (özellikle ayın) yörüngesinin yeryüzünden en uzak noktası, apoje; doruk, zirve.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). vücudun bazı yerlerinde bulunan mukavim bir deri, akderi, akortü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, münasip, yerinde. appositely (z). uygun bir şekilde. appositeness (i). uygunluk, yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münasip, uygun, yerinde; mahsus, has. appropriately (z). uygun bir şekilde. appropriateness (i) uygunluk , yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygun bulma, onama, onaylama, tasvip, razı olma, resmi izin. on approval muhayyer olarak, beğenilmediği takdirde geri verilmek şartıyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, münasip; (z). bu münasebetle, sırası gelmişken (söz veya fikir).

Türkçe Sözlük

(i. Fr., matematik). 1. Yönlü bir eksen üzerinde bulunan bir noktanın, başlangıç noktasına olan uzaklığının cebir bakımından değeri: Bir eksen üzerindeki noktalar apsisleriyle belirtilir. 2. Bir noktanın uzaydaki yerini tesbite yarıyan ana çizgilerden yatay olanı. (bk.) Koordinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). gezegenin yerçekimi merkezine en uzak ve en yakın noktaları; elipsin tepeleri; (mim)., (bak). apse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)....eğiliminde olan, muhtemel, mümkün; çabuk kavrayan, zeki, anlayışlı; uygun, yerinde, münasip. apt to believe inanmak eğiliminde. aptly (z). uygun bir şekilde yerinde. aptness (i). uygun oluş; çabuk kavrayış, yatkınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) eğiliminde olan, muhtemel, mümkün ; çabuk kavrayan, zeki, anlayışlı; uygun, yerinde, münasip. apt to believe inanmak eğiliminde. aptly (z). uygun bir şekilde, yerinde., aptness (i). uygun oluş, münasip oluş; çabuk kavrayış, yatkınlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Armor Rating To achieve a hit, you must roll over the character's AR Rolls Equal to or less than the AR, down to a 10, are considered a hit to the opponents armor, and damage is figured to the SDC All Player Characters have a natural AR of 12 Others have

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beyn, meyan: Aramızda, beynimizde. 2. Fasıla, bu’d, mesafe: On mil arası vardır. 3. iki vak’a arasında geçen zaman, esna: O arada, o esnada, aradan beş gün geçti. 4. Mühlet, fırsat: Ara vermedi, ara bulmak. S. Fasıla, inkıtâ: Ara vermeksizin, fasılasız, bilâ fasıla, aralıksız. 6. Münasebet, alâka: Aramız bozuktur. 7. İki şey arasında bulunan yer vesaire, mâbeyn: Kapı arası, ara duvarı. Ara açılmak = Bozuşmak. Ard ara = Biribirini takiben, devam: Ardı arası kesilmedi. Ard aradan = Dolayısıyle, münasebetiyle, bilmünasebe. Ara ara = Vakit vakit, Fars. gâh gâh, Ar. ahyânen. Araya almak = Kuşatmak. Her taraftan toplanmak, hücum etmek. Ara ayı = Hicrî takvimde zilkade ayı. Aralarını bulmak = Tarafları uzlaştırmak. Ara bağı = Burun zarı, kundak takımında çocukların bacakları arasına konulan bez. Bir arada = Birlikte, toplu olarak; meşguliyetten kurtulabilecek bir fırsat zamanında. Aradan çıkarmak = Tay, tarh ve ihraç etmek. Arada çıkarmak = Sair işler arasında yapıp geçmek. Ara sıra, arada sırada = Vakit vakit, bazan, ahyânen. Ara soğumak = Arkası aranmayıp unutulmak. Arada kalmak = Mesul olmak. Ara kapı = İki komşu arasında hususî kapı. Araya komak = Aracılık ettirmek. Bir araya gelme = Toplanmak, içtimâ etmek. Aradan geçmek = Mürur ve cereyan etmek. Araya girmek = Aracılık etmek. Araya gitmek = Nazarı dikkate alınmamak, ara, fâsıla vermek, kesmek, fâsıla bulmak, munkatî olmak.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arabaların konduğu yer. 2. Bir arabayı dolduracak miktarda eşya vesaire. Burada bir arabalık odun var.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Arap memleketi. Arap ahali ile meskûn yer, Cezîre-t-ül-Arab = Arabistan yarııVıadası: Arabistan’da çok dolaştığı için güzel Arapça söylüyor.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (asıl «arf-aref» in cemidir). Cennet’le Cehennem arasında bir set ve yer.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cennet ile cehennem arasındaki y(Erkek İsmi) 2.Sert, tepe. 3.Adetler, usull(Erkek İsmi) Arafat: Mekke’nin yakınında bulunup hacıların arefe günü durdukları yerdir. Bu duruş haccın rükünlerindendir.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Mekke-i Mükerreme yakınında olup, hacıların arafe günü durdukları yerdir ki, bu duruş haccın icaplarındandır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tiftikten ince külah ki, dervişler giyer.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iki şey arasındaki boşluk, fâsıla, mesafe: Tahta aralığı. 2. Birkaç oda vesaire arasındaki ufak açıklık: Kapı aralığı. 3. Vakit, zaman, fırsat: Aralık bulamadım, bir aralıkta. 4. Fâsıla, kesme, inkıtâ: Aralık vermek. Aralık aralık = Vakit vakit. Aralıkta = Diğer işler arasında. Aralığa gitmek = Nafile yere mahvolmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرام] dinlenme. 2.yerleşme. ârâm etmek yerleşmek

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arâm-gâh). 1. İstirahat yeri. 2. İkamet olunan yer. Oturulan yer, mesken. Me’vâ, menzil.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bulmaya çalışmak, araştırmak, cüst ü cû etmek: Kaçan atını arıyor. 2. İstemek, talebetmek: Hakkımı arıyorum. 3. Yoklamak, muayene ve teftiş etmek: Birinin ceplerini, üstünü aramak. 4. Ümit etmek, var zannında bulunmak: Bizde öyle şey aramal 5. Arzu etmek, bir şeyin olmasına çalışmak: Siz kavga arıyorsunuz. 6. Bakmak, kaydetmek, nazar-ı itibara almak: Ben öyle şey aramam. Arayıp bulmak = İsteyerek bir belâya duçar olmak. Çare aramak = Tedbir düşünmek. Gökte arayıp yerde bulmak = Umulanın haricinde olarak kolaylıkla maksada nail olmak.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.gönül rahatı. 2.Sevilen güzel. 3.Yer mekan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرامگاه] dinlenme yeri. 2.mezar.

Şifalı Bitki

(Maranta nisastası, Arrow-root): Sıcak iklimlerde yetişen “Maranta” adlı kamıştan veya ona benzer başka bitkilerin köklerinden çıkarılan beyaz bir tozdur. Nişastadan daha incedir. Kokusu ve tadı yoktur. Kullanıldığı yerler: Çocuk maması yapımında kullanılır. Süt çocuklarına ve nekahat dönemindeki hastalara verilir. Hastalıklardan sonra görülen halsizlikleri giderir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Baklagillerden, yerfıstığını veren bitki (Arachis hypogaea).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اراضی] yerler, arazi.

Şifalı Bitki

(Wacholder, Geniévre, Juniper): Kışın yapraklarını dökmeyen daimi yeşil ağaçlardan. Yaprakları küçük pulsu veya iğne şeklinde olup 1-2 cm uzunluğundadır. Bir evcikli veya iki evcikli bitkilerdir. Ardıç yemişi diye anılan kozalakları dişi ağaçlar üzerinde bulunur. Ardıç türleri kozalaklarının büyüklüğüne, rengine ve özellikle her kozalağın içinde bulunan tohumlarının sayısına göre birbirinden ayırt edilir. Çesitleri ve kullanıldığı yerler: Sıcak iklimlerde ve korunmuş alanlarda ağaç gibi büyümesine karşılık, soğuk bölgelerde çalı manzarasındadırlar. Genel olarak odunu yumuşak ve dayanıklıdır. Kurşun kalem yapılır. Kerestesi de demiryolu traversi olarak kullanılır. Bütün Kuzey Yarımküre’de yetişen 60 türü vardır. Memleketimizde 8 ardıç türü yetişmekte olup önemlileri şunlardır: - Katran ardıcı (Juniperus oxycedrus): Trakya ve Anadolu’da yaygındır. Çalı veya küçük bir ağaç şeklindedir. Yaprakları üçlü ve batıcıdır. Kozalakları kırmızımsı olup iki tohumludur. Dallarından elde edilen katranı cilt hastalıklarında kullanılır. - Adi ardıç (Juniperus communis): Memleketimizde Trakya bölgesinde tesadüf edilen çalımsı veya küçük agaçlardandır, yaprakları batıcıdır. Kozalakları mavimsi siyah renkli, üç tohumludur. İdrar söktürücü olarak kullanılır. - Bodur ardıç (Juniperus nana): Memleketimiz dağlarında, özellikle Kuzey Anadolu dağlarında geniş topluluklar meydana getirir. Kozalakları mavimsi siyah renklidir. Yenir ve idrar söktürücü özelliktedir. - Kokar ardıç (Juniperus foetidissima): Doğu Akdeniz Bölgesi ağacıdır. Memleketimizin dağlık yerlerinde yetişir. Sürgünleri dört köşeli, kozalakları mavimsi siyah renkli, 1-2 tohumludur. Yapraklar ezildiği zaman fena kokular çıkarır. - Yüksek ardıç (Juniperus excelsa): Memleketimizin dağlık bölgelerinde yetişir. Sürgünleri dört köşeli değildir. Kozalakları mavimsi siyah renkli, 4-6 tohumludur. - Finike ardıcı (Juniperus phoenicea): Batı ve Güney Anadolu’da yetişen çalımsı, bodur ağaçlardandır. Kozalakları kızılımsı kahverengi, 4-9 tohumludur.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ticaret eşyasını saklamaya yarar yer. 2. Böyle bir yerde saklanılan eşya için ödenen ücret.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. L.). Anfiteatr,. sirk gibi yerlerin ortasında gösterilerin yapıldığı alan.

Sağlık Bilgisi

Arı; bal ve balmumu yapan fakat, iğnesiyle sokan bir böcektir. Hassas bünyeli kimseleri soktukları zaman,onların şok geçirmelerine neden olabilirler. Eşek arıları ise; bal arılarına nazaran daha tehlikelidir. Arı sokmasında yapılacak ilk iş; arının iğnesini, ucu yakılmış bir iğne ile çıkarmaktır. Sonra arının soktuğu yerin alt ve üstünden sıkıca boğulur. Üzerine soğuk su dökülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Maydanoz. 2- Arpa unu, sirke.

Hazırlanışı : 1- Bir demet taze maydanoz iyice dövülür ve arının soktuğu yere sarılır. 2- Arpa unu, sirke ile karıştırılıp hamur yapılır. Arının soktuğu yere sarılır.

Genel Bilgi

Bir arı kolonisinde on binlerce işçi arı, binlerce erkek arı ve sadece bir tane ana (kraliçe) arı vardır. Ana arı kovanın her şeyidir, yokluğunda iş düzeni ve üretim durur. Ana arı kovanda tek olduğu gibi, ölümü halinde yerine geçebilecek ikinci bir arıya da izin vermez. Kovanda ana arı adayı olmak demek ölüm demektir.

Ana arının yok olmasına bir şekilde ölmesi neden olabileceği gibi arıcı tarafından da bilinçli olarak kovandan alınabilir. Ana arı yok olunca koloninin kendisine süratle yeni bir ana arı edinmesi gerekecektir. Bu yeni ana arı eskisinin yumurtladığı son yumurtalardan çıkacaktır.

Bu yumurtaların arı sütü ile beslenmesi, yeni ana arının arı sütü içinde doğuş ve gelişme evrelerini geçirmesi gerekmektedir. Burada görev yine işçi arılara düşer. İşçi arılar üst çene bezlerinden beyaz renkte, pelte kıvamında, hafif keskin koku ve tatta bir sıvı salgılarlar. İşte arı sütü budur. Bu salgı ile beslenen yumurtalar 16 gün sonra arı olarak gözü terk ederler.

Arı yetiştiricileri bu safhada larvaları yok ederek, arı sütünü kaşıklarla gözlerden toplarlar. Her bir gözden yaklaşık 0,1 gram arı sütü alınabilir. Yüzde 65’İ su, yüzde 35’i ise protein, yağ, şeker ve vitamin ihtiva eden kuru maddeden oluşmuştur.

Arı sütü, özellikle sinir sistemi hastalıklarında, yorgunluk sorunlarında, kısırlık ve damar sertliği tedavilerinde, insana güç ve zindelik kazandırmada kullanılan, doğrudan doğadan gelen önemli bir tabii gıdadır. Piyasaya saf veya bala karıştırılmış halde, draje veya tablet halinde sunulmaktadır.

Genel Bilgi

Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.

Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler. Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar koyarak onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.

Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz. Bu karışımın su oranının yüzde 17’ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.

Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.

İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.

Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.

Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar. Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.

Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.

Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler.

Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir. Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar:

l) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için;

2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.

Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır. İlginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.

Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.

Genel Bilgi

Altıgen diğer çokgenlere gore kenar uzunluklarının toplamı en kısa olan şekildir. Bunu bilen arı peteğini altıgen yaparak en az malzemeyle en fazla peteği üretir. Böylelikle malzeme tasarruflu kullanarak balmumu israfı önlemiş olur. Ayrıca altıgenler, yapıldığı petekte üretilen balı muhafaza etmek açısından maksimum hacim sağlar. Bir arı kolonisi peteklerini yatayla 7-8 derecelik bir açı yapacak şekilde inşaa eder. Bunun nedeni peteğin içine bırakılan balın yere dökülmemesidir. Ve bu açı hiçbir zaman şaşmamamıştır.

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kalkmak, yerinden kalkmak, doğrulmak; zuhur etmek; ortaya çıkmak, doğmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Avârız). Arız olan hâlet, sonradan meydana gelen eksiklik: Bir arızaya uğradı. Avârız-ı mütenevviaya (çeşitli Arızalara) dûçâr oldu. Yeryüzünün düzlüğünü bozan her çeşit iniş, çıkış, tepe, çukur v.s., engebe.

Ülke

(Argentina) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, güneyde Atlas Okyanusu kıyısında yer alır. Atlas Okyanusuna kıyısı 4.000 km`yi aşar. Güneyinde ve batısında Şili, kuzeyinde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğusunda Brezilya ve Uruguay yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Güney enlemi, 64 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 2,766,890 km².

Kara: 2,736,690 km².

Su: 30,200 km².

Sınırları: toplam: 9,665 km.

Sınır komşuları: Bolivya 832 km, Brezilya 1,224 km, Şili 5,150 km, Paraguay 1,880 km, Uruguay 579 km.

Sahil şeridi: 4,989 km.

İklimi: Arjantin, tamamen güney yarıkürenin ılıman iklim kuşağında yer alır. Kuzeyinde yağmurlu subtropikal iklim hakimdir, güney bölgesinde ise sub-kutupsal bir iklim hakimdir. Yazları hava sıcak ve rutubetli kışları ise serindir.

Arazi yapısı: Kuzeydoğudaki astropik düzlükler, Pampalar, Patagonya ve dünyanın en sarp yükseltilerinin bulunduğu Andlar Bölgesi olmak üzere Arjantin dört ana bölgeye ayrılır. Arjantin topraklarının büyük bölümü kıraç yada yarı-kıraçtır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Laguna Del Carbon -105 m; en yüksek noktası: Cerro Aconcagua 6,960 m.

Doğal kaynakları: Pampalarda verimli topraklar, kurşun, çinko, kalay, bakır, demir yatakları, manganez, petrol, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %52.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %19 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 15,500 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Andlar Bölgesinde yer alan San Miguel de Tucuman ve Mendoza arazileri deprem riski taşırlar; Pampalar başlayan şiddetli kasırgalar kuzeydoğuya doğru ilerleyebilirler; yoğun su baskınları yaşanabilir.

Coğrafi Not: Güney Amerika’nın ikinci en büyük ülkesi. (Brezilya’dan sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 39,921,833 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.2 (erkek 5,153,164; kadın 4,921,625).

15-64 yaş: %64.1 (erkek 12,804,376; kadın 12,798,731).

65 yaş ve üzeri: %10.6 (erkek 1,740,118; kadın 2,503,819) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.96 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.4 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.97 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 14.73 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.12 yıl.

Erkeklerde: 72.38 yıl.

Kadınlarda: 80.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 130,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Arjantinli.

Nüfusun etnik dağılımı: beyazlar (çoğunlukla İspanyol ve İtalyanlar) %97, melezler, Amerika Kızılderilileri ve diğer beyaz olmayan gruplar %3.

Din: Roma Katolikleri %92 , Protestanlar %2, Museviler %2, diğer %4.

D

Teknolojik Terim

Genellikle “dev ekran” televizyonlar olarak anılan bu büyük kasalı televizyonlar çoğunlukla en az 40 inç büyüklüğünde dahili ekranlara sahiptir. Bir kaç yıl öncesine kadar, tüm arka projeksiyonlu televizyonlar, görüntü yaratmak için üç CRT kullanırdı. CRTler kullanıldığı için ortaya nispeten ağır ve çok yer kaplayan — neredeyse zemin standlı olarak tasarlanan televizyonlar çıktı. DLP, LCD ve LCoS gibi daha yeni mikro ekranlı arka projeksiyon teknolojileri daha kompakt, hafif ve “masaüstü” dev ekran televizyonlar tasarlanabilmesine olanak sağlamaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. L. fizik). 1. Kuvvet akımını toplu bir hale koymak için mıknatısın kutupları arasına yerleştirilen demir parçası. 2. Kondansatörlerdeki iki iletken yüzeyden her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).zırh; hayvan ve bitkilerde zırh; (elek). armatür, mıknatısın iki kutbu arasına yerleştirilen demir parçası; bobin endüvisi.

Türkçe Sözlük

(i.). Armut şeklinde olan. Armudî altın (ve galatı: Armudiyye): Nazarlık yerine çocuklara takılan yassı ve ince, yazılı altın.

Şifalı Bitki

(pirus communis): Gülgillerden; çiçekleri beyaz bir ağacın meyvesidir. Armut; suluca yumuşak tatlı ve küçük çekirdeklidir. Rengi sarı ile yeşil arasında değişir. Ankara, Mustabey, Çengel, Kumla, Bey olmak üzere birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. İdrarı bollaştırır. Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder. Yüksek tansiyonu düşürür. Kanı temizler bütün salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir, kabızlığı önler. Sinirleri yatıştırır. Zihni yorgunluğu giderir. Susuzluğu keser. Tükürük ifrazatını artırır. Hamilelerin kusmalarını azaltır. Hazımsızlığı giderir. Mafsal kireçlenmesi, nikris ve romatizmada faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanların kompostosunu içmeleri tavsiye edilir. Yemeklerden önce yenecek olursa daha faydalı olur.

Ülke

(Albania) Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa’da, Adriyatik Denizi kıyısında yer almakta olup, kuzey ve kuzey doğuda Karadağ, Kosova, doğuda Makedonya, güney ve güney batıda Yunanistan ile komşudur.

Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 28,748 km².

Kara: 27,398 km².

Su: 1,350 km².

Sınırları: toplam: 720 km.

Sınır komşuları: Yunanistan 282 km, Makedonya 151 km, Karadağ 172 km, Serbistan 115 km.

Akarsuları: Kuzeydeki İşkodra Gölü (368 km²) Balkanlardaki en büyük gölüdür. Ohri Gölü 362 km² güney-doğudadır ve Balkanların en derin gölüdür. Prespa Gölü ise Makedonya, Yunanistan ve Arnavutluk arasındadır. Bunların dışında kuzey ve kuzeydoğusunda küçük alp gölleri mevcuttur. Drin, Mati, İşmi, Erzeni, Şkurbini, Semani, Niosa başlıca ırmaklardır. 152 ırmak ve çay, 5 baraj, 200 kaynak (içme suyu ve mineral) vardır.

Sahil şeridi: 362 km.

İklimi: Ilıman iklim; kışlar soğuk, bulutlu, yağışlı; yazlar sıcak, açık, kuru geçer; iç kısımlarında daha soğuk ve daha rutubetli bir iklim hakimdir.

Arazi yapısı: Arnavutluk dağlık bir ülkedir. Ülkenin batısında denizden yüksekliği 300 metre olan platolar olmakla birlikte üçte ikisi dağlık ve tepeliktir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m; en yüksek noktası: Maja e Korabit (Korabi dağı) 2,764 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, kereste, nikel.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %20.

düzenli ekilen topraklar: %5.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %38.

Diğer: %21 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,530 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: yıkıcı depremler; güneybatı kıyısında su baskınları; kuraklık.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 3,581,655 (2006 Temmuz ayı tahmini) Nüfusun %50 si kırsal alanda ikame eder.

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %24.8 (erkek 464,954; kadın 423,003).

15-64 yaş: %66.3 (erkek 1,214,942; kadın 1,158,562).

65 yaş ve üzeri: %8.9 (erkek 148,028; kadın 172,166) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.52 (2006 verileri).

Nüfus yoğunluğu: Nüfus yoğunluğu km²’ye 113,3 dir.

Mülteci sayısı: -4.67 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.1 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.86 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.04 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 20.75 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.43 yıl.

Erkeklerde: 74.78 yıl.

Kadınlarda: 80.34 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 2.03 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01den az (1999 verileri).

Ulus: Arnavut.

Nüfusun etnik dağılımı: %95 Arnavut, %3 Yunan, diğerleri %2 2 (Roman, Sırp, Bulgar).

Dinler: %70 Müslüman, %20 Arnavut Ortodoksu, %10 Katolik.

Dil: Resmi dil Arnavutçadır, ayrıca Yunanca konuşulmaktadır.

Okur yazar oranı: 9 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfusta: %86.5 (2003 tahmini).

Eğitim alanında Avrupa sta

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Address Resolution Protocol, a protocol for translating between IP addresses and MAC-layer addresses in an ethernet Defined in RFC 826 See Also: BOOTP, DHCP, and RARP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol that translates Internet Protocol, or IP, addresses into physical network addresses One of the many members of the TCP/IP protocol suite, ARP is a key player in the process that allows a packet of data addressed to a particular Internet host

Şifalı Bitki

(hordeum vulgare): Buğdaygillerden; taneleri ekmek ve bira yapmakta kullanılan bir bitkidir. Hayvan yemi olarak da verilir. Nişastası boldur. Kavrulup kahveye de karıştırılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Mesane ve idrar yollarındaki iltihapları temizler. Böbrek ve kum taşlarının dökülmesine yardım eder. Prostat büyümesini önler. Asabi kusmaları durdurur. Boğaz ve yarımbaş ağrılarını dindirir. Dil iltihaplarını giderir. Temriye ve mayasılda haricen kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).iddia etmek, haksız yere iddia etmek veya benimsemek; bir diğerinin üzerine atmak. arroga'tion (i), haksız iddia.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çardak, gölgelik, sâye-bân (sayvan), çatı, kubbe. 2. Taht, Ar. serîr, erîke. (Arapça’da asıl olan bu iki mânâ ile Osmanlıca’da az kullanılır.). 3. Hak Taâlâ hazretlerinin dokuzuncu kat gökte tasavvur olunan tahtı ki, kudret ve azametinin göründüğü yer sayılır. Arş-ürRahmân, Arş-ı Alâ. 4. Eski astronomi usûlünce bütün Felekleri geçiveren yıldızlardan boş zannolunan dokuzuncu ve en Alâ felek ki, Felek-ül-eflâk ve Felek-i Azam ve Felek-i atlas dahi denilirdi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bina yapılacak boş arazi parçası, binası yıkılmış veya yapıya tahsis olunmuş yer: Bin arşınlık bir arsa. Bina pek güzel, ama arsası dar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عرصه] yer, meydan.

Yabancı Kelime

Fr. archives

belgelik

Belge ve yazıların saklandığı yer.

Türkçe Sözlük

(ASLAN) (i. zooloji). Kedi cinsinden kuvvet ve cesaretiyle meşhur olan maruf hayvan, Ar. esed, Fars. şîr (felisleo) mec. Cesur adam, bahadır, sıhhatli. Aslan pençesi, kuyruğu — Bitki çeşidi. Aslanpayı = Hakkından çok alınan pay. Aslansütü = Rakı. Aslan yatağından belli olur = insanın oturduğu yerin kendi itibarına uygun olması gerektiğini anlatır.

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Zodyak üzerinde Yengeç burcu ile Başak burçları arasında yer alan burcun adı. (bk.) Zodyak.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir veya birkaç arslanın vesair yırtıcı hayvanların konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ballıbabagillerden bir bitki, yer prasası da denir (Leonurus).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) enginar, (bot) Cynara scolymus Jerusalem artichoke beyaz yerelması, yıldız kökü prickly artichoke kenger, yaban enginarı, bot Cynara cardunculus wild artichoke yabani deve dikeni

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mafsal, eklem, oynak yeri; bitiştirme; telâffuz; telâffuz şekli.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Güzel san’atlardan birini iş edinen kimse, sanatçı, sanatkâr. 2. Eğlence yerlerinde numara yapan kimse. 3. Sinema ve tiyatro oyuncusu.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Karayip Denizinde bir ada Venezuela’nın kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 30 Kuzey enlemi 69 58 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 193 km².

Kara: 193 km².

Su: 0 km².

Sınırlar komşuları: 0 km.

Kıyı uzunluğu: 68.5 km.

İklimi: tropikal deniz.

Arazi yapısı: Sınırlı bitki örtüsüne sahip düz tepelikli bir araziye sahiptir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Jamanota Dağı 188 m.

Toprakları: tarıma elverişli: %10.53.

Otlaklar: %0.

ormanlar: %0.

Diğer: %90 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 0.01 km².

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 71891 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlar: %19.5 (erkek 7175; kadın 6849).

15-64 yaşlar: %68.2 (erkek 23894; kadın 25140).

65 yaşlar ve üzeri: %12.3 (erkek 3616; kadın 5217) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.44 (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlar: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.95 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.93 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 5.79 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ulus: Arubalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Karayip yerlileri ile beyazların karışımı %80.

Dinler: Roma Katolikleri %82 Protestanlar %8 Hinduistler Müslümanlar Museviler.

Diller: Flemenkçe (resmi) Papiamento (İspanyol Portekiz Hollanda İngiliz lehçesi) İngilizce (yaygın) İspanyolca.

Okur yazar oranı: Toplam nüfus: %97.

Yönetimi

Ülke ismi: Aruba.

Bağımlılık durumu: Hollanda Krallığına bağlıdır.

Yönetim biçimi: parlamenter demokrasi.

Başkent: Oranjestad.

Bağımsızlık günü: yok (Hollanda’ya bağlıdır).

Milli bayram: Bayrak günü 18 Mart.

Anayasa: 1 Ocak 1986.

Hukuk sistemi: Hollanda Medeni hukuku ve İngiliz Genel hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı) ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu) Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı) IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü) WCL (Dünya Emek Konfederasyonu) WToO (Dünya Turizm Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Turizm Aruba ekonomisinin başlıca desteğidir. Offshore bankacılık ve petrol arıtımı da önemli sektörlerdendir.

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2005 verileri).

İş gücü: 41500 (2004 verileri).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: Genellikle işgücü otel ve restoranlarda toptan - perakende ticarette ve petrol arıtım işlerinde yoğunlaşmıştır.

İşsizlik oranı: %6.9 (2005 verileri).

Endüstri: turizm gemi taşımacılığı petrol arıtımı.

Elektrik üretimi: 770 milyon kWh (2003).

Elektrik üretimi için kaynaklar: Fosil yakıtlar: %100.

Hidro: %0.

Nükleer: %0.

Diğer: %0 (2003).

Elektrik tüketimi: 716.1 milyon kWh (2003).

Elektrik ihracatı: 0 kWh (2003).

Elektrik ithalatı: 0 kWh (2003).

Tarım ürünleri: aloe; çiftli

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. arazi ve nadiren arzeyn). 1. Yer, zemin, semâ mukabili: Küre-i arz, sath-ı arz. 2. Toprak, hâk, yer: Bu erzın verimliliği zayıftır. 3. Memleket, yer. Ar. buk’a, hıtta, diyâr: Arz-ı Filistin, Güney Amerika’da Ateş Arzı Arz-ı Mukaddes = Filistin, Kudüs. Arz üzerinde = KAğıt üzerinde olmayarak, mevkiinde (ölçmek vesaire). Arâzi = Ekilen veya ekilebilen yerler, insanların tasarrufunda bulunan toprak: Arâzi-i haraciye, arâzi-i öşriyye, arâzi-l metruke, arâzi-i memlûke, arâzi-i mevât, arâzi-i mevkufe: Toprağın Osmanlı kanunlarına göre kısım ve çeşitleri (terkiplerin son kelimelerine (bk.). Arâzi-i hâliye: Sahipsiz toprak. Arâzi-i mübâreke: Hicaz. Arazi kanunnamesi, nizamnamesi = Arazi hakkındaki kanunlar ve nizâmlar mecmuası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارض] yer. 2.dünya, yeryüzü.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. arzıye). Arza, yere ve toprağa mensup ve müteallik.

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yer ilmi, jeoloji.

Türkçe Sözlük

(i.). Yemek, taam: Pişmiş aşa soğuk su katmak. Aşevi = Mutfak. Ak aş, ekşi aş, buğday aşı, sütlü aş (galatı sütlaç), sarı aş, nazlı aş = Yemek çeşitleri. Aş yermek (ve galatı aş ermek) = Gebe kadının bazı yemeklerden tiksinmesi, yahut bazı yiyeceklere aşırı düşkünlük göstermesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous Systems Part of the internet layer that routers use to relate to network connectivity and packet addressing; the router checks the network address and only routes on the host address if the source and destination are on the same network.

Türkçe Sözlük

(i.). Aşağısı olan: Aşağılı yukarılı yer, ev.

Teknolojik Terim

Gözle görülür çizgiler içermeyen daha iyi resim kalitesi için 60 alan yerine 60 çerçeve çıkışı. Yalnızca NTSC (National Television Standards Committee) sinyallerinde kullanılır (yalnızca ABD).

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İşter saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığını taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آسایش برکمال] her yerde huzur hakim.

Türkçe Sözlük

(Halk ağzında ahçı) (i.). 1. Bir ev veya konakta yemek pişirmekle vazifeli adam, (A.). Tabbâh: Erkek, kadın aşçı, frenk aşçısı, aşçıbaşı, aşçı yamağı. 2. Hususî bir yerde yemek pişirip bedel karşılığında halka yediren ve satan, Adî lokantacı: Aşçı dükkânı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Usta aşçı. 2. Birkaç aşçının çalıştığı yerdeki aşçıların Amiri.

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.

Türkçe Sözlük

(Halkağzında: Ahçılık) (I.). 1. Aşçı sanatı, hal ve sıfatı: Aşçılık zannolunduğu kadar kolay bir sanat değildir. 2. Yemek pişen yer, aş-hane, mutfak, aşevi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. 2. Para ile yemek yenilen yer, lokanta. 3. Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer. 4. Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kül. ash can kaloriferden alınan küllerin konulduğu varil. ash hole kül yeri, külhan ashpan (i). sobadaki ateşten düşen külü tutan kap veya çekme, küllük. ashpit (i). kül veya çöp çukuru, külhan. ash tray sigara tablası, kül tablası. Ash Wednes

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something spoken aside; as, a remark made by a stageplayer which the other players are not supposed to hear. a line spoken by an actor to the audience but not intended for others on the stage in reserve; not for immediate use; 'started setting aside money

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. usul). 1. Kök, bih: Ağacın kökü ve dalları. 2. Dip, kütük, ben. 3. Temel, esas, kaide: Aslı çürük. 4. Mebde, başlangıç, iptidâİ, masdar, baş, bir şeyin çıktığı ve başladığı yer, kaynak, menbâ: Bunun aslı nerededir? Hastalığın aslı anlaşılamadı. 5. Suret veya tercüme olmayıp ilk hâlinde bulunan: Sureti aslına mutabıktır. Tercümesini buldumsa da, aslını arıyorum. 6. Hakikat, sıhhat, gerçek ve vakî olma: Bu havadisin aslı yoktur. İddia ettiği zarar ve ziyanın aslı var mıdır? 7. Soy, neseb. Aslı bellisiz = Asıl ve nesli meçhul. Bed-asl — Kötü asıllı soysuz. 8. Bir şeyin esaslı ve başlı kısmı, fer’in mukabili: Dirayet aslı, tecrübe ise fer’dir. Bir fennin usul ve fürûu. 9. Bir şeyin zâtî ve kadîmî (eski) ciheti: Bunun aslı böyle değildi. 10. Aslî, kadîmî, en önce ve en evvel ve en eski: Asıl vatanı orasıdır. Asıl evim yıkıldı. 11. Başlı, esaslı, en mühim: Onun asıl işi dalkavukluktur. 12. Hakikî, sahih, zâtî, doğru: Benim asıl vazifem budur. Asıl ortağı odur. 13. Hâlis, sâfî: Asıl tereyağı ararsanız onda bulursunuz. 14. Esasen, zaten: Kendisi asıl Konyalı’dır. 15. Başlıca, en ziyade, alelhusus, mahzâ: Ben asıl ona bakıyorum. Asıl sizi düşünüyorum. 16. Gerçekten, sahihan, hakikaten: Burada asıl iş gören budur. Asıl anlamak isterseniz. Bed-asl = Soysuz. Bî-asl = Esassız, yalan. An-asl = Aslından, esasen. babadan oğula: An asi Mısırlı bir tacir. Fil-asl = Başlangıçta, aslında Fil-asl iş oradan başladı. Aslından, aslında = Ibtidâ, başlangıçta, asıl hâlinde: O, aslında tacir değildi. Aslında ziraatla meşgul idi. Asıl ve fasıl = Asıl ve esas, sıhhat, hakikat: Bunun aslı ve faslı. Aslı ve esası yoktur, büsbütün esassızdır. Asıl ve nesil = Neseb, soy: Aslı ve nesli maruf. Ne asıl, kelimeleri birleşerek «nasıl» olmuştur, (bk.) Usûl.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere iliştirilip sarkıtılmak, tâlık edilmek: Fes çiviye asılmaz. 2. Asılarak idam olunmak: Haydut asılır. Sarmak, uzanmak, eğilmek: Pencereden asıldı, mec. ısrarla talep veya tek lif etmek, sarılıp bırakmamak, yapışıp gitmemek.

Türkçe Sözlük

(i.), («aşmak» dan. Eskiden aşrı ve aşuru da yazılırdı). 1. Hadden fazla, pek ziyade olan: Aşırı derecede cesur. 2. Bir şey;n ötesinde bulunan, öte tarafta olan: Denizaşırı yer. 3. Birini atlayıp diğerini kullanmakla vâki olan, birer fasıla ile vuku bulan. Günaşırı = Bir gün olup, bir gün olmayan. Ev aşırı = Bir eve ait olup birine olmıyan. 4. Pek, çok, ziyade, hadden fazla: Aşırı hiddetlendi. 5. Fâsıla ile, fasılalı olarak: Günaşırı geliyor. Bir şeyin ötesinde: Denizaşırı oturuyor.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirilmek: Taş duvarın üstünden aşırılmak. 2. Atlanmak, savulmak. 3. Uzaklaştırılmak. 4. Çalınmak, sirkat edilmek.

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» tan). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirmek. 2. Atlamak, geçirmek, savmak: Bu kazayı da aşırdık. 3. Uzaklaştırmak, defetmek. 4. Kapıp götürmek. 5. Çalmak, sirkat etmek. 6, Haddi tecavüz etmek, çok ileri gitmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz meydana getirebilen ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek özelliğinde olan hidrojenli birleşik, hamız.

Türkçe Sözlük

(Aslı: Aşyân) (i. F.). Kuş yuvası. Mesken, ikametgâh. Bu mânâ ile terkiplere de girer: Firdevs-Aşiyân = Cennet-mekân, yeri cennet olan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sütun, direk, kolon. 2.Mersingiller, mersin ağacı türünden ağaçlar. 3.İsyan eden, itaatsiz, başkaldıran, serkeş, bagi. 4.Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5.Haydut, şaki. -Bu isim Rasulullah tarafından yasaklanmıştır. İçerdiği anlam İslami anlayışa terstir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as the offer price This price is the price at which a market maker offers to sell the stock to a buyer This is the price that you can buy your stocks.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). göz ucuyla, yan yan (bakış); güvensizlikle; beğenmeyerek. Iook askance göz ucuyla bakmak, yan bakmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâkir). 1. Devlet ve memleketin muhafazası için maaşla veya kur’a ile toplanarak hazır bulundurulan silâhlı adamlar topluluğu, ordu, çeri, kol. Osm. cünd, ceyş, leşker, sipâh: Asker toplamak, yazmak. Sevk-ı asker etmek = Bir yere asker götürmek, harbetmek üzere asker yürütmek, asker çekmek Düşman üzerine asker yollamak. 2. Asker topluluğunu terkip eden şahısların herbiri: Bir asker geldi, baksana asker. (Bu mânâ ile sıfat gibi dahi kullanılır): Ben asker adamım. O, asker oğlu askerdir. Ahz-ı asker = Kur’ada bulunan ahalinin askere alınması usul ve tertibi: Ahz-ı asker kanunnamesi. Asâkir-i Berriyye = Kara askeri. Asâkir-i Bahriyye = Deniz askeri gemici asker. Asâkir-i Redife = Redif askeri. (bk.) Nizam. Asâkir-i muntazama = Talim görmüş ve muntazam askerler ki, nizâmiyye, redif ve mustahfazdan ibarettir. Asâkir-i muâvine = Muntazam orduya yardımda bulunmak üzere, geçici olarak maaşla veya gönüllü olarak toplanan başıbozuk asker.

Türkçe Sözlük

(i. «asmak» tan). 1. Başlıca gelin odasında süs için asılan şeyler. Perde, çiçek vesaire, donanma: Askı asmak. 2. Hediye ve peşkeş makamında yeni binaya veya araba atlarına, yahut adamlara asılan kumaş vesaire. 3. Asılmaya mahsus şey, asılan eşya, Avîze. 4. Kurumak veya muhafaza olunmak için asılmış meyve vesaire hevengi. 5. Pantolonu omuzdan asılı tutmağa mahsus bağ. 6. Başa sallandırılır zincirli mücevherler, mec. geri bırakma: İşi askıya komak, mesele askıda, askıda kalmak, (mimarlık). Binanın altı yıkılıp direklerle tutturulması, boşa ve iğretiye alınması: Evi askıya almak. (Mülkî idare). Müzayede veya münakaşa pusulasının, ait olduğu dairede veya bir yerde belirli bir müddet ile asılı durması: Şu kadar kuruşa askıdadır.

Şifalı Bitki

(Kurtagzı, Tavşandudağı, Anthirinum, Linaire, Muflier): Türlü renklerde yetişen güzel görünümlü bir bitkidir. Kokusuzdur. Daha ziyade süs bitkisi olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir.

Şifalı Bitki

(Yabani acimarul, Karahindiba, Taraxacum officinalis, Dent de lion, Dandelion): Bileşikgiller familyasından, yol kenarlarında, çayır ve hendeklerde yetişen bir çeşit bitkidir. Yaprakları rozet şeklindedir. Çiçekleri sarıdır. Taze yaprakları salata olarak yenilebilir. Kökünde, Teraxacin, Levulin, Inulin ve şeker vardır. Yaprakları ilkbahar, kökleri ise sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Mesane ve kalınbağırsak iltihaplarını giderir. Gögsü yumuşatır, öksürüğü keser. Balgamlı ishalleri keser. Karaciger şişkinliğini indirir. Böbrek ve safra taşlarını düşürür. Sarılıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır. Taze filizleri kırıldığı zaman akan sütü de dişleri temizler. Ögütülen kökü, kahveye de katılır.

Şifalı Bitki

(alchemila vulgaris): Gülgillerden; çayırlarda, ormanlarda yetişen ve türlü çeşitleri olan bir yabani bitkidir. 5-7 parçalı olan yaprakları büyüktür. Kökü geniştir. Çiçekleri; ufak yıldız şeklinde olup, yeşilimtıraktır. Mart-Temmuz ayları arasında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Ateş düşürür. Vücuda kuvvet verir. Yarımbaş ağrılarını keser. Anne sütünü artırır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Asıl, tek, dip, kütük, temel, esas, kaide, kural, hakikat. 2.Soy, sop, nesep. 3.Bir şeyin belli başlı kısmı, başlangıç, baş yer, sıhhat. 4.Hakiki, esaslı, halis, safi. 5.Esasen, zaten, başlıca, en ziyade, hakikaten.

Şifalı Bitki

(vitis): Asmagiller familyasından tırmanıcı, uzun ömürlü, ağaçsı bir bitkidir. Mayıs-Haziran ayları arasında çiçek açar. Gövdesi üzerindeki kabuklar zamanla esmerleşip şeritler halinde dökülür. Çiçekleri küçük, yeşilimsi renktedir. Yapraklarının taban kısmı kalp şeklindedir. Kenarları dişli ve ucu sivridir. Üst yüzleri tüysüz, alt yüzleri ise tüylüdür. Meyvelerine üzüm denir. Kuru veya yaş olarak yenir. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yere iliştirip sarkıtmak, tâlik etmek: Ceketi, esvabı çiviye aşmalı. 2. Sallandırmak. 3. Asarak idam etmek: Asıp kesmek mec. Geriye bırakmak. Kulak asmak = Dinlemek, söylenilen sözü kabul edip ona göre davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek, kısımlan birbirine uydurmak ; parçaları yerli yerine takmak; toplanmak , birleşmek, bir araya gelmek, toplantı yapmak, içtima etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., fiz. tesirsiz denkligi olan; sabit olmayan, belirli bir yeri veya yönu olmayan.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yere iliştirip sarkıtmak, tâlik ettirmek: Ben esvabımı çiviye astırmam. 2. Asmakla idam ettirmek, salb ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ata binmiş gibi bacaklan birbirinden ayn olarak, eyere binmiş olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). yolundan çıkmış, yanlış yol tutmuş, sapıtmış, sapmış,go ü astray kötü yola sapmak; yanlış yere gitmek. Iead astray ayartmak azdırmak,.baştan çıkartmak ;kötü yola sevketmek.

Türkçe Sözlük

ve AŞUB-GEH (i. F.). Karışıklık yeri, kargaşalık mahalli.

Türkçe Sözlük

(i.) (isim demek olan «ad» dan ayırmak için (t) si (d) ile değiştirilmez). 1. Binek, koşu ve yük için kullanılan mâruf uysal hayvan, beygir, Ar. feres; Fars. esb: Binek atı, koşu atı, yarış atı, Arap atı. 2. Bu hayvanın enememiş erkeği, iğdiş ve kısrak mukabili. At oğlanı, uşağı = Arabacı ve seyis yamağı, ispir. At oynatmak = Hüner göstermek. At pazarı = At vesair hayvanların alınıp satıldığı çarşı, yer. At balığı = Afrika’nın büyük nehirlerinde yüzen büyük hayvan ki, Yunanca’ da (Hipopotam) yani ırmak atı denilir. Balıkla benzerliği yoktur. Suaygırı denir. At sülüğü = Sülüğün işe yaramaz cinsi. At sineği = Hayvanlara yapışan sinek. At kafası = Ahmaklık, beyinsizlik. At kafalı = ahmak, beyinsiz. Atkulağı = Marula benzer bir bitki. Atkuyruğu = Bir cins bitki ki, Arapça’da emsuh derler. Atkestanesi = iri ve yenmez bir cins kestane, ki ağacı süs için bahçelerde ve yollarda dikilip, beyaz ve penbe çiçeklisi olur. Çağatayca «ad» yerine de «at» kullanılır.

Şifalı Bitki

(hindkestanesi): Atkestanegiller familyasından; süs olarak yetiştirilen iri bir gölge ağacıdır. Nisan-Temmuz aylarında çiçek açar. Meyveleri kestaneye benzer. İçinde nişasta, saponin ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Kabuklarından yapılan ilaçlar ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Tohumları ise romatizma ve mafsal ağrılarını giderir. Varis flebit ve basur memelerinin tedavisinde ve deri çatlaklarını gidermekte kullanılır.

Şifalı Bitki

(zemberekotu): Atkuyruğugillerden; kök sapı ömürlü olan, nemli yerlerde yetişen bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar tutukluğunu giderir. İdrarı artırır. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar torbasındaki iltihabı giderir. Kan işemeyi keser. Albümin miktarını düşürür. Zatülcenp ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Nikris ve romatizmanın şikayetlerini giderir. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Atebe’nin c. 1. Eşikler, basamaklar. 2. Iranlılar’ın mukaddes ziyâretgâhı. 3. Eşiği öpülen mukaddes yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عتبات] eşikler. 2.şiîlerin ziyaret yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. atebât). 1. Basamak, kademe, paye. 2. Eşik, Asitân: Atabe-i felek-mertebe-i cenâb-ı pâdişâhîye: Padişah katına. 3. Eşiği öpülen yüksek makam, ziyaret yeri: Atabât-ı aliyyeyi ziyaret etmek. (Atabât başlıca Necef, Kerbelâ, KAzımiye cihetlerindeki kutsal yerlere denir, bilhassa Şİİler’ce ziyaret edilir).

Türkçe Sözlük

(i.). Sıtma tedavisinde kininin yerini tutan sarı renkli bir ilâcın adı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Zanaat sahiplerinin veya sanatçıların çalıştıkları işyeri.

Sağlık Bilgisi

Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 - 37,5 arasında ise normaldir. Ateşle birlikte; üşütme, titreme, baş ağrısı, bunalma, huzursuzluk, vücut kırgınlığı, iştahsızlık, kabızlık, sayıklama, havale veya koyu renkli idrar çıkarmada görülebilir. Ateşin nedeni, genellikle soğuk algınlığı, grip, bademcik iltihabı, boğaz ağrısı, bronşit, sinüzit, kulak iltihabı, bağırsak iltihabı veya böbrek hastalıklarından biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Yoğurt, su. 2- Arpa

Hazırlanışı : 1- Hastanın göğsüne ve sırtına yoğurt sürülür. Kuruduktan sonra ılık su ile ıslatılmış bir bezle silinir. Ayrıca ayran içirilir. 2- Bir avuç arpa, bir litre suda kabukları ayrılıncaya kadar kaynatılır. Limon sıkılır, tadlandırılır. Yudum yudum içilir.

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş yanan yer, ocak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateş yanan yer, külhan. 2. Ateş taşımaya mahsus kap. 3. Ateşe yarar: Ateşlik odun. 4. Cehennem ateşine lâyık: Ateşlik adam.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin adına, birine yükliyerek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nemli yerlerde çok yetişen ve ilâç olarak kullanılan bir bitki. Atkuyruğugillerdendir (Hippuris vulgaris). 2. Genç kızların, saçlarını başlarının arkasına toplayıp soktukları at kuyruğuna benzer biçim.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Atletizmle meşgul olan şahıs. 2. Vücudu iyi gelişmiş kimse. Atlet fanilası: Onü, arkası ve omuz yerleri hayli açık, erkek fanilası.

Türkçe Sözlük

(i.). Yere dikilmiş bir direğin etrafında döndürülen bir meydan oyuncağı. Bu oyuncağın dönen kısmına, gerçek taşıtların (otomobil, motosiklet vs. gibi) minyatür şekilleri yahut hayvan biçimli (daha çok at) araçlar asılıdır. Çocuklar, bazen büyükler de bunlara binerek eğlenirler.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi elden bırakıp az çok fırlatmak: Elindeki taşı attı. 2. İçeriden dışarıya çıkarıp bırakmak, defetmek: Evden attılar; sokağa attılar; üstünden attı. 3. Bırakmak, terketmek: Babasını bir köşeye atmış. 4. Açmak, sermek, üste almak, örtmek: Omuzuma bir şal attım; Bu gece bir yorgan daha atmalı. 5. Düşürmek, gidermek, kaybetmek: Rengini, tüyünü, esvabını attı. 6. Saçmak, serpmek, dağıtmak: Tohum atmak. 7. Dövmek, kovmak, koymak: Anbara zahire atmak; kışlık kömürü atmak. 8. Vurmak, yapıştırmak: Tokat atmak; çifte atmak. 9. Uzatmak, sunmak: El atmak. 10. Boşatmak, teşhir etmek: Tüfek, top, tabanca atmak. 11. Geciktirmek: Sonraya, yarına attı. 12. Atıf ve isnat etmek, yükletmek: Kabahati falana attılar. 13. Düşürmek, yatırmak: Yere attılar. 14. Esassız söz söylemek, yalan söylemek. 15. Öğünmek, asılsız şeylerle iftihar etmek. 16. Vurmak, oynamak: Nabzı atıyor. 17. Açılmak, sökmek: Şafak, tan atmak. 18. Boşanmak, ateş almak: Bu tüfek atmıyor. 19. Bir şeyin kenarı kırılıp çentilmek. 20. Solmak, uçmak: Benzi attı. Atıp tutmak = Asılsız şeyler söyliyerek öğünmek. Adım atmak = Yürümek. Beniz atmak = Sararmak, solmak. Pamuk atmak = Hallaç yayla pamuğu kabartmak. Perendeden atmak = Kandırmak. Pösteki atmak = Rezil etmek. Temel atmak = Esasını ortaya koymak. Can atmak = Çok arzu etmek, pek fazla istemek. Çene atmak = Can çekişmek, komaya girmek. Harf, söz atmak = 1. Dolayısiyle târiz etmek. 2. Takılmak, çapkınlık etmek. Taş atmak = İtiraz etmek, aleyhinde bulunmak. Topu atmak = İflâs etmek. Tıpayı atmak = Çok hiddetlenip kızmak. Kaş atmak = İşaret etmek. Kaşık atmak = Hırsla ve çok yemek. Kapağı atmak = Savuşup kurtulmak. Göz atmak = Tamah ve gıbta etmek. Gövdeye atmak = Yemek. Lâf atmak = Gevezelik etmek, lüzumsuz yere çok söylemek. Nâra atmak = Bağırmak. Yabana atmak İtibar etmemek, saymamak.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Yeryüzünü çepeçevre kuşatan 100 km. kalınlığında, çeşitli gazlardan ( %79 azot, %21 oksijen) meydana gelen gaz tabakası, havaküre. Başka gök cisimlerini kuşatan gaz tabakalarına da atmosfer denir: Merih’in atmosferi olduğu bilinmektedir. 2. Basınç birimi 0°’de 76 sm. yükseklikteki bir civa sütununun 1 sm. karelik alan üzerine yaptığı basınca 1 atmosfer denir. Bu basınç 1,033 kilogramdır. Deniz seviyesinden yükseldikçe basınç azalır. 3. Bir yerdeki mânevî hava.

Türkçe Sözlük

Belli bir yerin havasındaki yoğunlaşmış toz parçacıkları.

Türkçe Sözlük

(i.). Mercan iskeletlerinin birikmesiyle meydana gelmiş olan halka biçiminde ve ortasında bir göl bulunan adacık; mercan adası. Bu adalar bazen insanların yerleşmesine imkân verecek derecede büyük olur.

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

Yabancı Kelime

Fr. atelier

işlik

Zanaatçıların veya resim, heykel sanatlarıyla uğraşanların çalıştığı yer.

Yabancı Kelime

Fr. attraction

eğlendiri

Gazino, bar vb. yerlerde müşterileri oyalamak, eğlendirmek amacıyla yapılan ilgi çekici gösteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). eski Roma evlerinde avlu veya giriş yeri; Orta Çağ'da kilisenin etrafı sütunlarla çevrili avlusu; anat. atriyum, kalpteki kulakçıklardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Avustralya'nın asıl yerlilerine ait veya benzeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esas yerli, bir yerin kadim insanı (hayvanı, bitkisi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). aynı vücuttan alınıp vücudun başka bir yerine yapıştırılan ekleme parça.

Teknolojik Terim

Araba stereosunun ön tarafına yerleştirilmiş auxiliary girişi (3,5 mm mini jak). Hoparlör çıkışı aracılığıyla MP3 gibi taşınabilir ses cihazlarını bağlamak için kolay erişim sunar.

Yabancı Kelime

Fr. avantage

1. üstünlük, 2. kazanım, 3. yarar

1. Üstün olma durumu. 2. Bir iş yerinde çalışanlara sağlanan hukuksal, sosyal ve mali her türlü hak. 3. Bir işten elde edilen iyi sonuç.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Serseri, yersiz yurtsuz: Avâre gezmek. 2. Boş gezen, başıboş, işsiz güçsüz, muattal: Avâre olmak: İşinden geri kalmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Serserilik. 2. İşsizlik (eskiden bunun yerine Avâregî kullanılması abestir).

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Arıza). Arızalar. Avârız akçası = Vaktiyle her mahalleden fevkalâde olarak alınan vergi. Avârız vakfı: Geliri bir yer veya mahalle ahalisinin veyahut bir sanat halkının belirli ihtiyaçlarına sarfolunmak için kurulan vakıf. (bk.) Arıza.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindu mitolojisinde bir tanrının insan veya hayvan şeklinde yeryüzüne inmesi.

Türkçe Sözlük

(i.). Yardımcılar mânâsiyle Avân yerine ve en fazla kötülükte birine yardakçılık yapanlar hakkında kullanılıyorsa da, Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. «av» dan). Av yeri.

Teknolojik Terim

Otomatik Ses Seviyesi Sınırlandırma sistemi, kulaklık ses seviyesinin çok yükselmesini engelleyerek işitme bozukluklarını ve yakındaki kişilerin rahatsız olmasını engeller.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Evin veya bir dairenin etrafında duvar veya çitle çevrili yer. Havlu. (Arapça «havi» ve Türkçe «ağıl» ile benzerliği tesadüfî olmak lâzım gelir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İnsan bedeninde görünmesi ve gösterilmesi ayıp sayılan ve dinde haram olup, namazda örtülmesi şart olan yerler: Bacağın avret olduğuna dair hadîs-i şerîf vardır. 2. Türkçe (halk dilinde avrat) karı, kadın: Er ve avret. 3. Karı, zevce: Avreti öldü. (Bu son iki mânâsı İle edebî dilde kullanılmaması icabeder).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. El ayesiyle parmakların içi. Ar. kef, Fars. muşt. 2. Avcun içine aldığı miktar: Bir avuç buğday. Avuç avuç = Avuç dolusu ile, bol bol. Avuç açmak = Dilenmek, Avuç İçi = El ayası. Avcun içine almak = Ele geçirmek, zabt ve hükmü altında bulundurmak. Avuç kaşınmak = Bir yerden para geleceğini sezmek. Avcunu yalamak = Mahrum kalmak. Elde, avuçta yok = Fakirlik. Osm. sıfr-ülyed. Ele, avuca sığmamak: Zaptolunmayacak derecede haşarı ve yaramaz olmak. Bir avuç = Az miktar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawyer. attorney. advocate. barrister. attorney at low. counselor. counsel. solicitor. pleader. mouthpiece. counsellor-at-law. counselor-at-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocate. attorney. barrister. counsel. counsellor. lawyer. practitioner. solicitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney. barrister. attorney at law. advocate. lawyer. solicitor. articled clerk. public attorney. champion. counsel. counsel l or. defender. law agent. pleader. solicitor at law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the profession of law. the practice of law. the work of a lawyer. advocacy. attorneyship. barristership. law business. legal profession. solicitorship.

Türkçe Sözlük

(i.) (Sesli harfi ek alınca sondaki t, d olur: Avurdu). Yanağın iç tarafı, boş yeri. mec. Öğünme. Avurt etmek, satmak = Büyüklük taslamak.

Ülke

(Australia) Coğrafi Verileri

Konum: Avustralya dünyanın en eski kıtalarından biridir. Hint ve Pasifik Okyanusları arasında uzanır. Komple bir kıtayı kaplayan tek ülkedir.

Coğrafi konumu: 27 00 Güney enlemi 133 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avustralya kıtası.

Yüzölçümü: toplam: 7686850 km².

Kara: 7617930 km².

Su: 68920 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 25760 km.

İklimi: Kıtanın hemen hemen üçte biri tropik ve kalanı ılıman bölgedir. En soğuk bölgeler Tasmanya’nın yayla ve yüksek yerlerinde ve anakaranın güney doğu kıyılarındadır. Yıllık ortalama sıcaklık kuzeyde 27 dereceden güneyde 13 dereceye kadar değişir.

Arazi yapısı: Genellikle yüksek olmayan yaylalar güneydoğuda verimli ovalar yer almaktadır. Erozyonla ortaya çıkan asıl ana kara 3000 milyon yıldan daha yaşlıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Eyre Gölü -15 m.

en yüksek noktası: Kosciuszko Dağı 2229 m.

Doğal kaynakları: boksit kömür demir yatakları bakır kalay gümüş uranyum nikel tungsten mineraller kurşun çinko elmas doğal gaz petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

Otlaklar: %54.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %21 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25450 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Kıyı boyunca kasırgalar; sert kuraklıklar.

Coğrafi Not: Toprak bakımından Rusya Kanada Çin Amerika ve Brezilya’dan sonra dünyanın 6. en büyük ülkesidir. Avustralya dünyanın en büyük adası ve en küçük kıtasıdır. Ayrıca bir ülkeden oluşan tek kıtadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 20264082 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %19.6 (erkek 2031313; kadın 1936802).

15-64 yaş: %67.3 (erkek 6881863; kadın 6764709).

65 yaş ve üzeri: %13.1 (erkek 1170589; kadın 1478806) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.85 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.85 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.02 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.63 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.5 yıl.

Erkeklerde: 77.64 yıl.

Kadınlarda: 83.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.76 çocuk/1 kadın (2006 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 14000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Avustralyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %92; Asya Kökenli %7; Aborjinler ve diğerleri %1.

Din: Anglikan %26.1; Roman Katolik %26; Diğer Hıristiyan Mezhepleri %24.3.

Dil: İngilizce ve diğer yerel lisanlar.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.

Erkek: %99.

Kadın: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Avustralya.

ingilizce: Australia.

Yönetim biçimi: Federal Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Canberra.

İdari bölümler: 6 eyalet New South Wales Victoria Queensland

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). uzağa, uzakta; bir yana; -den, -dan be away bulunmamak, başka yere gitmişolmak. becarriedaway sürüklenrnek; kapılmak. carry away alıp götürmek, sürüklemek . come away bırakıp gelmek. cut away kesmek, kesip atmak. do away with yok etmek, öl

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dünyanın peyki. Ar. kamer, Fars. mâh. Dünyanın ellide biri büyüklüğündeki ay, bize güneşten aldığı ışıkla ve hep aynı yanı ile görünür. Bunun sebebi, dünyanın etrafındaki dönüşü ile kendi ekseni etrafındaki dönüşü süresinin aynı olmasıdır. Fakat ay dünya ile beraber güneşin çevresinde de dolandığından kavuşum yani güneş, yer ve ayın bir daha eski duruma geçmeleri 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 3 saniyede olur. 2. Ayın dünyanın etrafında bir devir yapmasıyle ölçülen zaman. Bir yılın on ikide biri. Şehr, mâh: Ramazan ayı, nisan ayı. 3. Ay ve daha çok hilâl resim ve şekli: Ay-yıldız, mec. Pek güzel ve parlak şahıs veya çehre. Ay ağılı = Bazan ayın etrafında görünen nur dairesi. Ar. hâle. Ay aydınlığı, ay ışığı = Ayın verdiği ışık. Fars. mehtap. Ayın on dördü = Dolunay. Ar. bedir. Aybaşı: 1. Her ayın birinci günü. 2. Kadınların Adet görmesi. Ar. hayz. Ay balta = Teber-i zeyn, bir balta çeşidi. Ay parçası = Pek güzel şahıs. Aytimur = Doğramacı keseri. Ayçiçeği = Güneşe doğru dönen büyük ve uzun saplı çiçek, abd-üş-şems. (Gün çiçeği dahi denilir). Aydede = Ufak çocukların aya verdikleri isim. Aydedeye misafir olmak = Açıkta yatmak. Ay doğdu = Yeni ay, hilâl. Aya doğ, ya doğayım demek = Pek güzel ve parlak olmak. Uçaylar = Mübarek sayılan recep ve şaban ile ramazan. Dolunay = Guruba yakın ay, hilâl, (istihkâm) Ay tabya = Hilâl Şeklinde tabya. Aybalığı = Vücudu, büyük bir balığın kesik başına benzeyen daire biçiminde bir balık (Orthagoriscus mola). Ay karanlığı = Bulutların arkasından ayın yaydığı hafif aydınlık. Ay tutulması = Dünyanın güneşle ay arasına girerek ay ışığına engel olması, dolayısıyle kısa bir süre ayın görünmemesi. Ay yıldız = Türk bayrağındaki hilâl ve beş ışınlı yıldızdan ibaret sembol. Ayda yılda bir = Pek seyrek olarak. Ayı gördüm, yıldıza itibarım yok = Bir şeyin iyisine alıştıktan sonra ondan aşağı olanları benimsemediğinizi ifade eder.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Ansızın hissolunan hayret ve telâşa delâlet eder: Ay! Şurada biri var. Ay! Siz gelmiyor musunuz? Ay! Ay ne diyor? 2. Keder ve teessüfe ve bilhassa bir ağrı duyulduğuna delâlet eder: Ay! Parmağım. Mükerrer dahi kullanılır: Ay! Ay! (Bu surette alay yerine geçer). 3. «A» yerine ünlem şeklinde de kullanılır: Ay oğul.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Ansızın hissolunan hayret ve telâşa delâlet eder: Ay! Şurada biri var. Ay! Siz gelmiyor musunuz? Ay! Ay ne diyor? 2. Keder ve teessüfe ve bilhassa bir eğri duyulduğuna delâlet eder: Ay! Parmağım. Mükerrer dahi kullanılır: Ay! Ay! (Bu surette alay yerine geçer). 3. «A» yerine ünlem şeklinde de kullanılır: Ay oğul.

Türkçe Sözlük

(i.). Parmaklar dahil olmaksızın el ve ayağın içi, düz yeri. El ayası = Osm. kef. Ayak ayası = Taban. Kediayası, köpekayası — Bitki cinsleri.

Türkçe Sözlük

(i.). Parmaklar dahil olmaksızın el ve ayağın içi, düz yeri. El ayası = Osm. kef. Ayak ayası = Taban. Kediayası, köpekayası = Bitki cinsleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yerli hizmetçi veya dadı.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltan: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. İsrar ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı — Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = İsrar etmek. Baştan ayağa ı= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencere altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek =fc Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Dsmuzayağı fc Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltası: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. Israr ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı = Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = Israr etmek. Baştan ayağa f= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencerS altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek = Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Domuzayağı ±= Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Sağlık Bilgisi

Ayak ağrıları; çoğunlukla yorgunluk, bağ yerlerinin burkulması, fazla kilo almak veya bazı hastalıklardan kaynaklanabilir. Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan ağrılarda yapılacak masaj ve dinlenme çok faydalı olur.

Ağrıyan yerler iyice ovulur. Ayak ikinci parmağının üçüncü parmakla birleştiği noktanın iyice ovulması da çok faydalıdır.

Sağlık Bilgisi

Ayak derisindeki ter bezleri ve kıl keselerinin mikroplanması sonucu ortaya çıkar. Çıban yerinde, ilk önce sert ve kırmızı bir kabartı belirir. Ağrı vardır. Sonra iltihaplanır. Çıbanı sıkmamak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekikyağı, ayva

Hazırlanışı : Çıbanın üzeri, kekikyağı ile yağlanır. Sonra, orta büyüklükte bir ayva ortasından kesilerek üzerine konur. Sarılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Önünden gelip geçenlerin çok olduğu yer.

Türkçe Sözlük

(i.). Önünden gelip geçenlerin çok olduğu yer.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yere gelen insan veya eşyadan vergi olarak alınan para.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yere gelen insan veya eşyadan vergi olarak alınan para.

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yatanın veya yatılan yerin ayak tarafı.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsanın tabiî ihtiyaçlarını görmesi için ayrılan yer, abdesthane.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ayn = göz. (bk.) Ayn) (O mânâ ile uyûn cem’i daha çok kullanılmıştır). 1. Bir memleketin ileri gelenleri, eşrâf, mûteberân: Ayân-ı memleket. 2. Senatör, Ayân meclisi üyesi: Ayândan filan zat (Bu da Azâ kelimesi gibi hem cem, hem müfred gibi kullanılır). Hey’et-i Ayân, meclis-i Ayin = Senato. 3. (Müfret gibi). Vaktiyle kaymakamlık vazifesini ifa eden idare memuru: Görice Ayânı. Falan yere Ayân tâyin olundu.

Türkçe Sözlük

(f.). Kandırılıp, yerinden çıkarılarak diğer bir işe veya başkasının hizmetine alınmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Amele ve hizmetçi ve saireyi) kandırıp yerinden ayırarak kendi iş ve hizmetine almak. 2. Kandırıp baştan çıkarmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to seduce. to lead astray. to pervert. to entice sb to change employer. beguile. corrupt. debauch. deprave. entice. inveigle. lead sb astray. lure. suborn. tempt. unbend the mind.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gece ayazında üşümek, gevremek. 2. Ayazda beklemek. 3. Üşümek, soğuk almak. 4. Boş yere beklemek.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Bir yeri ışıklı hale getirmek. 2. Bir meseleyi anlaşılmasını kolaylaştıracak şekilde izah etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ay ışığı, mehtap, ay aydınlığı. 2. Işıklı ışık. 3. Işıklı yer. 4. Dam bacası, çatıdaki pencere.

Şifalı Bitki

(İt üzümü): Fundagillerden; küçük taneler halinde kırmızı renkli yemişleri olan, tüylü bir bitkidir. 1-3 metre yüksekliğindedir. Her mevsimde yaprakları vardır. Makilerde bulunur. Dalları kırmızımtırak kahverengidir. Yaprakları şimşir yapraklarına benzer. İçinde Hydrochinone vardır. Sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Çiçekleri pembe salkımlar halindedir. Ev ilaçlarında yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kuvvet verir. İshali keser. İdrar yollarını temizler. İdrar söktürür. Ateşi düşürür. İdrar yollarındaki taşların düşmesine yardım eder. Prostat büyümesinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dolaşıp yerine gelmek, tam bir devir icra etmek. 2. Bayılmadan ve sarhoşluktan kurtulmak, kendine gelmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir adamın hal ve hareketini ayıp saymak. Tâyib etmek: Vakarını muhafaza etmeyen adamı ayıplarlar. Sizin öyle Adi eğlence yerlerine gitmenizi çok ayıpladıdar.

Şifalı Bitki

(kokarağaç): Sedefotugillerden; bir çeşit süs ağacıdır. Çiçekleri uzun salkım şeklindedir. Kokusu keskindir. Meyveleri sonbaharda dökülmeden önce kızarır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Türkçe alfabenin yirmi birinci harfi olup, boğazdan olan mahreci sâmî dillere mahsus olmakla, dilimizde yalnız Arapça’dan gelen kelimelerde bulunur. Elifbânın asıl tertibinde ebced sırasında on altıncı harftir. Asıl eski şekli bir daire ve halkadan ibaret olmakla SAmî dillerde göz demek olan bu isimle adlandırılmıştır. Ebced hesabında değeri 70’ tir. Arapça olmayan araba, Aleksandr gibi kelimeleri a yerine ayn ile yazmak yanlıştır.

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.

İsimler ve Anlamları

(a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. aynîyye). 1. (Anatomi, tıp). Göze mensup ve müteallik: Emrâz-ı aynîyye = Göz hastalıkları, tabakaat-ı aynîyye = Göz tabakaları. 2. Tıpkı, tamamiyle, kendisi: Bu mal gördüğünüzün aynısıdır. (Aynıdır demek daha doğrudur). Aynı ata binmiş. 3. Nakid ve bedel olmayarak, kendisinden olan: Eşyây-ı aynîyye = Tüccarın getirdikleri maldan gümrük hakkı olarak, para yerine bıraktıkları şeyler. Tıpkı, farksız, çok benzer: Bu da onun aynı gibidir.

Şifalı Bitki

(gecesefası): Bileşikgillerden çiçekleri güzel, sarı renkli bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Terletir. Aybaşı kanını söktürür ve aybaşı kanamalarının normal olmasını sağlar. İştah arttırır. Nikris ve sıracada da faydalıdır.

Şifalı Bitki

(GemeineQecke, Chiendent commun, Common Couch Grass, Scutch, Twitch): Temmuz-agustos ayları arasında yeşil veya morumsu-yeşil renkli başaklar veren, 30-100 cm boyunda, çok senelik otsu bir bitkidir. Toprak altında çok fazla yayılmış olan ana kökleri bulunur. Bilhassa kumlu toprakları sever. Gövdeleri dik, tüysüz ve içi boştur. Yaprakları dar, uzun, ince, paralel damarlı, sivri uçlu, koyu yeşil renklidir. Çiçekler gövdenin ucunda ve yassı bir başak durumunda toplanmışlardır. Meyve sarımsı renkli ve uzuncadır. Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki taş ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. İdrar arttırıcı olarak mısır püskülü, arpa ile beraber kaynatılarak kullanılır. Hatta köpekler bile ağız ve barsaklarını temizlemek için bitkinin yapraklarını büyük bir zevkle yedikleri için bitki “köpekçimeni” olarak da bilinir. Tarlalarda belirtilen türden başka, buna çok benzeyen büyük ayrıkotu (cynadan dactylon) olarak bilinen çeşidinin daha kalın kökleri olup, nişasta da taşımasıyla ayrılır ve digeri gibi kullanılır. Türkiye’de; İstanbul, Trakya, Mugla, Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları kökleridir. Köklerinde triticin, uçucu yağ, müsilaj ve potasyum bulunur.

Türkçe Sözlük

(fizik). Bütünden ayrılıp bir yerde toplanma: Billûrlaşma, bir ayrılanına olayıdır.

Yabancı Kelime

İng. iceberg

coğ. buz dağı

Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akıntılarla yer değiştiren büyük buz parçası.

Şifalı Bitki

(sefercel): Gülgillerden çiçekleri iri ve pembe renkli; yapraklarının altı tüylü, orta yükseklikteki bir ağacın meyvesidir. Ayva; limondan büyük, sarı renkte, tüylü, mayhoş, dokusu sertçe ve ufak çekirdekli bir meyvedir. Vitamini boldur. Çiğ yenilmesi tavsiye edilmez. Komposto veya jöle yapılarak veya külde pişirildikten sonra yenmesi uygundur. Kullanıldığı yerler: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Karaciğer tembelliğini giderir. Safra akışını sağlar. Çarpıntıyı dindirir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Bronşit, müzmin öksürük ve veremde faydalıdır. Ağızdan su gelmesini ve kan kusmayı önler. Vücudun gelişmesine yardım eder. Merhem yapılarak kullanıldığı takdirde; el ayak ve meme ucu çatlaklarını, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir. Egzama kaşıntılarını ve basur memelerinin doğurduğu şikayetleri giderir. Kabızlık çekenler ve tansiyonu yüksek olanlar yememelidir.

Türkçe Sözlük

(i.). Ayva ağaçları olan yer, ayva bahçesi.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.), i. Astronomi. Süreyyâ yıldızının yakınlarında kırmızı renkli küçük ve parlak bir yıldız. Keçi yıldızı. 2. mec. Semanın pek yüksek yeri: Sesi ayyûka çıkıyordu: Pek ziyade bağırıyordu.

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.

Peki bu oluşum içinde ayın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve dünyanın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?

Dünyadaki yaşam koşulları bakımından Ay’dan kaynaklanan hiçbir olumsuz etken yoktur. Yani Ay’ın varlığının hiç bir zararı yoktur. Ya yararı?

Ay’ın dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay’ın olmaması dünyanın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapılan farklılaşabilecek buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti.

Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay’ın yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı. Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70’i Ay’dan, diğer yüzde 30’u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı.

Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada’da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükselir. Bu olay Manş sahillerinde 11,5 metre, Çanakkale Boğazı’nda 5-6 santimetre olup İstanbul Boğazı’nda pek hissedilmez. Ay’ın etkisiyle yalnız denizler değil karalar da hareketlenir. Kara parçalarında saptanan en büyük yükselme ise 50 santimetredir.

Astronomik gözlemlerde nasıl atmosferimiz iyi görüş almamıza mani teşkil ediyorsa Ay’ın ışığı da öyledir. Öyleyse Ay’ın olmaması bu konuda faydalı olacaktı. Dünya’nın yörünge hareketindeki Ay’dan kaynaklanan küçük salınım hareketleri yavaş yavaş ortadan kalkacak ama dünyanın dönme ekseni bundan pek etkilenmeyecekti.

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.

Ay olmayınca etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok mukabili, Ar. kalîl, Fars. endük, cüz’İ: Bu kıymet şu mala göre azdır. 2. Seyrek, nadir: O yerin yağmuru azdır. Ar. kıllet: Az çoğa tâbidir. Çoğa aza bakılmaz. Çoğu gitti, azı kaldı. 4. Az olan şey: Azla kanaat etmek. 5. Az miktarda: Az söylemek, az yemek. 6. Seyrek olarak, nadiren: Böyle iş az düşer. Biraz 7. Az miktar, cüz’İce: Biraz su verin. 8. Kısa müddet: Biraz bekleyin. Birazdan: Sonraca: Birazdan gelin. En azdan: Minimum, akallî, lâakal. Az buçuk = Cüz’İce, ehemmiyetsiz miktarda ve kinaye yoluyla, oldukça: Ondan da az buçuk malûmatımız vardır. Az çok = Her ne miktar olursa, çok değil ise az olsun: Adamcağız az çok okumuş. Az kaldı = Hemen: Az kaldı düşüyordum.

Ülke

(Azerbaijan) Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Hazar Denizi’nin kıyısında İran ve Rusya arasında bir bölgede yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 40 30 Kuzey enlemi 47 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: Toplam: 86600 km².

Kara: 86100 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 2013 km.

Sınır komşuları: Ermenistan (Azerbaycan sınırı) 566 km Ermenistan (Nahçıvan sınırı ) 221 km Gürcistan 322 km İran (Azerbaycan sınırı) 432 km İran (Nahçıvan sınırı) 179 km Rusya 284 km Türkiye 9 km.

Sahil şeridi: 825 km (Hazar denizi).

İklim: Dünyadaki mevcut 11 iklim tipinden 9’unun hüküm sürdüğü Azerbaycan’da iklim oldukça çeşitlidir. Azerbaycan’da iklim başlıca 3 etki altındadır: Büyük Kafkas dağlarının kuzeyinden gelen soğuk hava kütlelerinin etkisi; Küçük Kafkas dağlarının güneyinden gelen sıcak hava akımlarının etkisi; 825 km.lik sahil şeridiyle bölgenin yanı başında bulunan Hazar Denizi’nin bölge iklimi üzerindeki etkisi. Bölgenin en rutubetli ve yağış alan yeri Talu dağları ile Lenkeran ovalığı (1600-1800mm) en kurak bölgesi ise Abşeron yarımadasının güneybatı kısmıdır.

Arazi yapısı: Orta yükseklikte bir ülke olan Azerbaycan’ın ortalama yüksekliği 657 m.dir. Ülkelerin en yüksek dağları olan Bazar düzü ve Tufandağ’in zirveleri 4197-4489 metreye ulaşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m; en yüksek noktası: Bazardüzü dağı 4485 m.

Doğal kaynakları: petrol doğal gaz demir yatakları metaller alüminyum.

Toprakları: Tarıma elverişli: %20.

sürekli ekilen: %5.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %11.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 14550 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: kuraklıklar; bazı deniz seviyesine yakın topraklarda su baskınları deprem.

Akarsuları: 371.000 km².lik bir alanı kapsayan ve 75000 m³.lük bir hacme sahip olan Hazar Gölü ülkenin sınırlarının bulunduğu tek denizdir. Volga Ural Kür Aras Terek Samur Sulak gibi birçok nehrin sularını döktüğü bu göle hacmi büyük olduğu için Deniz de denilmektedir. Hazar’ın kuzeyden güneye ortalama uzunluğu 1200 km eni ise ortalama 300 km. dir. Denizin ortalama derinliği 180 m en derin yeri 1020 m en sığ yeri ise 5 m. civarındadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7961619 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.8 (erkek 1046501; bayan 1011492).

15-64 yaş: %66.3 (erkek 2573134; bayan 2706275).

65 yaş ve üsleri: %7.8 (erkek 246556; bayan 377661) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.66 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.38 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.95 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.65 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 79 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 63.85 yıl.

Erkeklerde: 59.78 yıl.

Kadınlarda: 68.13 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.46 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Azeri.

Nüfusun etnik da

Türkçe Sözlük

(i. A. «azm» den if.). 1. Kasit ve niyet eden, kat’i karar veren: Azim-i sefer oldu. 2. Bir yere hareket eden: Azim-i dir-ı bakaa oldu = Öldü.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da «azm» ile bazı yerlerde aynı mânâda kullanıldığı ve «azîme» ile aynı kelime olduğu halde, dilimizde her birinin mânâsı ve kullanılış yeri ayrılmıştır). Bir yere müteveccihen hareket, yola çıkma: Hlcâz’a azimet etti.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. ızâm). Kemik, Fars. üstühân. Şam’a yerleşmiş büyük Osmanlı vezir ailelerinden Konyalı Kemikoğulları’na Araplar’ca verilmiş ad: Osm. Azm-zâde. (bk.) Azım.

Türkçe Sözlük

(e. F.). ile, maa. Bâ emr-i Alî = Yüksek emirle. Bâ kemâl-i hürmet ve tâlim = Hürmet ve tazimle. Bâ telgraf = Telgrafla (kullanılmasında hiç bir ihtiyaç olmayıp, yerine, «ile» kullanılması elbstte daha güzel ve fesahat kaidesine daha uygundur).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ebvâb). 1. Kapı, giriş, medhal: Bâb-ı merhamet (merhamet kapısı) açıktır. Minel-bâb ilel-mihrâb = Kapıdan mihraba kadar, cümlesi, hepsi, tamamı. 2. Dergâh, derbâr, umumî merci, başvurma yeri olan büyük kapı: Bâb-ı devlet = Devlet kapısı; herkesin başı bu bâba bağlıdır. 3. Büyük daire, kapı: Bâb-ı Ali = Sadrazamlık ve dîvân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve şûrây-ı devleti havi yüksek daire. Paşa kapısı = Sadrâzam dairesi. Bâb-ı meşihat, Bâb-ı fetvâ = Meşîhat-ı Islâmiye (şeyhülislâmlık) dairesi, şeyhülislâm kapısı. Bâb-ı seraskeri = Askerî daire, serasker kapısı (millî savunma bakanlığı, harbiye nezareti). 4. Bir kitabın bölündüğü kısımların beheri, ki taksimatın en büyüğü olup, ekseriya her bâb birkaç fasla ayrılır: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânî = Birinci bâb, ikinci bâb. 5. Arapça fiil tasnif şekillerinin beheri: Birinci, dördüncü bâb; ef’Al, tef’il, istif Al bâbları. 6. Husus, madde, keyfiyet: Ol bâbda = O hususta; bu bâbda malûmatım yoktur. O bâb-ı Ahar = O başka iş. 7. Geçit, boğaz, derbent (Bu mânâ ile Türkçe’de çok kullanılmaz, yalnız bazı has isimlerde bulunur): Bâb-ül-ebvâb = Şirvan’daki derbent. Bâb-ül-mendeb = Kızıldeniz’in güneyindeki boğaz. Bâb-üzzekkak = Cebel-i TArik Boğazı. Bâb-üsSaâde’t iş şerife = Harem-i Hümâyûn. Bâb-üs-Saâdet-iş-Şerife Ağası = Kızlar Ağası, Başağa. Bâb-ı Hümâyûn = Topkapı Sarayı’nın büyüft ve resmî kapısı. Gerek bâb ve gerek kapı isimleri bu mânâ ile kullanıldığından, ikisini de bu mânâ ile kullanmak, meselâ: Bâb-ı Seraskeri kapısı demek hata ise de, bâb bu mânâ ile ve kapı ise lügat mânâsında kullanılarak, «BAb-ı Seraskerî» denilen dairenin kapısı mânâsiyle «BAb-ı Seraskerî kapısında duran nöbetçi» denilirse, bu tâbirde hata görmek hatadır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Galatı: Babullâne). Eskiden Babil şehri gibi fuhuş yeri olan fâhişeler mahalli, fuhuşhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hintli veya Bengalli efendi; ingilizce bilen yerli kâtip; sathi bir ingiliz kültürüne sahip olan yerli.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vaktiyle bir yerden bir yere naklonunan eşya ve emtiadan alınan vergi (Asıl mânâsı vergi ve haraçtır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küskün, atın eyerine bağlı ve kuyruğunun altından geçirilen kayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (çoğ). meskun yerlerden uzak veya ağaçlardan yarı temizlenmiş yerler; (s). kaba, basit, incelikten uzak. backwoodsman (i). böyle bir mıntıkada yaşayan kimse; kaba ve basit adam.

Türkçe Sözlük

(i. F. bâd = yel, nümâ = gösterici). Rüzgârın cihetini gösterici Alet ki evlerin vesair yüksek yerlerin üstüne konur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şekerli yer elması. 2. Düztaban.

Türkçe Sözlük

(i. F. «bâdâm» dan. Asıl Türkistan’da badem yetişmediğinden ve Ahenge de uymadığından, Türkçe asıllı addolunamaz). İçi ve pek taze iken kabuğu dahi yenen ve yağı çıkarılan maruf meyve ki, başlıca üç çeşit olup kolay kırılanına diş yahut sakız, sertine taş bademi ve acıca olup kurabiyesi ve sabunu yapılan cinsine de acıbadem denir. Badem gibi uzunlamasına: Badem göz, tırnak. Bademağacı = Bu meyveyi veren ağaç ki mutedil iklimlerin ağaçlarındandır. Badem ezmesi = Ezilmiş bademli şekerleme. Bademiçi = Bu meyvenin içi. Badem parmak = Başparmak. Badem helvası = Bademle yapılmış helva. Badem sübyesi — Soyulup ezilmiş bademin suyu ki süt gibi olup şerbet yerine içilir. Badem kürk Badem = Tilki paçası. Bademyağı = Bademden çıkarılan yağ.

Şifalı Bitki

(prunus amygdalus): Gülgillerden bir çeşit ağacın yemişidir. Meyvesi ancak çağla halindeyken yenir. Olgunlaştıktan sonra, sert kabukla kaplı olan içi yenir. Hekimlikte kullanılan kısmı da burasıdır. Başlıca 2 çeşidi vardır. - Acıbadem - Tatlıbadem Kullanıldığı yerler: Badem, bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin zayıf düşmemesini sağlar. Sütle içilirse mideyi kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Nekahat devresini kısaltır. Böbrek mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, boğaz yanması ve akciğer hastalıklarında faydalıdır. Bademyağı kabızlığı giderir. Egzama ve kaşıntıların verdiği rahatsızlıkları azaltır. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Kulak ağrılarını dindirir. Yumurtayla karıştırılıp da, basur memelerine sürülecek olursa, ağrı ve yanmaları giderir.

Türkçe Sözlük

(i.). Badem ağaçlan bulunan yer, badem ağacı koruluğu.

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Halatın aşınacak yerine sarılan bez, halat sargısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şaşırtmak; engel olmak; boşa çıkarmak, aciz bırakmak; beyhude yere mücadele etmek, bocalamak (gemi v.b.) ; (i). su, hava veya ses hareketlerini kontrol eden bir levha; hoparlör ekranı. be baffled şaşırmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üzüm ağaçları bulunan yer: Bağa girmek, bağ bekçisi. 2. Üzüm ağacı: Bağ dikmek. Bağbozumu = Üzümlerin toplanması ve bunun mevsimi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağlık yer, bağ, bahçe.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). T. Yolcu eşyası. 2. Yolcu eşyası koymaya yarayan yer, yolcu eşyası vagonu.

Türkçe Sözlük

(i.). Yük arabasının çatal yeri.

Sağlık Bilgisi

Bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kaşığı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahçelik ve bağlık yer.

Türkçe Sözlük

(f. aslı: Bağmak). 1. ip ve ona benzer şeyleri dolaştırıp rabtetmek, düğüm yapmak: ipi bağlamak; İpi çiviye bağlamak. 2. İp ve ona benzer bir şeyle bir şeyi diğerine veya birkaç şeyi birlikte rabt ve bend etmek, bir araya getirmek: Demet bağlamak; ağacı hereğe bağlamak; hayvanı kazığa bağlamak; birinin ellerini, ayaklarını bağlamak. 3. Sarmak, sargı geçirmek: Başını, gözünü, yarayı bağlamak; başına mendil bağlamak. 4. Takmak, asmak, kuşanmak, kuşatmak: Bele kılıç bağlamak. 5. Kapamak, sed ve bend etmek: Kapıyı, suyun mecrasını bağlamak. 6. Hâsıl ve peyda etmek, edinmek: Ekin, tane, tohum bağladı; süt kaymak bağladı. Sular buz bağlamış; yara kabuk bağladı. 7. Kavuşturmak: Ellerini bağlayıp divan durmak. 8. Tahsis ve tayin etmek: Birine maaş, aylık tayinat bağlamak. 9. Yapmak, teşkil etmek: Saf bağlamak. 10. Toplayıp bohça ve denk etmek: Eşyayı bağlamış; yatakları bağlamışlardı. 11. Pranga ve zincire vurmak: Suçluları bağlamak usûlü kaldırıldı. Baş bağlamak = Bir yere mensup ve bağlı olmak, intisâb etmek. Başını banlamak = Bir işle uğraştırmak, işi vermek, Avârelikten kurtarmak. Evlendirmek. Bel bağlamak = Umld etmek, intisab etmek, hizmet arz etmek: Hizmetinize bel bağladım. Pamuk ipliğiyle bağlamak = Geçici bir tedbir ve çare bulmak. Sağlam kazığa bağlamak = Sağlamlaştırmak. Tatlı yerinde bağlamak = İyi netice vermek. Göz bağlamak = Sihir ve büyü etmek. Gönül bağlamak = Aşık olmak, sevmek, kendini bir şahsa, bir şeye, bir ümide vakfetmek. Yelken bağlamak = (Gemi) harekete hazırlanmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Bağların çok olduğu yer, bağ olan yer. Bağlık, bahçelik — Yeşilliği, ağacı, bol olan yer. Bağı, bahçesi çok olan yer.

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur

Türkçe Sözlük

(i. F.) («bağçe» yazmamalı). Bahçe, küçük bağ, küçük ravza ve bostan. (Bu mânâ ile Türkçe’de kullanılmayıp Farsça bağ yerine geçer.) Çiçek ve meyve veren veya vermeyen ağaçlar ve sebze vesaireyi havi ve ekseriya eve bitişik yer, ravza, bağ, firdevs, bostan: Çiçek bahçesi, sebze bahçesi. Hayvanat bahçesi = Müze çeşidinden olarak çeşitli hayvanlardan birer, ikişer numune bulunan bahçe. Nebatat bahçesi = Numune olmak üzere çeşitli bitkileri havi bahçe. Memleket bahçesi = Ahalinin gezmesine mahsus, belediyeye ait süslü ve ferahlık verici umumî bahçe.

Türkçe Sözlük

(i.). Bahçeleri çok yer.

Ülke

(Bahrain) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu’da Basra Körfezinde Arabistan Yarımadası kıyısı açıklarında Bahreyn Adası ile 30 kadar küçük adadan oluşan bir takımadada yer alan ülkedir.

Coğrafi konumu: 26 00 Kuzey enlemi 50 33 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: toplam: 665 km².

Kara: 665 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 161 km.

İklimi: Bahreyn’de yıl boyunca nem oranı yüksektir. Kış ayları ılımandır. Egemen rüzgar kuzeybatıdan esen nemli şamal rüzgarıdır. Güneyden esen rüzgarlar ise hem sıcak hem de kurudur; bazen kum ve toz getirir.

Arazi yapısı: Bahreyn Adası`nın orta bölgesi kayalıktır. Güneyde ve batıda bazı yerleri tuzlu bataklıklarla kaplı kumlu ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Jabal ad Dukhan 122 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık inci.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.82.

Sürekli ekinler: %5.63.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %85.55 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: periyodik kuraklıklar; kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 698585 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.4 (erkek 96567; kadın 94650).

15-64 yaş: %69.1 (erkek 280272; kadın 202451).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 12753; kadın 11892) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.82 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.38 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.07 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.26 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 16.8 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.45 yıl.

Erkek: 71.97 yıl.

Kadın: 77 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.6 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

Ulus: Bahreyn.

Nüfusun etnik dağılımı: Bahreynliler %63 Asyalılar %19 diğer Araplar %10 İranlılar %8.

Dinler: Şii Müslümanlar %70 Sünni Müslümanlar %30.

Dil: Arapça İngilizce Farsça Urduca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %89.1.

Erkek: %91.9.

Kadın: %85 (2005 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bahreyn Devleti.

kısa şekli : Bahreyn.

Yerel tam adı: Dawlat al Bahrayn.

yerel kısa şekli: Al Bahrayn.

Eski adı: Dilmun.

ingilizce: Bahrain.

Yönetim Biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Manama.

İdari bölmeler: 12 belediye; Al Hadd Al Manamah Al Mint**ah al Gharbiyah Al Mint**ah al Wusta Al Mint**ah ash Shamaliyah Al Muharr** Ar Rifa› wa al Mint**ah al Janubiyah Jidd Hafs Madinat Hamad Madinat ‹Isa Juzur Hawar Sitrah.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1971.

Milli bayram: Milli Gün 16 Aralık (1971).

Anayasa: 14 Şubat 2002 de yeni anayasa kabul edilmiştir.

Hukuk sistemi: İslam hukuku ve İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA AFESD

Türkçe Sözlük

(i.). Bakanın yönetimi altındaki dairelerin bütünü veya bu dairelerin bulunduğu yer, vekâlet.

Türkçe Sözlük

(i.). Düşkünlerin, müzmin hastalığı olanların sürekli olarak bakıldığı yer.

Şifalı Bitki

(ful): Baklagillerden hazmı kolay ve besleyici bir bitkidir. Ev ilaçlarında çiçekleri kullanılır. Bir çeşidi olan acıbakla ise, acı ve otsu bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Lumbago, romatizma, siyatik ve dolama şikayetlerini giderir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rich Middle Eastern cake made of thin layers of flaky pastry filled with nuts and honey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very sweet dessert made of layers of flaky pastry filled with a mixture of ground nuts and sugar The pastry is sliced, baked, and brushed with a honey syrup flavored with lemon or rose water. [Middle Eastern - Greek] A very sweet dessert made of layers

Türkçe - İngilizce Sözlük

Middle Eastern rich dessert of flaky pastry, honey and nuts. rich Middle Eastern cake made of thin layers of flaky pastry filled with nuts and honey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Narural or synthetic compound used to make the cover for top-standard golf balls Its soft, elastic qualities produce a high spin rate and it is favoured by tournament players. rubber like material used for making the outermost layer of a golf ball softer

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bacağın budu, kaba eti. 2. Sak, diz ile ayağın bileği hükmünde olan oynak yeri arasındaki uzuv. Baldır sinir = Ökçe siniri. Baldır kemikleri = Baldırdaki iki kemik, azmeyn-i sak, düdük kalemi ile İncik. Baldırıçıplak = Aşağılık adam, ayak takımı, serseri. Kayış baldırlı = Çevik. Baldırıkara = Bir süs bitkisi, kerbeze (edianthum).

Türkçe Sözlük

(i.). Don ve şalvar paçasının baldıra gelen yeri.

Türkçe Sözlük

(i.). Nemli yerlerde yetişen zehirli bir bitki, ağıotu (conium). Maydanozgillerden olan bu bitkinin büyük baldıran, küçük baldıran, su baldıranı gibi çeşitleri vardır. Baldıran şerbeti. Su baldıranı = Rezne. Küçük baldıran = Teft.

Şifalı Bitki

(Ağuotu): Maydanozgillerden nemli yerlerde yetişen 1-2 metre boyunda zehirli bir bitkidir. Gövdesi kalındır. Saplarının alt kısmı erguvani renktedir. Yeprakları büyük, çiçekleri yayvan ve küçüktür. Terkibinde coniine vardır. Büyük baldıran ve küçük baldıran olmak üzere 2 çeşidi vardır. Ev ilaçlarında kullanılmaz. Kullanıldığı yerler: Hekimlikte ağrı giderici ve spazm giderici olarak, siyatik, tetanoz, epilepsi, trilemnius nevraljisi ve kore hastalığının tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki

(fujer): Eğreltiotugillerden; nemli yerlerde yetişen otsu bir bitkidir. Yaprakları at yelesini andırır. Yurdumuzun hemen hemen her yerinde yetişir. Kullanıldığı yerler: Grip ve soğukalgınlığında hastayı rahatlatır. Balgam söktürür. Mide ağrılarını keser. Böbrek kumlarının dökülmesini sağlar. Derideki şişlikleri indirir. Saç dökülmesini önler. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Diğer ilaçlara da tat verici olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hazar denizi sahilinde Anuderyanın eski yatağının denize vardığı yerde bir dağ silsilesi.

Şifalı Bitki

(hablülhilal): Cava’da ve Malabar’da yetişen ve zehirli meyvesiyle balıkları sersemleterek yakalamaya yarayan zehirli bir bitkidir. 50 santim boyundadır. Dalları yeşil ve tüylüdür. İlaç olarak yaprak ve çiçekleri kullanır. Kullanıldığı yerler: Terletir, idrar söktürür. Vücudu rahatlatır. Had bronşit ve nezlede, bütün bulaşıcı hastalıklarda kullanılır.

Genel Bilgi

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam suresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin ‘fosfor’ olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini ‘fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz’ diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarını arttırdığı saptanmamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.

Türkçe Sözlük

(i.). Balık yiyerek beslenen bir cins küçük deniz kuşu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yastık. İskemle yerine kullanılır yuvarlak yastık.

Türkçe Sözlük

(i.). Balkanları olan, dağlık: Balkanlık bir yerdir.

Şifalı Bitki

(laminum): Ballıbabagiller familyasından bir çeşit bitkidir. Benekli ballıbaba ve arıların çok sevdiği ak ballıbaba gibi türleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kabakulak, mayasıl ve kanlı basurda faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). oy pusulası; bir seçimde oyların toplamı; gizli oy usulu ile yapılan seçim; (f). oy vermek; kura çekmek (yer için). ballot box oy sandığı. ballot paper oy pusulası.

Türkçe Sözlük

(it.). 1. Alafranga raks: Balo oynamak. 2. Eğlenmek üzere yapılan umumî veya hususî içtima ve bunun için olunan davet ve eğlence: Bu akşam filan yerde balo vardır, baloya gitmek. Balo vermek = Balo eğlencesi tertip edip davet etmek. Maskeli balo = Davetlilerin yüzleri maskeli gitmeye mecbur oldukları balo, toplantı. Açık balo = Maskesiz gidileni.

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden ayak takımının eğlenmek için gittiği içkili, danslı yer.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Odun ve saire kesmeye mahsus saplı kesme Aleti. Osm. fas, teber. Küçüğüne nacak derler. 2. Baltaya benzer silâh, teber. Aşçı baltası = Et kesmeye mahsus enli ve kısa saplı balta. Eğer baltası = Eğere takılan kısa saplı silâh, teberzîn. Baltabaş, (bk.) Baş. Balta asmak = Musallat olmak. Balta sapı = Muavin, yardak. Bir baltaya sap olmak = Bir işe yaramak. Baltayı taşa vurmak = Bilmeyerek bir adamın yüzüne karşı kendisine dokunacak söz söylemek. Balta görmemiş, balta girmemiş = Hiç kesilmemiş, budanmamış, tabiî hâlinde (orman). El dokunulmamış (iş). Balta ile yonulmuş = Kaba, yontulmamış adam. Hacamat baltası = Hacamat etmeye mahsus küçük cerrah Aleti. Marangoz baltası = Tahta kesmeye mahsus küçük balta şeklinde Alet.

Türkçe Sözlük

(i. Malezya yerlilerinin dilinden). Sıcak ülkelerde yetişip 25 metre kadar uzayan ve mobilya, merdiven, baston gibi birçok eşya yapımına yarayan bir çeşit kamış. Buna hezaren ve Hind kamışı da denir. (Calamus rudentum).

Şifalı Bitki

(hibiscus esculentus): Ebegümecigiller familyasından; yaprakları asma yaprağına benzeyen, meyvesi beş bölmeli, tohumları yuvarlak ve yeşilimtrak gri renkte, sebze olarak yenen bir bitkidir. Amasya, Balıkesir bamyası gibi çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Afrika’dan alınıp Birleşik Amerika yerlileri tarafından geliştirilen telli çalgı.

Ülke

(Bangladesh) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da Bengal koyuna kıyısı olan Birmanya ve Hindistan arasında yer alan bir ülkedir.

Coğrafi konumu: 24 00 Kuzey enlemi 90 00 Doğu boylamı.

Harita konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 144000 km².

Kara: 133910 km².

Su: 10090 km².

Sınırları: toplam: 4246 km.

Sınır komşuları: Birmanya 193 kilometre Hindistan 4053 kilometre.

Sahil şeridi: 580 km.

İklimi: Tropikal iklim Ekim - Mart ayları arasında süren kışlar hafif Mart - Haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer Haziran - Ekim ayları arasında sıcak musonlar ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla yatık alüvyonlu ovalardan ve güneydoğuda tepeliklerden oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Keokradong 1230 m.

Doğal kaynaklar: Doğal gaz işlenebilir toprak arazi kereste kömür.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %55.39.

Sürekli ekinler: %3.08.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %15.

Diğer: %21.53 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 47250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık kasırgalar ülke geneli yaz muson yağmurları sırasında su baskınları ile karşı karşıya kalır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 147365352 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %32.9 (erkek 24957997; kadın 23533894).

15-64 yaş: %63.6 (erkek 47862774; kadın 45917674).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 2731578; kadın 2361435) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.68 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.04 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.16 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 60.83 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.46 yıl.

Erkek: 62.47 yıl.

Kadın: 62.45 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.11 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 13000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 650 (2001 verileri).

Ulus: Bangladeşli.

Nüfusun etnik dağılımı: Bengalli %98 Kabile grupları Bengalli olmayan Müslümanlar (1998).

Dinler: Müslüman %83 Hindu %16 diğer %1 (1998).

Dil: Bengalce (resmi) İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %43.1.

Erkek: %53.9.

Kadın: %31.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Bangladeş.

Eski adı: Doğu Pakistan.

ingilizce: Bangladesh.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Dakka.

İdari bölmeler: 6 belediye; Barisal Chittagong Dhaka Khulna Rajshahi Sylhet.

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan›dan ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü 26 Mart (1971).

Anayasa: 4 Kasım 1972 16 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir 24 Mart 1982 darbesinde bir süre askıya alınmış 10 Kasım 1986 tarihinde yeniden d

Türkçe - İngilizce Sözlük

In certain games, as dominos, a fund of pieces from which the players are allowed to draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bank holds all of the money at the start of the game Payments of dividends to players are made from the bank Payments for new trains and terrain costs are made to the bank Payment for shares purchased from the initial offering or from the open market,

Türkçe - İngilizce Sözlük

board , pew , stool , reef , sandbank , desk , seat , band , bank , bench , layer , settle , stratum , bed.

Türkçe Sözlük

(i. f.). 1. Bir otomobili bir uçtan bir uca kaplayan tek parçadan ibaret oturacak yer. 2. Karayollarında asfalBamya tın iki yanındaki balastlı kısım.

Yabancı Kelime

Fr. banlieue

yörekent

Genellikle oturma alanı niteliğinde olan, şehir merkezinden uzakta veya sınırlarına yakın yerlerde bulunan şehir yöresi.

Şifalı Bitki

(konca): Patlıcangiller familyasından; yol kenarlarında, gölgelik yerlerde yetişen, 80 santimetre kadar boyunda uyuşturucu ve zehirli bir bitkidir. Açık yeşil renktedir. Her tarafında beyaz, uzun tüyler vardır. Çiçekleri sarımtırak, kırmızımsı mor renktedir. Meyvesinin içinde yüzlerce tohumu vardır. Ev ilaçlarında kullanılması tavsiye edilmez. Kullanıldığı yerler: Teskin edicidir. Titreme ve çarpıntıyı giderir. Uykuyu kaçırır. Keyif verir. Beyin hastalıkları, kore hastalığı ve nikriste faydalıdır.

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakterileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığının bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakierileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığınm bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğu, kuzey Anadolu’ da ve bilhassa, Erzurum ve civarında oynanan bir halk dansı: Bilezik barı, hançer barı. 2. Cam kaplarda veya hastalık sebebiyle dilde meydana gelen kir. 3. (İng.) Danslı, içkili, eğlence yeri veya içki ve meşrubat içilen yer. Bir salonda içki içmek üzere hazırlanmış köşe. Amerikan bar = Lokanta ve otellerde bankolu ve yüksek sehpalara oturulacak şekilde hazırlanmış içki köşesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole body of lawyers licensed in a court or district; the legal profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The raised ridge down the center of a backgammon board dividing the home board from the outer board, where checkers are placed after they have been hit A player with a checker on the bar must enter that checker before he can make any other move.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A ridge down the center of the board dividing a player's home and outer boards The bar is not counted as a space Place where hit blots are placed until they reenter into play.

Türkçe Sözlük

BAR-GEH (i. F. bâr = Ruhsat, gâh, geh = Yer, mahal). Ruhsatla girilecek mahal, girmek için izin istenilen yer. Osm. Atebe, südde, dergâh. Bârgâh-ı pâdişahî. mec. Bârgâh-ı Kibriya = Tanrı’nın huzuru.

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Yük yeri. 2. Yolcu eşyası indirilecek ve saklanacak yer.

Türkçe Sözlük

(i. I.). 1. Yukarısı geniş keçe başlık, gemici başlığı. Yeniçeriler de giyerdi: Bostancı, haseki baratası. 2. Bir cins horoz ibiği.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Atlas Okyanusu`nun batısında Rüzgarüstü Adalarının 160 km doğusunda Venezuela`nın 435 km kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 13 10 Kuzey enlemi 59 32 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 431 km².

Kara: 431 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 97 km.

İklimi: Tropik iklimin egemen olduğu adada kuru (Aralık-Mayıs) ve yağışlı (Haziran-Kasım) geçen iki mevsim görülür. Antiller kasırga alanın güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır.

Arazi yapısı: Ada tortul kayaçları kaplayan ve kalınlığı 90 m`ye ulaşan mercan birikintilerinden oluşmuştur. En yüksek noktası olan Hillaby dağının bulunduğu kuzey kesimi dışında genellikle alçak ve düzdür. Yüzey suları oldukça azdır; az sayıdaki doğal su kaynakları kireçtaşı yataklarında toplanan yeraltı sularıyla beslenir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Hillaby Dağı 336 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %37.21.

Sürekli ekinler: %2.33.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %12.

Diğer: %43.46 (2005 verileri).

Doğal afetler: Antiller kasırga alanının güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır. Ayrıca periyodik heyelanlar gözlemlenmektedir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 279912 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %20.1 (erkek 28160; kadın 28039).

15-64 yaş: %71.1 (erkek 97755; kadın 101223).

65 yaş ve üzeri: %8.8 (erkek 9508; kadın 15227) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.31 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.01 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 11.77 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.79 yıl.

Erkek: 70.79 yıl.

Kadın: 74.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.65 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 2500 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Barbadoslu yada Bajan (halk arasında).

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90 beyaz ırk %4 diğer %6.

Dinler: Protestan %67 (Anglikan %40 Pentekostal %8 Methodist %7 diğer %12) Roma Katolikleri %4 inançsız %17 diğer %12.

Dil: İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.7.

Erkek: %99.7.

Kadın: %99.7 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Barbados.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bridgetown.

İdari bölmeler: 11 bölge; Christ Church (İsa Kilisesi) Saint Andrew Saint George Saint James Saint John Saint Joseph Saint Lucy Saint Michael Saint Peter Saint Philip Saint Thomas.

Bağımsız

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ask. top için hazırlanmış mahfuz yer, barbet, top kulesi; den. taret, top siperi.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çıplak, açık,yalın;sade,süssüz,mübalağasız,basit;havı dökülmüş,parlamış(kumaş);ancak yetecek kadar,.bareback (s). eyersiz (at).bare change zayıf vir ihtimal. bare faced (s). yüzü açık, peçesiz;yüzsüz, arsız,hayasız. barefoot (s).,(z). yalınayak. bare

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Barınılacak yer. 2. Yurt, ev.

Yabancı Kelime

Fr. barysphère

jeol. ağır küre

Yer yuvarlağının, yoğunluğu ve katılığı çok olan bölümü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Outermost layers of a woody stem, including all the living and non-living tissues outside the cambium. 138 :a small sailing ship : a sailing ship of three or more masts with the aft most mast fore-and-aft rigged and the others square-rigged : a craft prop

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). havlama, köpek havlamasına benzer ses; (k.dili). öksürük; (f). havlamak; havlamaya benzer sesler çıkarmak; yüksek sesle konuşmak veya bağırmak; (argo) bir eğlence yerinin kapısında çığırtkanlık etmek; öksürmek. bark up the wrong tree yanlış kap

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havlayan, bağıran insan veya köpek; (k.dili). dükkân veya eğlence yeri önünde bağıran adam, çığırtkan.

Genel Bilgi

Bu günlerde çarşı pazardan aldığınız her şeyin üzerinde bir etiket var. Bu etikette kalınlıkları farklı dikey çizgiler ve bazı numaralar bulunuyor. Kasiyerler bu malın etiketli tarafını bir camın üzerinden geçiriyor veya etikete bir ışık tutarak, fiyatlarını otomatik olarak yazar kasalarına geçiriyorlar.

Barkodlar önceleri marketler için, işlemlerini hızlandırmaları ve stoklarını daha iyi kontrol edebilmeleri için hazırlanmıştı. Ancak sistem o kadar başarılı oldu ki, süratle her tipte satılan eşyaya konulmaya başlanıldı.

Şimdi, süpermarketten aldığınız ve üzerinde barkod olan herhangi bir malı elinize alın ve bu bir tip etikete bakarak anlatacaklarımızı dinleyin.

Gördüğünüz gibi, bir barkodda iki kısım vardır. 1) Makinenin okuduğu dikey çizgiler kısmı; 2) İnsanların okuyabildiği 12 adet rakam. İlk altı rakam eşyanın tanım numarası olup, üreticiler yıllık bir ücret karşılığında, bu kodları veren uluslararası bir konseyden kendi ürünlerine tahsis ettirebilirler.

İkinci gruptaki ilk beş rakam malzeme numarasıdır. Aynı kod birden fazla çeşitteki ürün için kullanılamaz. Yani üreticinin sattığı her değişik üründe, her değişik paketlemede, hatta paketlerin koli olarak tekrar paketlenmelerinde hep değişik malzeme numarası verilir. Böylece markette ne kadar mal satıldığı, depoda ne kadar kaldığı, hep kontrol altında tutulur.

Örneğin, teneke kola ile şişe kolanın kod numaraları farklıdır. Hatta kutu kolanın bir kolide 6’lık, 12’lik veya 24 adet bulunması durumunda bile farklı kod verilir.

Sağdaki en son rakam ise kontrol numarasıdır. Bu numara bütün taranan dikey çizgilerle hafızaya alınan bilgilerin, bir çeşit sağlamasını yapar.

Görüldüğü gibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili her hangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Bu merkez mağazadaki malların fiyatlarını her zaman değiştirebilme imkanı sağlar.

Çeşitli kalınlıktaki dikey kalın ve ince çizgiler ile aralarındaki boşluklar, çeşitli kombinasyonlarda dizilerek, her biri, bir rakamı temsil eder, yani altlarındaki rakamın bilgisayar tarafından okunmasını sağlarlar.

Genel Bilgi

Bu günlerde çarşı pazardan aldığınız her şeyin üzerinde bir etiket var. Bu etikette kalınlıkları farklı dikey çizgiler ve bazı numaralar bulunuyor. Kasiyerler bu malın etiketli tarafını bir camın üzerinden geçiriyor veya etikete bir ışık tutarak, fiyatlarını otomatik olarak yazar kasalarına geçiriyorlar.

Barkodlar önceleri marketler için, işlemlerini hızlandırmaları ve stoklarını daha iyi kontrol edebilmeleri için hazırlanmıştı. Ancak sistem o kadar başarılı oldu ki, süratle her tiptesatılan eşyaya konulmaya başlanıldı.

İimdi, süpermarketten aldığınız ve üzerinde barkd olan herhangi bir malı elinize alın ve bu bir tip etikete bakarak anlatacaklarımızı dinleyin.

Gördüğünüz gibi, bir barkodda iki kısım vardır.

1) Makinenin opkuduğu dikey çizgiler kısmı;

2) İnsnların okuyabildiği 12 adet rakam.

İlk altı rakam eşyanın tanmım numarası olup, üreticiler yılık bir ücret karşılığında, bu kodlaeı veren uluslararası bir konseyden kendi ürünlerine tahsis ettirebilirler.

İkinci gruptaki ilk beş raklam malzeme numarasıdır. Aynı kod birden fazla çeşitteki ürün için kullanılmaz. Yani üreticinin sattığı her değişik üründe, her değişik paketlemede, hatta paketlerin koli olarak tekrar paketlenmelerinde hep değişik malzeme numarası verilir. Böylece markette ne kadar mal satıldığı, depoda ne kadar kaldığı, hep kontrol altında tutulur.

Örneğin, teneke kola ile şişe kolanın kod numaraları farklıdır. Hatta kutu kolanın bir kolide 6’lık, 12’lik veya 24 adet bulunması durumunda bile farklı kod verilir.

Sağdaki en son rakam ise kontrol numarasıdır. Bu numara bütün taranan dikey çizgilerle hafızaya alınan bilgilerin, bir çeşit sağlamasını yapar.

Görüldüğü gibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Bu merkez mağazadaki malların fiyatlarını her zaman değiştirebilme imkanı sağlar.

Çeşitli kalınlıktaki dikey, kalın ve ince çizgiler ile aralarındaki boşluklar, çeşitli kombinasynlarda dizilerek, her biri, bir rakamı temsil eder yani altlarındaki rakamın bilgisyar tarafından okunmasını sağlarlar.

Türkçe Sözlük

(f.) Muhafaza etmek, emin bir yere sokmak, barındırmak. (Terkedilmiş kelime: Çağatayca varmak).

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. the body of lawyers. bar council. faculty of advocates. incorporated law society.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Hava basıncını ölçen Alet. Bu Alet vasıtasıyle bir yerin yüksekliği ölçülür. Hazneli, kadranlı ve sifonlu, aneroid gibi çeşitleri vardır.

Türkçe Sözlük

(i. Y). Fransızca barometre’den). Havanın ağırlığını mukayese ve hava değişikliklerini önceden tayin ve yerini, irtifaını keşfetmeye mahsus Alet. Osm. Mikyas-ül-havâ, mîzân-ül-havâ.

Yabancı Kelime

Fr. baromètre

fiz. basınçölçer

Hava basıncını ölçerek yer yükseltilerini ve hava değişimlerini tespit etmek için kullanılan alet.

Genel Bilgi

Barometre hava basıncını ölçmeye yarar. Bir çoklarımızın evinde termometre vardır da barometre yoktur. Olanların da çoğu için pek mana ifade etmez. Halbuki barometre hava tahmininde en önemli araçtır.

Çok sağlıklı hava tahminleri meteoroloji balonları, şimdilerde ise uydular vasıtası ile yapılıyor ama evinizde barometrenin düşüş veya yükselişini takip ederek, bir de rüzgar yönünü gözlemleyerek hava tahminini rahatlıkla yapabilirsiniz.

Örneğin barometre 30’un üstünde gösteriyor ve yükselmeye devam ediyorsa hava açık olacak ve rüzgar şiddeti azalacak demektir. Eğer 30’un altında ve düşmeye devam ediyorsa hava bulutlu ve rüzgarlı olacak, hatta fırtına gelebilecektir.

Atmosferdeki hava basıncındaki değişiklikler rüzgarları yaratırlar. Ancak hava basıncındaki değişiklik tek başına o günkü veya gelecek günlerde oluşacak hava durumları hakkında yeterli bilgi veremez. Eğer rüzgar yönünü de biliyorsanız o zaman kısa dönemler için pratik tahminler yapabilirsiniz. İimdi rüzgar yönleri, barometrenin durumu ve bunlara göre oluşabilecek hava durumlarına bir bakalım:

Diyelim ki evinizde bir barometre yok. Problem değil. Hava basıncını ölçmenin diğer pratik yolları da var. Bir fincan kahve de aynı işi görebilir. Eğer kahve üzerindeki kabarcık ve köpükler fincanın ortasında toplanıyorlarsa hava basıncı yüksek, kenarlara doğru yayıiıyorlarsa basınç düşük demektir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,ask.top ateşi ile yapılan mania;şiddetli hücum.barrage balloon uçak hücumuna karşı savunmada kullanılan ve yere bağlı olan balon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). el arabası; ing. seyyar sebze ve meyva satıcılarının kullandığı itilerek yürütülen araba; Büyük Britanyada tarihten evvelki devirlerde yaşamış olan kimselerin mezarlarının bulunduğu tepe; tepe (bu gün özellikle yer isimlerinde kullanılır).

Türkçe Sözlük

yahut MARSAMA (i. R). Güzel rayihalı ve limon yaprağı gibi geniş yapraklı bir bitki ki, yerle beraber olup dikildiği yerde genişler ve nane gibi bazı yemeklere konur.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kale duvarı, hisar, burcu, sûr. 2. Sığınacak yer, sığınak, melce, siper.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Barut imal olunan yer, barut fabrikası 2. Barutun konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Türkçe Sözlük

(i.). Basım işi yapılan yer, matbaa.

Türkçe Sözlük

(i. «baş» tan). 1. Diğer, gay rı, Ahar, şâir, özge: Başka adam, başka iş, başka yerde, başka defa. 2. Başka türlü, diğer-gûn, farklı: O iş başkadır. Başkası = Diğeri, gayrı, diğer biri. Başkaları: Diğerleri, diğer adamlar. ... dan başka = istisnâ bildirir: Senden başka bunu herkes işitti. Bundan başka yoktur. Başka başka = Ayrı ayrı, tek tek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put into a basket. a score in basketball made by throwing the ball through the hoop a container that is usually woven and has handles horizontal hoop with a net through which players try to throw the basketball the quantity contained in a basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a container that is usually woven and has handles. the quantity contained in a basket. horizontal hoop with a net through which players try to throw the basketball. a score in basketball made by throwing the ball through the hoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketballer. basketball player.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt’tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler

Türkçe Sözlük

(i.). Basma yeri, matbaa. Ar. dâr-üt-tab’.

Türkçe Sözlük

(müzari: Basar). 1. Ayakla çiğnemek, pây-mâl etmek: Buraya basmayın. 2. Ağırlık vermek, tazyik etmek: Sandığın içine eşyayı basarak yerleştirmeli. 3. Kalıp vurmak: Tülbendi basmak, mühür basmak. 4. Tab’ ve temsil etmek, dizilmiş veya litografya taşına geçirilmiş yazıyı makine veya tezgâhta kâğıda geçirmek: Kitap, gazete basmak. S. Birdenbire hücum etmek, ansızın üstüne varmak: Geç vakitte misafirler bastılar. 6. Kabahat işlerken üstüne varıp tutmak: Bir kalpazanın evini basmışlar. 7. Kuluçka oturtmak: Bir tavuk bastım. 8. Vurmak, koymak: El basmak. 9. Vurmak, dövmek: Dayak basmak. 10. Yatırıp boğazlamak, kesmek: Sığır basmak. Tl. Ayakta durmak: İki yaşında çocuk da daha basmıyor. Yeni yeni basmaya başlıyor. 12. Çökmek, oturmak: Bu binanın bir tarafı basmış. 13. Gelmek, tutmak, musallat olmak, galebe etmek: Ateş bastı, hararet bastı, uyku bastı, ağırlık bastı. Ayak bastı. 14. Gitmek, uğramak: Bir daha onun evine ayak basmayacağım. 15. Israr etmek: Gitmemeye ayak basıyor. Ağır basmak. 16. .Yavaş yürümek. 17. Ehemmiyetini göstermek. Ağırlık basmak = KAbusa tutulmak. Al basmak = Loğusalara musallat olan bir nevi yılancığa tutulmak. Aybasmak = Aybaşı tutmak, tecennün etmek, çıldırmak. Ayaklar yere basmamak = Çok sevinmek. El basmak = Yemin etmek. İz basmak = iz takip etmek. Bağra basmak = Kucaklamak. Bamteline basmak = Hiddetlendirmek. Çürük tahtaya basmak = Şüpheli ve muhataralı bir işe girişmek.

Teknolojik Terim

Bass tepkisi, ses yoluna akustik olarak ayarlı açıklıklar ekleyerek geliştirilir.

Teknolojik Terim

Fiziksel olarak küçük sürücü birimleri kullanıldığında bas ses üretimi çok zordur. Bu nedenle bazı hoparlörlere bass reflex sistemi eklenmektedir. Bass tepkisi, ses yoluna akustik olarak ayarlı açıklıklar ekleyerek geliştirilir.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Afrika’da Mozambik Kanalının güneyinde Madagaskar’a yakın yer alan adalar grubu.

Coğrafi konumu: 21 30 Güney enlemi 39 50 Batı boylamı.

Harita konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 80 km².

Kara: 0.2 km².

Su: 79.8 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 35.2 km.

İklim: tropikal.

Arazi yapısı: volkanik kayalıklar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: isimsiz yer 2.4 m.

Doğal kaynaklar: yok.

Arazi kullanımı: yok: %100 kayalıklar.

Sulanan arazi: 0 km² (2006).

Doğal afetler: Su altı kayalıklar denizciler için tehlike oluşturmakta periyodik siklonlar ortaya çıkmaktadırlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issız (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bassas da India.

Bağımsızlık durumu: Fransa›nın sömürgesidir; Reunion›da yapılan toplantılarla komisyon üyeleri tarafından yönetilmektedir.

Hukuk sistemi: Fransa hukuku.

Bayrak: Fransa bayrağı kullanılmaktadır.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Hiç bir ekonomik aktivitesi yoktur.

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ile ve mirasla geçen tarla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kale burcu; tabya; sağlamlaştlrılmış yer.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin baş tarafı. 2. (Astronomi) yeryüzündeki bir noktada şakul doğrultusunda olan üst yön, semtürre’s Başucu uzaklığı = Bakılan yıldızdan bakan göze gelen ışın çizgisi ile o yerdeki çekül çizgisi arasında meydana gelen açı.

Sağlık Bilgisi

Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir. Aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya bir avuç papatya konur. Kaynatılır, süzülür. Bu su ile basur memelerinin üzeri yıkanır.

Şifalı Bitki

(küçük kırlangıç otu): Düğünçiçeğigiller familyasından; ilkbaharda çalılıklar arasında yetişen küçük bir bitkidir. Yaprakları üç parçalıdır. Yeşilimtıraktır. Yumruları yapraklarının arasındadır. Kökü küçüktür. Çiçekleri altın sarısı rengindedir. Sabahları açar, akşamları kapanırlar. Ev ilaçlarında kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Basur memelerinden doğan şikayetleri giderirler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluffy layer which is composed of interlaced and matted strands of fibrous material used for filling or insulating articles such as mattresses or comforters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cylindrical equipment piece players use when hitting All Major League Baseball bats are wooden; most are 34-40 inches long and weigh 31-40 ounces On non-major league levels, most hitters use aluminum bats, which provide more power than wooden bats.

Türkçe Sözlük

(i. «batmak» tan). 1. Batacak, mahvolacak, kurtarılması mümkün olmayan, ümitsiz: Batak mal, batak bir şirket. 2. Batıcı, suya batan: Karabatak. 1. Batılan yer, çamurluk mahal, vahal. 2. Hamam havuzu. 3. Hayvanları sokmağa mahsus küçük göl. Karabatak = Ördeğe benzer, suya batıp çıkan bir cins su kuşu.

Türkçe Sözlük

(i.). Devam eden akılsızları soymaya ve bazan büsbütün mahvetmeye mahsus kumarhane ve fuhuş yeri: Orası Adî bir batakhanedir.

Türkçe Sözlük

(i.). Batakları ve sulak yerleri çok yer: Bataklı ovaların temizlenmesi.

Türkçe Sözlük

(i.). Batak yeri, batılan yer, çamurluk ve pek sulak yer. Orada bir büyük bataklık vardır. Sıtmanın önünü alıp havayı ıslah için bataklıkların kurutulması lâzımdır.

Ülke

Başkent: Apra.

Nüfus: 204.000.

Yüzölçümü: 11093 km2.

Komşuları: Batı’da Fiji, Güneyde Tonga.

Önemli Şehirleri: Apra.

Din: %70 Protestan, %20 Romen Katolik.

Dil: Samoaca ve İngilizce (her ikisi de resmi).

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi.

Tarih: Batı Samoa 1914’de Yeni Zelanda askerleri girip, yönetimi ele alıncaya kadar (1899’dan bu yana) Alman kolonisi idi. 1945 yılında BM’in Yeni Zelanda Vesayeti olarak Common Wealth içinde Yeni Zelanda mandası altına girdi. 1959 Ekim’inde seçilmiş yerli hükümet görev başına geldi. 1 Ocak 1962’de ülke tamamen bağımsız oldu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymakları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Technique using hot wax as a resist applied with a tjanting tool; a drawing instrument with a cup and spout from which molten wax is poured onto fabric in a design Dye is then applied in progressive layers over the wax Batik is traditionally done on eithe

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric dying process that uses wax as a resist, usually with layers of wax and colors applied, one over the other When the image is completed, the wax is removed to reveal the gradients of color in the image.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sokmak, bir şeyin içine indirmek, daldırmak: Suya, çamura, yere batırmak. 2. Girdirmek, delmek ve geçirmek; iğne, şiş batırmak. 3. Garketmek, mustağrak etmek: Kaptan gemiyi batırdı. 4. Mahvetmek, kaybetmek: Malını, servetini batırdı. 5. İflâsına sebep olmak, iflâs ettirmek: Bu muameleler bankayı batıracaktır. 6. Bozguna uğratıp mahvetmek: Tedbirsizliğiyle bir alayı batırdı. 7. Mahvetmek, çok zarar ve ziyana uğratmak: O adamı oğulları batıracaklardır.

Türkçe Sözlük

(f. müzârî: Batar). 1. Bir şeyin içine sokulmak, aşağıya gitmek, dalmak: Suya, yere, çamura batmak. 2. Girmek, hulûl ve nüfuz etmek: Ayağıma iğne, diken battı. 3. Girer gibi hissolunmak, acıtmak: Gözüme bir şey batıyor. 4. Ufuktan aşağı gitmek, gurub, ufûl etmek: Güneş battı, ay batacak. 5. Garkolmak, denizin dibine çökmek: Gemi battı. 6. Mahvolmak, kaybolmak: Bütün malı, serveti battı. Filân bankada birkaç bin lirası battı. 7. İflâs etmek, müflis olmak, bir şeyi kalmamak: O adam battı. Filân şirket, banka batmak üzredir. 8. Bozguna uğrayıp mahv ve perişan olmak: Bütün bir tümen battı. 9. Görülmez ve işitilmez olmak, eseri kalmamak: Onun adı battı. 10. Dalmak, müstağrak olmak: Borca, tere, al kanlara batmak. II. Fena tesir etmek, dokunmak: Onun lâkırdısı bana batmaz. Kandil batıp çıkmak = Sönmek derecesinde olmak. Çağatayca’da yardımcı fiillerden olup devam ve istimrar beyan eder: Bağırıp batmak = Bağırıp yatmak, durmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Yorgan yerine veya yorganın üstünde kullanılan kalınca örtü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., elek. pil, elektrik bataryası; akümülatör, akü; ask. batarya; (beysbol) atıcı ve tutucu; vuruş, dövme; (huk). kötü davranış; müessir fiil; bir şahsın haksız yere dövülmesi veya bedeni ezaya maruz bırakılması; dizi, seri, takım.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Bir saygı ifadesi olarak erkeklerin öz veya soyadlarının başına getirilir: Bay Ahmet, Bay Celâl. Adı bilinmeyen bir erkekten bahsederken isim yerine kullanılır: Bir bay beni aramış.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir saygı ifadesi olarak kadınların öz veya soyadlarının başına getirilir: Bayan Fatma, Bayan Yücel. Adı bilinmeyen bir kadından bahsederken isim yerine kullanılır: Beni bir bayan aramış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealer. supplier. retailer. seller on commission. licensed retailer of beverages and tobacco from the government monopolies. wholesale distributor of newspapers. seller. selling party. commercant. concessionnaire. dealer's buyer. retail dealer.

Türkçe Sözlük

(i.). Az inişli yer, sath-ı mâII: Dağların eteklerindeki bayırların cümlesine bağa tahvil etmişlerdir. Bayırkuşu = Bayırcın dahi denilen bir cins kuş. Kırkbayır = Bazı hayvanların üçüncü midesi. Bayırturpu = Baharlı ve iri bir nevi turp. mec. Kaba ve terbiyesiz adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Bayıra benzer, az mail: Bayırımsı bir yer.

Yabancı Kelime

İng. by-pass

1. devre dışı, 2. tıp köprüleme

1. Konudan uzak, ilgisiz. 2. Vücudun bir yerinden alınan damarı tıkanmış damarın yerine koymak suretiyle yapılan tedavi.

Türkçe Sözlük

(i. F. bâz = geri Averden getirmek. Galatı: Pazar). 1. Alış-veriş, Osm. ahz ü İtâ, dâd ü sitâd. Pazar ola = Alış-veriş sahiplerine selâm yerine söylenen temenni ve duadır. 2. Alış-veriş yeri, üstü açık yer ki, hergün veya belirli günlerde herkes, satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ile satar. Sûk. At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, perşembe pazarı. 3. Fiyat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme, pazarlık. Pazar etmek, pazar bozmak. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak, satmaya çıkarmak. Pazar kayığı = Ücretle herkesin eşyasını alıp nakleden büyük kayık, Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = İş düzeltmek, ıslah etmek. Şikâr pazarı = Götürü ve maktû pazarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازارگاه] pazar yeri.

Teknolojik Terim

Bina patlaması sesinden yavaşça nefes alışa dek BRAVIA setinizden gelen her sesi ‘parazitsiz’ saf bir netliğe kavuşturur. BBE® dijital ses sinyaline yapay hiçbir şey eklemez bunun yerine sesi orijinal her ayrıntıyı ve farkı verebilmek için sadık biçimde yeniden yapılandırır.

Türkçe Sözlük

(Arapça bâ) (i.). Türkçe alfabenin ikinci harfi. Dudak ünsüzlerinin süreksiz ve yumuşağı. Sâmî dillerde bu mânâya (ev mânâsına) delâlet eden «bet» yani «beyt» ismiyle adlandırılmıştır. Tarih yerinde Receb ayına alâmettir. Ebced hesabında, 2 adedine delâlet eder. Arapça’da müennes olup, bir noktalı olmak münasebetiyle «bâ-i muvahhide» ve noktası altında olduğu için «bâ-i tahtâniyye» de denilir. (bk.) B.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (be: birleştirme edatı, câ: yer). Yerinde olan, münasip, lâyık, şâyeste. Nâ-becâ = Münasebetsiz, (Osm.) nâ-bemahal, nâ-sezâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). fener; işaret vermek için yüksek yerlerde yakılan ateş; işaret kulesi; hav. yol ve mevkii gösteren ışık veya radyo sinyali, ikaz edici veya yol gösterici herhangi bir şey; (f). yol göstermek; işaret koymak; işaret vermek .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güzellik; güzel bir kimse, güzel kadın. beauty shop, beauty parlor güzellik enstitüsü, kuaför salonu. beauty sleep güzellik uykusu. beauty spot yüzdeki ben; güzel manzaralı yer.

Türkçe Sözlük

(hi.) (Macarca’dan). Vaktiyle Viyana şehrine verilen isimdir. Bec ördeği = Mercan gözlü, siyah bir nevi ördek. Bec tavuğu = Hindi ile sülün arasında bir cins tavuk ki, asıl yeri Sudan olup, İstanbul’a Viyana’dan getirildiği” için bu isimle tanınmıştır. Gargara. (Fransızcası: Pintade). Bec lavlası = Ördeğin sayvanlı nevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بجا] yerinde.

Türkçe Sözlük

(i. f.). Yerli ve yersiz, iyi ve kötü uygun ve uygunsuz olarak.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Aslı, yâ’nın fethiyle becâyiş, yani onun yerine mânâsiyle bizde kullanılan ve künye defterindeki kayıttan alınma bir tâbir olup Farsça’da kullanılmaz). iki memurun biribirinin yerine gelip görev değiştirmesi, kendi talepleriyle her biri diğerinin yerine nasbolunması: Becâyiş oldu. Becâyişi icra edildi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بجایش] yer değişimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). başla yapılan işaret; (f). birisini işaretle çağırmak. at one's beck and call birisinin emrinde, daima karşısındakinin arzusunu yerine getirmeye hazır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer or seam, or a horizontal stratum between layers; as, a bed of coal, iron, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock in the earth Also the bottom of a body of water such as a river, lake, or sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In geology the term bed refers to a individual layer of the rock, which is distinguishable from the beds above and below it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock, usually sediments, which is homogeneous in composition One bed is separated from another by a bedding plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer within a sequence of sedimentary rocks defined by planar to irregular boundaries representing an original depositional surface. In relation to any river - i For the purposes of esplanade reserves, esplanade strips, and subdivision, the space of la

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sedimentary structure that usually represents a layer of deposited sediment.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak, karyola; çiçeklik, tarh; yığın; evlenme; nehir yatağı; tabaka, kat (kaya,arazi); mezar. bed linen yatak takımları. bed and board yiyecek ve yatacak yer, iaşe ve ibateş confined to bed yatağa düşmüş. go to bed yatmak. make a bed yatak yapmak. m

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bedelât). 1. Bir şeyin yerini tutan veya tutabilen, yerine geçen: Bir deve iki beygire bedeldir. 2. Karşılık, ivaz, bir şeyin yerine verilen: Malımı kaybettinizse bedelini vermeye mecbursunuz. e. Bedel olarak, yerine: HÜn-ı dil nûş ederim bâde-i gül-gûna bedel. Bed«l-i askerî = Osmanlı devletinde Müslim olmıyan tab’anın askerlik hizmetine bedel verdikleri vergi, eski cizyenin yerini almıştır. Bedel-i şahsî = Osmanlı devrinde bizzat askerlik etmek istemeyenlerin, maaşla kendi yerlerine gönderdikleri adam. Bedel-i nakdî = Askerlik hizmetinden kurtulmak için verilen belirli meblâğ. Tayın bedeli = Askerlere tayınları yerine verilen para.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Değer, kıymet. 2.Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A). Dolunay, on dört gecelik ay. (coğrafya). Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer ki, Peygamberimizin meşhur gazasının geçtiği yerdir. Ashâb-ı Bedr: Bu gazâda bulunan sahâbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat.), (bağlaç). önde, önden, önce, evvel, daha önce; önünde, cephesinde; (edat) tercihen, yerine; huzurunda; (bağ laç) -den önce before-cited, before-mentioned s. yukarıda bahsi geçen before Christ (b.c) milattan önce (m.ö.). beforehand z. önce, ön

Şifalı Bitki

(kavza kökü): Turp’a benzer, otsu bir bitkidir. 20 Ocak ile 20 Şubat arasında çiçek açar. Çiçeğinin rengine göre kızılbehmen ve akbehmen adında iki türü vardır. Kullanıldığı yerler: Basur memelerinden doğan şikayetleri giderir.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Onun için ondan dolayı. 2.Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.

Yabancı Kelime

İng. back

sp. savunma oyuncusu

Kalecinin önünde yer alan, kaleyi savunan oyunculardan her biri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleme, koruma, muhafaza. Ar. sıyânet. 2. Gözleme, Ar. İntizâr, tarassut. 3. Nöbet ve gözleme yeri.

Türkçe Sözlük

süresi isim Vapur, uçak vb.nde önceden ödeme yapmadan belli bir tarih için yer ayırtma, opsiyon.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Akran. 2.Eş, müsavi. - Bektaşi: Hacı Bektaş Veli tarikatına mensubolan kişi, Horasan’da gelip Anadolu’ya yerleşen Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan bilinmeyen bu tarikat, sonradan batıni bir hüviyet kazanmıştır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Bil). 1. Bedenin ortası, kuşak bağlanan yeri, göğüs ile karnın arası, hasr, miyân: Bele bağlamak, ince bel, belim ağrıyor. 2. İnsan ve hayvanda karnın arkası, sağrı ile omuzlar arasındaki yer, sulb: Beli bükülmüş, bu atın beli düşükçe. 3. Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı. Dağ beli ve belan dahi denilir. Bel ağrısı: Osm. Vecâ-ı ktnî. Belbağlamak = Bir işe azmetmek ve bu işten büyük bir şey ummak: Himmetinize bel-bağladım. Bel bükülmek = İhtiyarlıktan kanburlaşmak. Bel bükmek = Çok yormak, yahut fütura düşürmek: Bu gaile belini büktü. Belsoğukluğu = Tenasül uzvu hastalığı, Osm. seyelân-ı muhâtî. Belkemiği Osm. Amûd-ı fıkarî. Bel vermek = Eğilmek, kavisli olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). (Aslı: Bil). Ayakla basarak yere batırmakla toprağı kazmakta kullanılan bahçıvan ve bağcı Aleti. Çeşitleri vardır: Arnavut, sakız, bostan beli, kürek bel.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Cem’i kullanılmayıp «belâyâ» ise «beliyye» nin cem’idir). 1. Gam, keder, tasa. 2. Afet. 3. Adamın ne yapacağını bilmediği ağır ve sıkıntılı iş veya şahıs. 4. Ağırlık, sıklet, sıkıntı, müşkülât. 5. Ceza, mücazât, hak edilen ceza: Belâsını bııldu. Belâya uğramak = Istemiyerek biriyle kavgaya girişip başına sıkıntı celbetmek. Belâya uğratmak = Tehlikeli ve gaileli bir işe sokmak. Baş belâsı = Uzaklaştırılması müşkül gaile, tâciz eden adam.

Ülke

Başkent: Brüksel.

Nüfus: 10.063.000.

Yüzölçümü: 11.787 km2.

Komşuları: Batı’da ve Güney’de Fransa, Güneydoğu’da Lüksemburg, Doğu’da Almanya, Kuzey’de Hollanda.

Önemli Şehirleri: Brüksel, Antwerp, Ghert, Charleroi, Liege.

Din: %75 Katolik.

Dil: Fransızca, Almanca.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monark’a bağlı parlamenter demokrasi.

Siyasi Partiler.

Flaman Bloğu, Halkın Birliği, Fransızca Konuşanların Demokratik Cephesi, Özgürlük ve İlerleme Partisi, Reformcu Liberal Parti, Hristiyan Halk Partisi, Sosyal Hristiyan Parti, Sosyal Parti.

Tarih: Belçika ismi, ülkenin ilk yerleşik insanları olan Belgae’lerden gelmektedir. Ülke olarak Julius Caesar tarafından fethedilmiş ve Romalıların, Frank’ların Burgundy’nin, İspanya’nın, Avusturya’nın ve Fransa’nın da dahil olduğu bir dizi işgalci devlet tarafından 1800 yıl yönetilmiştir. 1815’ten sonra Belçika Hollanda’ya bağlandı fakat bağımsız bir anayasal monarşi olması 1830’a rastlar. Belçika’nın tarafsızlığı her iki dünya savaşında da Almanya tarafından ihlal edildi. Kral 3. Leopold 28 Mayıs 1940’ta Almanya’ya teslim oldu. Savaş sonrası, tahtından feragat edip yerini oğlu Kral Baudovin’e bırakması konusunda siyasi baskıya maruz kaldı. Kuzey Belçika’da yaşayan Flamanlar Hollandaca, güneydeki Valonlar ise Fransızca konuşurlar. Bu dil farklılığı daimi bir karşıtlık kaynağı olmuş, iki grup arasında düşmanlığa yol açmıştır. Parlamento, gücün merkezi hükümetten 3 bölgeye -Valonya, Flander ve Brüksel- transferini amaçlayan bir takım önlemler almıştır. Belçika yaptığı dış ticaret ile ekonomisini yürütmektedir ve toplam ücretiminin %50’si dış ülkelere satılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büldân, bilâd). 1. Yer, memleket, hıtta. 2. Kasaba, şehir: Beled-i emin (el-beled-ül-emîn): Mekke-i Mükerreme. Şeyh-ül-beled = Arap ülkelerinde belediye reisi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beled» den imen.) (mü. belediyye). 1. Şehir ve kasabaya mensup ve müteallik. 2. Şehir ve kasaba ahalisinden olan, şehirli. Bedevi veya köylü olmayan. 3. Yerli, mahallî. 4. Belediye idaresine mensup ve müteallik: Meclis-i beledî, nizâmât-ı belediyye.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yukarıdaki Arapça kelimeden). Yerli kumaş, çit bezi.

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık y(Erkek İsmi) 2.Akdeniz bölgesinde İskenderun’da Suriye’nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Belirli belli olan, muayyen: O günden sonra belirli bir iş tuttu. Belirli bir yerde buluşalım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. birşeyden ağlayıp sızlayarak şikayet etmek, inleyerek yakınmak; üzüntüsünü belirtmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Konuşmada birinci şahıs, zamir. Bana, benim. Ben, Ar. ene. Fars. men. gen.: Benim, dat.: Bana. Zarafet için bu zamirin yerine: Bendeniz, kulunuz, senâkârınız, muhlisiniz, dâİniz tâbirleri de kullanılır. Senli benli = Teklifsiz, lâubâliyâne. Senli benli görüşmek = Birbiriyle konuşma sırasında sen, ben denilecek kadar teklifsiz bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sıra, bank; peyke; yargıçlık mevkii ve rütbesi; yargıçlar heyeti; tezgâh; üzerinde hayvanların teşhir edildiği platform; f. sıraya oturtmak; sıralar koymak (bir yere), sıralarla donatmak; spor oyun harici etmek, oyundan çıkartmak. on the bench spor

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köle çocuğu, mec. Çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevâzı muâmelede bulunan (konuşmada nezaketen kullanılırdı).

Türkçe Sözlük

(f.). Benimsemek, sahip çıkmak. Sahip çıkmak, sahip olmak, bir şey hakkında boş yere benimdir iddiasında bulunmak: Benden aldığı kitabı benimsedi. Herkesin şiirlerini benimsiyor.

Ülke

Başkent: Portonova.

Nüfus: 5.342.000.

Yüzölçümü: 43.500 km2.

Komşuları: Batı’da Togo, Kuzey’de Burkina Faso ve Nijer, Doğu’da Nijerya.

Din: %70 yerel inançlar, %15 Müslüman, %15 Hristiyan.

Dil: Fransızca, Fon, Yomba dilleri.

Yönetim Biçimi: Demokrasi.

Tarih: Abomey Krallığı, 17 yy. da komşu krallıklarla yaptığı savaşlarda güç kazandı; 19. yy.ın son dönemlerinde Fransız hakimiyetine girdi ve 1904’te Fransız Batı Afrikasına dahil edildi. 1 Ağustos 1960’da Dahomey adı altında bağımsızlık kazandı, Benin ismini ise 1975’te aldı. Bağımsızlıktan bu yana yapılan beşinci dairede, general Ahmet Kerekov iktidara geçti. Bundan 2 yıl sonra, 1974’de Benin’in Marksist-Leninizt felsefe güden sosyalist bir devlet olduğunu ilan etti. Aralık 1989’da Kerekov bundan böyle Marksizm ve Leninizm’in devlet ideolojisi olmayacağını açıkladı. Krekov, 30 yıl içinde ilk defa yapılan başkanlık seçimlerinde yerini Nicephore Sogho’ya bıraktı. Ekonomi, tarımsal kaynaklı endüstrilerin gelişimine bağlıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kulağın aşağı sarkan yumuşak kısmı ki, küpe asılan yerdir. Kulak tozu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Benzetilmek, Uydurulmak, teşbih ve temsil edilmek: Bu yazı, aslına benzetilememiştir. 2. Taklit edilmek. 3. Yanlışlıkla başka zannolunmak: Aranılan bir adama benzetildi. Bir şeye benzetilmek: Ne suretle olursa yerine getirilmek.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yerinde, münasip. Nâ-bercâ = Münasip değil, münasebetsiz, yersiz. Pâ-bercâ = SAbit-kadem.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Berber kavmiyle meskûn yer. Berber ülkeleri. Eskiden bilhassa Cezâyir’e Avrupalılar’ın verdikleri ad.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برجا] yerinde, uygun.

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berekât). 1. Nimet, Tanrı ihsanı, Osm. mevhibe-i subhâniyye. 2. Bolluk, feyz: Bu sene tarımda çok bereket var. 3. Mübareklik, uğur, saadet: Filân zâtın sohbeti bereketiyle, duanızın bereketiyle. 4. Azı çok yerine geçecek surette Tanrı’nın takdirini elde etmek: Helâl kazanılmayan malda bereket yoktur. Bereket versin. 5. Hamdolsun, Allaha şüKürler olsun, hele, bari: Bereket versin hava bulutlu idi, yoksa sıcaktan bayılırdık. 6. Alınan bir şey için dua makamında söylenir; cevabında «bereketini gör» derler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Feyz ve bereketi olan, bol, mebzûl: Bu sene ekin pek bereketlidir. Bereketli sene. 2. Meymenet ve saadete kavuşan, meymenetli. 3. Azı çok yerine geçecek surette hayrı görülen: Helâl kazanılan mal daima bereketlidir.

Şifalı Bitki

(citrus bergamia): Sedefotugiller familyasından bir çeşit narenciye türüdür. Meyvesinin kabuklarından güzel kokulu bir esans yapılır. Dalları seyrek ve kısa dikenlidir. Meyvesi armut şeklinde, sarımtırak yeşil veya altın sarısı rengindedir. 8-10 dilimi vardır. Bergamot meyvasından çıkarılan esans yeşilimtırak veya sarımtırak yeşil renktedir. Acı ama hoş kokuludur. Kullanıldığı yerler: Koku vermesi için bazı ilaçlara ve çaya karıştırılır. Reçeli de yapılır.

Türkçe Sözlük

yahut BERÜ (i.). Bu tarafta, yakında, daha yakın, öte mukabili: Beri gel, beride dur, beriye gel, beriden geç. Ötede beride, öteye beriye, öteden beriden: Uzak ve yakın çeşitli yerler. Yakında bulunan, bu cihette olan, yakın, öte mukabiM: Beri taraf. Yakında ve bu cihette olan yer: Berisi ötesinden geniştir. Zaman zarfı — dan beri: Bir vakitten başlayarak devamlılık gösterir. —dan itibaren: Uç seneden beri görüşmedik. O günden beri hastayım. Görüşeliden beri: Görüştüğümüz vakitten itibaren. Öteden beri: Eskiden beri, Ar. minel-kadîm.

Türkçe Sözlük

(i. Seylanca). Asya’nın güney doğusu ile Okyanusya, Senegal ve Brezilya’nın yerli halklarında görülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = istilâ edatı ve karar). Kararlı, kararlaşmış, yerleşmiş, devamlı, dâim: Şimdiki hâlinde berkarâr olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برقرار] yerinde duran, karar eden. berkarâr olmak devam etmek, kalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i bir çeşit fayton, oturulacak kapalı yeri olan at arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f yatak, ranza (taşıtlarda); den. manevra veya rıhtımda palamar yeri; gemici ranzası; iş, vazife; mevki; f., den. manevra yaparak yer vermek (gemiye); yatacak yer vermek; rıhtıma yanaşmak (gemi). give the land a wide berth karadan çok uzakta bulunmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İki şey arasındaki aralık. 2. Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar duracakları yer ki, dünya ile ahret arasında farz olunur. 3. (Coğrafya). İki karayı birbirine bağlayan ve iki denizi birbirinden ayıran dar dil: Panama berzahı. 4. mec. Azap çekilen yer, cehennem. Bu mânâ ile mecâzen sıfat gibi de kullanılır: Berzah yer.

Türkçe Sözlük

(si.). Dörtten sonra gelen sayı. Ar. hamse, Fars. penc, 5: Beş tane, beş kişi, on beş, yirmi beş, yüz beş. Beşbıyık = Muşmulanın bir cinsi, döngel. Beşparmak = Çakır dikeni, arfec, bekmûn (bitki). Beşpençe = Deniz hayvanlarından bir deniz böceği. Beş çifte = On kürekle çekilir felke. Beşte bir = Beş kısımda bir kısım, Ar. hums, Fars. penc-yek. Beşkardeş = Sille, tokat. Beşibiryerde = Beşliralık yani beş yüz kuruşluk altın sikke.

Şifalı Bitki

(macis): Hindistancevizi çekirdeğini örten özlü zardır. İçeriğinde esans ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Teskin edici iştah açıcı ve vücudu kuvvetlendiricidir. Tavsiye edilen milktarı aşmamalıdır Aksi halde zehirlenme belirtileri görülebilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvan semirtecek yer. Besiye koymak: Semirtmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Beş altınlık eski para, beşibiryerde.

Şifalı Bitki

(kaz otu): Gülgillerden; yol kenarında ve çayırlarda yetişen 40-70 santimetre boyunda yabani bir bitkidir. Yaprakları beşparmak şeklindedir. Rozete benzer. Gümüşi renktedir. Uzun saplı çiçekleri, yaprakların arasından çıkar. Altın sarısı rengindedir. Yaprak ve kökleri Temmuz, Ağustos aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İshali keser. Mide rahatsızlıklarını giderir. Vücuda kuvvet verir. Bademcik ve boğaz ağrılarını giderir. Diş ağrılarını dindirir. Diş etlerini kuvvetlendirir. Yüz lekelerini giderir ve cildi yumuşatır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büsûr, tıp). Bir çeşit küçük sivilce. Besre-i rediye, besre-i habise = Çıktığı yeri kangren eder tehlikeli bir sivilce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. yardım etmek, işine yaramak; faydalı olmak; s., (eski) konmuş, yerlestirilmiş durumda olan hard, ill veya sore bestead müşkül durumda, sıkışık halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. harekete geçirmek, yerinden oynatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hediye etmek, vermek, ihsan etmek, yerine koymak;( kız) vermek. bestowal, bestowment i. ihsan, verme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bet is to put money into the pot, usually by opening as later action in a round is a raise or a re-raise As a noun, a bet can be the money added to the pot by a player on one turn, or the amount required in order to call It can also be used to mean 'tu

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of money subject to loss in any one game by a player.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bet is to put money into the pot, usually by opening as later action in a round is a raise or a re-raise As a noun, a bet can be the money added to the pot by a player on one turn, or the amount required in order to call It can also be used to mean 'tu

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Doğu Hindistan'da yerlilerin çiğnediği fındığa benzer bir yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kutsal yer; gemiciler için küçük kilise.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ak, en açık renk. 2.Aydınlık. 3.Deri rengine göre bir insan ırkı. 4.Yumurta akı. -Mahalli yerlerde kadın adı olarak kullanılmakladır.

Ülke

(Belarus) Başkent: Minsk.

Nüfus: 104.405.000.

Yüzölçümü: 80.134 km2.

Komşuları: Batı’da Polonya, Kuzey’de Litvanya, Letonya.

Önemli Şehirleri: Minsk, Homel.

Dil: Belarus Rusçası, Rusça.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Bölge, Ortaçağ’da Litvanyalıların ve Polonyalıların yerleşimine sahne oldu. 1503’te başlayan Rusya-Polonya savaşında ödül olarak ortaya kondu. Bölgenin batı kısmının Polonya tarafından yönetilmesine rağmen, 1992’de SSCB’ye bağlandı. 1941’de Alman orduları tarafından işgal edildi. Beyaz Rusya 1944’de Rus birliklerince ele geçirildi. SSCB’ye ilhak edilen Kuzeydoğu Polonya topraklarını almak suretiyle topraklarını genişletti. 25 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1991’de dağılması üzerine de bağımsız bir devlet oldu. Ülkenin yeni anayasası 15 Mart 1994’te kabul edildi ve 10 Temmuz 1994 seçiminde de yeni bir devlet başkanı seçildi.

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ekin harmanı, harman yeri. 2. Doğru kelime.

Türkçe Sözlük

(aslı: Bİ-HUDE) (i. F.). Boşuna, işe yaramaz şekilde. Beyhude yer» = Boş yere, boşu boşuna.

Genel Bilgi

Bazı sağlık nedenleri ile beyinlerinin bir kısmı fonksiyonlarını yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak normal sağlıklı insanlar beyinlerinin tüm bölümlerini kullanırlar ama hepsini aynı anda değil. Yani bir beyin hiçbir zaman yüzde yüz kapasite ile çalışmaz.

İnsanlar belirli zamanlarda belirli işler yaparlar. Beyin hücrelerinin kontrol ettiği bir çok şeyi aynı anda yapmazlar, yapamazlar. Satranç oynarken bakkaldan ne alacaklarını düşünmezler. Dolayısıyla yaşamın her anında beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5’i faal durumdadır.

Bu açıdan bakınca belirli zamanlarda beynimizin az bir kısmını kullandığımız doğrudur ama bu, diğer kısımların görev kendilerine geldiğinde çalışmayacağı anlamına gelmez.

Kısacası sağlıklı bir beynin çalışmayan veya yedek olarak tutulan hiç bir bölümü yoktur. Görev kendisine geldiğinde her bölüm, her hücre çalışır ve görevini yapar.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Baş adet, adetleri yerine getiren.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyt» ten). Bir yerde geceyi geçirme, gece yatma, gece konup misafir olma: O gece filanın evinde beytûtet ettik.

Türkçe Sözlük

(i. aslı beyz yani yumurta olsa gerektir). Boyunda, koltuk altı ve kasık gibi yerlerde bulunan oynak taneler, gudde.

Şifalı Bitki

(pisum): Baklagillerden tırmanıcı bir bitki ve onun tohumudur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Kan yapar. Kan kanserine karşı korur.

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: bâzâr-gân). Tacir, tüccar, alışveriş eden esnaf. Efendi ve ağa yerine Yahudiler için söylenen unvandır. Bezirgin başı — Eskiden konvoy başı, tüccar vekili. Ayak bezirginı = Eşya gezdirip satan, satıcı, bohçası. Korkak bezirgan = Tereddüt içindeki kimse, cesaretsiz.

Türkçe Sözlük

ve BEZM-GEH (i. F.) (bezm = meclis, gâh =: yer). Sohbet ve içki için toplanılan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزمگاه] eğlence yeri, eğlence meclisi.

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Yersiz.

Şifalı Bitki

(filfil): Patlıcangillerden; taze iken yeşil ve çoğu acı olan meyvesi; sebze ve baharat olarak kullanılır. Bol miktarda C vitamini vardır. Acı ve tatlı, yeşil ve kırmızı çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kırmızı biber ile hazırlanan ilaç, nevralji, lumbago ve romatizmada faydalıdır. Ayrıca biber, mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler. Cinsel arzuları kamçılar.

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Yabancı Kelime

Fr. bibliographie

kaynakça

Belli bir konu, yer ve dönemle ilgili yayınları kapsayan veya en iyilerini seçen eser.

Yabancı Kelime

Yun.

kaynakça

Belli bir konu, yer ve dönemle ilgili yayınları kapsayan veya en iyilerini seçen eser.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيجا] yersiz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başlama, Ar. bidâ, mübaşeret: Bir işe bidâyet etmek. 2. Evvel, ibtidâ, başlangıç: Bu işin bidâyet ve nihayeti. Mahkeme-i bidâyet = Son devir Osmanlı adlî teşkilâtında davaların ilk ve başlıbaşına görüldüğü mahkeme ki kazalarda ve kaza hükmünde olan yerlerde olurdu. (Bunun üstünde mahkeme-i istînâf ve daha üstte mahkeme-i temyiz vardı).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başlama, Ar. bidâ, mübâşeret: Bir işe bidâyet etmek. 2. Evvel, ibtidâ, başlangıç: Bu işin bidâyet ve nihayeti. Mahkeme-i bidâyet = Son devir Osmanlı adlî teşkilâtında davaların ilk ve başlıbaşına görüldüğü mahkeme ki kazalarda ve kaza hükmünde olan yerlerde olurdu. (Bunun üstünde mahkeme-i istînâf ve daha üstte mahkeme-i temyiz vardı).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hindistan’da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, gayr = diğer)). inkâr mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur: Bigayri hakkın = Haksız yere, haksızlıkla.

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, gayr = diğer)). inkâr mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur: Bigayri hakkın = Haksız yere, haksızlıkla.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekâret yerine masdar yani kızlık mânâsiyle kullanıyorsak da, bu Arapça kelime sıfat olup, asla masdar mânâsına gelmediğinden, galattır. Izâle-i bikr tâbiri dahi tabiatiyle galat olup, bekâret ve izâle-i bekâret denmek lâzımdır. Fikr-i bikr = Daha evvel kimse tarafından ifade olunmamış fikir. Bikr-i mazmûn = Bilhassa şiirde başka biri tarafından söylenmemiş mazmûn.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekâret yerine masdar yani kızlık mânâsiyle kullanıyorsak da, bu Arapça kelime sıfat olup, asla masdar mânâsına gelmediğinden, galattır. Izâle-i bikr tâbiri dahi tabiatiyle galat olup, bekâret ve izâle-i bekâret denmek lâzımdır. Fikr-i bikr = Daha evvel kimse tarafından ifade olunmamış fikir. Bikr-i mazmun = Bilhassa şiirde başka biri tarafından söylenmemiş mazmûn.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2.İstihkam neferi.

Türkçe Sözlük

(i.). Kol ile el arasında yani dirsekten aşağı olan oynak yeri. Ayak bileği = Ayaktaki oynak yer. Bilek damarı = Nabız. (Çeşme suyu) bilek gibi akmak — Bol akmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. billet). Tiyatro, vapur ve tren gibi yerlere girebilmek için gösterilmesi lâzım gelen basılı kâğıt ki ücret karşılığında alınıp ücretin verilmiş olduğuna alâmettir: Bilet almak; bilet göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. askerlere kışlalar dışında temin edilen ikametgâh, konak yeri; bu ikametgâhı temin için çıkarılan yazılı veya sözlü emir, konak tezkeresi; iş, vazife, ödev; pusula, not; kütük, demir veya çelik çubuk; f. konaklatmak , yerleştirmek, yer temi

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şey hakkında vukuf ve malûmatı olmak, vâkıf olmak: Bu işin böyle olduğunu bilirim. O adam mühendisliği iyi bilir. 2. Öğrenmek, vukuf kesbetmek ve malûmat edinmek: Sizin geldiğinizi bilemedim, sonradan bildim. Tanımak, Aşinâsı olmak, Aşinâ çıkmak: Sizi bilemedim. Bu adamı bileceğim geliyor. 4. Hatıra getirmek, yâd ve tahattür etmek: Şimdi bildim. 5. Zan ve itikat etmek, bir fikir ve zanda bulunmak: Ben sizi gitmiş biliyordum. Ben onu dost biliyordum. Herkes seni Alim biliyor. 6. (Yardımcı fiil olarak): Muktedir olmak: Yazabilmek = Yazmaya muktedir olmak. Gidebilmek = Gitmeye muktedir olmak. Menfisi yazamarrıak, bilememk gibi olur. 7. Tanımak, mes’ul tumak: Ben sizi bilirim. 8. Şüphelenmek, bir şey isnad etmek: Ben, ondan bilirim. 9. Müteşekkir ve minnettar olmak İyilik bilir adamdır. O adam iyilik bilmez. İyilik bilmek = Vefalı olmak. Bilen bilir = Erbabına malûmdur. Çok bilmiş = Hilekâr, aldenmaz. Kendini bilmek = Edepli, terbiyeli olmak: Kendini bilir adamdır. Kendini bilmez adam = Terbiyesiz, Fars. nâ-dân. Kendini bilm»mek = Baygın yatmak. Kendi bilir, siz bilirsiniz = Nasıl isterse yapsın, nasıl isterseniz yapın. Bilerek = Ar. Amden, kasden. Bilmeyerek = Kasdî olmayarak, istemeyerek. Bilmiş ol = Malûmun olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی مکان] yersiz. 2.aylak.

Şifalı Bitki

(hypericum calycinum): Çalılık ve fundalıklar arasında yetişen uzun ömürlü bir otsu bitkidir. 30-80 santimetre boyundadır. Gövdesi dört köşelidir. Yaprakları sapsızdır. Çiçekleri parlak sarı renktedir. Mayıs ve eylül aylarında çiçek açar. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. İştah açar. Sinirleri yatıştırır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bağlamak yerine tespit etmek, raptetmek; dondurmak; tutmak, menetmek, engel olmak; inkıbaz etmek; kenarını tutturmak ciltlemek; huk. senetle bağlamak; donmak, tutmak (çimento v.b.); i. bağlayan şey. bind over veya down huk. mali kefaletle bağlamak,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. canlıların davranışlarını inceleyerek bunları kompütör ve elektronikcihazlar alanında uygulama imkanlarını arayan elektronik bilim dalı

Genel Bilgi

Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında bir dönüşü tamamladığında geçen süredir. Bunu herkes bilir. Aslında tam da öyle değildir. Çünkü dünya kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında yörüngesi üzerinde güneşin etrafında da döndüğünden, güneşten bakıldığında bir tam devri için geçen süre farklı gözlemlenir.

Neyse şimdi biz bunu karıştırmayalım ve bugün bütün dünyanın kabul ettiği zaman sistemine bakalım; o Bir yıl 12 aydır. o Bir yıl 52 haftadır o Bir ay 28-31 gündür. o Bir ay 4-5 haftadır. o Bir hafta 7 gündür. o Bir gün 24 saattir. o Bir saat 60 dakikadır. o Bir dakika 60 saniyedir. o Bir saniye 100 mili saniyedir.

Görüldüğü gibi, bir gün kaç saniyedir diye sorulduğunda bile kafadan hesaplanamayacak kadar karışık bir bölünme. Önce gün 24’e, sonra 60’a, sonra bir daha 60’a bölünüyor. Saniyeden sonraki bölünmeler ise ondalık sistemle gidiyor. İşte çocukların zaman hesaplarında zorlanmalarının sebebi.

Bir günde niçin 24 saat olduğunu kimse bilmiyor. Bu rakamın güneş saatini ilk kullanan Mısırlılardan kaynaklandığı sanılıyor. Yere dikilen yüksek bir taşın gölgesi sabah batıya, akşam doğuya düşüyordu ve Mısırlılar bu arayı altıya bölmüşlerdi. Dolayısı ile bir gün 24 bölüm oluyordu.

12 sayısı 2, 3, 4 ve 6 ile bölünebildiğinden, o zamanlar en çok kullanılan sayı birimi idi ki, bugün bile düzine adı altında sayı birimi olarak kullanılmaktadır.

Mısırlılar ayrıca 30 günlük ay ve 360 günlük yıl takvimini uyguluyorlardı.

Bugün bir dairenin 360 dereceye bölünmesinin sebebinin de bu olduğu sanılıyor. Yaklaşık 3 bin yıl önce, bugün Irak olarak bilinen yerde yaşayan, Babilliler ise 60 sayısını matematik sistemlerinde temel olarak almışlardı. 2, 3, 4, 6, 12, 15, 20 ve 30 ile bölünebilen ve 360’ı da bölen bu sayı dakika ve saniyenin birimi olarak alındı. O zamanlar için onluk sistem, yani on sadece 2 ve 5’e bölünebilen zavallı bir sayı idi.

Saniyenin bölümleri ise o devirlerde ölçülemiyordu, ölçülebilmeye başlandığında ise dünya ondalık sisteme geçmişti ve bu esas alındı.

Türkçe Sözlük

(I.J.) Bira içmeye mahsus yer.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Elden atmak, artık tutmamak, elden çıkarmak: Elindeki taşı bırak; atın dizginini bıraktı; deyneği evde bıraktım. 2. Terketmek, vazgeçme, feragat etmek: Avukatlığı bıraktı. Ben, o evibıraktım. O niyeti çoktan bıraktım. 3. Komak, Osm. vaz ve ilka etmek: Şu limanın önüne bir kaç taş bırakmalı. Bu göle biraz balık tohumu bırakmak lâzımdır. 4. Saklanmak üzere bir yere veya birine teslim ve emanet etmek: Çoluk çocuğumuzu kime bırakacaksınız? Paranızı bankaya bırakın. 5. Boşamak, Osm. tatlîk etmek: Falan adam karısını bırakmış. 6. Müsaade etmek, mâni olmamak: Çocukları kendi başlarına gezmeye bırakmamalı. Bırakın yazı yazayım. Beni bırakın gideyim. 7. Devam ettirmek: İnsan bu dünyada iyi nam bırakmalı. Mimar Sinan birçok eser bırakmıştır. 8. İhmal ve müsamaha etmek, bakmamak: Bu bahçeyi, bu çocukları niçin böyle bırakmışsınız? 9. Salıvermek, koyuvermek: Üzümleri devşirdikten sonra bağlara koyunları bırakmak zarar etmez. 10. Kâr vermek, istifade ettirmek: Bu iş bir şey bırakmaz. Aşâr vergisinin iltizâmı size bir şey bıraktı mı? Aç bırakmak = 1. Yemek vermemek, açlık cezasına çarptırmak. 2. iyi beslememek, doyurmamaö. Ara bırakmak. Uste bırakmak = Geri vermek, red ve iade etmek. Sakal bırakmak = Sakal koyuvermek, Osm. irsâl-i lihye etmek. Kâr bırakmak = Bir iş sonunda istifade hasıl olmak.

Türkçe Sözlük

(i. sosyoloji) (uyd. k.). 1. Topluluk yerine ferdi hedef alan ve ona önem veren doktrin. 2. Ferdin teşebbüs ve menfaatlerini her türlü kontrolün dışında bırakmak isteyen doktrin. 3. Bütün değer, hak ve ödevlerin topluluktan değil, fertten çıktığına inanan görüş, ferdaniye.

Türkçe Sözlük

(f. «bir» den). 1. Birikme fiili. Toplanmak, bir yere gelmek, içtimâ, terâküm etmek, yığılmak: lâneden bir hayli para birikti, oraya birçok adamlar birikmiş. 2. Yığınak yapmak: Hudutta asker birikiyor. 3. Şişmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir olmak, iştirak ve ittihat etmek: İki şirket birleşip bir fabrika yaptılar. 2. Bir yere gelmek, toplanmak: Bugün belediye dairesinde birleşip bir karar verecekler. 3. Uyuşmak, ittihat etmek: Müteahhitler birleşip müzayedede arttırmıyorlar. 4. (kimya, fizik). İki veya daha çok unsur bir araya gelerek yeni bir unsur meydana getirmek terekküp etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere getirilip bir haline konulmak, tevhit edilmek: İki arsanın parselleri birleştirilerek bir arsa haline getirildi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere getirip bir etmek, birleştirmek: İki dükkânı birleştirip büyük bir dükkân haline kodu. 2. Uyuşturmak, muvafakat ettirmek: İki köy ahalisini birleştirip yolu yaptırdı. 2. (fizik) İki veya daha çok vektörün, paralelkenar kaidesine uygun şekilde geometrik toplamını almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğum, doğma, doğuş, veladet; soy, nesep; başlangıç, kaynak; zuhur. birth control doğum kontrolü. birthday i. doğum günü .birthmark i. doğuştan var olan yüz veya vücuttaki leke. birthplace i. doğum yeri. birth rate nüfusa göre doğum oranı. birthright i

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

Türkçe Sözlük

(i.). Temizliğe riayet etmeyen adamların üstünde ve başında ve tavuklarla sair hayvanlarda hasıl olan ve ısırdığı yeri kaşındıran küçük bir cins böcek, kehle. Bit tutmak, baş biti, tavuk biti. Buğday biti = Buğdayda hasıl olan bir küçük böcek. Tahtabiti = Tahtaların aralıklarında barınan, kokan ve tâciz eden böcek, tahtakurusu. Çiçek biti = Çiçeklerde hasıl olan küçük bir böcek. Kasık biti = Kene. Külek biti = Kulağa kaçan, çatal kuyruklu bir böcek. Kâğıt biti = KAğıdı ve kitapları delip harabeden güve. Bltotu = Bite karşı kullanılan bitki. Ar. haşîşetülkamle. Bitpazarı = Çarşının eski elbiseler satılan yeri. (Batpazarı yazmakta mânâ yoktur). Bityeniği = Gizli ayıp.

Şifalı Bitki

(mezevek): Düğünçiçeğigiller familyasından; bir çok çeşidi bulunan ve kuzey yarımkürede yetişen bir bitkidir. Tohumlarında Delphinine vardır. Zehirlidir. Kullanıldığı yerler: Bit, pire gibi zararlı asalak ufak böcekleri öldürmekte kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). Kökleriyle bittiği yere tutunarak yaşayan bütün canlıların genel adı, nebat. Ağaç, yosun, ot, mantar hepsi birer bitkidir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yerin altında bulunup sıvı ve sarımtrak, yahut katı ve kara bir hal ve renkte olan yapıcı bir madde. Bitüm yol yapımında kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bitki ve hayvanların yeryüzündeki dağılışını ve bunun sebeplerini İnceleyen ilim, hayatî coğrafya, biyojeografi.

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.

Türkçe Sözlük

Organizmaların çeşitlerinin alan ya da hacim birimi başına sayısı; belli bir zamanda belli bir yerdeki türlerin bileşimi.

Türkçe Sözlük

(i.). Kunduracı ve saraçların iğneyi geçirecekleri yeri delmeye mahsus tahta saplı sivri demirden Alet. Pek sivri ve batar şeyler için söylenir: Biz gibi, biz geçmez.

Türkçe Sözlük

(i.). Kunduracı ve saraçların iğneyi geçirecekleri yeri delmeye mahsus tahta saplı, sivri demirden Alet. Pek sivri ve batıcı şeyler için de söylenir: Biz gibi, biz geçmez, (bk.) Biz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i., f. boş, yazısız, açık, beyaz; manasız, anlamsız; son şeklini almamış; şaşkın; i. boş ve açıklık yer; üzerinde yazı olmayan kağıt; piyangoda boş numara; nişan tahtasnın ortası, hedef; kurusıkı fişek; (argo) çok düşük kaliteli uyuşturucu madde; f. fe

Türkçe - İngilizce Sözlük

That stage in the development of the ovum in which the outer cells of the morula become more defined and form the blastoderm. early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum; a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cell

Türkçe - İngilizce Sözlük

early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum; a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cells; during this stage implantation in the wall of the uterus occurs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamaşır suyu; gen. çoğ. stadyumda seyirciler için üstü açık sıra veya yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabarcık, fiske, su toplama; yakı; ask. uçağın üsünde bulunan ve içine silah yerleştirilen saydam odacık; f. kabarmak, su toplamak; kabartmak; azarlamak. blistery s. kabarcıklı; azarlayıcı.

Teknolojik Terim

MPEG dijital video sıkıştırması, piksellerden oluşan kare alanların sıkıştırılması temeline dayanır. Bazı koşullarda, resimde blok parazit olarak adlandırılan bozulmalar meydana gelebilir. Blok Parazit Azaltma işlemi, parazit bloklarını işleyerek görünmez olmalarını sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çiçek, meyva baharı; f çiçek vermek, bahar açmak; gelişmek; hali vakti yerinde olmak. in blossom baharı açmış, çiçeklenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. esmek; üflemek; rüzgara kapılmak, rüzgarla sürüklenmek; çalmak, çalınmak, ses vermek; solumak, nefes nefese kalmak; k.dili övünmek, yüksekten atmak; A.B.D., (argo) ayrılmak, defolmak; üfleyerek itmek;(cama) üfleyerek şekil vermek;(atı) yorgunluktan çat

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üfleyerek içinden küçük ok atılan uzun boru.

Teknolojik Terim

BMC (yığın döküm bileşiği), mermer, cam fiberi ve epoksi reçinenin karışımından oluşan bir malzemedir. Bu malzeme çok güçlüdür ve özellikle DVD sürücüler gibi titreşimin kabul edilemez olduğu yerlerde kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sandal, kayık, gemi v.b.'nin eğlence yeri olarak kullanılması.

Sağlık Bilgisi

Böceğin ısırdığı yerde şiddetli kaşıntı, kızarıklık ve şişlik görülür. Böceğin zehirli olabileceğini düşünerek aşağıda tarif edilen işlem yapılır. Vakit kaybetmeden böceğin soktuğu yerin alt ve üstünden sıkıca bağlanır. Sonra böceğin soktuğu yer iki parmak arasına alınıp, sıkılır ve zehirli kanın akması sağlanır. Daha sonra aşağıdaki reçetelerden biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pırasa

Hazırlanışı : 1 adet pırasa uzunlamasına yarılıp, böceğin soktuğu yere sarılır. 1 saat sonra yıkanır.

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yeraltında kemerli büyük mahzen ki kiler veya zindan gibi kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Koç ile İkizler burçları arasında yer alan burcun adı. Bk. Zodyak.

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük bir sepete yerleştirilen kirli çamaşırların üzerine sıcak kül suyu süzme işi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağızın sonundaki dar yer ki yenilen şey yutulurken oradan geçip mideye gider. Gırtlağın yukarısı. 2. Bunun dış tarafı, boynun önü, gerdan; tilki postunun boğazı. 3. Her şeyin dar ve boğuk yeri. Şişenin boğazı. 4. İki dağ arasındaki dar geçit. Fars. derbent, Ar. akabe: Gülek boğazı. 5. İki kara arasındaki dar deniz: İstanbul Boğazı, Cebel-i TArik boğazı. 6. Çay ağzı, ırmağın denize döküldüğü yer. Menderes boğazı. 7. mec. Yiyecek, azık, kuvvet, yem: Atın boğazı, o yalnız boğazını düşünüyor. Boğazını çıkarmak = Yiyeceğini kazanmak. 8. Boğaz hastalığı, boğazın şişmesi. Ar. hunnak: Boğaz olmak. Boğaz almak = Boğazı yakmak ve incitmek. Boğaziçi = İstanbul Boğazı ve İki sahili. Boşboğaz = Sır saklamaz. Pisboğaz = Obur, Ar. ekûl, yemeğe dayanamayan. Boğaz boğaza gelmek = Kavga edip döğüşmek. Boğazdan geçmemek = Bir sevdiğini düşünerek yalnız yemeğe kıyamamak. Boğazına sarılmak = Üstüne hücum etmek, karşı durmak. Sıkboğaz etmek = Kıstırıp zorlamak. Boğaza durmak = Yutamamak, yaramamak. Boğaz dokuz boğum = Söyliyeceğini düşünmekten kinaye. Boğaz tokluğuna = Yalnız karnını doyurmak için, ücretsiz çalışmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Batakçı yeri, batakhane.

Türkçe Sözlük

(f.). Boğum yeri, mafsal, ukde. Boğmak kemikleri = Mafsallar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boğazı tıkanmakla nefes alamamak: Kuşpalazından boğuldu. 2. Suda ölmek: Denize düşüp boğuldu. 3. mec. Zor nefes almak, nefes almada zorluk çekmek: Bu dar odada boğulacağız. 4. Çok sıkılmak, iç sıkılmak: Bu yerde insan yalnızlıktan boğulur.

Türkçe Sözlük

(i.). Boğulmuş yer, boğulmuş kısım. Sazın boğumları. (Anatomi) Lenf damarları veya sinirlerin yumak gibi olan kısımları.

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide güfteli eserlerde heceleri belirtip süsleyerek icrâ tarzı. Ar. tekeccî, Fr. articulation.

Şifalı Bitki

(tilkiüzümü): Gülgillerden bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen, dikenli bir çalıdır. Yemişi ahududuya benzer, fakat ondan küçüktür. Önceleri kırmızı iken sonraları kararır. Yaprakları; çiçekleri açmadan toplanıp, kurutulur. Birçok türü vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ayaklardaki şişlikleri indirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Gözlerdeki zafiyeti giderir. Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Ağız, dil, diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir. Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dört köşesi bir yere gelip bağlanmak üzere eşya sarmaya mahsus dört köşeli kumaş. 2. Böyle bir kumaşa sarılmış hediyelik kumaş vesaire. 3. Dört köşeli şal. 4. Seçme ve ufak denk suretinde tütün.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dışkı, pislik, mec. Hor görülen, tiksinilen şeyler için kaba konuşmalarda söylenir: Şu bokun yaptığına bak. 2. Kaba konuşmada güç durum ifade eder. Boynuna kadar boka battı. Bok atmak = Leke sürmek. Bokböceği = Kınkanatlılardan, gübrelik yerlerde yaşayan bir böcek (geotrupes stercorarius). Bok canına olsun = Nefretli bir bıkkınlığı ifade eder. Bok etmek = Bozmak, berbat etmek. Bok üstün bok = Çok berbat. Bokyedibaşı — Üstüne vazife olmayan işlere karışan; her işe burnunu sokan. Bok yemek = Pek yakışıksız bir iş yapmak. Bok yemek düşmek = Hiç bir hakkı ve yetkisi olmamak. Bok yemenin Arapçası = Halt etmenin, yakışıksızlığın büyüğü. Boka nispetle tezek amberdir = Kötü bir şeyin yanında daha az kötü olanının iyi göründüğünü ifade eder. Boku bokuna = Pisi pisine, yok yere. Boku püsürü = Bir şeyin bölük pürçük bağlantıları. Bokunu çıkarmak = «Bok etmek» mânâsına gelir.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, ‘ring’ kelimesi, İngilizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle ‘ring’ denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, “ring” kelimesi, İnglizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle “ring” denilir.

Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önerilirdi. Ayrıca sahnedekiboksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek istediğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü ugulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere hava, deniz veya karadan bomba atmak, topa tutmak, bombardıman etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen boş. BONCUK (i.). Hayvanların yularına ve nazara karşı çocukların üstlerine takılan camdan çeşitli renklerde ve ekseriya mavi, delikli tane: Katır boncuğu, nazar boncuğu. Kadın esvabına takılır siyah ve küçükleri de vardır. Habbe. Boncuk illeti = Çocuk havalesi (bir çocuk hastalığı). BONO (i. İ.). Açık havale, poliçe. BONSERVİS (i. Fr.). İyi hizmet belgesi. Bir kimsenin çalıştığı yerden ayrılırken iyi hizmet ettğine dair aldığı kâğıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. deftere geçirmek, kaydetmek; yer ayırtmak, rezervasyon yapmak; tutmak, angaje etmek ; ismini kaydetmek, karakolda suçlu olarak kaydetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeri ayrılmış; temsil için anlaşmış; defterde kayıtlı. booked-up s. bağlanmış; ing. bütün yerleri satılmış. bookend kitap desteği, kitapların devrilmemesi için iki yana konan destek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temsil veya konser için anlaşma; yer ayırma; bilet alma; deftere kaydetme. booking-office i., ing. bilet gişesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya yerlilerince silah olarak kullanılan ve ileri doğru fırlatılınca geri gelen eğri bir değnek; ortaya atanın aleyhine dönen durum veya plan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. faydasız, boş, gereksiz. bootlessly z. boş yere, neticesiz olarak. bootlessness i. neticesizlik.

Türkçe Sözlük

(Aslı Arapça’dır). 1. işlenmeye elverişsiz ve tesviye edilmemiş çorak yer. 2. Bulanık suyun kapta bıraktığı pas: Bor (ve galatı bora) bağlamak, bora sokmak.

Türkçe Sözlük

(I.). Ziraate elverişsiz, çorak yer.

Türkçe Sözlük

(i.). Geri verilmek üzere faizle veya faizsiz alınan para. Ar. deyn, karz. Borç almak, etmek. İstikraz etmek: Borç vermek = İkraz etmek veya borcunu ödemek. Boru girmek, batmak = Çok borç etmek. Osm. müstağrak-ı düyûn olmak. mec. Vazife, vecibe. Boyun borcu = Yerine getirilmesi şart bilinen vazife: Bu işi yapmak boynumun borcudur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indebted. beholden. owing. in the red. in hock. debtor. obligor. payer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerkabuğunda araştırmalar yapmak için açılan kuyu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flaky pastry containing thin layers of cheese / minced meat. flan.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. bourse). Sarraflarla nakit para ve tahvilât alışverişi edenlerin toplanıp muamele ettikleri yer. Paris borsası. Borsa cetveli, pusulası = Tahviller, para vesairenin her günkü rayicini gösterir cedvel. Borsa komiseri = Hükümet tarafından borsada bulundurulan memur.

Şifalı Bitki

(çan çiçeği): Çançiçekgillerden; çiçekleri boru biçiminde olan bir bitkidir. Çiçekleri turuncu renktedir. Kullanıldığı yerler: Nefes darlığı, bronşit ve astımın sebep olduğu rahatsızlıkları giderir.

Şifalı Bitki

(Karnıkara): Göbeği koyu renkli bir çeşit ufak fasulyedir. İçeriğinde protein, azot, nişasta ve C vitamini vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar tutukluğunu ve anüs kaşıntısını giderir. Yanık tedavisinde kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı mânâda olmak üzere boy isminin sonuna gelir. Boyu bosu yerinde.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin içindeklni çıkarıp boş bırakmak, tahliye etmek: Evi boşalttılar. Şu kâseyi boşalt. 2. Aktarmak, bir kaptan diğerine dökmek: Şu sütü başka bir kaba boşaltmalı. 3. (Tüfek ve tabanca) atmak: Bir tüfek boşalttı. 4. (Hayvan eyer veya semerini) atmak, devirmek: Bu at, eyerini boşaltmış.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapçalaşmışı: Büstân). Bahçe, çiçek bahçesi. 1. Sebze bahçesi. 2. Kavun, karpuz: Bostan ekmek, bostan tarlası. Bostan korkuluğu = Oyük, kuşları korkutmak için bostanlara ve tarlalara konulan kukla. mec. Kalıbı kıyafeti yerinde fakat işe yaramaz adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere, nafile, beyhude, lüzumsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ing. -ise f. inceleme yapmak için kırlardan bitki toplamak; bitkileri yerinde incelemek.

Ülke

Başkent: Gaborone.

Nüfus: 1.359.000.

Yüzölçümü: 224.607 km2.

Komşuları: Kuzeyde ve Batıda Namibya, Güneyde Güney Afrika, Kuzeydoğuda Zimbabwe.

Önemli Şehirleri: Gaborone, Serowe, Manna.

Din: %50 yerel inançlar, %50 Hristiyan.

Dil: İngilizce, Setswana.

Yönetim Biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Tarih: Bölgeye ilk yerleşen “bushmen”ler idi. Bantus’lar zamanında bölge, 1886 yılında Bechvanaland adıyla İngiliz himayesine girdi ve bu statüsü, güneyden ve güneybatıdan yöneltilen Boer ve Alman işgallerini durdurdu.

Ülke 30 Eylül 1966’da bağımsızlığını kazandı ve ismi Botswana olarak değiştirildi.

Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği ve madencilik (elmas, bakır, nikel…) ülke ekonomisinin büyümesine katkıda bulunmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dip, alt; esas, kaynak, temel; vadi; den. karina, tekne, gemi; dayanma gücü; iskemlenin oturulacak yeri; k.dili kıç, popo. Bottoms up! k.dili içkilerinizi bir yudumda bitirin !. at bottom aslında, esasında. get at the bottom of bir şeyin esasına inmek,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerinden kopmuş ve aşınmşş iri kaya parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sıçramak, sekmek, zıplamak (top); gürültüyle veya hızla bir yere dalmak; sıçratmak, zıplatmak, sektirmek; A.B.D., (argo) karşılıksız olduğu gerekçesiyle çeki iade etmek; (argo) yol vermek, işten atmak; i. sıçrayış, sıçrama, zıplayış; k.dili hayatiy

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) hudut, sınır; hedef, gaye, varılacak yer; ülke, memleket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çiftlik; sayfiye evi. the Bowery New York şehrinde bulunan, eskiden adi eğlence yerleri ve otellerle dolu olan uzun ve geniş bir cadde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kutu, sandık; bir kutu dolusu miktar; hediye kutusu, hediye; loca; külübe (bakçi veya nöbetçiler için); av külübesi; at arabalarında arabacının oturduğu yer; yolcu veya yük kompartımanı; mil yatağı, göz; müşkül durum; gazet. çerçeveli kıslm; (beysbol)

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kutuya veya sandığa koymak; gen. up ile kutulara yerleştirmek, sandıklamak, ambalaj yapmak; den. orsada boca ve pupa ederek gemiyi yeniden orsaya getirmek. box the compass den. pusulaya göre kerteleri sırayla saymak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzunluk, Ar. tûl: Boyunu, enini ölçmek, bu arsa ensiz ise de boyu çoktur. 2. Yükseklik, Ar. irtifa: Ağacın boyu. 3. Bedenin uzunluğu ve yüksekliği, Osm. kad, kamet: Boyu uzun, boyu kısa adam, adam boyu. 4. Tam ve münasip kamet, kadd-i mevzûn: Bir kadında boy olmazsa güzelliği de görünmez. 5. Hacim, büyüklük derecesi: Sattığı sandıklar birkaç boydur. 6. Bir aşiretin bölündüğü oymakların beheri: Boy beyi. Boy atmak = (Çocuk) uzamak, boy hasıl etmek. Boy almak = Tam boyunu bulmak, lüzumu derecede uzamak. 2. Boyun ölçüsünü almak, bode uzamak. Boyu uzun = 1. Uzun, Ar. tavil, medîd: Boyu uzun günler. 2. Uzak, bait: Boyu uzun yer. Boyunun ölçüsünü almak = Had ve değerini anlamak. Boyla beraber = Adam boyu uzunluğunda. Boy bos = Kad ve kamet, Fars. mevzûn endâm, Fars. yâl ü bâl: Boyu bosu yerinde. Boy boy = Çeşitli uzunlukta: Boy boy ağaçlar. Bir karış boy = Pek kısa boy. Boyca = 1. Uzunluk cihetinden, tûlen: Tarlayı boyunca ölçmek. 2. Boyla beraber, endam uzunluğunda: Boyunca bir kürk giymiş. Boyca evlâdı yetişmiş, boyunu almış. Boyunca kalıbını basmak = Kuvvetle taahhüt etmek, kabullenmek. Boy çekmek = (çocuk) Uzamak, boylanmak, boy peyda etmek. Boy sürmek = Uzamak, boylanmak. Boy göstermek = Değerini ortaya koymak. Boyuna = Boyunca, Ar. tûlen: Arsayı boyuna ölçmek, yolun boyuna ağaç dikmek. Boy vermek = (nehir) Adam boyu derinliğinde olmak. Adam boyu = Orta boyda bir insanın boy ölçüsü: Bir iki adam boyunda bir ağaç, bir buçuk adam boyunda su vardır. Aşağı, alçak boy = Ar. kasîr-ül-kame. Orta boy = Ar. mutavassıtül-kame. Uzun boy = Ar. tavîl-ül-kame.

Türkçe - İngilizce Sözlük

painter. dyer. dipper. shoe black.

Türkçe - İngilizce Sözlük

painter. dyer. shoeblack. bootblack. shoeshine boy ayakkabı boyacısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyer. housepainter. dealer in paints. shoeshine boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dye-house. dyer's shop.

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (y. k.). Yeryüzündeki bir noktanın meridyen dairesiyle, başlangıç kabul edilen Greenwich rasathanesinin meridyen dairesi arasındaki açı, tul. Bu açı Greenvvich’ten başlayarak doğuya ve batıya doğru yüz seksener dereceye varır.

Türkçe Sözlük

(I.). Kayıklarda dümen yerine kullanılan yarım kürek, boyuna palası. Boyuna vurmak = Kayığı boyuna ile çevirmek, (bk.) Boyana.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan.

Genel Bilgi

Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı.

O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı. Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz, paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu.

Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir yazı vardır.

Günümüzde madeni paralar ‘bozukluk’ veya ‘ufaklık’ adı altında sadece küsuratları ödemede kullanılıyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarına rağmen, kullanılmalarında bazı sınırlamalar vardır.

Gerek kağıt, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapılan ödemeleri kabul etmemek mümkün değildir. Buna ‘Kanuni Tedavül Mecburiyeti’ denilir ki, kağıt paralarda bu mecburiyet sınırsızdır. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karşı taraf kabul etmek mecburiyetindedir.

Madeni paraların ise mecburiyeti sınırlıdır. En çok üzerlerinde yazan değerin 50 katını tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örneğin 50 bin liralıklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasını da bozuk para ile ödeme isteğinizi karşı taraf kabul etmeyebilir.

Kağıt paraların Merkez Bankası tarafından basıldığı bilinir de, madeni paraları Maliye Bakanlığı’nın çıkardığı pek bilinmez. Madeni paraların toplam para stoku içindeki oranı da yaklaşık yüzde l civarındadır.

Hiç dikkat ettiniz mi? İnsan yüzleri kağıt paralarda önden, madeni paralarda ise yandandır. Madeni paralarda yer çok küçük olduğundan, kabartma tekniği ile bir yüzün tam detayını vermek mümkün olamamaktadır. Yandan bir profil kişiyi daha iyi tanınır kılmaktadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The triad consists of Brahma, the Creator, Vishnu, the Preserver, and Siva, the Destroyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f kırmak, parçalamak; ihlâl etmek, riayet etmemek, uymamak (kanuna); bir yerini kırmak, yaralamak; bozmak, araya girmek; sona erdirmek, bitirmek; nüfuz etmek, içine girmek; iflâs ettirmek; bozdurmak (para); kaçmak, firar etmek; elek. devreyi bozmak, devr

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. göğüs, meme; sine, kalp, yürek, gönül, iç; f. göğüs germek, karşı durmak; göğüslemek. breastband i. eyerin göğüs kayışı, sinebent kayışı; den. iskandil atan neferin göğüs verip dayandığı halat. breastbone i. göğüs kemiği, kas kemiği, iman tahtası b

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıç, dip, arka; top kuyruğu. breech block topun kuyruk kapağı, kama gövdesi. breechcloth i. edep yerlerini örtmek için kalça etrafıyla bacak arasına sanlan örtü. breechloader i. kuyruktan dolma top veya tüfek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eyerin atın arkasından geçen kayışı.

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eyerin atın başına isabet eden kısmı; gem; bağ; den. iki gemi demirini birleştiren zincir veya halat. bridle hand dizgini tutan el, sol el. bridle path atlılara mahsus yol. bridle rein dizgin.

Türkçe Sözlük

(i. Rusça). Oturulacak yerleri arabanın yanlarında karşılıklı iki sıradan ibaret olan yaylı at arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. break; s. kırılmış, parçalanmış, yarılmış, yarık, kırık (çizgi); eksik, parçaları kırılmış (çay, yemek takımı); ihlâl edilmiş, çiğnenmiş, yer yer kesilmiş, inkıtaa uğramış; ruhça ve bedence zayıf düşmüş; terbiye edilmiş (at v.b.); bozuk, fena konuşul

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaş: alın: çehre, yüz: yamaç, sarp bir yerin kenarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çürütmek, berelemek, ezmek; incitmek, kırmak; dövmek (havanv.b.'de); çürük peyda etmek,bir yerini çürütmek, berelemek; incinmek; i. çürük, bere ezik. bruiser i. boksör; k.dili kaba ve güclü adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili sabah ile öğle arasında yenen, hem kahvaltı hem de öğle yemeği yerine geçen öğün.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalıllk, fundalık: çalı çırpı; yer yer meskun olan ormanlık bölge. brushwood i. çalı çırpı; sık çalılık, fundalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kova, gerdel; tulumba pistonu. bucket seat çanak biçiminde koltuk. bucket shop borsa hisseleri üzerinden vurgun yapan; meyhane gibi yer. kick the bucket (argo) nalları dikmek, ölmek bucketful i. bir kova dolusu.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Dal ve budağı olan (ağaç). 2. Budak yerleri ve düğümleri olan (tahta ve kereste). 3. Teferruat ve müşkülâtı çok olan: Dallı, budaklı iş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Budakları olmayan (ağaç). 2. Budak yerleri ve ukdeleri olmayan düz (tahta ve kereste)

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). T. Yemek salonu ve mutfaklarda sofra takımlarını koymaya yarayan dolap. 2. Bir eğlence yerinde yemek ve içkilerin sunulduğu tezgâr veya masa. 3. Istasyonlardaki lokanta. Soğuk büfe = Misafirleri ayakta ağırlamak için kurulan soğuk yemekler sofrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. f. böcek; k.dili mikrop, virus; ing. tahtakurusu; Volkswagenin ufağı; (argo) gizli dinleme cihazı; k.dili (makina, cihaz,planda) kusur, ayarsızlık, çalışmada noksanlık; f., k.dili gizli dinleme cihazı yerleştirmek; (argo) kızdırmak, öfkelendirmek. harv

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yersiz korku uyandıran gerçek dışı herhangi bir şey; (eski) yaramaz çocukları yiyen umacı.

Şifalı Bitki

(triticium vulgare): Birçenekligillerdendir. Sapları kamışsıdır ve içleri boştur. Çiçekleri başak şeklindedir. Yemişlerine buğday denir. İçeriğinde B vitamini ve karbonhidratlar vardır. Bunlar, tanelerin kepeğindedir. Bu nedenle buğday unu ne kadar çok kepekli, yani esmer olursa, o derece faydalı olur. Kullanıldığı yerler: Kepekli buğday unundan yapılan ekmek, kurabiye ve benzerleri bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Kabız olmayı önler. Çimlendirilmiş buğday tanesi zihin yorgunluğu ve sinir bozukluklarını giderir. Damar sertliği, mide ve cilt hastalıkları olanlar, taze ekmek ve sıcak börek gibi şeyler yememelidirler.

Türkçe Sözlük

(i). Birçeneklilerden, bir bitki familyası. Örnek bitkisi buğdaydır. Bu familyanın pek çok olan cins ve çeşitleri yeryüzünün her yerinde yaygındır. Yulaf, arpa, pirinç, çavdar, mısır, Buğday çeşitleri, çayır otları, bambu bu familyadandır.

Türkçe Sözlük

(i.). Asılsız yere birine bir şey isnâd eden, iftiracı. Ar. müfterî.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. buka’, bukaa). Toprak parçası, memleket, yer. (tıp) Buk’a-i karniyye = Göze arız olan beyaz leke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [1[بقعه yer, diyar. 2.ülke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بقعوی] yerel.

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Yol yapımında kullanılan tırtıl tekerlekli, kudretli bir makine. Buldozerin önündeki geniş satıhtı bıçak, toprak birikintilerini ve kümelerini küreyerek kaldırır.

Ülke

(Bulgaria) Başkent: Sofya.

Nüfus: 8.800.000.

Yüzölçümü: 42.885 km2.

Komşuları: Kuzeyde Romanya, Batıda Yugoslavya, Makedonya, Güneyde Yunanistan ve Türkiye.

Önemli Şehirleri: Sofya, Plovdiv, Varna.

Din: %85 Bulgar Ortodoksu, %13 Müslüman.

Dil: Bulgarca.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Bulgaristan Sosyalist Partisi, Bulgar-Halk Çiftçi Birliği, Hak ve Özgürlükler Partisi, Demokratik Güçler Birliği.

Tarih: Bulgaristan’a ilk yerleşenler 6. Yy. da Slavlar oldular. Türk Bulgarları 7. yy.’da geldiler. Slavlarla karışarak 9. yy.da Hıristiyan oldular, 10. Ve 12. yy.larda güçlü imparatorluklar kurdular. Ülke 1396’da Osmanlılar tarafından ele geçirildi ve 500 yıllık Osmanlı egemenliğine sahne oldular. 1876’da meydana gelen bir ayaklanma 1908’de bağımsız krallık olunmasına yol açtı. Bulgaristan I. Balkan savaşından topraklarını genişletmesine rağmen, Almanya’nın yer aldığı I. Dünya Savaşında Ege Sahil Şeridini kaybetti. II. Dünya savaşında Mihver’e katıldı fakat 1944’de bu ittifaktan çekildi. Komünistler Sovyet desteğiyle iktidarı ele geçirdiler. 8 Eylül 1946’da monarşi lağvedildi. 10 Kasım 1989’da 35 yıldır iktidarda olan, Komünist parti lideri ve devlet başkanı Todar Jivkov istifa etti. Ocak 1990’da tutuklanan Jivkov, Eylül 1992’de yolsuzluktan ve görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.

Burma bkz. Myanmar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iri, cüsseli, hacimli, çok yer kaplayan. bulkiness i. irilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. boğa ağılı; k.dili hapishane; (beysbol) yedek oyuncuların bekledikleri yer; ormancıların yatakhanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğa güreşlerine mahsus yuvarlak yer.

Türkçe Sözlük

(müzari: bulur) (f.) (Çağatay lehçesinde olmak yerine yardımcı fiil gibi kullanılır: Bolmak). 1. Arayarak veya tesadüfen bir şey elde etmek: Bahçede güzel bir çiçek buldum. Filân bir define buldu. 2. Kaybolmuş bir şeyi tekrar ele geçirmek: Kaybolan atı buldular. Düşürdüğünüz parayı buldunuz mu? 3. Varmak, erişmek: Yetmişi buldu, sağlıkla baharı bulalım. 4. Nâil olmak, ele geçirmek, zafer kazanmak, hâsıl etmek, şifâ, iyilik bulmak. 5. Uğramak, kötülüğe yakalanmak: Belâsını bulmak: İnsan ettiğini bulur. 6. Tedarik etmek: Bize biraz yemek bulmalı. 7. Raslamak, tesadüf etmek, rasgelmek, görüşmek: Dün filânı buldum. 8. Keşf, icat, ihtirâ etmek: Kristof Kolomb Amerika’yı, Gutenberg matbaayı buldu. Filân yeni bir makine, bir usûl buldu. Aralarını bulmak = Uyuşturmak, uzlaştırmak, barıştırmak. Aralık bulmak = Fırsat düşürmek. Arayıp bulmak = Aradığını bulmak, lâyık olduğu cezaya uğramak. Allah’tah bulmak = Tanrı gazabına uğramak. Vücut bulmak = Vücuda gelmek, mevcut olmak. Vuku bulmak = Meydana gelmek. Yerini bulmak = Yerine gelmek, icra olunmak. Yüz bulmak = Yüz verilmek, iyi muameleden azmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Denizlerden havaya kalkıp rüzgârla yer değiştiren ve yağmur veya kar halinde yere inen buğu ki, bazen ufukları kaplayıp güneş ışıklarına bir dereceye kadar engel olur. Ar. sehâb, Fars. ebr. Bulutlara kadar, bulutlar içinde: Pek yüksek. Buluttan nem kapmak = Her şey den alınmak Bulut gibi = Ziyadesiyle sarhoş.

Genel Bilgi

Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık l kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde l-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.

Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.

Bulutların bu kadar ağırlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1.000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1.000.000 tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.

Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara ‘sirüs’, kümeler halinde olanlara ‘kümülüs’, ufukta tabaka halinde görünenlere de ‘stratus’ deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2.000 - 6.000 metre yükseklikte ise ön ismi ‘alto’, 6.000 metreden daha yükseklikte ise de ‘sirro’ oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için ‘nimbo, nimbus’ gibi isimler ekleniyor.

Genel Bilgi

Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık 1 kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde 1-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.

Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.

Bulutların bu kadar ağarlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1 milyon tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.

Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara ‘sirüs’, kümeler halinde olanlara ‘kümülüs’, ufukta tabaka halinde görünenlere de ‘stratus’ deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2 bin-6 bin metre yükseklikte ise ön ismi ‘alto’, 6 bin metreden daha yükseklikte ise de ‘sirro’ oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için ‘nimbo, nimbüs’ gibi isimler ekleniyor.

Türkçe Sözlük

(i. F.) Yer, memleket, zemin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بوم] yer. 2.ülke.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. vuruş, çarpma, darbe; şiş, yumru, tümsek; f. vurmak, toslamak, çarpmak, bindirmek; yerinden olmak. bump off (argo) öldürmek, slang temizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paket, bohça; kundak; yığın; f. toplamak, bohçalamak, kundaklamak, sarıp sarmalamak; acele olarak bir yere göndermek; slang sepetlemek; veda etmeden aceleyle gitmek; soyunmadan aynı yatakta yatmak. bundle up sarınıp sarmalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ranza; k.dili herhangi bir çeşit yatak; f. ranzada yatmak; rahatsız bir yerde yatmak. bunkhouse i. işşi yatakhanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeraltı sığınağı;den. ambar, yerinden oynamayan ve depo olarak kullanılan büyük sandık; golf sahasında kumluk çukur veya toprak tümsek gibi topun gidişine engel olan kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. yelken eteğinin orta yeri; balık ağının şişen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. kargafunda, yelken eteğinin orta yerini kaldırıp kapamak için kullanılan ip.

Türkçe Sözlük

(i.). Bu mahal, bu yer: Bura adamları çalışkan olur. Buranın meyvesi boldur. Burayı bırakacak mısınız? Buraları da görmüş olduk. Ekseriya zamire eklenerek kullanılır: Buram ağrıyor. Buranız kararmış. Burası çok ucuzluktur. Burası, buraları: Bu hal, bu suret, bu keyfiyet: Asıl burası matlûptur. Buraları iyice anlatmalı. Yakın yere işaret içindir: Ar. hâ, hunâ, Fars. incâ: Buraya gel, burada kal, buradan geçti, buraca bilinmiyor (uzak yeri işaret için «ora» ve orta yer için «şura» kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.) Bura, bu yer.

Şifalı Bitki

(lathyrus): Baklagillerden; taneleri hayvan yemi olarak kullanılan bir bitkidir. Taneleri mercimeğe benzer. Kullanıldığı yerler: Lapası; ezik, çürük tedavisinde; taneleri ise, isilik ve mayasılda kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Bir yerde duramayan canlı, taşkın kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı bulgur). Kaynatılıp kurutulduktan sonra kırdırılıp pirinç yerine pilav pişirmeye yarayan buğday: Burgul pilavı, (bk.) Bulgur.

Türkçe Sözlük

(i. Al. Fr.). 1. Avrupa’da vaktiyle asilzadelerle köylüler arasında yer alan şehirliler sınıfı.

Ülke

Başkent: Ovagadovgov.

Nüfus: 10.135.000.

Yüzölçümü: 105.946 km2.

Komşuları: Kuzeybatı’da Mali, Kuzeydoğu’da Nijer, Güneyde Benin, Togo, Gana, Cate d’Ivoire.

Önemli Şehirleri: Ovogadougov, Bobodiovlasso.

Din: %65 yerel inançlar, %25 Müslüman, %10 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, kabile dilleri.

Yönetim Biçimi: Askeri Yönetim.

Tarih: Mossi kabilesi bölgeye 11. İle 13. Yüzyıllar arasında girdi. Krallıkları, Mali ve Sanahai imparatorlukları tarafından bozguna uğratılana kadar yönetimde kaldı. Fransız hakimiyeti 1896’da başladı, fakat Yukan Volfa (4 Ağustos 1984’te Burkina Faso olarak ismi değiştirildi). 1947 yılına kadar ayrı bir bölge olarak görülmedi. Tambağımsızlık 5 Ağustos 1960’ta kazanıldı ve Fransa yanlısı bir hükümet seçildi. Ordu 1980’de yönetimi ele geçirdi. 1987’deki darbe bugünkü rejimin temellerini attı. 1990’larda da sınırlı demokrasiyi ülkeye getirdi. Bugün, yüzbinlerce çiftçi Löte d’Ivoire ve Gana’ya göçetmektedirler. Ülke, yoğun biçimde dış yardıma bağımlı durumdadır.

Sağlık Bilgisi

El ve ayak bilekleri herhangi bir kaza sonucu burkulabilir. Bu gibi durumlarda, bilekte ağrı ve şişme görülür. Yapılacak ilk iş, burkulan yeri rahat bir duruma sokmaktır. Sonra aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Burkulan yere çiğ lahana yaprağı sarılır. 15 dakikada bir değiştirilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanık, yanık yeri; pişirme (tuğla veye kiremit); iskoç çay, ırmak, dere.

Türkçe Sözlük

(i. A). 1. Araplar’ın üstten giydikleri bir libas ki, pek geniş ve kare şeklinde olup yukarıdan iki ucunda kol yerini tutar iki deliği ve başlığı vardır. 2. Eskiden kadınların kırlarda ve gezinti yerlerinde giydikleri bir nevi yeldirme. 2. Banyodan sonra giyilen cübbeye benzer bir giyecek. (bk.) Bornuz.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yazıhane, kalem odası. 1. Çekmeceli veya çekmecesiz yazı masası, yazıhane. 2. İçinde yazı masasının bulunduğu oda, yazıhane. 3. Resmî veya hususî iş yeri: Bu akşam bürodaki arkadaşlarla toplanacağız. 4. Umumun hizmetine açık tesis: Seyahat bürosu, istihbarat bürosu.

Türkçe Sözlük

(i.). Taşlık, çakıllık yer.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüzün ortasında, iki kaşın arasından ağzın üstüne kadar ve iki yanak ve gözün arasında uzanan ve solunuma ve koklamaya yarar iki deliği olan çıkıntılı organ. 2. Uç: Kalemin burnu, mumun burnunu kesmek. 3. Denizin içine girmiş ve dağlık taşlık kara ucu. Ar. Re’s: Boz burun (alçağına dil derler). 4. mec. Kibir, gurur, nahvet: Burnu büyük = Kibirli, gururlu. İtburnu = Yabanî gül, Burunotu = Enfiye. Burnu ucunda = Pek yakın, ta karşısında, yanıbaşında. Burun buruna = Başbaşa, yakından karşı karşıya. Burunperdesi = Burnun iki deliği arasındaki zar. Burundan düşmek = Çok benzemek. Kıh (hık) elemiş burnundan düşmüş = Ana, babaya çok benzeyen hakkında kullanılır. Burun sürtmek = Alçakçasına sokulmak, dalkavuklukta bulunmak, çanak yalamak. Burun şişirmek = Tekebbür etmek, kibirlenmek. Burun kabarmak = Kibir taslamak. Kibirli olmak. Burun kanadı = Burun deliklerinin kapakları. Burundan gelmek = Huzurdan sonra aksine bir hal görüp zahmet çekmek: Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Çiçeği burnunda = Pek tâze (meyve). İnsanlar hakkında da biraz alaylı olarak kullanılır: Çiçeği burnunda genç kız. Danaburnu = Yer altında bitkilerin köklerini kesen muzır bir böcek. Karga burnu = Bir çeşit pens.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öpecek yer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öpülecek yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iş, meslek, vazife; ticaret; iş yeri; mesele, problem. stage business tiyatro oyuncuların konuşma dışındaki jest, mimik gibi davranışları. have no business hakkı olmamak, alakası olmamak. mean business f. ciddi niyeti olmak. businesslike s. ciddi, sist

Türkçe Sözlük

(i. F. büt = put, gede = yer). Putperestlerin ibâdethanesi, puthâne

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alay konusu olan kimse; nişan talimi yapılan yerin arkasındaki duvar veya toprak yığını; f. bitişik olmak; bitişmek; iki şeyin enli uçlarını birbiriyle birleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelebek: kelebek gibi bir yerden bir yere gayesi oimaksızın dolaşan kimse, havai yaradılışlı kimse. butterflyorchid beyaz zeravent. butterfly tableaçılır kapanır kanatlı masa. butterfly valve kelebekli valf. social butterfly eğlence düşkünü kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). Eksik ve noksanını yerine getirip tamamlamak, tekmil etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Emredilmek, ferman olunmak. 2. Edilmek, olunmak, ya pılmak (saygı ifadesi olarak bu fiillerin yerine kullanılır): irsâl buyrulmak, tenbih buyrulmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Büyük etmek, büyütmek (doğru kelime olmayıp, yerine büyütmek kullanmalı).

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.

Türkçe Sözlük

(i.). Elbisede süs için veya bi çim ve dikiş icabı büzülen yer.

Türkçe Sözlük

(BUZ-HANE) (i.) (Türk çe: Buz, Farsça: Hâne). Yaz için kıştan buz saklanılan veya makine ile buz yapılan yer, buzluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Toplanıp çekilir yeri olan, kumaşı büzülerek yapılmış: Büzmeli kese, entari.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جا] yer. 2.mevki. 3.makam.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yer, mahal, mekân, mevki: Câ-be-câ = Yer yer, mevki mevki, bazı yerlerde: Câ-be-câ ateş yakmışlardı. Cây-ı mülâhaza = Düşünce yeri, düşünmeye değer. Bazı sıfat terkiplerinde de bulunur: BOıe-ciy = Öpecek yer. Cânişîn = Birinin yerine oturan, vekil, kaymakam.

Türkçe Sözlük

(i. F. câ = yer, nişesten = Oturmak). Birinin yerine oturan, vekil, kaymakam: O, filânın câ-nişînidir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. El, ayak oynatıp direnmek: Çamurun içine düşmüş çabalayıp duruyordu. 2. Çok çalışmak, uğraşmak, cehd etmek: Derse çabalıyor. Boş yere çabalama, o işi nasıl olsa başaramazsın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جابجا] yer yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kulübe; kamara, kabin;(f). kabin veya kamarada yaşamak; küçük bir yere kapamak, tahdit etmek. cabin boy kamarot. cabin class ikinci sınıf.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kırık ve çıkıkları bağlayıp yerine koyan cerrah, kırıkçı, çıkıkçı (zorlayıcı mânâsiyle kullanılmaz).

Ülke

Başkent: Praia.

Nüfus: 428.000.

Yüzölçümü: 4.033 km2.

Komşuları: Moritanya, Senegal.

Önemli Şehirleri: Mindelo, Praia.

Din: Katolik.

Dil: Portekiz (resmi dil), Crioulo.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Cabo Verde, 1450’li yıllarda Portekizlilerce keşfedildi. İlk Portekizli sömürgeciler 1462’de yerleşti; çok geçmeden Afrikalı köleler getirildi. Cabo Verdelilerin çoğunluğunu bu iki grubun torunları oluşturur. 5 Temmuz 1975’te bağımsız olan Cabo Verde’de 1991 yılında Antonia Mascarenhas ulusun ilk özgür başkanlık seçimini kazanmıştır.

Türkçe Sözlük

(I.). Lüzumsuz ve münasebetsiz yere çok söyleyen, geveze, şarlatan, lâfazan, çan çan eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (Fr). erzak, hazine vb saklanan gizli yer; (f). böyle bir yere gizlemek, saklamak.

Türkçe Sözlük

(i. «cadı» dan). Ağız kalabalığı ile herkesi susturup haksız yere hak kazanan, şarlatan: Pek cadaloz adam, cadaloz karı.

Türkçe Sözlük

(i.). Ağız kalabalığı ile haksız yere hak kazanma ve sözünü geçirip nüfuzunu yürütme, şarlatanlık: O, ancak cadalozlukla iş görmek istiyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Göçebelerin evi yerinde olup ordugâhlarda askerlerin, bekçi ve ko rucu gibi adamların da geçici ikametgâhıdır. Kalın bezden yahut keçe veya deriden yapılır. Ekseriya mahrut (piramid), bazen üçgen biçiminde olur ve bir direkle kurulup etekleri ip parçalarıyla kazıklara bağlanır. Oba, hayme, hargâh, çetr: Çadır kurmak, çadırda yatmak. Çeşitleri olup, en büyüğüne otak, en küçüğüne çerge derler. Tatar çadırına «alaçık», Türkmen çadırına «derim», halı ve kilimden yapılanına da «oba» denir. (F. çetr, çadır’dan gelir). Çadır altı = Sefer, ordugâh: Çadır çiçeği = Şekli çadıra benzer bir çiçek.

Şifalı Bitki

(çadıruşağı): Maydanozgillerden; özsuyu hekimlikte kullanılan bir bitkidir. Böceklerin, gövdesine açtığı, deliklerden özsuyu sızar. Zamk gibi yapışkan olan bu maddeyle yakı yapılır. Kullanıldığı yerler: Kan ve lenf damarlarını genişletir. Ağrıları dindirir. Müzmin ve mikrobik hastalıkların tedavisinde kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. caesuras, caesurae) bir mısraı okurken hafifçe durulacak yer; (müz). durgu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Küçük akarsı. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı es-Sadık olup 12 imamın 6.’ncısıdır. Muhammed b. el-Bakır’ın yerine imamete geçmiştir. Cafer-i Tayyar: Hz.Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur. Bugün Mute civarında kabri bulunmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kayalara ve setlere çarpıp tabaka tabaka yerlerden köpürerek düşen su. Şelâle, çağlayan.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerden sesle kaynayarak çıkan su, kaynarca.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuyu, Ar. bi’r. 2. Çukur, yeraltı zindanı. Çâh-ı nisyana atmak = Unutmak. Çâh-ı YÜsuf = Hazret-i Yusuf’un, kardeşleri tarafından atıldığı kuyu.

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. F.). Yarık, yırtık, çatlak. Çâk etmek = Yırtmak, paralamak: Perde-i nâmûsunu çâk etti. Girîbân-çâk = Yakası yırtık, keder ve üzüntüden yakasını paralamış. Çâk çâk = Parça parça. Yırtık yer: Çâk-i girîbânımdan = Yakamın yırtığından.

Şifalı Bitki

(prunus spinosa): Bir çeşit eriktir. Ağacı bodurdur. Çiçekleri beyazdır ve yapraklarından önce çıkar. Meyvesi yuvarlak ve yeşildir. Tadı buruktur. Çiçekleri; Mart ve Nisan aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İshali keser, mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Ateşli hastaların kalbini kuvvetlendirir. Terletir ve vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Anne sütünü artırır.

Türkçe Sözlük

(i.). Çakıl düşmüş veya birikmiş yer.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kazığa bağlanmak. 2. Mıhlanıp yerleşmek: Çingene horozu gibi ayağından çakılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kakmak, kakarak bir yere sokmak: Kazık çakmak. 2. Kazık kakıp hayvanı ona bağlamak: Atı çayıra çaktı. 3. Zembereği çekip, çakmağı çakmak taşına vurmak: Tüfek, zemberek, çakmak çakmak. 4. Kabûl ettirmek, geçirmek, vermek: Kalp parayı çaktı. 5. Isırmak (diş) geçirmek: Diş çakmak. 6. Vurmak: Suratına tokadı çakmak. 7. Farkına varmak, sezinlemek: İşi çakmak. Uzun müddet sakladık, ama sonunda işi çaktı (argo). 8. Anlamak, bilgisi olmak: Her işten çakar (argo). 9. Parlamak, birdenbire pırıltı saçmak: Şimşek çakıyor. 10. Birbirine geçmek, çitişmek: Dişler çakmak. 11. İçip keyif yetiştirmek: Akşamları çakıyor. 12. imtihanda başarı kazanamamak: Uç dersten çaktı. Çakaralmaz = 1. İşe yaramayacak halde olan, bozuk. 2. «Şaka» tabanca. Ateşlenmeyen silâh.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurdurmak, dövdürmek, çarptırmak: Yere çaldırmak. 2. Bir musiki Aleti icrâ ettirmek: Davul, çan, piyano çaldırmak. 3. Vurdurmak: Hizmetçiye kapıyı çaldırmak. 4. Hırsızlığa uğratmak, kaptırmak, iyi muhafaza edemeyip çalınmasına sebebiyet vermek: Ahırın kapısını açık bırakarak atı çaldırdı.

Türkçe Sözlük

(i. aslı: «çalık). Ağaç ile ot arasında ve ekseriya dikenli bitki. Çalı çırpı = Çalı çeşidinden şeyler: Çalı çırpıdan bir kulübe. Kara çalı = Çalının bir nevi, Isa çalısı. Çalı fauslyesi = Çalıya sarılan fasulye nevi. Çalı horuzu = Tavukgillerden bir yaban kuşu (Tetrao urogallus). Çalıkuşu = Serçegiîlerden çalılık yerleri seven ötücü bir kuş (Troglodytes). Çalı süpürgesi = Süpürge çalısından yapılan süpürge.

Türkçe Sözlük

(i.). Çalı ile dolu ve örtülü, fundalık: Çalılık bir yer. Çalı ile örtülü yer, çalı ormanı: Orada bir çalılık vardır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmak, darbolunmak, çarpılmak. 2. Yere vurulmak. 3. Hareket ettirilerek, veya vurularak ses çıkarmak: Çan, davul çalınmak. 4. (musiki Aleti) İcra olunmak: Piyano, düdük, ut çalınmak. 5. Ses vermek, ses çıkarmak, (ses) vasıl olmak: Kulağıma çalındı. 6. Dakkolunmak, vurulmak: Kapı çalındı. 7. Kapılmak, hırsızlığa maruz kalmak: Gece bütün eşyası çalınmış, çalınan at bulundu. 8. Bir şeyin lezzetini veya kokusunu vermek: İs, bakır çalınmak, tencereyi ocağın yanına bırakmışsınız, is çalmış.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sallayıp karıştırmak, savurmak: Buğdayı kalburun içinde çalkamak. 2. (bir kabı) Temizlemek için içinde su olduğu halde hızla sallayıp karıştırmak: Bardağı çalka, ilâç şişesini çalkamalı. 3. Ağzın içinde suyu hareket ettirmek, gargara yapmak: Ağızı çalkamak. 4. (mideyi) döndürmek. 5. (yalpa) Gemiyi sarsmak: Vapur bütün gün bizi çalkadı durdu. 7. (kuluçka tavuk) Yumurtayı oynatıp üstlerine oturmak. 8. Kayganalık yumurtayı döğmek: Yumurtayı iyice çalkamalı. 9. Yayıkta sütü döğmek. 10. (bozuk süt) Çocuğa dokunup zayıflatmak: Şu çocuğu süt çalkamış. 8. (oyuncu) Raksda debelenmek, göbek atmak: Dansöz çok iyi çalkıyordu (şimdi bütün bu mânâlar İçin çalkamak yerine çalkalamak kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurmak, çarpmak: Kamçı, kılıç çalmak. 2. Yere düşürmek, atmak: Yere çaldı. 3. Bir şeyin bir parçasını kesmek, çelmek. 4. Davul, dümbelek gibi bir şeye vurup ses çıkarmak: Davul, trampete çalmak. 5. Umumiyetle çalgı icrâ etmek: Piyano, kanun, klarnet, bir hava çalmak. 6. Birbirine vurmak, çırpmak: el çalmak. 7. Vurmak, tıktık etmek: Kapıyı çalmak. 8. Uğrulamak, çırpmak, hırsızlamak: Atımı çaldılar. 9. Almak, kapmak: Akıl çalmak = Meftûn etmek, aklı başından almak. 10. Bir sıvıya azıcık tuz veya çorbaya un katmak. 11. Tattırmak, lezzetini duyurmak: Ağzına bal çalmak. 12. Süpürmek, temizlemek:” Tozu çalmak. 13. Oynatmak, sallamak, tahrik etmek, kullanmak: Kürek, sopa çalmak. 14. Buruşturmak: Dili çalmak. 15. Az benzemek, yakınlaşmak: Yeşile çalıyor. 16. Bir şeyin lezzetini vermek: Is çalmak, bakır çalmak. 17. Doğru söylemeyip çetrefil söylemek veya diğer bir lisanı andırmak: Dili çalıyor, dili Rumca’ya çalıyor. 18. (saat ve saz vs.) Vurmak: Bu saat doğru çalmıyor, bu piyano pek iyi çalıyor, mec. (ağıza) Bir parmak bal çalmak = Boş vaatler ile avutmak. Düdüğü çalmak = Muvaffak olmak, merâma kavuşmak. Topuk çalmak = Yürürken topukları birbirine dokundurmak, çamur atmak. Her telden çalmak = Çeşitli bilgileri olmak. Hava çalmak = Sam vurmak. Çal çene, (bk.) Çal. Çılyaka etmek = Yakasından kapmak, kavramak. Ç»lakamçı, çalakılıç, çalakürek vs. = Durmadan kamçı, kılıç, kürek vs. sallayarak, (bk.) Çala.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). boğa dikeni, çoban kalkıtan, (bot). Santoria calcitrapa; inlâl otu, demir diken, (bot). Tribulus terrestris; (ask). domuzayağı, düşman süvari bineklerini yaralamak için yere atılan dört uçlu demir. Iand caltrop domuzayağı, (bot). Tribulus terrestris.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz.İsmail’den evvel bir müddet Beni İsrail’e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin’de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz.Davud tarafından öldürülmüştür. Kur’an-ı Kerim’da üç yerde ismi geçmektedir (el-Bakara, 249-250-251). İsim olarak tercih edilmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hz isa'nın çarmıha gerildiği yer; (kh). Hz isa'nın çarmıha gerilmesini canlandıran heykel.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikenden ibaret olan yaprağını kışın da dökmeyen ağaç cinsi ki, ekseriya yüksek ve soğuk yerlerde olup birçok çeşidi vardır ve havayı temizlediği için bahçelerde dahi yetiştirilir: Ak, sarı, kara, ala, çıralı çam, katran çamı, kumsal çamı. Çamözü = Sarı çam tahtası, sarı ot. mec. Çam devirmek = Büyük bir kabalık etmek. Çamlar bardak olmak = Eski hal değişmek. Çamsakızı = Çam ağaçlarından çıkan reçine. Çamfıstığı = Çam ağacının meyvesi, tohumlarını havi kozalağı.

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmektedir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktarı bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Kumların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir. Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkle göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmekledir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktar bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cam fabrikası, atölyesi, cam imal edilen yer.

Şifalı Bitki

(pinus): Birçok çeşidi olan bir ağaçtır. Kozalakları ilk yıl kapalıdır. İkinci yıl açılıp, kurur ve ağacın dibine düşer. İlaç yapımında; tomurcuğu, palamutu, kozalağı, filizleri ve çırası kullanılır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Müzmin öksürüğü keser. Kolay doğum yapmayı sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

linen. wash. washing. underwear. laundry. underclothing. garment. clothes. drier dryer.

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamaya mahsus yer: Bu evin çamaşırhanesi yoktur.

Türkçe Sözlük

(i, F.). Esvab veya çamaşır yeri veya odası, soyunup giyinecek yer.

Türkçe Sözlük

(CAME-GAN) (i. F.). 1. Camla çevrilmiş veya örtülmüş yer. 2. Mağazaların önünde nümûnelik eşya teşhir edilen yer, vitrin: Camekândaki örnekleri satmazlar. 3. Hamamın girişinde seçkin müşterilerin soyunup giyinmesine mahsus camlı çerçevelerle bölünmüş hücreler: Cemekânda soyundum. 4. Sebze vesaire tohumlarının soğuktan muhafaza altında ekilmeleri için altı toprak ve üstü camlı çerçeve İle örtülü uzun ve alçak sandık, ser: Camekân içinde ekilir. 5. Camlı bölme: Camekânla ayrılmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deve, hecin; (den). sığ yerlerde gemi yüzdürmek için kullanılan tombaz. cameleer (i). deveci; hecin süvarisi. camelhair (i). deve tüyü, bu tüyden dokunmuş kumaş.

Şifalı Bitki

((pinus pinea): Çam kozalaklarının içinden çıkarılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaşığı kadar (25 gram)’dan fazla yenilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Cinsel istekleri artırır, ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(I. A. «cumûd» dan) (mü. câmide) (c. cevâmid, câmidât): 1. Donmuş, donuk. (Asılsız ve galat olan «müncemld» yerine bunu kullanmalı). 2. Gelişmeyen, gelişme kabiliyeti olmayan, taş gibi: Ecslm-ı câmide = Donmuş cisimler, câmiclâttan bir cisim. 3. Tasrif edilmeyen ve türemeyen (isim veya fiil).

Türkçe Sözlük

(I. A. «cem» den) (mü. câmia) (c. cevâmî). 1. Toplayan, telif eden: Bu mecmuanın câmii kimdir? 2. İçine alan, ihtiva eden: Bütün gramer kaidelerini câml bir kitaptır. 2. Mescid-i cimî = Cuma namazı kılınan büyük cami. Cami, Müslümanların kutsal ibadet mekanıdır. Genellikle minaresiz küçük camilere veya bazı kurum ve kuruluşlarda ibadet için ayırılmış ufak mekanlara mescit denir. Camiler her ülkede değişik göz alıcı mimari tarzlar ve süslemelerle inşa edilirler. Camilerin esas cami ve avlu gibi iki bölümü vardır. Esas cami; mihrap, mimber, vaiz kürsüsü ve dikdörtgen oylumun üzerini örten kubbe ve yan kubbelerden meydana gelir. Minareler esas camiin dış duvarlarına ya da iç avlu duvarlarına bağlanmıştır. Son cemaat yeri esas caminin giriş kapısı olan yüzünde (batı yüzünde) bulunur.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Camlı çerçevelerle bölünmüş yer, camlı bölme, yalnız bir kısmı açılıp kapanır camlı büyük kapı veya pencere: Soba camlığı. 2. Çiçek kışlağı, küçük limonluk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çam ağaçlarını havi orman. 2. Arnavutluk’un güney-batı kısmı ki, Çam denilen Arnavut kavmiyle meskûn yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kamp kurmak konaklamak; kampa yerleştirmek; konaklatmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çamurla dolu veya örtülü yer: Evin önünde bir çamurluk vardır, o gölün kenarları çamurluktur. 2. Paçaları çamurdan korumak için giyilen kopçalı veya tokalı meşin veya muşamba tozluk: Çizmem olmadığından potinin üzerine çamurluk giyiyorum. 3. Otomobil karoserlerinin tekerlekleri örten kısmı.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe Sözlük

(i.). Tunç yesaireden yapılmış koni şeklinde bir Alet ki, içindeki tokmağın sallanıp kenarlara vurmasıyle ses çıkarır, çıngırağın büyüğü, ceres, nâkus: Deve çanı, kilise çanı, çan çalmak. Çanına ot tıkamak = Mahvedip sesini kesmek. Çan kulesi = Kilise çanını asmaya mahsus yüksek kule. Kulağa çan çalmak = Çok bağırmak, tekrar tekrar söylemek. Çan, kökü tarih öncesi zamanlara dayanan bir çalgıdır. Çan sallanmağa başlarken, tokmakla vurularak ses çıkartılır. Verdiği temel notaya normal armonikleri eklenir (üst sekizli, beşli, küçük üçlü, alt sekizli). Bu armoniklerin doğruluğu, çanın ana çizgilerine bağlıdır (dış ve iç çevresi). Çanın akordu üstündeki alaşım ölçüsünü azaltarak yapılır. Alaşımın çanın neresinden azaltılacağı belirlidir. Bunlar her armoniğin çıktığı yerlerdir. Çanın alaşımı % 78 oranında bakır, % 22 de kalaydan bileşir. Günümüzde, çanı sallamak için elektrik motoru kullanılır. Motor makarayı harekete geçirir. Eskiden makaraya ip sarılırdı. En dolgun ses, içten vuran tokmakla elde edilir. Dıştan vuran çekiç kullanılırsa, çıkan ses çok madeni olur. Bugün opera ve orkestralarda çan sesi akortlu madeni borulardan bileşen özel bir çalgı ile verilir. Notası, dördüncü çizgi Fa açkısı ile, Timbal veya Davul partisi üzerine yazılır. Gereğine göre, bütün seslerde yapılabilir. Sesinin etkisi, iki sekizli yukarıdandır. Bestenin yerine göre, hangi bey çanın kullanılacağı, bestecinin belirtmesi gerekir. Çanlar, dokunaklı ve görkemli etkiler bırakır.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Boş yere çok ve aralıksız söylemeyi ve çene yarıştırıp gevezelik etmeyi tasvir ederek mükerrer kullanılır: Bütün gün çan çan etmekten işine bakmaya vakti yok ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (could) (-ebil-)., yapmak imkânı (nda) olmak: Can you do thiswork ? Bu işi yapabilir misin? I couldn't find my tie. Kravatımı bulamadım. (Can fiilinin gelecek zamam yoktur; yerine will be able to kullanılır); (k).dili izinli olmak: Can I go ? Gideyim

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Gemilerde direklerin başlarına doğru yapılan taraçamsı yer ki, bâzı hizmetlere mahsustur.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sevgili, sevilen. Ar. mâşûka, mahbûbe, Fars. dilber. 2. Tasavvufta Tanrı yerine de kullanılır: Canını cânânına teslim etti.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tepe ile alın arasındaki yer, bıngıldak. 2. Beyin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جانشين] halef, birinin yerine oturan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yer yer çürümekte olan; pamukçuk cinsinden; pamukçuk hâsıl eden; yozlaştıran.

Teknolojik Terim

Canlı TV yayınını duraklatmanıza imkan tanıyan Sony HDD kayıt cihazları sayesinde artık hiçbir anı kaçırmayacaksınız. Yavaş gösterim ve hızlı ileri sarma işlevi dahil olmak üzere kaldığınız yerden itibaren sahneleri farklı hızlarda oynatabilir ve istediğiniz an canlı yayına dönebilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(i.). Kilise çanının asıldığı yer, çan kulesi (şimdi kullanılmıyor).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konserve imalâthanesi, konserve yapılan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eyerin arka kaşı; köşe; parça bölüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eyerin veya dizginin üstüne örtülen süslü örtü, haşe; kıyafet, elbise, giyecek; (f). haşe örtmek; süslemek, donatmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok yürüyen, çok koşan. 2. Açık eşkin giden (at). 3. Her tarafa koşup bir yerde dikiş tutmayan, serseri, derbeder. 4. Hovarda, sefih, içki ve kumar gibi kötü huyları olan. Uçarı çapkın = Sefahatte aşırıya kaçan. Mahalle çapkını = Mahallesini alt üst eden yaramaz çocuk, külhanbeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapris, yersiz istek ve davranış; kaprisli oluş; (müz). kapriçiyo.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıçrayış, atlama; atın durdugu yerde dört ayağı üstüne sıçraması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manşet, serlevha, baş1ık; (huk). kanuni vesikanın düzenlendiği zaman ve yeri gösteren başlangıç kısmı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «civâr»dan) (mü. câre) (c. ciyrân) (kaideye uygun olmayarak yapılmış bir kelimedir). Komşu. Cârullah = mec. Beytullah denilen KAbe civarında yerleşip itikâfa çekilen (İslâm bilginlerinden Zemahşerî’nin lakabıdır).

Türkçe Sözlük

(i.). Lüzumsuz yere çok söyleyen, geveze, ağzı durmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keyfi yerinde, kaygısız, dertsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir yerin hizmet işleriyle görevli olan kimse, bina yöneticisi. caretaker government geçici hukümet.

Şifalı Bitki

(fırıldakçiçeği): Çarkıfelekgillerden; çiçekleri tekerlek biçiminde, sarmaştığı için duvar kenarlarına ve kameriyelere ekilen bir çeşit süs bitkisidir. Hekimlikte yapraklarının üst kısımları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Çarpıntıyı keser. Yüksek tansiyonu düşürür. Spazmları çözer. Uyku verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). et yiyen; etoburlara ait. carnivorously (z). et yiyerek.carnivorousness (i). et yeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). neşeli şarkı; halk şarkısı; (f). neşeyle şarkı söylemek; şarkı söyleyerek kutlamak. Christmas carol Noel ilahisi. caroler (i). Noel şarkısı söyleyen gezginci kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kusur bulmak, beğenmemek; durmadan şikâyet etmek; tutturmak. carper (i). kusur bulan kimse. carping (s)., (i). fazla tenkitçi olan; (i). yersiz tenkit. carpingly (z). devamlı kusur bularak.

Türkçe Sözlük

(f.). T. Eğrilip bükülmek: Bu direk çarpıldı. 2. Yüzünü buruşturup münfail olmak, değişmek: Bu sözü işitince çarpıldı. 3. Cin tutmak, cin şerrine uğramak: Gece ağaçların altında dolaşma, çarpılırsın. 4. İnmede olduğu gibi bedenin bir kısmı eğrilmek, yerinden oynamak, tutmaz olmak: Ağzı, eli, ayağı çarpılmış.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çarpma fiili, .şiddetle vurmak, çatışmak: At hızla giderken duvara çarptı, rüzgâr yüzüme çarpıyordu. 2. Vurup yere düşürmek, yıkmak: Çarpıp geçti. 3. Zorla almak, çalıp çırpmak, kapıp gitmek: Aşiret, köyün koyunlarını çarptı. 4. Başa vurmak, baş ağrısı vermek: Bu sirke bana çarptı. 5. Vurmak, titremek, helecana gelmek: Yüreğim çarpıyor. . 6. Hızla tahrik olunarak bir yere vurmak: Kapı, pencere kanadı rüzgârdan çarpıyordu. Göze çarpmak = Dikkati çekmek: Paris’te ilk göze çarpan Eyfel (Eiffel) kulesidir. Gün, güneş çarpmak = Güneş altında çok durmaktan veya gezmekten sersemlenip hastalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kütüphanede küçük çalışma yeri.

Türkçe Sözlük

(i. F. çârsû = dört taraftan olduğu sanılır). İki tarafı dükkân ve üstü örtülü yahut açık alışveriş yeri, pazar. Ar. sûk. Çarşı ağası = Çarşı muhafızı. Çarşı halkı = Ehl-i sûk. Çam çarşı = Dört taraftan. İçi çıfıt çarşısı = İyi niyeti olmayan, hilekâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). veznedar, kasadar, kasiyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (cast) atmak, fırlatmak, savurmak; cevirmek, atfetmek (bakış vb); olta atmak, ağ sermek; yere yıkmak (güreşte); ayrılmak, kaybetmek; dökmek (meyva, saç, kıl); erken yavrulamak; bir kenara atmak; küreklemek; (oy) vermek; rol taksimi yapmak; döküm dök

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). tesadüfen olan; kasıtlı olmayan, rasgele; dikkatsiz, ihmalci; ilgisiz;(i). ihtiyaç oldukça gündelikle tutulan işçi; bir görevden başka bir göreve gitmek üzere yolda olan asker; yerine henüz yerleşmemiş hayvan veya bitki. casual clothes günlük

Türkçe Sözlük

(i. A. «ces» ten) (c. cevâsis). 1. Kötülüğe ait haber ve sırları gizlice öğrenip haber veren kimse. 2. Düşman tarafından bir devletin askerî, siyasî, iktisadî durumunu ve kuvvetini öğrenmek üzere asıl şahsiyetini gizleyerek onun ülkesine veya ordusuna sokulmuş, yahut kendi vatanı aleyhinde böyle bir hizmette bulunmak üzere düşman tarafından kazanılmış adam. Eski Türkçe’de: Çaşıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dünyanın tamamen yok olması; afet, tufan, dâhiye; (jeol). yeryüzünde değişiklikler meydana getiren fiziksel olay. cataclys'mic, cataclys'mal (s). müthiş; kıyamet günü gibi, felaket cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). yeraltında inşa edilmiş koridorları ve odaları olan mezarlık.

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine çatmış, çatışmış, girift. İki dağın birbirine çatıp dere meydana getirdikleri yer.

Türkçe Sözlük

(f.). T. İkiye ayırıp çatal etmek: Demiryolunu filân yerde çatallandırdılar. 2. mec. İçinden çıkılmaz yapmak, karıştırmak: Bu hal işi çatallandırdı.

Türkçe Sözlük

(i.). Üstüne basıldıkça veya yere sürtüldükçe hafif patırtılar çıkaran bir eğlence fişeği.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir İpekle üç pamuktan mürekkep bir nevi yerli kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). afet, felâket; felâketle sonuçlanan olay; tiyatro dönüm noktası; sonuç; (jeol). yeryüzü kabuğunda meydana gelen şiddetli bir değişim.catastroph'ic (s). felâket gibi, felâket meydana getiren.

Türkçe Sözlük

(I.). Parçaları ayrılmayacak derecede kırık. Ar. münşak, ortasından ayrılmış yarık: Çatlak bardak, değnek. Bir şeyin çatladığı yer, yarık: Şu bardağın burasında bir çatlağı var; tabağın çatlağı var ama belli olmuyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). atlı, şövalye; ,şövalye ruhlu kimse, centilmen; kavalye;(bh). ingiltere kralı 1.Şarl taraftarı; (s). kendini beğenmiş, kibirli, mağrur serbest, laubali. cavalierly (z). önemsemeyerek.

Şifalı Bitki

(claviceps purpurea): Çavdar ve ona benzeyen bitkilerin çiçeklerinde üreyen parazit bir mantarın kışı geçirmek üzere aldığı mukavemet şeklidir. 10-35 milimetre uzunluğunda, 2-5 milimete genişliğindedir. Dışı siyahımsı-mor; içi pempemsi veya morumsu beyaz renktedir. Tadı yoktur. İçinde ergotin denilen zehirli bir madde vardır. Ev ilaçlarında kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler: Damarları daraltıcı özelliğinden ötürü hekimlikte kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). bahane aramak,yersiz itirazlarda bulunmak ; (i). bahane,itiraz. be beyond cavil münakaşa kabul etmemek,itiraz kaldırmamak.caviler (i). itirazcı kimse.

Şifalı Bitki

(transtraemiaceae): Çaygillerden bir ağaçcıktır. Yapraklarında tanen, legumin, esans ve teofilin vardır. Tesirli maddesi, teindir. Çay yaprakları fermantasyondan sonra kavrulursa siyah, önce kavrulursa yeşil çay elde edilir. Kullanıldığı yerler: Aşırı miktarda olmamak şartıyla içilecek olursa bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Sinirleri uyarır. Mide tembelliğini giderir. İdrar söktürür. İshal ve dizanteriyi keser. Damar kireçlenmesini önler. Damar sertliği, kalp yetersizliği, kan kanseri, guatr, nefrit, kolera ve bağırsak hastalıkarında koruyucu ve tedavi edicidir. Haddinden fazla içilecek olursa çarpıntı, göğüs anjini, sinir bozukluğu, baş ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, el titremesi ve uykusuzluğa sebep verir. Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, romatizma ve nikristen şikayet edenler, böbreklerinde kum veya taş olanlar, kabızlık ve yüksek tansiyondan yakınanlar, üremi veya albüminüri olanlar, mümkün olduğu kadar az çay içmelidirler.

Türkçe Sözlük

(i. F. cây = yer, giriften = tutmak). Yer tutan, yerleşen, kararlaşmış, devamlı: Aramızda cây-gîr olan anlaşma mûcibince.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cennet gibi yer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül açıcı yer.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İşret yeri, içki içilecek yer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sığınılacak yer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat edilecek yer.

Türkçe Sözlük

(i. F. cây = yer, gâh = makam). Yer, makam, mahal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جایگاه] yer. 2.makam.

Türkçe Sözlük

(i. F.). içilmek üzere demli çay satışı yapılan yer.

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tabiî yahut sunî olarak yani tohumunu ekmekle ot bitmeye mahsus yer. Ekseriya su altında bulunur ve mahsulü olan ot, ya baharda içine salıverilen hayvanla yeşil yedirilir yahut biçilip kış için kurutulur. Ar. merc, Fars. merg, tabiî çayır, sunî çayır, hayvanları çayıra bırakmak, bağlamak. 2. Çayırda hasıl olan otun tazesi, yeşili. Hayvana çayır yedirmek. Çayır otu = Çayırdan vakitsiz kesilip atlara yeşil yedirilen ot. Çayır peyniri = Bir cins taze peynir. Çayır soğuğu = Çayır mevsiminde yani mayıs başlarında olan soğukluk. Çayır kuşu = Toygar çeşidinden bir kuş.

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşil otla ö;tülü, ot biten yer: Çayırlık bir yerdir. Orası hep bağlık, çayırlıktır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جاینشين] birinin yerine geçen, halef.

Teknolojik Terim

Bazı ses CD’lerinde, genellikle parça bilgisi gibi çeşitli metinsel bilgiler CD’de yer almaktadır. Tüm Sony araç ses CD’si kafa birimleri ve değiştiricilerinde CD Text özelliği bulunmakta ve bu bilgileri okuyabilmekte ve gösterebilmektedirler.

Teknolojik Terim

Bazı ses CD’lerinde, genellikle parça bilgisi gibi çeşitli metinsel bilgiler CD’de yer almaktadır. CD Text özelliğine sahip çalarlar, bu bilgiyi okuyabilir ve gösterebilir.

Türkçe Sözlük

(e.) (katıldığı kelime ince hecelerden mürekkep olursa bu ekin ünlüsü de ince, kalın hecelerden mürekkep olursa kalın okunur: —Ca gibi). 1. Cihet ve itibar beyan eder: Yaşça ben, ondan büyüğüm. Yaş cihetinden, yaş itibariyle: Ehliyetçe o, herkesten ilerdir. 2. Göre, nazaran, kalırsa: Bence = Bana kalırsa, fikrimce. Onlarca = Onlara göre. 3. Tarz, usûl veya dile delâlet ‘ eder: Öylece = O tarzda. Türkçe = Türk tarzında veya dilinde. Askerce = Asker usûlünde. 4. Sıfatlara veya hallere katılarak azlık ve tasgir (küçültme) beyan eder: Güzelce = Az güzel, güzelce, uzunca, yavaşça. 5. Teşbih (benzetme) ve temsil beyan eder: Adamca hareket ediyor, hayvanca muamele. 6. İsimlere ve işaret isimlerine katılarak miktar beyan eder: Zerrece = Zerre kadar, bunca adamlar, şunca zaman. 7. Asıl fiile iki suretle katılıp zamana delâlet eder iki sîga teşkil eder ki, yer ve kullanılış tarzı mânâları gramer kitaplarında gösterilmiştir: Gelince = Geldiği anda, geldikçe, her geldiği vakit. Bu edata bazen »sine» yahut, «leyin», «layın» veya «cek» edatı dahi ilâve olunur: Adamcasına hareket ediyor, böylecesine söylersiniz, ademcılayın, buncalayın, oncalayın, yavaşçacık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Connection Endpoint: A terminator at one end of a layer connection within a SAP.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dağlık yer.

Türkçe Sözlük

(CEBR) (i. A.). 1. Zor, kahır, zorlama: Cebir kullandı, cebir ile malını aldı: Cebr-i nefsetmek = Kendini zorla zaptetmek. 2. Kırık veya çıkık kemiği bağlayıp yerine getirme, yapıştırma. 3. Umumiyetle tamir, onarma, ıslâh. 4. Matematiğin yüksek bahislerinden bahseden ilim. Cebr-I Adi = Bu ilmin başlangıç bahisleri. Cebr-i Alâ = Bunun yüksek bahisleri. Cebr-i hâtır = Hatırı kırılan bir adamın gönlünü alma. Cebr-i mâfât = Kaybedilen bir şeye bedel, başka bir şey kazanıp teselli bulma.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zorlamak. 2.Düzeltme, onarma. 3.Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çekişme yeri. mec. Dünya.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayrılık ve hicranda bırakma, vefasızlık: Aşıklara vefa yerine cefa ediyor. 2. Cevr, ezâ. Fars. renciş: Bu kadar cefaya tahammül olunmaz. Cefâ-pîşe = Cefa etmeyi Adet edinmiş olan cefakâr. Cefâ-dîde = Cefa görmüş, ayrılık, çevir ve eziyet çekmiş olan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ibrânîce’den: Asıl Kudüs yakınlarında hayvan leşlerini ve idam olunan suçluları attıkları bir derenin ismi idi). Ahırette günhkârların azab gördükleri yer, Türkçe tamu, Fars. dûzah.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamamın ateş yanan yeri.

Türkçe Sözlük

(A.). Bilmeyerek, bilmeksizin, bilmemekle, cahillikle.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.’a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz’de yaşadılar. Daha sonra Eş’ariye mezhebine girmişlerdir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Kurtuba’da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavan; azami sınır; (den). iç kaplama; (hav). yeryüzünün çıplak gözle havadan görülebildiği en yüksek nokta; belirli şartlar altında bir uçağın yükselebildiği yükselti. ceiling price azami fiyat, tavan fiyatı.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: çökmek’ten «çögertge», «çögürtge). Bulut gibi çöküp ekinleri ve bütün bitkileri harap eder uçucu bir hayvancık. Düzkanatlılardandır. Çekirge düşmek = (çekirge) Zuhur etmek, ortaya çıkmak. Orak çekirgesi = Ağustosböceği. Çayır çekirgesi = Çırçır, çırlak. Gece çekirgesi s Ağustosböceği. Çekirge tohumu = Bu muzır hayvanın yere gömdüğü yumurtası. Çekirge kuşu = Sığırcık kuşu.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Bir ucundan tutup uzatmak: Şu ipi çek, her biri bir ucundan çekiyordu. 2. Kendine doğru celp ve cezbetmek: Sarraflar ufaklığı çekerler. 3. Sürükleyip götürmek, Osm. cerretmek: Araba çekmek. 4. Nefesle çekip yutmak, Osm. bel’ etmek: Suyu, tütünü çekti. 5. Bir şeyi sokulmuş olduğu yerden çıkarmak: Kılıcı kınından çekmek, bıçak çekmek, diş çekmek. 6. Kuyudan su çıkarmak: Su çekiyor. 7. Ayaktan giyilen bir şeyi giymek: Çizmeyi, potini, pantolonu çekti. 8. Önüne çıkarmak, takdim etmek: Kendisine güzel bir at çektiler, birçok hediyeler çekti. 9. Gönül almak, cezbetmek: Bu yerler adamı çeker. 10. Menetmek, önlemek, kurtarmak: Şu çocuğu kumardan, içkiden çekmeli. 11. Tahammül etmek, uğramak. Osm. musâb olmak: Zahmet çekmek, hastalık çekmek, ziyanını ben çekiyorum. 12. Boyuna veya çepçevre yapılan bir şeyi yapmak, kurmak, bina etmek, uzatmak: Duvar, set çekmek, etrafına hendek çekmek. 13. Germek, yaymak, asmak: Perde çekmek. 14. Çizmek, çizerek uzatmak: Çizgi, hat çekmek. 15. Yazmak, resmetmek. 16. Sürmek, komak. yapıştırmak: Boya, astar, düzgün, rastık çekmek. 17. (hayvanı) Dişiye aşırmak: Arap aygırını Macar kısrağına çekmeli. 18. Terazi ve kantarla tartmak: Şu çuvalı çek bakalım, kaç okkadır. 19. Sevketmek, yürütmek: Asker çekti. 20. Ziyafet vermek, ziyafete davet etmek: Filâna bir ziyafet çekti. 21. Telgraf çektirmek, göndermek, keşide etmek: Bir telgraf çekmiş. 22. Daralmak, büzülmek, çekilmek: Fanila yıkanınca çeker. 23. Zahmet ve meşakkate, derd ve kedere uğramak: Çok çektiml Benim çektiğimi dünyada kimse çekmemiştir. 24. Benzemek, andırmak: Soyuna çekmiş, babasına çekiyor. Omuz çekmek = Bilmezliğe gelmek, Osm. tecâhül etmek. İç çekmek = Ah etmek. İç çekmek = Gönül istemek, arzu etmek: Filân şeyi içim çekiyor. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarfınazar etmek, artık karışmamak: Ben, o işten el çektim, elimi çektim. Kulak çekmek = Terbiye etmek. Çekememek = Kıskanmak, birinin iyi taraflarına tahammül edememek. Kürek çekmek = Kayığı yürütmek üzere kürek kullanmak. Akıntıya kürek çekmek = Beyhude yorulmak, neticesiz bir işle uğraşmak. Sah çekmek = Matbaacılıkta, müsveddeye konulan bir tashih işaretini iptal etmek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yakışıklı delikanlı. 2.Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3.Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4.Evlerin dışında bulunan saçak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kısa kesilmiş dal, sert değnek. 2. Kök salmak üzere yere gömülen ağaç budağı, parçası: Çelikten yetişme. 3. Çocukların oynadığı çelik çomak oyununda çomağa vurmaya yarayan değnek: Çelik çomak oyunu. 4. mec. Halat bağlamak için ağaç ve madenden yapılmış bir Alet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel. layer. shoot. bracing. brace. diagonal brace. batter brace. tie. toggle bolt. diagonal. portal bracing. stretcher. pin. scion. slip.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bodrum; depo, kiler veya mahzen yeri; bu gibi bir yer için ödenen kira.

Türkçe Sözlük

(f.) (çalmak fiilinin hafifi). 1. Vurmak, çarpmak: El, kanat, kılıç çelmek. 2. Düşürmek, yere vurmak. 3. Kesmek, Osm. zebhetmek. 4. Kapmak, çarpmak. 5. Gidermek, akıl çelmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yerini yurdunu terk etmek. 2.Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi’nin kurduğu tarikatının adı.

Türkçe Sözlük

(CEMAAT) (i. A. «cem’» den) (c. cemâat). 1. Bir yere toplanmış insanlar, gürûh, topluluk, takım, bölük: Orada bir cemaat var idi. 2. Bir imama uyup namaz kılan Müslümanlar topluluğu: Cemaate göre İmam. 3. Bir mezhebe tâbi ve bir zümre teşkil eden ahali: Edirne’nin Rum, Ermeni, Bulgar cemaati. Cemâat-i Islâmiyye; cemâat-i gayr-ı müslime. Son cemaat = Camiin içine sığamayıp iki kapısı arasında namaz kılanlar. Son cemaat yeri = Camiin iç ve dış kapısı arasındaki örtülü yer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). I. Ağaç ve çiçekleri olan çayır, bahçenin oturulacak gölgelik çayırı. 2. Yeşil ve kısa otla yani çimle örtülü yer, yeşillik: Çimenin üzerine oturmak. 3. Bahçede ve yol kenarlarında çimenlik yapmak üzere, kısa otla kaplı bir yerden ot ve kökleriyle beraber kesilip naklolunan tezekler.

Şifalı Bitki

(çimen): Baklagiller familyasından sarımsı beyaz çiçekli 20-40 santimetre boyunda, bir yıllık, otsu bir bitkidir. Tohumlarında, müsilaj, uçucu ve sabit yağ, trigonellin vardır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Göğsü yumuşatır. Vücuda rahatlık verir. Şehvet artırır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çemenle örtülmüş yer, çemenlik, yeşillik.

Türkçe Sözlük

(i.). Çemenle örtülü, çemenlerle süslü yer: Bahçenin bu tarafını çemenlik yapacağım.

Türkçe Sözlük

(CEM’) (i. A.) (c. cumö, ecma’). 1. Toplama, biriktirme, devşirme, birikme: Birçok kitaplar cem’etmiş; sarfetmeyerek bir hayli para cemetti. 2. Birden fazla şeyi toplama: Kılıç ile kalemi cem’ etmiş; o adam dünyevî ve uhrevî faziletleri cem’etmiştir. 3. Arapça’da ikiden, Türkçe ve Farsça ile tesniyesi olmayan sair dillerde birden fazla şahsa delâlet eden kelime (isim, sıfat, kinaye, fiil): Adamlar, geldiler, biz, merdân, ricâl kelimeleri cemîdir (bu mânâ ile c. cumû dahi kullanılır). Cem’-i müzekker, cem’-i müertnes, cem’-i sâiim = «On» ve «İn» ilâvesiyle teşkil olunan Arapça çokluk ki, başlıca sıfatlara mahsustur: Müslimîn, mü’minîn, Alimîn gibi. Cem’i-mükesser = Müfret sigasının değişmesiyle teşekkül eden Arapça çokluk: Kütüb, ricâl gibi. Cem’-ül cemi = Zaten cemî olan bir siganın cem’i: Masârifât gibi ki «masraf» ın cem’i olan «masârif» in cem’idir. İsm-i cemî = Arapça’da müfret olduğu halde cemî mânâsını ifade eden isim ki «he» ilâvesiyle müfredi teşkil olunmaz, zira o vakit cins ismi denilir. Cem’-i kıllet = Dokuzdan aşağıya mahsus olan Arapça çokluk. Cem’-i kesret = Dokuzdan fazlaya mahsus olan Arapça çokluk. 4. (matematik). Hesapta dört işlemin birincisi ki birkaç sayının toplanıp bir sayı teşkil etmesinden ibarettir.

Türkçe Sözlük

(CEM’İYYET) (i. A.) (c. cem’iyyât). 1. Topluluk, bir yere toplanma veya toplu bulunma, dağınıklık mukabili. 2. Hey’et, topluluk, cemaat: Cem’iyyet-i beşeriyye, cem’iyyet-i beşer. 3. İlim ve fenne ait incelemelerde bulunmak maksadiyle teşekkül etmiş hey’et ve meclis, akademi. Fars. encümen: Cem’iyyet-i ilmiyye (ilim cemiyeti), cem’iyyet-i tıbbiyye (tıp cemiyeti), cem’iyyet-i coğrâfiyye (coğrafya cemiyeti). 4. Eğlence için bir yere toplanan halk, düğün: Nikâh, sünnet cemiyeti: Bu evde akşam cemiyet var idi. 5. Sözün birkaç şekilde benzerlik ve münasebeti toplanması; cem’iyyet-i kelâm. 6. (tasavvuf). Zihin ve hatırın yalnız Tanrı ile meşgul olması: Dindarların hepsine cemiyet müyesser olamaz. Cem’iyyet-i hâtır = Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu olması: Cem’iyyet-i hâtır olmadıkça insan zihnen çalışamaz.

Türkçe Sözlük

(iF. A. cemiyet = toplanma, F. gâh = mekân). Toplanma yeri, toplanılan yer, cemiyet yeri.

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Tekliğinin şeklini bozmadan sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine «At» getirilir: Muallime, muallimât gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asıl mânâsı yön, cânib ve cihet ise de, dilimizde yalnız saygı tâbiri olarak hazret gibi Farsça veya Türkçe kaidesine göre kullanılır: Cenâb-ı Hak (Tanrı), Cenâb-ı Risalet-meâb (Peygamber), cenâb-ı hilâfet-penâhî (padişah), sefir cenâbları. (zatınız yerine cenâbınız kullanılması yanlıştır). Uluvv-i cenâb = Şeref ve haysiyet muhafazası, cömertlik. Alîcenâb = Şeref ve haysiyetini muhafaza eden, hasisliğe tenezzül etmeyen, kerem sahibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer performed at the funeral.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Çamaşır ütülemeye mahsus iki ağaç üstüvâneden ibaret Alet: Cendereye koymak; cendereden geçirmek. 2. Ciltçilikte ve başka sanatlarda baskı ve perdah makinesi. 3. Kalın oklava: Cendere baklavası = Yufkaları bu cendere ile açılan baklava çeşidi. 4. Dar dere, boğaz. S. Sıkı ve dar yer. Cendereye koymak = Basınç altına almak. Su cenderesi = Fr. presse hydrolique denilen fevkalâde kuvvetli basınç Aleti.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağzın altında enek kemiklerinin birleştikleri yer. Ar. zakan, Fars. zenehdân. 2. (denizcilik). Baş bodoslamanın altındaki nihayetinden ileriye doğru çıkan dirsek. 3. mec. Gevezelik, çok söyleme, beyhude lâf: Bu adamda ne çene var. Çene altı = Ar. gabgab. Çene atmak = Komaya girmek, ölmek üzere olmak. Çene oynatmak = Oburluk etmek, çok yemek. Çene çalmak = Çok söylemek. Çalçene = Yorulmaksızın devamlı konuşan adam. Çenesi düşük = Durmadan konuşan adam. Osm. fertût adam. Çene yarıştırmak = LAkırdı yarışına çıkmış gibi durmadan konuşmak. Çene yormak = Boş yere çok söylemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cennât, cinân). 1. Bahçe (bu mânâ ile dilimizde pek kullanılmaz). 2. Ahirette mü’minlere Tanrı tarafından vâdedilen ebedî hayat yaşanacak yer. Türk. uçmak, Ar. firdevs, Fars. behişt: Cennete gitmek = Ölmek. 3. Pek süslü ve ferah verici: Orası cennettir. Cennet kuşu = 1. Avustralya cihetlerinde bulunur pek güzel tüylü bir kuş. 2. Pek küçük yaşta ve masum olarak ölen çocuk.

Yabancı Kelime

İng. center

merkez

Belirli bir yerin ortası.

Şifalı Bitki

(LCentiyana, Yilanotu, Esekturpu, Gentina lutea, Gentina radix): Doğu Karadeniz Bölgesi ve uludağ’da yetişen, 1 metre kadar yüksekliğinde, geniş yapraklı, kalın köklü bir bitkidir. Kökü acıdır. İçi sarı, dışı esmerdir. Kökü şifalıdır. Sarı ve mavi türü vardır. Kullanıldığı yerler: İştah artırır, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Mide zafiyeti ve ekşimelerini giderir. Kansızlıkta da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. aslı «cebehâne). 1. Barut vesair yanıcı maddelerin konulup, saklandığı yer: Cephanenin muhafazasına memur. 2. Yanıcı maddeler levazımı: Cephane arabası, cephane sandığı.

Türkçe Sözlük

yahut ÇERAGE (i. F.) Otlak yeri, mer’alık yer.

Türkçe Sözlük

(i. F. «çâr-çûbe» den olduğu zannolunuyor). 1. Cam yahut ayna veya tabla denilen oymalı, tahta takılmaya mahsus doğrama kafesi. Pencere, kapı, ayna, levha, resim çerçevesi. Korniş. 2. Basmacı tezgâhı. Çerçeve kâğıdı = Cam yerine çerçeveye takılan yağlı kâğıt.

Türkçe Sözlük

(i. aslı çirik = diri, canlı). Asker, Ar. cünd, ceyş, Fars, leşker, sipâh. Çeri başı = Vaktiyle sergerde, başbuğ. Fars. sâlâr, ser-çeşme mânâsında kullanılır idiyse de, şimdi yalnız Çingeneler’in muhtarı yerinde olan reislerine denir. Yeniçeri = Vaktiyle kurulmuş olan meşhur asker ocağı. Osmanlı ağır piyade tümeni, (bk.) Yeniçeri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçilecek, akar suyu olan yer ki, ya daimî «kar veyahut hazne ve musluğu olur ve ekseriyetle mermerden yapılmış ve san’at eseri olarak hayır eserlerinden sayılır. Çeşmeden su içmek, doldurmak. Kuru çeşme = Suyu kesilmiş. Çeşme-i hıyvân = Ab-ı hayat çeşmesi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeşmesi bol olan yer.

Türkçe Sözlük

(f.). Yemek vesairenin lezzeti yerine gelmek, tadı, tuzu kıvamında olup, lezzetli olmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cevap olarak, cevap yerine: Sualime cevâben şu mektubu aldım, cevâben şöyle yazdım.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevelân = dolaşma. F. gâh = yer, mahal). Dolaşılan yer, gidip gelinen mahal: Oraları avcıların cevelângâhıdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جولانگاه] gezinti yeri, mesire yeri. 2.dolaşım yeri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çeşitli hububat karıştırılıp çevirilmekle vücuda gelmiş karışık zahire. 2. Suların dönmesi ve döndüğü yer, girdap.

Şifalı Bitki

(Koz): Uzun ömürlü; gövdesi kalın, kerestesi ve meyvesi değerli ulu bir ağaçtır. Yemişi nişastalı ve yağlıdır. Hekimlikte; yaprakları, meyvesinin üzerindeki yeşil kabukları ve yağı kullanılır. Bir çok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ve kabukları ile hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. El ve ayak donuklarında, deri çatlaklarında faydalıdır. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Çok kuvvetli bir besin olduğundan fazla yememelk gerekir. Cevizyağı, raşitizm ve sıracada faydalıdır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Derinin yanmasını önler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değişim, değişme, değişiklik, tahavvül, dönüşme; sapma; yenilik; bir şeyin diğerinin yerini alması; bozukluk, paranın üstü; aktarma; (müz). çanlarla çalınan bir parçanın perde değişiklikleri. change of address adres değişikliği. change of air hava

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değişmeyen, sabit, biteviye. changelessly (z). değişmeyerek. changelessness (i). değişmezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şarkı, şarkı söyleme; tilavet; (müz). nağme; monoton bir melodi; monoton ses tonu; (f). şarkı söylemek; şarkı söyleyerek kutlamak; tilâvetle okumak (kur'an).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel ibadet yeri; kilisenin özel törenlere ayrılmış bölümü; küçük kilise, mabet; bir okul, saray vb,nin ibadete ayrılmış odası; böyle bir kilisede yapılan ayin; kilise koro veya orkestrası; eski matbaa, basımevi; bir basımevine bağlı olarak çalışan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). engel, mania, fren; geciktirme; kontrol, teftiş; kontrol işareti; ABD fiş, vestiyer fişi; (lokantada) hesap; (kumaşta) ekose deseni; dama; satranç şah; tahtada hafif çatlak deseni. in check kontrol altında.

Yabancı Kelime

İng. check-in

giriş işlemi

Otelde kalınacak odanın, uçakta oturulacak yerin belirlenmesi.

Yabancı Kelime

İng. check-out

çıkış işlemi

Konaklama yerlerinden ayrılırken yapılan işlem.

Yabancı Kelime

İng. check- point

denetim noktası

Denetleme yapılan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dama; kare, ekose deseni; kasiyer; müfettiş, kontrolcu; (f). damalı yapmak, ekose deseni ile kaplamak; değişiklik ve zorluklarla doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işleyiş kontrolu; mağazada kasaya ödeme işlemi. checkout time aynlmayı gerektiren saat. check point trafik kontrol yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ucu eyere bağlanan dizgin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vestiyer; emanet odası. checks and balances hükümetin yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılmaları ve karşılıklı olarak birbirlerini denetleyip sınırlandırmaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüs; sandık; kutu: bir kurumda para alınıp verilen yer: banka. chest of drawers çekmeceli dolap, konsol. chest register (müz). göğüsten çıkan pes sesler. community chest genel yardım sandlğı. hope chest ceyiz sandığı. medicine chest ilâc dolabı. t

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şifonyer, çekmeceleri olan aynalı dolap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ilah). isa'nın yeryüyüzünde bin yıl hüküm süreceği doktrini.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kilise korosu, koro; kilisede koroya mahsus yer; (f). koroda şarkı söylemek. choir loft kilise balkonunda koro yeri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sivrisinekten ve benzeri muzır böceklerden korunmak için yatağın üstüne açılan tülden örtü. Ar. nâmûsiyye. 2. Sivrisinek ve benzeri muzır böceklerin toplandığı süprüntülük ve bataklık yer.

Ülke

Başkent: Cibuti.

Nüfus: 413.000.

Yüzölçümü: 23.200 km2.

Komşuları: Batıda ve Kuzeybatıda Etyopya, Kuzeybatıda Eritre, Güneyde Somali.

Önemli Şehirleri: Cibuti.

Din: %94 Müslüman, %6 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, Arapça (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Fransa, 1862-1900 yılları arasında bu toprakların yönetimini aşama aşama ele geçirdi. Etyopya ve Somali bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmekle birlikte birbirlerini bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır. 1976’da Afar (Etiyopya asıllı bir grup) ile İssa (Somali asıllılar) arasında çatışmalar oldu. 27 Haziran 1977’de kazanılan bağımsızlığa kadar bölgeye iki ülkeden göçler devam etti.

Çad (Chad).

Başkent: N›Djamena.

Nüfus: 5.467.000.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2.

Komşuları: Kuzeyde Libya; Batıda Nijer, Nijerya, Kamerun; Güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti; Doğuda Sudan.

Önemli Şehirleri: N›Djamena.

Din: %44 Hıristiyan, %33 Geleneksel İnançlar.

Dil: Fransızca ve Arapça (Resmi Dil) 100 kadar çeşitli diller.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Çad, Sahra Çölü oluşmadan önceki dönemlerde paleolitik ve neolitik kültürlerin yaşandığı yerdi. Fransa›nın 1900›lerde kontrolü ele geçirmesine kadar, bir dizi krallık ve Arap köle tacirleri Çad›a egemen oldu. Ülke 11 Ağustos 1960›ta bağımsız oldu. Bir çok ateşkes ve barış andlaşması yapılmasına rağmen, 1966›dan beri kuzey Müslümanları güneydeki Hristiyan hükümete ve Fransız birliklerine karşı savaşmaktadır. Libya yanlısı Çad hükümetinin isteği üzerine Aralık 1980›de Libya askeri birlikleri ülkeye girdi. Birlikler Kasım 1981›de geri çekildi. Hissene Habre liderliğindeki isyancı güçler, Haziran 1982›de başkenti ele geçirerek başkan Goukouni Oueddei›ye ülkeden kaçmak zorunda bıraktılar.

Fransa, 1983›te başkan Habre›ye Libya destekli isyancılarla mücadelesinde yardım etmeleri amacıyla 3000 asker gönderdi. Eylül 1984›te Fransa ve Libya birlikleri Çad›dan eş zamanlı olarak geri çekilmesinde anlaştılar, ancak Libya güçleri Çad güçlerinin onları son büyük kalelerinden de attığı Mart 1987 tarihine kadar kuzeyde kaldılar.

Aralık 1990›da, Habre Libya destekli bir isyancı grup olan Yurtsever Kurtuluş Hareketi tarafından devrildi.

3 Şubat 1994›te Uluslararası Adalet Divanı Libya›nın kendi sınırlarındaki mineral zengini Aazou Şeridi üzerindeki ülkesel hak iddiasını reddetti. Libya birlikleri Mayıs sonunda geri çekildi.

Çek Cumhuriyeti (Czech Republic).

Başkent: Prag.

Nüfus: 10.480.000.

Komşuları: Kuzey›de Polonya, Kuzey ve Batıda Almanya, Güneyde Avusturya, Doğuda ve Güneydoğuda Slovakya.

Önemli Şehirleri: Prag, Brno, Ostrava.

Din: %39.8 Ateist, %39.2 Katolik, %4.6 Protestan.

Dil: Çekçe.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 9. yy›da Büyük Morovya İmparatorluğunun parçası olan Bohemya ve Morovya daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğunun parçası oldu. Bohemya krallarının yönetiminde, 14. yy.da Prag Orta Avrupa›nın kültür merkezi olmuştur. Bohemya ave Macaristan daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun idaresine geçti.

19

Türkçe Sözlük

(i.). Çiçek satan kimse, çiçek satılan yer.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çiçek tarlası, bahçenin çiçek yetiştirmeye mahsus yeri. 2. Çiçek koymaya mahsus süslü saksı ki, masanın üzerine ve büyükleri salonun bir tarafına konur. 3. Kışın çiçek saksılarını barındırmaya mahsus camekân, ser. 4. Eski tarzda odalarda kapının yanlarında bulunan ufak hücreler veya mihrap gibi bir yer ki, esasen çiçek koymaya mahsus idi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Duvar. 2. İki yeri ayıran zar. Ar. hicâb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, Insurance, and Freight. 'Cost, Insurance and Freight' means that the seller has the same obligations as under CFR but with the addition that he has to procure marine insurance against the buyer's risk of loss of or damage to the goods during the car

Türkçe - İngilizce Sözlük

When the selling price of a good includes transportation costs , so that the buyer does not have to pay for those costs separately The risk of loss or damage to the goods in transport is borne by the seller or the seller's insurance company.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller must pay the costs and freight necessary to bring the goods to the named port of destinatio

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Term of Sale where the seller has the same obligations as under the CFR but also has to procure marine insurance against the buyer's risk of loss or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insurance and pays the insurance premiu

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Leşle dolu olan yer, mec. Dünya.

Şifalı Bitki

(kokarsedefotu): Sedefotugillerden, çayırlarda ve hendek kenarlarında yetişen zehirli bir bitkidir. Yaprakları geniş, çiçekleri küçük ve sarı renklidir. Çiçekleri dallarının dışına çıkmış demetler şeklindedir. Keskin bir kokusu vardır. Acıdır. Kullanırken, tavsiye edilen dozu aşmamak gerekir. Kullanıldığı yerler: Kalp çarpıntılarını giderir. Mide ağrılarını dindirir. Zeytinyağı ile kavrulduktan sonra çıbanların üstüne konulacak olursa, olgunlaştırır.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kuş üretmeye yarayan kafesli yer.

Türkçe Sözlük

(I.). Çift sürüp ekin yetiştirmeye mahsus yer, bir kimsenin mülkiyeti altında bulunan çeşitli tarlalarla bağ, orman ve mer’a vesaire kl, işçi ile ve yahut ortaklaşa işleyen ve çiftliğin hususî ev veya kulübelerinde oturan çiftçiler tarafından işlenir: Geminin kıçında, çiftliğin içinde.

Türkçe Sözlük

(i.). Sıcaktan buharlaşarak havaya kalkan nemin gece serinliğinde gayet ince bir surette yere yağmasından meydana gelen rutubet ki, çayır ve yaprakların üzerinde ufak inci damlaları gibi görünür. Ar. nedâ, Fars. Jâle, şebnem: Çiğ yağmış. Çiğden üstümüz ıslandı, (bk.) Çiy.

Şifalı Bitki

(mahmurçiçeği): Zambakgiller familyasından türlü renklerde çiçekler açan zehirli bir kır bitkisidir. Çiçekleri Ağustos-Eylül aylarında açar. Rengi sincabidir. Hekimlikte soğan kısmı, çiçekleri ve tohumu kullanılır. Etkili maddesi “colcihine alkoloidi”dir. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Kabızlığı giderir. Tavsiye edilen dozdan fazla kullanılmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ciğerin bulunduğu yer. mec. Gönül.

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun ve sığır ciğerlerinin, yürek ve bumbarının satıldığı yer.

Şifalı Bitki

(pulmonaria officinalis): Nodangiller familyasından; 10-15 santimetre boyunda çok yıllık, otsu bir bitkidir. Çiçekleri; önceleri kırmızımtıraktır. Sonradan morumsu-maviye dönüşür. Gövdesi dik ve tüylüdür. İçeriğinde tanen, müsilaj, şekerler, reçine ve sabit yağ vardır. Yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler:Göğsü yumuşatır. Öksürüğü keser. Akciğer hastalıklarında faydalıdır. İdrar söktürür.

Türkçe Sözlük

yahut ÇİĞİR (i.). 1. Çığ denilen kar kümesinin karın üzerinden yuvarlanırken yerdeki karları beraber alarak açtığı yol, çığ izi. 2. Yol, tarik. 3. mec. Tarz, üslûb. Ar. de’b, takibi mutad olan yol. Çığır açmak = Yeni bir tarz ve üslûp icat etmek: Edebiyatımızda yeni bir çığır açıldı. Çığırından çıkmak = Alışılmış, bilinen yolu bırakmak, sapmak. Osm. inhirâf etmek.

Türkçe Sözlük

(i.), i. Çığırtkan. 2. Seyirci veya alıcı çekmek için oyun yerlerinde, dükkânların kapılarında övücülük eden kimse. 3. mec. Çıkarı olduğu için birini övüp koruyan kimse.

Türkçe Sözlük

(f.) (eski Türkçe: çığnamak). 1. Ayakla basmak, ayak altında ezmek, pâymâl etmek: Çayırı çiğnememell. At ayağımı çiğnedi. 2. Şiddet ve tazyik altına almak, ezmek: Düşman askeri, geçtiği yerlerin ahalisini çiğneyip mahvetti. 3. Yemek üzere ağza alınan şeyi dişle kırıp ezmek: Pilavı çok çiğnemeden yutmamalı. Çiğneyip geçmek = mec. Birinin yanından geçip de uğramamak, ziyaret etmeksizin geçip gitmek. Lakırdıyı çiğnemek = VAzıh ve açık söylemeyip anlaşılmayacak bir surette telâffuz etmek: Lakırdıyı çiğnemeyin ki söylediğinizi anlıyayım.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayakla basılmak, ayak altında ezilmek: Kazılan yerler böyle çiğnendikten, çiğnenlldlkten sonra ne işe yarar? 2. Kahır ve baskı altına alınmak: Harp zamanında düşman ordusunun yolu üzerinde bulunan yerlerin ahalisi elbette çiğnenir. 3. Ağızda dişle kırılıp ezilmek: Yemek ne kadar çok çiğnenir, çiğnenebilirse o kadar kolay hazmolur.

Türkçe Sözlük

(f. «çağrışmak» yerine kullanılıyor). 1. Birbirini çağırmak. 2. Hep birlikte ve bir ağızdan bağırıp çağırmak: Kadınlar çığrıştılar.

Türkçe Sözlük

(CİHAN) (i. F.). 1. Arz, sema ve ötesinden ibaret olan Alem, kâinât, dünya. 2. Küre-i arz, yeryüzü, zemin. İki cihan — Dünya ve Ahıret.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2.Dünyada yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarı Şahcihan ile adına Taç Mahal’in yapıldığı Mümtaz Mahal’in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu sebebiyle “Zamanın Fatıması” olarak anıldı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cihan’ın şah’ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur’un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهات] yönler. 2.sebepler. 3.yerler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «veçhe» den) (c. cihât). 1. Taraf, yan: O cihetten geldi; falan cihete doğru gitti. 2. Yer, mahal, semt: Anadolu’nun o cihetlerinde bozuk bir Türkçe söyleniyor. Semt semt: Yağmur cihet cihet yağdı. 3. Suret, bakım, nazar: Bir cihetten hakkı vardır: Bir suretle, bir bakıma göre. Her cihetçe = Her suretle. 4. Sebep, mucip: Bu cihetten nâşî = Bu sebepten dolayı. 5. Vesile, bahane: Cihet-i rüchan = Üstünlük vesilesi. 6. Evkafça olan vazife, maaş: İmâmet ciheti, hitabet ciheti Cihât kalemi = Osmanlı devrinde Evkaf-ı Hümâyûn Nezaretinde cihetlere ve vazifelere bakan kalem. Cihât-ı erbaa = Dört taraf; sağ, sol, ön, arka. Şeş-cihât = Altı taraf: Dört taraf ile alt ve üst. Min cihetin = Bir cihetçe, bir bakıma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dışarı çıkmış, fırlamış, yerinden oynamış. 2. Kemik ve uzvun mafsalından oynayıp çıkması: Kolunda çıkık vardır. Çıkık sarmak = Çıkmış kemiği sarmak. Çıkık tahtası = Ar. cebire, çıkık kemiğin sarıldığı tahta. Dili çıkık = Ahmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Mafsaldan oynamış çıkık uzuvları yerine koyup iyileştiren pratik cerrah, ötükçü.

Sağlık Bilgisi

Kemiklerden herhangi birinin oynak yerinden kısmen veya tamamen ayrılmasına çıkık denir. Bu durumda yapılacak ilk iş doktora gitmektir. Sonra aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sığır kıyması, karabiber.

Hazırlanışı : 250 gram sığır kıymasına, 2 çorba kaşığı toz kara biber ekilip, yoğrulur. Sonra temiz bir sargı bezine yayılıp, çıkığın üzerine sıkıca sarılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hizadan dışarıya çıkmış burun ve dirsekleri olan: Çıkıntılı duvar. 2. Satırdan dışarıya çıkmış tashih veya ilâve ibâreleri bulunan: Çıkıntılı yazı, müsvedde. Çıkıntılı, girintili = 1. Hizadan dışarıya çıkmış ve içeri girmiş yerleri olan: Çıkıntılı, girintili bir duvar. 2. Çıkılıp girilecek yerleri, kapı ve geçitleri olan: Çok çıkıntılı ve girintili bir ev.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hizadan dışarı çıkmış yerleri olmayan, düz: Çıkıntısız bir duvar. 2. Satırdan dışarı çıkarılmış ek ve düzeltme ibâreleri olmayan: Çıkıntısız bir müsvedde.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içerden dışarıya varmak, çıkmak: Evden çıktı. At ahırdan çıkacaktır. 2. Yükselmek, yukarı kalkmak, Osm. suûd etmek: Evin üst katına çıktı. Merdivenden çıkıyordu. 3. Meydana gelmek, zuhur etmek, görünmek: Bize çıkmadı. 4. Doğmak, Osm. tulü etmek: Güneş, ay çıktı. S. Verilmek, ödenmek: Maaş, ihsan, ikramiye çıktı. 6. Son bulmak, geçmek, Osm. mürûr etmek: Mart çıkıp, nisan girdi. Çıkan ay. 7. Şâyî olmak, duyulmak, intişâr etmek: Bir lâkırdı, bir havadis çıktı. 8. Neşrolunmak, intişar etmek: Bir kitap, bir gazete çıktı. Falan gazete sabahları çıkar. 9. İcad ve ihtirâ olunmak: Yeni bir usul çıktı. Pek işe yarar bir makine çıktı. 10. Birinin veya bir heyetin huzuruna varmak: Makama çıktım. Mahkemeye çıktı. 11. Kaldırılmak, Osm. raf’ ve nez’ olunmak, selb olunmak: Fes baştan, çizme ayaktan çıkar. Bu esvap kolay çıkmaz. Bu yüzük parmağımdan çıkar. 12. Elde edilmek, özü alınmak: Çiçekten su, sütten yağ çıkar. 13. Netice alınmak, Osm. istintâc, istinbât olunmak: Bundan ne çıkar? Böyle sözlerden bir şey çıkmaz. 14. Artmak, yükselmek, pahalılaşmak: Zahirenin fiyatı çıktı. 15. Pahalanmak, pahası artmak: Savaş sebebiyle İngiliz malları çıktı. Pamuk çok çıktı. 16. Mal olmak; şu kadar para ile vücuda gelmek: Bu ev kaça çıktı? Şu kumaştan bir kat esvap kaça çıkar? 17. Gerçekleşmek, tahakkuk etmek, doğru olduğu anlaşılmak, açığa çıkmak: Benim sözüm çıktı. O adamın dediği çıkacaktır. 18. Ortaya çıkmak, zuhûr etmek, görünmek, ne olduğu anlaşılmak: Aldıkları gelin nasıl çıktı? Gelen atlar iyi çıkmadı. O iş umduğumuz gibi çıkmadı. 19. Başa çıkmak: Sendikaların tuttukları yol çıkmaz. O, çıkar iş değildir. 20. Kifayet etmek, yetişmek, kâfi olmak: Bir elbise iki metre kumaştan çıkar mı? Bu kumaştan bir pantolon çıkmaz. 21. Sonuna gelmek, sona ermek, varmak, nihayet bulmak: Bu yol nereye çıkar? 22. Kör olmak, patlamak, akmak, sakatlanmak: Gözü çıktı. Gözlerim çıksın (yemin). 23. (uzuv) Yerinden oynamak, (kemik) mafsaldan ayrılmak: Kolu çıkmış. 24. Sâdır olmak: Emir çıktı. 25. Bitmek: Ekinler yeni çıkıyor. 26. (renk, boya) ZAil olmak, solmak: Bu boya çıkar mı? Bu kumaşın rengi çıkar. Ad çıkmak = Fenalıkta şöhret bulmak, kötü tanınmak. Aradan çıkmak = Mündefî ve zâil olmak. Aslı çıkmak = Doğruluğu belli olmak: O havadisin aslı çıkmadı. Elden çıkmak = Kaybolmak. Usta çıkmak = Maharetini göstermek. Baştan çıkmak = Azmak. Başa çıkmak = Muvaffak ve müyesser olmak. Başa baş çıkmak = Yeke yek gelmek, tamam tamamına yetişmek. Paradan çıkmak = Para sarfına mecbur olmak. Can çıkmak = Olmak ve mec. Çok zahmet ve meşakkat çekmek. Hatırdan çıkmak = Unutulmak. Karşı çıknuk = Karşılamak. Gözden çıkmak = Gözden düşmek, soğumak. Yoldan çıkmak = Katar veya tramvay yolundan dışarı fırlamak. Yola çıkmak = Yolcu olmak, yola koyulmak. Kokusu çıkmak — Duyulmak.

Türkçe Sözlük

(i. Meksika yerlilerinin dilinden). Sütlü veya sütsüz olarak kakaodan yapılan maruf yiyecek, çikolata.

Türkçe Sözlük

(I.). Girift çalıları çok yer.

İsimler ve Anlamları

(Fars.), l. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2.Eziyet, sıkıntı. 3.İbrişim, yün vs. demeti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerle beraber ufak bir bitkinin verdiği pek lezzetli ve güzel kokulu maruf meyve ki, çeşitleri olur: Dağ çileği = Bunun yabanisi (lezzet ve kokuca hepsinden üstündür). Firenk çileği = İri taneli, mayhoşçası. Çilek fidanı, çilek kökü, çilek tarlası, çilek reçeli, çilek şurubu, çilek dondurması. Ağaç çileği = Şeklen çileğe ve duta benzer olup küçük bir ağaç üzerinde hasıl olan kırmızı ve güzel rayihalı bir meyve, ahududu.

Şifalı Bitki

(kocayemiş): Gülgillerden sapları sürüngen, çiçekleri beyaz bir bitkidir. Yemişi pembe renkli olup, kokuludur. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Hasta olmayı önler. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır. Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak kurtlarını döker. Safra ifrazatını arttırır ve safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir. Ateşi düşürür. Dişdibi taşlarını eritir. Cilde tazelik ve güzellik verir. Damar sertliği, mafsal iltihabı, romatizma, ve nikriste de faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanlar suyunu içmelidir. Alerji yapabilir.

Türkçe Sözlük

(CİLD) (i A.). 1. Deri. 2. Meşin. 3. Kitap kabı: Bu kitabın cildi eski. 4. (Masdar olarak): Kitabın dikilip kap geçirilmesi: Bu kitabı ciltletmeli. 5. Bir büyük kitabın bölündüğü kısımların her biri, mücellet: Beş ciltten mürekkep bir kitap: Tefsîr-i Kebîr’in dördüncü cildi. (Son üç mânâsı Arapça’da olmayıp, Türkçe’ye mahsustur. Dördüncüsü yerine Arapça’da «teclîd» denir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dilberce hareket, naz: Cilve tabiî olduğu vakit ne kadar tatlı ise yapmacık olduğu vakit de o kadar soğuk ve tatsız olur. 2. Güzel bir surette ortaya çıkmak: Şöyle bir hâl-i cilve-nümâ oldu. 3. Tecelli: Cilv»-i rabbâniyye = Tanrı’nın tecellisi (Arapça’da gelinin damada ilk görünmesi ve damadın geline yüz görümlüğü vermesi mânâlarıyle kullanılıp, her ne kadar münasebet açıksa da, dilimizdeki kullanılış yeri büsbütün başkadır).

Türkçe Sözlük

yahut CİLVE-GEH (i. F. A. cilve, F. gâh, geh = mahal). Görünüş, tecelli ve zuhûr mahalli: Eltâf-ı sübhlniyyenin cilve-gâhı = Tanrı’nın lûtuflarının göründüğü yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلوه گاه] görünme yeri. cilvegâh olmak yatak teşkil etmek, yurt olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çemen otu. Bahçelerde yol kenarlarını ve bazı oturulacak yerleri örtmeye mahsus kısa ve sık çayır otu. 2. Bazı taş ve ağaçların üzerine peydâ olan yeşillik, yosun.

Türkçe Sözlük

(i.). Çimenli olan yer. (bk.) Çemenlik.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Çimşir ağaçlarıyle örtülü yer, çimşir ormanlığı. 2. Çimşir ağaçlarıyle süslenmiş bahçe.

Türkçe Sözlük

(e.) (I harfi yerine göre ince veya kalın okunur). İsimlere katılarak nisbet bildirir: Balıkçın, slnekcin, tokurcın, güvercin.

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.

Şifalı Bitki

(platanus): Çınargiller familyasından; 30 metreye kadar boy salan, gövdesi kalın, uzun ömürlü, koyu gövdeli bir ağaçtır. Hekimlikte kozalakları ve yaprakları kullanılır. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Diş ve vücut ağrılarını dindirir. Saç kepeklerini giderir.

Türkçe Sözlük

(i.). Çınar ağaçları olan yer, çınar ormanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -raria). yakılan ölünün küllerinin muhafaza edildiği yer.

Türkçe Sözlük

(i.). Çınlaması, yankısı çok olan yer.

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.

Genel Bilgi

Sadece Çinlilerin değil Japonların, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların hatta Eskimoların bile gözleri çekiktir. Aslında ‘çekik gözlü’ olmak tanımı kesinlikle yanlıştır. Göz yapısı dünyada bütün insanlarda aynıdır.

Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne doğru daha fazla inmiştir ve bu durum gözün sanki daha darmış gibi görünmesine sebep olur.

Peki bu, niçin böyledir? Bir teoriye göre göz kapağının üzerinde katlı olarak duran bu ikinci kıvrımı, bu insanların gözlerini yoğun olan kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için, bir nevi kar gözlüğü gibi gelişmiştir.

Her ne kadar yukarıda belirtilen bölgelerin bazılarında kar hiç yağmıyorsa bile bilim insanları bugün çekik gözlü diye nitelendirdiğimiz insanların atalarının son buzul çağında Sibirya’dan, yani Asya’nın kar ve buzla kaplı en soğuk bölgesinden güneye, bugün yaşadıkları yerlere göç ettiklerine inanıyorlar.

Bu kadar soğuk iklimde yaşayanların vücutlarının iklime uyum sağlamaktan başka çareleri yoktu. Sadece gözler değil, burun da rüzgara en az maruz kalacak şekilde küçülmüş, burun delikleri, solunan hava ciğerlere gidene kadar ısınsın diye daralmıştır. Ciltleri de bu nedenle yağlıdır.

Göz kapakları da daha yağlı olduğundan, daha sarkık durur ve bu oluşum gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani ‘çekik gözlü’ değil ‘düşük göz kapaklı’ tanımını kullanmak daha doğrudur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ecnâs). 1. Hayvanlar, bitkiler vesairenin bölündüğü kısımların beheri. Çok def’a cins nev’i ve nev’i cins yerine kullanılır: Arap cinsinden bir at. 2. Soy, nesil, ırk: Bu tay falan kısrağın cinsindendir. 3. Kavim, kabtle: Arnavut, Çerkeş cinsi. 4. Türlü, nev’i: Bu cinsten eşkıya kalmadı. 5. (gramerde) İsim ve fiilin müzekkerlik veya müennesliği. 6. İyi soydan: Cins at; cins köpek.

Yabancı Kelime

İng. chip

bl. yonga

Milimetrik yüzeyler üzerinde on binlerce devre elemanından oluşan ve son derece karmaşık elektronik devrelerin yerleştirildiği, genellikle silikon benzeri yarı iletken malzeme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller pays the freight for the carriage of the goods to the named destination The risk of loss of

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Term of Sale which means the seller has the same obligations as under CPT, but with the addition that the seller has to procure cargo insurance against the buyer's risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insur

Türkçe Sözlük

(i.) (belki çerâğ’dan). Çam ağacının sakızlı ve yağlı yeri ki, parçaları ateş yakmaya yarar, köylerde aydınlatma için mum ve kandil yerine kullanılır. Çıra ağacı = Çam ağacının çıralı cinsi. Çıralı denilen kalın ve çiğdene denilen İnce tahtalar bundan çıkar. Çıra komak = Tutuşturmak, çıralamak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. câr). 1. Müşteriler. 2. Komşular. 3. Civarda olan yerler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir cins çöl sıçanı. (A. yerbû). 2. Cılız çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire; ring seferi bir yerden kalkıp gene aynı noktaya dönme; turne; gezici hâkim veya papazın yaptığı mutat seyahatler; gezici hakim veya papazlar; (elek). devre. circuit breaker devre kesici anahtar. circuit court şehirden şehre giden mahkeme. cir

Şifalı Bitki

(sarızambak): Zambakgillerden, beyaz çiçekli bir bitkidir. Kökündeki yumrulardan çiriş yapılır. Nisan - Temmuz aylarında çiçek açar. Kullanıldığı yerler: Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Memeli basuru tedavi eder. Mafsal ağrılarını dindirir. İdrar ve adet kanı söktürür. Saçkıran tedavisinde de kullanılır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جرم] cismin kapladığı yer, hacim.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaçlardan kesilen dal ve budaklar, ağaç kırpıntısı: Çalı çırpıdan bir kulübe. 2. Tahta biçenlerin bıçkı yerlerini işaret ettikleri ip ki, boyaya batırıp iki uçlarını iliştirdikten sonra ortasından kaldırıp koyuvermekle çizgi yaparlar. 3. Çırpı ile işaret olunan yerlerin bıçkı ile yarılması: Bu tomruğu beş çırpıya ayırmalı. Bir kalastan dört çırpı çıkar. 4. mec. Tahmin, hesap, tertip: Çırpıya gelmek = Uymak. Çırpıdan çıkmak = Haddi aşmak. Çırpı tutmak = Ölçmek, hizasını bulmak, dengeye gelmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Sun’İ bir meyilli yere çıkıp inen hayvana çektirilen tulumlu su dolabı.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ipekle üç pamuktan mürekkep bir nevi yerli kumaş.

Şifalı Bitki

(celtis): Karaağaçgiller familyasından; 70 kadar türü olan bir çeşit sakız ağacının meyvesidir. Çitlembik ağacının meyveleri mercimekten az büyük ve buruk fıstık tadındadır. Hekimlikte meyvesi, yaprakları, tohumları ve sakızı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ayak terlemelerini keser. Yaraları tedavi eder. Böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını dindirir. Öksürüğü keser.

Şifalı Bitki

(convolvulus sepium): Uzun ömürlü, 1-5 metre boyunda sarılıcı bir süs bitkisidir. Haziran - eylül aylarında çiçek açar. Kökü, oldukça uzundur. Yaprakları gövde üzerinde sarılmış vaziyettedir. Hekimlikte kök ve yaprakları kullanılır. 30 kadar türü vardır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki

(yaraotu): Bileşikgillerden; çeşitli türleri olan bir kır bitkisidir. Kuru topraklarda, yol kenarında yetişir. Yaprakları uzun ve parçalıdır. Çiçekleri beyaz ve pembedir. Kandil şeklinde gruplaşmıştır. Kokusu çok güzeldir. Hekimlikte dal, yaprak ve çiçekleri kullanılır. İçinde Achillein denilen acı bir madde vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı ve kansızlığı giderir. Kanı temizler. Balgam söktürür, öksürüğü keser. Sinirleri ve vücudu kuvvetlendirir. Bağırsak ve mide gazlarını giderir. İshali keser. Basur memelerini tedavi eder. Kızamık, boğmaca, raşitizm, albasması, aybaşı gecikmesi ve kemik hastalıklarında faydalıdır. İdrar söktürür. Yaraları iyileştirir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yakın yer. Ar. kurb, etraf: Şehrin civarları pek güzeldir; evim çarşının civarındadır. Yakın komşu: Onun evi bize civardır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vızıltılı, gürültülü, sesli: Pek civcivli bir yer. 2. Canlı, ruhlu, kalabalıklı: Pazarın en civcivli vakti. 3. Sıcak, hararetli, kaynayan: Sıcağın en civcivli vaktinde.

Türkçe Sözlük

(i.). Tahta vs. mıhlamaya ve kakılmaya mahsus ucu sivri ve arkası başlı demir, mıh: Tel çivisi = Kalıba dökülmüşü, karfiçe. Demir çivi = Enser, misnrvar. Nalıncı çivisi = Demirden ufak çivi. Çivi diş = Dokuz yaş dişi. Çivi çiviyi söker = Taciz edici bir halin aynı şiddetle bir mukabil çare ile giderilebileceğini ifade eder: Nezleyim, ama yine de denize gireceğim, çivi çiviyi söker. Ahmet bana bu oyunu yapınca ben de onu şikâyet ettim; ne yapalım çivi çiviyi söker. Çivi gibi = Çevik ve sıhhatli kimse. Çivi kesmek, çivi gibi olmak = Çok üşümek. Çivi yazısı = Farslar’ın, Medler’in ve Asurlular’ın kullandığı yazı. Çivi yukarı = Yağlı güreşte hasmı tepesi üstü diktikten sonra sırtını yere getirme oyunu.

Türkçe Sözlük

(f.). Çivi İle mıhlanmak. mec. Bir yerde ilişip kalmak, gecikmek.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça lûgatlarda bulunmayıp bunun yerine «cevdet» kullanıldığından uydurma olsa gerektir), iyilik, güzellik, temizlik: Ciyâdet-i havâ = Havanın iyiliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaklama; gürleme; patlama; tokat; ant bir vuruş veya hareket; alkış; (argo). belsoğukluğu; (f). tokatlamak, tokat atmak; alkışlamak, el çırpmak; kanat çırpmak; yerine koymak, oturtmak; hemen yerine koymak. clap in jail hemen hapse atmak. cla

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sınıf, tabaka, zümre; kast; çeşit, tür; takım, grup; ders; bir okulda aynı yılda mezun olacak toplam; (argo). mükemmellik, üstünlük; mevki (tren); (ask). kura; (zool)., (bot). sınıf; (f). sınıflara ayırmak, tasnif etmek; yerine oturtmak; b

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). kapalı yerlerde bulunma fobisi, klostrofobi.

Teknolojik Terim

Clear Luminance Parazit Azaltma, daha yüksek çözünürlükte daha net, daha temiz görüntüler sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Parlak ışık altında çekilen görüntüleri geliştirmek için bir filtre kullanır. Bu işlev, resimdeki ayrıntılarla karıştırılabilecek parazitleri önleyerek resimin yüksek aydınlatmalı kısımlarındaki ayrıntıları geliştirir. Geleneksel parazit giderme sistemlerinin aksine, paraziti, görüntü ayrıntılarını etkilemeden bastırır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleme; açıklık yer; gümrük muayene belgesi, gümrük müsaadesi; takas, sayışma, hesaplaşma; geminin limanı terketme hakkı. cleurance papen geminin limanı terketme izni belgeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). katip veya yazıcıya ait; daire işiyle alâkalı, kırtasiyecilikle ilgili; kilisenin politikada yeri olmasını savunan; ruhban sınıfına dahil; (i). rahip, papaz, vaiz; (çoğ). papaz kıyafeti; kilisenin hükümetteki nüfusunu artırmayı savunan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçurum, sarp kayalık. cliff dweller kanyonlarda veya dik kaya oyuklannda yaşayan ilkel Amerikalı; (ABD)., (k.dili). apartmanda oturan kimse. cliffhanger (i)., (k.dili). en heyecanlı yerinde kesilen seri film.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tırmanmak; tedricen yükselmek; çıkmak; (i). tırmanacak yer; tırmanış, tırmanma. climb down inmek; (k.dili). (bir tutumdan) vazgeçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). grup, komite, hizip; klik, (f). komite teşkil etmek, grup meydana getirmek. ayrı tutmak. eli'quish (s). grubu dışındakilere yüz vermeyen, ayrıcalık gözeten. eliquishly (z). belirli bir grubun dışındakilere yüz vermeyerek. eliquishness (i).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pelerin; manto; perde; paravana; bahane; (f). pelerin veya manto ile örtmek; gizlemek, saklamak. eloakroom (i). vestiyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yonca, (bot). Trifolium in clover müreffeh, hali vakti yerinde. hare's foot clover tavşan paçası yonca, (bot). Trifolium arvense king's clover san yonca, (bot). Melilotus officinalis red clover kızıl yonca, (bot). Trifolium pratense wild clover yaban

Şifalı Bitki

(çobankesesi): Turpgillerden, bir çeşit yaban bitkisidir. Meyveleri, torbaya benzer. Yaprakları rozet şeklinde olup, demet görünümündedir. Çiçekleri beyazdır. Yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Ağrıları giderip, vücuda rahatlık verir. Burun kanamalarını durdurur.

Şifalı Bitki

(meyhaneciotu): Lohusagillerden, nemli yerlerde yetişen, uzun ve yeşil yapraklı bir bitkidir. Sapları sivri, kısa ve parlaktır. Çiçekleri de çana benzer. Hekimlikte kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki

(ilex auifolium): Çobanpüskülügillerden; hekimlikte yaprakları kullanılan bir bitkidir. 300 kadar türü vardır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pilot kabini; gemilerin kıç tarafında bulunan alçak güverte; eski harp gemilerinde revir; horoz dovüşlerinin yapıldığı yer; mücadele alanı.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çöcök = körpe, yavru). 1. İnsan yavrusu: Erkek çocuk, kız çocuk. 2. Genç, delikanlı. Ar. fetâ: İyi çocuktur. 3. mec. Hoppa mizaçlı, aklı bir şeye ermeyen. Çoluk çocuk = Aile, ev halkı. 4. Bir ailenin yavrusu, evlât: Ali’nin iki çocuğu var. 5. Teklifsiz arkadaşlar arasında, erkek şahıs: Ahmet’i yirmi yıldır tanırım, iyi çocuktur. Çocuk aldırmak = Ana rahmindeki cenini ameliyatla aldırmak. Çocuk bahçesi = Çocukların oynaması ve hava alması için hazırlanmış bahçe. Çocuk düşürmek = Çocuğu vaktinden önce ve ölü olarak doğurmak. Çocuğu olmak = Çocuğu doğmak. Çocuklar =’ Teklifsiz konuşmalarda «arkadaşlar!» demektir. Çocuk oyuncağı = Önem verilmeye değmeyen. Çocuk peydahlamak = Evli olmadan gebe kalmak. Çocuktan al haberi = Gizli tutulan bir şey çocukların rasgele söyledikleri bir sözle anlaşıldığı zaman söylenir. Çocuk yapmak = İsteyerek çocuk sahibi olmak. Çocuk yuvası = Çalışan kadınların iş saatlerinde küçük çocuklarını bıraktıkları bakımevi.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Mevzu olarak çocuğu alıp her bakımdan inceleyerek özelliklerini belirten ilim, çocuk ilmi, pedagoji.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı yer veya zamanda var olmak. coextension (i). aynı yer veya zamanda bitme. coextensive (s). aynı yer veya zamanda biten.

Yabancı Kelime

İng. coffee shop

kahveevi

Kahve içilen yer.

Türkçe Sözlük

yahut ÇOĞUNDUR (i.). Pancar, yer kökü, sehven havuç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karı koca olarak bir arada oturmak (gen. gayrimeşru şekilde), beraber yaşamak; eski aynı yerde oturmak. cohabitant (i). aynı yerde oturan kimse. cohabita'tion (i). bir arada yaşama.

Türkçe Sözlük

Enerji üretim sürecinde sadece elektrik enerjisini değil, aynı zamanda üretim süreci sırasında ortaya çıkan ısıyı da kullanmaya dayanan uygulama. Cojenerasyon, benzinin çok daha verimli ve ucuza kullanılmasını sağlar, yerel binaları ısıtmak için gerekli ısı miktarı düştüğünden, elektrik talebi de düşer. Türkçe birlikte üretim, beraber üretim de denmektedir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Miktarı fazla olan, az karşılığı, bol. Ar. kesîr, vâfir. Fars. bisyâr: Çok kitabı vardır, bu yıl çok mahsul oldu. 2. Fazla, ziyade, lüzumundan artık: Bu yemek bize çoktur. 3. Pek, pek ziyade: Bu yemeği çok severim, çok iyi, çok üşüdüm, pek çok. 4. Her vakit, sık sık, pek sık: Bize çok gelirdi, bu hal bizde çok olur. 5. Büyük miktar, çokluk: Çoktan memnun olmayan azı da bulmaz. 6. Bir şeyin büyük kısmı, ekseriyyet: İnsanların çoğu gösterişe düşkündür, vaktimizin çoğunu boş işlerle geçiririz. 7. Çok vakit, uzun müddet, hayli zaman: O vakitten çok geçti, çok olmadı. Az çok = Ne kadar mümkün olursa, çok olmazsa az olsun, mümkün mertebe. Aza, çoğa bakmamak = Oluruna razı olmak. Çok çok = Sonunda, olsa olsa: Çok çok beş gün geçecektir. Çoktan = Hayli zamandan, eskiden. Çok şey = Garip şey, tuhaf şey. Çok kere, çok defa = Her vakit. Çok görmek = Çoksamak, çok sayıp yakıştırmamak, çekememek. «Ne var, ne çok» tâbirinde «yok» yerine kullanılır.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Çökmek işi. 2. (jeoloji) Toprak, bina vs.’nin alttan yıkılarak yerle bir olması.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. inmek, konmak, havada veya suda bulunan toz vs. dibe oturmak. 2. Çukurlaşmak, düşmek, batmak, inmek: Doldurulan toprak, rıhtım çöktü. 3. Basmak, kaplamak: Sis, duman, pus çöktü. 4. İhtiyarlayıp zayıflamak, kuvvetten düşmek. Üstüne çökmek = Altına almak. Bel çökmek = Bel iki kat olmak, ümitsizlik, bezginlik, yılgınlık getirmek. Diz çökmek = Diz üstüne’ oturmak, dizleri yere koyup öyle durmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (deveyi) Diz üstüne düşürmek, ıhlamak. 2. Vurup oturtmak. kakıp yerleştirmek. 3. İndirmek: Başına yumruk çökertmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Kumluk ve susuz ova. Fars. beyâbân, Ar. beriyye: Gobi çölü, Arabistan çölü, susuz ve bitklsiz, kıraç: Çöl yer.

Türkçe Sözlük

(i.). Çöl ve beyâbanı çok olan, beyâbanlık: Çöllük bir yerdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). (f). sömürge kurmak; grup halinde toplanıp yerleşmek; koloni meydana getirmek; sömürgede yerleşmek. coloniza'tion (i). sömürge kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir başka memlekette yerleşip ana vatana bağlı bir sömürge kurmak için harekete geçen grup; böyle bir grubun yerleştiği bölge; sömürge, müstemleke, koloni; yabancı bir üIkede yaşayan aynı milletdenen insanlar topluluğu; (zool). koloni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili eski formunu bulma; argo zekice ve yerinde cevap; A.B.D., argo şikayet sebebi.

Türkçe Sözlük

(i. F. «civân-merd» den gaar). Eli açık, ikramcı, kerem sahibi: Nekes ile cömerdin hesabı bir yere çıkar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birleşme noktası, ek yeri; (anat)., (zool). birleşik iki organın birbirleriyle birleşme yeri, dudakların veya göz kapaklarının bitiştiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). genel park veya otlak, halkın ortak malı olan yer, meydan; (huk). bir kimsenin başkasının toprak veya suyu üzerinde hak iddia etmesi. in common müştereken, beraber, birlikte, ortaklaşa. in common with ile ortak olarak. out of the common fevkalade, a

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı yerde veya aynı şartlar altında yaşayan insan topluluğu; toplum, cemiyet; ahali, halk, amme; müşterek tasarruf, ortak mal sahipli. community center A.B.D. şehir kulübü, bir bölgede oturanlann meselelerini çözümlemek veya eğlenmek için toplandıkl

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değiş tokuş veya yer deiştirmeyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değiş tokuş etmek mübadele etmek; deiştirmek veya hafifletmek (cezayı); toptan daha ucuza almak (aylık tren bileti v.b'ni); karşılığını ödemek; yerini tutmak; (elek). cereyanın yönünü değiştirmek her gün iş ile ev arasında gidip gelmek. commuter (i).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). (i). yoğun, kesif, sıkı, sık; ince taneli; kısa özlü; of ile -den mürekkep; (f). tazyikle yoğunlaştırmak; (i). pudriyer, pudralık; (oto). küçük araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk).aklı yerinde, şuuru tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Uzak Doğu'da yabancı firmalar hesabına çalışan yerli acente.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vicdan azabı; pişmanlık, nedamet; esef, yerinme; (vicdanisebeplerle) çekinme, tereddüt, reddetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

concessioner (i). imtiyaz sahibi; fuarda bir satış yeri sahibi; temsilci, bayi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, ahenk, uyum, uyuşma; bir kitaptaki bütün kelimelerin metindeki yerini gösteren dizin. concordant (s). uygun, mutabık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i şekil, suret, görünüş; gruplaşma; (astr). gezegenlerin birbirlerine oranla yerleri, yıldız kümesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, yerinde, muvafık, benzer, mutabık; boyun eğen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, munasip, yerinde; (mat). benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). çift olan, birleşmiş birleşik; (mat)., (biyol). karşılıklı; birbirinin yerine geçebilen; (i). birleşik çiftin her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tamamlamak, ikmal etmek. consummate a marriage nikâhtan sonra cinsel temas yolu ile izdivacı tamamlamak. consumma-tion (i). ikmal, itmam, yerine getirme; iyi sonuç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hor görmek, küçük görmek, adam yerine koymamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). bir gaz veya sıvının ısınarak hafifleyip yükselmesi ve başka bir yerde soğuyup ağırlaşarak aşağı inmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşmaya ait , konuşmaya hazır, konuşabilir, konuşkan. conversationalist (i). iyi konuşan kimse, sözü sohbeti yerinde kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aşçı. cookbook (i). yemek kitabı. Too many cooks spoil the broth idarecinin çok olduğu yerde iş yürümez.

Şifalı Bitki

(smilax): Çinde ve Hindistan’da yetişen Smilax China adlı bitkinin köklerinden ve dışkabuklarından ayrılmış risomudur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki

(boynuzotu): Düğünçiçeğigillerden bir çeşit bitkidir. Birçok çeşidi vardır. Akçöpleme denilen çeşidi; uzun yapraklı, geniş ve güzel çiçekli zehirli bir bitkidir. Boyu 1-1,5 metre kadardır. İçeriğinde A ve B vitaminleri vardır. Hekimlikte, kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ağrıları dindirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Ev ilaçlarında kullanılırken, tavsiye edilen dozu aşmamak gerekir.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Süprüntü, süprüntüye ait şeyler. 2. Süprüntü atılan yer. Ar. mezbele.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köşe, köşe başı; dönüm yeri; (tic). tekelcilikle piyasayı ele geçirme. cut corners tutumlu davranmak; kaçamak yolu ile bir işten sıyrılmak. drive into a corner bir çıkmaza sokmak; köşeye kıstırmak. four cornersof the earth dünyanın dört bucağı.

Türkçe Sözlük

(i.). Mahsul vermez, verimsiz, kıraç: Çorak yer.

Türkçe Sözlük

(I.). Çorak yer. Fars. şûrezâr, kıraç yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elma gibi meyvaların çekirdek yeri, göbek, iç, nüve, öz, esas; zıvana; (mak). maça parçası; (mad). derinden alınan yuvarlak sutun şeklinde taş numunesi; (jeol). öz. core curriculum okutulan muhtelif derslerin ana bir tema etrafında birleştiği müfre

Şifalı Bitki

(siyah susam): Düğünçiçeğigillerden; susam iriliğinde siyah tohumları olan bir çeşit bitkidir. Güzel kokuludur. Hamurişlerine çeşni vermek için kullanılır. Yurdumuzda 12 türü vardır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa; baş ağrısını keser. Nezle ve sara hastalığında tütsü yapılır. Suyu ile sivilcelere pansuman yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asillerin giydiği taç, küçük taç; (bayt). at ayağında deri ile parmağın birleştiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yerini tutan; mektuplaşan, muhabere eden. correspondingly (z). mukabil olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeryüzünde depremin aynı anda hissedildiği noktaların birleştiği çizgi ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evrensel, kainata ait; geniş, şümullü. cosmic dust gökten yeryüzüne düşen ince toz. cosmic rays kozmik ışınlar. cosmic wind uzayda kozmik cereyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulübe, sığınacak yer; örtü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağıl, kümes, mandıra gibi hayvanların sığınacağı yer; (leh). kulübe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (coğr). gelgit seviyesi aynı derecede olan yerlere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir, kanepe, divan, yatacak yer; in, vahşi hayvan barınağı. couch grass ayrık otu, (bot). Agropyron repens.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sayma; hesap; (huk). dava ve şikâyet fıkrası, madde; (spor). on sayma. keep count sıra ile saymak. Iose count hesabı şaşırmak. take the count boksta yere serilip kalkamamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). memleket, ulus, millet, vatan, yurt; taşra; kır, sayfiye; (huk). juri; (s). taşra veya sayfiyeye ait; temiz, taze, çiftlikten yeni gelmiş olan (yiyecek). country club şehirlere yakın kırlık yerde olan golf, tenis ve sosyal faaliyetlerin

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köy, küçük körfez; (mim). kemer, duvarın tavan veya yerle içbükey şekilde birleşmesi; kovuk, oyuntu; koyak.

Şifalı Bitki

(sabunotu): Kökü ve dalları, suyu sabun katılmış gibi köpüren, kir temizleyici bir bitkidir. Helvacılıkta, ağdayı ağartmak için de kullanılır. Kökü, büyük ve kalındır. Dışı, hafif kırmızımtıraktır. Çiçekleri; pembe, beyaz olup, salkım şeklindedir. Köklerin dövülmesinden çöven elde edilir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Terletir, ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. Kusturur ve balgam söktürür. Cilt hastalıklarında da faydalanılır. Temizleyici olarak da kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çömelmek, korkudan yere çökmek, korkup çekilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asya ve Afrika'nın bazı yerlerin depara olarak kullanılan birkaç çeşit ufak deniz salyangozu kabuğu. panther cowry yılanbaşı, (zool). Cypraea pantherina.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd k.). 1. Hal, bir meselenin çözülmesinden alınan netice 2. (matematik) Bir denklemde bilinmeyenlerin yerine konulunca denklemi gerçekleştiren sayı veya sayılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bataklık yerlerde yetişen kızılcığa benzer bir meyva, (bot). Vaccinium macrocarpum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırma, pli, pasta, kat; çizgi, buruşuk; ütü çizgisi, kat yeri; (f). kırma yapmak; buruşturmak; katlanmak, buruşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (crept, creeping) sürünmek, emeklemek; ağır ve ihtiyatlı hareket etmek; nüfuz etmek, sokulmak; ürpermek; hafifçe kaymak; (bot). sarılmak, uzun dal sürmek. creep up on hissettirmeyerek yaklaşmak. My flesh creeps Tüylerim ürperiyor. creepy (s). ür

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yerin yavaş yavaş kayması; (argo). hoşa gitmeyen kimse. the creeps (k.dili). tüyleri diken diken olma, ürperme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eleştirme, tenkit; yerme, kınama. adverse criticism yerme kusur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eleştirmek, tenkit etmek; yermek, kınamak, kusur bulmak; değerini ölçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). damın çıkıntılı yerlerine süs olarak konulan oyma yaprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kitapta bakılması gereken yeri gösteren not.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçiş; geçiş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köprü, geçiş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çatal, bir ağaçta dal ile gövdenin birleştiği yer; (anat). kasık; (terz). pantolon ağı; (den). puntal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çömelmek, yere çökmek; (i). çömelmiş vaziyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karga, (zool). Corvus; horoz ötmesi. crow's-foot (i). karga ayağına benzer şey; ihtiyarlıkta göz kenarlarında husule gelen kırışıklar. crows-nest (i)., (den). direk üzerindeki gözcü yeri. as the crow flies kuş uçuşu. European crow kızılca karga, (zoo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doluşmak, toplanmak, birikmek; sıkıştırmak, doldurmak; üzerinde durmak, ısrar etmek. crowd into doluşmak. crowd out sıkıstırarak çıkarmak, dışarıya itelemek (birisine); yer bırakmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ekmek kabuğu; pişmiş herhangi bir şeyin kabuğu; kabuk, dış tabaka; argo arsızlık; (f). kabukla kaplamak, kabuk tutturmak; kabuklanmak, kabuk bağlamak; crust of the earth yerkabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). kilise ve benzeri binaların temelleri arasındaki yeraltı kemerleri; (anat). bademciklerde çukurcuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz, kapalı ufak yer, gizlenecek yer.

Şifalı Bitki

(baharçiçeği): Çuhaçiçeğigillerden; sık çiçek açan bir süs bitkisidir. Kökü kırmızı; yaprakları sarıdır. Çiçekleri ise; koyu sarı renkte olup, çuha gibi kıvrıktır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir. Sinirleri yatıştırır. Rahat uyku sağlar. Yarımbaş ağrılarını dindirir.

Türkçe Sözlük

(i.) (çukadar). Ayak hizmetinde bulunan çuha elbiseli, yahut çuhadan olan perdenin haricinde emre hazır bulunan hademe ki vaktiyle hususî bir sınıf teşkil ederlerdi. Kapı çuhadarı = Eskiden BAbiâlî’de vilâyetlerin kapı kethüdalarının maiyyetinde bulunup valilerin bazı siparişlerini yerine getiren memurlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Oyulmuş, Ar. muka’ar, derin, amîk: Çukur bostan, çukur ova, çukur göz. 1. Oyulmuş yer, delik, hufre: Çukur kazmak, çukur doldurmak, ağaç dikmek için çukur açmak. 2. Derin kazılmış yer, kuyu. Fars. çâh: Çukur kazıyor. 3. Mezar, kabir: Bir ayağı çukurda = Ölümü yaklaşmış, çok ihtiyarlamış 4. Bedenin bazı yerlerinde bulunan ufak çökük yer: Çene çukuru = ÇAh-ı zenahdân, çenenin altındaki çukur. Göz çukuru = Çeşm-hâne. Yanak çukuru = Bazı kimselerde gülerken yanakta beliren çukur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Oyukluk, çöküklük: Gözlerinin çukurluğu. 2. Derinlik, Ar. umk: Bu arsanın çukurluğu kıymetini azaltıyor. 3. Çukurları ve hufreleri çok yer: Orada bir çukurluk vardır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dışarıya fırlamış yer, tümsek. 2. Duvarın hizasından dışarıya çıkmış pencere ki, içine oturulup üç taraftan sokağa bakılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Birdenbire suya veye derin bir yere düşen şeyin sesini taklit ve tasvir eder: Cunbadak düştü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğlence yeri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The three defensive players that surround the player with the disc during a zone defence One player marking the disc and the two others 3 metres away.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The metal or plastic cylinder fitted into the hole in the green Strictly speaking, it is only the liner of the hole, but in regular golf usage players will often say 'cup' when they mean 'hole,' just as they frequently will say 'just in bounds' when they

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere sarfolunan, zâyî, telef, heder yazık: O kadar kâğıdı çocuklar çurçar ettiler. Şimdi «çarçur» deniyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde curcuna usulünün son iki darbının yer değiştirdiği usul. (bk.) Curcuna.

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Tüysüz, kılsız. 2. Tüyleri kısa at. 3. Bitki örtüsü olmayan yer. 4. Cilt hastası deve.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çıplak vücut. 2. Çorak, bitki örtüsünden mahrum yeri ar.

Şifalı Bitki

(çördekotu): Dallı, budaklı, yaprakları sivri ve ayva biçiminde bir çeşit bitkidir. Çiçekleri mavi renkte olup, dikenlidir. Çiçeklerinin tozu; sarı veya sarımsıdır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Hazımsızlık ve mide zafiyetini giderir. Kulunç ağrılarını keser. Zayıf çocukların gelişmesine yardımcı olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şifa vermek, iyi etmek, tedavi etmek, çare bulmak; dumanla tütsüleyerek veya tuzlayarak konserve etmek; sertleşmek (kauçuk gibi).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Rutubetli bir yerde durmaktan lifleri tutmaz olup sulanmış ve kokmuş: Çürük meyve, çürük tahta. 2. İtibara değmez, reddedilmiş: Çürük söz, çürük delil, çürük dâvâ. 3. Güvenilmeyecek, sağlam ve emin olmayan. 4. Geri alınması, ümitsiz, batak: Bu senetler çürük. Alacaklarının çoğu çürüktür, mec. Çürük tahta = Tehlike, muhâtara: Ben çürük tahtaya basmam. Çürük çarık = Kıymetsiz, işe yaramıyacak halde. 5. Bere, berelenmiş yer: Kolunda bir çürüğü var. Kavunun çürüğünü ayıklamak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri tutmaz ve kokmuş şeyin hali: Meyvenin, tahtanın, kumaşın çürüklüğü. 2. Bir dâvâ veya bahsin zayıf olması. Ar. mecrûhlyyet, merdûdiyyet: Bu sözün, bu dâvânın çürüklüğü meydandadır. 3. Bir isteğin gerçekleşmesi, tahsil ve geri alınmasının zor olması, bataklık: Veresiyenin çürüklüğü müsbettir. 4. Süprüntü ve leş gibi şeylerin çürümek üzere atıldıkları çukur, mezbele: Çürüklüğe atmak. 5. Cenazelerin birbiri üzerine atıldıkları fukara mezarı, umumî ve müşterek kabir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bunun cem’i yerine «cerime» nin cem’i olan «cerâim» kullanılıyor). 1. Kabahat, günah, suç: Benim cürmüm ne idi ki, bu kadar çekiyorum? 2. (hukuk). Ceza kanununun emrettiğini yapmamak ve yasakladığını yapmak suretiyle edilen hareket ki, suçun ağırlığı derecesine göre cinayet, cünhâ ve kabahate bölünür.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri bozulup tutmaz olmak ve yu muşayıp kokmak. Osm. tefessüh etmek: Bu meyveler çürüdü, bu direkler çürümüş. 2 Berelenmek, morarmak, zedelenmek: Vücu du yer yer çürümüş. 3. Müdafaaya c memek, işe yaramaz hale gelmek: Bizim dâvâmız çürüdü. 4. Sıkıntılı bir yerde çok durmaktan bitmek ve harap olmak: Hapishanede çürüdü. 5. itibardan düşmek. 6 Tahsil ve geri alınması imkânsız olmak batmak: O adama verdiğimiz para çürüdü

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş bir yerde bı rakmakla bir cismin liflerini, tutmayacak hâle getirmek, kokutmak: Bu meyveleri çürütmüşsünüz. 2. Kötülemek, itibarını bozmak: Zavallı adamı büsbütün çürüttünüz. 3. Bir dâvâ veya bahsi deliller göstererek bozmak, iptal etmek: Bu gibi deliller ile dâvâmı çürütemezsiniz. 4. Bir parayı itibarı bozuk bir yere vererek tehlikeye koymak: O parayı siz boşuna çürüttünüz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde bırakılıp lifleri tutmaz hale getirilmek. Osm. ifsâd olunmak: Bu kavunlar bile bile çürütülmüş. 2. Aleyhinde bulunularak kötülenerek itibarı bozulmak: Bu gibi sözlerle itibarlı bir adam çürütülmez. 3. Deliller söyleyerek bir dâvâ veya bahis bozulmak ve iptal olunmak: Benim delilim öyle kolay kolay çürütülmez. 4. Bir para, itibarı şüpheli bir yere bırakılarak tehlikeye konmak: O para bile bile çürütüldü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

From Da capo From the beginning D C Dal segno From the sign D S Deciso Decisively, firmly Decrescendo Becoming gradually softer Delicato Delicate Diminuendo Becoming gradually softer Divisi A direction to orchestral players Div to divide into two or more

İngilizce - Türkçe Sözlük

(müz). baştan tekrar. da capo al segno baştan işaret yerine kadar tekrar.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Kendisini teşhir etme, ayıp yerlerini gösterme hastalığı, eksibisyonizm.

Teknolojik Terim

Avrupa’da (özellikle İngiltere) FM radyo sinyallerinin yerini alması beklenen bir standarttır. Bu yayın türü sayesinde, hem data hem de ses DAB uyumlu yazılımlar vasıtasıyla iletilebilmektedir.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hakkı yerine getiren, hak veren.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâlet yeri, mahkeme divânı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâlet isteyerek.

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafındaki araziye göre yerin pek yüksek kısmı. Ar. cebel, Fars. kûh: Dağ ardı = Dağın arkası, öte tarafı. Dağ eteği = Dağın meyilli olan aşağı tarafı. Fars. dâmen-i kûh. Dağ başı = Dağın yukarısı, mec. Yabanî yer: Dağ adamı, dağ ayısı — Yabanî adam. Dağ tepesi = Dağın zirvesi, en yüksek noktası. Dağ sırtı = Boyuna uzanan dağın yukarısı. İri ve yiğit adam hakkında kullanılır: Dağ gibi bir delikanlı. Arada dağlar var — Pek büyük fark var. Dağların şenliği = mec. Ayı. Karadağ = Balkan yarımadasında şimdi Yugoslavya’ya bağlı dağlık küçük ülke. Dağ keçisi = Yabanî keçi. Yanardağ = Ateş püsküren dağ. Ar. Bürkân, Fars. kûh-i Ateş-feşân. Sıradağlar = Birbiri ardısıra zincirleme uzanan dağlar. Osm. sisile-i cibâl.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Yer kabuğu şekillerinin meydana geldiği devreye verilen ad.

Türkçe Sözlük

(i.). Dağcının yaptığı iş. Dağa çıkmak = Eşkıyalık etmek, devlet kuvvetlerine karşı gelmek için dağlara çekilmek. Dağa kaldırmak = Bir kimseyi herhangi bir gaye ile zorla dağa veya tenha bir kıra götürüp orada tutmak. Dağ ardında olsun da, yer altında olmasın = Hasretin ölüme tercih edildiğini anlatır. Dağdan gelip bağdakini kovmak = Sonradan girdiği bir yerde eskileri beğenmez olmak. Dağ dağ üstüne olur, ev ev üstüne olmaz = Aynı evde oturan iki ailenin er geç geçimsizliğe düşeceğini ifade eder. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur = Ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar insanların birbiriyle buluşabileceğini anlatır. Dağ fare doğurmuş = Büyük şeyler beklenen bir işten basit bir netice alınca söylenir. Dağ gibi = Pek büyük, iri, güçlü. Dağ anası = Çok iri kadın. Dağlar kadar = Aşırı ölçüde büyük. Dağlara düşmek = Perişan ve avare olmak. Dağlara, taşlara = Kötü bir durum karşısında söylenir (hepimizden uzak olsun mânâsına).

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tabir) Dağlık yer.

Türkçe Sözlük

(i.). Dağlık yer ahalisinden: dağlı bir adam; dağlıların ahlâkı temiz olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Dağları olan, dere, tepe ve dağdan ibaret: Dağlık yer.

Türkçe Sözlük

(e.) (eski ve Çağatayca yazı11lışı: «dağı»). Hem, kezalik: Bunu ben dahi bilmiyorum, bundan dahi anlaşılıyor. Kısaca «de» suretinde de kullanılır: Bunu ben de bilmiyorum. Vaktiyle «ve» mânâsiyle cümlenin başında da kullanılırdı. «Daha» yerine de vaktiyle dahi kullanılırdı: Bir dahi bunu yapmayın. Ve dahi = Hem de, bir de.

Teknolojik Terim

Çıkarılabilir Memory Stick™’e gerek kalmadan depolama imkanı sağlayan yerleşik bellek

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. duhât). Harikulâde zihin, zekâ ve anlayış sahibi: Ibni Sinâ bir dâhî, bir dâhiye idi; Muâviye Araplar’ın dâhîyelerinden idi (Fransızlar’ın «génie» kelimesiyle ifade ettikleri mânâ için bu kelime zarûrîdir. Masdar olan «dehâ» kelimesinin sıfat olarak bu mânâ ile kullanılması hatadır. Ganî vezninde dahî ise Arapça’da bu mânâ ile kullanılıyorsa da, dilimizde yerleşmemiştir. Bununla beraber bugün dehâ kelimesi galat olarak dilimize tamamen yerleşmiştir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «duâ»dan). 1. Dua eden, duacı: Dâtniz, dâtleri, ed-dâİ (din Alimlerinin bendeniz ve bendeleri yerine kullandıkları eski tâbirdir). 2. Celp ve dâvet eden, sebep olan: Bu iş mesuliyeti dât olur.

Türkçe Sözlük

(DAİRE) (i. A. «devr» den) (c. devâir). T. Bir merkezî noktayı az, çok uzaktan çevirip her yeri merkezden aynı uzaklıkta bulunan eğri. Bu çizginin içinde kalan yuvarlak yer ki, kürenin yüzey resmi hükmündedir. 3. Büyük bir apartman vesair binanın bölündüğü kısımların beheri: Her biri birkaç oda vs. den mürekkeptir: Misafirhanede bir daire kiraladı. 4. Devlet idare eden şubelerin beheri ve beherinin kalem, meclis vesairesini içine alan binaları: Başbakanlık, maliye, millî eğitim dairesi. Devâlr-i hükümet = Hükümet daireleri. 5. Belediye şubelerinin beheri, bir büyük şehrin her kısmının belediyesi: Belediye dairesi, birinci, ikinci daire, daire Amirleri. 6. Bir resmî idarenin yönettiği yer: Konya vilâyetinin dairesi pek geniştir, orası kazamızın dairesinin dışındadır. 7. Büyük ev, konak: Filânın dairesi büyüktür. Bu dairede beş, elti sofra çıkar, daire halkı. 8. mec. Bir mânevî emrin hükmünde bulunan yer: Filânı haddi daresine sokmak, edep ve terbiye dairesi içinde söz söylemek, (astronomi) DAlre-tüşşems = Güneş dairesi. Dâiret-ül-bürûc = Burçlar dairesi (Fr. 4cliptique) (tıp). Dâire-i iltihâbiyye = Bir çıban vesaire iltihabının uzandığı yer ki, bir daire teşkil eder (askerlik). Dâire-i te’sîr = (tesir evleri) Mermilerin ulaşabildiği uzaklık. Rub’ıdâire = Dairenin dörtte biri ki, bir dik açı teşkil edip dairenin kavsi bir açısının yerini tutar. Muhît-i daire = Daire-i çenberi. Nısıf daire =s Dairenin yarısı. Dâiro-I irtifâ, dâiret-üs-semâvât = Bir gök cismi ile rasat yapılan yerin tepe noktasından geçen daireler. Dâire-i tOl = TÜl dairesi, boylam çizgisi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dâireviyye). Daire şeklinde: Dairevî bir yer, dâirevî bir şekil.

Şifalı Bitki

(kurtluca): Eğreltiotugillerden; sıcak bölgelere yetişen bir bitkidir. Güzel kokulu, pembe çiçekleri vardır. Yapraklarının üstü parlak, altı donuk yeşil kadife rengindedir. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Dizanteri ve ishali keser. Nefes almayı kolaylaştırır. Öksürüğü keser. Karaciğer ve mide hastalıklarının iyileşmesine yardım eder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immersion. layer. layering. plunge. dipping. shoot. quenching. splashing. steeping. dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dip. immerse. submerge. to dip. to plunge. to immerse. to submerge. to layer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to plunge. to layer. to dip. to submerge. to immerge. to immerse. to splash. to quench. to sink. to steep. bury.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Deniz suyunun veya başka suların rüzgârın tesiriyle oynayıp sallanması ve köpürmesi. Ar. mevc. 2. (fizik). Akışların devirli hareketlerinde bir devir içindeki hareket: İstanbul Radyosu orta dalga üzerinden yayın yapar. 3. Gizli iş, dalavere: Bu işte bir dalga var, ama ne olduğunu anlayamadım. 4. Esrar, eroin gibi uyuşturucu maddelerin verdiği keyif hali. 5. Dalgınlık. Dalga boyu uzunluğu (fizik) = Devirli hareketlerde bir devir içindeki hareketin yayıldığı uzaklığın ölçümü: Kırmızı ışığın dalga boyu 0,7 mikrondur. Dalga dalga = Açıklı koyulu: Badana dalga dala olmuş. Dalga geçmek = Ortadaki işle uğraşmayarak aklı başka yerde olmak. Dalga gibi gelmek = Birbiri ardınca, çok çok gelmek. Dalgayı başa almak = Gemi veya sandalın başını dalgaların geldiği yöne çevirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. d ve daha doğrusu Yunan harflerinden delta şeklinde olan Fr. delto’ide. 2. Nil nehriyle başka büyük nehirlerin denize döküldükleri yerde denizin içine uzattıkları üçgen şeklinde arazi. Fr. delta.