Za’f Gelmek ne demek? | Za’f Gelmek anlamı nedir? | Za’f Gelmek

Za’f Gelmek anlamı nedir?

Za’f Gelmek ne demek?

Za’f Gelmek anlamı nedir?

Za’f Gelmek | Dream Meanings


Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zayıflamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross one's mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denote. imply. mean. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become. befall. happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amass. cluster. congregate. gather. mass. muster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come together. to happen at the same time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ne kadar pişerse piçsin, çiğ kalacak gibi bir hal almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop up. show one's face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Götürü pazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Gelmek, beriye hareket etmek. Ar. vürûd, Fars. Amed: Babam dün geldi. Her akşam eve gelir. Çocuklar şimdi okuldan gelecektir.

2.Geriye dönmek, Osm. rücû etmek: Gidip gelme: Osm. azîmet ve avdet: Gittiği ‘yerden gelmez. Git ama, çabuk gel.

3.Girmek, yaklaşmak, başlamak, olmak: Yaz geldi. Ramazan geliyor. Tatil, imtihan geliyor.

4.Yetişmek, Osm. vusûl, muvasalat etmek: Vapur kaçta gelir?

5.Ortaya çıkmak, belli olmak, Osm. zuhûr etmek, peydâ olmak, hâsıl olmak, tebâdür eylemek. Kendisine bir alıklık geldi, iki günde bir sıtma gelir. Hatırıma, aklıma geldi. 6.Dokunmak, isabet etmek, rasgelmek: Başına bir taş geldi. Başına bir musibet gelmiş. Gelen çekilecek.Uymak, uygun ve muvafık olmak, yakışmak: Bu palto bana gelmez. Bu kıyafet benim yaşımda bulunanlara gelmez. Bu hesap işinize gelir mi?Tesadüfen olmak, bulunmak, çıkmak, tesadüf etmek: O çizme bana dar, kısa geldi. Yediğim yemek mideme ağır geldi. Yağan yağmur ekinlere çok iyi geldi.Ğörünmek zannolunmak: Bu yol bana pek uzun geldi. Bu meyve size acı gelmedi mi? Bana öyle geliyor ki = Zannediyorum.Çekmek, tahammül etmek, dayanmak: Bu at yüke gelmez. Ben çok yürümeye gelmem. O adam şakaya, latifeye gelmez.Netice vermek, Osm. intâc olunmak, netice suretiyle hasıl olmak, müncer olmak: Bundan ne gelir? Bundan çok şey gelebilir. Bu hal neden gelir?Dûçâr olmak, uğramak: Aha gelmek. Ahıma geleceksiniz.Gelir getirmek, irâd olmak, vâridat ve aidat suretinde hasıl olmak: Çiftlikten, malından, vakıftan kendisine senede bir kaç bin lira gelir.Kabûl etmek, muvafakat eylemek: Sonunda benim sözüme geleceksiniz. O da benim fikrime geldi.Kabil olmak, uymak: Hesaba, kaleme, imlâya, tarife gelmek. 16. Çıkmak, görünmek, Osm. sudûr etmek, sâdır olmak: Benden öyle iş gelmez. O adamdan böyle bir iş gelebilir mi? 17. Yalandan göstermek veya görünmek: Görmezden gelmek = Görmez gibi olmak. Bilmezden gelmek — Bilmez gibi olmak, tecahül etmek. Arkadan gelmek = Takip etmek. Aşağı gelmek:

1.İnmek, Osm. nüzul etmek.

2.Yıkılmak, düşmek. Ağıra gelmek = Güce gitmek, hiddete sebep olmak. Elden gelmek = Mümkün olmak, iktidar dahilinde olmak: Bu iş benim elimden gelmez: Ben yapmaya muktedir değilim. Elden gelen = İktidar dahilinde olan, kabil ve mümkün olan: Elden geleni esirgememeli, yapmalı. Elden ne gelir: Ne yapılabilir? Ele gelmek =

1.Yakalanmak, tutulmak, Osm. ahz ve girift olunmak.

2.Sahip olunmak, tasarruf olunmak, müyesser olmak: Böyle bir mal kolay ele gelmez (geçmez). İçeri gelmek = Girmek, Osm. dühûl etmek. İçe gelmek = Kalbe doğmak, Osm. sünûh etmek. İşe gelmek = Yaramak, kullanılabilir olmak. İleri gelmek = Netice çıkmak: Bu hal neden ileri geliyor? İlerigelen = Hatırlı kimse: Kasabanın ilerigelenleri: Eşraf ve Ayânı. İmâna gelmek =

1.İnanmak, Müslüman olmak, Osm. ihtidâ etmek.

2.mec. Sonunda doğruyu kabul etmek, kanmak. Başa gelmek =

1.Üste çıkmak, Osm. tasaddur etmek.

2.Vuku bulmak. Derde uğramış olmak: Başıma bir belâ geldi. Başıma geleni bilseniz. Başıma neler geldi. Başı taşa gelmek


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrive. come to. come. attain. carry over. come up to. fall on. get. pull. roll up. set. stem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come. to appear. to seem. to suit. to come around to. to cost. accrue. draw in. draw in / into. fetch up. get. originate. pull. reach. spring. turn up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boş lakırdı, beyhude söz, Fars. lâf-ı güzâf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گزاف] saçma sapan, ipe sapa gelmez, boş, beyhude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.boyun eğmek, itaat etmek, kabullenmek. 2.sırayı bozmadan durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. izâfet). izafetler. bk. İzafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Aşağıdaki kelimenin aynı olup Ar. mürekkep kelimelerde kullanılır): Katma, rabt, ilâve, bağlama, ekleme, zam, ilhak: Çiftliğine birkaç tarla daha izâfe etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attributing. attribution. attaching. adding. annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافه] ekleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. izâfât) Biribirine bağlı iki isim arasındaki nisbet ve bağlılık: izâfetle okumak; izâfet kaideleri. Türkçe izâfet: «Allah’ın kulu» ve «mektep hocası» gibi. Arapça izâfet: «Abdullah» gibi. Farsça izâfet: «Merd-i hudâ» (gramerde) isim tamlaması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اضافت] ilgi, bağ. 2.tamlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافة] ek olarak, yanı sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. izâfiyye).

1.Z«m, ilâve, katmaya ait.

2.İsim tamlamasına ait: Kaide-i izâfiyye. Sıkkt-,1 izâfiyye = Çeşitli cisimlerin hacimlerine nisbetle olan ağırlıkları ki, suyun birim (1) sayılması İle tayin olunur: Altının sıklet-i izâfiyyesi şudur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative bağıl. bağıntılı. göreli. göreceli. nispi. rölatif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافی] göreceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity. relativity bağıntıcılık. görecilik. rölativizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bağlılık.

2.İlgi. İzâfiyyet nazariyesi = Eirstein’in ünlü nazariyesi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافيت] görecelilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاف و گزاف] boş söz, zırva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), (bk.) Mazaryon.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygun olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vazf.dan imef.) (mü. muvazzafa).

1.Görev ve hizmetle yükümlü olan: Ben, size hizmetle muvazzafım.

2.Maaşı ve tayinatı olan, maaşlı. Muvazzaf askerlik = Yapılması mecburi olan askerlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular. on active duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موظف] görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active duty / service. compulsory military service. national service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regular officer. active officer. military / professional officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zayafe» den imef.) (mü. muzâfe).

1.İzâfe olunmuş, takılmış, katılmış, eklenmiş: O nahiye filân kasabaya muzâftır.

2.Diğer bir isme dahil ve bağlı isim ki, diğerine de muzâfün-ileyh derler. Türkçe’de muzâf, muzâfün-lleyhten sonra. Ar. ve Fars.’da önce gelir: Allah’ın kulu, Abdullah, bende-i Hudâ gibi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bağlı yerler, ekler: O nahiye filân kazanın muzâfâtındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “zafer”den imef.) (mü. muzaffere).

1.Fetih ve zafere erişmiş, galip: Her muharebede muzaffer oldu. Asâkir-i muzaffere.

2.Muvaffak, başarılı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victorious. triumphant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triumphant. victorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zafer, üstünlük kazanmış, üstün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zafer kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Fetih ve zafere nail olarak, galip ve muvaffak olarak: Uç defa sefer edip her seferinden muzafferen döndü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظفریت] zafer kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Zafer kazanma hâli, zafer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muzâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Temizlik: Nezâfete çok dikkat etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظافت] temizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Temizlik, paklık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to continue. to go on. to perpetuate. to be usual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to continue. to go on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take precedence. to antecede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to happen incidentally. to meet by chance. to change upon sb. to come across. to meet with. to encounter. to find. to hit. to coincide with. to occur at the same time as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rast.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

descend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to continue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have gone on for a long time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. tâk = kemer, zafer). Kazanılan bir zaferin hatırası ve ekseriya galip kumandanın, alayında altından geçmesine mahsus olmak üzere süslü kemer: Paris’te büyük bir tâk-ı zafer vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrive. conquer. cope. fare. manage. obviate. overcome. surmount. tackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

achieve. get around / round. get it together. to put a good show. surmount. work off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Maksada ulaşma, muvaffakkıyyet.

2.Düşmanı yenme, Ar. galebe, galibiyet, nusret, feth.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triumphal. conquest. triumph. victory. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triumph. victory. triumpha name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triumph. victory. success. winning. conquest. palm. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظفر] üstünlük kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) l. Amaca ulaşma, basan. 2.Düşmanı yenme, üstün gelme, utku. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Zafer bulan, üstün gelen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظفریاب] üstünlük kazanan, muzaffer olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üstünlük kazanmak, muzaffer olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cam ve çini işine mavi renk vermek için kullanılan ham kobalt oksidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zafer kazanan, üstün gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inanition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. debility. thinness. tuberculosis. infirmity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. infirmity. debility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zaaf mânâsiyle kullanılan galat bir tâbirdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zayıflamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by