You-all ne demek? | You-all anlamı nedir? | You-all

You-all anlamı nedir?

You-all ne demek?

You-all anlamı nedir?

You-all | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

zam., (A.B.D.), leh. sizler, hepiniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DVD ya da benzer bir kaynaktan 5.1 Surround Ses bilgisi alan bir giriş. 5.1 Surround Ses, iki ön kanal, iki arka kanal, bir merkez ve bir subwoofer kanallarından oluşmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

8 kanallı doğrusal PCM, sıkıştırılmamış dijital ses verisinin 8 kanalını ifade eder. Örneğin bir film müziğinin en fazla 8 kanala kadar Blue-ray Disc® durumunda, her biri için 20 bit / 96kHz veri hızı mümkündür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Budalalık, ahmaklık.

2.Kalenderlik, safderunluk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered. to be stupefied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boggle. flabbergast. stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

şaşkınlığa düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daze. flummox. stun. to take to town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Şaşkınlığa düşürmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ödağacı (bot). Aquilaria agallocha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kalil’den). Pek az, çok az, (bk.) akall.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Halk ağzında: En az.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azınlık, azlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Allah bilir. (Yemin sözü olarak kullanılır): Dediğimi yapmazsan alimallah seni döverim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bütün, hep; her. all clear tehlike geçti işareti. all fours dört ayak. all hands (den). herkes. all his life butun ömrünce, hayatı boyunca. all-inclusive (s). herşey dahil. all night bütün gece. all the others ötekilerin hepsi, diğerleri. a

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). herkes, her şey. All went well. Her şey yolunda gitti.above all bilhassa, özellikle, her şeyden fazla. after all nihayet, velhasıl. All aboardl Herkes gemiye ! all in all her şeyi hesaba katarak. at all hiç. in all hepsi, tamamı, yekunu.onc

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). tamamen, bütün bütün. all along her zaman; daima. all at once hep birden. all but az daha; (-den) başka. all-embracing (s). her şeyi saran. all-fired (s), ABD, argo aşırı. All Fool-s Day (ing) 1 Nisan günü. all -important (s). çok mihim._all

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Al = harf-i tarif ilâh = mabûd). Kâinatı yaratan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Allahu a’lem = Allah daha iyi bilir, galiba, zannederim. Allahu ekber = Allah büyüktür (hayır temennisi). Allah Allah = Hayret ve hiddet ifade eder. Allah ıslâh etsin = Islaha muhtaç bir kimse hakkında denilir. Allah encâmını hayreyleye = Neticesi tehlikeli görünen bir iş hakkında. Allah için, Allah hakkı için = Yemindir; doğrusu: Hakkâ. Allah etmesin = Maazallah. Allah inandırsın = Hilâfım yoktur. Allah iyilik versin = Allah belâ vermesin beddua niyetiyle acıyarak dua. Allah bir = Yemin makamında. Söz bir Allah bir = Sözden dönülmiyeceğini temin makamında. Allah belâ versin = Beddua. Allah bilir = Allahu Alem, Hudâ Alem. Allah’tan bul, bulsun = Beddua. Allah’tan kork = Yapma, günahtır. Allah’tan korkmaz = ZAlim, insafsız. Allah selâmet versin = Yola çıkanlara dua. Allah sabır versin; Allah sabır ecir ihsan eyleye = Bir acı ve Afet halinde söylenilir teselli duası. Allah aşkına = Allah hakkı için; Allahı seversen = Yemin. Allah akıllar versin = Yolsuz bir harekette bulunanlar hakkında. Allah ömürler versin = Dua ve teşekkür makamında. Allah kavuştursun = Sevdiğinden ayrılana olunan dua. Allah kerim = Bir mahrumiyet ve ihtiyaç halinde söylenilir teselli ve ümit duasıdır. Allahım, rabbim, ilâhî; Allah versin = Bir nimete nail olanlar hakkında sevinç ifadesi ve olmıyanlar hakkında duadır. Allahı seversen = Allah aşkına; yemin. Aman Allah, aman Allahım = Aman ya rabbî. El-hükmullah = Emir Allah indir, rızâ ve tevekkül tâbiri. El-hamdüllllah = Şükür Allaha, itmam duasıdır. El-iyazübillah = Allaha sığındık. İnşallah — Allah isterse. Billahi; tallahi; vallahi = Allah hakkı için, yemin. Bismillah Allah’ın emriyle. Tecâvüzullah-i anhü, ann-seyyiate = Allah kusurunu affetsin. Taalallah = Makam-ı hayrette denilir. Hasbin-allah = Allah bize kâfidir. Rahmallah (müz.) rahmeallah (mü.) rahmehümallah (tes.), rahmehimallah (c.) ve rahmetullahı aleyhe, aleyhâ, aleyhimâ, aleyhim = Allah rahmet eyleye; ölüler hakkında dua. Radiallahü-anhü, anhâ, anhümâ, anhüm — Allah râzı olsun; sahabe ve tabiîn vesair millet büyükleri hakkında dua. Subhânallah = Takdis ve hayret makamında müstameldir. Şehdullah = Allah şahidimdir. Afaallah-ı anhu, anhâ, anhümâ, anhüm = Allah affetsin. Ilmullah = Allah bilir, yemin. Gufrullahu lehO, lehâ, lehümâ, lehüm = Allah affetsin. Kudusullah-ı sırre = Allah sırrını takdis etsin, evliyâ ve sofular hakkında dua. Kef-i billahi şehiden = Allahın şehadeti kâfidir. Maşallah = Makam-ı tahsin ve takdirde ve nazardan koruma duası. Meded-ullah = Ya rabbi meded. Maazallah, neüzu-billah = Allaha sığındık. («AlIahî» ve «Allahiyân» dememeli; «ilâhî» ve «ilâhiyûn» denir. Halk dilinde «elâlem» kelimesi Allah-u Alem terkibinden galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Islamic name for God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah. God. lord. the creator. the almighty. the infinite. king of kings. the supreme. the eternal. the godhead. the providence. heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah. lord. the creator. father. the almighty. the infinite. king of kings. the supreme. the eternal. the godhead. the providence. heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the Supreme Being, in use among the Arabs and the Mohammedans generally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muslim name for the one and only God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

godhead. heaven. lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic for GOD: if from earlier Semitic languages perhaps the God Before the birth of Muhammad, ALLah was known as a supreme, but not the sole, God Muhammad became aware, early in his life, of conflict between religions and of contest, therefore, between

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is an Arabic word which means 'the One True God' Muslims in the West use Allah and God interchangeably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The one, supreme, and only God, the creator of the world and the universe The term 'Allah' is used by Muslims and many Arabic-speaking Christians alike to refer to the God of Abraham, Isaac, and Jacob whom adherents of Christianity, Islam, and Judaism wor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Arabic word for god.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah is the Arabic word for God For Muslims, the word signifies the one true God Arabic-speaking Christians and Jews also often use the word Allah, with the exact meaning of God Muslims do not believe that Jesus is God; instead they respect him and follo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic for God It derives from Ilah: God, but has the distinct notion that Allah is the true God, etymologically formed by the use of 'Al,' the Arabic definite article and 'Ilah;' and then combined into 'Allah '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Muslim name for God used in the Holy Qur'an Allah [CE] is equivalent to the monotheistic God of the Hebrew scriptures and the pre-trinitarian God of Christianity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The One Creator is known in Arabic and in Islam as Allah He is also known in other monotheistic religions as the Lord, God and Jehovah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah is the Arabic name for the only creator of all existents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The One True God, Creator of the Universe, and the only God to be worshipped Muslims believe that Allah is the same God worshipped by the Judeo-Christian prophets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Arabic name for God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Islamic name for God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic name for 'the God'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muslim name of God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic, Proper name of God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God; the Greatest Name of God Literally 'The God' Allah designates the Source from which all things seen and unseen emanate and return The name encompasses all the Divine Names such as al-Awwal , al-Akhir , al-Zahir , al-Batin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is the proper name of God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Supreme God in strictly monotheistic Islam. 'God,' in Arabic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Derives from the word 'Ilah' which means 'the One deserving of all worship' All of Allah's creations have been ordained to call him by this name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muslim name for the one and only God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الله] Tanrı, Allah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Allah

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for God's sake. for Heaven's sake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genetic endowment. natural endowments. flair. innate. native gifts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-bye. goodbye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hiç bir işte faydalı olamıyan, işe yaramayan, saf ve zararsız (kimse).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simpleton. left to God (unpredictable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Allah’ın varlığına inanmayan. Tanrısız, dinsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atheistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

godless. atheistic tanrısız. cruel. ruthless. unfeeling. cold-hearted acımasız. insafsız. vicdansız.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - İran’da yaşayan bir Türkmen kabilesinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hilekâr, müzevir, dubaracı.

2.Sözünde durmaz, dönek. Allah bullak, allak mallak = Karma karışık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (k kalın okunur). Aldatıcı, sözünde durmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Allak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. pell mell. shambolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convulse. jumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered. to turn into a mess. shatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilim» den imüb.). Çok bilen. (Sıfât-ı Allah’tan olup, insana itlâk olunmaz, (bk.) allâme).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Her ilme Aşinâ olan, üstâd-ı Azam, Fr. Savant ve Erudit: Allâme Ebussuûd Efendi; allâme-i zamân Celâlüddin-i Süyûtî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علامه] büyük bilgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

«Allahı seversen» sözünün aşınmış şekli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yatıştırmak, teskin etmek, bastırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iddia, söz; (huk). dava takriri; özür, bahane, mazeret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iddia- etmek, söylemek; delil göstermek, kaynak göstermek. allegedly (z). sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vatan veya hükümdara sadakat; sadakat, bağlılık, merbutiyet (gerçeğe, bir partiye v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir öykü, bir düşünce ya da kavramın figüratif bir simge hâlinde betimlenişidir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). alegorik, kinayeli , remzi. allegorically (z). kinaye kabilinden , mecazi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). remiz ve kinaye yolu ile öğüt verici hikâye haline getirmek; bir hikâyeyi remiz ve kinaye şeklinde yorumlamak. allegorist (i). kinayeli hikâyeler meydana getiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). remiz ve kinayeli hikâye , kinaye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quicker than andante, but not so quick as allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement in this time. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro faster than allegro in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately fast, lively Faster than Andante, slower than allegro. a little slower than allegro. Fast and lively, but not as fast as allegro. - Just a 'little allegro', slower than allegro [back]. A rather fast tempo, somewhat slower than allegro but faste

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Somewhat slower than allegro Moderately quick movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately lively. : a little bit lively and fast. slightly slower than Allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light and cheerful Faster than moderato, slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro. in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'. faster than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). allegretto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brisk, lively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allegro movement; a quick, sprightly strain or piece. a musical composition or passage performed quickly in a brisk lively manner a brisk and lively tempo fast in a quick and lively tempo; 'play this section allegro'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lively, brisk, rapid. lively, fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian for 'merry' or 'lively'; a musical direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term meaning quick or lively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning fast Tempo Notation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lively, brisk, rapid Faster than allegretto, slower than presto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quick and lively. a brisk and lively tempo. a musical composition or passage performed quickly in a brisk lively manner. in a quick and lively tempo; 'play this section allegro'. fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (müz). allegro.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ünlem sevinç if ade eden bir kelime, elhamdülillah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Allem etmek, kallem etmek» deyiminde geçer. Allem etmek, kallem etmek her çareye baş vurmak demektir. Allem etti, kallem etti, sonunda beni kandırdı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). alerji. aller-gic (s). belirli bir şeye karşı aşın derecede hassas, alerjik. allergen (i). alerji meydana getiren madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hafifletmek, yatıştırmak , teskin etmek. allevia'tion (i). hafifleme; teselli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçit, dar sokak, pasaj, ara yol; patika; bowling oyununa mahsus dar yol. up his alley tam onun işi, biçilmiş kaftan. alley cat sokak kedisi. alleyway (i). binaları birbirine bağlayan geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Al renkte bulunan Allı pullu = Göz alıcı süsler ve renklerle süslenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

showingly dressed. jazzed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarımsak veya soğan gibi olan yahut kokan; sarımsaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, birleşme, uyuşma , ittifak; evlenme ile hâsıl olan akrabalık, dünürlük; (zool). birbirine benzeyen bir takım familyalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). müttefik, aralarında anlaşma olan; hısım olan, akraba olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Müttefikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerika timsahı. alligator pear perse ağacı veya meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Koyu ve parlak pembe renk, al rengi. 2.Kadınların yüze sürdükleri al düzgün.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blusher. rouge. redness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rouge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir satır veya cümlecikte aynı sesi tekrar etmek. allitera'tion (i). bir cümlecikte aynı sesi tekrar etme. alliterative (s): aynı sesin tekrar edildiği par,ca veya cümleciğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Allium familyasından bir çeşit bitki .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahsis etmek, yerini tayin etmek. alloca'tion (i). tahsis etme, yerini tayin etme, tahsisat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). söylev, nutuk, hitabe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (dilb). alomorf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt tedavi usulüne ait. al,lopath, allop'athist (i). bu usulü uygulayan doktor. allopathically (z). bu usule göre. allop'athy (i). zıt tedavi usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (dilb). alofon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kur'a usulü ile tayin etmek; pay etmek, bölüştürmek; tahsis etmek. allotment (i). hisse, pay; tayin; tahsis; bölüştürme, taksim; tevzi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değişik hal, alotrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bırakmak, izin vermek, müsaade etmek; tasvip etmek; tasdik etmek; hesaba katmak, saymak; itiraf etmek, kabul etmek, teslim etmek; razı olmak, rıza göstermek; itiraf etmek; hesaplamak. allowable (s). caiz, meşru, hesaba katılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tahsisat, harçlık, aylık, haftalık vb; bırakma; karşılık; müsamaha, göz yumma, müsaade, rıza; itiraf, kabul, teslim; (tic). fiyat indirimi, tenzilât; tolerans, yedek pay; (f). harçlık bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yenibahar; baş biber ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ima etmek, kastetmek, kinaye yoluyla söylemek; zikretmek, bahsetmek. alluded to adı geçen, zikredilmiş olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cezbetmek, çekmek, celbetmek, aklını başından almak, meftun etmek. allurement (i). meftun etme, cezbetme, çekme; meftun eden veya cazip şey; sihir. alluring (s). cazip, akıl çelici, çekici. alluringly (z). cazip surette, aklını başından ala

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ima, kinaye, imleme, bahis, zikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sel ve ırmak sularının biriktirdiği çamur gibi, alüvyonlu, Iıglı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ırmak veya deniz suyunun kıyıyı basması, sel; sel ve ırmak sularının biriktirdiği toprak, alüvyon, Çığ; bu çeşit topraktan hasıl olan yeni arazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sel ve ırmak sularının biriktirdiği toprak; bu çeşit topraktan hasıl olan yeni arazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). müttefik; dost, arkadaş; yapısı veya bileşimi itibariyle başka bir şeye benzeyen şey; (f). birleşmek, ittifak etmek; akraba olmak. ally oneself with veya to ile birleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahriye kumandanlığı, kaptanlık, deniz generalliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görgüsüz ve bön kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lemon. yokel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abnormality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abnormality. anomaly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). appal (f). dehşete düşürmek , korkutmak, yeise düşürmek. appalling (s). korkunç, müthiş. appallingly (z). dehşete düşürecek kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zekâsını işletemez hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stultify. stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aptal olma hali veya aptalca iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock. crime. folly. foolery. idiocy. insanity. stupidity. foolishness. tomfoolery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupidly. foolishness. imbecility. stupidity. vacuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act like a fool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bakkal İşi ve ticareti: Bakkallık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business of a grocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). top, küre; bilye; yumak; top oyunu; (beysbol) istenilen şekilde ve yönde atılmayan top; ask. gülle; (f). yumak haline koymak; yumak haline gelmek, top top olmak. be on the ball A.B.D., argo uyanık olmak, açıkgöz olmak. play ball top oynamak; A.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balo. have a ball argo eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balad, türkü, güftesi hisli olan halk şarkısı. balladry (i). balad tarzında şiirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üç bentten ve bir de ağırlama mısraından meydana gelen bir nazım şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarkı satan kimse; kotü şair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kikla, zool. Labrus bergylta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bal gibi tatlı etmek.

2.Koyulaştırıp yapışkanlık peyda ettirmek.

3.Çok öğmek ve güzel tavsif edip imrendirmek: Tarif ederken o kadar ballandırdı ki, ağzımızın suyunu akıttı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to praise extravagantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bal gibi tatlı olmak, tatlılaşmak.

2.(Meyvenin) özü çıkıp yapışkanlık peyda etmek, cıvıklaşmak.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., den. safra, balast; (f). safra koymak, muvazene temin etmek; çakıl döşemek. in ballast yüksüz, safralı. ballastage (i)., (huk). safra hakkı, safra resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balerin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bale, danslı oyun; bale trupu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bal ile yapılmış, bal sürülmüş, Ar. muassel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honeyed. jammy. unusually lucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honeyed. containing honey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

milk and honey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ballıbabagillerden bir bitki (lamium). Başlıca çeşitleri benekli ballıbaba ve ak ballıbabadır. Ak ballıbabaya arılar çok konar.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(laminum): Ballıbabagiller familyasından bir çeşit bitkidir. Benekli ballıbaba ve arıların çok sevdiği ak ballıbaba gibi türleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kabakulak, mayasıl ve kanlı basurda faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) iki çenekli ve bitişik taçyapraklılardan bir bitki familyası. Nane, lavanta çiçeği, kekik gibi kokulu bitkiler bu familyaya girer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağlarda görülen külleme hastalığının bir adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ.-tae) mancınık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balistik ilmi, askerlikte atış ilmi. ballistic (s). atılan gülleyle ilgili. ballistic curve bir güllenin çizdiği eğri. ballistic missile ask. roket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). balon; (kim). balon şişe; karikatür serilerinde şahısların sözlerini içine alan balon şeklindeki çizgi; (f). balon ile uçmak; balon gibi şişip kabarmak; şişirmek. balloon foresail den. çoğunlukla yatlarda kullanılan bir cins balon yelkeni; balo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). oy pusulası; bir seçimde oyların toplamı; gizli oy usulu ile yapılan seçim; (f). oy vermek; kura çekmek (yer için). ballot box oy sandığı. ballot paper oy pusulası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dans salonu, balo salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., ing, argo yaman, çok (ifadeyi kuvvetlendirmek için iyi veya kötü anlamında kullanılan söz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., k. dili heyecanlı ve göze batan propaganda veya yazı; gürultü, velvele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. terkip). Allah mübarek etsinl Övme ve şaşma maksadıyle maşallah ve levhaşallah gibi söylenen duadır. Ekseriya altında «zehî» kelimesi bulunur: Bârek-allah! Zehî kevkebe-i Alül-Al!

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D. bir nehir veya gölün bataklıklı kolu veya çıkış noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. olmak, vaki olmak, zuhur etmek; başına gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki madenden meydana gelmiş; iki maden esasına dayanan para sistemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mor kadife üzerine sırma ile kabartma çiçek, yaprak vs. işlenmiş elbise veya örtü.

Türkçe Sözlük by

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kırmızı oy, ret oyu; f. karşı oy kullanmak; toplum dışı etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap sergisi; ufak kitabevi; ing. gazeteci. koşesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins ördek; k.dili Sişko kimse, tombul kimse, yağ tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ispanyol efendisi;ABD süvari, atlı; kavalye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplumbağanın üst kabuğundan çıkan et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çap pergeli ile öIçmek; (i)., (gen). (çoğ). çap pergeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bedeneğitimi, jimnastik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağırma, çağırma, bağırış, haykırma; ötüş ötme (kuş); boru (avcılıkta); boru sesi; kısa ziyaret, kapıdan uğrama; celp, davet, çağrı; lüzum ihtiyaç; hak iddia etme, talep etme; yoklama. call girl fahişe.calling card kartvizit. call letters radyo istas

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f bağırmak, seslenmek, çağırmak; davet etmek, ilân etmek; bağırarak ilgi çekmek; çağrıda bulunmak, haber vermek (kongre, toplantı); telefon etmek; isimlendirmek, hitap etmek;... olarak kabul etmek; haykırmak; ilgi çekmek için yüksek sesle konuşmak; uğrama

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İngilizce "Herhangi bir şirketin müşterisinin ihtiyaçlarını, beklentilerini öğrendiği, kısa çözüm yollarını sunduğu çalışma birimi." anlamındaki bu söz için çağrı merkezi karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. call center

çağrı merkezi

Herhangi bir şirketin müşterisinin ihtiyaçlarını, beklentilerini öğrendiği, kısa çözüm yollarını sunduğu çalışma birimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kallâ zambağı, (bot). Zantedeschia aethiopica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilân tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otel uşağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). misafir; çağıran kimse; oyunu idare eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hattat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). el yazısı, hüsnühat, hattatlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla sirklerde kullanllan ve buhar ile çalınan org. c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nasır tutma, nasırlı bir halde olma; nasır; hissizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). katı, hissiz; nasırlı, nasır tutmuş; (f) nasırlanmak. callously (z). umursamayarak, aldırış etmeden, hissizce. callousness (i). hissizlik, aldırış etmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). toy, tecrübesiz; tüyleri bitmemiş (kuş); basık; (i) basık arazi. callowness (i). toyluk, tecrübesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -luses) (f). nasır; kırık kemiğin etrafında hasıl olup kaynamasına yardım eden madde; (bot). yaraları onaran doku; (f). nasırlaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaptıkaçtı; büyük sepet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. İkiye ayırıp çatal etmek: Demiryolunu filân yerde çatallandırdılar.

2.mec. İçinden çıkılmaz yapmak, karıştırmak: Bu hal işi çatallandırdı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.İkiye ayrılıp çatal olmak, dallanmak: Anadolu demiryolu Eskişehir’de çatallanıyor.

2.mec. Karışık, zor bir vaziyet almak: Şimdi iş çatallandı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fork. furcate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bifurcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dichotomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çatallaşmak: İşler çatallaştı. (bk.) Çatallanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fork. to get complicated. to become cracked. bifurcate. bifurcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Çatallandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çatalı olan, ikiye, üçe bölünmüş: Yılanların dili çatallıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forked. spiny. furcate. pronged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forked. difficult. cracked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir şeyin ikiye ayrılıp çatal olması. Çatal olan şeyin hali, çatallanma. Ar. teşâ’ub: Yolun çatallığı.

2.mec. Kargaşalık. Ar. meşkûkiyyet, teşevvüş: Meselenin çatallığı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). tiyatroda memnuniyetsizlik işareti olarak çalınan ıslık, yuhalama; (f). ıslıklamak, yuhalamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sepet; çanta; geniş kapsamlı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (den). Iengeri grivaya kaldrrmak için kullanılan zincir veya halat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük uskumru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfkelenmek, hırslanmak, öfke ile parlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Celâllenmiş kimse.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). meydan okuma, mücadeleye davet; bir konuda açıklama yapmaya çağırma; (ask). nöbetçinin dur emri veya kimlik sorması; (huk) hâkim veya jüriyi reddetme; (ABD). oy pusulasının geçersizliğinin veya seçmenin yetersizliginin iddia edilmesi; (f). me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yün veya suni ipekten yapılmış desenli ve düz dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kederli, süngüsü düşük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). etrafına siper çekili, etrafı çevrili; (f). etrafına siper çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cırdaval denilen uzun ciritle silâhlı (asker).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Arayan abonenin telefon numaranın, aranan abonenin telefon ekranında gösterilmesidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Arayan abonenin telefon numaranın, aranan abonenin telefon ekranında gösterilmemesi, gizlenmesidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (ask). kuşatan ordu tarafından kazılan hendekler hattı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). koralina, bir çeşit deniz yosunu; (s). mercandan, mercana benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). mercanın tek polipi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yılgın, başı önünde, meyus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kristal gibi, parlak, temiz, şeffaf; billurdan yapılmış, kristal halinde. crystalline aggregate (jeol). granit taşında olduğu gibi bir arada bulunan karışık kristaller. crystalline lens (anat). göz merceği, lens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). billurlaştırmak billurlaşmak, kristal şekline koymak, kristal haline gelmek; belli olmak, sabit olmak; belirli bir şekil vermek veya almak; şekerle kaplamak; (çelik) müteaddit gerilmeler ile mikrostrüktürünü değiştirmek. crystalliza'tion (i). billu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kristallerin şekillerini veya yapılışını tetkik eden bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başaramamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. to bag. to put in sacks. to fail. to flunk. to fluff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fail the class. to fail sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دال] delalet eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dal budak peydâ ettirmek, dallı budaklı etmek.

2.Şubelere ve parçalara bölmek, dallara ayırmak.

3.mec. Büyütüp zorlaştırmak. Osm. İzâm etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sth branch out. to overexpand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

branching. ramification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dal budak peydâ etmek, dallı budaklı olmak: Bu fidanlar ne güzel dallandı!

2.Dallara bölünmek, şubelere ayrılmak: Anadolu demiryolu ilerde çok daha dallanacaktır.

3.Müşkül olmak: Bu mesele pek dallandı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramify. to branch out. to ramify. to get complicated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

branch. to shoot out branches. to branch out. to ramify. divide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضاله] sapık, yoldan çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalları olan: Dallı ağaç. Dallı, budaklı = Dalları ve budakları çok. Ar. müteşâib. mec. Müşkül iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

branched. furcate. ramose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

branched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oynaşma, eğlenme cilveleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vakit öldürmek, oyalanmak; haylazlık etmek. dally away vakit öIdürmek. dally with oynaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kız öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erkek öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمات] kız öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمين] erkek öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tellâllık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oyalanmak, yavaş yavas iş görmek, ağırdan almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). müsaade etmemek, engel olmak men etmek; inkar etmek, reddetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). serbest bırakmak, azat etmek, kurtarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naturalness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naturalness tabiilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naturally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D.)., (k.dili). yardımsız yapılabilecek şekilde hazırlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düşüş, yıkılış, sükut, gerileme, çökme, inkıraz; yağmur boşanması. downfallen (s). düşmüş, yıkılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensuality. sensibility. romanticism. emotionality. sensuousness. sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensibility. sensuality. sentimentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentimentality. being emotional. psychographics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). «Allah devâm ettirsinl» mânâsına gelen duâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kalîl’den itaf.). Daha yahut pek az, hafif, en küçük. Ar. ednâ: Ekall-i mücâzât = Cezaların en hafifi. Ekall-i kalil = Azın en azı, pek az, en aşağı. Ekallî = En az, en aşağı: Ekallî beş gün beklemeli. Lâ ekal = Hiç olmazsa, ondan aşağı olmamak şartiyle: Lâ ekal haftada bir kere neşrolunacaktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقل] en az.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Akalliyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقليت] azınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. her şeyin sonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büyülemek, teshir etmek; esir etmek, kendine bağlamak. enthrallment i. büyülenme; esirlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) eşit olarak, müsavi olarak,aynı derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) scallop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) akşam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz küresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. ey = tasdik edatı, vallah = yemin). Evet, Ar. naam, Fars. beli, öyle olsun.

2.Teşekkür ederim, Allah râzı olsun.

3.Allaha ısmarladık. Eyvallah demek = Her şeye razı olmak, dervişçesine boyun eğip tevekkül etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ta. thanks. good-by. thanks!. ta!. cheers!. good-bye!. ta-ra!. ta-ta!. cheerio. okay!. all right!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thanks. good-by. so be it. bye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (fell, fallen) düşmek, dökülmek,yağmak; çökmek; kapanmak, yıkılmak, mahvolmak, ölmek; alınmak, zapt olunmak, düşmek (kale); inmek, azalmak, eksilmek, kesilmek; gelmek, çıkmak, vurmak; tutulmak,duçar olmak; dalmak, başlamak; rastlamak,tesadüf etmek, v

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düşüş, düşme, sukut, iniş; sarkma;yıkılma, çökme, inkıraz; yağış; bir defada yağan yağmur miktarı, düşüş mesafesi, fiyatların düşmesi, ucuzlama; dökülme, akma; sonbahar, güz, aynı mevsimde veya aynı zamanda doğan kuzular, hayvanların doğması; meyil,y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boş, yanlış, ,çürük, aslı esası olmayan, yalan, yanıltıcı, aldatıcı, temelsiz. fallaciously (z). esası olmadan, boşuna,yanlış olarak. fallaciousness (i). yanlışlık, asılsızlık, temelsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanlış fikir, aldatıcı kavram,sahte görünüş; aldatma, hile, yanlışlık, yanlış, hata, temelsizlik; (man.) safsata, mantık kurallarına aykırı gelen sav. pathetic fallacy insanlara has duyguların doğal belirtilere mal edilmesi (insafsız deniz gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süslü şey, süs. fallalery (i). süs eşyaları, gösterişli şeyler, biblo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) fall.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yanılabilir, hataya düşebilir,yanlış olabilir. fallibil'ity (i). yanılma payı. fal'libly (z). yanılarak, hata ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) döl yatağı borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nükleer bir patlama sonucu meydana gelen radyoaktif zerrelerin atmosferde aşağı doğru inmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). nadas olarak dinlendirilen arazi, nadas; dinlendirilecek tarlayı sürme, nadas etme, canlıların hamile olmadığı devir: (s). nadasa bırakılmış, ekilmemiş; (f). dinlendirilecek tarlayı sürmek, nadas etmek. Iie fallow boş kalmak. fallow crop

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açık sarı; deve tüyü rengi. fallow deer Avrupa'ya mahsus açık sarı renkte bir çeşit küçük geyik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

anat. erkeklik organı

Erkeğin çiftleşme organı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Hayret ifade eden bir söz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). futbol; (A.B.D). yumurta şeklinde topla oynanan oyun, Amerikan futbolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadınlara mahsus eyerin tek üzengisi; (mim). sütun kaidesi veya kürsüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pruva babafingo yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). erken davranıp önlemek, önüne geçmek; daha evvel davranmak; fiyatı yükseltmek için önceden satın almak veya istif etmek, kapatmak (mal).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), herkese açık yarış veya karşılaşma; herkesin katıldığı kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i boz ördek, zool Anas streptera

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kls gallon(s)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f sürtmekten h3sı1 olan yara; sinirlendirici herhangi bir şey; zayıf nokta, kusur, çürüklük (bilhassa ip); bir arazide çorak olan kısım; f sürterek yara etmek; sinirlendirmek, kızdlrmak, incitmek, üzmek, slkmak; sürtünme ile yara olmak 13all ing

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i mazl, ağaç uru gaIIapple i elma şeklinde mazı ga11 oak mazl meşesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i cesaret, kahramanlık, yiğitlik; kadınlara karşı nezaket; âşıkane soz veya davranış

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. gaile). Gaileler, ürünler, (bk.) Gaile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. gallât). Tahıl, ürün, gelir, mahsul, varidat: Gaile anbarı. Galle-i vakf = Vakfın mahsul ve faydası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غله] tahıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zahire anbarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, galliass i eskiden Ak deniz'de kullanılan büyük kadırga

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kalyon, eskiden özel likle ispanyollar tarafından kullanılan yel kenli ve kürekli bir çeşit harp gemisi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i dehliz, koridor; üstü kapalı balkon; (cami, kilise veya tiyatroda) galeri; tünel; galeride toplanan halk; salon; den eski gemilerin kı,c tarafındaki galeri; mad galeri play to the gallery seyirciler üze rinde parlak bir tesir bırakmaya çalışmak; h

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kadırga, çektirme; eski za manlarda kullanılan bir veya daha fazla sıra kürekleri olan harp gemisi; büyük ka yık; gemi mutfağı; matb dizilmiş harfle rin konulduğu tekne, gale gallev proof matb ilk tashih galley slave Kadırgada çallşan kürek mahkum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i mazı hâsıl edan sinek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i hareketli bir dans; bu dansın müziği galliass bak galleass

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s Galya ile ilgili; Fransa'ya ait Gallican s Galya veya Fransa'ya ait; Fransız Katolik kilisesine an Gallicism i Fransızcaya mahsus veya Fransızcadan alın mış terim Gallicise f Fransızlaştırmak, Fransızlaşmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, çog gen saka bol çorap veya pantolon; getir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i karmakarışık şey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s tavuk cin sinden gaIliot bak galiot

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Gelibolu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i eczacıların kullandlğı ufak toprak merhem kavanozu; bak galipot

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kim galyum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f gezip tozmak, zevk peşinde koşmak, gününü gün etmeye bak mak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i ABD argo aptal kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f i dörtnala gitmek, koş mak, segirtmek; dortnala koşturmak (at); i dortnala gidiş; acele gidiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i darağacl; spor barfiks gallows bird asılacak herif, ipten kazıktan kurtulmuş kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i safra taşı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i (çog galluses) ABD, leh pantolon askısı galoot bak galloot

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölü yıkama işi: Gassallık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

etiquette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rules of good forms. rules of etiquette. canons of conduct. code of conduct. manners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bataklık kuşlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) oksijen yetersizliğinden meydana gelen ve bilhassa pilotlarda gorülen geçici körlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ing.) esnaf birliği merkez binası; (b.h.) Londra belediye dairesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah bizi korusun (kötü bir ihtimalden bahsedilirken söylenir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah saklasın, Allah korusun!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حل] çözülme, erime. 2.çözme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koridor, dehliz; hol; toplantı salonu, büyük salon; resmi veya umumi toplantılara mahsus bina; konak; okul veya üniversite binası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hale» den imüb.). Pamuk atan adam: Hallaç dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton or wool fluffer who works with bow and mallet. carder. cotton fluffer. wool fluffer atımcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلاج] halaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pamuk, yatak, yorgan atan kimse. - Hallac-ı Mansur: 922 yılında “Ene’1-Hak” dediği için asılan ve divan edebiyatında adına sık sık rastlanılan ünlü sufı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pamuğu atmak, ayırıp kabartmak: Hallaçlar pamuğu okka ile hallaçlarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pamuğu hallaca attırmak: Şu şilteyi hallaçlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pamuğu atmak sanatı, hallaç sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «halk» tan imüb.). Mübalâğa ile halk edici, çok yaratan: HalISk-ı Alem = Tanrı’nın sıfatlarındandır. Hallâk-ul-maânî = MAnâ inceliklerini yaratırcasına bulup kullanan büyük şair.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاق] yaratıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hal’den imüb.). Pek fazla halleden, zorlukları çözmede pek mâhir: Hallâl-i müşkilât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلال] çözen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yeni hal peydâ etmek, değişmek, başka bir hale geçmek: Bu hâl ile hallendiğimiz vakit.

2.İyi hâl peydâ etmek, hâli iyileşmek.

3.Zikir sırasında kendinden geçmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine hâlini, dert ve kederlerini söyleyip şikâyet etmek, dertleşmek, hasbıhâl e.tmek: Gelin hallaşalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. halt’tan imüb.). Ortalığı karıştıran, münâsebetsiz, yersiz sözler söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.) (Ar.’da geçmiş zamanın

3.müfred şahsı olup dua yerinde bazı Ar. tâbirlerde bulunur). Dâim ve bâki etsin: Halled-Allah = Allah dâim ve baki eylesin.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Allaha şükür!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to acquire a new form or condition. to desire. to want. to bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.).

1.Çözmek. Sonuca bağlamak, yoluna koymak.

3.Bir cismi sıvı içinde eritmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solve. resolve. arrange. adjust. figure out. work out. get things done. sort out. overcome. untangle. untwist. manage. clear up. compound. dispatch. dispose of. dissolve. hurdle. lay on. lick. polish off. sort. square. surmount. unriddle. untie. untw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinch. conclude. dispatch. obviate. resolve. settle. solve. straighten. to solve. to settle. to explain. to analyze. to work out. to sort sth out. to straighten sth out. to resolve. to clinch. to dissolve. to melt. to complete. to finish up. to dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. to solve. to find a solution for. to resolve. to put on the right trade. to dissolve. to complete. to finish up. to settle. to dish up. to serve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. halliyye). Fennî meselelerin halline ait: Hendese-i halliye = Tahlilî hendese, Fr. geometrie analytique.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) halyard.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T ). Daha iyice: İç güveyisinden hallice.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) altın veya gümüşte ayar damgası; kalite işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (i.), (f.) dikkati çekme ünlemi; avda köpekleri saldırtma ünlemi; (i.) hayret ifade eden ses; (f.) bağırarak cesaret vermek veya canlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (ing.) Hayret! Hey !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) takdis etmek, kutsamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) 31 Ekim akşamı, çocukların türlü kıyafetlere girerek eğlenceler tertip ettikleri hortlak gecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sanrılamak; sanrılatmak. hallucina'tion (i.), (psik.) sanrı vehim, kuruntu; akli denge bozukluğundan ileri gelen kuruntu. hallu'cinative, hallu'cinatory (s.) sanrı kabilinden, kuruntu getiren .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) sanrıya kapılmaya sebep olan ilaç. hallucinogen'ic (s.), (i.) sanrıya kapılmaya sebep olan (esrar) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) sanrı getiren hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. halluces) (i.), (anat.) ayak başparmağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حل و فصل] halletme, yoluna koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koridor; hol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.) kandilisa, abli, çördek, bazı yelken ve serenleri veya bayrağı yerine kaldıran halat .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamal iş ve sıfatı, mec. Kaba iş, fikir ve hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of a porter. hard work. toiling and slaving. unnecessary burden. portage. porterage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), spor hentbol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hantal hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clumsy or coarse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clumsy or coarse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gawkiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsiness. coarseness. bulkiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hayyâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) her derde deva .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine hakkını helâl etmek. Ebediyyen ayrılmak üzere, birbirine geçmiş hakları varsa helâl eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zevce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Evlenmesi helâl olan, şer’an evlenilebilen. Helâlliğe almak = Evlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Hakkını helâl etmesini dilemek» mânâsındaki «helâllik dilemek» deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت معلمين] öğretmenler kurulu

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (d.y). ileri işareti; (A.B.D). viskili içki; (f)., (A.B.D)., argo çok hızlı gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah dâim ve bâkı etsin!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to idealize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Talihi uygun, bahtı açık, işleri yolunda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I'm fed up ! I'm sick and tired of this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanılmaz, şaşmaz, hata yapmaz. infallibil'ity i. yanılmazlık. infal'libly z. yanılmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İNŞAALLAHI TAALA (A. ibare). Allah isterse, Allah’ın emri olursa mânâsıyle çok kullanılan dua tabiridir ki, gelecekten bahsolunurken kullanılır: Yarın inşaallah erkenden çıkıp gideriz. Yarın gelecek misiniz? -inşaallah. Bazen inşael-mevlâ da denilir (doğrusu «inşâ Allâh» suretinde ayrı yazılmaktır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hopefully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God willing. if God wills.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I hope so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I hope that. if nothing unforeseen happens. hopefully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerine koymak; tesisat yapmak, tanzim etmek, düzenlemek; makamına getirmek (memur), bir yere yerleştirmek. installa'tion i. tesisat, tertibat, düzen; askeri üs; fabrika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) enthrall.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.9 elinden her iş gelen kimse, becerikli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevinçli, keyifli, neşeli. joyously z. neşeyle. joyousness i. neşelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Ar. «kabâle» den). Toptan satmak, bir şeyi teferruatıyla beraber götürü satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sell in lump. to grab. to seize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middleman's business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah, mukaddes ve mübârek eylesin!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hereditability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kalb» dan imüb.).

1.Çok değiştiren, kalıptan kalıba sokan.

2.Kalp para yapan, sahtekâr.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قلاش] kalleş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Vaktiyle vezirlerin giydikleri bir çeşit kavuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). Allem etti kallem etti «her çareye baş vurdu» sözünde geçer. bk. Allem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Arapça’laşmış Farsça bir kelimedir. Aslı: Kallâş). Batakçı, derbeder, edepsiz, hilekâr, dönek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treacherous. heel. piker. prick. rat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfidious. rat. fickle. mean. treacherous. traitorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treacherous. back stabbing. rat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalleş olma hâli yahut kalleşçe davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfidy. treachery. dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treachery. backstabbing. dirty work. infraction of faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave sb in the lurch. to stab sb in the back. to play sb a dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nationalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka halka ve çörekleme toplamak: Halatı, teli, kurşun boruyu kangallamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coil sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka halka ve çörekleme olarak toplanmak: Yılan kangallanmıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be coiled. to be gathered up in coils.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendine hasretmek, gasbetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göz hekimliği, göz hastalıklarına mahsus doktorluk: Kehhâllık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slum quarter. shackles. slum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (uyd. k.). Çok ince bir boru, bir sıvıya daldırıldığı zaman, bu sıvı, boruyu ıslatıp ıslatmadığına göre, boru içine geçen sıvının üst yüzü dıştaki sıvının sathından ya daha yukarıda ve çukur veya daha aşağıda ve tümsek bir durum alır; sıvıların denge prensiplerine aykırı olan bu hususuiyete kılcallık denir. Lambalarda petrolün fitilde yükselmesi, süngerin suyu çekmesi, birer kılcallık hadisesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capillarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice-admiralty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hıristiyan hükümdarlığı, hükümdarlık hâl ve sıfatı: İsveç hükümdarı krallık unvanını hâizdir.

2.Bir kralın idaresinde bulunan ülke, krallık unvanıyla idâre olunan devlet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regal. kingship. kingdom. the crown. royalty. realm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crown. kingdom. realm. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingdom. kingship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth a rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.).

1.Kaideye uygun.

2.(gramer). Belli bir kaideye göre yapılmış, kıyasî.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which conforms to a rule regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

institutionalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

institutionalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

institutionalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

institutionalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become holy. to be regarded as sacred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to be regarded as sacred. sanctify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiness. sanctity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiness. sanctity. sacredness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serçegillerden küçük bir kuş (motacilla).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Vallahi hayır!

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ,''r harfini l'' gibi telaffuz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (denç) sahile yaklaşan gemicilerin karayı ilk görüşleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) plan, tertip; takım; (matb.) mizanpaj; argo ziyafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). (Arapça terkip) (lâ-ev-haşallah tâbirinden kısaltılmış ki, «Allah onu uzaklaştırmasın» demektir). Mâşallah ve bârekallah gibi övme tâbiridir: Levhaşallah!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become liberal. to take a liberal turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become liberal. to take a liberal turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağ, halak = halak’dan geçmiş zaman, Allah).

1.Tanrının her yarattığı, bütün yaratıkları.

2.Büyük kalabalık: Pazar yerine mâhelakallâh toplanmışlardı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah korusun, Allah esirgesin, Allaha sığındık!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god forbid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god forbid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاذ الله] Allah esirgesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محل] yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mahallât). Bir şehir ve kasabanın bölündüğü parçaların her biri ki, birçok evden mürekkeptir ve ekseriya, muhtarı ve imamı vardır: Mahalle imamı, muhtarı, mektebi. Mahalle karısı = Terbiyesiz ve edepsiz kadın. Mahalle çocukları = Sokaklarda gezen terbiyesiz çocuklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parish. quarter. district.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parish. quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district. ward. quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district night guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district night guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrelsome woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrelsome woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elected head of a neighbourhood executive officer of a district of a to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elected head of a neighbourhood executive officer of a district of a to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Süt ve pirinç unu ile yapılan pelte kıvamında bir tatlı. Mahallebi çocuğu = Nazlı büyütülmüş. Su mahallebisi = SUtsüz yapılan ve pekmezle yenilen mahallebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Mahallebi yapıp satan kimse.

2.Nazlı büyütülmüş, çıtkırıldım kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir mahalle ahalisinden olan: Mahallelilerden birkaç kişi gelmişti. O, benim mahallelimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mahalliyye). Bir mahalle, bir yere mahsus, yerli, bir yerin malı veya mahsûlü olan. Hükûmet-i mahalliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

topical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local. endemic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محلی] yerel. 2.yerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local administration. local government. local administrative. municipal / local / city administration. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local administration. local government. local administrative. municipal / local / city administration. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محليه] yerel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. mall

alışveriş merkezi

Birçok şirketin, firmanın veya mağazanın bir arada bulunduğu alışveriş yeri.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağaçlık yol; mesire; A.B.D. arabalara kapalı ağaçl çarşı yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. maul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit yaban ördeği, zool Anas platyrhynchos.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekice gelir, dövülür; kolay uyar, yumuşak huylu, uysal. malleabil'ity i. dövülme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahta veya lastik başı olan çekiç; spor sopa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ortakulaktaki çekiç kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., isp. Mayorka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ebegümeci, bot. Malva sylvestris .marsh mallow hatmi, bot. Althea officinalis. musk mallow amber çiçeği, bot. Hibiscus abelmoschus. yellow mallow, Indian mallow sarı hatmi, bot. Abutilon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mandalı çevirmek, mandalla kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Orgeneralliğin üstündeki son askerî rütbe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lokuma ben zer bir çeşit hafif şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip).

1.Allahın istediği, Cenâb-ı Hak her ne isterse (tâbirin tamamı böyledir: Mâşâ-Allâhü kâne: Allah’ın istediği olur).

2.Takdir ve övmeyle beraber nazardan korumak için kullanılır: Mâşallah ne terbiyeli çocuk, mâşallah ne güzel binal

3.Varlığı memnuniyet veren bir şahıs veya şey görüldüğü zaman söylenilir: Mâşallah, buyrun. Mâşallah, siz burada mısınız?

4.Ekseriya küçük çocuklara takılan yassı ve ince, yürek biçiminde «Maşallah» kelimesi yazılı altın.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mazgal denilen ve içerden dışarıya kurşun atıp dışardan kurşun gelmesine pek müsait olmayan dar delikleri olan: Mazgallı duvar, eski derebeyleri şatolarının, kalelerin duvarları mazgallıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük madalya; madalyon, daire içinde kabartma veya resim gibi süs; A.B.D. taksi ehliyeti; ehliyetli taksi şöförü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) sıkıntılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendisine uygun olmayan birisiyle evlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. madeni, madene benzer, madenden yapılmış; maden hâsıl eden .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. madeni; maden tuzu ile dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. metalografi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. maden olmayan fakat madene benzer basit cisim; s. madene benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birtakım sinir hastalıklarının maden tuzları ile tedavi usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. metalurji metallur'gic(al) s. metalurjiye ait. metallurgist i. metalurji uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. kimya).

1.Bir madeni kükürt, arsenik gibi cisimlerin etkisiyle filiz durumuna getirmek.

2.İçinde mineral maddeler eriterek suyu maden suyu niteliğine getirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mineralize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygunsuz izdivaç, yanlış evlilik; uygunsuz bir birlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uygunsuzca birleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış isim vermek; spor yanlış karar vermek (hakem); Ing., leh. sövüp saymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., ask., den. gemileri veya harp malzemesini depolamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «uluv» den imef).

1.Yüksek, yüce: Bir kasr-ı muallâ.

2.Yüksek rütbe veya pâye: Makaam-ı muallây-ı sadâret-i uzmâ.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلی] yüce, yüksek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yüce, yüksek, (bkz.Bülent). Makamı, rütbesi yüksek. 2.Bir yazı stili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «alâka», «tâlik.den imef.) (mü. muallaka).

1.Asılmış, tâlik olunmuş, asılı: Duvara muallak bir levha.Bir yere dayanmadan havada veya boşta duran: Gök cisimleri muallak duruyor. Henüz karar verilmeyip veya hallolunmayıp öyle duran (iş, mesele).

4.Boşluk, feza: Muallakta durmak mümkün müdür?


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspense. limbo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hung. suspended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspended. left in suspense. uncertain. pendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلق] asılı, havada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kaside-i muallaka» dan kısaltılmış) (c. muallakaat). Câhiliyet devrinde KAbe duvarına asılan kaside: Kays’ın muallaka’sı. Muallakaat-ı Seb’a = Bu şerefi kazanan yedi ünlü kaside.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلقيت] havada kalma, asılı kalma, hükümsüz olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «illet» ten imef.) (mü. muallele). İlletli, sebepli, bozulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm», «tâlîm» den imef.) (mü. muaiieme). Tâlim olunmuş, tâlim edilmiş, tâlimli: Muallem asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm», «tâlîm» den İf.) (c. muallimîn).

1.Bir şey öğreten, Osm. tâlîm eden.

2.Ders veren, ilim okutan, müderris, hoca, öğretmen: Mektep muallimi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A knowledgeable professional who can guide the pilgrim during Hajj Also called a Mutawwif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A knowledgeable professional who can guide the pilgrim during Hajj; also called a Mutawwif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلم] öğretmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلمات] bayan öğretmenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. muallimât). Ders veren kadın, kadın hoca: Ortaokul muallimesi. Dâr-ül-muallimât — Muallime yetiştirmeye mahsus mektep, kız öğretmen okulu (erkek öğretmen okulu: dâr-ül-muallimîn).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلمه] bayan öğretmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلمين] öğretmenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Muallimlik sıfat ve görevi, hocalık, öğreticilik, öğretmenlik: Filân mektepte muallimlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» den imef.). Donanmış, süslü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» dan imef). Boşaltılmış, tahliye olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahallebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custard. pudding. milk pudding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mollycoddle. namby pamby. softy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dairy bar. dairy lunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huld» den imef.) (mü. muhallede). Daim, bâkt, ebedî, ölümsüz: Muhalled bir eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halef» ten imef.) (mü. muhallefe). Geride kalan, geriye bırakılan, ölen bir adamın bıraktığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Ölen bir adamın bıraktığı şeyler, tereke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Ölen bir adamın dul kalan karısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muhalled.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» dan if.) (mü. muhalliyye). Boşaltan, tahliye eden. (fizik) Muhailiyyet’ül-havâ = Bir kabın içinden havayı boşaltmaya mahsus Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hail» den İf.) (mü. muhallile).

1.Tahlil eden, kimyada mürekkep bir cismi basitlerine ayıran.

2.Haram bir şeyi helâl eden (bu mânâ ile üç boşama ile boşanmış bir kadını kocasının tekrar alabilmesi için muvazaa şeklinde nikâh edip hemen boşayen erkeğe de denir).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محلل] hülleci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâs» dan if.) (mü. muhallise). Kurtaran, tahlîs eden, kurtarıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («kılık» dan uydurulmuş bir kelime). Kılık kıyafeti yerinde, yalnız kılığı olup başka bir fazileti olmayan, gösterişli: Mukallak adam (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kalb» den if.) (mü. mukallibe). Kalbeden, başka kalıba sokan, değiştiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mukallit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقلد] taklitçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mukallidlikle, taklid ederek, taklitçiye yakışır şekilde: Bir tavr-ı mukallidâne ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUKALLİD) (i. A. «kalb» den if.) (mü. mukallide).

1.Taklid eden, bir şeyin aynını yapmaya çalışan: O şâir Nef’İ’nin mukallididir.

2.Birinin tavırlarının aynını yaparak veya onun gibi söyleyerek maskaralık eden ve bu işiyle herkesi eğlendiren: O, mukallit bir adamdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mukallit, taklitçi insanın hâli ve işi, taklit, taklitçilik: Mukallitlik o adama vergidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Namaz kılmaya mahsus açık yer, namazgâh.

2.Cami önünde cenaze namazı kılmaya mahsus yer. Musallâ taşı = Namazı kılınırken cenazenin konulduğu yüksekçe taş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâtet» ten imef). (mü. musallata). Üzerine düşüp rahat bırakmayan, kahır altında tutan, ikide birde ortaya çıkıp rahatsız eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worrying. annoying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb / sth which constantly pesters or annoys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb to bothering sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bother. to poster. to pick on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «salât» tan if). Namazını terketmeyen, beş vakit namaz kılan, dindâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müstegillât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tılâ»dan) Yaldızlanmış, yaldızlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yaldızlanmış, yaldızlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Boşanmış kadın. Bir kimsenin boşadığı kadın: O, falanın mutallakasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulb» den if.) (mü. mutasallibe).

1.Sertleşmiş, katılaşmış: Cism-i mutasallib.

2.mec. Salâbeti olan, metin.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «salt» tan if.) (mü. mutasallıta). Çatan, sataşan, musallat olan, zorba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zili» den if.) (mü. mutazallile). Gölgede bulunan, gölgeli: İki taraftan ağaçlarla mutazallil bir cadde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zulm» den if.) (mü. mutazallime). Kendisine olunan zulüm ve haksızlıktan şikâyet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «alâka» dan if.) (mü. müteallika).

1.Asılı, bağlı, münasebetli, mensup.

2.Ait, dair: Bu iş bana müteallik değildir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

related to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.). Akraba, taallukat, mensuplar: Filânın mütealllkatından bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm»den if.) (mü. müteallime) (c. müteallimîn). İlim öğrenen, okuyan, ders alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Zorla, galip gelerek, zorbalıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tâife-i mütegallibe’den kısaltılmış olarak çokluk şeklinde kullanılır). Haksız ve yolsuz kuvvetle hükmetmeye çalışanlar. Zorbalar, derebeyleri: Mütegallibeden bir adam,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huly» den if.) (mü. mütehâlliye). Donanmış, süslenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hulk» tan if.) (mü. mütehallika). Tabiatlanmış, iyi, güzel huylar edinmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hail» den if.) (mü. mütehallile).

1.Erimiş.

2.Çözülmüş, sökülmüş.

3.(kimya) Mürekkep olan bazı cisimler birbirinden ayrılmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hllm» den if. (mü. mütehallime). Yalandan yumuşaklık, uysallık gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» tan if.) (mü. mütehalllse).

1.Kurtulmuş, halas bulmuş.

2.Mahlası olan, şiirde kullanılan bir mahlası olan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kılâde» den İf.) (mü. mütekallide).

1.Boyna takan.

2.Kuşanan, beline bağlayan. Mütekailid-i seyf = Kılıç kuşanmış.

3.mec. Üstüne alan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kulûs» tan if.). Takallüs eden, gerilen, kasılan, kasılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zil!» dan İmef.). Gölgeli, gölgelenmiş, gölge altında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعلق] ilgili, ilişkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعلم] öğrenci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متغلب] zorba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Nal takmak, nal geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. voleybole benzer bir top oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeni yağmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) akşam vakti, akşam karanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

normalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to normalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

normalcy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

normalcy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) meşe mazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle-class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle-class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. baştan başa olan, bir uçtan bir uca olan; kapsayıcı, ayrıntılı; i., İng. iş tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. iş tulumu; İng. sugeçirmez uzun tozluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., briç. fazla deklarasyon yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yavanlaşmak, tatsızlaşmak; zevkini kaybetmek, bıkmak; usandırmak, bıktırmak. It has palled on me Gına geldi Bıktım artık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. siyah çuha veya kadifeden tabut örtüsü; kasvetli hava.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Pallas Atene'nin Truva'nın güvenliğini sağlayan heykeli; her hangi bir güvenlik unsuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Senbolü Pd, yoğunluğu 11,9 olan, sert bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. tanrıça Atene'nin diğer ismi; astr. Merih ile Erendiz arasındaki asteroitlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cenaze merasiminde tabutu taşıyan veya yanı sıra giden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ot şilte, ot minder.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mak. çömlekçi spatulası; ciltçilikte altın yaldızı yerleştirmeye mahsus yassı fırça, tezhip fırçası; mak. cep saati çarkını tanzim eden ufak parça; ressam paleti; istif rafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifletmek (hastalık, zorluk), teskin etmek, yatıştırmak; (kaba hat veya hakareti) mazur göstermek. palliation i. özür; hafifletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hafifletici; özür kabilinden; i. hafifletici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solgun, benzi atmış, sararmış, silik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solgunluk, beniz sarılığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. paralaks. parallac'tic s. paralaks bakımından, paralaks ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. paralel, muvazi, koşut; aynı, benzer; aynı amaç veya sonuca yönelen i. birbirine paralel doğru veya düzeyler; benzerlik; nazire; coğr. paralel; ask. cephe hendeği; elek. paralel bağlantı. parallel with, parallel to paralel olarak. parallel bars

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. paralel olarak koymak; kıyaslamak, mukayese etmek; benzer olmak, müşabih olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. altı yüzü paralelkenar olan cisim, paralelyüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. paralel oluş, paralellik, muvazilik; benzerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. paralelkenar, paralelogram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. pedagojik olarak. pedagogy i. pedagoji, eğitim bilimi, çocuk terbiyesi. pedagogics i. pedagoji ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. şahsen, bizzat; kendine gelince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money paid for the goodwill of a business. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.erkeklik uzvuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. penisle sembolize edilen doğanın verimliliğine tapınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı dinlerde erkek tenasül uzvunun timsali; biyol. erkeklik uzvu, kamış, penis; bızır; embriyonda cinsiyet yapısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit kumar otomatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pırnarlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gizli tehlike veya güçlük; tuzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir gezegene iniş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) kıçüstü düşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtmantarı, bot. Lycoperdon pratense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri bir topu iterek oynanan bir oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. erimiş magmadan kristalleşmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. pirogalol tuzu veya ruhu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radicalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağış miktarı; sağanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z.,müz. derece derece ağırlaşan; z. yavaşlayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. su tavuğuna benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. su tavuğuna özgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f .,sakalaşmak, takılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. canlandırmak; düzene girmek, toparlanmak; yükselmek; iyileşmeye yüz tutmak; i. toplama, toplanma; ralli; A.B.D. heyecan uyandırmak amacıyle toplanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haylaz kimse, çapkın kimse, serseri kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ABD, (k.dili) gerçek hayata dayanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) gerçekten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) geri çağırmak; hatırlamak, anımsamak; lağvetmek, feshetmek, geri almak; (i.) geri çağırma; anımsama; geri gelme işareti veya emri; (pol.) bir yöneticinin halkoyu ile azledilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. sadistçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sakalı gelmek, sakallı olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprout a beard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearded. with a beard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearded. whiskered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «tasliye» den). «Sallallâhü aleyhi ve sallem» duasında geçer. bk. Tasliye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Elde olmadan başı sallanan.

2.Yürürken başını sallayan (at).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıplak. Şallak mallak = Hayâsızca çıplak olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.J. Oynatma, kımıldatma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shake. sweep. toss. wag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wag. waggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Düzgün bir şekilde ve daima bir yönde oynatmak: Beşik sallamak.

2.mec. Bir işi geri bırakmak: Beni ne sallayıp duruyorsun? Baş sallamak = işitmekslzin dinlemek. Kavuk »allamak = Dalkavukluk etmek. Kuyruk sallamak =

1.Yaltaklanmak.

2.Teşvik edici harekette bulunmak. Sallamamak = (argo) Ehemmiyet vermemek, vazife edinmemek, saymamak. Kuyruksallayan — Uzunca kuyruğunu daima sallayan kü;ük bir kuş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shake. swing. rock. wag. wave. waggle. agitate. brandish. flap. flirt. flourish. jog. joggle. jolt. roll. switch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. bob. dangle. jiggle. rock. roll. shake. sway. swing. toss. wag. waggle. wave. whisk. wobble. to swing. to sway. to dangle. to rock. to shake. to wave. to wag. to brandish. to waggle. to wobble. to leave in suspense. to make up. to dawdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wave / to wag sth from side to side. to rock. to swing. to cause to sway / to shake. to nod to put off. to postpone. to brandish. agitate. flail. sway. wag. waggle. wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sallanmak işini yaptırmak.

2.Asarak idam etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rock. to cause sth to sway or shake. to hang sth on. to hang sb. to make sb swing. to oscillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swing. vibration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sallanmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shake. sway. swing. toss. wabble. waggle. wobble. chop-chop!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pendulation. shake. sway. vibration. waggle. wobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Muntazam surette gidip gelerek oynamak.

2.mec. Düşmek üzere bulunmak, düşmesi yakın olmak: İspanya kabinesi sallanıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bob. dally. dangle. dawdle. flap. librate. quake. reel. rock. shake. sway. swing. teeter. toss. wabble. wag. waggle. wave. wobble. to swing. to rock. to sway. to dangle. to wave. to wag. to waggle. to reel. to wobble. to linger. to dawdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be waved / wagged. to be rocked. to be swung. to be swayed. to be brandished. to swing. to sway. to rock. to totter. to wobble. to be about to fall apart. to fool around. to waste time. bob. dilly dally. hang. joggle. loll. pendulate. quake. shake. wag

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sallanma işi. 2.Savsaklama: İşi sallantıda bıraktılar, (bk.) Salıntı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rocking. rolling. quandary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swinging. swaying. undulation. rocking. tottering. wobbling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşünmeden ve saygısız olarak her işe dalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sallasırt etmek = Sırtına almak, yüklenmek: Kuyruğunu sallasırt etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shoulder / to hoist sth / sb onto one's shoulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sal gibi yayvan ve açık: sallı bina.

2.Sal gibi esner ve eni ne, boyuna büyük.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. benzi sararmış, soluk yüzlü, solgun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keçi söğüt ağacı; bot. Salix caprea; sepetlik söğüt ağacı veya bu ağacın bir dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kuşatma esnasında askerin hücuma geçmesi; ani hareket veya hamle; gezinti; espri, nükteli söz; f. dışarı fırlamak; hücuma geçmek; toplu halde geziye çıkmak. sally port ask. çıkış kapısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

küçük tatlı ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deri üzerinde hası1 olan kepek. dry scall uyuz. moist scall egzama .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. scalawag.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeşil soğan; pırasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tarak, zool. Pecten; tarak kabuğu şeklindeki tabak veya tava; tarak kabuğu şeklinde işlenmiş oya; f. tarak kabuğu şeklinde kesmek veya yapmak; tencerede yemeğin üstüne ekmek kırıntıları serpip sos katarak fırında pişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., (A.B.D.), (argo) serseri kimse, acayip kimse; havada kavis yapan top; s. saçma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (should) gelecek zaman kipini teskil eden yardımcı fiil, ecek. kararlılık: I pledge my life that they shall be free. Hür bırakılacaklarına hayatım üzerine ant içerim. söz verme: You shall have what you need. Ne gerekirse vereceğim. emir: You sha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) astarlık ince yünlü kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kayık, sandal, şalopa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir çeşit yabani sarmısak veya ufak soğan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (f.) sığ; sathi, yüzeysel; (i.) sığ yer, kumsal; (f.) sığlaştırmak. shallow breathing soluma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (s.), (z.) tereddüt, ne yapacağını bilmeyiş; boş şeylerle uğraşma; (f.) tereddüt etmek, ne yapacağını bilmemek; boş şeylerle uğraşmak; (s.) mutereddit, kararsız; (z.) kararsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. ufak, ufacık, küçük, mini mini; önemsiz; ahlakça zayıf olan, alçak, soysuz; ince, hafif; kuvvetsiz; adi; az, cuzi; i. ufak şey; az miktar; bir şeyin ince yeri; z. hafif hafif, yavaşça; önemsizce. small arms tabanca gibi ufak silahlar, el s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabani kereviz, bot. Apium graveolens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. potur, kısa diz pantolonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önemsiz şeylere kafası işleyen; düşüncesi kıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. çiçek hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küçük ölçekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kar topu; kartopu, bot. Viburnum; f. kar topuna tutmak; artmak, çığ gibi büyümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir defada yağan kar miktarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güya, sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit beysbol; bu oyunda kullanılan top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to socialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to socialize. to nationalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ufak taş parçası; kıymık: f. parçalamak, kıymak; parçalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiğnenip top haline getirilen kağıt; (beysbol) bir çeşit top atışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahmuz yarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hırçın bir çocuk gibi bağırmak, yaygara koparmak; i. yaygara, vaveylâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bora, kasırga, ani ve şiddetli fırtına; k.dili. karışıklık; f. fırtına çıkmak. squall line meteor soğuk dalgasının önünde ilerleyen kasırga hattı squally s. fırtınalı, boralı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ahır; ahırda tek at için yapılmış bölme; küçük dükkân; hav. hız kaybedip bocalama: Oto. motorun durması; orkestra üyelerinin veya kilise korosunun oturduğu kısmen kapalı yer; araba park edecek yer; yaralı parmak sargısı; k.dili. oyun, düzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ahırda kalmak; ahıra kapayıp beslemek; istemeyerek stop etmek, yük fazlalığından stop etmek (motor); hav. hızını kaybedip düşmek üzere olmak; çamur veya kara saplanıp durmak; durdurmak; k.dili. soruşturmadan kaçınmak; tehir etmek, vakit kazanmaya ça

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ahırda semirtmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. damızlık at, aygır

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. krikette puan kazanmaktansa kaybetmemek için oynamak; Avustralya mecliste zorluk çıkararak muhalefet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. stratejik olarak, strateji bakımından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yutmak; içine çekmek, emmek; k.dili. herhangi bir sözün gerçek olup olmadığını araştırmadan kabul etmek; geri almak (söylediği sözü); tahammül etmek, yutup oturmak, sineye çekmek; i. yutma, yudum; den. makara yivi. swallow a camel yutulmaz bir ş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırlangıç, zool. Hirundo. bank swallow kum kırlangıcı, zool. Riparia riparia. barn swallow kır kırlangıcı, zool. Hirundo rustica. chimney swallow bacalarda yuva yapan kırlangıç. red rumped swallow kızıl kırlangıç, zool. Hirundo daurica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

frak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çatal kuyruk; kanatları çatal kuyruğa benzer birkaç çeşit kelebek. swallowtailed

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırlangıç otu, bot. Cynanchum vincetoxicum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerin ayrıldığı dört şubeden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «alak»tan) (c. taalluka!).

1.Asılı olma, asılma.

2.mec. İlişik, münasebet, bağlılık: Bu işin bana taalluku yoktur, o adamın size taalluku var mıdır?

3.(c. müteallikat yerine) Akraba, mensuplar: O adam bizim tallukattandır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connection. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعلق] ilgili olma. 2.ait olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to concern. to touch on. to be related to. to be connected with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعلقات] ilgili olanlar. 2.akraba, yakınlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «illet» ten) (c. taallülât). Sebep ve bahane arama, yalandan bahanelerle bir işten kaçınma: Borcunu vermemek için her gün bir türlü tallül ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm» den). Öğrenme, belleme, okuyarak ve ders alarak tahsil etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zorbalık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تغلب] zorbalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâvet ve hulvân» dan). Donatma, süsleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» dan masdar). Tenhaya çekilme, yalnız kalma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hilâf» tan masdar) I. Geride kalma, arkada bırakılma.

2.Değişme (bu mânâ dilimize mahsustur).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulk» tan masdar) Bir huy ve tabiatla vasıflanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hail» den masdar) (kimya) Hallolma, basitlere ayrılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» dan masdar)

1.Halâs olma, kurtulma.

2.Şiirde bir mahlas kullanma: Kanunî Sultan Süleyman «Muhibbi» tahallüs ederdi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تخلص] kurtulma. 2.şiirde mahlas kullanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seesaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seesaw. tilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kalb» den masdar). (c. takallübât).

1.Dönme, bir yandan bir yana çevrilme, alt üst olma.

2.Değişme, başka kalıba girme, (c.) Değişiklikler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kald» den masdar).

1.Gerdanlık gibi boyuna sarma, asma, takınma, kuşanma. Takallüd-i seyf = Kılıç kuşanma, takınma.

2.Üstüne alma, deruhte etme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kulus» tan masdar). (c. takallüsât). (tıp) Bir organın çekilip toplanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقلص] kasılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kasılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzun boylu, uzun; yüksek; k.dili. mübalağalı, abartmalı; k.dili. büyük. tallness i. uzun boyluluk; yükseklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski İngiltere'de bir çeşit vergi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) MAnâyı kuvvetlendirmek için vallahi ve billâhi’den sonra söylenir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (İng.) şifoniyer, konsol; baca külâhı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilerin bilhassa ibadet zamanında kullandıkları atkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. donyağı; mum yağı; f. mum yağı ile yağlamak. tallowy s. yaglı; mum yağına benzer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çetele; çetele ile hesap tutma; çentik, kertik; seri numarası, seri işareti; etiket; f. çeteleye yazmak veya işaret etmek; uydurmak; uymak; sayım yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem), f. Haydi ! Yallah ! (köpekleri ileri sürmek için avcının seslenmesi); f. Yallah ! diyerek köpekleri koşturmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulb» den masdar).

1.Katılaşma, katı olma: Cıvanın tasallubu.

2.mec. Sağlamlık, kuvvet kazanma.

3.(tıp) Bazı organların hastalıktan dolayı katılaşması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Musallat olma, haksızca birinin başına hâkim kesilip rahat bırakmama: Kanun sayesinde kimse kimseye tasallut edemez.

2.Birini son derece rahatsız etme; peşini bırakmama: Başıma musallat oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

molestation. attack made on sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تسلط] musallat olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to molest. to attack sb violently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zili» dan masdar). Gölgelenme, gölge altına girme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zulm» den masdar). Zulümden şikâyet etme, sızıldanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تظلم] sızlanma, yakınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sızlanmak, yakınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «galebe» den). Galib gelip zorla ele geçirme: Arazisine başkaları tegallüb etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gılâf»ten) (tıp). Tegallüf-I em’A = Barsakların birbirine geçmesi hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخلف] uygunsuzluk, uymama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخلص] mahlas kullanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk ağzında: tellallık). Tellâl hâl, sıfat ve vazifesi: Tellâllık ediyor, (bk.) Tellâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a town crier. hawker. brokerage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(A.B.D.) kovboy şapkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski Meksikalılara özgü ve kesik piramit şeklinde tapınak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir direğin ucuna uzun bir iple bağlı top ile oynanan oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) talyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) tallıbitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. li, luses) (bot.) tal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yol üzerinde tümsek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. esir, köle; kölelik, esaret. thrall'dom i. esaret, kölelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başparmak mahfazası; yelkenci yüksüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Topal yürümek, aksamak: Topallayarak gidiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobble. limp. to limp. to hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limp. to walk with a limp. dot and go one. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ayağın diğerinden kısa veya sakat olması, aksaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lameness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lameness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. babafingo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to socialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabiliyet denemesi, deneme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junior rear admiralship. commodorship. rear admiralship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brigadier generalty. brigadier generalship. brigadiership. air commodorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jimnastikhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tutkalla yapıştırmak, tutkal sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to glue. to size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tutkal sürülmüş, tutkalla yapıştırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Millîleştirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. saf, karıştırılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., den. safrasız; denkleşmemiş, ayarsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lüzumsuz, istenilmeyen; münasebetsiz; çirkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dengi bulunmayan, eşsiz, eşi bulunmaz; üstün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takdis olunmamış, kutsal olmayan; kutsalllğı bozulmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eşsiz, emsalsiz, benzeri olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rakipsiz; eşsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rationalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uysal olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenability amenableness. good feeling. flexibility. resignation. submission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (iskandinav mit.) ölen kahramanların ruhlarının sonsuz mutluluk içinde yaşadığı tanrı Odin'in sarayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah için, Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by God. i swear it is so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I swear it's true. for the life of me. by jingo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upon my conscience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sur; kale siperi; sur yapımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -lae) anat., bot. çukurcuk. vallecular, valleculate s. çukurcuğa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dere, koyak, vadi; mim. çatı oluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. voleybol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. vallhalla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. duvar; çoğ. kale bedeni; sur; f. etrafına duvar çekmek. wall creeper duvar tırmaşık kuşu, zool. Tichodroma muraria. wall pepper damkoruğu, bot. Sedum acre. wall plate duvar latası; mak. bağlantı levhası. wall plug elek. duvar prizi. wall side

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya'ya özgü ufak kanguru, vallabiç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflak eyaleti. Wallachian i. Ulah, Eflaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. duvar kaplaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüzdan, para cüzdanı; sırt çantası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akçıl gözbebeği; tirsi gibi akçıl gözlü balık. walleyed s. akçıl gözbebekli; gözbebeği ıraksak, şaşı; (argo) sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bahçe şebboyu, bot. Matthiole; sarı şebboy, bot. Cheiranthus cheiri; k.dili. partide dans edecek kimsesi olmadığı için duvara yakın kalan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Valon; Valon dili, Valonca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili. dayak atmak, dövmek, pataklamak; i., k.dili. dayak. wallopinst s., i., k.dili. çok büyük (miktar). pack a wallop çok etkili olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çamur içinde yuvarlanmak, ağnamak; kendini sefahate vermek; sallanmadan dolayı zor ilerlemek; i. çamurda yuvarlanma; hayvanın yuvarlandığı çamurlu yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. duvar kağıdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duvardan duvara; uçtan uca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çağlayan, çavlan, şelâle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., A.B.D., (argo) yepyeni, özgün, ileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. umulmadık yerden gelen para veya yardım; ağaçtan düşmüş meyva; ağaçları rüzgâr etkisiyle devrilmiş koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atlarda bilek şişmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haydi, yürü! Başla, kalk git.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). AJlah sana merhamet etsin (dua tabiri).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam. siz, sizler, sen; seni, size. what's it to you? sana ne?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. you had, you would.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. you will.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. you have.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam., (A.B.D.), leh. sizler, hepiniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. genç, küçük; taze; çocuk olan, yavru; i. yavru, yavrular. young blood gençlik. with young gebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. genç; i. genç çocuk; taze fidan; acemi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çocuk;delikanlı; yavru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genç, küçük bey; şovalye; (eski) genç çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam., s. senin, sizin, kıs. yr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam. seninki, sizinki. yours sincerely, yours truly hürmetle, saygılarımla. yours truly k.dili. ben.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam. (çoğ. -selves) kendiniz, kendin; kendi kendinize. be your self tabii olunuz. behave yourself. pull yourself together kendine gel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ( çoğ. youths) delikanlı, genç adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gençlik; gençler. the flower of youth gençliğin baharı. youth hostel genç yuristler için ucuz otel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. genç; dinç; gençliğe yakışır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bîçare.

2.Miskin, Aciz, İktidarsız, (bk.) Zeval.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miserable. nebbish. piteous. pitiable. pitiful. poor. poverty-stricken. sorry. wretched. nebbish. poor thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. wretched. miserable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. miserable. pitiful. helpless. powerless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Poorman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Poor Woman ! Poord kid ! Poor thing. unfortunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zebellâyî.

Türkçe Sözlük by