Yığ Ne Demek | Yığ Ne Demek ne demek? | Yığ Ne Demek anlamı nedir?

Yığ Ne Demek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: yig

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, becerikli, cesur kişi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özünde yiğitlik bulunan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, soylu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yığmak; toplamak , biriktirmek; birikmek, çoğalmak, yığılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yığma, biriktirme, toplama; toplanma, yığılma; biriktirilmiş veya toplanmış şeyler; biriktirilip sermayeye eklenen faiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (i). toplamak, bir araya getirmek, yığmak;(i). toplama; (jeol). volkanik parçaların bir araya toplanması. agglomera'tion (i). toplama; yığın; bir araya toplanmış şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنين دل] katı yürekli. 2.yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cesur, kahraman, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cömert, eli açık yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit erkek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Beyaz zırh sahibi yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiğit.

Türkçe Sözlük

Yiğit, cömert, ahi.

Türkçe Sözlük

(i. «akmak» tan). 1. Akarcasına şiddetli ve hızlı hareket veya hücum. 2. Çapul ve talan için düşman yurduna tecavüz ve hücum: Akın etmek = Yığın yığın, birbirini müteakip ve kalabalıkla. -

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akın yapan yiğit. Yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Parlak, görkemli, temiz huylu yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük odun gemisi. 2. Büyük balıkçı kayığı. 3. Böyle kayıklara mahsus büyük ağ, ığrıp.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cemaat, güruh, kalabalık, fevç, topluluk. 2. Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler: Bir alay cahil, bir alay hırdavat. 3. Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi: Bayram alayı, sürre alayı. Askerlik. 3-4 tabur piyade veya 5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet: Piyade, Nizamiye, Redif, Süvari alayı. Alay İmamı = Osmanlı devrinde bir alay askere imamlık vazifesini yapan sarıklı subay. Alav Emini: Osmanlı devrinde bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. Alay Beyi = Vaktiyle bir vilâyet sipahisinin başı, daha sonra jandarma alayının kumandanı. Alay KAtibi: Bir alay askerin yazı işlerini ifa eden subay. Miralay = Bir alay askerin kumandanı (Albay), kaymakamın üstü ve mîrlivânın astı idi ve bey unvanını taşırdı. Alay alay = Güruh güruh, yığın yığın. Alay Esvabı = Üniforma, resmî elbise. Alay etmek = Eğlenmek, istihza etmek, maytaba almak. Alay Sancağı = Her alaya verilen sancak. Alay Topu = Resmî günlerde ve teşrifat için atılan top. Alay kurmak = Vehimle uğraşmak. Alay geçmek = Birinin sözünü dinler gibi olup da başka şeyi düşünmekle meşgul olmak. Alay malay = Hep birden, takımı ile, pa.las pandıras. (Alay-ı vâlâ, Alây-ı mezkûr gibi Farsça terkipler, galattır).

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğit, bahadır, kahraman, pehlivan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Eski Türklerde kahraman, yiğit, cesur, bahadır, pehlivan. 2.Seyfi kola mensup, savaşçı, fütüvvct ehli. Alperen, Alpgazi. Bu isim İslam’dan sonra da Türkler arasında kullanılmaya devam etti.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit, kahraman.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Tek başına düşmana saldıran yiğit. 2.Eski Türklerde bir rütbe adı. 3.Eski Türklerde bir kurt adı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dürüst, kahraman, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kendine güveni olan yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi. Büyük Selçuklu hükümdarı. Selçukluların en büyük zaferi sayılan Malazgirt zaferi onundur (l071).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğuştan yiğit olan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, bahadır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit hükümdar. Kırım veliahtı. Bir ara Kırım Hanı da oldu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit hükümdar.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit soydan gelen.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, cesur, kahraman.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alpkan). Yiğit ve cesur soya mensub.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yığmak, toplamak, biriktirmek.

Türkçe Sözlük

(f.). mec. 1. Sonradan gayrete gelip birdenbire atılmak. 2. Büyüyüp yiğit olmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Arslan gibi cesur ve yiğit şah, kral. Cesur komutan. Arslan Şah: Kirman Selçuklu hükümdarı (l 145). ,

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yasak, yanına yaklaşılamayan. 2.Günahtan, haramdan çekinen. 3.İffetli, afif, ismetli, perhizkar. Asım b. Umeyr: (749). İslam komutanlarından. Maveraünnehir fethine katıldı ve yiğitliğiyle ün saldı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çardağa asılmış üzüm ağacı (vitis vinifera) için kullanılır. 2. Alelıtlak üzüm ağacı. mec. Asma budamak = Münasebetsiz söz söylemek. Asma yaprağı = Dolma yapmaya yarayan üzüm ağacı yaprağı. Asma bıyığı = Asma dallarının şuraya buraya tutunmasına yarayan ve sülük de denilen yeşil uzantılara verilen ad. Ak asma (bk.) Akasma. Asma kabağı (bk.) Asmakabağı. Frenk asması = Asmagillerden bir süs sarmaşığı; yaprakları sonbaharda güzel bir kızıl renk alır (Ampelopsis). Meryemana asması = Akasma, filbahri.

Türkçe Sözlük

(i. «atmak» dan). Düşünmeksizin her işe atılıp sokulan, mülâhazasız, düşüncesiz, yiğit, hiddetli, savruk, mec. Yiğit, cesur.

Türkçe Sözlük

(i.). Düşünmeksizin her işe atılıp karışan adamın hal ve sıfatı, mülâhazasızlık, savrukluk, cür’et, mec. Yiğitlik, cesaret.

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı Süryânîce olup, Farsça’sı «Azer» ve Türkçe’si «od» dur). 1. Odun vesairenin yanmasından hasıl olan hal ve madde, od, nâr. 2. Hararet, kızgınlık: Ateş bastı; sıtmanın ateşi inmedi. 3. Gazap, hiddet, şiddet. 4. Hayvanın çevik, hareketli ve pek canlı ve oynak olması. Ateşli silâhların birden boşanması: Nöbet ateşi; ateş talimi. 6. Yangın, Ar. harik. Ateş almak = Tutuşmak; birdenbire hiddetlenmek. Ateş etmek = Tüfek veya tabanca boşaltmak. Ateş bahasına = Pek pahalı. Ateş püskürmek = Fazla öfkelenmek. Ateş kayığı = Yangın için tulumbayı taşımıya mahsus büyük kayık ve o şekil ve büyüklükte kayık. Ateş vermek = Yakmak, tutuşturmak. Ateşe vermek = Yakmak, ihraç etmek, bir işe fesat karıştırmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ay kadar parlak ve güzel, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Münevver, bilgili, yiğit, kahraman kişi. Konya Selçuklulan’ndan ünlü bir komutan.

Türkçe Sözlük

(i.). Yetişmiş delikanlı, tam bedenî kuvvetini almış genç = Cesur, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tam bedenî kuvvet. 2. Gençlik, delikanlılık. 3. Cesaret, şecaat. Babayiğitlik satmak = Yalandan cesaret göstermek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. bahadırân) (Türkçe’de dahi buğadur ve batur kullanılıp ikisi arasındaki münasebet açık ise de, hangisinin hangisinden çıktığını kestiremedik). Yiğit, cesur, kahraman, batır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادر] yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan’da hükümdarlık yapmış Türk lid(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

BAHADIR-ANE (i. F). Yiğitçe, dilâverce, kahramanca: Bir tavr-ı bahadırâne ile; bahadırâne bir yürüyüşü vardır. Cesur adamlara yakşır surette, yiğitçe: Bahadırâne yürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kayıktan su boşaltmaya mahsus tas; çember kulp, halka; tente desteği; ahır bölmesi; kriket oyununda kullanılan çubuk; (f). kayığın suyunu boşaltmak. bail out tayyareden paraşütle atlamak. bailer (i). kayığın suyunu boşaltan kimse; (kriket) sipe

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yığın, küme; bayır; kıyı, kenar (nehir,göl); kıyıdan açık kısımlarda deniz dibinin sığ olduğu bölge; mad. ocak agzı; bilardo masasının kenarı; kısa kürekçi sırası; piyano veya orgda tuş sıralanndan her biri; matb. küçük manşet; matb. gale yatağ

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mavna, salapurya; saltanat kayığı; (f). mavna ile taşımak; mavna gibi ağır hareket etmek; (k.dili)., (gen). in, into ile paldır küldür girmek; işe karışmak

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Önde olan yiğit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir fırın dolusu ekmek; bir defada alman miktar; takım, alay; yığın.

Türkçe Sözlük

(i.). Savaşlarda cesareti ve kuvveti ile üstünlük kazanan kimse, yiğit, bağatur, bahadır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, kahraman, bahadır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بطال] yiğit. 2.köhnemiş. 3.hantal.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kahraman, yiğit, cesur, bahadır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitler yiğidi.

Türkçe Sözlük

(i. F. bâz = geri Averden getirmek. Galatı: Pazar). 1. Alış-veriş, Osm. ahz ü İtâ, dâd ü sitâd. Pazar ola = Alış-veriş sahiplerine selâm yerine söylenen temenni ve duadır. 2. Alış-veriş yeri, üstü açık yer ki, hergün veya belirli günlerde herkes, satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ile satar. Sûk. At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, perşembe pazarı. 3. Fiyat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme, pazarlık. Pazar etmek, pazar bozmak. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak, satmaya çıkarmak. Pazar kayığı = Ücretle herkesin eşyasını alıp nakleden büyük kayık, Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = İş düzeltmek, ıslah etmek. Şikâr pazarı = Götürü ve maktû pazarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kiriş, hatıl, putrel; direk, mertek; terazi kolu; araba veya saban oku; şua, Işın (radyo,güneş); den. kemere; geyigin boynuz. kökü be on her beam ends (gemi) alabora olurcasına yana yatmak. on the beam doğru yönde; doğru, tam. off the beam doğru yönd

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak, karyola; çiçeklik, tarh; yığın; evlenme; nehir yatağı; tabaka, kat (kaya,arazi); mezar. bed linen yatak takımları. bed and board yiyecek ve yatacak yer, iaşe ve ibateş confined to bed yatağa düşmüş. go to bed yatmak. make a bed yatak yapmak. m

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şecaat, cesaret, yiğitlik, bahadırlık: Ibraz-ı besâlet etti = Yiğitlik gösterdi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Billûru andıran. 2. (Kimya) Eriyiği zardan geçen cisimlerin umumî adı, koloit zıddı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitl(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i.). Bırakıntı. T. Bırakmak, terk olunan şey, bir tarafa atılıp işe yaramayan şeyler. 2. Denizin sahile attığı kum, taş vesaire. 3. Liman muhafazası için önüne atılan kayalar ve taşlar yığını.

Türkçe Sözlük

(i.). Birikmekten hasıl olan şey, yığılan miktar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplanma, Ar. tecemmû, terâküm. 2. Yığınak, Ar. tahaşşüt. 3. Şişme.

Türkçe Sözlük

(f. «bir» den). 1. Birikme fiili. Toplanmak, bir yere gelmek, içtimâ, terâküm etmek, yığılmak: lâneden bir hayli para birikti, oraya birçok adamlar birikmiş. 2. Yığınak yapmak: Hudutta asker birikiyor. 3. Şişmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Toplamak, yığmak, tahşit etmek: İdare ile hayli para biriktirmişti, evine bir takım tenbeller biriktirmiş, hududa asker biriktiriyorlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeklerin üst dudağı üzerinde biten kıllar: Bıyık çıkmak, bıyığı gelmek. Kara bıyık, sarı bıyık, ak bı138 yık. Bazı hayvanlarda da olur: Kedi, arslan bıyığı. Ak bıyık = Bıyığı ağarmış (ihtiyar). Bıyıkaltı = Alay. Bıyıkaltından gülmek = İstihza etmek. Balıkbıyığı = Balinanın ağzından çıkan saz gibi şey. Beşbıyık = Muşmulanın iri çeşidi. Palabıyık = Bıyığı pala gibi uzun ve sert. Terbıyık = Bıyığı yeni çıkmış. Tavşanbıyığı = Bir cins ot.

Türkçe Sözlük

(f.). Bıyığı gelmek, bıyıklı olmak: Erkekler yirmi yaşlarında bıyıklanırlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Bıyığı olan; ak, sarı, kara bıyıklı = Bıyığı bu renklerin birinde olan. Ter bıyıklı = Bıyığı yeni gelmiş. Kıranta bıyıklı = Bıyığına kır serpmiş olan.

Türkçe Sözlük

(i.). Bıyığı olmayan, henüz bıyığı çıkmamış.

Teknolojik Terim

BMC (yığın döküm bileşiği), mermer, cam fiberi ve epoksi reçinenin karışımından oluşan bir malzemedir. Bu malzeme çok güçlüdür ve özellikle DVD sürücüler gibi titreşimin kabul edilemez olduğu yerlerde kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Geminin iki başındaki omuzluk direkleri ki omurga bunlara bağlanır: Baş bodoslaması, kıç bodoslaması. Bodoslama demiri — Kayığın altında baştan kıça kadar uzanan demir lama.

Türkçe Sözlük

(i. Bulgarca’dan). Rumeli derelerinde kullanılan yekpare kütükten mamul tekne gibi balıkçı kayığı.

Türkçe Sözlük

(I.). Kayıklarda dümen yerine kullanılan yarım kürek, boyuna palası. Boyuna vurmak = Kayığı boyuna ile çevirmek, (bk.) Boyana.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. üzerinde sarı lekeleri olan. kızılkahverenkli ve daha çok gübre yığınlarında bulunan küçük solucan, zool. Helodrilus feotidus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. cesur, yürekli, yiğit; yağız, yakışıklı; i. yiğit kimse, kahraman; Kızılderili savaşçı; f. cesaretle karşı koymak, göğüs germek, karşı gelmek. bravely z. yiğitçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cesaret, kahramanhk, yiğitlik; gösteriş, ihtişam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarı insan yarı boa şeklinde olan efsanevi bir canavar; eski devirlerde özel törenlerde kullanılan Venedik devlet kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satıcı kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paket, bohça; kundak; yığın; f. toplamak, bohçalamak, kundaklamak, sarıp sarmalamak; acele olarak bir yere göndermek; slang sepetlemek; veda etmeden aceleyle gitmek; soyunmadan aynı yatakta yatmak. bundle up sarınıp sarmalanmak.

Türkçe Sözlük

(i). Geyiğin dişisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alay konusu olan kimse; nişan talimi yapılan yerin arkasındaki duvar veya toprak yığını; f. bitişik olmak; bitişmek; iki şeyin enli uçlarını birbiriyle birleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yakın; bir kenara. go by geçip gitmek. Iay by biriktirmek, yığmak. put by ilerisi için saklamak. by and by çok geçmeden. by and large genellikle. Can you dropby tonight? Bu gece bize uğrar mısın?

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmektedir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktarı bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Kumların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir. Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkle göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmekledir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktar bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dört: Çâr-sû, çâr-clhet = Dört taraf, Osm. cihât-ı erbaa. Çâr-çeşm ile = Dört gözle. Çâr-ebrû = Dört keş, bıyığı yeni terlemiş delikanlı, (bk.) Cihâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kuzey Amerika'ya mahsus birkaç cins ren geyiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katliam, kırım, kan dökme; eski ceset yığını.

Türkçe Sözlük

(i.). Hububat yığını, zahire kümesi: Nisan yağar sap olur, mayıs yağar çeç olur.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Bir ucundan tutup uzatmak: Şu ipi çek, her biri bir ucundan çekiyordu. 2. Kendine doğru celp ve cezbetmek: Sarraflar ufaklığı çekerler. 3. Sürükleyip götürmek, Osm. cerretmek: Araba çekmek. 4. Nefesle çekip yutmak, Osm. bel’ etmek: Suyu, tütünü çekti. 5. Bir şeyi sokulmuş olduğu yerden çıkarmak: Kılıcı kınından çekmek, bıçak çekmek, diş çekmek. 6. Kuyudan su çıkarmak: Su çekiyor. 7. Ayaktan giyilen bir şeyi giymek: Çizmeyi, potini, pantolonu çekti. 8. Önüne çıkarmak, takdim etmek: Kendisine güzel bir at çektiler, birçok hediyeler çekti. 9. Gönül almak, cezbetmek: Bu yerler adamı çeker. 10. Menetmek, önlemek, kurtarmak: Şu çocuğu kumardan, içkiden çekmeli. 11. Tahammül etmek, uğramak. Osm. musâb olmak: Zahmet çekmek, hastalık çekmek, ziyanını ben çekiyorum. 12. Boyuna veya çepçevre yapılan bir şeyi yapmak, kurmak, bina etmek, uzatmak: Duvar, set çekmek, etrafına hendek çekmek. 13. Germek, yaymak, asmak: Perde çekmek. 14. Çizmek, çizerek uzatmak: Çizgi, hat çekmek. 15. Yazmak, resmetmek. 16. Sürmek, komak. yapıştırmak: Boya, astar, düzgün, rastık çekmek. 17. (hayvanı) Dişiye aşırmak: Arap aygırını Macar kısrağına çekmeli. 18. Terazi ve kantarla tartmak: Şu çuvalı çek bakalım, kaç okkadır. 19. Sevketmek, yürütmek: Asker çekti. 20. Ziyafet vermek, ziyafete davet etmek: Filâna bir ziyafet çekti. 21. Telgraf çektirmek, göndermek, keşide etmek: Bir telgraf çekmiş. 22. Daralmak, büzülmek, çekilmek: Fanila yıkanınca çeker. 23. Zahmet ve meşakkate, derd ve kedere uğramak: Çok çektiml Benim çektiğimi dünyada kimse çekmemiştir. 24. Benzemek, andırmak: Soyuna çekmiş, babasına çekiyor. Omuz çekmek = Bilmezliğe gelmek, Osm. tecâhül etmek. İç çekmek = Ah etmek. İç çekmek = Gönül istemek, arzu etmek: Filân şeyi içim çekiyor. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarfınazar etmek, artık karışmamak: Ben, o işten el çektim, elimi çektim. Kulak çekmek = Terbiye etmek. Çekememek = Kıskanmak, birinin iyi taraflarına tahammül edememek. Kürek çekmek = Kayığı yürütmek üzere kürek kullanmak. Akıntıya kürek çekmek = Beyhude yorulmak, neticesiz bir işle uğraşmak. Sah çekmek = Matbaacılıkta, müsveddeye konulan bir tashih işaretini iptal etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekdirmek işi. (bk.) çektirmek. 2. Kürekle yürütülür bir direkli odun vs. kayığı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, bahadırlık, metanet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلادت] yiğitlik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Gözüpeklik. 2.Yiğitlik. 3.Kahramanlık.

Türkçe Sözlük

CİLASUN (i.). Yiğit, eli çabuk ve becerikli (eski kelime).

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, beceriklilik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2.Genç sağlıklı, gürbüz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Toplama, biraraya getirme, yığma. 2.Hükümdar, şah. 3.Süleyman Peygamberin lakabı. 4.Büyük İskender’in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed’in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).

Türkçe Sözlük

(i. F.)”. 1. Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. 2. Fıçı ve tekerlek gibi şeylerin takviye edip dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek surette geçirilen demir veya tahta halka ve daire. Fıçı, tekerlek çenberi. 3. Boyun ve alna bağlanan yemeni: Çenber bağlamak. 4. (mimarlık). Bîr direk ve sütuna geçirilen demir halka veya halka şeklinde yapılan kabartma daire: Çenberli taş (Çenberlitaş). 5. Eski astronominin inancına göre felek dairesi: Feleğin çenberinden geçmek = Tecrübe görmek, Osm. tecrübedîde olmak, feleğin germ-ü-serdini görmüş olmak. 6. Kıçı yuvarlak (odun kayığı). Çenber kayık. 7. (geometri) Merkez noktasından aynı uzaklık ve düzlemdeki noktaların meydana getirdiği kapalı ‘eğri. Sırt çenberi = Herhangi bir gök cismi ile gök küresi kutuplarından geçen çenber.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cür’et» den smüş.). Cür’ etli, gözü korkmaz, cesaretli yiğit: Bir merd-i cerl. Ceriyy-ül-lisân = Serbest söz söyleyen. Cerî-ül-kalem = Serbest yazan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geyik gibi; geyiğe ait, geyik familyası ile ilgili.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, çekinmezlik, korkmazlık, atılganlık: Bu işe cesaret edemem, onun şecaat ve cesareti malûmdur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesaret» ten) (mü. cesOre). Cesaretli, yiğit, yürekli. Fars. dilîr: Pek cesur bir adamdır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.

Türkçe Sözlük

(i.). Cesaret, yiğitlik, yüreklilik: Bu muharebede cesurluğunu gösterdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asya üIkelerine mahsus geyiğe benzer birkaç çeşit geviş getiren hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). külçe, yığın, topak; (k.dili). kuvvetli ve tıknaz adam; bodur ve güçlü at veya başka hayvan. chunky (s). bodur, tıknaz; topak topak, külçe halinde. chunkiness (i). bodurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yayık, yayığa benzer herhangi bir alet; süt kabı; (f). tereyağı yapmak için sütü dövmek, çalkamak; devamlı olarak dövmek, karıştırmak. churning (i). çalkama.

Türkçe Sözlük

(i.), iki kat, ikili, iki yanlı, katmerli. Ar. müsennâ: Çifte merdiven, çifte kanatlı kapı, çifte cam. 1. Kayığın bir adam tarafından çekilen iki küreği: Bir çifte, iki çifte, dört çifte. 2. Ikl namlulu av tüfeği, av çiftesi. 3. Atın alnında, makbûl olmayan ve uğur sayılmayan çift nişan. 4. Hayvanın İki art ayağıyla birden tepmesi: Katır çifte atmak. 5. mec. Katırın çifte atması gibi zarar verme. 6. İki namlulu av tüfeği. Çifte kavrulmuş — Ufak kesilmiş sert bir lokum çeşidi.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dünyaya bedel kişi, yiğit.

Türkçe Sözlük

(CİHAZ) (i. A.) (c. echize). 1. Bir işte lâzım olan çeşitli Aletler takımı, cerrahlık Aletleri vs. 2. Gelinin babasının evinden kocasının evine beraberinde götürdüğü elbise, eşya ve takımlar (dilimizde en kullanılanı budur, halk ağzında, çeyiz). 3. Cenazenin kaldırılması için lâzım gelen kefen vesair malzeme. Cihaz alayı = Geline verilen cihazı açık olarak babasının evinden kocasının evine götüren katar. Cihaz halayığı = Eskiden cihaz arasında ve cihazdan sayılmak üzere götürülen câriye.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: çırağman). 1. Üzerinde meşale yakılan kule veya demir direk. 2. Balıkçıların su kenarlarında kurdukları demir pile. Susam çırakmanı = Yığın ortasında diklmiş direk. mec. Çırakmana çıkmak = Fazla kızmak, gazaba gelip fırlamak.

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Maharetli, becerikli. 2.Kahraman, yiğit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Bulgarca’dan). İki başı çalık dalyan veya zahire kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sakalı bıyığı tıraş olunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yığın, küme; (f). yığmak, kümelemek; ağır adımlarla yürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yığmak, düzensizce atmak; koşuşmak; gurültü etmek; gürültülü bir şekilde ve acele olarak konuşmak; (i). yığın, çöp yığını; karışıklık, kargaşalık; gürültü, patırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saman yığını, ot yığını; (f). saman yığmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., topluluk ismi yığın, küme, top.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). küme halinde toplanmış; (i). küme; (tic). holding; (jeol). yığışım, konglomera (taş cinsi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karışık birikinti, birbirinden ayrı unsurlardan meydana gelen yığın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ip, sicim, kaytan, şerit; yay kirişi, veter, çalgı teli; 3,5 metre küp hacminde bir odun tartı birimi; bir çeşit kabartma çizgili kumaş; manevi bağ; (çoğ). fitilli kadifeden yapılmış pantolon; (f). iple bağlamak; iple süslemek; kütükleri yığma

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iple bağlanmış; kabarık çizgili; kütük öIçüsü ile öIçüIüp yığılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cesaret, yiğitlik, yüreklilik, mertlik. have the courage of one's convictionsdavran ışlarını inançlarına uydurmaya cesaret etmek. take courage cesaretlenmek, kuvvet almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cesur, yiğit,:yürekli, mert. courageously (z). cesaretle, mertçe.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i bulut yığını; yığın cumulo- önek yığın şeklinde (bulut).

Türkçe Sözlük

(CÜR’ET) (i. A.). Yiğitlik, cesaret, korkmayarak ileri atılma: Karşı durmaya cür’et etti; karşısında lâkırdı söylemeye cür’et edemiyor. Cür’et-yâb = Cesaret eden, davranabilen: Beni müdafaaya cür’et-yâb oldu (küçümseme mânâsı da verilir: Bu, ne cür’et).

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesur, yiğit, atılgan, gözüpek.

Türkçe Sözlük

(i A. F.). Cesurlukla, yiğitlikle.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesurlukatılganlık, yiğitlik.

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Cesur, yiğit davranabilen: Cür’etli adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Delikanlı, babayiğit kimse. 2. Erkek kardeş.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Erkek kardeş. 2.Delikanlı, babayiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafındaki araziye göre yerin pek yüksek kısmı. Ar. cebel, Fars. kûh: Dağ ardı = Dağın arkası, öte tarafı. Dağ eteği = Dağın meyilli olan aşağı tarafı. Fars. dâmen-i kûh. Dağ başı = Dağın yukarısı, mec. Yabanî yer: Dağ adamı, dağ ayısı — Yabanî adam. Dağ tepesi = Dağın zirvesi, en yüksek noktası. Dağ sırtı = Boyuna uzanan dağın yukarısı. İri ve yiğit adam hakkında kullanılır: Dağ gibi bir delikanlı. Arada dağlar var — Pek büyük fark var. Dağların şenliği = mec. Ayı. Karadağ = Balkan yarımadasında şimdi Yugoslavya’ya bağlı dağlık küçük ülke. Dağ keçisi = Yabanî keçi. Yanardağ = Ateş püsküren dağ. Ar. Bürkân, Fars. kûh-i Ateş-feşân. Sıradağlar = Birbiri ardısıra zincirleme uzanan dağlar. Osm. sisile-i cibâl.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kahraman, yiğit-

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dayı akrabalığı. 2. Babayiğitlik, ağalık ve kahramanlık, yiğitlik. 3. Kabadayılık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bülûğa ermiş. Ar. şâb, genç: Bir delikanlı gördüm. Köyün delikanlıları oynuyorlardı. 2. Yiğit, cesur, babayiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gençlik, Ar. şebâb. 2. Cesaret, yiğitlik, babayiğitlik.

Türkçe Sözlük

(i. Y. coğrafya). Alüvyonların yığılmasıyle bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yerde meydana gelen ve kabaca üçgene benzeyen kısım.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir gibi sağlam ve yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit denizci.

Türkçe Sözlük

(i.). Suyun girmesine engel olup dışarı akmasına yol veren tahta ki, kayığın kenarında olur. Pencerenin alt söğesinin dışındaki şiv tahtaya da denir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). 1. Hayvana yüklenen yükün yarısı, bir tarafına konulan miktarı: Yükün bir dengi. 2. Sıkı bağlanıp kare şeklinde bir hacim teşkil eden tüccar eşyası, balya: Denkleri gümrüğe çıkarmak. 3. Dirhemin dörtte biri, dank. 4. mec. Muvazene, denge: Kayığın dengi. 5. Muvazeneli, dengeli. Ar. mütevâzin: Bu iki çuval denk gelmiyor. 6. Müsavi, eşit, benzer, tıpkısı, eş, akran: O, size denk olamaz. Karı koca denk olmalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Eşya ambarı. 2. Bir malın toptan satıldığı yahut fazlaca bulunduğu yer. Depo etmek = Yığmak, biriktirmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastalıktan yeni kurtulan, iyice kendisine gelemeyen. 2. Sağlam. 3. Doğru, gerçek. 4. Ayıp, utanma. 5. Yiğitlik. 6. Sertlik, kabalık.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاور] yürekli, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, yürekli.

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, cesaret, dilîrlik, kahramanlık.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesur, yiğit, kahraman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلير] yürekli, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesaret ve yiğitlikle yapılan, yiğitçe: Dilîrâne bir tavırla, dilîrâne söz. Cesaret ve kahramanlıkla, yiğit adama yakışır surette: Dilîrâne söylüyor.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mertlik, yiğitlik, yüreklilik, cesaret.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli, yiğit.

Türkçe Sözlük

(DOKURCİN) (i.). 1. Do kuzar yani on sekiz taşla oynanılan dama gibi bir oyun, üçleme de denir. 2. Buğday demetleri yığını, çeç. 3. Gelin çeyizi kafesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boş yeri kalmamış. Fars. pür: Dolmuş testi, sandık, araba 2. Artık tahammül olunamayacak, taşacak derecede hiddetlenmiş: Osm. pür-hiddet, pürgazab. 3. İskelede, doluncaya kadar yolcu alıp, dolunca hareket eden nöbet kayığı, doldurma suretiyle yolcu taşıma, bu şekilde yolcu taşıyan nakil vasıtası. Dolmuşa gelmek = Kandırılmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendi mihveri veya başka bir mihver etrafında devretmek, devreylemek: Dünya 24 saatte bir kere kendi etrafında, senede bir defa da güneşin etrafında döner. Mevlevi dervişleri muntazam bir hareketle dönerler; bu tekerlek dönmüyor. 2. Arkaya doğru gelmek, geri gelmek, avdet etmek: Filân yere gidip akşam döneceğim; bu vapur Mudanya’ya kadar gidip oradan yine buraya döner. 3. Değişmek, başkalaşmak. Osm. diğergûn olmak, tahavvül ve tegayyür etmek: Onun işi döndü; aklı döndü. 4. Eski dinini bırakıp diğer bir dine girmek: Çin’in Dungan denilen ahalisi dönerek İslâm dinini kabul etmişlerdir: Arnavutlar’ın bir kısmı fetih sırasında ve bir kısmı da çok sonra dönmüşlerdir. 5. Caymak, vazgeçmek, sözünü tutmamak: Sözünden dönmek. 6. Birini terk edip onun tarafını tutmaktan vazgeçmek: Sonraları Kleopatra’dan dönmüşlerdi. 7. Bir hal almak, benzemek, bir harekette bulunmak: Arslana döndü = Gayet yiğitçe harekette bulundu; suya düşmüş sıçana döndü. Baş dönmek = Başı dönüyor gibi olmak. Sözünden dönmek = Verdiği sözden caymak. Soy dönmek = Nesil bozulmak, karışmak, asalet ve cins karışmak. Göz dönmek = mec. Fazla hiddet ve telâştan gözler kararmak.

Türkçe Sözlük

(si.). Uç ile beş arasındaki sayı, 4; iki defa iki. Ar. erbaa, Fars. çihar: Dört yüz, dört bin; on dört, yirmi dört: Dörtte bir = Çeyrek. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak (yürümek). Dört el = iki kişi tarafından çalınan piyano usulü. Dört elle yapışmak (sarılmak) = Büyük gayret ve ehemmiyetle teşebbüs etmek. Dört baş = Dört cihet, her taraf, her yan. Dört kaş = Bıyığı yeni terleyerek dört kaşlı gibi görünen. Fars. çâr-ebrû 300 Dört gözle beklemek = Sabırsızlıkla beklemek. Dört köşe = Murabba (kare) biçiminde. Dörtnal = Doludizgin, hayvanı koşturarak. Dört yanına bakınmak = Şaşırmak. Dört yol ağzı = İki yol veya sokağın kesiştiği yer.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bıyığı yeni terleyen genç adam. 2. Kalın ve gür kaşlı.

Türkçe Sözlük

(i.). Aşarcıların ekin yığınlarını damgalattıkları tahta damga (eskiden).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (şaka). kuvvetli, yiğit, cesur. doughtily (z). cesaretle, kuvvetle. doughti ness (i). cesaret, kuvvet, yiğitlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüzgâr veya akıntının etkisiyle sürüklenme, çekilme; rüzgârın yığdığı kar; amaç, hedef, eğilim, temayül; sürüklenme, gayesiz olarak dolaşma; (jeol). birikinti, moren; (den). geminin akıntı veya rüzgâr ile sürüklenmesi, sürükleniş uzaklığı; (hav).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sürüklenmek, akıntıya kapılmak; yığılmak, toplanmak birikmek; tıkanmak; sürüklemek; yığmak, biriktirmek; gayesizce dolaşmak, olayların akışında sürüklenmek. driftage (i). sürüklenme, sürükleyiş; sürüklenen veya sürüklenmiş şey. drifter (i). başıb

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol) buzul birikintilerinden meydana gelmiş dar uzun yığın.

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). boşaltmak, atmak; (tic.) damping yapmak, fiyatları düşürmek, toptan ucuz fiyata vermek; düşmek; (i). çöp yığını, çöplük, mezbele;(A.B.D.), (argo) köhne ve kötü şöhretli ev veya otel; komputer makinadaki bütün bilginin makinadan boşalıp kâğıd

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüzgârın yığdığı kum tepeciği .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pislik, hayvan tersi, gübre; (f). gübrelemek. dung beetle zool Scara baeidae familyasından bokböceği, pabuç tartan böceği .dung fork gübre çatalı .dung heap, dunghill (i). gübre yığını, fışkılık.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü temiz yiğit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz veya süprüntü yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taş yığını halinde abide, mezar veya işaret noktası, kurgan.

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Alaca ata binmiş, mec. Yiğit, muharip.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Ağabey, büyük kardeş. 2.Yiğit, cesur. 3.Kabadayı.

Türkçe Sözlük

(i. F. efkenden fiilinden imas., sıfat terkîbi teşkiline girer). Düşüren, yere atan, yığan, salan: Şİrefken = Arslanı yere atmaya muktedir. Sâye-efken = Gölge salan. Fars. sâye-endâz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). sekiz; (i). sekiz rakamı (8, Vlll); sekiz kısımdan ibaret olan şey; yarış kayığında kürek çeken sekiz kişilik takım. eight-hour day çalışma sÜresini günde sekiz saat olarak kabul eden sistem. behind the eight ball (A.B.D)., argo müşkül dur

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kesîb). Büyük çöllerde, rüzgârların biriktirdiği kum yığınları.

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Med ve cezir sebebiyle sahillere yığılan kum kümeleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. merd’den smüş.). Henüz bıyık ve sakalı çıkmamış, tüysüz: Şibemred = Daha bıyığı ve sakalı gelmemiş delikanlı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. (enbârden ve enbâşden mastarından emir). Dolu, yığın, küme. 2. Gübre.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yığın, cemaat, kalabalık, izdiham.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - En yiğit, en kahraman kişi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Değerli yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit akıncı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz adlı yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Al kanlı yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit erkek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) – Yiğitliğinle anıl, tanın.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şimşek gibi yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit soydan gelen.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) – Erdemli yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit doğan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yetişen, ulaşan, vasıl olan. 2.İyi yetişmiş kişi. 3.Cesur, yiğit adam. 4.Ermiş. 5.Koca, zevc. 6.Kişi, şahıs.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yiğitlik eden erkek. 2.Sevk ve idare kabiliyeti olan, lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Hızlı, çevik, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Erkek insan veya hayvanın hal ve sıfatı. Ar. zükûriyyet. 2. İnsan erkekliği. Ar. recûliyyet, Fars: merdî. 3. Bülûğ, bülûğ yaşına erişme, evlât yetiştirebilecek bir yaş ve halde bulunma: Daha erkek olmadan kendisini evlendirmeğe kalkıştılar. 4. mec. Yiğitlik, bahadırlık, şecaat, cesaret.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kılıç gibi keskin güçlü yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeklik, er olma hali, yiğitlik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit başkomutan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü erkek, yiğit olan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şahin gibi güçlü yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitliğinle tanın.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitliğiyle tanınmış, ünlenmiş erkek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit sözlü.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tek, eşsiz yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gözü, gönlü tok yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Töreleri olan yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dürüst, doğru, yiğit. - Ertuğrul Gazi: Osmanlı hanedanının kurucusu. Osman Bey’in babası.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yiğit hakan. 2.Uygur yazıtlarında geçen Türk adı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok güzel genç. 2.Son derece cesur ve yiğit adam.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sert, güçlü, boyun eğmez yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yıldız gibi parlak yiğit.

İsimler ve Anlamları

(t.f.i.) (Erkek İsmi) - Yiğit oğlu.

Türkçe Sözlük

(i. A «şeci» den itaf.). Daha veya en yiğit, pek cesur.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En cesur, en yiğit kişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

esker (i.), (jeol.) buzulların bıraktığı kum veya çakıldan ibaret yığın veya sırt halinde küme.

Türkçe Sözlük

(f.). Yığılmak, toplanmak, Osm. tecemmû, tahaşşüt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kahramanlık, yiğitlik; sergüzeşt, macera.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zimr ve zemîr). Bahâdırlar, kahramanlar, yiğitler.

Türkçe Sözlük

(i. A. (c. fityân). 1. Genç, delikanlı, yiğit. 2. Fütûvvetli, kerem ve sahavet sahibi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yiğit, mert. 2.Binici, at yetiştirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balık avlama, balık avı, balıkçılık; ağız arama. fishing boat balıkçı kayığı veya gemisi. fishing rod olta kamışı. fishjng tackle veya gear balık takımı, baIıkçı takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sürü; küme: güruh kalabalık, yığın: cemaat, grup, zümre: (f). sürü halini almak, sürü halinde gitmek, toplanmak, üşüşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ged, ging) sis, duman; (foto). donukluk; bunaklık; (f). sisle kaplamak, karartmak; sisle dolmak, sis basmak: (foto). belirsiz olmak, donuklaşmak; bunamak. fog bank (meteor). uzaktan özellikle denizde görülen sis, sis yığını. fogbound (s).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). trinketa yelkeninin bir kısmı; (çoğ). kayığın ön tarafı.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Bir defa, kere. Bir defada ve bir ağ atmada çıkarılan balık miktarı: Bir foroz balık. Foroz kayığı = Dalyandan balık çıkaran küçük kayık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gençlik, delikanlılık. 2. Yardım severlik, el açıklığı, cömertlik. 3. Mertlik, yiğitlik, mürüvvet. 4. Ortaçağ İslâm ve Türk Aleminde esnaf teşkilâtı, tarikat, lonca ve sendikası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فتوت] gençlik. 2.yiğitlik. 3.eskiden Anadolu’da kurulup gelişen esnaf teşkilatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s gösterişli, heybetli, güzel; cesur, yürekli, kahraman; kibar, nazik; ateşli, 3şık galIantly z nazik bir tavırla; göste rişli surette; kahramanca, yiğitçe

İngilizce - Türkçe Sözlük

i cesaret, kahramanlık, yiğitlik; kadınlara karşı nezaket; âşıkane soz veya davranış

İngilizce - Türkçe Sözlük

s gözüpek, yiğit, cesur; av hay vanlarına ait gamely z cesurca game ness i yiğitlik, yüreklilik

İngilizce - Türkçe Sözlük

s av eti kokusunu andıran (bil hassa ağırlaşmış av eti); cesur, yiğit, gözüpek

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. toplamak, bir araya getirmek; devşirmek; seçmek, biriktirmek; yığmak; kazanmak; anlamak, sonuç çıkarmak; büzmek, kırma yapmak; toplanmak, bir araya gelmek; artmak, çoğalmak; matb. sayfaları sıraya koymak, harman yapmak; tıb. toplanmak (cerahat) gather

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İri arslan, şir. 2.Cesur, yürekli, yiğit adam. 3.Hz.Ali’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yeni taze, körpe kimse, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). Gerecek Alet: Çulha gergisi. Hamla gergisi = Kayığın kürek çekilirken ayak dayanılan tahtası.

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. gev). Kahramanlar, yiğitler.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kahramanlar, yiğitl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençl(Erkek İsmi) 2.Köleler, esirl(Erkek İsmi) 3.Cennette hizmet gören erkekl(Erkek İsmi)

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kümelenmiş, yığın halinde.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Göklerin yiğidi bahadır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanda ve hayvanlarda görme organı, Osm. Alet-i bâsıra, Ar. ayn, Fars. çeşm, dîde: Göz eçmak, göz kapamak, kara göz, elâ göz, gözün akı, karası, gözbebeği. 2. Görme, Ar. rü’yet, bâsıra: Gözü açık, gözü keskin. 3. Menbâ, kaynak, bir suyun yerden kaynadığı yer, kaynak, Ar. ayn: Su gözü. 4. Delik, çukur: Bal gümecinin gözleri; iğne gözü. Göz göz = Delik, delik. 5. Çekmece: Masanın gözündedir. 6. Taksim, bölük: Beş göz mağaza: O değirmenin üç gözü vardır. 7. Terazi kefesi: Terazi gözü. 8. Kemer: Köprü gözü. 9. Nazar, kötü bakış, Fars. çeşm-i bed: Göze gelmek, göz değmek. 10. Gözde olma, makbûl olma: Dünya gözümde yoktur. Bir şey gözüne girmiyor. 11. Teveccüh, sevgi, muhabbet: Göze girmek, gözden düşmek, gözden çıkmak. Göz atmak: İşaret etmek. Aç göz = Hırs, tamah, doymazlık. Aç göxlü = Tamahkâr, haris. Göz açmak sa 1. Doğmak, dünyaya gelmek. 2. Rahatlanmak, teneffüs etmek: İşten göz açamadım. 3. Dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak: Gözünü aç. Gözlerini açmak = 1. Hayran olmak, hayrette kalmak. 2. Alıştırmak, uyandırmak, ikaz etmek. Gözlerini dört açmak = 1. Fazla dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak. 2. Hayrette kalmak. Açıkgöz = Uyanık, fırsatçı. Gözü açık, gözü ardında = İsteğine erişememiş; arzusuna erişemeden ölmüş. Göz açıklığı = Zekâ, uyanıklık. İlk gözağrısı = 1. Birinci defa olarak çekilen aşk. 2. İlk evlât. Göz akı = Gözün beyaz kısmı. Göz almek = Gözü kamaştırmak. Gözotu = Ar. Haşîşe-tülayn (bitki). Öküzgözü = Arnika (bitki). Göz önü = Huzur: Göz önünde, huzurda. Gözevl = Gözün çukuru, Fars. hâne-i çeşm. Göz etmek = İşaret etmek. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. İki gözü iki çeşme = Çok ağlamayı anlatır. Göze batmak = Kıskançlığı mucib olmak. Gözbağı = Sihir, büyü. Gözbağcı = Büyücü, Ar. sehhâr, Fars. efsûnger. Gözbebeği = Gözün asıl gören merkezi ki, içinde karşıya gelen şahsın resmi görünmekle böyle adlandırılmıştır. Ar. insân-ül-ayn, Fars. merdümek-i çeşm. Göz belermek = Hiddetle bakıp tehdit etmek. Gözboncuğu = Nazara karşı takılan mavi boncuk. Gözboyamak = Dalavere ederek aldatmak, kandırmak, iğfal etmek. Bingözotu = Mahmûde denilen bir cins bitki. Patlak göz = 1. Bozulup dışarı fırlamış göz. 2. Tabiî olarak dışarıya fırlamış çıkıntılı göz. Gözü p«k = Cesur, yiğit. Göz pınarı = Gözün burun tarafındaki ucu. Gözde tütmek = Fazla istenmek, hasret duymak, imrenmek. Göz çıkarmak = 1. Kör etmek, gözünü sakatlamak. 2. Zarar vermek, bozmak, halel getirmek. Gözden çıkmak = Artık arzu olunmamak, bıkılmak, soğumak. O kadar hevesle yaptırdığım ev, istediğim gibi olmadığı için gözümden çıktı. Göz hapsi = 1. Kimse ile görüşmemek üzere bir odaya hapis ve tevkif. 2. Bir kimseye, gözünü ayırmadan bakma. Göz hekimi = Göz doktoru. Ar. kehhâl. Horoz gözü = Bir cins papatya. Gözdağı = Tehdit, korkutma. Dört gözle beklemek Sabırsızlıkla beklemek. Gözünü dört açmak = Pek ihtiyatlı davranmak. Göz değmek = Nazar isabet etmek. Göz demiri = (denizcilik) Geminin baş tarafında bulunan ve her vakit kullanılan büyük demir. Gözden düşmek = Teveccühü kaybetmek, itibarsız olmak. Göz dönme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ted, ting) iri taneli kum; kumtaşı; kefeki taşı, öğütme hassası olan taş; metanet, cesaret, yiğitlik; (f.) gıcırdatmak, diş gıcırdatmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) içine kum taneleri karışmış olan, kumlu; cesur, yiğit. grittiness (i.) kumlu oluş; cesaret, yiğitlik.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (Peru’da konuşulan bir Kızılderili dilinden). Kuş pisliklerinin bazı yerlerde uzun zamandan beri birikip yığılmasından meydana gelen ve gübre olarak kullanılan madde.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yiğit, kahraman.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Güvercinlerin yatmasına ve yumurtlayıp palaz çıkarmasına mahsus tahtadan evciklere bölünmüş dolap. 2. Piyade kayığının kıçında, öte beri koymaya mahsus dolap ki, küçük bir kamara veya anbar şeklinde olur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گربز] yiğit. 2.kahraman.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik, kahramanlık şiirleri, marşlar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Cesaret, kahramanlık, yiğitlik. 2.Kahramanca şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüret; arsızlık, küstahlık yiğitlik, cesaret;

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tahammüllü, mukavim, dayanıklı, kuvvetli; cesur, gözüpek, cüretkâr, yiğit; kendine güvenen, atılgan, küstah; kışa dayanıklı, soğuğa dayanıklı (özellikle bitkiler). hardily (z.) yiğitlikle, mertçe. hardiness (i.) dayanıklılık, mukavim oluş.

Türkçe Sözlük

(I. F., Ar. hat yazı, Fars. Averden = getirmek). Sakal ve bıyığı yeni bitmeye başlamış delikanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ot yığını, tınaz .

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan, esed, gazanfer, şir. 2.Cesur, yiğit adam. 3.Hz.Ali’nin lakabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahırın üst katında kuru ot saklamaya mahsus yer; burada saklanan saman yığını .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) açıkta duran ot yığını, tınaz .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük ot yığını, tınaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yığın, küme, öbek; (k.dili) çok miktar; (k.dili) kalabalık, güruh; (f.) yığmak, kümelemek; yağdırmak (hediye, hakaret) .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiğit erkek, iri yarı adam.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tepe, bayır, yokuş; yığın; küme; bitkilerin etrafına veya üstüne örtülmuş toprak yığını; (f). tepe veya yığın teşkil etmek, ağaç köklerinin etrafına toprak yığmak. hill station Hindistan'da yayla. hilly (s). tepelik. hilliness (s). tepelik

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arslan, şîr. mec. Cesur adam, yiğit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tavşan kafesi; büfe üstüne konulan tabak çanak dolabı; dolap, ambar; kulübecik; mad. kömür vagonu; çukur tepsi; hamur tahtası; f. ambara yığmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar) (c. ictimâiyyât). T. Toplanma, bir yere gelme, birikme, yığılma: Birçok halk içtimâ etmişti. 2. Bir meclis veya hey’etin toplanması, Ar. in’ikad: Bugün meclisin, komisyonun içtimâ günüdür. 3. İki veya daha fazla şeyin birlikte bulunması: Ictimâ-ı zıddeyn = iki zıt şeyin bir araya gelmesi, (edebiyat) Ictimâ-ı sâkineyn = iki sessiz harfin yan yana bulunması (astronomi) İki gezegenin yan yana gelmesi.

Türkçe Sözlük

(i. R.). Büyük balık ağı ki, çeşitleri vardır: Iğrıb çevirmek = mec. Ustalıkla birden ve büyükçe kâr ve istifade etmek. Iğrıb kayığı = Beş çifte balık kayığı.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «lika» dan masdar) (c. ilkâAt). 1. Koyma, bırakma, atma: Kayığı denize ilka etmek, kendini tehlikeye ilka etmek; ateş, fitne ilka etmek. 2. c. Kötü sözlerle zihin çelme, aldatma, kandırma: Birtakım ilkaâte kapıldılar. Ilkait-ı bed-hâhâne = Kötü maksatlı kandırmalar.

Genel Bilgi

Televizyonda seyretmiş, gazetelerde okumuş belki de bizzat şahit olmuşsunuzdur. Bazı insanlar kızgın korlar üzerinde, üstelik de çıplak ayakla yürüyebilmekte, ayaklarına da bir şey olmamaktadır. Bu 3-4 metre uzunluğundaki ateş yığınım hiç acı çekmeden ve yara almadan yürüyerek geçenler bunu nasıl ve niçin yapıyorlar, kendilerini nasıl hissediyorlar?

Ateş yürüyüşü Hindistan, Japonya, Güney Afrika, Endonezya, Tahiti gibi yerlerde binlerce yıldan beri dini geleneklere dayanarak uygulanagelmiştir. Günümüzde ise gösteri ve psikolojik tedavi de dahil bir çok amaçla uygulanmakta, bu konuda bilimsel toplantılar ve seminerler düzenlenmektedir.

Psikolojik tedavi amacı ile uygulayanlar asıl amacın ateşin üzerinden yürümeyi başarmak değil, bunu başardıktan sonra güven duygusu ile özel hayatta ve iş yaşamında da başarılı olmak olduğunu söylüyorlar. Önemli olanın ateşe hükmetmek değil, güvenemediğimiz her şeyin üzerine cesaretle gitmek olduğunu savunuyorlar.

Peki nasıl oluyor da ateşte yürüyenlerin ayaklarına bir şey olmuyor? Olaya ruhsal bilinç değil de bilimsel açıdan yaklaşanların değişik görüşleri var. Bir görüşe göre 200 - 300 derece sıcaklıkta ayak tabanları normalden çok ter atmakta, bu ter tabakası koruyucu bir örtü oluşturmaktadır.

Nasıl kızgın bir tava üzerine düşen su damlası, aralarında oluşan buhar tabakası nedeniyle hemen yok olmaz, tava üzerinde zıplayıp durursa, onun gibi bir şey. Ancak ayak tabanı ile kızgın kömürler arasında böyle bir şeyin oluşması mümkün görülmüyor.

Bir diğer görüşe göre önemli olan ayağın kömürler üzerine basış süresidir. Buna göre yüksek sıcaklıklar, çok kısa bir sürede etkili oldukları zaman acı vermiyorlar. Deri yüzeyindeki alıcılar ısıya oldukça yavaş reaksiyon gösterdiklerinden 0,3 saniyeden kısa bir sürede etkili olan 500 derecelik bir sıcaklığı yalnızca 2 derece olarak algılıyorlar. Bu nedenle ateş üzerinde yürüyenler işin tekniğini biliyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar, böylece ateşe basış sürelerinin çok kısa olmasını sağlıyorlar.

Ama bu görüş de tam tatminkar değil. Basış süresi 0,3 saniyeyi geçmesine hatta 7 saniyeyi bulmasına rağmen ayakları yanmayan yürüyücüler de var. Ateş üzerinde çorapla yürüyenlerin ayaklarının duyarsızlığı trans hali ile açıklansa bile bu, çorapların nasıl olup da yanıtladığını açıklayamaz.

Yürüyüş sırasında beynin acıyı bastıran ‘endorfin’ gibi maddeleri salgıladığı doğrudur ama bu da ayak taban derilerinin nasıl olup da yanmadığına açıklık getirmez.

Psikologlara göre ateş yürüyüşü henüz bilimsel yöntemlerle tam açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Hiç bir dini inancı olmayanlar da dahil, ateşte yürüyenlere kendilerinin bu gücü nereden aldıkları sorulduğunda, tümü aynı cevabı veriyor: İnanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yılmaz, korkusuz, cesur, yiğit. intrepid'ity (i.) yiğitlik. intrep'idly (z.) yiğitçe.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Su, çirkef vesaire birikmesi, yığını, dugun su, çirkef vs. 2. irkilme.

Türkçe Sözlük

(f.) (su) Birikip durmak, yığılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çok kuvvetli adam, yiğit kimse; (çoğ.), (b.h.) Cromwell'in süvari askerleri.

Türkçe Sözlük

(i.). Yığma, mal biriktirme.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. istifçi işi. 2. mec. ileride bulunmayacağı veya pahalanacağı düşüncesiyle çok mal yığarak piyasada sıkıntıya yol açma suçu: İstifçilik benciliğin en kötü belirtilerinden biridir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten masdar). Şöhret bulma, meşhur olma, nam kazanma: Şiirleri iştihâr etmiştir; yiğitliğiyle iştihar edenlerdendir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازدحام] aşırı kalabalık, aşırı yığılma.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Hafif olduğu halde hacmi büyük: Kaba döşek, şilte; kaba denk, yük. 2. Şiş, tümsek: Kabaet. 3. Terbiyesiz, sözü ve devranışı ağır, yontulmamış, zarafeti olmayan: Kaba adam. 4. Adî, zarif, süslü veya ince ve nazik olmayan, bayağı: Kaba iş, kaba dikiş, kaba ekmek, işin kabası. 5. Terbiyeye aykırı, terbiyesizce: Kaba söz, kaba lisan. Kabaet = Sağrı budu. Kaba saba, kabataslak = Kaba bir suretle, işin yalnız kabası, ince teferrüatına girlşmeksizin: Kaba saba, kaba taslak şeklini çizmek. Kabasakal = Sakalı kabarık, büyük. Kabadayı = Gösterişte cesaret satan, yiğit taslağı, bk. Kabadayı. Kabakoz = Yalnız görünüşte gösterişli. Kabakulak = Bir hastalık, Osm. hummây-ı nekzî, Fr. orcillon.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kimseden korkmaz görünerek şuna buna meydan okuyan kimse, yiğit taslağı. 2. mec. Babayiğit: Doğrusu, kabadayı çocuktur. 3. (halk ağzında) Başta gelen: Bunun en kabadayısı elli kuruşa.

Türkçe Sözlük

(i.). 1, Göğüs kemiklerinin her biri: Zayıflıktan kaburgaları çıkmış. Bu kemiklerin bel kemiğine bağlanmak suretiyle meydana getirdikleri şeklin bütünü: Kaburga dolması = Kuzu kaburgasının pirinç, kuru üzüm ve fıstıkla dolması. Gemi veya kayığın, hayvan kaburgasına benzeyen ve omurga üzerine kaldırılan eğri ağaçları.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yiğit, pehlivan, bahâdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [قهرمان] yiğit

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Yiğit, cesur, (bahadır). 2.Hüküm sahibi, iş buyuran. 3.Fars mitolojisinde Rüstem’in yendiği kimse. - (bkz.Bahadır).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kahramân’ın c.). Kahramanlar, yiğitler.

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Yiğitçe, yiğitlikle, bahâdırâne: Bir tavr-ı kahramânâne ile; kahramânâne hücum etti.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kahramanlık, yiğitlik.

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, bahâdirlik.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. calfatage veya Ar. celefat’tan). I. (denizcilik). Gemi ve kayıkların tahtalarının arasını üstüpü vesaire ile tıkayıp üstüne zift, mâcun vesaire sürerek tıkaması: Kayığı, gemiyi kalafat etmek. 2. mec. Sahte süs veya tâmir, düzen: Evi kalafat ettik, bu ihtiyar kadın yüzünü kalafat edip duruyor. Kalafat etmek = Kalafatlatmak. Kalafat yeri = Teknelerin kalafatlanmasına mahsus yer.

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi ve kayığı). 1. Kalafat etmek, tahtalarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürmek: Gemiyi iyi kalafatlamış. 2. mec. Sahtelendirmek, düzgün sürmek, boya vesaire ile kusurları örtmek: Yüzünü kalafatlamış.

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi veya kayığı). Kalafat ettirmek, kaplama tahtlarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürdürmek: Şu kayığı kalafatlatmalı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kalafat edilmek. (gemi ve kayığın) Kaplama tahtalarırının araları tıkanıp üstüne zift sürülmek: Kayık iyi kalafatlanırsa birkaç sene sürer. 2. mec. Sahte bir suretle süslenmek, düzgün veya boya sürmek: Bu kadın, genç görünmek hevesiyle iyice kalafatlanmış.

Türkçe Sözlük

(i.). Kışın donmuş halde yağan ve soğuk iklimlerde uzun müddet yerde birikip kalan yağmur, Fars. berf: Kar yağmak, kar tutmak: Yağınca erimeyip yerde birikmek. Hava kar yapmak, kara dönmek = Kar yağdırmak. Fevkalâde beyaz hakkında kullanılır: Kar gibi. mec. Kardan arslan = Kardan yapılan arslan heykeli gibibi vücutlu, gösterişli fakat iktidarsız adam. Kar çığırı = Karda açılmış geçit. Kar helvası = Karla karışık pekmez. Kar topu = 1. Karı yuvarlatarak yapılan büyük yığın. 2. Vuruşup oynamak için elde sıkarak top yapılan bir avuç kar. 3. Bir cins beyaz çiçek. 4. mec. Pek beyaz, tombulca şahıs veya çocuk. Karkuşu = Bir cins kırlangıç. Kar kuyusu = Yaz için kar biriktirip saklanılan mahzen. Karyağdı = Üstüne kar yağmış gibi beyaz benekli (tavuk vesaire).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer, kara yağız yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Karayağız, kahraman yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Coşkulu, taşkın, hareketli yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. En veya daha derin. Bahr-i kaûr = Pek derin deniz. 2. Çölde, rüzgârın yığdığı kum tepeleri, kumul, eksibe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eskimo balıkçı kayığı.

Türkçe Sözlük

(i. «kaymak» tan). Su üzerinde kayıp giden küçük tekne ki, çeşitleri ve muhtelif büyüklükte cinsleri olup kürekle veya sade yelkenle hareket eder: Piyâde kayık = Pek hafifi ki dar ve uzun olur: İki, üç çifte kayık, ateş kayığı. Odun kayığı — Odun taşıyan büyüceği. Pazar kayığı = Yedi çifte yük kayığı. Balık kayığı = Balıkçılara mahsus kabası.

Türkçe Sözlük

(i.). Kayık kullanan, kürek çekerek kayığı yürüten. Kira ile çalıştığı bir kayığın sahibi veya maaşla bir dairenin kayığını kullanan adam: Kayıkçı esnafı. Kayıkçılar kethudâsı.

Türkçe Sözlük

(i.). Kayığı çekip bağlamaya veya kızak üzerine almaya mahsus dalgadan muhafazalı yer: Bu yalının kayıkhanesi var mıdır? Bu iskelenin güzel bir kayıkhanesi var.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyiliksever, yiğit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave yiğit. cesur. beautiful. handsome güzel. yakışıklı. bald kel. bad. ugly çirkin. kötü.

Türkçe Sözlük

(i.). Türk masallarının çoğunda geçen ve ilkin silik bir kişi iken yavaş yavaş birçok faziletleri beliren ve sonunda zekâsı ve yiğitliğiyle murâdına eren bir kahramanın adı olup bir ailenin himayesine veya bir yere çıraklığa alınan öksüz çocukları anlatmak üzere bir okşama sözü gibi de kullanılır: Bizim keloğlanı incitmeyin.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cesur, yiğit. 2. Silâhlı, silâh kuşanmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın ve bazı hayvanların vücudunda biten sertçe ve kalınca tüy. Ar. şaar, Fars. mûy: Saçından, sakalından, bıyığından kıl koparmak; göğsünden, kollarında çok kıl var; keçi kılı; at kuyruğunun, yelesinin kılları. 2. Keçi tüyü, sef: Kıldan çuval, çul (koyununkine yün ve yapağı, deve, at ve diğer hayvanların ince ve kısa olanına tüy denir). 3. Pek az miktar, çok az: Düşmesine kıl kaldı; kıl kadar yerinden oynamış. 4. Kıldan yapılmış: Kıl çuval; kıl kuşak. Kılbarak = Uzun tüylü bir cins küçük at. Burnundan kıl aldırmamak = Asla müsaade etmemek, hakketse bile kendisine söz söyletmemek. Kılburun = Denizin içine uzanmış pek ince burun, dar kara parçası. Kıl dökmek = (hayvan) Tüyünü değiştirmek. Kılı kırk yarmak = İnceden inceye araştırmak. Kılkuyruk = 1. Bir cins ördek, süne. 2. Züğürt; kılıksız. Kılkıran = Saçkıran hastalığı, Ar. dâ-üs-sâleb. Kılyakı = Hayvan yarasını delip geçirdikleri kaytan çeşidi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kılıç gibi keskin yiğit.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kıllı hâle gelmek, kılları gelmek: Göğüs kıllanmış. 2. Bıyığı, sakalı gelmek, kartlaşmak: Yaşı küçüktür ama çabuk kıllandı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kır, kır düşmüş; kırla karışık: Kıranta bıyık. 2. Bıyığı kır ve sakalsız: Kıranta bir adam.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yığın, öbek. bk. Kütle.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kar ve buz üzerinde kaymak üzere yapılan tekerleksiz bir çeşit araba ki, kuzey ülkelerinde köpeklere ve başka hayvanlara çektirirler: Kızakla seyahat etmek; kızağa binmek. 2. Çocukların karlı ve buzlu İnişlerde kayıp eğlenmek İçin üzerine oturdukları tahta parçası: Kızak kaymak. 3. (denizcilik) Üzerinde gemi inşa edilen tezgâh. 4. Kayığın tezgâhtan veya kayıkhaneden denize indirilmesi için ağaç döşenmiş meyilli yol üzerinde kaydırılan bir çeşit beşik: Kayığı kızağa almak, kızakla indirmek (eski Türkçe’de «gırılgaç» denirdi).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koyun aygırı, damızlık erkek koyun. 2. İyi cinsten iri ve beşli erkek koyun kl, meraklıları yavru iken alıp büyütürler (İstanbul’ca başlıca bu mânâ ile kullanılır). 3. mec. Yiğit adam: Koç yiğit. Ekmeğine koç = ikrâm edici, cömert, Ar. mükrlm, eli, kapısı açık. Koçbaşı = Vaktiyle kale kapılarını kırmak için kullanılan Alet. Koç boynuzu = 1. İklîlü’ül-melek denilen bitkinin bir çeşidi. 2. Top kundağında halat takılacak kuvvetli çengel. 3. (denizcilik) Halat bağlanmak üzere sert ağaçtan veya demir ve pirinçten iki tarafı kulaklı bir parça ki, güvertenin çeşitli yerlerine mıhlanır. Koçkatımı = Koçların bir müddet ayrıldıktan sonra koyunlara salıverilmesi ve bunun mevsimi ki, sonbaharda olur. Koçkatımı fırtınası = O mevsimde olan fırtına.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Eş. Ev ve ailenin yaşça en büyüğü. 2.İri, kocaman. 3.Akıllı, tedbirli yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yaşlı, ulu, yiğit

Türkçe Sözlük

(i.). Sağlam, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yürekli, eli açık. 2.Yüce gönüllü. 3.Konuk sev(Erkek İsmi) 4.Yiğit, korkmayan kişi, savaşçı. 5.Açık kestane renginde olan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cömert, kahraman, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). Türk halk şiir ve musikisinde yiğitlik ve yiğitlik övgüsü terennüm eden bir form (şekil) ve çeşit.

Türkçe Sözlük

(f.). Koç gibi davranmak, yiğitlenmek, yüreklenmek, azmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Havasız yerde yakıldıktan sonra söndürülmüş odundan ibaret siyah madde ki, tekrar yakılıp mangal içinde ısıtmak için ve mutfakta yemek pişirmek için kullanılır, Ar. fahm: Kışlık kömürü tedarik etmek; odun, kömür almak; kömür yakmak; kömür başa vurmak; kömür kayığı. Maden, taş kömürü = Yerin altından çıkan, pek ziyade ısı veren, vapur, lokomotif ve sobalarda vs. kullanılan siyah madde. 2. Siyah, kapkara: Kömür gözlü, kömür kaşlı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). içine elektrik enerjisi yığılan cihaz.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yığışma.

Yabancı Kelime

Fr. conglomérat

jeol. yığışım

Molozların çimento durumuna dönüşmesiyle oluşan kütle.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Cesur, yiğit, (Erkek İsmi) Orhan Gazi’nin komutanlarından biri.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup Arapça’ laşmışı: kûsec). 1. Sakal ve bıyığı olmayan veya seyrek olan: Köse adam. 2. Seyrek: Köse sakal; köse orman. Köse sakallı = Sakalı köse.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Sakalı bıyığı hiç çıkmayan veya seyrek olan. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). 1. Gemi zahiresi, bir gemi içinde bulunanların beslenmesi için gemiye doldurulan erzak; kumanya memuru. 2. Geminin erzak koymamaya mahsus yeri, kileri. 3. Eskiden piyade kayığının kıçındaki dolapçık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yığın, birikinti: Bir küme buğday. Otu küme küme yığıdılar. 2. Tepe, künbet, kule.

Türkçe Sözlük

(i.) («yığın» demek olan küme’den mi, yoksa Rumca’dan yahut Arnavutça kumaç’tan mı?). 1. Tavukların gece yattıkları kapalı yer, tavuk ahırı, kodes. 2. Ufak ve mütevazı ikamet yeri, kulübe, izbe: Bir kümeste oturuyor. Başını bir kümese sokmak.

Yabancı Kelime

Fr. cumulation

kümelenme

Yığılma, biriktirme, toplanma.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dayanıklı ve yiğit adam.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Yiğit, yürekli han.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski Türklerde yiğit, alp.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yük hayvanlarına vurulan iri ve hantal semer. 2. Rüzgârın yaptığı kar yığını.

Genel Bilgi

Hayvanlar aleminde genellikle dişiler erkeklerini seçerler. Bu nedenle erkek cazip olmak zorundadır. Sadece dış görünüşü ile değil kuşlarda olduğu gibi özellikle çiftleşme zamanında sesleriyle, yani ötüşleriyle de rakiplerinden üstün olmaları gerekir.

Dişileri cezbetmek için bu kadar gösterişli olmak erkekleri düşmanları için çok kolay bulunan bir av haline getirir. Dişiler kendilerini tabiat içinde veya yuvalarında gösterişsiz renkleri ile daha iyi saklayabilir, düşmanların dikkatlerini çekmezken çoğunlukla erkekler hedef olurlar.

Aslında tüm kuşlar memeli hayvanlardan daha güzel ve süslüdürler. Bu, kuşların tüylerindeki melanin denilen bir maddeden kaynaklanmaktadır. Bu madde insanın saç ve derisinde de vardır ama miktarı kuşlardakine oranla çok azdır.

Hayvanlar dünyasında güzellik ve renklilik önemli bir iletişim aracıdır. Çevresindekilere büyüklük, güç, yaş ve cinsiyet konularında fikir verir, etkiler.

İnsanların aksine hayvanlarda erkek daha güzeldir, dişisinden görünüm ve ebat olarak farklıdır. Erkek geyiğin gösterişli boynuzları, erkek aslanın yelesi, horozun ibiği hep ya düşmana karşı veya sürü içinde liderlik yarışındaki rakiplerine karşı etkileyici bir silahtır.

Kuşlarda erkeklerin daha iri olmaları, parlak renkleri ve kuvvetli ötüşleri bir açıdan da yuvayı savunma sorumluluğunu taşımalarındandır. Bu özellikler ne kadar kuvvetliyse düşman o kadar ürküp çekinebilir, o yuvayı bırakıp daha başka kolay avlara yönelebilir.

Güzellik ve gösteriş sadece kelebeklerde güzel olma amacına yöneliktir. Onlar ömürlerinin büyük bir kısmını kuluçka devrinde geçirdiklerinden, kelebek şeklindeki kısacık yaşamlarında bu kadar güzel olmaları da haklarıdır doğrusu.

Hayvanlar aleminde kuşların en çok ötenleri de erkeklerdir. Bunu hem dişi kuşu davet hem de hakimiyetleri altında olan alanları belirtmek için yaparlar. İüphesiz dişi kuşlar da en çok öten erkeği tercih ederler. Bu tercih tabii ki erkeğin sesinin güzel olmasından dolayı değil güçlü olmasından, hakimiyet sahasının geniş olmasından ve daha fazla yiyecek imkanına sahip olmasındandır.

Tabiatın kanunu dişi kuşlar için de geçerlidir. Erkeklerini zengin ve güçlü oldukları için seçerler.

Aslında erkekler yiyecek bulmak için çok zaman harcamazlar, onlar daha çok öterler. İunu da ilave edelim ki, memeli hayvan türleri içinde sadece yüzde 3’ü tek eşli iken kuş türleri içinde tek eşlilik oranı yüzde 90’dır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kutlu, uğurlu, yiğit.

Türkçe Sözlük

(aslı: KİTLE) (i. A.). 1. Yığın, kitle, (jeoloji). 2. Maden, taş vesaireden iri parça. bk. Kitle.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uğurlu yiğit-

Türkçe Sözlük

(aslı: LâKAB) (i. A.) (c. elkab). Bir adamın asıl adından başka adaşlarından ayırmak için sonradan kendisine verilen veya yakıştırılan diğer ismi ki, onunla şöhreti olur: Zenbilli lakabıyla anılan Şeyhülislâm Ali Efendi; Tiryaki lakabıyla ünlü Hasan Paşa; yiğit, lakabıyla anılır. (c.) Osmanlı devrinde rütbe sahiplerine yazılan mektubun başında ve zarfın üzerinde veya ismi anıldıkta rütbesine göre yazılan sıfat, unvan; rif’atlû, izzetlû, saâdetlû gibi.

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). 1. Çekme, yisa etme: Kayığı lava etmek = Çekmek. 2. mec. Bir şeyi birden yutup göçürmek.

Türkçe Sözlük

(aslı: LâİK) (i. A.) (mü. lâika) (liyâket’ten). Yakışan, yakışık, münasip, Fars. şâyân, şâyeste: Bu, size lâyık değildir. Lâyık görmek = Uygun, münasip görmek. Yakışan iş ve hareket, yerinde ceza: Allah lâyığını versin! LAYIN, -LEYİN Benzetme gösteren «ci», «ce» edatıyla beraber isimlere eklenir: Oncılayın, buncılayın, sencileyin.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit yük kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. döküntü, çerçöp yığıntısı; intizamsızlık, karışıklık; kedi veya köpek gibi hayvanın bir defada doğurduğu yavrular; tahtırevan; sedye; hayvanları yatırmak için serilen saman veya kuru ot; f. karmakarışık etmek; doğurmak, bilhassa birden çok yav

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerine toprak örtülmüş saman, toz vesaire yığını.

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca = güney). 1. Güney rüzgârı: Lodos esmek; bugün biraz lodos var. Batı lodosu = Güneybatı rüzgârı. Kıble lodusu = Güneydoğu rüzgârı. 2. Güney yönü: Lodosa nâzır; lodos tarafında. 3. Güney rüzgârı, havası, lodos estiği gün: Dodosta insana bir gevşeklik gelir: Lodosta balık yenmez. 4. Lodos rüzgârı fırtınası: Lodosa tutulduk; bu lodosta kayığa binilmez, mec. Lodos poyraz = Sebatsızlık. Lodos poyraz mukataası = Serserilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. orduları yığma ve hareket ettirme ile besleme sanatı, lojistik.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Engin deniz, suyun çok ve derin yeri. 2. Kalabalık, yığın, Osm. cemm-i gafîr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. parça, küme, biçimsiz parça, topak, yumru; öbek; şiş; yığın, toptan şey; hantal kimse, ahmak kimse; f. yığmak, biçimsiz parça haline koymak; bir araya getirmek; toptan almak veya satmak; hantal hantal dolaşmak. lump coal iri parçalar halinde m

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Fars. matrak-bâz = deynekle oynayan). Hayvan ve başka şeyleri ucuz alıp pahalı satan adam: Madrabaz elinden mal alınmaz. Madrabaz kayığı = Iğrıblardan ve ağcılardan balık toplayıp satan balıkçı kayığı, mec. 1. Hilekâr. 2. Pahacı, pahalı mal satan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erkekçe, mert, cesur, yiğit. manfully z. erkekçe, yiğitçe. manfulness i. mertlik, yiğitlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. erkeklik, yiğitlik; erkeklik hali veya çağı; insanlık. manhood suffrage bütün ergin erkeklerin rey verme hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erkekçe, erkek vasıflarına haiz: mert, yiğit. manliness i. yiğitlik, mertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. (more, most) çok, sayıca çok, bir hayli; i. bir çoğu. the many halk yığınları. many-colored s. çok renkli, rengarenk. many-sided s. çok cepheli, kanşık. many a time çok kere, çoğu zaman. a good many birçok, hayli. a great many pek çok.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alamanadan küçük, balıkçı kayığı. 2. Bu kayıklarla atılıp, karadan çekilen küçük ağ.

Türkçe Sözlük

(i. A. «işret» ten im.) (c. meâşır). Birlikte yaşıyan insanlar topluluğu, yığın, cemiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. parça, top, kütle, külçe, yığın, küme; çokluk; hacim, cisim; fiz. herhangi bir cisimde bulunan madde miktarı, kütle; f. yığın halinde toplamak; ask. asker yığmak. mass media kitle iletişim, halka bilgi dağıtmak için çeşitli vasıtalar. mass meeti

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ted, -ting) hasır; paspas; bardak veya vazo altllığı; arap saçı gibi bir birine dolaşmış yığın; f. hasır ile örtmek; bükerek veya keçeleştirerek hasıra benzetmek; hasırlaşmak, keçeleşmek; düğümlenmek, bir birine dolaşmak, çitişmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’» den imef.) (mü. mecmûa). Toplanmış, birikmiş, yığılmış, (i. A. c. mecâmi). 1. Toplanmış şey, top, yığın. 2. (matematik, hesapta). Toplama, kara cümle: Bu on beş kalem rakamın mecmûu nedir?

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ölümsüz, güçlü, kuvvetli, yiğit.

Türkçe Sözlük

(I. F.) (c. merdin). 1. Adam, insan. 2. Erkek. Merd ve zen = Erkek ve kadın. Merd-i Hudâ = Velî, evliyadan adam. 3. Yiğit, cesur: Mert adam. 4. Hamiyetli, insaniyetli, iyiliksever. Nâmerd = Korkak, alçak. (bk.) Mert.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مرد] adam. 2.yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Adam, insan. 2.Özü sözü doğru kabadayı, yiğit. -Türk dil kurallarına göre “d/t” değişmesiyle kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Mertler, insanlar, erkekler, yiğitl(Erkek İsmi)

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مردانه] yiğitçe.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Erlik, erkeklik. 2. Cesaret, yiğitlik, bahadırlık. 3. Hamiyyet, insanlık, (bk.) Mertlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مردمی] insanlık. 2.yiğitlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. manly. red-blooded. manful. chivalrous. courageous. courageous yiğit. dependable. trustworthy.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Özü, sözü doğru yiğit. 2.Erkek insan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

courage. bravery. manliness. courage yiğitlik. erkeklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., leh. mezbele, gübrelik, çöp yığını. kitchen midden antro. içinde insan ve hayvan kemikleri ile taş aletler bulunan tarihöncesinden kalma çöp yığını.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Koloit iyonlarında molekül yığılışmasında meydana gelen ve koloidin bütün hususiyetlerini taşıdığı kabul edilen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed, -bing) insan kalabalığı, izdiham; ayaktakımı, avam; k.dili gangsterler çetesi: f. güruh halinde saldırmak, kitle halinde hücum etmek; merakla etrafını sarmak; yığılmak. mob law halk tarafından yürütülen kanun, linç kanunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köstebeklerin yeraltını oyarak çıkardıkları toprak yığnı, köstebek tepesi; önemsiz şey. make a mountain out of a molehill habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak.

Türkçe Sözlük

Bir yapıtta yinelenen çizgi ve renklerin her birine verilen addır. (1) Heykel yapımı için alçı ya da metal eriyiğini kalıba dökme işlemi. (2) Herhangi bir nesnenin alçı ya da balmumu ile kalıbının alınması işlemi. (3) Yukarıdaki işlerin sonucunda elde edilen kalıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. toprak yığını; küme, tümsek yer, tepecik; yığını; beysbol atıcının durduğu tümsek yer; f. tepeciklerle kuşatmak; tepecik şeklinde yığmak. Mound Builder tarihöncesinde Mississippi yöresinde topraktan gömüt ve kaleler yapan Kızılderili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dağ; yığın, dağ kadar büyük şey; azman. mountain ash üvez, bot. Sorbus americana. mountain chain dağ silsilesi. mountain lion puma, zool. Felis concolor. mountain range dağ silsilesi. mountain sheep Kanada koyunu, zool. Ovis canadensis. mountain s

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ekin yığını, ot yığını; ambarda ekin veya ot yığınına mahsus kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gübre, yaş gübre; bataklık çamuru; pislik; f. gübrelemek; k.dili kirletmek, pisletmek. muck heap gübre yığını. muck'y s. pis, kirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok sayı; kalabalık, izdiham, halk yığını; çokluk.

Türkçe Sözlük

(i. A. «imas.»). 1. Mertlik, yiğitlik; İnsanlık, fazilet. 2. (Türkçe) Çocukların yetişip evlenmek ve baba olmak gibi sevinçleri ve ana babanın bundan hâsıl olan bahtiyarlığı: Şimdi torunlarınızı mektebe başlatıyorsunuz, ne mürüvveti Bİ-mürüvvet = İnsaniyetsiz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misk; misk kokusu; misk otu, amberçiçeği, misk kokulu herhangi bir bitki. musk deer misk geyiği, zool. Moschus moschiferus. musk geranium kokulu sardunya. musk ox misk sığırı, zool. Ovibos moschatus. musk plant misk otu, bot. Mimulus moschatus. mu

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’» den if.) (mü. mütecemmia). Toplanmış, birikmiş, yığılmış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rekm» den if.) (mü. müterâkime). Birikmiş, yığılmış, toplanmış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahm» dan if.) (mü. müzdehime). Kalabalıklı, birikip sıkışmış, pek sık yığılmış.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ad, isim: Ahmed nâmında bir adam. 2. Şöhret, şan: Nâm aldı nâm kazandı, nâm verdi. 3. Yöneltme, adres. Benim nâmıma bir mektup geldi. 4. Vekâlet: Ben sizin nâmınıza, evrakı imza ettim. Be-nâm = 1. isimli: Rüstem nâmiyle be-nâm bir kahraman. 2. Meşhur: Yiğitlikle be-nâm bir adam. Bed-nâm = Kötülükle şöhret bulmuş. Nîk-nâm = İyilikle meşhur, hayırla anılan. Nâmında = İsimli, adlı: İncili Çavuş nâmında bir nedîm. Nâmına = ismen itibârî olarak. Nâm ve nişân = İz ve eser: Nâm ve nişanı kalmadı, bulunmadı, (sıfat terkiplerinde) İsimli adam: Pervîz nâm şahıs: Pervîz isimli adam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نامجو] yiğit.

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -lae) astr. pek uzak olduğundan bulut gibi görünen yıldızlar yığını, nebula; tıb. gözbebeğine arız olan duman. spiral nebula sarmal yapılı yıldız takımı, spiral nebula.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulut gibi görünen yıldız kümesine ait. nebular hypothesis güneş sisteminin aslında bulut şeklinde bir madde yığınından ileri gelmiş olduğu varsayımı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, bahadırlık.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kahramanllık yiğitlik, efelik. Korkusuz olmak.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Pehlivan, yiğit, bahadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Üstüne toprak örtülmüş saman yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. nuclei) öz, iç; nüve, çekirdek; cevher, esas; (fiz.) çekirdek, atomun merkez kısmı; (astr.) kuyrukluyıldızın parlak başı; (anat.) omurilik veya beyinde sinir hücreleri yığını.

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Nurlu, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). Yığın, top, bölük, takım: Halk öbek öbek oturmuştu.

Türkçe Sözlük

(i.). Karaciğerin mideye döktüğü safra denilen acı bir salgı. mec. Cesaret, yiğitlik. Odü kopmak, patlamak = Çok korkmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Odun biriktirilip yığılan yer, odun anbarı veya iskelesi: Bu evin odunluğu, kömürlüğü yok mu?

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oflaz (Erkek İsmi) Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Samimi, içten yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Oğuz’a mensup, güçlü yiğit baba. 2.Oğuz kahramanı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Oğuz çocuğu. 2.Yiğit gürbüz çocuk.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yiğit han, hakan. 2.Oğuz boylarının efsanevi kahramanı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam, yiğit. 2.Yumuşak huylu, sakin.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Anlayışlı yiğit. 2.Tanrısal gücü olan yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kutlu, uğurlu, beğenilen yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Onuruyla tanınmış kimse. Yiğit ve onurlu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Geniş, güven veren yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. «ot» dan). Otla örtülü yer, çayır, mer’a. 2. Kuru otun yığıldığı yer, ot yığını.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğan alp. Güçlü yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özünde yiğit olan kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özünde yiğit olan kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitliğiyle tanınan kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, Türk Alpi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Yiğit, cesur, özü güçlü. 2.Orta Asya’da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse. 3.Dere, çay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Yiğit, doğru kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, cesur han.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gerçek yiğit ol.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sakin, ağırbaşlı yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özünde çok güçlü olan yiğit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. uzun saplı bel; kısa kürek, kayığın kenarına dayamadan kullanılan kürek; tokaç, çırpıcı tokmağı; yandan çarklı vapurda çark kanadı; f. kısa kürekle yürütmek veya yürümek; ağır ağır kürek çekmek; çarkların hareket etmesiyle yürümek; k.dili kıça ş

Türkçe Sözlük

(doğrusu: BâZAR) (i. F„ bâz = geri, Averden = getirmek). 1. Alış veriş. Pazar ola = Alış veriş edenlere dua olarak söylenir. 2. Alış veriş yeri, üstü açık yer ki, her gün veye belirli günde herkes satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ila satar, suk: At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, çarşamba, perşembe pazarı. 3. Alış verişte fiyat kararlaştırmak için yapılan çekişme. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak. Pazar kayığı = Eskiden ücretle herkesin eşyasını götürüp getiren büyük kayık. Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = iş düzeltmek, ıslah etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پهلوان] yiğit. 2.pehlivan.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Şehir. 2.Kahraman, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güreşçi, Fars. keştigîr: Yusuf pehlivan. Hasan pehlivan. 2. Cesur, yiğit, kahraman, Fars. dilâver. Pehlivan tekkesi = Güreş talimhanesi. Pehlivan yakısı = Keskin yakı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Güreşçi. 2.Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kahramana lâyık, yiğitçe.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, sert, kahraman yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şakayık, bot Paeonia oflicinalis. garden poony ayı gülü, bot. Padus officinalis. wild peony yer şakayığı, bot. Paeonia officinalis.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Tepesinde bir taş bulunan, daha çok koni biçiminde taş yığını.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Arıların barındığı yer olan altı köşeli mum yığını, balı alınmış gömeç. 2. Bu şekilde muhtelif şey parçası, tekerlek: Bir petek afyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yığın, küme; k.dili büyük meblağ; çok büyük bina; ölü yakmaya mahsus odun yığını; fiz. atom reaktörü: (argo) servet, dünyalık; f. yığmak, kümelemek. pile in dolu,smak pile off, pile out inmek, hep birlikte inmek. pile on üşüşmek; tepeleme dold

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yiğitlik, cesaret, yüreklilik; koparma, yolma; çekme; sakatat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cesur, yiğit, yürekli.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok uzun ve gür bıyık. 2. Bu şekilde bıyığı olan. (bk.) Post.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basın, basılmış şeyler ve özellikle gazeteler; basın mensupları; gazete yazısı; matbaa makinası; matbaa, basımevi; baskı tezgâhı; pres, cendere, mengene; sıkıştırma; kalabalık, yığışma; sıkışma, acele, baskı, iş çokluğu; baskı sanatı; elbise dolab

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Yu. mit. gökten ateşi çalıp insana veren Prometheus'a ait veya ona benzer; özgürlük, yaratıcılık ve yiğitlikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yiğitlik, cesaret; cesaret isteyen iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhallebi, puding. pudding stone jeol. puding, yığışım. The proof of the pudding is in the eating. Bir şeyin değeri kullanıldığında anlaşılır.

Türkçe Sözlük

(1.). 1. Suyun damlaları . gibi dağınık: Püskürme ben; püskürme dallı kumaş. 2. Bol yığılmış, kırmalı ve düşük. Püskürme şalvar = Kırmalı paçaları ayağın üzerine düşen. 3. Havada patlayıp dağılan: Püskürme fişek. 4. Püskürülen şey, patlayıp yayılma: Yanardağ püskürmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ehram, piramit; piramit şeklinde şey veya yığın;geom piramit, pyramidal s. piramit şeklinde. pyramidally z. piramit şeklinde olarak; son derece.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ölüleri yakmaya mahsus odun yığını; yanacak şey yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. düzensiz kalabalık, halk yığını; the ile ayaktakımı; f. kitle halinde saldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili yığın, büyük miktar. a raft of çok, pek çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden toplamak, yeniden yığmak; kendini toplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) karşılığını vermek, mükafatlandırmak; acısını unutturmak, cezasını vermek, Iâyığını vermek; (i.) karşılık, mükafat; ceza.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, heybetli; (gen.) alay yiğit, cesur; hürmete lâyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tek., çoğ. ren (geyik), kuzey geyiği, zool. Rangifer tarandus. reindeer moss renlikeni, bot. Cladonia rangiferina.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teslim etmek, bırakmak, depo etmek, yığmak. repository i. hazine, mahzen, ambar; sırdaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karşılığını verme, mukabele, karşılık, lâyığını verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. azimkar, kararlı, sebat ve metanet sahibi, kuvvetli; yiğit, cesur. resolutely z. azimle, kararlı olarak, sebat ve metanetle. resoluteness i. azimkârlık, azim, kararlılık, metanet; yüreklilik; cesaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. saman veya kuru ot yığını, özellikle üstü örtülü büyük yıgın; f. kuru ot yığmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayalık bahçe, taş yığınından yapılmış çiçeklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .imparator Şarlmanın efsanevi yeğeni ve en yiğit şövalyelerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bozgun; düzensiz kalabalık, halk yığını, ayaktakımı; huk. birkaç kişinin ayaklanma niyetiyle bir araya toplanarak huzuru bozması; f. bozguna uğratmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

I. kalabalık, halk yığını, izdiham.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, kahraman. İran’ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeâb» dan if.) (c. Şubbân). Genç, delikanlı, civan, yiğit; şâbb-ı emred = daha sakalı bıyığı gelmemiş delikanlı. Seyyid-i şubbân-ı Cennet = Hz. Hüseyn.

Türkçe Sözlük

(SAFF-DER) (i. F, Ar. saf = sıra, Fars. deriden = yarmak). Düşman askerinin saflarını yarıp geçen yiğit, cesur, behâdır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Düşman saflarını yaran, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yiğitçe.

Türkçe Sözlük

(ŞEH-BAZ) (i. F.). 1. İri bir cins beyaz doğan. 2. Yiğit ve şanlı adam, kahraman.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Beyaz ve iri doğan. 2.Yakışıklı. Yiğit, serdengeçti. 3.Kabadayı. 4.Cömert. 5.Büyük, gösterişli, güzel mükemmel.

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Şahin gibi güçlü yiğit, cesur.

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Şahin gibi güçlü, yiğit (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Güçlü, yiğit kimse.

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Yiğit soydan gelen, güçlü, kahraman.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Çok yiğit, kahraman, şahin gibi.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İyi ata binen yiğit kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Yiğit, cesur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(ŞAKAİK) (ka uzun) (i. A. «şakıyka» nın cemMdir). Büyük ve parlak bir çiçektir ki «şakaayık-ı nûmâniyye» de denilir; ağaç şakayıkı = gül ağacı gibi bir küçük ağacın verdiği şakayık; yer şakayığı = soğandan çıkan çeşidi.

Şifalı Bitki

(ayıgülü): Düğünçiçeğigiller familyasından; otsu veya gövdesi odunlaşmış, çok yıllık bir bitki cinsidir. Birçok çeşidi vardır. Tıbbi şakayık; Mayıs-Haziran aylarında pembe veya kırmızı renkli çiçekler açan, 70 cm kadar boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları derin parçalıdır. Kökünde; uçucu yağ, nişasta, şekerler, peanol ve peregrinin adlı bir alkoloid vardır. Ev ilaçlarında kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Boğmaca ve öksürükte şikayetleri giderir. Sara da faydalıdır. Sinirleri yatıştırır. Nikris ve kramplarda da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(I.). Yan yana bağlanıp suyun üzerinde yüzdürülen, keresteden ibaret düz şey. Kereste salı = Suyun üzerinde kolay taşınmak için sal şeklinde bağlanıp halatla gemiye çektirilen kereste yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kum; kum saatindeki kum; çoğ. kumluk, kumsal; çoğ. ömrün dakikaları; (argo) cesaret, yiğitlik; f. üstüne kum serpmek; içine kum katmak; (sık sık) up ile kum dolmak (liman). sand flea kumluk yerlerde bulunan. pire sand fly tatarcık, zool. Phleb

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sarışın yiğit. Ruhi Sarıalp’, Türk atlet ve yönetici.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit kazak kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. büyük kepçe; tıb. kaşık şeklinde cerrah aleti; çukur; kepçe ile alma; k.dili vurgun; gazet. atlatma; f. kepçe ile çıkarmak; k.dili toplayıp yığmak; içini boşaltmak; içini oymak; gazet atlatmak; kapmakc scoop net nehir dibini taramaya mahsus ağc

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. trotinet; küçük motosiklet; dibi düz ve tabanına iki demir ray takılı kuvvetli buz kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dağ eteğindeki taş yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz; derya, umman, okyanus; dalga; deniz gibi geniş olan herhangi bir şey. sea anchor deniz demiri. sea anemone deniz şakayığı, zool. Actiniaria. sea bream izmarit, zool. Smaris alcedo; istrongilos, çipura. sea breeze denizden esen rüzgar, imbat,

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hızlı, atak, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şecaat» den smüş.) (c. Şuc’An) (Müfredinde secâ’, şicâ’, şücâ’ ve cem’inde şü ve şim şeklinde başlaması caizdir). 1. Yiğit, yürekli, bahâdır, cesur. 2. (astronomi) Bir takımyıldız, Fr. hydre.

İsimler ve Anlamları

(a.b.i.) (Erkek İsmi) - Dinin kahramanı, dinin yiğidi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, yüreklilik, bahâdırlık, cesaret: insenın şecâatı harp meydanında anlaşılır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شجاعت] cesaret, yiğitlik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik, cesurluk, korkusuzluk, kalb metinliği.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şecâat»den smüş.) (mü. Şecîe) (c. şuc’an, şicâ). Yiğit, cesur, yürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شجيع] cesur, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cesur, yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهامت] yiğitlik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zeka ve akılla birlikte olan yiğitlik, cesaret.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Akıllı ve kurnaz yiğit.

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Neşeli, canlı yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Baş yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Fedai, akıncı, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şecî). Cesurlar, yiğitler.

Türkçe Sözlük

(i.). Geyiğin iri bir cinsi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirini sıkacak şekilde yığılmak: Kalabalık sıkıştı. 2. Darlaşmak, daralmak: Göğsüm sıkıştı. 3. Mecbur kalmak: Çok sıkışırsam bunu da sarfederim.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sır saklayan yiğit-

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيردل] yiğit, arslan yürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرمرد] yürekli, yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.) (denizcilik) Küreği tersine kullanarak kayığı geriye ve kıça doğru yürütme: Siya etmek, siya. Siya kürek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütüklerin yığıldığı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. aptal veya kılıkslz kimse; İrl. çamur. slob ice Kan yığın halinde yüzen buz parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çökme; fiyatların birden düşmesi; iş durğunluğu; toprak kayması; kendini bırakmış bir şekilde oturma veya yürüme; f. birden düşmek veya batmak, çöküp düşmek; yığılmak; kaymak (toprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yelkenli büyük balıkçı kayığı, alamana.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitlere verilen san. Selçuklulara bağlı Hasankeyf Artuklu Beyliğinin kurucusunun adı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit kimse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit asker, yiğit subay.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sonuncu, son doğan yiğit, erkek çocuk.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Avrupa’da esâletin ilk basamağında olan asılzâde. Şövalye yüzüğü = Taşı kalın ve köşeli bir çeşit yüzük. 2. mec. Yiğit, kahraman, süvari.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit. - (bkz.Tekin).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit soydan gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ekser, enser, büyük çivi; uzun ve ucu sivri şey; kabara; ince ve yüksek topuk; yavru geyiğin boynuzu; uskumru yavrusu; f. enserle tutturmak; k.dili. (içeceğe) içki katmak; ask. topu körletmek için falya deliğine çivi vurmak; çivi ile delmek

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. büyük yığın; saman veya ot kümesi, tınaz, istif; muntazam yığın; baca; kitap rafları (özellikle büyük kütüphanelerde); k.dili. bolluk; f. yığmak, istif etmek. have the cards stacked against one güç bir durumda olmak, engeller karşısında olmak

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bünyesi kuvvetli, iri yapılı; cesur, yürekli, yiğit; i. cesur ve kuvvetli adam; sadık parti üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemi veya sandal kıçı; bir şeyin arka kısmı, kıç. stern chaser kıç topu. stern sheets filika veya kayığın kıçaltı. by the stern den. kıçı biraz fazla suya batmış, kıç tarafından. from stem to stern den. baştan kıça kadar. stern'most s. en gerideki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. stok yapmak, mal yığmak; mal ile doldurmak; filiz sürmek.

Yabancı Kelime

İng. stock

1. yığılım, 2. ekon. ve tic. yığımlık

1. Bir satış yerinde satışa hazır bulundurulan malların tümü. 2. Bir gereksinimi karşılayacak maddeden çok miktarda yığma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., (A.B.D. mağaza, dükkân; biriktirilmiş şey, stok; hazne, ambar; çoğ. levazım, kumanya; bolluk; f. saklamak; biriktirmek; levazımını tedarik etmek .store away biriktirip saklamak. store up biriktirmek, yığınak; depo etmek, ambara koymak. store teet

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kalın; kuvvetli, sağlam; iri, iman, enine boyuna; yiğit, cesur; i. iri yarı kimse; kuvvetli siyah bira, sert bira . stout'hearted s. cesur, yiğit, yürekli. stout'ly z. kuvvetle; cesaretle. stout'ness i. şişmanlık; cesaret, yüreklilik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, yiğit ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cesaretli, cesur, yiğit. 2.Aslan ve yengeç arasında yıldız kümesi.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şecî). Şecîler, yiğitler, (bk.) Şecî.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitliğiyle ünlü ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Asker soyundan gelen, yiğit yürekli ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soğukkanlı ve doğankuşu gibi güçlü, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شجاعت] cesurluk, yiğitlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. arı veya böcek oğlu; hareket halindeki böcek sürüsü; küme, sürü, yığın; f. ana kovanından ayrılıp başka yere gitmek, oğul vermek; sürü halinde toplanmak; kaynaşmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dağ alp. Dağ gibi güçlü, gösterişli, heybetli yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşed» den) (askerlik). Birlikte hareket, birbirine yardım için çabucak bir yere birikme, yığılma: Hudutta tahaşşüd var.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacer» den). 1. Bir yere taş koyma, yığma. 2. Hayvanı dağlayıp nişanlama. 3. Kimsenin girmemesi için arazinin etrafına çit çevirme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tahşîdât), (Asker vesaire) toplama, biriktirme, yığma.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Aydın, bilge yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Alamanadan küçük, iki çifte balıkçı kayığı.

Türkçe Sözlük

(f.). Kendinde olmayan şeyi var gibi görünmek: Yiğitlik taslıyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar). Toplanma, yığılma, birikme.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tecemmû). Toplanmalar, yığılmalar, birikmeler

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تداخل] karışma. 2.yığılışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bazı oyunlarda hedef; golf her deliğe gidecek topa ilk vuruşun yapıldığı belirli yer; vurulmak üzere topu üzerine koydukları küçük kum yığını veya tahta çubuk; f. golf topunu kum yığını üstüne koymak .tee off golf topu kum yığınının üstünden vu

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İri yan, boylu boslu yiğit. Eski İran kahramanı Zaloğlu Rüstem’in lakabı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eşsiz, benzersiz yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Masalların başlarında söylenen mânâsız, fakat hoşa giden söz yığını. 2. Bir dilin hususiyetine mahsus ifadeler: Bir berber bir berbere...

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tek ve eşsiz yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tek parça ağaçtan veya tahtadan yapılma kap: Hamur, çamaşır teknesi. 2. Çeşme suyunun döküldüğü ve ekseriya hayvanların su içtiği taştan büyük kap: Çeşme teknesi; taş tekne. 3. Gemi ve kayığın direk, yelken vesaire dışındaki asıl kısmı: Bu geminin teknesi pek eskidir; o vapurun teknesi sağlamdır ama makinesi işe yaramaz. 4. Tanbur ve bozuk gibi musiki Aletlerinin sesini çınlatmaya yarayan yarım küre şeklindeki kısımları. Teknede hamur = Hazır iş. Tekne kazıntısı = mec. ihtiyarlıkta doğan zayıf ve cılız çocuk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzun ve ince şey: Saç teli. 2. Altın veya gümüş yahut bakır vesaireden iplik gibi ince çekilmiş şey ki, gelin süsü olur ve nakış işlemede kullanılır: Gelin teli; sırma teli; tel ile işlenmiş. 3. Çelik tellerden çeşitli kalınlıkta bükülmüş uzun halat: Tel ile bağlamak. 4. Tanbur ve kanun gibi musiki Aletlerinin her biri başka bir ses çıkaran kirişi. 5. Telden yapılma, telden örülmüş: Tel kafes, tel çit 6. Tel gibi ince ve uzun: Tel kadayıf, te makarna. Tel tel = Her teli ayrı olan Bıyığı tel tel duruyordu. Teller takınmak = mec. Sevinmek: Sebep olanlar teller takınsın. Tel kırmak = Pot kırmak, hatâ etmek. Telkârî = Tel hâlindeki gümüşü tahta eşya üzerine kakarak yapılan süsleme: Telkârî baston, sigaralık, tabanca. Şamata teli = Dokunulunca çok ses çıkaran pek ince bir cins sarı teneke ki, vaktiyle tavanların oymaları içine konurdu. Her telden çalmak = mec. Her iş hakkında az, çok bilgisi olmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «merkez» den). 1. Merkez tutma. 2. Toplanma, bir yere birikme, yığılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمرکز] toplanma, yığılışma.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.İyi ahlaklı kimse. 2.Temiz yapılı ve yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Moğ.i). - Yiğit, cesur. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, cesur erkek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Denizci yiğit.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birikme, toplanma, yığılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تراکم] birikim, birikme, yığılma.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ter dökmek. 2. Üstüne su ve nem konmak, nemlenmek: Camlar, testi terledi. 3. (bıyık) Yeni çıkmak, taze bitmek: Bıyığı yeni terlemiş. Kan ter içinde kalmak = Çok yorulmak. 4. Utanmak, mahcup olmak, sıkılmak: Terleyip duruyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahm» dan). Çokluk ve kalabalıkla toplanma, yığılma, kalabalıkla bîrinin etrafını alma, Ar. izdiham

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk, hızlı yiğit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. taht; hâkimiyet, saltanat; tahtta oturan kimse, kral, hükümdar; (argo) alafranga tuvalette oturacak yer; f. tahta çıkmak, culus etmek. throng i., f. kalabalık, izdiham, yığılışma; f. toplanmak, üşüşmek, kalabalık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırtınaya alâmet olan bulut yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, jeol buzulların taşıyıp yığdığı çakıl veya kum ile karışık balçık.

Türkçe Sözlük

(i.). Kışa saklanmak üzere tepe şeklinde yığılan ot, ot yığını.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ot ya da saman yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif renk; ecza. mahlul, ruh, ispirto eriyiği; başka şeye katılmış cüzi şey; f. hafif renk vermek; içine katmak; hafifçe etkilenmek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dokuz (Erkek İsmi) Dayanışmacı, tutkun yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplanıp yuvarlak olmuş şey. 2. Katlanıp bağlanmış bir denk, deste ve bağ hâline konmuş kumaş vesaire: Bir top bez, çuha, kâğıt, şerit, kaytan. 3. Büyük ateşli silâh. Kale topu = Sabit olanı. Sahrâ topu = Düz yerlerde tekerlekle, hayvanla veya motorla taşınan büyük top. Dağ topu = Sarp yerlerde katırla naklolunan hafifi. 4. Topun atılması, boşanması ve sesi: Selâm topu, iftar, sahur topu, yangın topu. Top atmak = 1. Top boşaltmak. 2. (argo) İflâs etmek: Bu sırada birçok tüccar top attı. Topu atmak = (argo) Ölmek: rııan da topu attı. Top atımı = 1. Topun bir kere boşanması. 2. Topun attığı güllenin vardığı menzil, top menzili. Top arabası = Topun, naklolunurken yüklendiği iki tekerlekli alçak araba. Top altı = Kale meydanı, kale toplarının altında bulunan alçak yer. Altıntop = Bir çiçek. Altın topu = Pek güzel küçük çocuk. Top anbarı = Uç güverteli gemilerin ikinci güvertesi. Top otu = Kuru sıkı. Top oyunu = Top atıp tutmakla oynanılan oyun. Topçeker = Ağır topla silâhlı eski ganbotların büyükçesi. Topa tutmak = Topla nişan alıp gülle atmak, topla dövmek. Kar topu = 1. Karı yuvarlayarak yapılan büyük yığın. 2. Birbirine vurup oynamak için elde sıkarak yuvarlatılan kar. 3. Bir çeşit çiçek. 4. mec. Beyaz tombul çocuk. Top gibi = Tereddütsüz, hemen. Top yoluna gitmek = Heder olmak. 5. Yuvarlak, küre şeklinde: Top salata, top akasya, top çehre. 6. Yığılmış, toplanmış: Topyekûn, top edelim. 7. Bütün, cümle, hep: Topu geldiler, topunu gördük. Tortop = Karmakarışık toplanmış: Giyeceklerini tortop edip bir köşeye attı. Toptan = Hepsi birden, birlikte. Top topuz = Kısa boylu tıknaz, topaç adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çocukların kırbaçla döndürdükleri ve ucunda sivri bir çivi bulunan tahtadan oyuncak, fırıldak çeşidi. 2. Kayık küreğinin kayığın içinde kalan kalın ve toparlak yeri. 3. Kısa ve kalın olarak biçimsiz: Topaç adam, topaç hıyar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere getirip yığınak, devşirmek: Koyunları toplamak. 2. Sarmak, çekmek, kaldırmak: Saçları, etekleri toplamak. 3. Biriktirmek: Birçok para, bir büyük servet, birtakım eski kitaplar toplamış. 4. Katlamak: Şu bohçayı, yatakları toplayın. 5. Dâvet etmek, çağırmak: Bütün dostlarını topladı. 6. Kesip devşirmek: Üzüm, kiraz toplamak. Para toplamak = İane almak. Asker toplamak = Asker yazıp silâh altına almak. Aklını başına toplamak = Uyanmak, kendine gelmek, gafletten kurtulmak. Kendini toplamak = 1. İyileşmek: Epeyce kendini topladı. 2. Aklını başına devşirmek: Kendini toplayıp parasını kimin çaldığını anladı.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Bir yere gelmek, içtima etmek: Bugün meclis toplanacaktır. 2. Birikmek, çoğalmak, yığılmak: Hayli para toplandı. 3. Çekilip darlaşmak, sıkılaşmak: Bu kumaş yıkandıkça toplandı.. 4. Eteklerini çekerek ve önünü ilikleyerek öyle oturmak: Büyüklerin karşısında toplanıp oturmak lâzımdır. 5. İşlerini düzelterek yoluna koymak, işlerini perişanlıktan ve dağınıklıktan kurtarmak: Biraz toplanalım da bir eğlence yapalım. 6. Semirmek: Oranın havası yaradı, epeyce toplanmış. 7. Bir yere getirilmek, yığılmak: Birlikler toplandı. 8. Devşirilmek sarılmak, katlanmak: Yataklar, bohça, çamaşır toplandı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gururlu, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Güçlü, kuvvetli, iri yan kimse. 2.Yiğit, kahraman.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dana hâlinden çıkıp iki yaşını geçmiş sığır aygırı, genç boğa. 2. mec. Tıknazca ve kuvvetli yiğit: Ha tosunum, göreyim seni!

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hazine, para hazinesi; biriktirilmiş şey; değerli şey; f. hazine yığmak, para biriktirmek; çok kıymetli tutmak. treasure city hazinenin bulunduğu şehir; erzak depoları ve mağazalar şehri. treasure house hazine dairesi. treasure hunt saklanmış bi

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Truva şehrine veya ahalisine ait; i. Truvalı. Trojan horse Truva atı. Trojan War Truva savaşçı. like a Trojan çok çahşkan; yiğit ve cesur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed, -bing) yarım fıçı, tekne yayık; bir yayığın alabildiği miktar; banyo küveti; k.dili tekne; f. fıçı içine dikmek veya koymak; teknede yıkamak. tub'bable s. yıkanabilir. tub'ful i. tekne dolusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [توده] yığın.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) – Kusursuz yiğit.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağızdan tükrük veya balgam atmak: Çok tükürüyor musunuz? 2. Ağızdan bir şey çıkarıp etmak: Hurmayı yiyip çekirdeğini tükürdü. Kan tükürmek = I. Tükürürken kan çıkarmak, tükrükle kan gelmek. 2. mec. Çok zahmet ve acı çekmek. Tükürdüğünü yalamak — Ettiği vaitten dönmek, verdiği sözü geri almak. Yüze tükürmek = Şiddetle azarlamak ve hakaret etmek. Aşağı tükürsem sakalım, yukarı tükürsem bıyığım = Ne yapacağını, taraflara nasıl davranacağını bilememek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yük yığını, bohçalaşmış eşya ki, at yükünün iki dengi arasına atılır. 2. Üzerine seyisin bindiği hafif yük.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.On bin. 2.Pek çok. 3.Yığın, küme, sürü.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tam erkek, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit kandan gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ., -li) höyük; çoğunlukla mezar üzerindeki toprak yığını. tumular s. yığın şeklinde. tumulous, tumulose s. tepeleri çok.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tunç gibi güçlü, kuvvetli yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Genç, delikanlı yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Emin, zararsız ve koruyucu yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yumuşak başlı, sakin, asil yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hızlı, atak, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hayırlı yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yüce, ulu, yiğit. 2.Ülgen - alp.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çok erdemli, yüce yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Saygın kişilikli yiğit..

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (Kanada) deri ile kaplı bir çeşit Eskimo kayığı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Görgülü, bilgili, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanınmış, ünlü, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kahraman, yiğit. 2.Ünlü tanınmış.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanınmış, ünlü yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Onmuş kişi, mutlu. 2.Yürekli, yiğit kişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yığından ayırmak veya ayrılmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kentli yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıllı yiğit.

Türkçe Sözlük

(f.). Yığılmak, toplanmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yığmak, toplamak, kalabalık biriktirmek: İşçi üşürmek. 2. Saldırmak: Düşmana kılıç üşürmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Her taraftan hücum edip yığılmak, koşuşup toplanmak: Karıncalar şekere üşüştüler.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uysal, nazik yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uygar yiğit. Uygur’a mensup kişi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi, temiz, akıllı, anlayışlı yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.), l. Uzatmak işi. 2. Seslilerin uzun söylenişi. Uzatma işareti = Uzun okunacak sesliyi belirten işaret: ( ). 3. Bir ucu kayığa bağlı olduğu halde denize bırakılarak kullanılan balık ağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yiğit, cesur, yürekli, kuvvetli; kahramanca. valiancy, valiantness i. kahramanlık, yiğitlik. valiantly z. kahramanca, yiğitçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yiğitlik, cesaret, mertlik, bahadırlık, kahramanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yiğit, cesur. valorously z. yiğitçe. valorousness i. yiğitlik.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir hat üzerinde gidip gelerek hareket eden: Bu rende makinesinin varagelesi pek muntazam. Varagele halatı = Sandal ve kayığı gemiden sahile ve sahilden gemiye veya bir nehirde iki kıyı arasında çekmeye yarayan halat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cüretli, atak, atılgan; riskli. venturesomely z. cesaretle. venturesomeness i. yiğitlik; maceraperestlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erkeğe ait; erkekçe, yiğit, güçlü. viril'ity i. erkeklik; mertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanardağ kabilinden, yanardağ gibi; yanardağ içinden çıkmış; volkan gibi; patlayan. volcanic ash yanardağ külü. volcanic bomb yanardağ patlamasında dışarıya flrlayan yuvarlak lav parçası. volcanic cone yanardağ lavlarından meydana gelen konik yığ

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. yanak sakalı, yan sakal; çoğ., k.dili. bıyık; sakal kılı; çoğ. kedi bıyığı; den., gen., çoğ. cıvadranın iki tarafındaki çubuklar. whiskered s. yan sakallı, sakallı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kır, sahra; el değmemiş bölge; boşluk; şaşırtıcı kalabalık veya yığın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yün balyası; yün balyası bağı; bulut yığını.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yağmur. 2.Düşman yağı. 3.Yiğit. 4.Arka, sırt.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Esm(Erkek İsmi) 2.Doru. 3.Yiğit. 4.Bakımlı hayvan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer, güçlü yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.İyi, güzel, çok güzel. 2.Yiğit, yakışıklı. 3.Toy, deneyimsiz genç.

Türkçe Sözlük

(i. aslı: yakşi). Yakışık alan, iyi, güzel, yaman mukabili: Yahşi yiğit (eskimiştir).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Alev gibi parlak yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Yalçın). Çetin, sert ve yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İşe gelir, faydalı, lâzım: Yarar bir şey değildir, yarar su. 2. Cesur, yiğit: Çok yararlığı görüldü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İşe yarama, faydalı olma, Osm. nâfî, müfîd ve lâzım olma. 2. Cesaret, yiğitlik: Bu muharebede çok yararlığı görüldü. 3. Ehliyet, kabiliyet, iktidar: Onun yararlığı mâlûmdur.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Yavuz). Çetin ve mücadeleci yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hayvan çekecek ip, yular sapı. 2. Akıntıya karşı sahilden kayık ve gemi çekmeye mahsus .ip: Kayığı yedeğe vermek. 3. Yularından çekilerek götürülen boş at: Seyis bir yedek götürüyordu. 4. Lüzumu hâlinde kullanılmak için bir şeyin fazla bulundurulan eşi: Yedek bir anahtarım var, saatin yedek camı. Yağ yedeği = Büyük yağ tulumu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvanı) Yularından tutup götürmek, çekmek: Bir ata binmişti, diğerini de yanında yediyordu. 2. (kayığı) Akıntıya karşı sahilden çekmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalnız, tek. Yegetâz = Yalnız olarak koşup hücum eden, bahadır. Yegesuvar = Yiğit atlı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Zorlu, katı, şiddetli. 2.Baskın, üstün. Yiğit, güçlü, çalışkan. 3.Bereketli, bol. 4.İyiliği seven. 5.Yakışıklı, güzel, ince. 6.Uygun yerinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یل] yiğit.

Türkçe Sözlük

(f.). Yığmasını çağlamak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplanmak, birikmek, Osm. terâküm etmek, izdihâm etmek: Hayli asker yığıldı, mağazaya mal yığılıp kaldı. 2. Bayılıp düşmek: Sokağın ortasında yığıldı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Top, küme, birikmiş şeylerin teşkil ettiği bütün: Bir yığın kitap, eşya henüz yerleşmeyip yığın yığın duruyordu. 2. Kalabalık, izdiham, toplanmış, birikmiş halk: Bir yığın adam, yığınla.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Bir şeyin bir yerde çokça birikmesi. 2. Asker yığma, Ar. tahaşşud.

Türkçe Sözlük

(i.). Kalabalık, izdiham: Bir yığınlık gördüm.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplanmak, birikmek, top ve küme olmak: Eşya yığınıp kaldı. 2. Bayılıp düşmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Yığın olan, yığılmış şeyler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yetişmiş genj, delikanlı, tam ve hakkıyla erkek, mert. 2. Yürekli, kahraman, cesur, bahadır, Fars. dilîr, dilâver: Çok yiğit adamdır. Babayiğit = Cesur ve gösterişli genç. Yiğitbaşı = Eskiden esnaf loncalarında icra memuru.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Yiğit-can).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, cesur hakan.

Türkçe Sözlük

(f.). Yiğit etmek, cesaretlendirmek, Osm. teşci etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Yiğit olmak, cesaretlenmek, cürete gelmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Cesaret, kahramanlık. Ar. şecâat, besâlet, Osm. dilâverlik: Yiğitlik harp meydanında anlaşılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük, ulu yiğit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüksek, yüksekte bulunan, üstündeki, Ar. Alâ, mürtefî, fevkaan, Fars. bâlâ: Yukarı mahalle, yukarı kat. 2. Yüksek taraf, cihet: Yukarının havası serindir. Ağaçların, dağın yukarısı. 3. Yüksekte, yükseğe, üstte, üste, aşağı mukabili: Yukarı oturmak, yukarı çıkmak, yukarı kaldırmak. Aşağı, yukarı = Hemen hemen yaklaşık olarak. Yukarıdan aşağı = Baştan ayağa. Başı yukarıda = Mağrur, kibirli. Burnu yukarıda = Çok isteyen, aza kanaat etmeyen. Yukarı yığmak = . Pahalı tutmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kayık, sandal. Zevrak-suvâr = Kayığa binmiş. 2. (botanik) Kayığın teknesine benzer bazı oyuklara denir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güzel, iyi ahlaklı. 2.Cesur, yiğit, yürekli. 3.Zeki, bilgili kadın.