Yet ne demek? | Yet anlamı nedir? | Yet

Yet anlamı nedir?

Yet ne demek?

Yet anlamı nedir?

Yet | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (bağlaç) henüz, şimdiye kadar; hala; bir kat daha; yine, nihayet; bile; (bağlaç) amma, ancak, lakin; ve yine; gerçi; bununla beraber. as yet şimdiye kadar. just yet hemen, derhal. not as yet henüz değil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Beceriksizlik, kabiliyetsizlik.

2.Fakirlik, tevâzu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجزیت] acizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موفقيت] başarısızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم رعایت] uymama..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم تأليفيت] uzlaşamama, bir araya gelememe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Adamlık, insanlık.

2.Adamlık, nâmuslu adama yakışır hal.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آدميت] insanlık. 2.adamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıklardan ve illetlerden sâlim ve berî olma.Sıhhatte, afiyette olmak, iâde-i Afiyet etmek = İyileşmek. Afiyet olsun, ola I = Bir şey yiyip içenlere söylenir dua tâbiridir. (Dayak yiyene de bazen istihza yoluyla «Afiyet olsun» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health esenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good health. well being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عافيت] esenlik. âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Birlik, Cenab-ı Hakk’ın birliği, vahdaniyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ait olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of belonging. concern. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation / interest. the state of belonging to. being the property of. concerning / regarding a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azınlık, azlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleniyet, (i. A.), t. Bir şeyin zâhir ve meydanda olması, gizli olmayıp gözönünde olması, alenilik: Mahkeme celselerinin alânîyeti. 2.Her şeyin zâhir hâli, dış görünüşü: Alânîyeti pek Alâ ama iç yüzünü kim bilir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Rivâyet edildiğine, söylenenlere göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ismin has isim olması, alem olmak hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being publicly known. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işin açıkta ve meydanda olması: Müzakeratın aleniyyetine karar verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Amirlik, buyuruculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. Arabiyyât). Arap dili, edebiyatı ve tarihi: Arabiyyet ile uğraşmak; Arabiyyette, Arabiyyâtta geniş bilgi sahibidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödünç, geçici olarak ve iade olunmak üzere alınan şey: Kitap Ariyet verilmez. Ariyet alınan at insanı yarı yolda yaya bırakır. Ariyet almak = İstiare etmek, ödünç almak. Ariyet vermek, iâre etmek = Ödünç vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lend. on loan. gratuitous loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Ödünç olarak, geri verilmek üzere: Bu kitabı filandan Ariyeten aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a loan. for temporary use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İğreti dediğimiz kelimenin doğrusu olmak üzere icat olunmuş fâhiş galat bir kelime olup zaten «iğreti» halis ve fasih bir Türkçe olduğundan, bu garip icada hâcet yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاریت] ödünç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. paleontoloji). Pek irilik; cins ve soy icabından çok ziyade iri olma (fr. geantisme).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arietta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. irritability. pepperiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritability. nervousness. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kendi akraba ve yakınlarını veya vatan, din ve milliyetini müdafaa ve iltizam etmek gayreti, hamiyet, gayret: O adamın asabiyyeti vardır. Asabiyyet-i dîniyye, asabiyyet-i milliyyesi müsellemdir.

2.Asabî mizaçlı olma, sinirlilik.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبيت] sinirlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ayât).

1.Alâmet, nişan, eser.

2.Kur’an-ı Kerîm’de beher sûrenin mürekkep bulunduğu cümlelerin beheri: Ayet-i Kerîme, Ayât-ı Kur’anîye.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse. verse of the Koran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse of the Koran. verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آیت] ayet. 2.işaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın ayetleri. 2.Özellikle Şii mollalarının kullandığı isimlerdendir. Allah’ın göndrermiş olduğu yasalar ve emirl(Erkek İsmi) 3.Mucizeler, hikmetl(Erkek İsmi) 4.İz, nişan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şey veya şahsın aynı veya kendisi olması: Bu malın, bu adamın aynîyyeti anlaşılamadı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عينيت] aynılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Büyüklük hâli (matematik). Cebirde bir rakamın diğerinden büyük olması

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (e. F.) (F be = bağlama edatı, A. gayet = son). Son derecede, pek ziyade: Begayet zeki bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bâdiye ve çölde, çadır altında yaşayan ve konup göçen halkın hali. Çadırda oturma, medeniyyet (şehirlilik) zıddı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدویت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بغایت] çok, son derece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvanlık, hayvana benzerlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهيميت] hayvanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BEŞERİYET) (i. A.). İnsanlık, insanın tabiî hâli: Beşeriyyet icabı. «Beşeriyyet» ile «insaniyyet» arasında çok fark vardır. Beşeriyyet, insanın her türlü tabiî hallerine, insaniyyet ise yalnız faziletlerine ve mânevî büyüklüklerine aittir. Meselâ unutkanlık, korku, iştaha, şehvet gibi haller beşeriyyet; kerem, cömertlik, vefa, kanaat gibi haller ise insaniyyet vasıflarındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mankind. humanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanity. humankind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشریت] insanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Başlama, Ar. bidâ, mübaşeret: Bir işe bidâyet etmek.

2.Evvel, ibtidâ, başlangıç: Bu işin bidâyet ve nihayeti. Mahkeme-i bidâyet = Son devir Osmanlı adlî teşkilâtında davaların ilk ve başlıbaşına görüldüğü mahkeme ki kazalarda ve kaza hükmünde olan yerlerde olurdu. (Bunun üstünde mahkeme-i istînâf ve daha üstte mahkeme-i temyiz vardı).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Başlama, Ar. bidâ, mübâşeret: Bir işe bidâyet etmek.

2.Evvel, ibtidâ, başlangıç: Bu işin bidâyet ve nihayeti. Mahkeme-i bidâyet = Son devir Osmanlı adlî teşkilâtında davaların ilk ve başlıbaşına görüldüğü mahkeme ki kazalarda ve kaza hükmünde olan yerlerde olurdu. (Bunun üstünde mahkeme-i istînâf ve daha üstte mahkeme-i temyiz vardı).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدایت] başlangıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Başlama, başlangıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A.). Mahkeme-i bidâyet marifetiyle ve ilk def’a olarak: Bu davâ bidâyeten görülüp hükmolunduktan sonra istînâf olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Mahkeme-i bidâyet marifetiyle ve ilk def’a olarak: Bu davâ bidâyeten görülüp hükmolunduktan sonra istînâf olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) d] başlangıçta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاشکایت] şikayet etmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعدیت] uzaklık, mesafe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Câhillik. Ar. cehl, Fars. nâdânî: Câhiliyyet alâmetidir. Arabistan tarihinde İslâm’dan evvelki devir ve hal, halkın putperestlikte bulundukları zaman: Zamân-ı CAhiliyet’te, Câhiliyyet şâirleri (yalnız Araplar hakkında kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin ihtiva edici olması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جاذبيت] çekicilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Atacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEM’İYYET) (i. A.) (c. cem’iyyât).

1.Topluluk, bir yere toplanma veya toplu bulunma, dağınıklık mukabili. 2.Hey’et, topluluk, cemaat: Cem’iyyet-i beşeriyye, cem’iyyet-i beşer.

3.İlim ve fenne ait incelemelerde bulunmak maksadiyle teşekkül etmiş hey’et ve meclis, akademi. Fars. encümen: Cem’iyyet-i ilmiyye (ilim cemiyeti), cem’iyyet-i tıbbiyye (tıp cemiyeti), cem’iyyet-i coğrâfiyye (coğrafya cemiyeti).

4.Eğlence için bir yere toplanan halk, düğün: Nikâh, sünnet cemiyeti: Bu evde akşam cemiyet var idi. 5.Sözün birkaç şekilde benzerlik ve münasebeti toplanması; cem’iyyet-i kelâm.

6.(tasavvuf). Zihin ve hatırın yalnız Tanrı ile meşgul olması: Dindarların hepsine cemiyet müyesser olamaz. Cem’iyyet-i hâtır = Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu olması: Cem’iyyet-i hâtır olmadıkça insan zihnen çalışamaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraternity. society. association. community. fellowship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. society. social body. gathering. assembly. party. banquet. community. gemeinschaft. guild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت] topluluk, toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Toplu, dağınık ve perişan olmayan: Cemiyetli bir halde yaşıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(iF. A. cemiyet = toplanma, F. gâh = mekân). Toplanma yeri, toplanılan yer, cemiyet yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت] cemiyet, dernek. 2.topluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت اقوام ]Birleşmiş Milletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Câriyelik hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cibillet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبليت] karakter, yaratılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [جبلتسز] karaktersiz, kötü yaratılışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİDDİYYET) (i. A.). Ciddîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness. earnestness. demureness. devoutness. momentousness. sedateness. severity. solemnity. staidness. starch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austerity. dignity. earnest. gravity. solemnity. seriousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flippant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flippancy. levity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدیت] ciddilik. 2.ağırbaşlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fıkh).

1.İnsanın nefsine yahut Azâsına veya mal veya ırzına taallûk eden yasak fiil.

2.(hukuk) Ağır cezayı gerektiren fiil.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. murder. homicide. killing. crime. enormity. felony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. murder. homicide. killing. crime. enormity. felony. assassination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crime. murder. homicide. felony. foul play. manslaughter. murdrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cinayet denilen ağır cürmü işleyen, cânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cânîye yakışır hal ve surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Cântllk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جنایتکار] câni, cinayet işleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİNSİYYET) (i. A.). Bir kavim ve kabileye mensubiyet, mensup bulunulan kavim ve kabile: Arap cinsiyeti; aralarında cinsiyet birliği vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex. sexuality. gender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex. sexuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexuality. consumer profile. demographics. equal opportunity. gender. image advertising. sex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare ownership. naked possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yakınlık, komşuluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (y. k.). Bir cumhurbaşkanının başında bulunduğu devlet: İsviçre Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rep. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonwealth. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republic. commonwealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Republican Day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cumhuriyet idaresi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهوریت] cumhuriyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cumhuriyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running cost. variable cost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Sarayın kızlar ağasına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zekâ, malûmat, bilgi, ilim ve tecrübe, beceriklilik, iktidar: Dirayetli olduğu için kendisine filan vazife verildi. Yalnız kıdeme bakılmayıp en ziyade dirayete dikkat edilmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. skillfulness. discernment. perception. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Zeka, bilgi, kavrayış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dirâyetli, kavrayışlı, bilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dirayet sahibi, becerikli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bilgili ve kavrama yeteneği olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dirayeti olmayan, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zekâ, kavrayış ve tecrübe yokluğu, iktidarsızlık, beceriksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. tarih). Almanya’yı meydana getiren devletlerin özel parlamentolarına verilen isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. diyyât). Bir yaralama vakasında yaralının yaralı uzvuna bedel suçlunun şer’an vermeye mecbur olduğu mal, kan bahası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diet. regime. regimen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood money. diet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileri de onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten ‘aspartame’ denilen tatlandırıcı, şekerden 200 kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yazan yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekinmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileride onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten “aspartame” denilen tatlandırıcı, şekerden 2 yüz kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekilmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dietician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sedefinden tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EBEDİYYET) (i. A.)

1.Ebedî olan şeyin hali ve sıfatı, daimîlik, müebbetlik, zevalsizlik.

2.Sonsuz, gelecek zamanın hâli: Ebediyyeti düşündükçe akla durgunluk gelir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. endlessness sonsuzluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیت] sonsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saflık, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Ecnebilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Daha faziletli olma. Ar. rüchân: Sünnîler, Hazret-i Ebûbekir’in halifeler arasında efdaliyyetine karar vermişlerdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احدیت] birlik. 2.Tanrı’nın birliği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMMİYYET) (i. A.) (Büyütme ismi olan «ehemm»e masdar edatı katılarak yapılmış yeni kelimedir. Tek y ile söylenir). Mühimlik, ağırlık, ye ğerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam: İşe ehemmiyet vermek, üstünde ehemmiyetle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence önem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim, değerli, ağır. Üzerinde durulması lüzumlu: Ehemmiyetli mesele, ehemmiyetli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. consequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهميت] önem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLIYYET) (i. A.) (ehl ile masdar edatından mürekkep).

1.İktidar, işin ustası olma: Ehliyeti müsellemdir. Eshâb-ı ehliyyettendir = Ehliyet sahiplerindendir.

2.Ehliyet vesikası, ehliyetnâme: Şöförlük ehliyetini aldım.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's licence. driver's license. driving licence. licence. competence. competency. qualification. proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licence. efficiency. capacity yeterlik. uzluk. driving licence. driver's license sürücü belgesi. ehliyetname.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's license. driving license. capacity. competency. efficiency. ability. adequacy. capability. competence. credentials. licence license. proficiency. qualification. ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. 2.Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3.İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehliyeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. having a licence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. talented. fit for office. having a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLİYET-NAME) (i. A. F.). Ehliyeti belirten vesika, şöförlük vesikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ehliyeti olmayan.

2.Ehliyetnamesi olmadan vasıta kullanan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlicenced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. incompetent. unqualified. not having a license. unfit to plead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetence. disability. inadequacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اهليت] beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. 3.yeterlilik belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ucuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Akalliyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقليت] azınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek mükemmel ve kusursuz olanın hal ve sıfatı, kusursuzluk, mükemmellik: Fuzulî’nin şiirde ekmeliyyeti kabûl edilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekremlik, ekrem olma hali. (bk.) Ekrem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EKSERİYYET) (i. A.).

1.En büyük kısım, çokluk.

2.Bir topluluk ve heyetin yarısından fazlası: Bu taburda ekseriyet Ankaralılar’dadır.

3.Bir mecliste üyelerin verdikleri reylerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü: Mahkemede ekseriyet benim lehimde idi. Bu görüş mecliste ekseriyeti kazandı. Ekseriyyet-i Arâ = Bir mecliste verilen reylerin çoğu ve bunların üstünlüğü: Bu mecliste ekseriyet-i Arâ ile karar verilir. Ekseriyyet-i mahzâ, mutlaka = Mutlak bir ekseriyet. Ekseriyyet-i sülüsân = Ekseriyet kazanacak tarafın en az mevcudun üçte ikisi miktarında bulunması şartıyle olan ekseriyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majority. generality. plurality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

largely. generally. mostly. usually çoğunlukla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generally. usually. mostly. with a majority of votes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت] çoğunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Reylerin, oyların çokluğu, en az yarıdan bir fazlası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت آراء] oy çokluğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Yarımın bir fazlasıyle elde edilen ekseriyet, mutlak ekseriyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت مطلقه] çoğunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fizik). Elektrikleşme, elektirikleştirme, elektrik husulü. Osm. gehrubâiyyet (uydurma bir Osmanlıca kelimedir). Kabil-i elektrikiyyet: = Elektrikleşebilen (cisim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ELEKTROMAGNETİK (i. Y. fizik). Elektromanyetizması olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic. electromagnetics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electromagnetic force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

ELEKTROMAGNETİZMA (i. Y. fizik). Elektrik akımının kendi civarında manyetik bir alan meydana getirmesi vasfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Elektrikli aletler ve enerji nakil hatlarından yayılan radyasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek lüzumlu ve gerekli olan şeyin hali. Son derecede lüzum, gereklilik: Bu iş elzemiyyet tahtındadır (Arapça olmayıp benzeterek uydurulmuş kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EMNİYYET) (i.) (zaten mastar olan «emn» e masdar edatı katılarak yapılmış yanlış bir kelime olup Ar. değildir).

1.Eminlik, korkusuzluk: Geceleri emniyeti muhafaza için bekçiler gezer.

2.Güvenme, itimat. Ar. vüsök: O adama emniyet caiz değildir. Bu adam emniyete şayandır. Ben kendisine emniyet ettim. Emniyeti suiistimal etmek = Başkasının emniyet etmesinden faydalanarak dolandırmaya kalkışmak. Emniyyet-i umûmiyye = Bir memleketin asayiş ve zabıta işleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety. security. reliability. reliance. police station. credit. safekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety. security. confidence. trust. belief. the police. the law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. reliance. safety. security. surety. trust. reliability. protection. check. lock. emergency. belief. the police. the law. safety catch. back up. faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law enforcement leader. police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to trust. to entrust. to rely upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt. seat belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheel lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check lock. guard lock. safe lock. safety lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety-valve. safety valve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Emniyet ve Asâyişi yerinde olan: Emniyetli yerdir.

2.İtimada şâyân, emin: Emniyetli adamdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. secure. trustworthy. reliable. admissible. allowable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. secure. trustworthy. reliable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Emniyet ve Asâyîşten uzak.

2.Emniyet ve itimada lâyık olmayan: Emniyetsiz adamdır.

3.Kimseye emniyet ve itimad etmeyen.

4.(halk dilinde yanlış olarak) Ehemmiyetsiz yerine de kullanılır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecure. unsafe. untrustworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsafe. untrustworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Emniyet ve Asâyiş eksikliği. 2.İtimada lâyık olmayış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecurity. lack of confidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امنيت] güvenlik. 2.emniyet teşkilatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğrusu enâniyyet’tir. (bk.) Enâniyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. enâ = ben, zamir, birinci şahıs). Benlik, gurur, hodbinlik, egoistlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Erken gel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’yı taklid ederek Türkler’in yaptıkları bir kelimedir). Evlâtlık, Ar. bünüvvet: Evlâdiyyetle şartlı = Babadan oğula kalmak şartiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («evlâ» ism-i tafdîline masdar edatı katılarak Türkler’ce yapılmış kelime). Daha lâyık ve münasip olma. Ar. rüchân, takaddüm: Bu işte evleviyyet vardır; falan bu işe evleviyyetle lâyıktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اولویت] öncelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köpek dişi, göz dişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ezelîlik, geçmişte başlangıçsıztık: Tanrı’nın ezeliyyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازليت] ezellik durumu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.incitme, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ: Eziyet etmek, vermek.

2.Zahmet, meşakkat: Eziyet çekmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torture. torment. pain. grind. gnawing. grinding work. infliction. maltreatment. oppression. persecution. punishment. vexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infliction. oppression. persecution. torment. cruelty. ill treatment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. torture. cruelty. injury. pain. hurt. suffering. infliction. punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppress. torment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torment. to torture. harrow. maltreat. pain. tantalize. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zahmetli, meşakkatli, çok ağır ve yorucu: Eziyetli bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذیت] üzme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faal olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. bustle. activity. business. doing. doings. service. strenuousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. bustle. activity. business. doing. doings. service. strenuousness. movement. play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. working order. action. agency. energy. goings on. play. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فائقيت] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yapan ve işleyen adamın hâli. Ar. Amiliyyet.

2.Müessirlik, tesir: Bu İlâcın fâiliyyeti tecrübe edilmiştir:


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاعليت] etkenlik, aktivite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Fânilik, ölümlülük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فعاليت] hareketlilik, çalışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individuality. individualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Teklik, birlik. Fr. individualite. (bk.) Vahdâniyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فردیت] bireylik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). At yetiştirip terbiye etmek ve binmek işi (ferâset de denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.).

1.Görme bozukluğu.

2.Göz yanılması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i. A.). Galiplik, galip gelme, yenme, üstünlük, kazanma, mağlûbiyet mukabili: Galibiyet bizim tarafta kaldı. Biz galibiyete nâil olduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victory. win. triumph yengi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victory. predominance. triumph. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غالبيت] zafer, ağır basma, yenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. gayât) (Arapça terkiplerde gaye şeklinde de kullanılır).

1.Son, bitim, nihayet. Fars. encâm: Bu işin gayeti budur.

2.Netice, maksat, Fars. merâm: Bunun gayeti nedir?

3.(Türkçe’de) Çok, ziyade, son derecede, nihayet derecede: Gayet büyük, gayet güzel. Gayetle, gayette = Son derece: Gayetle yüksek bir minare. Gayette güzel bir bahçe. Begayet = Son derecede: Begayet faydalı bir kitap. Bigayet, bi-gaye, bî-gayât = Sonsuz, pâyânsız, pek çok, hesapsız, hadsiz. Gayet-ül-gaye = En son derecede, Ar. nihâyet-ün-nihâyet: Günde gayet-ül-gaye dört ders okunabilir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite. very amaç. erek. hedef. very. extremely. greatly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very. extremely. greatly. immensely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غایت] son. 2.çok. 3.son derece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Sonsuz, pâyânsız, nihayetsiz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrılık, gayrılık, başkalık. Fr. altirit4.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غيریت] gayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi botanik). Kamburluk, yumruluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizli, saklı olarak, gizlice.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration committee. arbitration committee / commission / board. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKİMİYYET) (i. A.). Hâkimlik, Amirlik. Devletin, ülkesi ve ahalisi üzerindeki iktidarı, yüksek ve siyasî iktidar, Fr. souverainetö.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty. domination. dominance. command. control. dominion. imperium. raj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. control. domination. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکميت] egemenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.) (Türkler’in Ar. kaide ile yaptıkları bir kelimedir). Hakka yakın muamele, hakka uyma ve tâbi olma, adalet, insaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity nasfet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقانيت] doğruluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adalet ve insafa yakın olan, Adil, Adilâne: Hakkaniyetli adam; hakkaniyetli karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالقيت] yaratıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaratıcılık, yaratmak hal ve sıfatı: Halıkıyyet yalnız Tanrı’ya mahsustur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hâlislik, saflık, temizlik, doğruluk, hilesizlik: Benim sözümün, kalbimin hâlisiyyeti açıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hamiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriotism. public spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Milli onur ve haysiyet. 2.İnsanlık, fazilet. 3.İzzeti nefs.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in public spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanın memleketini, aile ve yakınlarını tecavüz ve hakaretten himaye ve muhafaza etmesi gayreti. Hamiyyet-i cahiliyye = Hak, hakikat ve kanuna karşı bâtıl itikatları muhafaza etmek gayreti, taassup, Fr. fanatisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hamiyyetmendân). Hamiyet sahibi, hamiyyet sahiplerinden olan, hamiyyetli: Hamiyyetmendân ahali tarafından yapılan bağışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamiyetli adama yakışır surette, hamiyetle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamiyet sahibi, hamiyet sahiplerinden olan. Osmanlı devrinde Tanzimat’tan sonra askerlerde mülâzım (teğmen) rütbesinde ve mülkiyede ona eşit rütbede bulunanlara verilen unvandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Ekşilik, kekrelik.

2.(kimya) Bir cismin ekşi olması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uydurma bir kelime olup, Arapça’da harâb kelimesi zaten masdardır). Viranlık, haraplık, bir bina veya mamurenin yıkık çökük halde bulunması, Ar. indirâs: Pompei şehrinin harâbiyyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASİYYET) (i. A ).

1.Bir şeya ait olan hal, kuvvet ve tesir.

2.Böyle bir kuvvet ve tesiri olmak fazileti: Bu meyvenin bir hasiyyeti var mıdır? Bu adamın hiçbir hasiyyeti yoktur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wholesome. nourishing. healthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Hasiyyeti, itibarı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T ). Hasiyyeti olmayan, itibarsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotionality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling. sensibility. sentiment. sensitiveness. sensitivity. touchiness. susceptibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitivity. sensitiveness. touchiness. oversensitivity. sensibility. susceptibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

ISO ile ölçülür ve fotoğraf makinesinin ışığa karşı hassaslık derecesini belirtir. Fotoğraf makinelerinin çoğunda hassasiyet, alanın parlaklığına göre otomatik olarak ayarlanır. Birçok makinede manuel ayar da yapılabilir. Zayıf ışık koşullarında genellikle yüksek ayarlar kullanılır, ancak çok yüksek ayarlar görüntü parazitini arttırır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hassaslık, duygululuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حساسيت] hassaslık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Duymak hassası, duyucu olanın hâli, duygululuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Korku, ürperme, Ar. havf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خشيت] korkma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خشيت انگيز] korku salan, korkunç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Canlılık, yaşama belirtisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAYSİYYET) (i. A.). Değer, itibar, kadir, şeref: Haysiyetini muhafaza etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honor. honour. pride. dignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pride. self-respect. personal dignity. honour. honor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respect. personal dignity. amour propre. self-esteem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şeref, onur, itibar, değ(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline committee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, kadir ve itibar sahibi, muhterem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dignified. self-respecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respecting. proud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, kadir ve itibârı olmayan, itibarsız: Pek haysiyetsiz bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undignified. dishonourable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in self-respect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of self-respect. corruption blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيثيت] şeref, onur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hayvanlık, canlı hal ve sıfatı.

2.Akıl ve idrâke ve insanlığa ait olmayıp, insanın hayvanlardan olması sıfatiyle olan hâl: Bu adamın hayvâniyyeti galip; şehvet, hayvâniyyet icaplarındandır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Armağan suretiyle, pişkeş olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committee. mission. commission. group. board. college. corps. deputation. panel. posse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. college. commission. committee. corps. retinue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. committee. group. delegation. board. form. shape. council. staff. deputation. party. round table. body board. battery. astronomy. system. corps. coterie. posse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hey’et

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت اجتماعيه] toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت مجموعه] genel, tüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت معلمين] öğretmenler kurulu

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Doğru yolu arama, doğru yola girme.

2.Tanrı tarafından birinin kalbine ilhâm olunan hak yolunu aramak arzusu: Kendisine hidâyet geldi. 3.Hak dini, islâm dini.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the right way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدایت] doğru yolu gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Hak yoluna doğru yola girme. 2.Müslüman olmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

doğru yolu göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bu Arapça kelimeyi de Osmanlılar yapmışlardır). Mısır valiliği, Mısır valisinin sıfatı, vazifesi ve idaresinde olan yerler: Mesned-i hıdîviyyete geçmiştir. Hıdîviyyet-i Mısrıyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hıdîviyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) hikâye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکایت] öykü, hikaye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Bir hal ve huyun hılkî, doğuştan olması: İyi huyların hılkıyyeti münakaşa mevzuudur (hilkat yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Koruma, korunma.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Amplifikatör, sinyalleri doğrudan kafa biriminin hoparlör çıkışlarından alabilir. Bu, kafa biriminde özel bir pre-amp çıkış olmasa bile yüksek güç çıkışı sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

juridical personality legal status. legal personality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ferdin hem erkek, hem dişi olması. Bitkilerde de olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜRRİYYET) (i. A). Esir ve köle olmayıp tamamen hür ve müstakil olma, Azâdlık: Hürriyyet-i şahsiyye = Şahıs hürriyeti. Hürriyy»t-I mezhebiyye = Mezhep hürriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence. liberty özgürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hürlük, serbestlik. 2.İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will / intention / faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in good faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ NİYYET) (i. A.). İyi niyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HUSÜSIYYET) (i. A.).

1.Hususîlik, umumî olmayıp hususî olan şeyin hal ve sıfatı: Bu yazının maksadı hususiyetinden bellidir.

2.Bir adamın şahıs ve zâtına ait ve bağlı olma, mensubiyet: O zâta eskiden hususiyetim vardır.

3.Birine mehsus olma, ayrıca bir halde bulunma: O adamın husûsıyyet-i ahvâli vardır = Kendine mahsus hal ve tavrı vardır. ‘


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peculiarity. special feature. characteristic. intimacy. close relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوصيت] özellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) özellikle, hele hele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜVİYYET) (i. A.) (Osmanlıların yaptığı Ar. kelimelerdendir).

1.Mahiyet, gerçek.

2.(hukuk) Bir adamın aranılan veya olmak iddiasında bulunduğu şahıs, olması, hüviyetini isbat edemedi; tutulan adamın hüviyeti daha gerçekleşmedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identification. identity. identity card. character. essence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identify card indentity. character. quality. identification. identity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identity / identification card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریت] özgürlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هویت] asıl, kimlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

village council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليت] nedensellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inâyât).

1.Dikkat, gayret, çalışma, yardım.

2.Lutuf, iyilik, Osm. kerem, ihsan: Lutuf ve inayetinize sığınıyorum. İnayet ola = Sadaka verilmeyen dilencileri uzaklaştırmak için kullanılır. «Allah’tan sana inâyet olsun» mânâsındadır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessing. grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindness. benevolence. grace of God. blessing. charisma. grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنایت] iyilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Dikkat. 2.Gayret, özenme. 3.Lütuf, ihsan, iyillik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Lütfeden, yardım eden, lutuf ve kerem sahibi. Osm. kerem ve muavenet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnayetti kimseye yakışır şekilde, lutufkârâne, merhametle. Lutuf ve keremle: Inâyetkârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Lutuf ve keremle, lütfen: Inâyeten bu ricamı kabul buyrun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Lutuf ve kerem sahibi. Nesir dilinde devletlû ile beraber DArüssaâdet’-iş-Şerife ağasıiçin söylenirdi: Devletlû, inâyetlû efendim hazretleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın lütfü. Allah’ın ihsanı. İnayetullah Kenbu: Şah Cihan dönemini anlatan, Şahcihanname isimli yapıtın sahibi. Hintli tarihçi, yazar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İNSANİYYET) (i. A ).

1.İnsana yakışır vasıf ve faziletler, iyilik, iyi niyetlilik: Sizde hiç insaniyyet yok mudur? İnsaniyet böyle yapmayı gerektirir. Bunu insaniyet namına yapıyorum.

2.Bütün insanlar, Osm. nev’-i beşer: İnsaniyete hizmet etmek. İnsaniyet için düşünen bir adamdır


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanity. mankind. human kind. humaneness. kindness. being human.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyeti olan, insana yakışır vasıf ve faziletleri bulunan, vicdanlı, iyiliksever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humane. kind. benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyeti olmayan, yalnız menfaatlerini düşünüp insaniyet hissiyle bir şey yapmayan, mürüvvetsiz, iyiliği dokunmaz: Çok insaniyetsiz adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhuman. cruel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), insaniyet yokluğu, insanî hisler ve vicdana zıt ve yalnız maddî menfaatlere bağlı hal ve hareket: O adamın insaniyetsizliğini herkes bilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhumanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhumanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انسانيت] insanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارثيت] kalıtımsallık, irsîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hıristiyanlık, Hıristiyan dini.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عيسویت] Hıristiyanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSLAMİYYET) (i.).Türkler’in «islâm, İslâm dini» mânâsında kullandıkları yanlış kelime.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسلاميت] müslümanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ikiden ibaret olma hali, İkilik, Fr. dualiti.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğrafçılıkta ISO sayıları, bir fotoğraf filminin hassasiyetini göstermektedir. Uluslararası Standartlar Örgütü (ISO), eski ASA ve DIN numaralarının yerine, ISO 100/21° gibi sayılar içeren yeni bir sistem kullanmaya başladı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Geleneksel filmli fotoğraf makinelerinin ISO ayarlarını gösteren beş ayar mevcuttur: ISO 100, 200, 400, 800 ve otomatik. Bu sayede fotoğrafçı, kolayca doğru hassasiyet seviyesini belirleyebilmekte ve zorlu koşullarda en iyi görüntüyü elde edebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Geleneksel filmli fotoğraf makinelerinin ISO ayarlarını gösteren dört ayar mevcuttur: ISO 100, 200, 400 ve otomatik. Bu sayede fotoğrafçı, kolayca doğru hassasiyet seviyesini belirleyebilmekte ve zorlu koşullarda en iyi görüntüyü elde edebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müstakil olma, istiklâl halinde bulunma, başlı başına buyruk olma, bağımsızlık (Türklerin yanlış yaptıkları bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will. good faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paved with good intentions. well intentioned. well meant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity. relativity bağıntıcılık. görecilik. rölativizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bağlılık.

2.İlgi. İzâfiyyet nazariyesi = Eirstein’in ünlü nazariyesi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافيت] görecelilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.).

1.İşe yatkınlık.

2.Bir dış tesiri alma gücü, kabul edilebilir olma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talent. gift. skill. accomplishments. capability. capacity. aptitude. aptness. dower. faculty. flair. instinct. prerogative. quality. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. vocation. capability. aptitude. competence yetenek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capacity. faculty. efficiency. possibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قابليت] yetenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabiliyeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

able. capable. competent. skilful yetenekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent. capable. talented. gifted. skillful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İstidatsız, gayrı müstait, kabiliyeti olmayan: Okumaya karşı pek kabiliyetsiz.

2.İktidarsız, liyakatsiz, İşinin ehli olmayan, Osm. gayrı muktedir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. untalented yeteneksiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. untalented. unable. helpless. ill. ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İstidatsızlık, istidat yokluğu: O çocuğun tahsil ve terbiyeye kabiliyetsizllği anlaşıldı.

2.İktidarsızlık, Osm. adem-i iktidar, adem-i liyakat: O adamın kabiliyetsizliği zaten belliydi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapability. incapacity. inability. inaptitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overwhelming majority. crushing majority. whooping majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür.

Sol Kalp Yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır.

Sağ Kalp Yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır.

Kaonjestij Kalp Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır.

Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir:

- Sigara içmeyin

- Yemeklere fazla tuz koymayın.

- Uykularınızı ihmal etmeyin.

- İstirahat edin ama devamlı olarak yatmayın.

- Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert etmeyin.

Ayrıca aşağıdaki reçetelerden dilediğinizi kullanın.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı nane konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülüp, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Bir kararın kanun ve nizam halini alması: Bu lâyihanın kanunlyyeti tasdikine bağlıdır.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca, musiki). İspanyol raksında kullanılan vurma Aleti ki, geliştirilmiş bir çeşit çâr-pâre (çalpara) dır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castanets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castanet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعيت] kesinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakıcılık, Fr. causticiti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوميت] kavimlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMMİYYET) (i. A.) (c. kemmiyyât) (kaç demek olan «kemm» den; Ar. tekiplerde: kemmiyye).

1.Miktar, adet: Meçhul kemiyet.

2.e. (gramerde) Bir kelimenin teklik, ikilik veya çokluk olması, sayıca olan farkı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quantity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.iğrenme: Kerâhetle, Ar. maal-kerâhe.

2.İstemeyerek ve mecburiyet altında bir şey yapma, cebir, zorlama.

3.(fıkh) islâm dininde harâm olmadığı hade harâme yakınlığı olan şeyin hâli ki, bunlara mekrûh denir. Vakt-i kerahet (akşamcıların dilinde) = Akşam üzeri içki vakti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secrecy. caginess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hugger mugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEYFİYYET) (i. A ).

1.Bir şeyin nasıl olduğu hâli, meselâ bir malın iyi veya kötü olması, hal: Bu işin, bu malın keyfiyeti. 2.Bir isim veya fiilin müzekker veya müennes olması.

3.Bir olayın cereyanı: Keyfiyeti tafsilâtla yazdı.

4.Madde, husus, iş, vak’a, macera: Keyfiyetin araştırılıp bildirilmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. circumstance. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of affairs. situation. matter. affair. condition. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيفيت] nitelik

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيفيت] nitelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufficiency. efficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufficiency. adequacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کفایت] yeterli olma. 2.yararlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yetişme, el verme, kafi gelme. 2.Bir işi yapabilecek yetenekte olma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to suffice. to be enough. settle for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Yetişme, yetişir miktarda olma: Bu kadar kifâyet eder; kifâyet miktarı. Derece-i kifâye = Yetişecek miktar ve derece.

2.İktidar, liyakat, ehliyet, bir işe yetip başkasına ihtiyaç göstermeme; O adamın kifâyet! vardır, kifâyeti kabûl edilmiştir (Iktifâ ve kanaat mânâsıyle «kifâyet etmek» demek pek doğru değildir, «Iktifâ demeli).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeterli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yetersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inadequate. insufficient. incompetent. inconclusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insufficiency. inadequacy. inadequateness. deficiency. inability. penury. poverty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yetersizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Angola ile Gabon arasında.

Coğrafi konumu: 1 00 Güney enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 342,000 km².

Kara: 341,500 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 5,504 km.

sınır komşuları: Angola 201 km, Kamerun 523 km, Orta Afrika Cumhuriyeti 467 km, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,410 km, Gabon 1,903 km.

Sahil şeridi: 169 km.

İklimi: Tropikal iklim hakimdir. Mart - Haziran ayları arası yağış mevsimi, Haziran - Ekim ayları arası kuru mevsimdir; yüksek sıcaklık derecesi ve nem oranı değişmezdir.

Arazi yapısı: Kıyı boyunca ovalar, güneyde havzalar, orta kısımda yaylalar, kuzeyde havzalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Berongou Tepesi 903 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, potas, kurşun, çinko, uranyum, bakır, fosfatlar, doğal gaz, hidro güç.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %1.45.

Sürekli ekinler: %0.15.

Diğer: %98.4 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Mevsimsel su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,702,314 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.62 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.98 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 85.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 52.8 yıl.

Erkek: 51.65 yıl.

Kadın: 53.98 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.07 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %4.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 90,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 9,700 (2003 verileri).

Ulus: Kongolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kongo %48, Sangha %20, M’Bochi %12, Teke %17, Avrupalılar 8,500.

Dinler: Hıristiyanlık %50, animizm %48, Müslümanlık %2.

Diller: Fransızca (resmi), Lingala ve Monokutuba, diğer yerel diller ve lehçeler (Kikongo en çok kullanılanıdır).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %83.8.

Erkek: %89.6.

Kadın: %78.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kongo Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique du Congo.

Eski adı: Orta Kongo, Kongo/Brazzaville, Kongo.

ingilizce: Congo, Republic of the.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Brazzaville.

İdari bölmeler: 9 bölge ve 1 başkent; Bouenza, Brazzaville, Cuvette, Kouilou, Lekoumou, Likouala, Niari, Plateaux, Pool, Sangha.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1960 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Ağustos (1960).

Anayasa: Eylül 2000.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BDEAC, CCC (Gümrük İşbirliği Konsey


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malevolence. malicious. mala fide. bad faith. bad intention. bad will. ill- will. wicked will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jaundiced. malevolent. malignant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mala fide. malevolent. in bad faith. baleful. corrupt intent. malicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Krallık: ingiltere kraliyetle idare olunur (galat bir kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

royal. kingdom. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingdom. kingship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدسيت] kutsallık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدسيت شکن] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı saygısız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kutsallık, mukaddestik, azizlik, muazzezlik: Kâbe’ye yaklaşılınca bir kudsiyet duyulur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activities behind the scenes. lobby. lobbying. lobbying activites.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a lot of. a great deal of. great. vast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar. tâbirlerde «külliyye» şeklinde de kullanılır).

1.Bir şeyin umûmî olması, bütünlük. Bu defa güneş külliyetle tutuldu.

2.Bol, çok, toptan olan şeyin hâli: Bu sene ekin külliyyet üzere oldu. Külliyyetle koyunlar geldi. 3.Eskiden medrese ve müştemilâtına külliye de denirdi. Bi’l-külliyye = Bütün bütüne.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok, bol: Anadolu’dan külliyetli buğday elde edilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in Arapça «kurb» masdarından yaptıkları bir kelimedir). Yakınlık, yakın olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı Arapça bir kelimedir) (astronomi). Pusla ibresinin kutba doğru dönmek hassası, Fr. polarit£.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiness kutsallık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yetecezzâ = tecezzî’den geniş zaman). Parçalanmaz, bütün. Cüz’i lâyetecezzâ = Artık bölünmesi mümkün olmayan küçük parça, atom.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yetegayyer = tağyîr’den geniş zaman). Değişmez, daimî surette bir halde bulunan: Lâyetegayyer bir haldedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایتجزا] parçalanmaz, ayrılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایتغير] değişmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا یتناهی] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا یتزلزل] sarsılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeni doğmuş çocuğun çamaşırları ile elbiseleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مادیت] maddîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدوميت] yokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sonradan yapılmış bir kelimedir). Yokluk, yok olma: Anka kuşunun mâdûmiyyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغدوریت] haksızlığa uğrama, mağdur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sonradan türetilmiş kelime).

1.Mağdur olan adamın hâli, kendisine haksızlık edilmiş veya zarar ve ziyana uğramış olanın hâil.

2.Muhtaçlık: Mağdûriyyetine merhameten.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAĞLÜBİYYET) (İ.A ).

1.Yenilme, mağlûb olma, mağlûb olanın hâli, galibiyyet zıddı: Rus ordusu büyük bir mağlûbiyete uğradı.

2.Bir kuvvetin hüküm ve zoru altında bulunma, zebunluk: Nefsine, şeytana mağlûbiyyet iyi şey değildir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kederli ve mahzun olma.

2.Havanın kapalı ve bulutlu olması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), t. Bir şeye güvenip aldanma.

2.Övünme, kibir, azamet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahbusluk, mahbus bulunanın hâli ve mahbus kaldığı müddet: Mehbusiyyeti iki sene sürdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shyness. bashfulness. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محجوبيت] utangaçlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Örtülü olan şeyin hâli. 2.Utanma, arlanma, mahçupluk: Mahcûbiyyet çok defa yükselmeye engel olur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHİYYET) (I. A.). Bir şeyin neden ibaret olduğu, gerçek, asıl, hakikat, Ar. künh: Bunun mahiyeti nedir? Mahiyetini anlayamadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true nature. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true nature. essential character. composition. property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماهيت] asıl, esas, içyüzü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A).

1.Mahkûm olma hâli: Hiçbir mahkûmiyeti yoktur.

2.Hüküm giyilen müddet: Mahkûmiyetini bitirmeden öldü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğrudan vârisi olmadığı halde öleh adamın evkafa, hazineye ait olan emlâkinin hâli: Bu evin mahlûliyyeti bence meçhuldür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privacy. intimacy. confidentiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidentiality. intimacy. privacy. confidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Nikâh düşmediği için kendisinden kaçılmayan adamın hâli; hareme girebilme: Mahremiyyetten faydalanarak vakitli vakitsiz yanına gidebilirdi. 2.Teklifsizlik, sırları bilme: Kendisini mahremiyyete almıştı.

3.Sır saklayıp herkese açılmayan bir şeyin hâli: O sözün, o işin mahremiyyeti çok sürmedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHRÜMİYYET) (i. A.). Nasipsizlik: Terbiyeden mahrumiyet çok kötü bir şeydir; o, kimsenin mahrumiyetine razı değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deprivation. privation. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privation. deprivation. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bereavement. deprivation. being bereft of. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروميت] yoksunluk, mahrumluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahrut (koni) şeklinde olma: Bu tepenin mahrutiyyeti iyice belli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHSÜSİ YYET) (i. A.). Mahsûs olma, mahsûs olan şeyin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar.’ya benzetilerek Türkler tarafından yapılan kelime). Kendini hiçe sayma, kendine ehemmiyet vermeyiş, fazla tevazu: Muktedir adamdır ama çok mahviyet gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tasa, kaygı, keder, gam, dert, hüzün: Bu kadar mahzûniyyete sebep yoktur: Yüzünde mahzûniyyet eserleri görünüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Memnuniyet, hoşnutluk: Okuduğu kitap çok mahzûziyyet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tarafa eğilmiş olan şeyin durumu. Ar. inhirâf, inhinâ: Bu çizginin, bu sathın mâiliyyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAİYYET) (i. A ).

1.Beraberlik, birlik, arkadaşlık, refakat: Filânın maiyyetinde geldi: Beraberinde, filânla birlikte.

2.Yan, ind, nezd: Uç yıl onun maiyyetinde bulundu.

3.Bir Amirin emrinde bulunma, bağlılık: Vali maiyetinde; elçiliğin meiyyet vapuru.

4.Bir Amirin emrinde ve eşliğinde bulunan hey’et: Maiyyetiyle beraber geldi; maiyyetl çok idi: Maiyyetini pek iyi kullanıyor. Malyyet mamuru = Kendi başına hareket etmeyip bir Amire tâbî olan memur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retinue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. retinue. attendants. entourage. escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. entourage of a high official. attendance. attendants. retinue. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معيت] birlik, beraberlik, yanında bulunma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavuşuk ve bitişik olma, yakınlık, Ar. kurb: Bu haberin doğruluğa makrûniyyeti hâlinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Akla yakın ve akıl ile anlaşılan şeyin hâli: Bu maddenin mâkuliyyeti açıktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مالکيت] sahip olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Mâlik ve sahip olma, tasarruf: Bu ormana mâlikiyyet iddiasındadır.

2.Tasarruf hakkı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MALİYYET) (i. A ). Bir şeye, yapılıp bitirilinceye kadar sarfedilen para, bir şeyin mal olduğu para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost. damage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. disablement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. being disabled. disablement. invalidism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İlleti olan, hastalık, sakatlık, kötürümlük: Mâlûliyyeti olan kimse askere alınmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilinen ve öğrenilmiş olan şeyin hâl ve sıfatı, malûm olma; bilinme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معموریت] bayındırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meskûn ve mâmûr yerin hâli, Ar. umrân: Vaktiyle Irak’ın mâmûriyyeti fevkalâdeydi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (yeni kelime). Allah’ın Inayetiyle galip ve muzaffer olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Mıknatısla alâkalı, mıknatıs özelliği bulunan. Manyetik alan = Bir mıknatıs Kuzey Kutbundan (N) çıkıp dağıldıktan sonra, tekrar toplanarak Güney Kutbundan (S) içeri giren kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr.). Mıknatıs özelliğine sahip tabiî demir oksit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.).

1.Bir mıknatıs alanındaki fizik hadiselerini sağlayan kuvvet.

2.Telkin ve hipnoz olayları ile bunların nazariyelerine verilen ed.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnetism. mesmerism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnetism. mesmerism. hypnotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnetism. mesmerism. hypnotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. fizik), içinde bir mıknatıslı demir bulunen ve elektrik üretmekte kullanılan makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magneto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magneto. hand generator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Masdarın ifade ettiği mânâ: :«mek-mak» masdariyyet edâtıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. maâsî). Günah: Mâsiyetten kaçınırım («İsyan» mânâsıyla dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معصيت] günah. 2.isyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aşk ile sevilen şahsın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

innocence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean hands. immunity. innocence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معصوميت] masumluk, suçsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Günah ve suçtan bert olma, mâsum olma hâli, mâsumluk: Masumiyeti ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Osmanlılar’ca yapılmış bir kelimedir). Masunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Osmanlılar’ın yaptığı bir kelimedir) (fizik). Bir cismin mâyt halinde yani su gibi akıcı halde ölmek hassası: Cıvanın mlyilyyetl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şereflenme, elde etme: Bu saadete mazhariyet büyük bir şeydir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظلوميت] mazlumluk, zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Zulme uğrama hâli: Mazlûmiyyetini söylüyordu.

2.Sessizlik, çekingenlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mâzûl olanın hâl ve sıfatı, mâzulluk: Mâzûliyyet maaşı, mâzûliyeti çok sürmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Mâzûr olanın hâli, özür: Gösterdiği mâzûriyyet makbûl değildin,

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبذوليت] bolluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bolluk, çokluk. Ar. kesret: Meyvenin mebzûllyyetl.

2.Bol verme, esirgememe: Lutuf ve ihsânının mebzûllyyeti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MECBURIYYET) (i. A.). Mecbur olma, mecburluk, zor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obligation. compulsion. exigence. exigency. indispensability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obligation. compulsion. necessity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being forced to. being compelled to. to have to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجبوریت] zorunluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهوليت] bilinmezlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilinmeme, bilinmeyiş, bilinmeyen şeyin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tutkunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mecnunluk, delilik, cinnet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEDENİYYET) (i. A ). Medenî olma, belirli bir kültür çevresi teşkil etme: ilkçağ medeniyetleri, Avrupa medeniyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization. culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization. civilization uygarlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncivilized. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدنيت] uygarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مفلوجيت] felçlilik. 2.kıpırdayamama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mefsûh olma, hükümsüzlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفتونيت] tutkunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meftunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Uzaklık, ayrılık.

2.Bırakılıp unutulma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İğrençlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir Hıristiyan mezhebi ve o mezhebe tâbi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Kölelik, kulluk, Fars. bendegî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منوعيت] yasak olma hali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Memnû olma, yasak olan şeyin hâli ve sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( MEMNÜNİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir).

1.Minnet altında bulunma, minnettarlık.

2.Sevinç.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure. gladness. satisfaction. contentment. contentedness. gratification. complacence. complacency. content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfaction. pleasure. gladness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure. satisfaction. gratification. joy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممنونيت] memnunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with pleasure. gladly. with open arms. fain. lief. nothing loath. nothing loth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gladly. eagerly. willingly. with pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gladly. with pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

displeasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

displeasure. dissatisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

displeasure. discontent. disgust. dissatisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ME’MÜRİYYET) (i. A.).

1.Bir adama emir ve havale olunan devlet işi, birinin yapmakla görevli bulunduğu iş: Memuriyetle Anadolu’ya gitti. 2.Maaşla gördürülen devlet işi, hizmet, vazife, makam: Bir memuriyete tayin olundu, kaymakamlık, ehemmiyetli bir memuriyettir, bir memuriyet bulamadı. Me’mûriyyet-i mahsûsa = Hususî şekilde bir adama emir ve havale olunan iş: Me’mûriyyet-i mahsûsa ile Almanya’ya gönderildi. Me’mûriyyet-i fevkalâde = Hususî şekilde verilen ehemmiyetli ve geçici görev. Ilâve-i me’mûriyyet = Birine, memuriyete ek şeklinde verilen İkinci memuriyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office. place. position. serve. service. situation. government job. official post. charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. position. civil service post. government job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأموریت] memurluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Memuriyet ve mansıbı olmayan, işsiz: Bir seneden beri memuriyetsizdir, memuriyetsiz kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’ce yapılmış bir Arapça kelime). MenkOb olan adamın hâli, gözden düşmüşlük, düşkünlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منصوبيت] mensup olma, bağlı olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A ). MensOb olma, nisbet, bağ, intisap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مربوطيت] bağlılık. 2.düşkünlük, aşırı ilgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Merbut olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (Türkler’in yaptığı Arapça kelime).

1.Noktanın merkezde bulunması, merkez olması.

2.Otoriteyi merkezde toplayan idare usûlü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in Arapça’ ya benzeterek yaptıkları bir kelimedir). Meşgul olma, işte bulunma, iştigal: Meşguliyetim çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occupation. work. busyness. pursuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occupation. preoccupation. activity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. occupation. activity. concern. being busy. employment. industry. job. preoccupation. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشغوليت] iş güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسيحيت] Hıristiyanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (doğrusu: meşi’ et). İsteme, istek, arzu. Meşlyyet-I lllhlyye = Tanrı irâdesi, Ar. Irâdetullah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشکوکيت] şüphe götürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشروعيت] yasallık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.).

1.Sevinç.

2.İsteğine erişme: Bugünlerde mesrûriyyeti bekleniyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir hükümdarın başkanlığı altında parlamento idaresi. Meşrutiyet devri = (tarih) Osmanlı imparatorluğunda ikinci meşrutiyetin ilânından (23 temmuz 1908) Mondros mütarekesine (30 ekim 1918) kadar geçen devir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitutional monarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitutional monarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MES’ÜLİYYET) (i. A ). Mesul olma: Bunun mesuliyeti kime aittir?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسئوليت] sorumluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mesuliyeti olan, sorumlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bahtiyarlık, kutluluk, mes’Üd olma: Mesûdiyet içinde yaşıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine tâbi olunan hükümdar veya devletin hâli: Tâbiiyyet ve metbûiyyet münasebeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) terkedilmek, metruk bırakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bırakılmış ve kullanılmaz şeyin hâli: O Adetin metrûkiyyeti. 2.Bir işten çekilip işle uğraşmayan adamın hâli: Metrûkiyyet insana en iyi öğrendiği şeyi bile unutturur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Varlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

availability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being. entity. existence. presence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

existence. presence. actuality. entity. subsistence. thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

varlık göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موجودیت] var olma, varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A.) (Türk(mü. mevsûle). Birleşmiş, kavuşmuş. Ism-i mevsûl = O şey ki veya o adam ki mânâsını ifade eden isim, Ar. «mâ, min, ellezî» gibi kinaye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موثوقيت] güvenilirlik, belgeye dayanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZİYYET) (i. A.) (c. mezâyâ). Bir şahıs veya şeyin emsalinden ileri olması, değerlilik, ahlâkî, yüksek karakter, üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. virtue. superiority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. excellence. virtue. assets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. virtue. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir kişiyi başkalarından ayıran ve yücelten vasıf, üstünlük, değerlilik yüksek karakt(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزیت] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ME’ZÜNİYYET) (i. A.). Izinlillk, izin, ruhsat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.), i. Alışma, dadanma: içkiye me’nûslyyet kötü şeydir.

2.Vahşîlikten geçip insana alışık olma: Bazı hayvanların me’nûsiyyeti mümkün olmaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ye’s, ümitsizlik, ümitleri kırılıp bir isteği kalmamış olan insanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı Arapça bir kelimedir). Millet olma hâli: Herkes milliyetini muhafaza etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Milliyetini seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Milliyetine düşkün, millî duyguları kuvvetli, milletini seven ve millî gelenekleri siyasî ve fikrî esas olarak kabûl eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مایت پرور] milliyetçi, nasyonalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) milliyetçilik, nasyonalizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUAFİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Affedilmiş olma.

2.İstisna, imtiyaz: Vergiden muafiyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. immunity. exoneration. dispensation. freedom. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. exemption bağışıklık. immunity bağışıklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. freedom. immunity. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معافيت] muaf tutulma. 2.bağışıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلقيت] havada kalma, asılı kalma, hükümsüz olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bellilik, belirlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mübhem olma hâli, belirsizlik, bellisizlik, örtülülük, anlaşılmazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Suçluluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: MÜDÜRİYET) (i. A.).

1.Müdür sıfat ve görevi, müdürlük.

2.Bir müdürün idare ve emrinde bulunan daire.

3.Osmanlı devrinde Mısır’da sancak (vilâyet).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

müdürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a director or manager. directorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغلقيت] karmaşıklık, çapraşıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Muhtaçlık, ihtiyaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomy. self-government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختاریت] özerklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’ce yapılmış bir Arapça kelimedir). Aklı, irâdesi yerinde olanın hâli. Muhtiriyyet-i idâre = Ayrıca ve bazı İmtiyazlarla idare olunan eyâletin hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUKAYYED) (İ.A. «kayd» dan imef.) (mü. mukayyede).

1.Bağlı, bağlanmış: Merbut ve mukayyet.

2.Ayağında zincir ve pranga bulunan: Zindanın içinde mukayyettir.

3.Kayıt ve şartlarla bağlı, tahsis ve hasredilmiş: Verilen imtiyaz memlekete faydalı kayıtlarla mukayyet idi. 4.Bir işe ehemmiyet verip dikkat eden: Siz de mukayyet olun da bu yol iyi yapılsın.

5.Deftere geçmiş, kaydolunmuş.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kayıtlı, bağlı, bağlanmış. 2.Ayağında zincir ve pranga bulunan. 3.Bir işe ehemmiyet veren. 4.Kaydolunmuş, deftere geçmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mind. to watch. to look after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mükellef olma hâli: Askerlik mükellefiyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. obligation. liability. contribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mükemmellik, eksiksizlik, kusursuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfection. superbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freehold. ownership. property. possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ownership. possession. proprietorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahiplik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Mümtazlık, seçkinlik, yücelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübhemiyyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguity. ambiguousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Murahhaslık: Murahhasiyyetle Berlin’e gitmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir).

1.Müşirlik, mareşallik, müşir rütbesi: Fevzi Paşa’ya müşîriyet rütbesi verilmiştir.

2.Bir müşirin idaresinde bulunan makam ve daire: Tophane müşîriyyeti, hassa ordusu müşirliği.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEKABİLİ YYET) (a uzun) (i. A.). Karşılıklı olma, birbiri karşısında bulunma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocity. mutuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutism. autocracy. absoluteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Mutlak olma hâli. 2.Parlamentosuz rejim diktatörlük.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. muvaffakıyyât).

1.Muvaffak olma.

2.Muktedir olma: Muvaffakıyyetiniz için duâ ederim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. accomplishment. achievement. hit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موفقيت] başarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başarı göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

failure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظفریت] zafer kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Zafer kazanma hâli, zafer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤثریت] etkileme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکمليت] mükemmellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مثمریت] verimlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık müdürlüğü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Nâfizlik, sözü geçerlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Erişme, elde etme, nâil olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Elektrik ve ısı gibi kuvvetlerin geçmesine müsait olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nâ-mahremlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hıristiyanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEFSANİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Kin, garaz, gizil düşmanlık: Komşumuzun bana nefsâniyyeti vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sürgüne göndermek.

2.Menfî hâle getirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİHAYET), NİHAYE (i. A.) (c. nihâyât).

1.Son, bitim, uç, Akıbet: Bu işin nihayeti ne olacak?

2.Son derece: O kadar yaramazlık etti ki, sabrım nihayete vardı. Ilâ-nihâye = Son dereceye kadar. Nihâyetü’l-emr = Akıbet. Nihayet bulmak = Bitmek, tükenmek. Bî-nihâye = Bitmez, tükenmez, sonsuz, pâyânsız. Nihâyetü’n-nihâye = En son derece.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finally. at last. at the end. after all. eventually. lastly. in the upshot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. finally. end son. at last. at long last. in the end. in the long run. at length sonunda. after all / at last.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion. end. finish. termination. outcome. result. at last. in the end. expiration. finally. lastly. at length. limit. in the long run. terminus. upshot. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهایت] son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Son. Sonunda. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sona ermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sonsuz, sonu gelmez, bitmez, tükenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbounded. unfailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Yarımlık, yarı yarıya bölme, bölüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİYYET) (i. A.) (c. niyyât).

1.Kurma, kasdetme, azmetme, maksat, karar: Yarın ava gitmeye niyet ettim.

2.(fıkıh) Namaz kılmak veya oruç tutmak üzere karar verip buna mahsus tâbiri söyleme: Niyetsiz oruç makbul değildir.

3.Fal maksadıyla kullanılmak üzere hazırlanmış yazılı kâğıt parçası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intention. will. purpose. aim. resolve. design. idea. contemplation. counsel. determination. faith. intent. plan. pulse. resolution. scope. sense. thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemplation. intent. intention. plan. purport. purpose. resolve. thought. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intent. intention. purpose. animo. animus. determination. disposition. end. game. mind. motive. plan. resolve. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intend. to mean. to aim. to plan to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Niyet kâğıtlarını, alıştırılmış güvercin, saka gibi kuşlara çektirerek, bu kâğıtları meraklılara, para karşılığında veren gezginci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propose. to intend. to plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intend. to mean. to aim. to plan to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oruç tutmak üzere niyet etmiş olan: Bugün niyetliyim; siz de niyetli misiniz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bound. disposed. intent. prospective. set. who has an intention. fasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who intends to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Niyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نيت] niyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Nûrlu ve saygıya değer adamın hâli: Yüzünde bir nûrâniyyet var.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private ownership. private property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private ownership. private property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequin. spangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequin. spangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. reâyâ).

1.Sürü, otlatılan hayvan sürüsü, bir çobanın güttüğü hayvanlar.

2.Bir hükümdârın hüküm ve idaresine tâbî halk, devlet görevlileri dışında kalan bütün vatandaşlar.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رعيت] halk, hükümdar tebası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râyât). Sancak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رایت] sancak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Bayrak. Sancak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erkeklik, erlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رجليت] erkeklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Refâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RESMİYYET) (i. A ).

1.Resmilik, resmi sıfat.

2.Samimiyet zıddı: Onunla çok resmiyiz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conventionality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. formality. solemnity. official character. officialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. conventionality. formality. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. resmiyyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resmîleştirmek, resmîlik kazandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رسميت] resmîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Etraflı düşünme, ileriyi görüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Gözetme, saklama.

2.Sayma, saygı, itibar.

3.İkram, ağırlama.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect. observance. deference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect. esteem. conformity. obedience. consideration. regard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observance. respect. esteem. consideration. regard. observance deference. compliance. conformance. obeying. hospitality. homage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رعایت] uyma. 2.sayma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Gütme, gözetme. 2.Sayma, saygı, itibar. 3.Ağırlama. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obey. observe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to comply with. to observe. to defer to. to respect. to show respect for. to show consideration for. abide. obey. regard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uymak. 2.saymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hürmet ve riayet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hürmet ve itibarla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayarak, hürmet ve itibar ederek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رعایتکار] saygılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disrespectful. inconsiderate. sb who doesn't comply with. irreverent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disrespect. lack of consideration. noncompliance. non observance. nonobservance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Übertretung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Atıcılık, ok, kurşun, gülle gibi şeyleri almada usta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. rivâyât).

1.Bir haber, söz anlatma, hikâye: Birtakım haberler rivâyet etti. 2.Nakil ve rivayet olunan hikâye ve haber, halk ağzına düşen söz: Bir rivâyet işittim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rumor. rumour. tale. narrative. story. fame. grapevine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapevine. report. rumour. hearsay söylenti. rumor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearsay. relating. passing on sth heard from sb else. account. on the cry. report. rumbling. scuttlebut. story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ روایت] nakletme, hikaye etme. 2.söylenti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Efendilik, mâllklik.

2.Tanrılık, Ar. ulûhiyyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Rûhânîllk, ruhtan ibaret olanın hâil.

2.Ölmüş bir kimsenin ruhlar Alemindeki mânevi verlığı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Rahiplik, keşişlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رهبانيت] ruhbanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seeing. perceiving. judicial examination. cognizance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Görme, seyretme, bakma, görüş. Basiret, isabetli düşünme hassası. Kalp gözüyle manevi alemi görme, müşahade. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رؤیت] görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Görme, görüş. Rü’yet-l hilâl = Yeni ayı görme.

2.Yönetme, idare.

3.Davaya bakma: Davasını henüz rü’yet etmediler.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Saflık, temizlik, masumluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Saflık.

2.Bönlük.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞAHSİYYET) (i. A.). Bir insanın şahıs bakımından varlığı, kim olduğu hususu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personality. personage. individuality. it. somebody. someone. figure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figure. personality. personality kişilik. personage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personality. personal matters. private affairs. figure. person. personage. self-hood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شخصيت] kişilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characterless. low. mean kişiliksiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who lacks a distinctive personality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akan şeylerin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SALAHİYYET) (i.) (Ar. «salâh» dan Türkler’in yaptığı bir kelimedir).

1.Bir işe karışmaya ve bir i? ve harekete hakkı olma, (y. k.): yetki: Sizin bu işe karışmaya salâhiyetiniz yoktur; bu, benim salâhiyetim içindedir.

2.(hukuk). Bir dâvânın ilgili mahkemede bakılması. Adem-i »alâhiyyet dâvâsı — İki taraftan birinin, dâvânın verildiği mahkemeye ait olmadığını iddia etmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authority. power. authorization. attribution. competence. conusance. hand. jurisdiction. jus. mandat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلاحيت] yetki..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صلاحيت دار] yetkili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salâhiyet sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorized. competent. empowered. entitlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulûhiyyet, Tanrılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Samimilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerity. terms. bona fides. cordiality. sincereness. familiarity. camaraderie. candor. candour. earnestness. frankness. friendliness. heartiness. intimacy. outspokennes. unaffectedness. warmth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicability. candour. sincerity. cordiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversance. sincerity. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صميميت] içtenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. cordially. dearly. in good faith. bona fide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. truly içtenlikle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. candidly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insincere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insincere. formal. reserved. distant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal. reserved. stiff. distant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insincerity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formality. reserve. stiffness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرطيت] koşulluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞAYED) (e. F.). Farsça’da «gerekmek, lâyık olmak» demek olan «şâyesten» masdarından teklik üçüncü şahıstır).

1.Şart gösterir: Eğer, şâyet bu akşam gelecek olursanız...

2.ihtimal gösterir: Belki, olur ki: Şâyet sizi evde bulamam ihtimaliyle.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peradventure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if ever. peradventure. if perchance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (masdara masdar edatı ilâvesiyle yapılmış uydurma bir sözdür). Sebep olma, icab ettirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causality. used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سببيت] sebep olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sebep olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. a.). Şeriata uygun olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيئيت] nesnellik, objektiflik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شأنيت] gerçeklik, realite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gerçeklik, realite.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gerçeklik, realite.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سعایت] çekiştirme, dedikodu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صهریت] evlilikten doğan akrabalık, kan bağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bir evlenme dolayısıyle hâsıl olan akrabalık. Sıhriyyet-i seniyye = Padişah ile bu yolda akrabâlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيعيت] şiîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şikâyât).

1.Kendi hâlinden veya başına gelen bir dert ve acıdan yanıp yakılma: Hâlinden, sıhhatinden, hastalığından şikâyet ediyor.

2.Birinden hoşnutsuzluk gösterip aleyhinde söz söyleme: Arkasından şikâyet ediyor.

3.Birinin haksızlık ve tecavüzünü belirterek aleyhinde dâvâ etme: Şikâyetleri, şikâyeti dinlenildi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complaint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beef. bellyache. complaint. grievance. grouse. grumble. remonstrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شکایت] sızlanma, şikayet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Birine içecek su verme vazifesi. 2.Ka’be sakalığı, Mekke’de hacılara zemzem dağıtma işi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complain. crab. grouch. grumble. remonstrate. report. sneak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şikâyet mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birini şikâyet ve dâvâ eden, Ar. şâkî, müştekî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complainant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ شکایت نامه] şikayet mektubu. 2.şikayeti konu alan yapıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlimited authority. unlimited capacity. plenary powers. unlimited powers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Geçme, bulaşma: Nezle çabuk sirâyet eden bir hastalıktır.

2.Geçme, Ar. İntikal, yayılma, bulaşma: O adamlarla otura otura onların Adeti bize de sirâyet etti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion. infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion. spread of sth from one person to another. extension. infection. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرایت] bulaşma, geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçmek, bulaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İskoçya'ya mahsus kısa bacaklı ve uzun tüylü bir çeşit teriyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisured. society. high society. polite society. the people of quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

society. the upper classes. high society. society man. society woman. socialite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high society. elite society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of fashionable society. classy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Rusça). Rusya’da siyasî meclis, konsey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soviet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Soviet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Soviet Russia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) SÜ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Aşağılık, aşağıda bulunan şeyin hal ve yeri. 2.Alçaklık, Adîlik.

3.Pejmürde kıyafet, perişan hal.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad faith. intention. mala fide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad faith. ill-will. bad intention. malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سوء نيت] kötü niyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Şükranlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Katılık, sertlik: Taşın sulbiyyeti. Cisimlerin katı olması.

2.(mec.) Duygusuzluk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyrukluk, tâbî olma, bağlı olma, bağımlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship. dependance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تابعيت] uyruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial discretion. discretionary authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقویت] kuvvetlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kompakt tasarımın yanı sıra özel montaj çerçevesi, hoparlörlerin, ekstra delik açılmasına gerek olmaksızın bir çok popüler araba markasının mevcut hoparlör yerlerine doğrudan takılabilmesine olanak tanımaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Tamlık, bütünlük. Tamâmiyyet-i mülkiyye = Mülk bütünlüğü, Fr. integrit£ terrioriale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kasıt, niyet, maksat, emel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Teselli ve tâziye için yazılan mektup, teselli mektubu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعبية الجيش] strateji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعزیت] başsağlığı dileme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعزیت نامه] başsağlığı mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submission. conformity. obedience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبعيت] uyrukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبعية] uyarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board of examiners / examination. inspectional staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهنيت] kutlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tebrik, kutlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Temşiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submission. resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Teslim oluş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selv»den). Teselli vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislative immunity. immunity accorded to legislators.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Birini müteselli etme, bir vakfa mütevelli tayin etme.

2.Mütevellîlik, mütevelli sıfat ve vazifesi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفيليت] parazitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Çocukluk, küçüklük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفوليت] çocukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kulluk, kölelik.

2.Mensûb olma, kul olma.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبودیت] kulluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «İlâh» tan). Tanrılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الوهيت] tanrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yükseklik.

2.Mâneviyet, ruhâniyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(UMÜMİYYET) (i.) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir). Umumîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عموميت] genellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) genellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptıkları bir Ar. kelimedir), (bk.) Uns.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(UZVİYYET) (i. A). Bir cismin uzvî olması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عضویت] canlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اميت] ümmîlik, hiç okuma yazma bilmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انسيت] alışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah’ın birliği ve varlığı: Vahdâniyete inanmak, vahdâniyet hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وحدانيت] Tanrı’nın tekliği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (zaten Arapça olmayan vahşî sıfatından uydurulmuş bir kelimedir).

1.Vahşîlik, yabânîlik.

2.Ürkeklik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe «var» isminden Arapça kaidesince yapılmış yanlış tâbirdir). Zenginlik, servet, mal,, varlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. yanlış tabir). Zengin, varlık sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şarkı, dans, hokkabazlık, temsil gibi çeşitli oyunların gösterilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaudeville.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variety show. variety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(VASIYYET) (i. A.) (c. vesâyâ).

1.Bir kimsenin hayattayken, öldükten sonra yapılmasını istediği şeyler hakkında verdiği emir veya istek: Falan yere defnolunmasını vasiyet etti, müteveffânın bir vasiyeti vardır.

2.(cem’i) ihtarlar, nasihatler, tenbihler: O hususta vekiline vesâyâda bulundu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devise. testament. will. last will and testament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. testament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. testament. last request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bequeath. to bequeath. to make a request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Bir kimsenin vasiyetini gösteren tasdikli vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament. will. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وصيت] vasiyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وصيت نامه] vasiyet mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. position. set. state. things. circumstance. situation. attitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition , state ; situation , circumstances , plight ; position. aspect. ball-game. circumstance. condition. demeanour. fixed position. footing. juncture. occasion. picture. pose. posture. set up. state. status. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وضعيت] durum, konum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهابيت] vehhâbîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guardianship. custody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guardianship. wardship. sainthood. alieni juris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ولایت] velîlik. 2.dostluk. 3.otorite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l. Velilik, ermişlik. Veli ve ermiş olan kimsenin hali ve sıfatı. 2.Başkasına sözünü geçirme. 3.Dostluk, sadakat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Vasiyet.

2.Vasîlik.

3.Emir, tenbih, tavsiye.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tutelage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ward. executorship. trusteeship. guardianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guardianship. wardship. curatorship. tutelage. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vilâyât)

1.Valilik, bir ülkenin en büyük idarî kısımlarından biri ve buranın idaresine memur şahsın resmî sıfat ve vazifesi. 2.Memleket, ülke, diyar: Horasan, Bengal vilâyeti. 3.Vatan, memleket: Vilâyetten mektup almış, vilâyetine gidecek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eparchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

province il. province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the chief administrative divisions or provinces of the Ottoman Empire; formerly called eyalet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

province. vilayet. county.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vilayet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir memleket ahali3 nden olan, memleketli, hemşehri (hemşeri): Bir vilâyetlisi gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printer's flower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. yetîm). Yetimler (eytâm gibi), (bk.) Yetim.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Yetişen, ulaşan. Olgun, olgunlaşan. 2.Süresi dolan, günü gelen. 3.Tüm canlılar, herkes. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Kabiliyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. accomplishments. accomplishment. parts. aptitude. aptness. artistry. bent. caliber. calibre. capability. capacity. competence. competency. disposition. dower. dowry. efficiency. facility. faculty. fitness. flair. gift. hand. instinct. power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. artistry. bent. capability. capacity. competence. dexterity. facility. faculty. gift. knack. power. touch. to content. aptitude. talent. acumen. flair. bent kabiliyet. kapasite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capability. adequacy. aptitude. capacity. competence. faculty. fitness. flair. genius. ordinary ability. power. predispostion. talent. timber. turn. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

able. capable. clever. competent. fit. gifted. handsome. inclined. intelligent. practised. promising. skilful. skilled. skillful. strong. talented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

able. adept. capable. competent. crack. gifted. good. great. talented. skilful. skillful. apt. adept kabiliyetli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brilliant. facultative. intelligent. to be a man of parts. ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hopeless. incapable. incompetent. inept. untalented. inept kabiliyetsiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ungainly. incapable. ineffective. poorly gifted. unendowed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inability. incompetence. incapacity kabiliyetsizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inaptitude. lack of ability. lack of authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olgun erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yetişen, kâfi: Bütün kışa yeter odunumuz yoktur.

2.Elverir, kâfi, fazlası lâzım değil: Yeter, söyleme, artık yeter.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enough. sufficient. enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Sonuncu olması istenen çocuklara verilen adlardır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Yeterliği olan, kifayetli, ehliyetli, ehil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequate. ample. competent. decent. effectual. efficacious. efficient. enough. equal. fit. proficient. qualified. satisfactory. satisfying. snug. sufficient. suited. working.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequate. ample. bonny. due. enough. satisfactory. sufficient. competent. qualified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequate. ample. commensurate. up to par. pat. roundabout. satisfactory. sufficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.).

1.Bir iş yapma gücünü saklayan hususa bilgi, emiyet.

2.Vazifesini yerine getirme kuvveti, kifâyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. adequacy. capacity. competence. competency. efficiency. proficiency. qualification. sufficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proficiency. qualification. competence. capacity. efficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfactoriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequacy. efficiency. sufficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeterliği olmayan, kifayetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defective. deficient. disqualified. exiguous. half-way. handicapped. inadequate. incapable. incommensurate. incompetent. inconclusive. inefficient. ineligible. insufficient. meager. meagre. powerless. scant. scanty. scrimp. scrimpy. shoestring. short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficient. impotent. inadequate. incompetent. inconclusive. inefficient. insubstantial. insufficient. meager. poor. powerless. scanty. short. skimpy. slender. subnormal. substandard. unequal. unqualified. weak. incapable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insufficient. deficient. exiguous. hopeless. inadequate. incommensurate. incompetent. meagre. poorly. ropy. scant. scanty. slim. in short supply. thin. unsatisfactory. ropey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. disablement. flimsiness. handicap. inability. inadequacy. incapability. incapacity. incompetence. inefficacy. insufficiency. littleness. paucity. poorness. poverty. scantiness. scantness. slenderness. slimness. spareness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. failure. inability. inadequacy. incapacity. incompetence. insufficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. inadequacy. incompetence incompetency. insufficiency. paucity. scantiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tibette yaşadağı farz olunan korkunç kar adamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yetişmiş, erişmiş, büyümüş. Bilgili, olgun. 2.Güç işleri başaran, becerikli. 3.Delikanlı. 4.İri, büyük.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(YETİM) (i. A. «yetm» den smüş.) (mü, yetîme) (c. eytâm, yetâmâ)ı T. Babası ölmüş çocuk. 2, Tek, seçkin. Dürr-i yetim = Pek büyük ve değerli inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphan. fatherless child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphan. orphan child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یتيم] biricik, tek. 2.yetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یتيمه] yetim kız çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphanage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphanage. charity school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. orphan asylum. children's home. crèche. orphanage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [یتيم خانه] yetimler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.). Sabası olmafyan çocuğun hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (y. k.). Bir şeyi kendisi için yeter bulmak, Osm. iktifa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ulaştırmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Amacına ulaş, isteğine kavuş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Ulaşan, kavuşan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yetişmiş, evlenme çağına gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. grown. grown-up. adult. grown up. grown-up. major.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. grown. grown-up. old enough to gety married. mature. skilled. marriageable. nubile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yetişmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultivation. upbringing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upbringing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growing. growth. overtaking. reach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Ulaşmak, ermek, vâsıl olmak: Bu kova, suya yetişmiyor.

2.Varmak, bir zamana kadar yaşamak: Bu bahara da yetiştik.

3.Vaktinde bulunmak, vaktiyle varmak: Namaza yetiştim, vapura yetişemedik.

4.Vakit bulmak, yapabilmek: Bu kadar işe yetişemem.

5.Hazır olmak, bir vakte kadar yapabilmek: Bu iş akşama yetişmez.

6.Vücuda gelmek, hâsıl olmak: Bu memlekette çok meyve, zahire, at, koyun yetişiyor.Terbiye olup meydana gelmek.Kifâyet etmek, kâfi olmak, yetmek: Bu yemek hepimize yetişmez.Sonradan gidip veya bir işe başlayıp ev-, vel gitmiş veya başlamış olanlara katılmak: Arkadan bize yetişti, siz yazıya başlayın, ben size yetişirim.(meyve) Olmak, kemale ermek: Üzümler daha yetişmedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. catch up. catch up on. run smb. close. come up with. draw up. equal. grow. hand up. keep up with. overtake. pull up. pull up to. pull up with. reach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrive. blossom. catch. reach. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrive. attain. to take before the bound. catch. catch up. get at. get through. head. make. overtake. reach. reach sb. serve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Büyümüş, iş görebilecek veya evlenecek yaşa vâsıl olmuş: Yetişmiş oğullan, yetişmiş bir kızı vardır.

2.Olgun, kemal bulmuş: Yetişmiş meyve.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ripe. mature. grown- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üretici, müstahsil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultivator. grower. producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer. raiser. grower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grower. raiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yetiştirmek işi. 2.Birinin yetiştirdiği kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeding. cultivation. culture. edification. growing. nurture. upbringing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

culture. bringing up. breeding. cultivation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeding. bringing up. coaching. cultivation. growing. rearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yetişmesini sağlamak.

2.Söylenmesi münasip olmayan şeyi hemen haber vermek. Söz yetiştirmek = Cevaba muktedir olmak, mukabele etmek: Ona söz yetiştirmek ne kadar müşkül. Lakırdı yetiştirmek = Dedikodu etmek, gammazlık eylemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breed. bring up. coach. cradle. cultivate. discipline. educate. farm. groom. grow. nurture. produce. raise. rear. rush. school. train. turn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breed. coach. cultivate. grow. nurture. produce. race. raise. rear. school. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breed. bring up. coach. cultivate. educate. to raise a family. grow. guide. make man of. raise. rear. teach. train up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Salâhiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authority. authorization. command. competence. competency. faculty. fiat. power. sword. vis. warrant. warranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. commission. competence. right. warrant. authority. power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit. authorization. clearance. attribution. authority. cognition. command. competence. conusance. delegacy. hand. imperium. jurisdiction. mandat. power. prerogative. qualification. terms of reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

province. vires.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Authorization Certificate)

Sermaye Piyasası Kurulu tarafından aracı kuruluşlara verilen ve icra edecekleri sermaye piyasası faaliyetini gösteren belgeye denir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accredit. authorize. depute. empower. entitle. licence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to delegate authority. capacitate. chair. clothe with powers. commission. delegate. delegate power. empower. entitle. invest. vest sb with authority. warrant. to confer powers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorize. to authorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yetkisi olan, salâhiyetli, salâhiyetdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authoritative. authorized. commissioned. competent. entitled to. ex cathedra. executive. powerful. qualified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authoritative. authority. competent. qualified. authorized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorized. authorized. able. accredited. authoritative. commissional. commissioned. competent. empowered. entitled. entitlement. magisterial. powerful. vested with powers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gerekli olgunluğa erişmiş, kâmil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Gerekli olgunluğa erişmiş olan, ergin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olgun, kişilikli bilge.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yetkin olma, kemâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetent. unauthorized. unjustified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unauthorized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without authority. not entitled. unauthorized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Kâfi gelmek, elvermek: Bu, bana yeter, bu kadar çalışmamız yetmez mi?

2.Ermek, vâsıl olmak: Elim oraya yetmez.

3.Bulmak, değmek, baliğ olmak: Ömrü doksana yetti. Cana yetmek = Cana tak etmek. Güç yetmek = İktidarı olmak, muktedir olmak: Ona benim gücüm yetmez.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. cover. get along. last. serve. stretch. suffice. touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover. do. satisfy. serve. suffice. to suffice. be enough. to reach. attain. to be enough. to do. to attain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover. last.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.).

1.Yedi defa on, Ar. seb’İn, Fars. heftâd: Yetmiş kişi, yetmiş sene, yetmiş bir, yetmiş beş, yüz yetmiş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Herbirine veya her defada yetmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi.). Yetmiş derecesinde olan, altmış dokuzuncudan sonra gelen: Yetmişinci sene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yetmiş parçadan mürekkep veya yetmiş şeyi bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yetmiş lira vesaire kıymetinde yahut yetmiş kilo vesaire ağırlığında veya yetmiş parçadan meydana gelen.

2.Yetmiş yaşında: Yetmişlik bir ihtiyar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yetecek hâl ve miktara getirmek, Osm. kifâyet ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inanition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. debility. thinness. tuberculosis. infirmity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. infirmity. debility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zaaf mânâsiyle kullanılan galat bir tâbirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kelimenin zarf olması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظرفيت] kapasite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضعفيت] zayıflık, zafiyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زوجيت] eşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kocalık karılık, karı kocalık hâli: Yirmi yaşından aşağı bir genç zevciyyet vazifelerini takdir edemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça olmayan yanlış tâbirdir). Muhalefet, zıdlık, düşmanlık: Aralarında zıddiyyet vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضدیت] zıtlık, karşıtlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belirli görüş ve inanışın tesiri altında meydana çıkan düşünme yolu, düşünüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentality. mental set. turn of mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذهنيت] düşünce tarzı, anlayış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possession. possessorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. neşr demek olan «zür»den) (c. zürriyyât, zerârî). Nesil, soy, evlâd ve ahfad, bir adamın soyundan gelenler: Onun zürriyeti kalmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offspring. descendants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offspring. progeny. descendants. descendance. descent. family. generation. posterity. seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذریت] soy, zürriyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by