Za ne demek? | Za anlamı nedir? | Za

Za anlamı nedir?

Za ne demek?

Za anlamı nedir?

Za | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i. A.). Bu, şu (yalnız bazı Arapça tâbirlerde bulunur). Baa’de-zâ = Bundan sonra, kezâ. Hâkezi = Böyle, bunun gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Z harfinin Arapça ismidir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Uzaktan kumanda sinyalleri alıcıya iletmenin yanı sıra, alıcıdan menüler, RDS bilgisi gibi bilgileri de alır. Bunlar uzaktan kumandanın LCD ekranında görüntülenir.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horny. randy. raunchy. abkhasian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk. - Abaza Hasan Paşa, Osmanlı vezirlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horny. randy. raunchy. poor. destitute. hungry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün mahlukların rızkını veren Allah’ın kulu. - Rezzak, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve delillerle belli olan Allah’ın kulu. - ez-Zahir, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.ez-Zahir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open market. overt market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

TV’yi, bekleme konumundan, önceden belirlenmiş bir süre sonunda (ayar saatinden sonraki 12 saat içinde) açılacak şekilde ayarlayabilirsiniz. 1 saat içinde TV’de herhangi bir işlem yapılmazsa, yeniden bekleme konumuna döner.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Aciz ve iktidarsızlıkla, hakirane: Acizâne takdimine cüret kılındı; Acizâne bir kitap yazmağa başladım.

2.Tevazu ifadesi olarak kullanılır: Taraf-ı Acizaneme irsal buyurulan tahrirat yed-i Acizaneme vasıl oldu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاجزانه] acizce. 2.alçakgönüllüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary / court police. judiciary police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Kazanım Kontrolü, elle ayarlama gerektirmeden en iyi kayıt seviyesini belirleyen bir elektronik işlevdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouth to mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آه و زار] âh edip inleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hazrâ) («Hazer»de smüş.) yeşil, müz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگ گذار] uyumlu, ahenkli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Ahır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice squad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق نظری] teorideki ahlak anlayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آه و زار] âh çekip inleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hizb). (bk.) Hizib. Hizipler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احزاب] kütleler. 2.partiler. 3.Ahzâb sûresi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hüzn). (bk.) Hüzün. Hüzünler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احزان] hüzünler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخضر] yeşil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.’den) (gramer). Bir isim hali, ismin yapma ifade eden hali, ismin geçişli bir fiilin tesirinde olduğunu gösteren hali: Camı kırdı veya cam kırdı misallerinde «cam» akküzatif halindedir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accusatif

db. belirtme durumu

Yüklemi geçişli bir fiil olan cümlede fiilin doğrudan etkilediği, -ı/ -i, -u/ -ü ekini almış ad.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kâzı» (ka ile) dan itaf.). Daha fakih, fıkıhda (islâm hukukunda) daha Alim ve daha muktedir: Akzâ-ülkudât = Kadıların en kadısı ve en bilgini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski bir çeşit fitilli tüfek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی نظر] yüksek görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. «usare» den). Eskiden kök boyası denilen bitkiden çıkarılırken şimdi kimya usulleriyle hazırlanan boya maddesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coloring principle, C14H6O22, found in madder, and now produced artificially from anthracene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It produces the Turkish reds. an orange-red crystalline compound used in making red pigments and in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an orange-red crystalline compound used in making red pigments and in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kökboyası, alizarin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amca oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. am: Amca F. zâden: Doğmak). Amca oğlu, amca kızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yakın vakitten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cenotaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Birinci Dünya Savaşında Avustralya ve Yeni Zelanda askeri, Anzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Eskiden yara tedavisinde kullanılan bir reçine. Anzarot ağacı: Bu reçineyi veren ve sıcak ülkelerde yetişen bir ağaç (Penaea sarcocolla).

2.(mec.) Rakı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Şerit. Aptesbozan otu = Gülgillerden, yeşil ve siyah boya elde etmekte kullanılan bir bitki (Opterium spinosum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(tıp) HAlât-ı nâdire = Az görülen hastalık belirtisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki kişinin arasını açmak; dostluklarını bozma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli akasyalardan elde edilen bir zamk. Zamk-ı Arabî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden veya fosillerde bulunan ağaç gibi şekil; (anat). dallanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Avârız). Arız olan hâlet, sonradan meydana gelen eksiklik: Bir arızaya uğradı. Avârız-ı mütenevviaya (çeşitli Arızalara) dûçâr oldu. Yeryüzünün düzlüğünü bozan her çeşit iniş, çıkış, tepe, çukur v.s., engebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asttan üste takdim olunan mektup. Bir maslahat arzı için yazılan tahrirat ve nâme: Takdim-i arîzada kusurum çoktur. Arîza-i kemterânem = Eskiden çok kullanılan klişe tâbirlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. defect. fault. hitch. obstruction. trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. bug. fault. malfunction. failure. defect. hitch. roughness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malfunction. defect. fault. failure. breakdown. trouble. obstruction. unevenness. roughness of a country. accidental. tie-up. profile. accident. hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break down. to go out of order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break down. to go out of order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arızası olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. faulty. defective. out of order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faulty. broken-down. out of order. defective. uneven. rough. rugged. broken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of order. defective. rugged. rough. uneven. broken. damaged. accidented. undulating. hilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Arızası olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in working order. smooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arzen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارضا] enine, genişliğine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Enine olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبی المزاج] asabî mizaçlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Daha doğrusu asîlzâde) (i. F.) (c. asılzâdegân). Soylu, asîl, nesîb, necîb. («ZAde-gân» tâbiri bunun cem’inden galat olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knight. noble. nobleman. peer. noblewoman soylu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noble. nobleman. aristocrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Peer. hidalgo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اصيل زاده] soylu çocuğu, asilzade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peerage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آتش مزاج] sert mizaçlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). izin, ruhsat, cevaz; tensip, uygun görme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaradılıştan bir hastalığa karşı bağışıklığı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. both. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the same time. simultaneously. also. backwardation. compensatory damages. concurrently. concurrently with. downstick. equally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. uzuv), (bk.) Uzuv. Uzuvlar. Uye, üyeler. Bir başkanın başkanlığında bir meclis veya heyetin hepsi veya beheri. (Bu mânâ ile Arapça müfredi olan uzuv asla kullanılmadığı için, hem çokluk, hem de galat olarak teklik gibi kullanılır). Şûrâ-yı devlet Azâsından, belediye meclisine Azâ intihap olundu: Azâlar, reisten evvel gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ölüm vukuunda sabır ve tahammül etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member üye. limbs. organs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member. participant. limbs. organs. associate. limb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Azap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عذاب] azap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عزب] bekar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Azap veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عذاب انگيز] azap veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Azıcık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Kölelikten veya esirlikten kurtulmuş: Azâd olmak.

2.Kayıtsız, serbest, lâubâli. 3.Okuldan salıverilmiş: Hoca, talebeyi Azâd etti. 4.Esaretten kurtulmak. Ar. itaak: Azâd kabûl etmez köle.

5.Talebenin okuldan salıverilmesi: Azâd vakti. Azâdet = Kuyunun sağ tarafı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزاد] özgür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) l. Hür, serbest. 2.Kimseye bağımlı olmayan. 3.Kurtulmuş. 4.Müberra. 5.Zarif, nazik. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Her kayıttan kurtulmuş, serbest, hür.

2.Uzak, Arî, sâlim: Ben, öyle şeylerden Azâdeyim. Azâde-dil = Gönlü bir şeye bağlı olmayan. Azâde-ser = Başında gaile olmayan, serbest, başı bağlı bulunmıyan (c. F. Azâde-gân).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

innocent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزاده] özgür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. Azâde). Kayıtsız, serbest ve hür olan kimseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Başı dinç, gönlü hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Hayattan kurtulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Başında gailesi olmayan, rahat, gailesiz, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Azâde» den). Her kayıttan uzak oluş, serbestlik, kayıtsız ve tasasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Hürriyetini geri vermek.

2.Serbest bırakmak, salıvermek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Azadlık, serbestlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزادی] özgürlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Esir veya köle ve cariyenin koyverilmesi, ıtk: Azâdlık kâğıdı.

2.Serbestlik. Azâd olunmaya lâyık, Azâd edilme vakti gelmiş: Azadlık köle.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Esir veya köle ve cariyeyi Azâd, İtaak etmek.

2.Çocukları okuldan salıvermek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Azad edilmiş köle vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. azîme). Azimetler, gidişler, (bk.) Azîme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Tabiî Afetlere ve hastalıklara şifâlı olması için okunan duâ ve tılsımlar.

2.Kararda katîlikler, sebatlar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A. c.) (m. ezel). Yanılmalar, yanlışlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerikan hanımeli, açalya, (bot). Rhododendron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir meclis veya heyet üyelerinin hal ve sıfatı: Danıştay Azâlığına tayin olundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. decrease. abatement. reduce. drop. alleviation. attenuation. decline. decrement. degradation. diminution. falling off. falling-away. impairment. let-up. letdown. remission. scale-down. shortening. subsidence. wane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alleviate. fall. letup. recession. decline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrease. reduction. lightening. curtailment. decline. depletion. diminution. letup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Miktarı inmek, eksilmek, tenâkus etmek: İşimiz azaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrease. diminish. lessen. be reduced. scale down. shorten. drop off. abate. de-escalate. decay. decline. dive. dwindle. ease off. fall away. fall off. run short of. sag. run short of smth. shrink. sink. tail. wane. be on the wane. wear away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decline. decrease. diminish. dip. dwindle. ebb. fall. lessen. lower. moderate. shrink. sink. slump. wane. to become less. to lessen. to diminish. to decrease. to decline. to fall. to dwindle. to drop off. to lower. to let up. to abate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to diminish. to lessen. to become less. to be reduced. to be decreased. to decrease. decay. decline. de escalate. fall. fall away. fall off. to be on the fall. fine down. let up. to run low. taper. wane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decrease. to reduce. to diminish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kirlilik düzeyini düşürmek için uygulanan yöntem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abatement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alleviate. deduction. reduction. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. decrease. lightening. abatement. compression. curtailment. cutback. cutting down. dampening. derogation. diminution. extenuation. minimization. mitigation. paring. reducing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Miktarını indirmek, eksiltmek, Osm. taklîl, tenkîs etmek: Ben tütünü azalttım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make a dent in. decrease. diminish. abate. cut back. lessen. reduce. shorten. minimize. alleviate. appease. attenuate. ax. axe. bate. cut down on. deaden. depress. derogate. detract. dock. fade in. impair. mitigate. put down. retrench. scale down. si.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lessen. to reduce. to lower. to decrease. to deplete. to cut back. to curtail. to to cut down. to relieve. to soothe. to alleviate. to allay. to deaden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrement. decrease to. to reduce. to lessen. to diminish. assuage. abate. attenuate. bring down. curtail. cut back. cut down. cut into. decrease. derogate. extenuate. fall. lower. make dent in. mitigate. pare down. retrench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «Azîm» den itaf.) (mü. uzma) (c. aâzım). Daha veya pek ve en büyük, Ar. ekber: Türk şairlerinin Azami. İmlm-ı Azam = Hanefî mezhebinin kurucusu olan Ebû-Hanîfe NÜmân bin SAbit. Sadr-ı Azam = Osmanlı devletinde başbakan, vezîr-i Azam, sadr-ı Alî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En büyük, daha büyük, ulu. İmam-ı Azam Ebu Hanife: Hanefi mezhebinin kurucusu. Büyük alim ve müctehid.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin ululuğu, emaneti. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Büyüklük, ululuk: Azamet-i İlâhîye = Tanrı’nın ululuğu. (Bu mânâ ile başlıca Tanrı hakkında kullanılır; insan hakkında kullanıldığı zaman aşağıdaki ikinci mânâya gelir):

2.Kibir, gurur, büyüklük taslama, bencillik: Bu adamın da azameti çekilir şey değildir.

3.Debdebe, tantana: Geçit resmi pek azametli oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assumption. vanity. greatness. grandeur. majesty. magnificence. grandiosity. sublimity. pride. arrogance. conceit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandeur. majesty. greatness. arrogance. conceit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عظمت] büyüklük, ululuk. 2.çalım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyüklük, ululuk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Azamet taslayan, çalım satan, kurum satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya AZAMETLÜ (i.).

1.Büyük, ulu, celâl sahibi: Ey azametli Allahım.

2.Kibirli, kibirlenen, mağrur: Azametli adamdan kimse hoşlanmaz.

3.Tantanalı, debdebeli: Azametli bir alayla.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuck up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

great. grand. arrogant. conceited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. En yüksek, en büyük, en çok.

2.Maksimum.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maximal. outside. greatest. maximum. utmost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utmost. maximum. greatest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atık oluşturmadan kaçınma, buna karşılık kaynaklardan gerçekleştirilen üretimin niceliğini ve niteliğini arttırma çalışmalarını içeren koruma önlemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Büyüklük hâli (matematik). Cebirde bir rakamın diğerinden büyük olması

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(AZAB) (i. A.).

1.Ceza cezalandırma, suç ve kabahata karşı kanunun tayin ettiği muamele. (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde pek kullanılmaz).

2.Ahrette günahkârlara verilecek ceza ve eziyet: Azâb-ı Cehennem = Cehennem azâbı, azib-ı kabir = Kabir azâbı.

3.Eziyet, işkence. Ar. cevr, ukuubet: Vaktiyle suçlulara cürümlerini itiraf ettirmek için çok azap ederlerdi. 4.mec. Pek büyük sıkıntı, eziyet, şiddetli elem: Ağrılarımdan azap içindeyim. Bu kadar sıcak odada oturmak benim için bir azaptır. Azâb-ı elîm = Çok elemli azap. Azap vermek, azap çekmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain. torment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. the pangs of hell. pain. dolour. rack. twinge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çıkışpıa, itâb, serzeniş: Azar işitmek. (Aşağıdaki kelimeye bk).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İncitme, Ar. tâzib, ukubet. Dil-izar = Gönül inciten, MerdümAzâr = Adam inciten. Azâr-dîde = Zulüm görmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebuke. reproach. reproof. scolding. talking-to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. blame. lesson. rebuke. reprehension. reprimand. reproach. reproof. setdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزار] incitme. 2.inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little by little.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glean. gradually. piecemeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit by bit. little by little. inchmeal. by easy stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zulüm görmüş, incitilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawling out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. obloquy. rebuke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. castigation. ear- bashing. ear- wigging. earful. going over. lecture. nagging. rating. rebuff. severe reprimand. talking to. telling off. unbraiding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkışmak, itap ve serzeniş etmek: Babam beni azarladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give the stick. give smb. hell. give smb. beans. rap smb. over the knuckles. tell smb. one's mind. call smb. over the coals. light into. give a piece of one's mind. peck at smb. reprimand. reproach. admonish. chide. scold. baste. bawl out. berate. b.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chide. lecture. rebuke. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to rebuke. to reproach. to lecture. to reprimand. to tell off. to blow sb up. to tear sb off a strip. to take sb to task. to haul sb over the coals. to bawl sb out. to give sb a rocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. slash. bawl out. berate. to give sb a bit of one's mind. blame. call down. carpet. castigate. chew up. chide. to take a person to cleaners. to haul sb over the coals. crab. dress sb down. flay. hold sth against sb. lambaste. lecture. let rip. li

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkışmaya, sert söze muhatab olmak: Ben azarlanmak istemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be scolded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert söz söyletmek: Ben evlâdımı kimseye azarlatmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkışma, kınama, tekdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Azâd).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberation. enfranchisement. dismissal. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emancipation. setting free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emancipation. liberation. setting free. dismissal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dismiss. to set free. affranchise. affranchisement. emancipate. enfranchise. liberate. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be set free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Azat edilmiş, (bk.) azâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Azadlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عزیزان] değerliler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En büyük, en ulu. Abdullah Azzam: Afganistan İslâmî hareketinin siyasi liderlerinden. Bir suikast sonucu şehit olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعضا] üyeler. 2.organlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعظم] en büyük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Vergi, haraç veren,

2.Geçiş parasına tâbi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağlık yer, bağ, bahçe.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?

‘Botulizm’ kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.

Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.

Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelismemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.

Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.

Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fish market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Japonya'ya mahsus hürmet ifade eden bir selamlama şekli olup uzun ömür ve askerlikte ''ileri hücum manalarını taşır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). eski zaman kale bedenlerinden dışarı çıkmalı olan kulecik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor. editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor. editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the post of the editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Mizacı, karakteri, tabiatı, davranışı, huyu ağır, yavaş olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pazar, çarşı, içinde çeşitli mallann satıldığı çarşı; kermes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Bazı fazla olan tuz veya baz vasıfları taşıyan madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basal. basic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). Oldukça koyu renkte, bir çeşit yanardağ kültesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basalt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basalt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bazı kere, kimi vakit: Bazan okur, bazan yazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâz = geri Averden getirmek. Galatı: Pazar).

1.Alış-veriş, Osm. ahz ü İtâ, dâd ü sitâd. Pazar ola = Alış-veriş sahiplerine selâm yerine söylenen temenni ve duadır.

2.Alış-veriş yeri, üstü açık yer ki, hergün veya belirli günlerde herkes, satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ile satar. Sûk. At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, perşembe pazarı.

3.Fiyat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme, pazarlık. Pazar etmek, pazar bozmak. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak, satmaya çıkarmak. Pazar kayığı = Ücretle herkesin eşyasını alıp nakleden büyük kayık, Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = İş düzeltmek, ıslah etmek. Şikâr pazarı = Götürü ve maktû pazarlık.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازارگاه] pazar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعضا] bazen, kimi zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zamanın harikası. 2.Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı’nı telif etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ressam, minyatürcü. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köle çocuğu, mec. Çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevâzı muâmelede bulunan (konuşmada nezaketen kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده زاده] köle çocuğu. 2.benim çocuğum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Menekşelik, menekşe tarlası, bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Belgizar). Yadigâr olmak üzere verilen hediye: Bu kutu falanın bana bergüzârıdır. Bu da benden size bergüzâr olsun.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hediye, hatıra, andaç.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برگذار] hatıra, hediye, yadigâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.İki şey arasındaki aralık.

2.Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar duracakları yer ki, dünya ile ahret arasında farz olunur.

3.(Coğrafya). İki karayı birbirine bağlayan ve iki denizi birbirinden ayıran dar dil: Panama berzahı.

4.mec. Azap çekilen yer, cehennem. Bu mânâ ile mecâzen sıfat gibi de kullanılır: Berzah yer.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برزخ] cehennem. 2.dil, kara uzantısı. 3.sorun, dert.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu’l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(yahut: BEYDA) (i. A.).

1.Beyaz (müennes). Hil’at-i beyzâ = Beyaz kaftan. Şeyhülislâm kaftanı. Millet-i beyzâ = Müslümanlar.

2.Yumurta.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيضا] bembeyaz, çok beyaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Daha ak, çok beyaz. 2.Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bey oğlu, babası reis veya Amir olan.

2.Soylu, asîl, necîb, kişizâde.

3.Osmanlı prensesleri olan sultanların oğlu.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Beyoğlu. 2.Soylu kimse. - Farsça’dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Soyluluk, asâlet, necâbet, kişizadelik. mec. Müsriflik, düşüncesizce hareket, hoppalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tenâsül Aleti. .

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran’da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bicâde). Gök yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bizâat). (bk.) Bezâat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bezz» den imüb). Bez vesair mensucat satan tacir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بزبز] manifaturacı, kumaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZİSTAN bk. Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاقتضا] gerektiğinden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالالتزام] bilerek, bile bile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمذاکره] görüşülerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bundan dolayı, bunun üzerine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a jiffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once upon a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once-upon-a-time. once.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once upon a time. formerly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeş çocuğu, yeğen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski elbise ve eşyanın alınıp satıldığı pazar. (bk.) BAt. «Eskiye itibar olsaydı, bitpazarına nur yağardı».

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flea market. jumble shop. rag fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

byzantium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

byzantium. byzantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bıkmış, usanmış, bezmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيزار] bıkmış, usanmış. bîzâr olmak bıkmak, usanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. garip, tuhaf, acayip, biçimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendiliğinden, kendinden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذاته] kendiliğinden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالضروره] zorunlu olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi, kendisi, nakil göstermeden: Bizzat kalkıp geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personally. in person. myself. itself. himself. herself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personally. self. in person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personally. in person. in the flesh. him. in propria persona. myself. oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bi’l-İcâb. (bk.) B’ilİcâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif, iltizam = iş edinme). Bile bile iş edinerek, hususî surette, kasd ve niyetle: B’il-iltizâm bu işi bu kadar uzattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İzinle, ruhsat alarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tipi, şiddetli kar fırtınası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MPEG dijital video sıkıştırması, piksellerden oluşan kare alanların sıkıştırılması temeline dayanır. Bazı koşullarda, resimde blok parazit olarak adlandırılan bozulmalar meydana gelebilir. Blok Parazit Azaltma işlemi, parazit bloklarını işleyerek görünmez olmalarını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bölge Paneli Hizalama özelliği renk yönetimindeki boşlukları telafi eder. Ev sinema projektörünüzdeki SXRD™ panellerini hareket ettirmek hizalamayı geliştirir ve Bölge özelliği de ekranın çevresindeki kırmızı ve mavi anormallikleri sadece 0.1 piksel adımlarda çekebilmenizi sağlar. Sonuç ise daha keskin ve daha net bir görüntüdür.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(Regional Markets)

Ulusal (Kot İçi) Pazar’da işlem görme koşullarını taşımayan ve Borsa Yönetim Kurulu’nca geçici veya sürekli olarak Ulusal Pazardan çıkarılmasına karar verilen şirketlerin hisse senetlerine likidite sağlamak, bu hisse senetlerinin fiyatlarının düzenli ve şeffaf bir piyasada, rekabet koşulları içinde oluşmasını temin etmek amacıyla kurulan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. T. boru F. zeden = vurmak, çalmak). Askere kumandanın talimat ve tenbihatını tebliğ ve meselâ yemek, uyku vesaire vakitlerini ilân için boru çalmakla vazifeli olan ve savaş meydanında kumandanın yanından ayrılmayan çavuş veya er.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Borazancıların çaldığı perdesiz boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bugler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bugle. trumpet. trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buggle. trump. trumpet. trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Borazan çalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch basin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Darı hamurundan yapılan ekşimsi bir Türk içkisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acidulated fermented drink of the Arabs and Egyptians, made from millet seed and various astringent substances; also, an intoxicating beverage made from hemp seed, darnel meal, and water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beverage made of slightly fermented millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bozayı yapan ve sokaklarda gezdirip satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İhlâl ve fesheden, (bk.) Bozmak. Oyunbozan = Huysuz, arkadaşlarına uym8z (adam). Hatırbozan = Hatır saymaz, hatır kırıcı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük Selçuklu Emiri. Selçuklu Sultanı Melikşah’a büyük yardımları dokundu. Kazanılan birçok zaferde etkin rol oynadı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Boz rengini almak, boz renginde görünmek: Kızarıp bozarmak = Utanmadan veya diğer bir sebepten benzi değişmek ve renklenmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brazzaville.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

En güçlü sinyallere sahip kanalları seçer ve frekans sırasına göre hafıza düğmelerine atar. RDS’li setlerde AF devreye sokulduğunda bu işlev, en güçlü sinyalleri, Program Tanımlama kodlarına göre artan sırada düzenler.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booby trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

department store. emporium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BUZAĞU veya BUZAK (i.) ineğin küçük yavrusu, henüz sütten kesilmemişi (kesilmişine dana derler). Fil, gergedan, zürafe gibi hayvanların yavrularına da denir. Buzağıburnu = Arslanağzı denilen çiçeğin yabanisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calf. fawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Halk ağzında Bızlamak. (İnek ve emsali hayvanlar) yavrulamak, doğurmak: İnek, manda buzağıladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)

1.Otlak ve çayırın dördüncü ve son defa biçilmesi. 2.Uç sene işlenmeyip hayvan yayılan tarla. Buzağılık bozmak = Bu suretle terk olunmuş tarlayı açmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Buzağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Buzağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, F.). Asilzade.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şahin cinsinden ağır ve tembel kuş; birkaç cins av kuşu. Ionglegged buzzard kızıl şahin, (zool). Buteo rufinus. moor buzzard üsküflü doğan, (zool).Circus aeruginosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزرگ زاده] seçkin kişinin çocuğu, asilzade, kişizade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Bizans'a ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bizans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zarurî olarak, ister istemez, bilmecburiye, nâçar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiery. hot tempered. quick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). bir solo kısmın sonunda sesin gösterişli bir şekilde yükselmesi, kadenz, durgu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

den of intrigue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâker = kul, zade = doğmuş). Kul ve bendenin yani konuşanın evlâdı: Çâker-zâdenizi takdim ediyorum (eskiden nezaket ve tevazu makamında kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a matter of life and death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Can inciten, can yakan, eziyet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Can artıran, gönüle ferahlık verici, cana can katıcı.

2.Ayın yirmi üçüncü günü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان افزا] cana can katan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان فزا] cana can katan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Can artıran, cana can katan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sermaye miktarı; faiz vb. gelirleri sermayeye katma, kapitalizasyon; majüskül harf kullanma tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Düşünülecek nokta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hellish torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çemenle örtülmüş yer, çemenlik, yeşillik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چمنزار] çimenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Otlak. Çimenlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). On iki Burç’ tan biridir ki, ikiz iki adam suretinde tasvir olunur, ikiz burcu. Güneş, bu burca mayısta girer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جوزاء] ikizler burcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır).

1.Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü.

2.Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. penal. punitive. punishment. penalty. fine. correction. forfeit. infliction. pain. recompense. retribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction. discipline. forfeit. infliction. payoff. penalty. penance. punishment. sanction. fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty. punishment. retribution. discipline. infliction. lacing. rap. recompense. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزاء] karşılık. 2.ceza.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal law. criminal law. criminal / penal law. crown law. penal code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ceza olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. lockup. lockup house. convict prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal. criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cezâya Ait, ceza ile, cezâ işleri ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزائر] adalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be punished. to be penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chastisement. correction. penalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza vermek, cezaya uğratmak, mahkemece cezasını tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. gyp. punish. penalize. castigate. cop it. correct. crime. discipline. dish out. plague. scourge. slate. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. do. penalize. punish. scourge. to punish. to penalize. to discipline. to castigate. to fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza görmek, cezaya uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزالت] akıcılık, düzgünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cezalandırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. punished. fined. penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punished. penalized. fined. a person who is punished. on jankerss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ceza görmemiş, cezası olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpunished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

CEZAİR (Türkçe: CEZAYİR) (i. A. c.) (m. cezîre). Cezireler, adalar. Kuzey Afrika’da vaktiyle Mağrib-i Evsat (Orta Mağrib) denilen ve Mağrib-i Aksâ (Fas) ile Tunus arasında olan ülke ve bunun merkezi olan şehir. Cez8ir-i Bahr-i Sefîd = Ege Denizi’ndeki Asya adalarından müteşekkil eski Osmanlı eyaleti ki, Cezâir-i Garb da denen Cezâyir ülkesinden ayırmak için Cezâir-i Şark da denmiştir: Başlıcaları: Rodos, Sakız, Midilli, Limni vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cezâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Algeria. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periwinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذاب] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezr»den). Kasap, mec. Merhametsiz, zâlim, k’an dökücü. XVIII. asır sonları Osmanlı vezirlerinden Ahmed Paşa’nın unvanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). iç göbek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsif, tanımlama, tarif, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flower market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce

3.yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddiyüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). medeniyet, uygarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cizye = vergi, F. güzâşten = eda etmek). Vergi veren, haraca bağlı, tâbî, bir Müslüman devletinde cizye vergisi veren Hıristiyan tab’a.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing).cognisance (s). idrak olunur, tanınabilir; mahkemenin yetki kapsamına giren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idrak, kavrama; farkına varma; bilgi, malumat; (huk). mahkemenin davayı dinlemesi; itiraf; kaza hakkı; yetki alanı; bilgi veya gözlem alanı. It falls within my cognizance .Beni ilgilendirir. take cognizance of dikkat etmek, göz önüne almak; önem verm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Multiple Price Continuous Auction Method)

Çok fiyat yöntemi; bir menkul değer için verilen alım satım emirlerinin fiyat ve zaman önceliği kurallarına uygun olarak teker teker karşılaştırılması sonucunda oluşan fiyatlarla alım satım işleminin gerçekleştirilmesidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause havoc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kolza colza oil kolza yağı.colza oil kolza yağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(tıb). burun nezlesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrı cinslerden olan çiçekleri çaprazlama yoluyla dölleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (feyz’in cem’i olan füyûz’un cem’i). Feyzler. (bk.) Feyz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Götürü pazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Miskin hastalığına tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. cüzâzât). Kırıntı, kesinti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cüzâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذام] cüzzam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Rus çarı, çar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çareviç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

-(i). çariçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farther. further.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Dayı oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sorumluluğun dağıtılması,bir merkezden idare edilmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dem = nefes, güzârîden = geçirmek). Vakit geçiren, yaşayan, vakit öldüren: Ney çalarak dem-güzâr oluyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakit geçirme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). seferberliğin bitmesi, asker terhisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. démoralisation

moral çöküntüsü

Manevi dirençsizlik, ruhsal yönden direnememe, cesareti yitirme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine accident. sea accident. marine casualty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. zooloji). Yumuşakçalardan, kalın ve kıvrık kabuklu bir deniz böceği (conus).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit denizci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Deniz yüzünün altında da hareket edecek şekilde yapılan harp gemisi, tahtelbahir. Atom rfanizaltısı = Atom enerjisiyle hareket eden denizaltı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submarine. submarine. submersible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sub. submarine. undersea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submarine. hush ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submariner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submarining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İttihat ve Terakki’nin son sadrazamı Talat bey, trenle Ankara’ya giderken Tuzla’yı geçtikten bir müddet sonra suikaste uğramıştı. Kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne çıkan bir denzialtından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey olmamasına rağmen trenin yola devam edecek hali kalmamıştı. Denizaltının ve suikastın kimler tarafından yapıldığı tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(I. zooloji). Selenterelerin suda yüzebilen cinslerine verilen umumt ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jellyfish. medusa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jellyfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jellyfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas. beyond sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea lion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea horse. hippocampus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seahorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deniz suyunun tuzunu çıkarıp kullanılır hale getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı, imdâda yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. deficit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. drawback. handicap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. drawback. derogation. disadvantageousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Gönlü bir şeyle bağlı bulunmayan, gönlü rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Azürden = incitmek). Gönül incitici, hatır bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül okşarcasına, gönül okşayana yaraşır yolda hareket etme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزار] gönül kıran, inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas market. outside market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary action / fine / penalty. amercement royal. disciplinary action / fine / punishment / scourge. summary punishment. administrative fine. crackdown. disciplinary action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kanlı basur.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bulaşıcı ve salgın bir hastalıktır. Hastada, ishal görülür. Dışkısı kanlı ve sümüklüdür. İştahsızlık karın ağrısı ve ateş de vardır Su veya besinlerle bulaşır. İki çeşit dizanteri vardır.

- Amipli Dizanteri : Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Hastada kanlı ishal, ateş, karın krampları, kilo kaybı, ve halsizlik görülür.

- Basilli Dizanteri : Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çıkar. Hastalığın salgın halini almasında kara sinekler başrolü oynar. Hastada; kanlı ve balgam kıvamında ishal, karın ağrısı, halsizlik ve ateş görülür.

Yapılacak ilk iş; hastayı, sağlamlardan ayırmaktır. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Su, tuz.

Hazırlanışı : Bir gün boyunca, hiç bir şey yenmez. Sadece tuzlu su içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dysentery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. design

tasarım

1. Bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı.

2.Bir araştırma sürecinin çeşitli dönemlerinde izlenecek yol ve işlemleri tasarlayan çerçeve.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Beherine veya her defada dokuz: Dokuzar lira aldılar; kompartımanlara dokuzar kişi bindiler.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dosage

kim. düzem

Bir birleşiğe veya bir karışıma girecek madde miktarlarının belirtilmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dosage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dosage. dose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyük devletler (Birinci Cihan Harbi’nden önce: İngiltere, Almanya, Amerika, Fransa, Japonya, Rusya, Avusturya Macaristan, İtalya, Türkiye ve Çin).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tamu, cehennem. Dûzah-karâr = Cehennemde karar ve mekân bulacak, cehennemlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوزخ] cehennem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Durağı cehennem olan, kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Mekânı cehennem olan, kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oturduğu yer cehennem olan, kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cehenneme mensup ve ait olan, cehennemlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Merdiveni veya inilip çıkılacak kısmı olmayan ev yahut yol, yer.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Zaman kodu, çekildikleri ve kasetin alt-kod sektörüne kaydedildikleri sırada her bir görüntüye otomatik olarak bir numara verilmesidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bezr). (bk.) Bezr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cüz’), (bk.) Cüz’. Türkçe (müfret gibi).

1.Eczacılıkta kullanılan çeşitli maddeler. Ar. akaakıyr.

2.Ciltlenmemiş kitap, perakende.

3.Bir kimyevî terkiple vücuda gelip yanma hassasını veya diğer böyle bir kuvvet ve tesiri haiz bulunan şey: Eczalı kibrit, kapsül vesaire.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drugs. medicines. chemicals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmaceuticals. medicines. drugs. components. preparation. stuff. chemicals. particle. element. constituent. reagent. ingredient. compound. medicament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجزا] parçalar. 2.ilaç hammaddeleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first-aid box / cabinet. medicine chest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ilâç yapan ve satan adam. Osm. saydalanî, ispençâr. Eczacı başı = Eskiden bir büyük dairenin veya bir tümen veya alayın baş eczacısı. Eczacı çırağı = Yamağı, yardımcısı. Fr. droguiste, yalnız ilâç satana denir, ilâç yapan eczacı mânâsına gelmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemist. druggist. pharmacist. pharmaceutist. apothecary. dispensing chemist. dispenser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemist. druggist. pharmacist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmacist. chemist. druggist. apothecary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tıbbî ecza ve ilâç yapma ve satma sanatı. Ar. saydala, Osm. fenn-i saydalânt, fenn-i ispençiyârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmacy. pharmaceutics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmaceutics. pharmacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اجزاخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ECZA-HANE) (i.). Eczacı dükkânı, ilâç satılan mağaza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drugstore. pharmacy. chemist's shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drugstore. pharmacy. chemist's.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drugstore. chemist. chemist's shop. pharmacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut FEZA (i. F. efzâyîden fiilinden imas. sıfat terkîbi teşkiline girer). Arttıran, çoğaltan. Ferah-efzî, ferah-fezs = Sevinci arttıran, ferahlık veren.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Artmak, çoğalmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [افزار] alet, araç gereç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Artma, çoğalma. Ar. tekessür, tezâyüd: Efzâyiş bulmak = Artmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [افزایش] artış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Deride sulanma ve kaşınma şeklinde başgösteren bir hastalık, mayasıl.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. eczéma

tıp mayasıl

Tende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez. Tedavi maksadı ile aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, sirke.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı sirkeye batırılan kuru erikler egzamalı yerlere sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eczema. cutaneous eruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eczema.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احزاب] hizipler. 2.partiler. 3.gruplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. İngiltere kraliçesi

1.Elizabeth'e veya devrine ait; devirde İngiltere'de yasayan kimse.


İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. improvisation

doğaçlama

Doğaçlamak işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. influenza) (tahmine göre Ar. «enf-ül-anz» dan). Nöbetli ve şiddetli nezle suretinde bir salgın hastalık. Osm. nezle-i müstevliye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nezl ve nezîl). Soysuzlar, alçaklar, aşağılık adamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nazar). Nazarlar, bakışlar, (bk.) Nazar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انظار] bakışlar, gözler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Erkek ozan, şair.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(t.f.i.) (Erkek İsmi) - Yiğit oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rızk). Rızklar, geçinecek şeyler, (bk.) Rızk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplies. provisions. stored food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. stored food. victuals. commissaries. food ration. provisions. rations. supplies. food supplies. supply. table board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارزاق] yiyecek, erzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Ucuz.

2.Lâyık, değer, şâyân, münasip (eski nesir yazarlarının kullandıkları bir kelimeydi): Eltâf ve himem-i aliyyelerinin erzân buyurulması (Farsça aslı erzânî’dir).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ارزان] ucuz. 2.yaraşır, layık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Ucuz, bol. 2.Uygun, münasip, layık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Ucuzluk.

2.Lâyık, şayan ve müstahak görme: Erzânî-i himem-i aliyyelerini temenni ederim (eskiden mektuplarda yazılan ve saygı gösteren klişe tâbirlerden).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ارزانی] ucuzluk. 2.liyakat, yeterlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concurrence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسباب ضروریه] zorunlu sebepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı zaman süresi içinde geçen olay: Saat sarkacının hareketi eşzamandır.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evimizdeki bitkiler veya süs çiçekleri solunumlarında gündüzleri havadaki karbondioksiti alarak oksijen verirler ama geceleri ise bizim gibi oksijen alarak karbondioksit verirler. Bu nedenle de çiçeklerle aynı odada uyumanın, havadaki oksijen azalacağı için zararlı olabileceği konusunda genel bir inanış vardır. Aslında bu doğrudur ama sanıldığı kadar tehlikeli değildir.

Konuyu daha iyi anlamamız için bir bitkinin aynı anda yaptığı iki işi bilmemiz lazım. Birincisi hücrelerin nefes alışı, ikincisi de ışık ve klorofil özümlemesi diye de adlandırılan fotosentezdir. Bu iki olay tamamen birbirinden farklı, iki ayrı işlemdir.

Tüm canlı hücrelerde olduğu gibi bitki hücrelerinin de yaşayabilmeleri için havadaki oksijene ihtiyaçları vardır. Havadan nefes yolu ile aldıkları oksijenle şeker gibi gıda moleküllerini yakarlar, enerji kazanırlar. Bu, gündüz ve gece yaşamları boyunca durmaksızın devam eder.

Bitkilerin yapraklarındaki hücreler aynı zamanda gündüzleri ışıkla birlikte fotosentez işlemini gerçekleştirirler. Yani bitki gündüzleri her iki işlemi birlikte yaparken geceleri sadece nefes almaya devam eder. Fotosentez işleminde bitkiler havadan karbondioksiti alıp oksijen verirler. Ancak hücreler buradan çıkan oksijeni nefes almada tekrar kullanırlarken, nefes verişteki karbondioksiti de fotosentezde kullanırlar.

Ortalama yetişkin bir insan, hareketsiz durumda bir dakikada 15, bir günde 20 bin kez nefes alır. Her solumada yarım litre hava ciğerlerine girer. Yani dakikada 7-8 litre havayı ciğerlerine çeker ve tekrar verir. Bu, günde 11 bin litre hava demektir. Aslında nefes alırken havadan oksijen alıp karbondioksit veririz ifadesi de tam doğru değildir.

Aldığımız havada hem oksijen vardır, hem de karbondioksit. Verdiğimizde de aynı şekildedir ama oranları değişiktir. Ciğerlerimize aldığımız havadaki oksijen oranı yüzde 21 iken dışarı verdiğimizdekinde yüzde 16’dır. Yani her nefeste aldığımız havanın yüzde 5-6’sı vücudumuzda oksijen olarak kullanılır. Dolayısıyla havadan aldığımız günlük oksijen miktarı ortalama 570 litre civarındadır.

Gündüzleri yeterli ışık altında, bitkilerdeki fotosentez işlemi, bitkinin nefes almasından daha yoğundur. Yani ortaya fazladan oksijen çıkar ve gündüzleri odanızdaki havadaki oksijen miktarını artırırlar. Geceleri ışık olmadığından ve karanlıkta fotosentez işlemi yapılamadığından, nefes almaya devam eden bitkilerden çıkan karbondioksit miktarı daha çoktur.

Evlerimizdeki bitkilerin veya süs çiçeklerinin gündüz çıkardıkları fazla oksijen ve gece verdikleri karbondioksit miktarı, insanın soluduğu havanın içindeki oksijen miktarı yanında o kadar azdır ki sağlığımızı etkileyebilmesi mümkün değildir. Ancak kapısı, penceresi hava sızdırmaz küçük bir odada, dev bitkilerle birlikte yatma gibi bir alışkanlığınız varsa başka tabii...


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vaz’). Vaz.lar, durumlar, konuşlar, (bk.) Vaz’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vâzıh» dan itaf.). Daha, en veya pek açık ve izahlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vezn). Vezinler, ölçüler, (bk.) Vezin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اوزان] ölçüler. 2.vezinler. 3.ağırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fantezi, zarif ve hayal gücüne dayanan müzik veya piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yine öyle, keza, kezalik, bu da, öyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایضا] ve yine, aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), incitme, eziyet, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ, cevr: Kimseye ezâ etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust treatment. torment. anguish. hardship. injury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azamet). 1.Büyüklük, ululuk. 2.Çalım, kıvrım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Müslümanlar’ı namaza davet ve namaz vaktini ilân için müezzin tarafından minarede veya başka bir yerde okunan tekbîr, kelime-i şehâdet. Ezan okumak, ezan vermek, ezan okundu, ezân-ı Muhammedi, akşam ezanı, ezan vakti. Ezanda = Geç vakit, akşam. Türk musikişinde dinî musikinin cami musikisi dalında bir formdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call to prayer. the azan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moslem call to prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ezana ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذانی] ezan ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin battığı zaman 12 kabûl edilen eski alaturka saat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ازقضا] tesadüfen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Faiz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Farz ve takdir suretiyle, bilfarz, tutalım ki, farz edin, farzedelim ki: Farazâ ölçülecek bir arsamız olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supposing (that. let us suppose (that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرضا] diyelim ki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. feraîz).

1.Şer’an yapılması mecburî olan dînî işler: Namaz fârîzadır.

2.Vârislerden beherine şer’ an düşen hisse.

3.(c.) Ilm-i ferâiz. (bk.) Ferâiz.

4.mec. Yerine getirilmesi şart olan vazife: Bu, benim için farizadır. Fariza-i zimmetimdir = Boynumun borcudur.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فریضه] farz. 2.borç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرضا] tut ki, diyelim ki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fazâyih). Edepsizlik, kötü huyluluk, alçaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîlet). (bk.) Fazilet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazla). Fazlalar. (bk.) Fazla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Arapça terkip). Şimdi, şunun için, binaenaleyh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. ferah = sevinç, F. efzâyiden = arttırmak). Sevinç ve gönül açıklığını arttıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin mürekkep makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Ferah artıran. 2.Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3.Meşhur bir lale türü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personal accident insurance. auto bodily injury insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.).

1.Kutlu, hayırlı olan.

2.Uğurlu evlât.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İlim ve hikmet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Bilgin, Alim. Ar. hakim, Fars. dânâ.

2.Emsal ve akranından farklı, seçkin: Edebiyatta ferzânedir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرزانه] bilge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Alim, bilgin, seçkin. 2.Benzerlerinden, akranlarından ileride. 3.Hakim, feylesof. 4.Tasavvufta, ncfsani bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.ilim, irfan.

2.Emsal ve akranına üstün olma, eşsizlik, seçkinlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Taşma,.çok gelme: Su feyezânı, Nil’in fezeyânı.

2.(botanik) Feyezân-ı evrak = Bitkilerin azıp çok yaprak vermesi ki, mahsule engel olur.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيضان] taşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Suyun taşıp akması. 2.Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. 3.İlim, irfan. 4.Feyz ile dolu olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (fuzûden fiilinden imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). Arttıran, Osm. tezyîd eden: Ferah-fezâ = Ferahlığı arttıran. Cln-fezl = Ruhu arttırırcasına iç açıklığı veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Geniş ova, geniş meydan.

2.Kâinattaki sınırsız boşluk, uzay: Fezâ yolculuğu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outer space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فضا] uzay. 2.geniş düzlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2.Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rezalet, rüsvâlık, ayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. fezâiyye). Fezâya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضائل] erdemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîlet). Faziletler, iyi huylar, (bk.) Fazilet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîha). Fazîhalar, kötülükler, (bk.) Fazîha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arttırma, Ar. tezyîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.).

1.Ümitsizlik, ağlayıp sızlama.

2.Korkma, bağırıp çağırma.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Büyük Sahra’da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Bir güç kaynağına ihtiyaç duymadan bilgi depolayan, silinip tekrar yazılabilen bir hafıza cinsi. Özellikle hafıza kartlarında ve USB flash disklerde kullanılır, fps : Saniye başına çekilen kare sayısı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, aydın, münevver.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Parlayıcı, parlayan, parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geniş, açık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fâzıl). Fâzıllar, olgun adamlar, (bk.) Fazıl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فضلا] erdemliler. 2.bilginler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فروزان] parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Üzüntüyü arttıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غرض آلود] maksatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل ازاله] yok edilemez, giderilemez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير منتظم] düzgün olmayan, düzenli olmayan, düzensiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Din uğruna yapılan savaş ve kazanılan galibiyet, din düşmanlarına galip gelme. Ar. gazve, cihâd: Gazâ etmek, gazâya gitmek: Gazi-yı ekber = En büyük gazâ ki, tasavvufta insanın kendi nefsine karşı yaptığı savaştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a coastal region at the southeastern corner of the Mediterranean bordering Israel and Egypt; 'he is a Palestinian from Gaza'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غزا] savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din uğruna savaş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gazap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غضب] hiddet, kızgınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gazaplı, öfkeli, kızgın. Ar. hadîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Hırsla, gazapla, öfke ile.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D, argo adam, delikanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Geyik yavrusu, genç Ahû. mec. Güzel, sevgili, ürkek genç kız. Çeşm-i gazâl = Ceylan gözü, şiirde sevgilinin gözleri için kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غزال] ceylan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ceylan. 2.Geyik, âhû. 3.Geyik yavrusu. 4.Güzel göz, irigöz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Geyik yavrsunun dişisi; dişi, genç Ahû.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dişi geyik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Arslan, Ar. esed, Fars. şîr.

2.mec. Kahraman ve cesur adam.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غضنفر] arslan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İri arslan, şir. 2.Cesur, yürekli, yiğit adam. 3.Hz.Ali’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana yakışır surette, cesurca. Fars. şîrâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GAZAB) (i. A.). Öfke, hiddet, kızma, kızgınlık: Gazap etmek: Gazaba gelmek. Gazaba uğramak = Büyük bir adamın hiddetine duçar olmak. Allah’ın gazabı = Afet, felâket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rage. wrath. curse. heat. indignation. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfkelendirmek, gazaba gelmek, hiddetlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfkelenmek, kızmak, gazaba gelmek, hiddet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öfkeli, kızgın, Ar. gazûb, Fars. gazab-nâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gazruf). Gazruflar, kıkırdaklar, (bk.) Gazruf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gazve). Gazveler, kutsat savaşlar, (bk.) Gazve.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غزوات] savaşlar, harpler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İplikçi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. - Babası “Gazzal-iplikçi” sanatçısı olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elapsed time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genelleştirme, umumileştirme, genellik, umumilik, hepsini bir tutma, genel sonuç çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple present tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گشت و گزار] dolaşma, gezinti, gezip tozma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus ornus): Ege ve Akdeniz’in sahil kısımlarında yetişen bir çeşit dişbudak ağacıdır. Sarı boya elde etmekte ve kudret helvası yapmakta kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür ve kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gıbta = imrenme, Fars. efzâyîden = arttırmak). İmrendiren, imrenme duygusu veren.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bugün artık hemen hemen her evde buzdolabı var. Günlük gıdalarımızı bozulmasınlar diye buzdolabında saklarken, uzun süre saklayacaklarımızı da buzluk veya derin dondurucu dediğimiz kısmına koyuyoruz. Gıdaların normal hava şartlarında bozulmalarının nedeni, bu ortamda gıdada bulunan bakterilerin, mikropların kısacası mikro organizmaların gelişerek faaliyetlerini sürdürmeleridir.

Gıdaları soğukta veya dondurarak muhafaza en çok başvurulan ve püf noktaları olan yöntemlerdir. Bu arada gıda muhafazasında tam tersi yollar da vardır. Isıtarak muhafaza ve kurutma gibi. Hatta turşu kurmak bile bir muhafaza yöntemidir. Dondurarak muhafazaya geçmeden önce pastörizasyon, sterilizasyon gibi sık sık ismini duyduğumuz veya etiketlerin üzerlerinde gördüğümüz terimlerin anlamlarına bir bakalım.

Gıdaları daha dayanıklı kılmak amacıyla uygulanan yöntemlerden pastörizasyon ve sterilizasyon ısıl uygulama ile muhafaza anlamına gelmektedirler. Sterilizasyonda gıda 100 derecenin üzerinde ısıtılır. 100 derecenin altındaki ısıl uygulamalar ise pastörizasyon adını alır. Her iki yöntemde de amaç daha işin başında bakteri ve mikropları öldürmektir.

Hangi yöntemin uygulanacağını gıdanın asit durumu belirler. Asit oranı fazla gıdalarda bakteri ve mikropların ısıya dirençleri azalır. Bunun için düşük asitli gıdalar sterilize edilirlerken yüksek asitli gıdalar pastörize edilirler. Ancak sütte durum farklıdır. Süte pastörizasyon işleminin uygulanmasının asıl amacı dayanıklı bir ürün elde etmekten ziyade verem mikrobunu öldürmektir.

Kurutarak saklamada, su ortamdan uzaklaştırılır. Böylece bakteri ve mikropların gelişmesi önlenir, biyokimyasal reaksiyonlar en aza indirilir. Ancak yine de bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve bunlar da renk koyulaşmasına ve gıdanın acılaşmasına yol açarlar.

Soğukta muhafazada, gıdanın hücre suyu, en fazla donma noktasına kadar soğutulur. Meyve ve sebzelerde bu sıcaklık +4 ile -2 derece arasındadır. Bu yöntemin en yaygın kullanma yeri buzdolabıdır ve dondurarak muhafaza ile karıştırılmaması gerekir.

Günümüzde gıdaların dondurularak saklanması çok yaygın bir şekilde uygulanan en iyi muhafaza yöntemidir. Bu yöntemde hücre suyunun donması ve hücrelerin ölmesinin sağlanmasına kadar sıcaklık düşürülür. Gıdalar genellikle -40 derecede dondurulur, -18 veya -20 derecede muhafaza edilir.

Gıdadaki su miktarının azalması bakteri ve mikropların yaşamalarına uygun olmayan bir ortam yaratır. Ancak dokulardaki suyun donarak buza dönüşmesi sırasında hacim büyüdüğünden hücrelerdeki doku yapıları da bozulabilir. Bunu önlemek için donma olayının hızı çok iyi kontrol edilmelidir.

Gıdaları yavaş yavaş dondurursak oluşan buz kristalleri hücre dokularını parçalayacağından, yapısı bozulmuş olan bu gıda çözünme sırasında dışarıdan gelecek bakterilerin hücumuna karşı direnç gösteremez ve çabucak bozulur, donma sırasında oluşan buz kristallerinin boyutları, donma hızına bağlıdır. O halde donma, buz kristallerinin büyümelerine fırsat bırakmayacak şekilde mümkün olduğunca hızlı olmalıdır (şok donma).

Bu şekilde dondurulmuş gıdalar tüketiciye ulaşana kadar dondurulmuş durumda olmalı ve depolarda -18 derecenin üstüne çıkılmamalıdır. Çünkü bir kere dondurulduktan sonra çözülen gıda artık steril değildir, hatta bu durumda bozulma daha hızlı oluşur, tekrar dondurmak da çare değildir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Kaçan, kaçıcı: Girizân olmak = Kaçmak.

2.Kaçarak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamayı arttıran, çok ağlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oturup ağlanılan

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gıda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gıdâİ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. taşlık; şaka mide. stick in one's gizzard kursağında kalmak; gücüne gitmek, ağır gelmek. It stuck in my gizzard Hazmedemedim. Gücüme gitti. Bana ağır geldi. Gk kıs. Greek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totally unexpected accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump bargain. contracting by the job. contracting for the whole lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göz zayıflığını tedavi etmek için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Raziyane

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 10 gram raziyene kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Eskiden sevilmiş olan kimse veya şey. İlk gözağrısı = İlk sevilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin, hapsedilmemekle birlikte, belirli bir yerde oturmaya mecbur olma durumu. Gözaltı etmek veya gözaltına almak = Birini böyle bir duruma sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custody. intern. charge. watch. surveillance. house arrest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custody. surveillance. house arrest. arrest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house arrest. probation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Watchlist Companies Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler ve/veya hisse senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağan dışı durumların ortaya çıkması, hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna gerekli özenin gösterilmemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici ya da sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek gelişmelerin oluşması nedeniyle şirketlerin izleme ve inceleme kapsamına alınması durumlarında, sürekli gözetim, denetim ve izleme ortamında, hisse senetlerinin likidite imkanını kesintiye uğramadan İMKB bünyesinde işlem görebileceği pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F gül, A. izâr = yanak). Gül yanaklı, güzel çehreli (gül-i zâr = ağlayan gül şeklinde yazmamalı).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül yanaklı. 2.Al yanaklı. 3.Türk musikisinde mürekkep bir makam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülbahçesi, gül tarlası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) GirîzSn.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Gürültü azaltma teknolojisi küçük, dahili mikrofonlar kullanarak dış gürültüyü algılar ve hoparlör sürücülerine buna eşit ancak azaltıcı karşı sinyal gönderir. Bu, 50-1.000Hz aralığındaki sürekli gürültüyü engeller ve klima, otoban ve uçak kabinlerinden gelen gürültüyü azaltmak için özellikle uygundur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gürültü Azaltma özellikli kulaklıklar, aktif gürültü kontrolü aracılığıyla istenmeyen ortam seslerini azaltır. Ortam gürültüsü %99’a kadar azaltılabilir. Kulaklıkları tıkaç olarak da kullanabilir ve nerede olursanız olun, özellikle de seyahat ederken takıp sessizliğin tadını çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boş lakırdı, beyhude söz, Fars. lâf-ı güzâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güzâşten fiilinden masdar ismi).

1.Geçme, geçiş: Geşt-ü güzâr = Gezme ve seyahat (güzâr daha çok .kullanılır).

2.Eda eden, ifâ eyleyen, beceren, ödeyen. Dem-güzâr = Vakit geçiren, günlerini hoş geçiren. Cizye-güzâr = Vergi veren. KSr-güzâr — İş beceren (galat olarak işgüzfir da derler). Maslahatgüzâr = Elçi veya büyükelçi vekili.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geçiren, geçirici. Güzârende-i eyyâm = Vakit geçiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rüyâ tâbir etme, düş yorma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geçme, geçiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gazi). Gaziler (iki z ile söylenmesi yanlıştır), (bk.) Gazi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tetanos hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beauty aid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [گلعذار] gül yanaklı, pembe yanaklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلزار] güllük, gül bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریزان] kaçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گزاف] saçma sapan, ipe sapa gelmez, boş, beyhude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyuyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Ne güzel, ne kadar lâtif, zehî! Habbezâ bâğçe-i pâdşeh-İ rûy-i zemini (Neft).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبذا] ne güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حد اعظمی] en çok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Öfkeci, öfkeli, çabuk kızar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.) («hıfz» dan müfred mâzi ve

3.şahıs müzekker olup bazı dua tabirlerinde birleşik zamirler ve Allah kelimesi ile beraber kullanılır). Hafazan-Allah = Allah bizi saklasın. Hafaze-k-Allah = Allah seni saklasın.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hafız). Hâfızlar. İnsanın iyi ve kötü işlerini yazmakla görevli melekler: Hafaza-i kirâm. (bk.) HAfız.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İnsanın yaptığı işleri yazmakla görevli melekl(Erkek İsmi) 2.Bekçil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah bizi korusun (kötü bir ihtimalden bahsedilirken söylenir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment in a minimum-security prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan if. mü.). İnsandaki hatırlama hassası, kuvve-i hâfıza: O adamın hâfızası pek kuvvetlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mnemonic. memory. recollection. store. mind. retention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. mind. memory bellek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حافظه] bellek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amnesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loss of memory. amnesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hemşirezâde, kız kardeş çocuğundan yeğen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواهرزاده] yeğen, kızkardeşin çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hak, Fars. güzâşten = yerine getirmek). Hakkı yerine getiren, haktan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Böylece, bu suretle.

2.Yine öyle, kezalik: Ben oyunu sevmem, siz de hakezâ (vesaire ve gayrihu, ilâAhıre gibi bir mânâ ile, yeni Fr. ete. yerine kullanılması yanlıştır).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هکذا] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.). - Hakkı tanıyan, haktan ayrılmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hala oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çapkın, edepsiz, açık meşrep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubadour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Intermediation For Public Offering)

Sermaye piyasası araçlarının halka arz yoluyla satışına aracılıktır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalemle yazılmış, Ar. muharrer, mektûb: Hâme-güzâr-ı vasf-ü târîf oldu (eski nezaket tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan. 2.Heybetli, azametli demektir. - Hz.Peygamber’in amcası, Mekke döneminde müslüman olmuş, Uhud Savaşı’nda Vahşi tarafından şehid edilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâne, ev yıkacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hükümdar çocuğu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ebû-Cehil karpuzu, acı hıyar, it hıyarı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Doğu Arabistan’da bir Arap kabilesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.) rasgele, gelişigüzel; (i.) şans, rastlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dikenlik, dikeni çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Viraneleri çok yer, viranelik: Bağdad, Osmanlı idaresine geçtiği zaman adetâ bir harâbe-zâr idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Arapça: harâç, Farsça: güzârîden = ödemek). Haraç veren, haraca kesilmiş, Osm. cizye-güzâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harâm, Fars. zâde = doğmuş). Piç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرام زاده] piç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırın öd kesesinde çıkan boncuk gibi katı şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارزار] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gerektiğinden dolayı, ötürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bünyece hastalığa müsait, sık sık hastalanan, hastalıklı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطر آزار] gönül inciten, hatır kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bölge, çevre, nehir ve vadi çevresi. 2.Maden bölgesi: Zonguldak kömür havzası. Boşaltma havzası = (coğrafya) Sularını aynı ırmağa veya göle veren yerlerin bütünü. Birikme havzası = (coğrafya) Kar ve yağmur sularının biriktiği bölge.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basin. river basin. catchment. catchment area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basin. river basin. catchment area. region. district.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

river basin. catchment area. region where a mineral is found. catchment. reservoir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A. F.) Hayat arttıran.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Hayat artıran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. hayret = şaşkınlık, Fars. efzâyîden = arttırmak). Hayreti arttıran, Osm. bâis-i hayret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Kolera denilen salgın hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Bu, şu (bâzı Arapça tâbirlerde geçer): Lihâzâ = Bunun için. Mahâzâ = Bununla beraber. Fîyevmenâ hâzâ = Bugünkü günde. İlâ yevminâ hâzâ = Bugüne kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hazîne). Hazineler. (bk.) Hazine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خزائن] hazineler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maharet, fen ve sanatta geniş bilgi, olgunluk, tecrübe: Filân doktorun hazâkati söyleniyor. Başlıca doktorlar hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kuruyup dökülen ağaç yaprakları.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güz mevsimi, sonbahar, Ar. harîf. mec. Sararıp solma vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall güz. sonbahar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the official of a synagogue who conducts the liturgical part of the service and sings or chants the prayers intended to be performed as solos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خزان] güz, sonbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sonbahar, güz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güz mevsimini görmüş, sararıp solmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.). Hazan, sonhabar yüzlü, sararmış, soluk yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sonbahar görünüşlü. mec. Hüzün verici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazâna erişmiş, solup sararmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( F.). Güz mevsimine Ait, güz ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazan (sonbahar) görmüş, sararıp solmuş yer, güz bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (huzûr’dan Ar. fiil. Yalnız şu tâbirde geçer): Mâhazar = Hazır bulunan şey, hazır ve elde ne varsa, ne bulunduysa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızar, hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızar ve hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caspian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khazar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضر] güvenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Sabit meskeni olanların oturdukları memleket. 2.Barış ve güven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) baht, şans, tehlike, riziko; tenis kortunun servis atılan tarafı; eski bir çeşit zar oyunu; bilardo oyununda bir vuruş; golf oyununda mânia; (f.) tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cüret göstermek. hazard a guess tahmin etmek, kafadan atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tehlikeli, rizikolu; şansa bağlı. hazardously (z.) tehlikeli olarak. hazardousness (i.) tehlike, riziko .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hazır olma, yakınında bulunma («gıybet» zıddı) (kelime, bugün Arapça’da «medeniyet» mânâsında kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. helâl, Fars. zâden = doğmak). Helâl doğmuş, meşru ve nikâhlı ana, babadan dünyaya gelmiş, zinâ çocuğu olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ حلال زاده] helal süt emmiş. 2.evli anne babanın çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aynı zamanda olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diz dize oturan, arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş oğlu veya kızı olan yeğen. Kız kardeşten yeğen: Benim hemşîre-zâdemdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ همزاد] doğuşla birlikte gelen. 2.birlikte doğan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,,(tıb). bir dokunun bir hastalık esnasında karaciğer rengini ve kıvamını alması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onun. onu. ona. onun. o. kendısı. kendıne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. at all times. invariably. all along. ever adv. evermore. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hayal veya ilk madde Alemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı merkeple döner değirmen demek olan Farsça harâs’dan çıkma haraz olsa gerektir. Zaten bu şekilde de kullanılır). Tahta ve kereste biçmeye mahsus büyük bıçkı. (bk.) Hızar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bülbül, Fars. andelib, eski Türkçe: sanduvaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.) (c. hezârân). Bin, Ar. elf. Hezâr-bâr = Bin kere. Sad-hezâr = Yüz bin. Hezâr-fen =

1.Pek çok şeyler bilen ve yapan.

2.Çokluğu: Binler, binlerce.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هزار] bin. 2.bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Bülbül. 2.Çok, pek çok. 3.Bin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.).

1.Çok bilen, bilhassa birçok sanatı birden çok yüksek derecede yapabilen adam.

2.Minâre ustası.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] binlerce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاردستان] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Afganistan’ın dağlık kesiminde oturan bir kabile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıcak iklimlerde yetişen uzun yapraklı bir cins kamış ki, oralarda kulübe ve çit yapmaya ve kulübeleri örtmeye ve sandalye vesaire imaline de yarar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini başaran adam.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزارپا] kırkayak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Karşılık, karşı karşı olma, mukabele: Dediğim binâ mektebin hizasındadır.

2.Yüzeyin doğru ve düz olması, istikamet, düzlük: Hizâsını bulmak, bir hizâya getirmek.

3.Tesviye Aleti, çırpı presi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alignment. line. level. standard - bir hizada. on one level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line. level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Knee or lap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Knee. knee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حذا] sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyi boyamak için hazırlanmış terkib, boya.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خيزاب] dalga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

align. to align.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalkan, kalkarak: Üftân ü hîzân = Düşe kalka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hazâne galattır). Hazine. Hizânet-ül-kütüb = Kütüphane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خزانه] hazine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyüb bıçkı. (bk.) Hazar, hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gang saw. pit saw. sawbench. whipsaw. frame saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large saw. pit saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large / pit saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumberman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pit sawyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting logs into planks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.boyun eğmek, itaat etmek, kabullenmek. 2.sırayı bozmadan durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sıra olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Güzel manzaralı. mec. Güzel yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekşilik, kekrelik (kimya) Müvellüd-ül-humûza = Birçok cisimleri terkip eden elemanların başlıcalarından biridir: Oksijen, Fr. oxygfene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heyve» den itas) (tıp). Koleraya benzer salgın ishal, küçük kolera, Fr. chlirine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Arıklık, lâgarlık, zayıflık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hüzn = Keder, Fars. efzâyîden = arttırmak). Hüzün veren. (bk.) Hüzn-engîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. huzûz). Hazlar, zevkler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, eski Yaşa ! Varol !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. muhtemelen Ar. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinin en eski birleşik makamlarından.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâzin). Hazîne muhâfızları, hazinedarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâzır). Hazır olanlar, hazır bulunanlar, (bk.) Hazır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضار] hazır olanlar, bulunanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حزام] Türk musikîsinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bezi» den masdar).

1.Bir şeyin hor kullanılması.

2.Pek bol ve değersiz, mübtezel olma: Portakalın bu seneki ibtizâli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Esirgemeyip bol sarfetme ve kullanma mânâsiyle kullanılırsa da, bu mânâ Arapça’da «bezi» kelimesiyle karşılanmaktadır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابزار] gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backstabbing. two-faced. hypocritical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty of death. penalty / punishment of death. extreme penalty of the law. capital punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyz»den masdar).

1.Taşacak derecede doldurma, bol verme (yalnız mecâzen kullanılaır): Ifâza-i nûr etmek.’

2.Feyizlendirme, feyiz ve berekete kavuşturma: Yazılarıyla okuyucularını ifâza etti.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Feyizlendirme, feyz ve nur verme. 2.Kabı taşıncaya kadar doldurma. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ifrâz).

1.Bütünden parçalar ayırmalar.

2.(tıp) Vücuttan, yara veya delikten kan, cerahat, irin, ter gibi çıkan maddeler, salgılar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretions. excreta. secretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ افراضات] salgılar. 2.parsellemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افتضاح] rezillik, skandal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fazîh» ten). Kötülüğü açıklama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gızâ» dan masdar). Beslenme, gıdalanma (tegaddî daha çok kullanılır; d ile iğtidâ yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gazab» dan masdar). Gazaba getirme, hiddetlendirme, kızdırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Tevazu, alçak gönüllülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (tırnak, saç, sakal vesaireyi) Boyama: Sakalını kına ile Ihtizâb ederdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «huzur» dan masdar). Ölüme hazır olma, can çekişme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتضار] can çekişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihtizâzât).

1.Hafif surette titreme, oynatılan bir telin bir süre titremesi gibi bir hareket, ürperme.

2.(fizik) Titreşim, havanın sesten dalgalanıp ses iletmeye vasıta olması, Fransızca: vibration.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vibration. quivering. tremor. trembling. beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهتزاز] titreme, titreyiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihtizâziyye) (fizik). İhtizâz (titreşim) denilen hafif titremeye ve dalgalanmaya ait: Hareket-I ihtizâziyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan masdar). Huzura getirme, hazır ve mevcut etme: O adamı, o kitapları ihzâr ettim: Getirttim (hazırlama mânâslyle kullanılmamalıdır), (hukuk). Mahkemeye celb ve davet: İhzâr puslası: Birinin hukuk mahkemesine celb ve daveti İçin gönderilen tezkere. İhzâr müzekkeresi = Birinin ceza mahkemesine cebren getirilmesi İçin gönderilen yazı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احضار] çağırma, huzura getirme. 2.hazırlama. 3.hazırlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.hazırlamak. 2.getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsory process. bench warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احضاری] hazırlayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (hukuk). Birinin mahkemeye celb ve daveti için alınan harç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ikrâz). Borç vermeler, ödünç vermeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A. «kazâ» dan masdar).

1.Lüzum, lâzım gelme: Sizin gitmeniz İktizâ ediyor. Çiçeklerin artık açılması iktizâ ederdi. 2.İhtiyaç, muhtaç olma: Bir yağmura çok İktizâ vardır. Bu bahçenin bir havuza iktizâsı Aşikârdır.

3.Lüzum ettirme, icap, lâzım getirme: Bu İş sizin hazır bulunmanızı İktizâ ediyor (bu mânâda icap kelimesi veya iktizâ ettiriyor denmesi daha iyi görünüyor).

4.İşe yarama: Onun bana İktizâsı yoktur. O, bana iktizâ etmez. İktizâsına göre: İcabına göre. İktlzây-ı hâl = HAlin, vaziyetin icabı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requirement. necessity. need.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقتضا] gerekme. 2.ihtiyaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lüzumlu, lâzım, gerekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lüzumsuz, gerekli olmayan, fazla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lüzûm» dan masdar) (c. iltizâmât).

1.Kendi üzerine lâzım sayma: lltizâm-ı sükût. İşe karışmamayı yi iltizâm ettim.

2.Birinin tarafını tutma, tarafgirlik etme: Biri Akif’i ve diğeri Fikret’i iltizâm ederek münakaşaya giriştiler.

3.İcap ettirme, gerektirme: Serveti iyi yaşamasını iltizâm etmez, yaşamasını bilmez ne zenginler vardır.

4.(mülkî idare) Osmanlı devrinde belirli bir bölgedeki belirli bir vergiyi, devlet nâmına toplamak: Bir kazanın Aşârını iltizâm etti. İltizâm almak, iltizâma vermek, iltizâmâta karışmak. Bil-iltizâm = İş edinerek, bilip isteyerek, rasgele değil: Bil-iltizâm bu işi yaptı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax farming. partiality. finding sth necessary. land tenure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ التزام] gerekli görme. 2.taraf tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden iltizâm işini üzerine alan adam, Ar. mültezim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farmer of revenues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde iltizâm usûliyle vergi toplama işi, mültezimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İltizam yoluyla: Aşâr iltizâmen idare olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. edebiyat) (mü. iltizâmiyye). Mânâ-yı iltizâmi, delâlet-i iltizâmiyye = Biri diğerini icabettiren iki şeyden birini anarak diğerinin kasdolunması. Siga-yı iltizâmiyye = Türk gramerinde yazmalı ve sevmeli gibi lüzum gösteren kip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التذاذ] lezzet alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lüzûm» dan masdar) (c. ilzâmât).

1.Osmanlı devrinde, devletin bir gelirini veya bir çiftlik vesaireyi iltizâma verme, iltizâm ettirme.

2.Münakaşada karşısındakini kuvvetli delil ve sözlerle susturma: Onu ilzam ettim. O, münakaşada hiç ilzâm olunmaz.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الزام] susturma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meze» den masdar).

1.Karışabilme, birden fazla cismin karışıp bir cisim teşkil etmesi: Kimyevî imtizâc.

2.Birbirini tutma, uygunluk, uyuşma: İmtizâc-ı elvan = Renklerin uygunluğu.

3.Geçinme, alışma, uyuşma: O adamlarla imtizâc olunmaz. Karı koca arasında imtizâc olmazsa birlikte yaşamak pek müşkül olur.

4.Alışma, sıhhata uygun bulma: Oranın havasiyle imtizâc edemedim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compatibility. harmony. concord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امتزاج] uyuşma, uzlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to get on well together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyuşmak, uzlaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İMZA) (i. A.). I. Yazılmış bir mektup, senet, vesairenin altına kendi ismini yazma: İmza atmak, etmek, koymak: İmzalamak. Senedi imza etti. Bir tavsiye mektubu yazıp kendisine imza ettirmeli. 2.Mektup, senet vesairenin altında yazılmış sahibinin ismi: Bu senedin imzasını tanır mısınız? Mektubun imzasını okuyamadım. Vaz’-ı imzâ etmek = İmza koymak, imzalamak. Vâzı’-ı imzâ, sâhib-i imzâ = Bir senet vesair kâğıdı imza etmiş olan (asıl mânâsı geçirme ve infaz olup bilhassa alış veriş gibi işlerin yürütülüşünde kullanılır. Senetler vesair muamelelerin icrası ise çok defa imza ile olduğundan, bu münasebetle dilimizde bu mânâya gelmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signature. autograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signature. autograph. affix. hand. monniker. manual sign. subscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signature circular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bir yazılı kâğıdın) Altına kendi ismini yazmak, ismini yazarak kabûl ve tasdik etmek: Yazdığın senedi imzaladım. Mazbatayı imzalamak istemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. put signature to. autograph. underwrite. sign one's name. subscribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratify. sign. to sign. to ratify. to autograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altına isim yazılarak kabûl ve tasdik olunmak: Mazbata imzalandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İmza verip almak, bir anlaşma metninin bir suretini imza edip vermekle beraber diğer suretini imza ettirip almak: İşe karar verdikse de daha imzalaşmadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). imza ettirmek, altını ismini yazdırmak: Meclis kâtibi mazbata müsveddelerini reis ve üyelere imzalatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İmza edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İmza edilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anonymous. unsigned. bearing no signature. unsubscribed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezb» den masdar) (c. incizâbât)

1.Çekilme, Osm. cezb ve celbolunma: Elde olmayan büyük bir incizab ile.

2.(astronomi) Gök cisimlerinin birbirlerini çekmeleri. Fransızca: gravitation.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انجذاب] cazibeye kapılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., of ile farkında olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. grip hastalığı, salgın nezle, enflüanza; bayt. hayvanlara mahsus bir çeşit enfluanza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezimet» ten masdar). Bozulma, mağlûp olma, yenilme: İnhizama uğrayan asker, düşmanın inhizamı (Arapça’da mânâsı bozulup kaçmak ve birinden sığınacak yer istemektir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انهزام] bozguna uğrama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan masdar). Bitme, tükenme, vâde ve mühleti gelme, zamanı dolma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انقضا] geçip gitme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’dayüzyıldanyüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’dayüzyıldanyüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتزاع] söküp alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nez’» den masdar). Çekip koparma, koparıp alma. Fransızca abstraction.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nizâm» dan masdar) (c. intizâmât). Yolunda dizilmiş olma, düzgünlük, tertip: Bu işlerde hiç intizam yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neatness. regularity. order. orderliness. regulation. system. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتظام] düzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). intizamlı kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orderly. regular. tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [انتظام پرور] düzeni seven, düzenli, tertipli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Usûlüne göre tertiplenmemiş olan; yoluna konmayıp karmakarışık halde bulunan, .düzensiz, nizam ve tertibi olmayan: intizamsız bir ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disorderly. irregular. untidy. halting. wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Usûlünce dizilmemiş olan şeyin hali, düzensizlik, tertipsizlik, karmakarışık hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disorder. untidiness. lack of rules or a plan. disarray. disorderliness. litter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar). Bekleme, gözleme, Ar. terakkub: Bahara intizâr ediyorum, baharın intizârındayım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectation. cursing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectation. curse. cursing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتظار] bekleme, bekleyiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

beklemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl» den masdar).

1.İndirme (bu mânâ ile tenzil daha çok kullanılır).

2.Meni akması: Inzâl olması.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انزال] indirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezr»den masdar). Neticelerin kötü olabileceğiyle korkutarak bir şeyden alakoyma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azl» den masdar). Bir tarafa çekilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Memeden süt emme mânâsiyle kullanılıyorsa da, yanlış olup, asıl mânâsı: Keçinin, satılmayıp sahibi tarafından yine kendine verilen kendi sütünü içmesidir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Razı olma, uygun bulma, beğenme, seçme.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارتزاق] rızıklanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Razı ve hoşnut etme, gönlünü etme, kandırma: Kendisini irzâ ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Süt emdirme, emzirme: Çocuğu kim irzâ ediyor?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارضاع] emzirme, süt verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارضا] ikna etme, razı etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارضاع] emzirme, süt verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Gönlünü etme, hoşnut etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work accident. industrial accident. occupational accident. working accident. job disaster / accident. accident on the job. on the job accident. accident while on duty. industrial injury. job disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrative pronoun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Becerikli ve daha çok, kendini göstermek için gerekmezken işe karışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

efficient. officious. meddlesome. pragmatic. pragmatical. pragmatist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

busybody. officious. obtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceitedly officious. obstrusive. busybody. meddlesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşgüzarca hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

officiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanlarda işitme zararları 65 dB (desibel) ses şiddetinden sonra başlar. Bu zararlar sinirlenme ve vejetatif sinir sisteminin tahrip edilmesi gibi kısa süreli reaksiyonlara neden olur. Ses şiddeti uzun süre 90 dB üzerinde devam ederse insanda organik işitme zararları meydana gelir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اشمئزاز] surat ekşitme. 2.ürperme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. masdar). Eğlenme, alaya alma, zevklenme: Birini istihzâya almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibe. irony. sarcasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irony. mockery. ridicule. rediculing. mocking. jearing. sneering. sarcasm. banter. derision. gibe. jeer. taunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهزا] alay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alay etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan masdar).

1.Huzura getirme, çağırma, hazır bulundurma.

2.Hatıra getirme, hatırlama (yanlış olarak hazır etme mânâsıyla da kullanılmıştır), c. İstihzârât = Hatırda kalan bilgi vesaire. Ar. müstahzerât.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحضار] hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. «Iüzûm»dan masdar). Lüzum görme: Gece çok çalışmanız, sabah geç kalkmanızı istilzâm eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considering sth necessary. implication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استلزام] gerekme, gerektirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerekmek, gerektirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerektirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mizâc kelimesinden Türkler’in türettikleri Arapça kelime ki, yanlıştır. Anlama, nabız yoklaması mânâsına kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «rızk» tan masdar). Rızk ve nafaka edinmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıyâ» dan). Işıklandırma, aydınlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ziyâde olmasını isteme veya ziyade olması istenilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vuzûh» tan masdar) (c. Istîzâhât). Bir işin açık ifade edilmesini, bir mesele hakkında izahat isteme, (yeni terim) Gensoru, bk. Gensoru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استيضاح] gensoru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İzâhât yolu ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.,«azamet» ten masdar). Büyütme, büyük görme, küçük bir şeye ehemmiyet verip büyük gösterme: Bu adam hastalığını daima istîzâm eder (Arapça’da saygı ve kendini büyük görme mânâlarına da gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «izn»den masdar). izin isteme, müsaade, mezuniyet isteme, danışma: Bil-istîzân, ledel-isttzân, indel-istizân = izin istenildikte. Bilâ-istîzîn = Ruhsat ve izin istemeksizin, danışmaksızın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استيذان] izin isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azl»den masdar).

1.Bir tarafa çekilme, yalnızlığa çekilme.

2.İşten çekilme, istifa.

3.Abbâsîler devrinde MÜtezile mezhep ve itikadı.

4.Umumiyetle sünnî görüşe aykırı itikat.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التزام ما لا یلزم] abesle iştigal etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİZAR) (i. A. «özr» den masdar). Bir özür, sebep ve vesile ileri sürüp bir mânî göstererek af dileme, mâzeret beyân etme: Dâvete gidemediğinden dolayı itizar ediyor. İtizar şehidetnâmesi = Mazereti tasdik eden doktor raporu veya başka bir resmî veya yarı resmî kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offering an excuse. apologizing. regrets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عوضا] karşılığında, karşılık olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ziyâ’» dan masdar). Kaybetme, mahvetme, telef etme, Ar. ifâte: İıîa-i vakt = Vakti boşuna geçirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevebân» dan masdar). Eritme: İzabe etmek = Eritmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melting. fusion. smelting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melting. fusing. liquefying. fusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذابه] eritme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast furnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melting point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annoying. disturbing. worrying. vexation. worry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضائه] aydınlatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. izâfet). izafetler. bk. İzafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Aşağıdaki kelimenin aynı olup Ar. mürekkep kelimelerde kullanılır): Katma, rabt, ilâve, bağlama, ekleme, zam, ilhak: Çiftliğine birkaç tarla daha izâfe etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attributing. attribution. attaching. adding. annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافه] ekleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. izâfât) Biribirine bağlı iki isim arasındaki nisbet ve bağlılık: izâfetle okumak; izâfet kaideleri. Türkçe izâfet: «Allah’ın kulu» ve «mektep hocası» gibi. Arapça izâfet: «Abdullah» gibi. Farsça izâfet: «Merd-i hudâ» (gramerde) isim tamlaması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اضافت] ilgi, bağ. 2.tamlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافة] ek olarak, yanı sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. izâfiyye).

1.Z«m, ilâve, katmaya ait.

2.İsim tamlamasına ait: Kaide-i izâfiyye. Sıkkt-,1 izâfiyye = Çeşitli cisimlerin hacimlerine nisbetle olan ağırlıkları ki, suyun birim (1) sayılması İle tayin olunur: Altının sıklet-i izâfiyyesi şudur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative bağıl. bağıntılı. göreli. göreceli. nispi. rölatif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافی] göreceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity. relativity bağıntıcılık. görecilik. rölativizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bağlılık.

2.İlgi. İzâfiyyet nazariyesi = Eirstein’in ünlü nazariyesi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافيت] görecelilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İZAH) (i. A. «vuzuh» tan masdar) (c. İzâhât). Açık ve mufassal şekilde söyleme, açıklama. Şüphe bırakmayacak surette açık İfade: Meseleyi izah etmek; bir hususta tzâhât vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation açıklama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. commentary. definition. elucidation. exposé. exposition. interpretation. note. paraphrase. solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایضاح] açıklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça bildirerek ve ifade ederek, şüphe bırakmayacak surette açık ve mufassal olarak: İzahen yazmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. İzâh). izâhlar, açıklamalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exposition. explanations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanations. direction. explanation. explication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایضاحات] açıklamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایضاحا] açıklayarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Prospectus)

Sermaye piyasası araçlarının ihracında ya da halka arzında ortaklıklarca halkı şirket ve hisse senetleri konularında bilgilendirmek amacıyla düzenlenmesi gereken belgedir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevk» ten masdar). Tattırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zevâl»den masdar). Giderme, defetme, yok etme: Kederini izâle etmek. İztle-i bikr = Bâkireliği giderme (doğrusu: izâle-i bekâret), (tıp) İzita-i ufûnet = ilâçlarla İltihabı yok edip mikropları öldürme işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

removing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

removal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ازاله] yok etme. 2.giderme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok edilmek. 2.giderilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok etmek. 2.gidermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Azîmet’ten «yollama» mânâsiyle çok kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. aztm). Azimler, büyükler, daha ve en büyükler, bk. Azîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Büyütme, büyük gözüyle bakıp lüzumundan fazla ehemmiyet verme, mübalâğa: İşi Izâm etmemeli; küçük bir işi Izâm ettiler («tâzîm»den çok farklı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration abartma. büyütme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عظام] büyükler, ulular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence. understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence. understanding. consideration for others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Anlayış, kavrayış, akıl. 2.Terbiye, edeb. 3.Boyun eğme, göz dinleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent. considerate. polite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slow to comprehend. inconsiderate. impolite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thickheadedness. impoliteness. lack of consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’a boyun eğme, Allah’ın terbiyesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yanak, Fars. ruh, ruhsir. Halî-ül-izâr = Hayâsız, utanmaz, arsız, yırtık, yüzsüz. GOl’-lzIr = Gül yanaklı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازار] peştemal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عذار] yanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «izz»den masdar). Ağırlama, saygı gösterme, ikram etme: Kemâl-i ikrâm ve İzâi ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağırlayarak, hürmet ve İkramla: Davetlileri İzâzen bir çalgı takımı getirmişti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), eski Z harfi. from A to izzard başından sonuna kadar, A'dan Z'ye kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتزال] köşesine çekilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتذار] özür dileme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اعزام] gönderme. 2.gönderilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gönderilmek, yollanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

göndermek, yollamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اعزاز] değer verme. 2.ağırlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeniçeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Pençe, avuç.

2.Bir şeyin tutulacak yeri: Kılıç kabzası.

3.Bir avuç dolusu, bir tutam: Bir kabza toprak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handle. hilt. stock. butt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handle. butt. hilt. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبضه] sap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). Kadılar kadısı, bk. Kad.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiler of a central heating unit. furnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kalb = değiştirip bozma, Fars. zeden = vurmak).

1.Yalandan taklit para yapan, sahtekâr: Kalpazanın cezası büyüktür.

2.Yalancı, her hâli sahte, güvenilmeyecek: O, kalpazan bir adamdır (Farsça okunuşu «kalb-zen», Türkçe deyimi kalpazan).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counterfeiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forger. counterfeiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counterfeiter. false coiner. swindler. unreliable person. money forger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kalpazan işi, para taklidi yapmak suçu, sahtekârlık.

2.Yalancılık, sahtekârlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counterfeiting. false coining. money forging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İsteğini elde edebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lâğım sistemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drainage. drain. gully drain. sewage. sewerage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drainage. sewerage system. sewers lağım döşemi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewer system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. kâr = iş, güzâşten = becermek), iş beceren, işin hakkından gelen, becerikli (bunun yerine yanlış olarak ve değişik mânâda işgüzâr kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâr-güzâr). İş becerenler, işin hakkından gelenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş bilirlik.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Ko Profit and Loss Sharing Certificate)

Ortaklıkların, kar ve zarara ortak olmak üzere iştigal sahalarına giren tüm faaliyetlerin gerektirdiği finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ihraç veya halka arz edebilecekleri bir tür sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black humor. gallows humor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yaban havucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödünç olarak, ödünç yoluyla: Karzan para aldı, verdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کارزار] savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. kasîde-perdâz). Kasîde yazanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kasvet = hüzün, Fars. efzâyîden = arttırmak). Hüzün ve melali arttıran, hazîn, iç sıkan, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert kabuk, kof kap: Buğdayın kavzası. Akkavza = Bir bitki, Fr. behen bleu. Karakavza = Yaban havucu, Fr. panicant.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (koza demek olan «kavza»dan). Kabarmak, üfürülmek, kabarıklar peydâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akzıye).

1.Her şey hakkında Tanrı’nın ezelî hükmünün yerine gelmesi (kazâ ile kader arasındaki fark kelâm ilminde uzun uzun anlatılır).

2.Kadılık, kadı’nın hükmü, kadılık vazifesi: Filân efendi kazâ mesleğine girdi, yirmi sene kazâda bulundu.

3.Bir kadı’nın kazâsı dahilinde olan yer, kadılık.

4.Bundan galat olarak bir kaymakamın hükümet dairesi, nâhiyeden sonra mülkî taksimâtın en küçüğü, kaymakamlık (ilçe): Her il, birkaç kazâya ayrılmıştır, kazâ kaymakamı (cem’inde Farsça kazâhâ kullanılır: Kazâhây-ı erbaa = Dört kazâ).

5.Kasitsiz ve hata neticesi olan öldürme, yaralama vesair vukuat, muhatara, tehlike, ansızın gelen musibet, elem verici olay: Bir kazâ oldu, kazâ vuku buldu, az kaldı kazâ oluyordu. Kazâ savuşturmak = Vuku bulan veya vukuu pek beklenen bir tehlikeden kurtulmak. Kazâya uğramak = Ansızın ve beklenmedik tehlikeye düşmek: Karayolunda, demiryolundan fazla kazâ olur.

6.Yerine getirme, yapma: Kazâ-i hâcet = Abdest bozma.Vaktinde yerine getirilmeyen namaz ve oruç gibi bir borcu sonradan şer’İ icabına göre ödeme: Hastalığımda kılamadığım namazları kazâ edeceğim, şimdi oruç tutamazsanız kazâsı mümkündür. Ecel-i kazâ = Kaçınılmaz olmakla beraber tabiî olmayıp bir kazâdan ileri gelen ölüm. Zıddı: Ecel-i mev’Üd. Ezkazâ = Kazâen, şâyet, eğer, tesadüfi olarak, beklenmeksizin: Ez-kazâ doktora muhtaç olursanız (memnuniyet verici şeyler için kullanılmamalıdır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack-up. accident. mishap. misfortune. misadventure. borough. casualty. crash. district. fatality. incident. smash. smash-up. township. wreck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accident. evil. misadventure. misfortune. mishap. smash. smazh. smazsh-up. crash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

county. accident. subdivision of a province. administration of justice. adjudication. body of a county. borough. casualty. casus. community. crash. district. misadventure. mischance. misfortune. mishap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قضا] ilahî takdir. 2.kadılık. 3.kaza. 4.ilçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hüküm karar verme, emir tesbit vs.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial district. area of jurisdiction. area under / within the jurisdiction of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kasten olmayarak, hatâ ile, ansızın vuku bulan elem verici bir hadise neticesinde: Kazâen ayağını kırmış, kazâen denize düştü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قضائی] yargı ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Asker, her kavmin askerliğe, akın ve çapula ayrılmış efradı ki, sakalsız olmak başlıca alâmetleri idi: Türkmen, Kırgız, Tatar, Moskof kazağı. Tarihte bir Ukrayna Kazakları vardır ve Ukran ırkındandırlar (Rus değil). Bugün «Kazak» kelimesi, yalnız bir Türk kavmi için kullanılmaktadır ki, Türkçe’nin Kazak lehçesi ile konuşurlar ve büyük kısmı Kuzey Türkistan’da Kazakistan’da yaşarlar.

2.Çarlık Rusyası›nda ayrıca bir sınıf teşkil eden sipahiye benzer süvari askeri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baştan geçirilerek giyilen örme yelek, süveter.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karısına söz geçirebilen mütehakkim erkek. Kılıbık mukabili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kazakh. sweater. jumper. pullover. cossack. kazakh. jersey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jersey. jumper. pullover. sweater. kazakh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Turkic language spoken by the Kazak people a Muslim who is a member of a Turkic people of western Asia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweater. knitted pullover. jumper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In origin, a tribal name, now a town, river and district in the extreme west of Azerbaijan, the Caucuses Kazak rugs are noted for their coarse, long-pile carpets with shiny wool and vigorous designs The weavers were Turkic nomads, now settled, who came to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large region in the south central part of the Caucasus famous for production of 19th century rugs Most Kazak rugs have large formats, bold colors with geometric designs Wefts are dyes red or pink and material for pile and foundation is wool Important ty

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rugs from central Caucasus, usually decorated with distinctive geometric designs. a Muslim who is a member of a Turkic people of western Asia. a landlocked republic south of Russia and northeast of the Caspian Sea; the original Turkic-speaking inhabitants

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Göçebe akıncı. 2.Rusya’da yaşayan bir Türk kavmi. 3.Genç, taze. 4.İnatçı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kazakh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kazak).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kazakhistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kazakhstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kazakhstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in kuzey batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 48 00 Kuzey enlemi, 68 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 2,717,300 km².

Sınırları: toplam: 12,012 km.

sınır komşuları: Çin 1,533 km, Kırgızistan 1,051 km, Rusya 6,846 km, Türkmenistan 379 km, Özbekistan 2,203 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal iklim görülür, kışlar soğuk, yazlar sıcak geçer.

en alçak noktası: Vpadina Kaundy -132 m.

en yüksek noktası: Khan Tangiri Shyngy 6,995 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, kömür, demir, manganez, krom, nikel, kobalt, bakır, molibden, kurşun, çinko, boksit, altın, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %8.28.

daimi ekinler: %0.05.

Diğer: %91.67 (205 verileri).

Sulanan arazi: 35,560 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Depremler ve toprak kaymaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 15,233,244 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.33 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.33 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 66.89 yıl.

Erkeklerde: 61.56 yıl.

Kadınlarda: 72.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.89 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 16,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kazakistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Kazakistanlı %53.4, Rus %30, Ukraynalı %3.7, Özbek %2.5, Alman %2.4, Uygur %1.4, diğer %6.6 (1999 nüfus sayımı).

Din: Müslüman %47, Rus Ortodoksları %44, Protestanlar %2, diğer %7.

Diller: Kazakistanlı %40, Rus %66.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.4.

erkekler: %99.1.

kadınlar: %97.7 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kazakistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kazakistan.

ingilizce: Kazakhstan.

Yerel tam adı: Qazaqstan Respublikasy.

Eski adı: Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Astana.

İdari bölümler: 14 bölge ve 3 şehir; Almatı, Almatı şehri, Aqmola (Astana), Aqtobe, Astana, Atyrau, Batys Qazaqstan (Oral), Bayqongyr, Mangghystau (Aqtau; formerly Shevchenko), Ongtustik Qazaqstan (Shymkent), Pavlodar, Qaraghandy, Qostanay, Qyzylorda, Shyghys Qazaqstan (Oskemen; formerly Ust’-Kamenogorsk), Soltustik Qazaqstan (Petropavl), Zhambyl (Taraz; eski Dzhambul).

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 25 Ekim (1990).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Ko


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

machismo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kazâya yol açabilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Mermilere karşı muhafazalı top yuvası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Çok miktarda yemek vesaire kaynatmaya mahsus büyük tencere: Çorba, pilav, aşure kazanı. Çamaşır kazanı = Çamaşır suyunun kaynadığı kazan.

2.Su saklamaya veya kaynamasına mahsus madenden büyük kap: Vapur kazanı = Vapur makinesine istim getirecek suyun kaynamasına mahsus büyük mahfaza; hamam kazanı.

3.Eski bir çeşit hantal top. Yeniçeri ocağının yemek kazanı birtakım merasimle ve dua ile kurulup kaldırıldığından, meselâ kazanın yerinden kaldırılması isyan mânâsını ifade ederdi: Yeniçeriler, gece kazan kaldırdı. Kazandibi = Kazanın dibine yapışıp kazınarak çıkarılan kızarmış ve makbûl, is kokusu almış bir çeşit mahallebi, tavukgöğsü vesaire.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiler. cauldron. caldron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kettle. cauldron. boiler. kier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an industrial city in the European part of Russia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiler. cauldron. large kettle. furnace. burner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an industrial city in the European part of Russia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Su çevrisi, kayra. 2.Sazlık yerlerde dibi bulunmayan sulu y(Erkek İsmi) 3.Girdap.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiler room. furnace room. stakehold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kazanılan şey, fayda, istifade, kâr: Benim için bunda hiçbir kazanç yoktur.

2.Çalışmakla ele geçirilen şey: İşler çok kötü hiç kazancımız olmuyor. Kazanç etmek = Kazanmak (eskimiştir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gain. winnings. profit. takings. avails. income. earnings. revenues. gainings. benefit. acquirement. acquisition. capital. convenience. credit. grist. increment. make. melon. proceeds. receipt. spoil. yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquisition. benefit. bread. earnings. emolument. gain. good. income. proceeds. profit. return. takings. yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earnings. advantage. benefit. achievement. booty. decreasing returns. dimes. gain. gainings. getting. income. interest. plunder. proceeds. profit. return. win. winnings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kazan yapan san’atkâr.

2.Kazanı kurup idare eden memur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker / repairer / seller of kettles or boilers. stoker. fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kârlı, istifadeli: Ticaret kadar kazançlı iş yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profitable. beneficial. lucrative. paying. fat. fruitful. gainful. productive. prosperous. remunerative. yielding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lucrative. profitable. remunerative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gainful. lucrative. profitable. with profit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprofitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dibi tutturulan mahallebi yahut tavukgöğsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causing sb to earn / to gain / to win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kâr ettirmek, kazanmasına sebep olmak: Bu ticaret adama çok kazandırır, kendisini hizmetine alıp çok para kazandırdı.

2.Hâsıl ettirmek, aldırmak: Son yazdığı kitap kendisine büyük bir şöhret kazandırdı. Av merakı bana romatizmayı kazandırdı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring. bring in. redound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring in sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to earn / to gain / to win. bring in. earn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kazan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Kazanmak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be earned. to be gained. to be won.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired right. vested interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

winning. win. obtainment. gaining. earning. achievement. acquirement. acquisition. attainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquisition. earning. winning. gaining. in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kâr etmek, istifade etmek, fayda görmek, faydalanmak: Ayda birkaç bin lira kazanıyor, ticaretten epey kazandı.

2.Edinmek, hâsıl etmek: Nam, şöhret kazandı, efendisinin teveccühünü kazandı.

3.Uğraşmak, hastalığa yakalanmak. Rutubetli evde oturduğundan hastalık kazandı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear the bell. carry away the bell. be in pocket. win. earn. gain. obtain. get. achieve. acquire. attain. carry off. clear. come by. draw. garner. gather. get out of. land. net. purchase. realize. reap. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

achieve. acquire. earn. gain. net. notch. pass. procure. purchase. save. take. win. to earn. to gain. to pull sth in. to pull sth down. to win. to carry sth off. to notch sth up. to pass. to get. to obtain. to acquire. to procure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquire. to earn. to win. to get. to acquire. to gain. to come off best. achieve. attain. carry. carry the day. carry off. chalk up. fall into. gather. get into. get out. get out of. grow in. heap. land. make. net. procure. profit. purchase. take. walk of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kasten olmayarak, tesadüfen, kazâ ile, şâyet, eğer: Kazârâ doktora muhtaç olursanız...

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidentally. by accident. by chance. inadvertently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidentally. fortuitous. by accident. by chance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidental. by accident. by chance. off chance. peradventure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قضارا] tesadüfen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without accident. accident foq.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe and sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

( KAADİ-İ ASKER’den) (i.).

1.Osmanlı devrinde orduy-ı hümâyûn kadısı.

2.Osmanlı ilmî teşkilâtında vezîr ve müşîr’e (mareşal) eşit en yüksek dinî kazâİ-ilmî pâye.

3.Bu pâyeyi taşımakla beraber, bilfiil Avrupa ve Asya Osmanlı kadılarının başında bulunan yüksek iki görevli: Rumeli ve Anadolu kazaskerleri. Rumeli kazaskeri, daha kıdemli olur ve ekseriya meşihat pâyesi ile (ki sadâret pâyesine eşitti) şeyhülislâm olurdu. Kazasker lokması = Bir çeşit sütlü tatlı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kazasker pâye veya görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c.) (m. kaziyye). Kaziyyeler. bk. Kaziyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قضایا] meseleler, problemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik).

1.Ispanakgillerden, yaprakları kaz ayağına benzer bir bitki (chenopodium).

2.Çok kollu çengel.

3.Uç uçlu halat.

4.Açık turuncu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowfoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kenopodyum): Ispanakgiller familyasından; yaprakları kazayağına benzer, Kuzey Amerika’nın doğu bölgelerinde yetişen ve Akdeniz bölgesinde de görülen kokulu, otsu bir bitkidir. Topraküstündeki kısımlarından su buharı distilasyonu ile elde edilen uçucu yağa “kazayağı esansı” denir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürmekte faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.) İpekçi, ipeği işleyen adam. bk. Kazzâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KAZA-ZEDE) (I. F., Ar. kazâ, Fars. zeden = isabet etmek vurmak). Bir kazâ görmüş, kazaya uğramış, kaza ile sakatlanmış veya tahrip olunmuş: Gemisi kazazede oldu, sahilde fırtınadan kazazede olan gemilerin enkazı duruyordu, zavallı adam kazazededir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

survivor. sufferer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casualty. disaster victim. castaway. wrecked. shipwrecked. struck down by an accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of an accident. struck by an accident. shipwrecked person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazz» dan imüb.). İpekçi, ipeği işleyen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Aksi tabiatlı, ters adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Eğri ve meş’ um bakışlı, kıskanç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Keder veren, keder verici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Fars. kem = az, Ar. bizâa = sermaye).

1.Sermayesi az, sermayesiz.

2.mec. Bilgisiz, cahil.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (benzetme gösteren «ke» edatı ile «şu» demek olan «zâ» işaret isminden yapılmıştır). Böyle, şöyle, şöylece, yine o tarz ve surette, defa: Siz gitmek istemiyorsunuz, ben de kezâ; evvelki gün çok yağmur yağdı, dün de kezâ (kezâlik ve hâkezâ da kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

do. also. ditto. item. therewithal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. equally. likewise. similarly. too.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذا] aynı şekilde, böylece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Benzetme gösteren «ke» edatı ile «şu» demek olan «zâlik» İsminden yapılmıştır). Öylece, yine öyle, hâkezâ, def’a: O kitap çiftçiye gönderilecektir, bu da kezâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذالک] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kezb» den imüb.). Çok, daha ve en yalancı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذاب] çok yalancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEZZAB) (i.) (F. «tîz-Ab» dan galat). Kilsli taşları oyup aşındırmak kuvvetini taşıdığı için, taş basmasında, musluk vesaire taşlarını temizlemede kullanılan sert bir sıvı, azotik asit, nitrat asidi, Osm. hâmız-ı azot. Elinde kezzap suyu = mec. Ziyânkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aqua fortis. nitric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nitric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personal pronoun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİŞİ-ZADE) (i. T. F). Asîl, soylu insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Asalet, soyluluk.

2.Terbiye, centilmenlik, çelebilik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tarla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتزار] tarla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kız kulesine ilk deniz feneri üçüncü Ahmet devrinde Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın emri ile konuldu. O zaman ahşap olan kulenin içindeki fener ağır yağlar ile yakılırdı. Bir gün fenerin yakıldığı büyük kandil tutuşarak ahşap kule bir meşale gibi yandı. Yangının ardından kule bu kez kagir olarak yapıldı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kar ve buz üzerinde kaymak üzere yapılan tekerleksiz bir çeşit araba ki, kuzey ülkelerinde köpeklere ve başka hayvanlara çektirirler: Kızakla seyahat etmek; kızağa binmek.

2.Çocukların karlı ve buzlu İnişlerde kayıp eğlenmek İçin üzerine oturdukları tahta parçası: Kızak kaymak.

3.(denizcilik) Üzerinde gemi inşa edilen tezgâh.

4.Kayığın tezgâhtan veya kayıkhaneden denize indirilmesi için ağaç döşenmiş meyilli yol üzerinde kaydırılan bir çeşit beşik: Kayığı kızağa almak, kızakla indirmek (eski Türkçe’de «gırılgaç» denirdi).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaster. cradle. skid. sledge. sled. sleigh. bobsleigh. bobsled. slipway. launching ways. stiffener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sled. sledge. sleight. toboggan. bobsled. skid. stocks. ways. ground ways. sliding ways. cradle. dray. guide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döşeme tahtalarının altındaki kirişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joisting. floor framing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelincik-çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Vücutta kırmızımsı birtakım kabarıklarla kendini gösteren bir çocuk hastalığı. Ar. hasbe: Kızamık çıkarmak, kızamığa tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade 3-10 yaşları arasında görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde morbilli denilen bu hastalığın nedeni, bir çeşit virüstür. Kızamıklı hastanın tükürük damlacıkları aracılığı ile sağlamlara da bulaşır. Bu nedenle, kızamık lekeleri kaybolduktan sonraki 10 gün içinde de hastayı, sağlıklı kimselerle görüştürmemek gerekir. Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde orataya çıkar. Hastanın gözleri kızarır, burnu akar, hapşırır, öksürür. Ateş yükselir. Baş ağrılarından şikayet eder. Kuvvetli ışıktan rahatsız olur. Bu belirtilerden aşağı yukarı 4 gün sonra küçük kırmızı ufak lekeler görülmeye başlar. Bunlar grup halindedir. Bu dönemde dudaklarda kuruluk ve dilde paslanma dikkati çeker. Bir süre sonra da kızamık lekeleri yüzün her tarafına, boyuna, göğse, kollara, karına, ve bacaklara yayılır. Bu dönem 3-4 gün devam eder. Sonra ateş yavaş yavaş ya da birdenbire düşerek belirtiler kaybolur. Hastanın odası güneş görmeli ve çok temiz olmalıdır. Oda ısısı 18-20 derece arasında tutulmalı, günde en az iki kere havalandırılmalı ve hastanın üşütmemesi için azami dikkat gösterilmelidir. Ayrıca, hastanın ağız, burun ve beden temizliğine özen gösterilmelidir. Bunlara dikkat edilmediği takdirde hastalık, zatürree, bronkopnömoni, zatülcenp, ortakulak iltihabı veya ensafalit gibi tehlikeli hastalıklara neden olabilir. Kızamık geçirenler, bağışıklık kazanıp bir daha kızamık olmazlar. Ayrıca çocuklara 2 yaşında yaptırılacak kızamık aşısı da bağışıklık sağlar. Hastalığın kolayca geçmesi ve bir başka hastalığa neden olmaması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Dut.

Hazırlanışı : Döküntüler başlamadan önce 250 gram dut yedirmek, döküntülerin çabuk çıkmasına yardımcı olur. Aynı uygulama karadut şurubu ile de yapılabilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measles. rubeola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measles. rubeola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kızamığa benzeyen ve ondan daha hafif geçen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Deri döküntüleri, hafif ateş ve hafif nezle ile ortaya çıkan Alman kızamığı da denilen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde, rubella denir. Daha ziyade çocuklarda görülür. Ancak, hamile kadınların da, gebeliğin ilk üç ayı içinde kızamıkçık olma ihtimali vardır. Bu durumda, ana rahmindeki cenin de etkilenir. Hastalık, havadaki zerreciklerle bulaşır. Kuluçka devresi, çoğunlukla 17 gündür. Hastanın vücudunda pembe, düz lekeler görülür. Bazen boynun arka tarafındaki bezler de şişer. Tedavi için kullanılacak özel bir ilaç yoktur. Hastalık genellikle 4 gün içinde geçer. Bu süre içinde hastanın odasını ayırmak ve sağlam kimselerle görüştürmek gerekir. Kesin istirahat da şarttır. Hastada görülen nezle ve ağrıları tedavi etmek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şeker.

Hazırlanışı : Ateşin üzerine 1 çorba kaşığı toz şeker konur. Yanarken çıkan duman teneffüs edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubella. german measles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kızamık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Cesur ve silâhlı genç köylü, köy kahramanı: Dağ avına kızan göndermek. Karı kızan = Bütün halk, herkes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erythema. rush. blotch. chilblain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turning red. blushing. flush. glow. suffusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blushing. toasting. roasting. glowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kızıl, kırmızı olmak, kırmızılaşmak, Osm. ihmirâr etmek, sürh olmak: Havuzdaki balıklar, şu tarladaki çiçekler ne güzel kızarmifl Elma, güneşi gördükçe kızarır.

2.(meyve) Olmak, yetişmek: Kızılcıklar, elmalar, narlar, erikler kızarmaya başladı.

3.Utanmak, mahcûb olmak, utangaçlıktan kan yüze fırlayıp çehre kırmızı olmak: O sözü söylerken kı zardı.

4.(et, balık vesaire) Tava veya tencerede kırmızı oluncaya kadar kavrulup pişmek: Balıklar kızardı; eti kızarıncaya kadar kavurmalı. Kızarıp morarmak, kızarıp bozarmak = Mahcûb olmak, mahcûbiyetten renkten renge girmek. G&t kızarmak = Ağlamak. KSmür kızarmak = Tutuşmak, yanmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. turn red. go red. redden. blush. be roasted. be fried. be toasted. color. color up. colour. colour up. crimson. flame. glow. toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blush. flame. fry. redden. roast. to turn red. to redden. to blush. to be fried. to be toasted. to be roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn red. to redden. to blush. to flush. to become flushed. to fry. to be fried. to toast. to be toasted. to roast. to be roasted. to glow. chafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fried. roasted. grilled. red. angry. bloodshot. blotchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızarmış yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush. erythema. suffusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red place. red spot. erythema. chafe. eruption. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be fried. to be roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Tava veya tencerede kızartılmış et veya balık yemeği. Düğün kızartması = Et kızartmasının bir çeşidi. Tavada kızartılmış: Kızartma balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fry. frying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roast. frying. toasting. roasting. fried food. broiled food. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frying. toasting. roasting. a fried food. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kırmızı etmek; kızıl rengini vermek: Güneş, elmayı kızarttı.

2.Tavada kırmızı oluncaya kadar kavurmak, yağ içinde döndürerek pişirmek: Et, balık kızartmak. Yüz kızartmak = Bir şey istemek mahcûbiyetini göze aldırmak: Yüzünü kızartıp söyleyiver işte.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fry. grill. roast. toast. chap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. flush. redden. roast. toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fry. to toast. to roast. chafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hymen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hymen. maidenhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Almanca: colza). yağı çıkarılan bir çeşit yabani lahana tohumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-made shop. ready made shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Denizde birbirine takılmış iki zincirin dolaştığı (zincirler çok olurse ısparmaça denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

columnist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicated columnist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yuvarlak şey. Ufak top veya kapsül şeklinde şey: İpek kozası, pamuk kozası.

2.Balmumu üzerine basılmış mührün bozulmaması için üzerine konan fildişinden kapakçık ki, «mühür kozalağı» da denir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocoon. pod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocoon. seed capsule. pod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocoon of an insect. cocoon. parish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İçinde tohum ya da krizalit bulunan koruncak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çam fıstığı ve kayınağacı gibi ağaçların tohumlarını taşıyan top.

2.Umumiyetle yuvarlak şey, top. Sukozağı = Su kabarcığı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kozalaklılar takımının meyvesi: Çam kozalağı.

2.Küçük ve cılız kalmış şey: Kozalak karpuz. Sukozalağı = Su kabarcığı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cone. pine cone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zapfen. kokon. zypressennuss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yaprakları iğnemsi, yemişleri kozalak şeklinde olan bir bitki takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pineal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Bir böceğin kelebek olmadan önce koza veya kozasız olarak geçirdiği başkalaşma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chrysalis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. botanik). Kasımpatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chrysanthemum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chrysanthemum. chrysanthemum kasımpatı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chrysanthemum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eardrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eardrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (kenz’in cem’inin cem’i). Bir kimsenin adı, soyadı, doğumu ve işi gibi hususiyetleri gösteren kayıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Makasla kesilen şeyden çıkan parçalar, kesinti, kırkıntı, kırpıntı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [کوتاه نظر] kıt görüşlü, basiretsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bulutlar üstündeki bir melek. Kavs-i kuzah = Yanlış olarak «Alâim-i semâ denilen gökkuşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Göz tabakalarından biri. Fransızca: iris.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قضات] kadılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kadı (kaadî, kaazî) bk. Kadı.

1.Çift z ile telaffuzu galattır).

2.Bazı çocukların doğarken başlarını ve yüzlerini örten zar, duvak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yetecezzâ = tecezzî’den geniş zaman). Parçalanmaz, bütün. Cüz’i lâyetecezzâ = Artık bölünmesi mümkün olmayan küçük parça, atom.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Zâil olmaz, zevalsiz, ebedî, sermedi. Hudây-i lâyezâl = Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. terkip) (lâ, zâl = zevâl’den geçmiş zaman

3.müfret şahıs). Zâil ve eksik olmasın, bâkî ve daim olsun! Duâ tâbiridir. Müennesi «lâzâlet» kullanılır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) LAfzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas bag. magpie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لافزن] geveze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gevezelik, bk. Lâfzenlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاف و گزاف] boş söz, zırva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tek söz ve kelime. Lafza-i Celâl = «Allah» ismi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mânâsına bakılmaksızın yalnız kelimelerin sesleri bakımından: Bu cümle lâfzan pek parlaksa da mânâca değeri yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bir bakış, bir göz atma.

2.Bir kere göz kırpma.

3.Göz kırpacak kadar zaman, an. Bir lahzada = Göz açıp kapayıncaya kadar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instant. second. the twinkling of an eye. minute. moment. split second. twinkling. wink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لحظه] an, lahza.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bir bakış, bir göz atma. 2.Göz kırpacak kadar zaman an. 3.Bir kez göz kırpma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâle ekilmiş yer, lâle bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tulip garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاله زار] lale bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Yerel Uygulama Kontrol Veri Yolunu kullanarak cihazla iletişim kuran bir uzaktan kumanda. Ev video kaydedicileriyle, bir oynatıcıyla birlikte senkronize düzenleme olanağı sağlayan değiştirilebilir kumanda işlevleri sunar.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایتجزا] parçalanmaz, ayrılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zevalsiz, bitimsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasagna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasagna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasagna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasagna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Karantina yeri, karantina beklenilen yer, Osıtı. ta’naffuz-hâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüzam veya veba gibi bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği hastane; karantina yeri; (den.) kıç taraftaki erzak ambarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Titreyen, titrek. Lerzân lerzân = Titreyerek, titreye titreye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لرزان] titrek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Titrek, titreyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lezîze kullanılmaz).

1.Lezzetli şeyler, hoşa gidecek tatlı ve latif şeyler: Lezâize düşkün bir adam.

2.Zevkler, zevk ve eğlenceye ait nefsin hoşlanacağı şeyler: Dünyanın lezâizine aldanmamalı; lezâiz-i dünyeviyye.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لذات] lezzetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lezzet). Lezzetler. bk. Lezzet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لذات] lezzetler. 2.zevkler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (li = edat: için, zâlik = işaret ismi: şu). Şunun için, bunun için, bu sebepten dolayı, bundan dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (II = edat: için, hâzâ = işaret ismi: bu). Bunun için.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kertenkele, zool. Lacertilia, Sauria; kertenkeleye benzer hayvanların her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağ ed., fi = harf-i cer, el = harf-i târif, zamir = yürek, iç). Kalpdeki şey, gönülden niyet ve arzu duyulan şey: Herkesin mâfi’z-zamtrini Allah bilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağ, hazar = «huzûr» dan geçmiş zaman). Hazır olan, hazır her ne bulunduysa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama, mezâ = mâzi fiili: geçti). Geçen şey, geçmiş şey: Mâ-mezâyı unutmalı. Mezâ mâmtzâ = Geçen geçti, olan oldu, geçmişi unutalım: Mezâ mâ-mezâ, şimdi barışalım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

millî eğitim bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع ذلک] bununla birlikte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah korusun, Allah esirgesin, Allaha sığındık!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god forbid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god forbid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاذ الله] Allah esirgesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anadan doğma, tabiî, Ar. cibillî: Cömertlik mâder-zad bir meziyettir. Lisân-ı mâderzâd — Anadan öğrenilen dil, ana dili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مادرزاد] anadan doğma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. mahzen’den alınmış olan Fr. magasin).

1.Büyük dükkân: Bir mağaza açtı.

2.Ticarî eşya koymaya mahsus mahzen: Tuz mağazası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

store. shop. emporium. shebang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. stand. store. large store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse. large store. storeroom. stores. magazine. stand. stock room. depot. warehouse room. multiple store. emporium. establishment. shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Böyle olmakla beraber, böyle ise de.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماحضر] hazırda olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan sonradan yapılmış kelime). Korunması istenen bir şeyi koyup saklamaya mahsus kutu ki, ekseriya kadife veya meşinle kaplı olur: Mücevher, saat, yüzük mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. box. cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casing. case. cover. box. wrapper. envelope. packing case. crate. kit. container. shrine. receptacle. mount. cartridge. casement. bin. housing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محفظه] kutu, kap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahfaza yapıcısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahfazası olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Musiki ve edebiyatta hâfızada saklanan musiki eserleri ve şiirler: Mehfûzâtı binleri aşan bir okuyucu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnleyen ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ancak, yalnız, sade, tek, mücerret: Mahzâ sizi görmek için geldim; mahzâ kendi eğlencesi için yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan).

1.Huzur yeri, bir büyük zâtın yanı.

2.Hazır olma, huzur, görünme, gösteriş. Nik-mahzar = Huzuru ve görünüşü güzel, güzel gösterişli. 3.Birçok adam tarafından ortaklaşa imza olunarak yüksek bir makama sunulan dilekçe («arz-ı mahzar» da denilir). Birini mahzar etmek = Biri aleyhinde şikâyet bulunan bir dilekçe sunmak.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محضر] huzur, kat. 2.görünüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محظوظات] hoşa gidecek şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Makbuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan im.). Görünen yer, görünüş. Kerîhü’l-manzar = Görünüşü çirkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منظر] seyir yeri. 2.görünüş. 3.yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nazar» dan im.) (c. menâzır).

1.Bakılıp seyrolunan yer, gözün aldığı yerlerin görünüşü ve şekil.

2.Böyle bir yeri veya birtakım yerleri tasvir eden resim, Fr. paysage. (c.) (geometri ve resimde) Çeşitli cisimler ve maddelerin bulundukları yerlerin yakınlık, uzaklık ve durumuna göre gösterdikleri çeşitli şekiller: Resimde en fazla menâzıra dikkat etmek lâzımdır. Fenn-I menâzır = Fr. Perspectlve.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scenic. view. sight. panorama. landscape. spectacle. scene. scenery. lookout. paysage. prospect. raree show. vista.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prospect. scene. scenery. sight. spectacle. view. panorama. outlook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landscape. scene. scenery. view. prospect. appearance. aspect. outlook. sight. tableau. vista.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منظره] görünüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlaşmazlık, çekişme, kavga.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Meriç nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mârûza bu mânâda kullanılmaz).

1.Bir büyük kimse veya makama sunulan maddeler, söylenen sözler.

2.Eskiden çok yüksek bir makama ve bilhassa padişaha sunulan evrak ve yazılar.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معروضات] sunulanlar, arzedilecek şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.İş gören, İş bilir.

3.Elçi ve büyükelçi vekili: Danimarka maslahatgüzârı (maslahatgüzâr sözünün eskiden «küçükelçi» mânâsı da vardı).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elçi vekilliği, geçici elçilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصلحت گزار] elçi adına devlet işlerini yürüten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. matzot, matzos) hamursuz ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Mayalanmaya engel olabilen madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.) («geçti» mânâsiyle geçmiş zaman olup yalnız bu Arapça tâbirde vardır): Mazi mâ m«zâ = Geçen geçti, olan oldu, geçmişi unutmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mazbata). Mazbatalar, tutanaklar, bk Mazbata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), (bk.) Mazaryon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kırlangıç balığının ufak cinsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظنه] ermiş sanılan.2.zan altındaki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mazınne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan masdar) (c. mazarrât). Dokunma, zarar, ziyan; iyilik, fayda zıddı: Bu mevsimde yağmurun ekinlere mazarratı vardır, o adamın bana mazarratı dokundu. Irâs-ı mazarrat etmek = Zarar vermek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مضرت] zarar verme. 2.zarar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضرات] zararlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zararlı, muzır, kötülüğü dokunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Dul abdal otu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.(fıkıh) Abdestte ağza su alma, ağız çalkama: Mazmaza etmek.

2.(tıp) Ağızda çalkalanmak üzere verilen sıvı ilâç, gargara.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضمضه] gargara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gargara yapmak, ağızda su çalkalamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. makinalaşma, makinalaştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mefruz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envelope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envelope. letter cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Birinin söylediği sözler: Melfûzât-ı Cüneyd-i Bağdâdt.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Melhuz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A c.). Melhuzlar, hatıra gelen şeyler, muhtemel ve mümkün olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mermûz). (bk.) Mermûz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرزغی] bataklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rıza, hoşnutluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezbah). Mezbahalar, (bk.) Mezbah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mezat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezheb). Mezhepler, (bk.) Mezhep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذاهب] mezhepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Zahmetler» mânâsiyle kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mazhar). (bk.) Mazhar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «zevk» den mimli masdar).

1.Zevk, lezzet, tatma, lezzet duyma. Muhtellü’l-mezSk = Tadı bozuk, tat duymaz.

2.(zevk’ten im.) Lezzet duyulan yer, geniş, damak. Hulvü’l-mazâk = Damağı tatlı, tadı damağında kalmış. Mürü’l-mezâk = Damağı acı, acılığı damağında kalmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Eziyetler, zulümler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظالم] zulümlerr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مضامن] kavramlar. 2.incelikler. 3.semboller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mizmâr ve mezmûr). (bk.) Mizmâr ve mezmûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZAR) (i. A. «ziyâret» den im.).

1.Ziyaret yeri, sevgili bir şahsın ziyaret olunan kabri. 2.Kabir, sin, lahit. Mezar taşı = Mezarın üzerine dikilen yazılı taş. Mezar kaçkını = İskelet halinde bulunan pek zayıf adam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. rest. burial place. bed. sepulcher. sepulchre. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. sepulchre. tomb. sepulcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. mausoleum. sepulcher. graveside. resting place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravestone. headstone. tombstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır.

Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklarından ve kuruyup gittiklerinde arkalarında iz bırakmadıklarından, araştırmacılar çalışmalarını çiçeğin kendisinden çok daha dayanıklı olan polen kalıntılarına yönelttiler.

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’un milattan önce 1346’da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptandı. Kuzey Avrupa’da ise milattan önce 2000’li yıllara kadar uzanan bir çok mezarda çiçek izlerine rastlandı.

O tarihlerde mezarlara konulan çiçeklerin güzellikleri ve hoş kokuları nedeniyle iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma gibi bir güce sahip olduklarına inanılıyordu.

Sonradan mezarları bitki ve çiçeklerle donatmanın asıl amacı cesedin çürümesinin yaratacağı kötü kokuları önleme oldu. Seyahatlerinizde uzaktan nerede bir servi ağacı topluluğu görürseniz yaklaştığınızda fark edersiniz ki orası mezarlıktır. Mezarlıklara servi ağacı dikmek de aynı amaç içindir.

Servi ağacı uzun boyu, sık dalları ve kışın dökülmeyen yaprakları ile bir bölgeyi rüzgardan korumak için en ideal ağaçtır. Ömrü çok uzundur, hemen hemen hiç çürümez ama en önemlisi odununun damıtma yoluyla lavantacılıkta da kullanılan hoş kokusudur. Bu nedenlerle servi ağacı mezarlıkların adeta bir simgesi haline gelmiştir.

Cenaze merasimlerinde ve mezar ziyaretlerinde, bizde pek yaygın olmasa da kadın ve erkeklerin niçin siyah elbise (ve aksesuar) giyindiklerini merak ettiniz mi hiç ? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek.

Binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı. Bundan sakınmak, hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı. Daha sonraları zaman içinde bu adet siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Mezar kazan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mezar kazan adamın işi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مزارگاه] mezar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezraa). Mezraalar, tarlalar, ekim yerleri, (bk.) Mezraa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزارع] tarlalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZARİSTAN) (i. F.). Ölüler için mezar kazılan yer, mezarlık, makbere: Duvarla çevrili bir mezaristan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mezarları içine elan yer, ölülerin gömüldüğü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. god's acre. boneyard. good's acre. necropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. burial yard. burying ground. burial place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZAD) (i.) (A. müzâyede’ den galat). Bir mal ve mülkün dellâl vasıtasiyle, en fazla verene satılması üzere satışa çıkarılması: Eşyasını mezada çıkardılar. O çiftlik mezattadır. Bu aynayı mezattan aldım. Haraç mezat = Bu suretle mal satan dellâlların seslenmesi. Mazat malı — Mezattan alınmış gibi sokaklarda sepetler içinde satılan kalitesiz ucuz mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction. sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. meziyyet). Meziyetler, (bk.) Meziyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزایا] meziyetler, üstünlükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asma kat; ara kat; tiyatro birinci balkon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. botanik). Baklagillerden, bir süs bitkisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mimosa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acacia. delicate bloom. mimosa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Lat.) (Kadın İsmi) - Baklagillerden ince ve san yapraklı çiçek açan bir cins süs bitkisi, küstümotu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan ia.) (tıp). İnsan vücudunun içine bakacak Alet, Fr. spiculum: Mınzar-ı üzn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «emîr-zâde» den kısaltılmış). Timuroğulları ve Kaçar Türk imparatorluk hanedanlarının prenslerine verilen unvan: Bâbur Mİrzâ. Sonradan ileri gelen devlet adamlarınada verilmiş, fakat bu takdirde unvan başa getirilmiştir: Mİrzâ Muhsin Han.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميرزا] beyzade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Far. mirza,(bey unvanı),prens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Emiroğlu beyi, hükümdar soyundan gelen. 2.Doğu Türk devletlerinde asalet unvanı. 3.Dubb-i Ekber yıldız kümesindeki parlak yıldız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Oluk.

2.Oluklu zıvana, yiv.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MİZAÇ) (i. A. «meczıden) (c. emzice) («mîzâc talâffuzu yanlış ve yersizdir.

1.İnsan vücudunda akıntıların bir nisbete göre karışmasından ileri geldiğine inanılan hâl ve istidat: Mizâc-ı demevî, mizâc-ı lenfavî, mizâc-ı safravt; emzice-i beşeriyye; demeviyyü’l-mizâc.

2.Huy, tabiat, karakter: Sert mizaçlı bir adam.

3.Sıhhat, bedenin sıhhat ve hastalığa göre bulunduğu hâl: Mizâcınız nasıldır? NA-mlzâç = Keyifsiz, hasta.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idiosyncrasy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood. disposition. humour. nature. temper. temperament. vein. make-up. humor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disposition. nature. temperament. blood. grain. humour. mental disposition. temper. tenor. tune. vein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزاج] huy, tabiat, mizaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mizaca ve keyfe uygun, keyfe hizmet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). Mizaç ve keyfe göre söz söyleyen ve hareket eden insanın hâil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavgacı, daima kavga ve geçimsizlik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir türlü mizaç, yaratılış, karakter ve tabiat! olan: Çocuk mizaçlı adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keyifsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keyifsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MİZAH) (I. A.) (mîzâh» talâffuzu yanlış ve yersizdir). Şaka, lâtife, eğlence, alay: Mizahı çok severim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drollery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humour. humour gülmece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esprit. humour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humorist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humorist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), içinde mizah bulunan, mizah taşıyan, mizahlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MİZAN) (i. A. «vezn» den iâ.) (c. mevâzin).

1.Ölçü Aleti, terazi: Mizana çekmek.

2.Tartı, ölçü, münasip ağırlık: Mizanda olmak.

3.mec. Akıl, anlayış, muhakeme kabiliyeti: Mizana gelmek.

4.Ölçme, ayar: Trenin aldığı yol, hızının mizanıdır.

5.Kıyamette iyilik ve kötülüklerin ölçüleceği ölçü, mânevi terazi. Yevmü’l-mîzân = Mahşer günü.

6.Yedinci burç ki Sünbüle (Başak) ile Akrep burçları arasında olup güneş bu burca sonbaharın başlangıcında girer: Burc-I Mizân = Terazi Burcu.(matematik) Dört işlemden birinin doğru olup olmadığını anlamak için yapılan hesap, kontrol.(kimya) Bazı şeylerin kuvvet ve derecesini göstermeye yarayan çeşitli Aletlerin isimlerinin terkibine girer. Mizânü’l-harlre = Termometre. MizânU’l-rutûba = igrometre. Mîzinü’lhavi = Barometre, aerometre. Mizânü’lemlâh; mîzânü’l-hâmızât vs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial balance. work sheet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial balance. scales. proof. trial balance. meter. check.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ميزان] terazi. 2.ölçü. 3.terazi burcu. 4.mahşer günü, kıyamet günü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Terazi. 2.Sağlama.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Üç direkli yelken gemisinin arka direği. Kontra mizana = Dört direkli gemilerde en arkadaki direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mizzen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mizzenmast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mise en page

sayfalama

Sayfalamak işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make-up. making up. page-setting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layout. making up into pages. make-up. paging up. page layout. typographical layout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set. setting (of hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I, Fr.).

1.Bir tiyatro eserini temsil etmek üzere hazırlama, sahneye koyma.

2.mec. Sahte şey, terkip, düzen: Bu hadise bir mizansenden ibarettir.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mise en scène

1. tiy. düzentileme,

2.düzenti

1. Yönetmenin oyuncuları oyuna uygun bir uyum içine sokması için yaptığı hazırlık, çalışma.

2.Bir şeyi, bir durumu olduğundan değişik göstermek amacıyla hazırlanan düzen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scene. production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction. stage direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. modernisation

çağdaşlaşma

Çağdaşlaşmak işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Çeşitli renklerde küçük taşların yanyana getirilmesiyle meydana gelen resim ve tezyinat.

2.Çimento içine küçük mermer parçaları konulup dondurularak yapılan merdiven, taban vs.

3.Bu iş için kullanılan mermer parçaları.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mosaic. mosaic. inlay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mosaic. mosaic disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mosaic. granolith. inlaid. granolithic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Domuz yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mozambique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mozambique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ar» dan masdar) (c. muârazât).

1.Biribirine karşı gelme, muhalefet.

2.Kavga, anlaşmazlık: Aralarında muaraza eksik değildir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controversy. dispute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معارضه] çatışkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاوضه] değiştokuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ivaz» dan müfâale).

1.Değiştirme, trampa, değiş tokuş etme.

2.Hileli iş, danışıklı dövüş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «azm», tâzîm’den den imef.) (mü., muazzama).

1.Büyük, iri: Muazzam bir bina.

2.Saygı değer.

3.Düstûr-ı muazzam (sadrâzamlar hakkında kullanılır).

4.Ağır, ehemmiyetli: Umûr-i muazzama (ehemmiyetli işler).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colossal. monumental. prodigious. royal. stupendous. untold. enormous. tremendous. prodigous. strong. important.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mighty. monumental. great. huge and imposing. astounding. maginificent. gigantic. lofty. large. large-scale. enormous. grand. huge. massive. prodigious. stupendous. titanic. untold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معظم] azametli, ulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Büyük, mühim ve ağır işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezâ» dan mastar). Bir suça karşı cezâ verme, kanuna göre icabeden iş (asıl Arapça’da «karşılık» demek olup «mükâfat» yerine de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan). I. Saklama, kayırma, koruma: Allah muhâfaza etsin; ormanları muhâfaza etmek lâzımdır; orasını muhâfaza altına aldılar.

2.Yürürlükte tutma, terk etmeme: Bu usûlü muhâfaza etmeli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. conservation. preservation. casing. repository. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. conservation. preservation. care. maintenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. preservation. protection. care. maintenance. keep. guarding. curing. watch. hold. saving. retaining. storage. housing. enclosure. casing. conservation. covering. custody. keeping. mount. receptacle. sheath. upkeep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محافظه] koruma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guard. to watch. to keep. to protect. to conserve. to preserve. to retain. to convoy. to harbor. to wall. to police. to see. to warrant. to secure. to uphold. to hold. to fence. to overshadow. to look. to reserve. to shield. to cure. to ward. to safegu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

korumak, saklamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

korunmak, saklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Millî an’anelerine, örf ve Adetlerine bağlı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victorian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [محافظه کار] tutucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [محافظه کار] tutucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhafazakâr olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) tutuculuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefensible. unguarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «huzûr» dan) (c. muhâzarât).

1.Edebiyat ve tarihe ait fıkra, hikâye ve latife.

2.(c.) ilim, fen, tarih ve edebiyata ait hatırda tutulan ve yeri geldikçe söylenen bilgi: O adamın muhâzarâtı çoktur.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

anat. sümük doku

Üzerinde çok sayıda ince memecik ve salgı bezi delikleri bulunan, iç organları kaplayan koruyucu doku.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan imef.).

1.İktizâ eden, lâzım gelen, icab eden: Kanunun falanca maddesi muktezasınca.

2.Eskiden kanun veya fermân hükümlerine göre yazılan şerh.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iahz»dan masdar) (c. mülâhazât).

1.Dikkatle bakma.

2.İyice düşünme: Bu işi iyi mülâhaza ettiniz mi? İşi mülâhaza etmeden konuşmamalı. Mülâhazasiyle = Fikriyle, fikrine dayanarak, düşünerek: Yağmur yağar mülâhazasiyle muşambayı giydim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. considered though. consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapacağını veya söyleyeceğini etrafıyla düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşüncesizlik, tedbirsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Mülâhazalar, düşünceler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considered thoughts. observations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank space (on a printed form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mazâ» dan imef.). İmza olunmuş, birinin imzasını hâvî, imzalı: İki imza ile mümzâ bir dilekçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممضی] imzalı, imzalanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nez’» den masdar) (c. münâzaât). Ağız kavgası, dalaşma: Aralarında bir münâzaa başgöstermlş; kârın bölüşülmesinde münâzaa etmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar) (c. münâzarât). Kaide ve usûl dahilinde karşılıklı konuşma ve münakaşa: Münâzaraya giriştiler. Fenn-I münlzara, usOl-i münazara = Mantıkin münâzaradan bahseden kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disputation. discussion. moot. teach-in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debate. discussion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal debate. controversy. disputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. münâzaün-fiha). Hakkında anlaşmazlık ve münazaa olunan, davalı, kavgalı: Bu arsa, bu mesele münâzaün-fihtir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nizâm» dan if.) (mü. muntazama).

1.Sıralanmış, sıraya konmuş, bir düzüye olan: Muntazam ağaçlar.

2.Düzeninde olan, tertipli: Pek muntazam bir idare; o mektebin dersleri pek muntazamdır. Asâkir-i muntazama = Eskiden başıbozuk ve gönüllüler dışındaki asıl ordu. Gayrı muntazam = Düzensiz. Asikir-i gayrı muntazama = Başıbozuk asker.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular. formal. neat. in good order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular. shipshape. steady. tidy. orderly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neat. normal. regular. steady. uniform. orderly. even. methodical. disciplined. systematic. systematical. clear-cut. set. formal. arranged. always. coordinate. even running. settled production. tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منتظم] düzenli, düzgün, intizamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regularly. steadily. in an orderly way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منتظما] düzenli olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan imef.) (mü. muntazara). Beklenen gözetilen: Gelmesi muntazardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUNZAMM) (i. A. «zamiri» dan imef.) (mü. munzama). Sonradan katılan, eklenen, üste gelen, Osm. inzimâm eden: Rahatsızlığıma bir de baş ağrısı munzam oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

added. appended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

added. appended. additional. supplementary. extra. corroborating evidence. corroborating / corroborative evidence. supplemental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منضم] ek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Additional Collateral)

Üçer aylık dönemlerde, her bir temerrüt matrahı 20 milyon TL. veya üstü olmak kaydıyla, Hisse Senetleri Piyasası işlemlerinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyerek birden fazla günde Borsaca geçerli kabul edilmeyen şekilde savunmalı olarak temerrüde düşen üyelerin, toplam temerrüt matrahının % 10’u oransal teminat veya ortalama teminatı aştığı takdirde ödenen aradaki farka munzam teminat denir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managing director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rızâ» dan imef.). Beğenilmiş, seçilmiş (Hazret-i Alî’nin lakabıdır: Aliyyü’l-Murtazâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İrtiza edilmiş, beğenilmiş seçilmiş. Güzide. 2.Allah’ın razı olduğu kişi, kendisinden razı olunan kişi. - Aliyyü’l-Murtaza: Hz.Ali’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. murtazaviyye). Hazret-i Alî Murtazâ’ya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRÜR-I ZAMAN) (I. A. F.). Zaman aşımı. (bk.) Mürûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan İmef.) (mü. müstahzara).

1.Huzûra getirilmiş, celbedilmiş, getirilip hazır ve mevcut olan. Hazırlanmış.

3.Zihinde saklı, hatırlanan.

4.Ambalajlı, hazır ilâ;.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-made drug. preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. factory-made pharmaceutical. chemical or cosmetic. concoction. patent medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. müstahzara) (bu suretle isim gibi pek kullanılmaz).

1.Hatırda tutulup İcabında kullanılan bilgi, tarih ve edebiyata ait fıkra, şiir vesaire.

2.Hazır ilâçlar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zlyâdet» ten imef.) (mü. müstezâde).

1.Artmış, fazlalaşmış, ziyadeleşmiş.

2.(edebiyat) Her mısraına onunla kafiyeli kısa bir mısrâ eklenen şiir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum of understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zili» den if.) (mü. mutazallile). Gölgede bulunan, gölgeli: İki taraftan ağaçlarla mutazallil bir cadde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zulm» den if.) (mü. mutazallime). Kendisine olunan zulüm ve haksızlıktan şikâyet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zımn» dan if.) (mü. mutazammıne). İçine alan: Bu tâbir o mânâyı da mutazammındır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متضمن] içeren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarâat» den if.) (mü. mutazarria). Alçalarak yalvaran ve rica eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan if.) (mü. mutazarrıra). Zarar görmüş, ziyana uğramış olan: Bu işten ben pek mutazarrır oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who suffers injury. injured. harmed. suffering loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متضرر] zarar gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zarar görmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Uyanıklıkla, gaflette olmayarak, uzak görüşle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEZADD) (i. A. «zıdd» dan if.) (mü. mütezâdde). Birbirine zıd olan, biribirinin aksi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zihâm» dan if.) (mü. mütezâhime). Birbirini iterek ve birbiri üstüne çıkarak biriken, kalabalık ve izdihamla toplanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ziyâde» den if.) (mü. mutezâide). Artan, çoğalan: Serveti günden güne mütezâyid oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kesreli «zı’f» dan if.) (mü. mutezâıfa). İki veya birkaç kat olan, kat kat arten («muzâaf» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz’» dan masdar).

1.İki kişinin aralarında birleşerek yalandan bir muamelede bulunmaları.

2.(hukuk). İrade ile beyan arasında isteyerek meydana getirilen uygunsuzluk. Muvâzaa senedi = Böyle bir maksatla yazılıp imza olunmuş yalandan senet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collusion danışık. danışıklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collusion. simulation. disfigurement. falsity. falsification. fictitious bargain. colourable transaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feigned. fictitious. collusive. collusory. disputed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.”). Muvazaa yoluyla, aralarında yalandan bir muamele ile: Muvâzaaten bir senet imza etmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işte devamlı çalışma, bir işle bir düziye uğraşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezy»den masdar). Muvazi, paralel, karşılıklı olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موازاتا] paralel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vazf.dan imef.) (mü. muvazzafa).

1.Görev ve hizmetle yükümlü olan: Ben, size hizmetle muvazzafım.

2.Maaşı ve tayinatı olan, maaşlı. Muvazzaf askerlik = Yapılması mecburi olan askerlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular. on active duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موظف] görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active duty / service. compulsory military service. national service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular officer. active officer. military / professional officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. A. «vuzûh» dan imef.) (mü. muvazzahe). İzah olunmuş, açıklanmış, açıkça ifade edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A.). İzahlı olarak, açıklanarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oksijen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zıf» dan imef.) (mü. muzâafa).

1.İki kat, kat kat: Verdiğimin muzâafını kazandım.

2.(Arapça gramerde) Fiil-I muzâaf. UtOl-i muzlafa = Defter tutmanın bir usûlü ki, gelirle giderin karşı karşıya kaydı esasına dayanır, Fr. partle double. Muzâaf Devr-i Kebir (musiki) = Devr-i Kebir usûlünün bozulmuş ve velveleli şekli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevebân» dan imef.) (mü. müzâbe). Izâbe olunmuş, eritilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUZADD) (I. A. «zıdd» an if.) (mü. muzâdde). Karşı bulunan, aykırı, bir şeyin zıddına ve aksine tesir eden. Tıp terimlerinde Yunanca «antl» ekini tercümede kullanılır: Muzâd-ı lltihâb, muzâd-ı taaffün, muzâd-ı nezle vesaire gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zayafe» den imef.) (mü. muzâfe).

1.İzâfe olunmuş, takılmış, katılmış, eklenmiş: O nahiye filân kasabaya muzâftır.

2.Diğer bir isme dahil ve bağlı isim ki, diğerine de muzâfün-ileyh derler. Türkçe’de muzâf, muzâfün-lleyhten sonra. Ar. ve Fars.’da önce gelir: Allah’ın kulu, Abdullah, bende-i Hudâ gibi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bağlı yerler, ekler: O nahiye filân kazanın muzâfâtındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “zafer”den imef.) (mü. muzaffere).

1.Fetih ve zafere erişmiş, galip: Her muharebede muzaffer oldu. Asâkir-i muzaffere.

2.Muvaffak, başarılı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victorious. triumphant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triumphant. victorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zafer, üstünlük kazanmış, üstün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zafer kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Fetih ve zafere nail olarak, galip ve muvaffak olarak: Uç defa sefer edip her seferinden muzafferen döndü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظفریت] zafer kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Zafer kazanma hâli, zafer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muzâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zahm» den masdar). Birbirini itip sıkıştırarak hücum etme, Ar. tezâhüm, izdihâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan masdar). Arka çıkma, yardım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan masdar). Birinin tarafını tutan, yardım eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zahir olan, arka çıkan, yardım eden, koruyan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.).

1.Parlak ve sahte boyalar ve süsler: Cümleyi muzahrafâte boğmuş. J. Pislik, murdarlık, süprüntü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yalancı, sahte yaldız vs. ile süslenmiş.

2.Pislik, süprüntü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Süprüntüler, pislikler, (bk.) Muzahref.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜZAKERE) (i. A. «zikr» den masdar) (c. müzâkerât).

1.Bir iş hakkında söyleşme, bir karar vermek üzere bir yere gelinip fikir söyleme: Bu işi yarın müzakere edeceğiz.

2.Bir meclis veya mahkeme heyetinin karar vermeden önce durumu tenha ve gizli olarak konuşması: Hâkimler müzakereye çekildi. 3.Talebenin birleşip dersleri birlikte çalışıp söylemesi: Bizim okulda günde iki saat müzakereye mahsustur, müzakere koğuşu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiation. debate. discussion. powwow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conference. debate. consultation. negotiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliberation. conference. consultation. discussion. negotiation. advisement. dealings. debate. parley. powwow. talk. talks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Eskiden bir kalemde yazılan yazıları okuyup yanlışlarını düzelten kâtip: Kalemin müzakerecisi. 2.Okullarda dersleri tekrar ve müzakere eden yardımcı öğretmen: Sınıfımızın müzakerecisidir (eskimiştir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zeyl» den). Uzun etek, kuyruk, elbisenin sürüklenen yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zil!» dan İmef.). Gölgeli, gölgelenmiş, gölge altında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyin en büyük kısmı, en belli tarafı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bir şeyin en büyük kısmı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Muzârî sigasının hâli, Arap gramerinde muzârt sigasının teşkil için asli harflerin başına giren: (ye, se, elif, nûn) harfleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. gramer). Hâl ve istikbal gösteren fiil sigası: Gider, gelir, yazar, gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUZARİ) (i. A. gramer). Fiilde geniş zaman kipi: Gelir, gider, yazar... gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. Ar. «zayk» dan mas.). Sıkıntı, yokluk, parasızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıyk» dan masdar).

1.Darlık, sıkıntı, güçlük, müşkilât.

2.Yokluk, züğürtlük, geçinmede darlık, sıkıntı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embarrasment. the state of being in financial difficulties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ziyâdet» ten masdar). Bir mal ve mülkün, en fazla verene satılmak üzere arttırmaya konması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction. auction sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مجازات] cezalandırma. 2.karşılık verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممضی] imzalı, imzalanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منازعات] çatışmalar, çekişmeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرور زمان] zamanın akışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستقرضه] borç alınan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متنفذان] etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متزاید] artan, çoğalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظاهرت] destek, yardım, arka çıkma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مزخرفات] pislikler, süprüntüler, döküntüler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by