Zi-vekar ne demek? | Zi-vekar anlamı nedir? | Zi-vekar

Zi-vekar anlamı nedir?

Zi-vekar ne demek?

Zi-vekar anlamı nedir?

Zi-vekar | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. F.). Vakar sahibi, vakarlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Azamlar, büyükler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Azamet ve büyüklük sahibi Allah’ın kulu. - Allah’ın isimlerinden, (bkz.el-Azim).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi Allah’ın kulu. (bkz.Aziz). Aziz Allah’ın isimlerindendi r. - Sultan Abdülaziz: 32.Osmanlı padişahının adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Afrika’da ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir ağacın yağlı ve tatlımsı meyvesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبزه] su kaynağı. 2.gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim düzlemi üzerinde betimlenen gerçekliğin, gerçekte resmin sınırları dışında da sürüp giden doğal gerçekliğin bir parçası olduğu izlenimini verecek şekilde kompoze edilmesi. Kapalı kompozisyonun tam karşıtı bir sanatsal davranış biçimidir. Açık kompozisyon, asıl gerçekliğin tüm öğelerini resim düzlemi içine sığdırmayı amaçlamaz; tersine, böyle bir çabanın olanaksız olduğunu varsayar.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Short Position)

Vadeli işlem piyasalarında alınmış ve henüz kapatılmamış pozisyonara denir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bu Acize ait veya mensup ve müteallik, tevazu tâbiridir: Pcder-i Acizî = Pederim; »Üy-I Aciziye — Taraf-ı Acizaneme, Acizâne tarafıma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاجزی] acizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Beceriksizlik, kabiliyetsizlik.

2.Fakirlik, tevâzu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجزیت] acizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Windows yüklü cihazları outlook ile senkronize etmek için kullanılması gereken program.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Konuşmaya ve yazışmaya yarayan yazılı veya sözlü çeşitli senbolleri anlama ve kullanma kabiliyetinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aphasie

tıp söz yitimi

Ses çıkarma yeteneği kaybolmadığı hâlde istenilen sözü bulup söyleyememe hastalığı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apex aphasian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tragacanth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scurrilous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul mouthed. scurrilous. vituperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud mouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closemouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cagey. close. close lipped. incommunicative. reserved. reticent. secretive. self-contained. unobtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Gızâ). (bk.) Gızâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evening star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destiny. fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Alın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i (astr). gökcisimlerinin açı ve yüksekliklerini ölçmeye yarayan ve biri yatay diğeri dikey iki tane dereceli dairesi olan bir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbleached and coarse calico.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İmtizaç, uyuşma, muaşeret: Hüsn-i Amîziş (iyi geçinme).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amnésie

tıp bellek yitimi

1. Büyük sarsıntı, humma yüzünden belleğin bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalığı.

2.Belleğin kısa bir süre durup işlememesi


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Kaseti otomatik olarak geçerli parçanın ya da bir sonraki parçanın başlangıcına getiren, tek dokunmalı bir kontroldür.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمرزش] bağışlama, affetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمرزش] bağışlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir musiki sisteminde nota yazısının ve aralık esasının dayandığı dizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Acı hissinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analgésie

tıp ağrı yitimi

Sinir bozukluğu, çok ilaç alma, donma vb. sebeplerle acı duyumunun birazının veya tamamının yok olması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analgésique

tıp ağrı kesici

Ağrı duyusunu ortadan kaldıran, dindiren (ilaç vb.).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Bir çeşit yanardağ kültesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andesite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Bütün vücutta veya vücudun bir kısmında duyumların az veya çok kaybı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anesthesia. anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia. anesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

ANSIZ ve ANSIZIN («an» dan). Hatırda yokken, gafletle, birdenbire irticalen, bil-bedâhe. Ap ansız, ap ansızın: Büsbütün gaflet üzere iken, asla hatırda yok iken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpectedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suddenly. all of a sudden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all of a sudden. suddenly. unexpectedly. bang. out of the blue. instantaneous. for a wonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antiparasite

tıp asalaksavar

Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlıyı yok eden.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iştah verici, iştah açıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da bu özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar burada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde olduğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olur. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘arabalar görüldüğünden daha yakındadırlar’ şeklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. Şüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdan gösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da b özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar brada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde oldğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olr. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘’arabalar göründüğünden daha yakındırlar’’ şekklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. İüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdangösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. araziye). Zâtî ve cibillî olmayıp iğreti ve sonra hasıl olma, tahsili, değişmesi mümkün: Şişmanlık arazî bir haldir, (bk.) Arızî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. arz), (bk.) Arz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all-ter'rain. land. territory. estate. landed property. soil. country. terrain. premises.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estate. holding. land. moor. property. soil. terrain. tract. country. ground. domain. real property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land. terrain. territory. country. soil. real estate. realty. possession. ground. property. premises. plowland. domain. inclosed land. law of real property. country property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اراضی] yerler, arazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

off- road vehicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patch. lot. parcel of land. spread of land. tract. tract of land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arithmetic progression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arithmetic progression. arithmetical progression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Arızîye). Yaradılıştan olmayıp sonradan zuhur ve taalluk eden: İlim insanda zâtî değil, Arızî bir haldir. (bk.) Arazî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidental. casual. temporary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عارضی] geçici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik).

1.Sıraca otları familyasından bir bitki. Halk arasında «anasına babasına pay veren» diye de anılan türlü renkte, güzel çiçek açan. (Anthirrinum).

2.Havuz kenarına konan ve ağzından su akan arslan şeklinde taş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. arzıye). Arza, yere ve toprağa mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. arzıye). Ene ve arza mensup ve müteallik: Mesâfe-i arzıyye ve tûliyyesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارض حال] dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dindar, sofu.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yer ilmi, jeoloji.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ardiye.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İşter saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığını taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). Polonya, Rus ve Alman Yahudileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalandan Aşıklık satma, aşıkbazlık, aşk-ı kâzib = Yalancı aşk, birine Aşık görünüp de bu yolla isteğe erişmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Kurtagzı, Tavşandudağı, Anthirinum, Linaire, Muflier): Türlü renklerde yetişen güzel görünümlü bir bitkidir. Kokusuzdur. Daha ziyade süs bitkisi olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Yabancı Kelime

Fr. astrophysique

gök. b. yıldız fiziği

Yıldızların ışığını inceleyen, fizik yapılarını araştıran bilim kolu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آتی الذکر] aşağıda zikredilecek olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footing. footprint. footstep. step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foot mark. foot print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiyeceği çiğnemeye mahsus düz ve yassı diş ki ağzın iki tarafında altlı üstlü olur: Azı dişi. Gemi azıya almak = Serkeşlik etmek. (Mecazen insan hakkında dahi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

molar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Pek az miktarda: Bana azıcık ekmek verin.

2.Pek az zaman: Azıcık bekleyin.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a little. few. sprinkle of. bare. fractional. slight. slim. spot of. sprinkling of. thimbleful. little. a little. only just. dollop. lick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any. fractionally. niggardly. slightly. very small. very little. a modicum of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very small amount. just a litttle bit. for a moment. dab. niggardly. in a small way. trifle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut AZUK (i.).

1.Yiyecek, yiyinti, yemek, kuvvet, gıda.

2.Zahire, rızk, Ar. mekûlât, yiyecekler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (k kalın okunur). Hoşa giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provisions. food. bait. viaticum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yemek, gıdalanmak, tagaddi etmek.

2.Zahire tedarik etmek, kuvvet edinmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhtaçlara yiyecek veren, aç doyuran, ikram eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. avâzil, izâl). Azarlayan, paylayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İnatçı, ıslah kabul etmez, serkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: azl) (i. A.). Bir memuru memuriyetinden çıkarma, izin verme: Azlettiler, azloldu. Türkçe’de mâzûl (Azledilmiş) mânâsiyle sıfat gibi de kullanılır: Bana, bugünden itibaren azilsin dediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. dismissal. removal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismiss from office. deposal. dismissal. supersession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عزل] görevden alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözü bir şeyden yılmayan, azgın: Azılı haydut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fierce. ingrained. unruly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fierce. ferocious. wild. savage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ferocious. wild. tough and dangerous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kemik), (bk.) azm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: Azm) (i. A.).

1.Kesin niyet, kasıt ve karar: Bu sene hacca gitmeye azmettim.

2.Kesin niyetli yola girme, hareket etme, müteveccih olma: Azm-i sefer eyledi, Şam’a azmeyledi. Ulul-azm = Kavimlerini Hak dinine davetle, İlâhî emirleri kabul ettirmek hususunda azim ve sebat eden büyük peygamberlerden Hazret-i Nuh, Hazret-i ibrahim, Hazret-i MÜsâ ve peygamberimiz Hazret-i Muhammed.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. azîme). (c. ızâm).

1.Büyük, ulu. Ar. kebîr, cesîm, Fars. büzürg: Bir cebel-i azîm = Büyük bir dağ. Ebniy»-i azîme = Büyük yapılar.

2.Yüksek, derece ve mertebesi büyük: Vallahül’azîm. Selitîn-i izim = Büyük sultanlar. Vüzeri-yı izim = Büyük vezirler, sadrâzamlar.

3.Ehemmiyetli, mühim: Emr-i azîm = Büyük iş. Harb-ı azîm = Büyük savaş Azîmüş-şân = Şan ve mertebesi büyü: Kur’8n-ı azîm-üş-şân.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azm» den if.).

1.Kasit ve niyet eden, kat’i karar veren: Azim-i sefer oldu.

2.Bir yere hareket eden: Azim-i dir-ı bakaa oldu = Öldü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolution. determination. firm intention. will. strenght of purpose. purpose. constancy. devoutness. doggedness. pep. perseverance. resoluteness. resolve. steadfastness. tenacity. zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardour. determination. grit. guts. heart. perseverance. resolution. resolve. tenacity. perseverence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. resolution. tenacity. determinatedness. grand. perseverance. firmness of purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عازم] kararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عظيم] büyük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Büyük, ulu, cesim, iri, muhteşem. 2.Kuvvetli, şiddetli, derecesi yüksek. 3.Ehemmiyetli, mühim, müthiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. azâim). Büyük ve fevkalâde, çok mühim iş: Azâim-i umûrla (büyük işlerle) meşgul olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. azâim). Yukarıdaki kelimenin aynı olduğu halde dilimizde bu mânâda kullanılmayıp, isim gibi ve başka mânâ ile kullanılıyor. Cinleri veya yılanları vesair muzır şeyleri, musallat oldukları adamın yakasını bırakmaya mecbur etmek iddiasıyle yapılan tılsım ve dua vesaire, efsun: Azâim ile kendisini iyi etmek iddiasında bulunuyor.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kesin kararlılık, niyet, sebat. 2.Cin, yılan ve benzeri şeylerin şerrinden kurtulmak için okunan dua. 3.Büyük iş, büyük günah, büyük bela.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da «azm» ile bazı yerlerde aynı mânâda kullanıldığı ve «azîme» ile aynı kelime olduğu halde, dilimizde her birinin mânâsı ve kullanılış yeri ayrılmıştır). Bir yere müteveccihen hareket, yola çıkma: Hlcâz’a azimet etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عزیمت] gitme, yola çıkma. azimet etmek gitmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kuvvetli bir iradeye dayanan karar, yemin anlamına gelmektedir. 2.Herhangi bir kolaylığa başvurmaksızın bütün güçlüklerin irade gücüyle yenilerek yapılması gerekli olan dini vecibel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolute. determined. dogged. strong-minded. single-minded. stubborn. set. dauntless. decided. decisive. flat-footed. hellbent. high-pressure. militant. peppy. persevering. pertinacious. professional. resolved. single-eyed. single-hearted. stable. st.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitious. bound. determined. earnest. intent. resolute. sedulous. sturdy. unbending. unflinching. dogged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolute. determined. decisive. hell- bent on. patient. pertinacious. purposeful. resolved. scrappy. stable. strong minded. stubborn. sturdy. tenacious. unbending. unswerving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resoluteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disdain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az görüp beğenmemek, istihfaf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to regard as too little. to consider insufficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to regard sth as too little to undervalue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak of purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (astr). azimut, gök küresinin herhangi bir noktası ile güney yönü arasmdaki açı. azimuth compass bir gök cisminin mıknatıssal başucunu tayin için kullanılan pusula, semt pusulasu. azimuth tables semt cetvelleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Cuma günü.

2.Bayram günü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.).

1.Bir cemiyette herhangi bir vasıf bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar; çoğunluğun aksi, ekalliyet.

2.Bir memleketin nüfusuna göre sayıca az olan kendilerini ayrı bir milletten sayan topluluk, ekalliyet. Azınlıkta kalmak = Bir toplulukta belli bir düşünceyi tutanlar sayıca az çıkmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minority government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az vermek, esirgemek, dlrîğ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Tedricen azmak, şiddet kesbetmek: Kavga azıştı.

2.Tutuşmak, kavga etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tedricen şiddetlendirmek: Kavgayı azıştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çok uzamak, hadden ziyade boy peyda etmek.

2.Yoldan sapmak, taşkınlık etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get out of control. to get wild. to go too far.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make worse. to aggravate. to exacerbate. lose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: Azîz) (i. A. «izzet» ten smüş.) (mü. azîze).

1.Kıymettar, kıymetli: Nİn-ı aziz = Ekmek, yâr-ı azîzim = Sevgili dostum, aziz dostum.

2.Hürmetli, Ar. muhterem, muazzez, mükerrem.

3.Yüksek dereceli, çok seçkin: O zat oralarca pek azizdir.

4.Kuvvet, kudret ve celâl sahibi: Azîz-ullah = Tanrı’nın adlarındandır. Abdülaziz.

5.Velî, keramet sahibi mübarek zât: Bu türbede bir aziz yatıyor. Aazz-ı kirimdan = Azizlerin büyüklerinden bir zât.

6.Bazı milletlerde evliyâ addolunarak namına Ayinler icra olunan ve belirli günleri yortu ittihaz edilen adam. Yunanca ayos: Rumlar’ın birçok azizleri vardır. Katolikler’in azizleri çok olup Protestanlar bunları tanımazlar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precious. dear. mighty. glorious. saintly. august. reverend. st. st. saint. ducky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beloved. dear. reverend. saint. saint ermiş. eren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beloved. dear. sacred. saint. saintly. holy. valuable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عزیز] değerli, saygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Muhterem, sayın. 2.Sevgili. 3.Veli, evliya, ermiş. 4.Az bulunur. 5.Allah’ın izzetli kıldığı, mü’min. - Aziz (İmadettin Abulfeth Osman el-Aziz): Selahaddin Eyyubi-’nin II. oğlu. Kardeşi el-Efdal, Melik iken kendisi Şam’ı terkederek Mısır Eyyubileri hükümdarlığını ilan etti. Fakat daha sonra kardeşiyle barıştı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عزیزان] değerliler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عزیزه] sevgili. 2.saygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Aziz).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Aziz’e ait. - XVI. yy.’da yaşamış Türk şairi. “Yedikuleli Azizi’ lakabıyla tanınır. Asıl adı Mustafa’dır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Aziz olma hali. 2.Muziplik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sainthood. practical joke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pay a trick on a friend for fun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yanmadan sonra bacalardan çıkan ve azot oksitleri, karbon oksitleri, su buharı, sülfür oksitleri, parçacıklar ve birçok kimyasal kirletici madde içeren duman.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Başmakale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. editorial. leading article. leader başmakale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editorial. leading article.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marsh gas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marsh gas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باوقار] ağırbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz, Bayezid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat’ın Gülçiçck Hatun’dan olma oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birtakım, birkaç, bir miktar: Bazı adamlar bu fikirde bulunurlar. Bazı eşya alacağım. Bazımız gidelim, bazımız da burada kalalım. (Galat olarak bazı gibi kullanılıp: Bazısı, bazıları denilir. Ekseriya cem’e ait olup sanıldığı gibi «bazı şey» ve «bazı hakîm» denilmez. Bununla beraber bazı kere, bazı defa, bazı gece, bazı sene gibi zamana delâlet eden tabirlerde müfrede izâfeti caizdir). Bu Arapça kelimenin mânâsı ve kullanılış sureti farklıdır. İsim gibi kullanıldığında «küll» mukabili olarak cüz ve kısım demektir. Kinâye gibi kullanıldığında ise «biri» mânâsını ifade eder. Meselâ Araplar «bâz-üş-şuarâ» dedikleri vakit «şairin biri» mânâsını kastederler. Biz ise «BAzı şuarâ» tâbirinden «Birtakım şairler» mânâsını çıkarırız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

some. some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعض] kimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازی] oyun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now and then. from time to time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyuncak, çocuk oyuncağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازیچه] oyuncak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) Bazitli mantarların sporlarının adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bezel» den if.) (cerrahî). Göğüs ve karnın içinde hasıl olan gaz veya su şişlerinin mahfazasını delmeye mahsus, boru içinde mahfuz bir nevi mil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basilica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bazitli mantarların üremesine yarayan sporları veren hücreler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بعدازاین] bundan sonra, bundan böyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Petrolün damıtılması ile elde edilen bir hidrokarbon çeşidi. Uçucu, renksiz ve kokulu bir sıvı olan benzin akaryakıt olarak motorları işletmekte, tohumlardan yağ çıkarmakta, kumaş temizlemekte kullanılır; özgül ağırlığı 0,65 kadardır. Maden kömürü ve linyit damıtımından da elde edilebilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas. gasoline. petrol. fuel. benzine. benzoline. gasolene. juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel. gas. gasoline. petrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzine. gasoline. petrol. basic petrol. driving fuel. gas. motor spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzine , gasoline , gas , petroleum ether , petrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas station. petrol station. filling station. gasoline station. gas pump. petrol pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasoline pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel pump. gas pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling station. petrol station. service station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garage attendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. benzin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol station. filling station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seçilmiş, seçkin, irâdesine sahip.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Seçkin, beğenilmiş makbul.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Az ak, aka çalar, beyaz gibi görünür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Beyazımsı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu Yezid, Yezid’in babası, kısaltılmıştır. - Arapça’dan Türkçeleşmiş.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bazı sağlık nedenleri ile beyinlerinin bir kısmı fonksiyonlarını yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak normal sağlıklı insanlar beyinlerinin tüm bölümlerini kullanırlar ama hepsini aynı anda değil. Yani bir beyin hiçbir zaman yüzde yüz kapasite ile çalışmaz.

İnsanlar belirli zamanlarda belirli işler yaparlar. Beyin hücrelerinin kontrol ettiği bir çok şeyi aynı anda yapmazlar, yapamazlar. Satranç oynarken bakkaldan ne alacaklarını düşünmezler. Dolayısıyla yaşamın her anında beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5’i faal durumdadır.

Bu açıdan bakınca belirli zamanlarda beynimizin az bir kısmını kullandığımız doğrudur ama bu, diğer kısımların görev kendilerine geldiğinde çalışmayacağı anlamına gelmez.

Kısacası sağlıklı bir beynin çalışmayan veya yedek olarak tutulan hiç bir bölümü yoktur. Görev kendisine geldiğinde her bölüm, her hücre çalışır ve görevini yapar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. mü. beyziyye). Yumurta şeklinde, uzunca yuvarlak: Beyziy-üş-şekl = Beyzî şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيضی] oval.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fransızca: Bezique). Bir nevi kâğıt oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bezique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bezique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bezik, 64 kağıtla oynanan bir çeşit iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten tohumundan çıkarılan bir yağ. Bu yağ, yağlıboya yapmakta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذر] tohum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: bâzâr-gân). Tacir, tüccar, alışveriş eden esnaf. Efendi ve ağa yerine Yahudiler için söylenen unvandır. Bezirgin başı — Eskiden konvoy başı, tüccar vekili. Ayak bezirginı = Eşya gezdirip satan, satıcı, bohçası. Korkak bezirgan = Tereddüt içindeki kimse, cesaretsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازرگان] tüccar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ticaret, alış veriş eden esnafın hal ve şanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZZAZISTAN (bk.) Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZİSTAN bk. Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Emsalsiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ziyâsız, ışıksız, karanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. aslı: bilek yüzüğü).

1.Kadınların süs olarak bileklerine taktıkları halka ki altın, gümüş, elmaslı veya sırçadan olur.

2.Kuyunun ağzına konulan yekpâre delikli taş, taş halka.

3.Topun kalın çenberi. Ayak bileziği = Arap kadınlarının ayaklarına taktıkları halka. Ar. halhâl.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. bangle. wristlet. collet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangle. bracelet. metal ring. bush. collar. segment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. metal ring. handcuffs. collar. thimble. heel ring. annulus. nipple. husk. hoop. retaining ring. clamp. collet. muff. bangle. charm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanda bulunan bir nevi asalak kurdun meydana getirdidi bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی نظير] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital video sistemlerinde en iyi veri depolamasını sağlamak için görüntü verisi sıkıştırılabilmektedir. Bit hızı, resim piksellerinin işlenmesi için gereken hızdır. Resim ne kadar az ayrıntılıysa, o kadar fazla sıkıştırılabilir ve bit hızı o kadar düşük olur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

us.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

us.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Galatı: mızıkçı). Oyunda hile yapan, hilebâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Sıkılmak, darlıkta bulunmak.

2.Müzevirlikte bulunmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Biz zamirinden: Bizim işimiz, bizim gelmemiz, bizimle beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

our. ours.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

our.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bize müteallik olan, bizim tasarrufumuz altında bulunan: Sizin ineğiniz bizimkinden ziyade süt veriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ours.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BIZR) (i. A.). Dılak. Kadın tenasül organının bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clit. clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clit. clitoris. clitoris klitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

MPEG dijital video sıkıştırması, piksellerden oluşan kare alanların sıkıştırılması temeline dayanır. Bazı koşullarda, resimde blok parazit olarak adlandırılan bozulmalar meydana gelebilir. Blok Parazit Azaltma işlemi, parazit bloklarını işleyerek görünmez olmalarını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the bosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gourmand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

over head and heels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çözgüsü ipek ve atkısı yün olan ince kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe flange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas. balecloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pirinç işleri yapan kimse; mangal, maltız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brezilya. Brazil nut Brezilya kestanesi. Brazilian i., s. Brezilyalı; s. Brezilya ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakkam ağacı, kızılağaç; bu ağaçtan elde edilen kızıl boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. A.). Baklagiller familyasından olan bazı ağaçların kırmızı renkli boya çıkarılan tahtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazilian. brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte,

6.Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan

2.Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash cloth. dishcloth. dishrag. wash rag. dish cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al. Fr.).

1.Avrupa’da vaktiyle asilzadelerle köylüler arasında yer alan şehirliler sınıfı.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bourgeoisie

kent soyluluk

Burjuva sınıfı


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bourgeoisie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bourgeoisie kentsoyluluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bourgeoisie. communist bourgeoisie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growth rate. rate of growth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BUZINE (i F.) Maymun, bk BÜznîne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بوزینه] maymun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canbazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çalıhorozu, (zool). Tetrao urogallus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاره سازی] çare bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جاذب] ilginç. 2.çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAZİBE) (i. A.) (Kuvve-i câzibe veya hâssa-i câzibeden kısaltılmış olarak).

1.İnsanın gönlünü cezbeden hassa, gönül kapıcılık: O kadar güzel değil ise de fevkalâde bir câzibesi vardır.

2.Diğer bir cismi kendisine doğru çekmek kuvveti: Güneşin cazibesi, mıknatıstaki cazibe.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractiveness. attraction. fascination. appeal. charm. charms. feminene charms. witchery. enchantment. enticement. allure. allurement. desirability. draw. drawing power. gilt. glamor. glamour. gravitation. it. lure. magnetism. oomph. romance. seduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. appeal. attraction. charm. allure. attractiveness alım. alımlılık. attraction çekim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attraction. charm. attractiveness. temptation. affinity. enchantment. fascination. gravity. lure. magnetism. witchery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جاذبه] çekicilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Câzibeli, alımlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاذبه دار] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekicilik kudreti ve hassası olan, herkesin gönlünü çeken, celbeden, sevimli. Fars. dilrübâ, dilkeş: Pek cazibeli bir kızdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. enticing. prepossessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. appealing. attractive çekici. alımlı. albenili.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catching. charming. inviting. prepossessing. seductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unattractive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without appeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جاذبيت] çekicilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezm»den) (mü. câzime) (c. cevâzim).

1.Cezm eden, kesen, kesin karar veren.

2.(Arap gramerinde) fiilin muzârî (geçiş) zamanına ait terimdir: Harf-i câzim, hurûf-ı câzime. İtikad-ı câzim = Hiç şüphe ve tereddüt bulunmayan kesin inanç.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kesin. 2.Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezb»den) (mü. câzibe). J. Kendine doğru çeken, cezb ve celb eden: Güneşin cazibesi. 2.Cazibesi olan, adamın gönlünü çeken, sevgi uyandıran: Pek câzip gözleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. appealing. attracting. catchy. alluring. catching. conspicuous. endearing. enticing. inviting. piquant. taking. tempting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. attracting. charming. attractive çekici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. alluring. catchy. engaging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi gizlice kendisine mal etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (g kalın okunur). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Santûrî Edhem Efendi tarafından yapılmış, başka bestekâr kullanmamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer performed at the funeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Belirli bir arazinin topografik, hidrolojik, jeolojik ve kültürel özellikleri gibi çevresel özelliklerinin incelenmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezUden smüş.) (mü. cezîle). Çok, bol. Ar. kesîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). (bk.) Cezm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cezm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.). Ay’ın tesiriyle deniz suyunun her gün yükselerek karaya doğru uzandıktan sonra inip geriye çekilmesi. Daha çok açık denizlerin sahillerinde görülür. (Mukabili olan uzanmak fiiline «med» denir): Denizin med ve cezri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.) (c. cüzûr).

1.Kök, asıl.

2.Kendi misline çarpılmakla bir sayı hasıl eden rakam. Meselâ 3 sayısı 9 sayısının cezridir. Cezr-i murabba = Bu suretle bir kere çarpılan sayılı, kare kök. Cezr-i mikâb = İki defa çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam, küp kök. Meselâ 3 rakamı 27 sayısının cezr-i mikabıdır. Cezr-i tâm = Bu suretle kendi kendine çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam. Cezr-i esem = Kesirsiz olarak, istenen sayıyı meydana getiremiyen rakam. Meselâ 13 adedinin cezr-i tâmı olmayıp bunun cezrine cezr-i esem derler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebb. ebb tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebb tide. ebb. low tide. low water. reflux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cezâir). Her tarafı su ile çevrilmiş kara, ada: Rodos, Sakız ceziresi. Cezâir-i Bahr-i Sefîd = Akdeniz Adaları, yani Rodos, Sakız, Midilli vs. Cezâir-i HAlidât = Kanarya adaları. Dicle ile Fırat mecraları aralarındaki ülke: Mezopotamya. Şibh-cezîre, nîm cezîre = Yalnız bir tarafı karaya bağlı bulunan ada, yarımada: Balkan şibh-cezîresi, Mora şibhcezîresi. Cezîret-ül-Arab = Arabistan yarımadası. (Arapça’da şibh-cezîreye de ekseriya cezîre derler).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزیره] ada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuneiform writing. cuneiform script. cuneiform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hareket eden bir noktanın yüzeyde bıraktığı iz olarak tanımlanabilecek olan çizginin, kompozisyonda üstlendiği formu ortaya çıkaran hareketi ifade etme, dokuyu verme, dengeyi sağlama gibi rollerin başat olduğu türdeki kompozisyonlar «çizgisel kompozisyonlar» olarak tanımlanır. Sanatın ilk adımlarının, Lascaux mağarasında olduğu gibi çizgiyle atıldığı ve çizginin özellikle perspektif kurallarının henüz yeterince bilinmediği Rönesans öncesinde önemli olduğu bilinir. Barok dönemde ışık-gölge kullanımının devreye girişiyle çizgisellik, ışığın imkân verdiği ölçüde kullanılır. Bu dönemde konturlar, çizgisel kompozisyonlarda olduğu gibi belirgin olmaz. 19. yy.da Neo-klasik Dönemde yeniden önem kazanan çizgi ve çizgisel kompozisyon, Romantizm ile birlikte nerdeyse kaybolmuş, Empresyonistler tarafından da tamamen kaldırılmıştır. Sanatçıların bireysel çıkışlar yaptığı 20. yy.da ise Henri Rosseau, Paul Klee gibi sanatçılar tarafından kendi belirledikleri amaçlar doğrultusunda kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). (bk.) Çizik..

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plotter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plotter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kuyruk yağının kıkırdağı.

2.Cızlayan, hisseden, hassas.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizilmiş, çizmekten hasıl olan iz, hat, yol: Bu aynanın bir çiziği var. Sudanlılarin yanaklarındaki çizikler. Çizik çizik = Yol yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch. scar. scrape. dint. score.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. mark. scrape. scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch. line. mark. bruise. clink. nip. rent. gutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Baştan savma, üstünkörü bir şekilde yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rasgele yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizilmiş, çizgileri olan: Çlzikll, çizili bir ayna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruled. lined. marked. scratched. drawn. delineated. canceled. crossed out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizilmek işi. (bk.) Çizilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çiziliş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çizgiler ve hatlar peyda etmek, sivri bir şey sürülmekle boyuna tırmalanmak: Bu kâğıt kolay çizilmiyor, bu ayna çizilmiş.

2.Çizgi çekilerek kaydı silinmek: Onun İsmi defterden çizildi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be marked / drawn / cancelled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Bir şeklin belli kaidelere uygun olarak çizilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing. construction. illustration. picture. technical drawing. ichno-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chart. drawing. construction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artwork. drawing. design. design work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif sıyrık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Et ve ona benzer şeylerin şiddetle yanarken çıkardıkları sesi taklit ve tasvir eder: Cızır cızır yandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yanarken veya kızarırken cızır cızır etmek, cızır cızır yanmak veya kızarmak.

2.Kalemin ses çıkarması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sizzle. to sizzle. to creak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Cızırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sizzle. splutter. sputter. cross talk. strays.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blare. scratch. stray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creaking sound. splutter. whiz whizz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cızırtı çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zühre, Çulpan, Venüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). piskopos asası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. trifling. slight. small.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. small. trifling. partial. fragmentary. nominal damages. inappreciable. inconsiderable. little. slight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Üç farklı parazit giderme teknolojisinin birleşimini eş zamanlı olarak kullanarak ‘dijital paraziti’ azaltan yenilikçi bir Sony teknolojisi: Çerçeve Paraziti Azaltma, Blok Parazit Azaltma ve Sinek Paraziti Azaltma.

Teknolojik Terim by

Yer

Danzig 12.yüzyıldan beri Polonya ile Almanya arasında ihtilafa konu olmuştur, iki ülke de şehri kendi toprakları altına almak ister. Almanya Birinci Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde ve özgür Polonya deklare edildiğinde, Versay Antlaşması’yla Danzig, nüfusunun %95’i Alman asıllı olmasına rağmen, “özgür şehir” olarak ilan edildi ve yetkisi Milletler Cemiyeti’ne verildi. Böylece Polonya’nın erişebileceği ve kullanacabileceği bir liman olacaktı. 1933’de, seçimler sonrası şehir parlementosunun büyük bir kısmı Nazilerden oluşuyordu. 1939’da, Polonya’nın Almanlar tarafından işgali ile, Danzig yeniden Almanya’ya katıldı. İkinci Dünya Savaşının sonunda ise, Gdansk adını alarak Polonya’ya bağlı bir şehir oldu. Şehirde bulunan Almanlar ise gitmeye zorlandılar. 1980’lerde şehir Solidarnosc hareketinin yuvası oldu. 1990’da ise şehirin Polonya’ya bağlı olduğu, resmen Almanlar tarafından kabul edildi. Danzig, tarihteki olayda yer almış önemli bir Avrupa şehridir. Aynı zamanda birçok büyük düşünürün de zaman zaman evi olmuştur.

Yer by

Türkçe Sözlük

(i.). Müstacel, tez, acele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value analysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu modda, enstantane ayarlanır; diyafram açıklığı buna göre fotoğraf makinesi tarafından belirlenir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arkadaşlık, dostluk; sırdaşlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Foklara benzer bir iri deniz memelileri takımı.

2.Masallarda belden aşağısı balık, belden yukarısı kız şeklinde tasvir edilen hayali bir yaratık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mermaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mermaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mermaid. siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mermaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. deposito

ekon. güvence akçesi

Herhangi bir sorumluluk yerine getirilmediğinde karşı tarafça el konulacak olan para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consigned money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Bir taahhüt sırasında yatırılan teminat akçası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. deposito

ekon. güvence akçesi

Herhangi bir sorumluluk yerine getirilmediğinde karşı tarafça el konulacak olan para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit. security. down payment. caution money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caution money. deposit. security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epicentre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Terzi. (bk.) Terzi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درزی] terzi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlâcı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Pozitif fotoğraf filmi veya camı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha yumuşak geçişli filmler için istenmeyen renk parazitlerini ortadan kaldırır. Bir mikroişlemci, video görüntüsünde arka arkaya iki alanı (=1 çerçeve) karşılaştırarak resim üzerindeki paraziti algılar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dijital parazit giderme devreleri temiz ve net bir görüntü sağlamak için piksel düzeyinde filtreleme kullanarak, blok paraziti ve sinek sesini azaltır. Orijinal bir görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi olan BRAVIA Engine, canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Video sinyalleri sıkıştırıldığında, DVD’nin bazı bölümlerinde dijital parazit meydana gelebilir ve bunlar titiz video düşkünleri tarafından fark edilebilir. Sony, en yeni dijital görüntü işleme teknolojisini temel alan yeni bir Dijital Parazit Giderme sistemi kullanmaktadır. Efekt, adımlar halinde seçilebildiğinden, görüntünün sabit fon görüntülerinde daha az titreşime neden olmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pezîreften = kabûl etmek). Gönlün kabûl edeceği, gönlün beğendiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü canlanmış, dirilmlş, Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Drezin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Diapozitif.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. diapositive

saydam

Sayısal ortamda hazırlanmış, yansıtım aygıtında kullanılmaya özgü pozitif görüntü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filmslide. transparency. diapositive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Sıralama, Ar. nazım, silk: Teşbih, inci dizisi. 2.Sıralanmış, bir Doğan sıra teşkil eden şey: Bir dizi inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

batch. battery. course. line. range. rank. row. sequence. series. string. succession. tier. serial. paradigm. scale. progression. file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

array.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Series. file. range. rank. row. series. string. line. scale. progression. train. linkage. configuration. tier. bank. gear. layer. queue. form. formation. lineup. catena. tail. strand. skein. ordinal. course. alignment. strung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in rows. lined up. string together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serial film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

TV series.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dizi halinde sıralamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sıralanmış, sıralı. Osm. silke çekilmiş: Dizili asker; dizili saksılar, inci. 2.Tertip olunmuş: Dizili sayfalar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arranged in a line or row. string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sıralanma, bir sıra teşkil etme. Matbaacılıkta harflerin baskıya hazır olmak üzere tertip edilmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. arranging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diziliş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sıralanmak, dizilmek, sıraya konmak, bir sıra teşkil etmek: Yolun üzerinde dizildiler.

2.(harf) basılmak üzere yazı tertip olunmak: Bu kitaptan kaç forma dizildi?


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

range. to be arranged in an order. to be set in type. to be strung. to be lined up. to line up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be arranged in an order. to line up. to be set in type. to be strung up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composition. typesetting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concordance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dizme. (bk.) Dizme.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Canlılarda yaşama savaşı her zaman en hızlı tepkileri olan türlerin yararına sonuçlandığından, en basit organizmalarda bile haber alma organları (duyu organları), hareket organları (kaslar) ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlayan organlar, yani sinir sistemi gelişmiştir.

Vücudumuzun her yanı sinirlerle örtülü olduğu halde sinir hücrelerinin gövdeleri yalnızca beyinde ve omurilikte bulunur. Bütün vücuda dağılmış milyonlarca sinire karşılık beyinden ve omurilikten yalnızca 43 çift sinir çıkar. Bunlar merkezden ayrıldıkları sonra gitgide dallanarak vücudun her yanına dağılırlar.

Refleks bir uyarıya vücudun ani ve otomatik olarak cevap vermesidir. Örneğin elimiz sıcak bir tencereye değdiğinde aniden çekmemiz bir reflekstir. Reflekslerde komuta omuriliktedir. Beyne bilgi gidebilir ama refleks olayında beyin aktif olarak rol oynamaz.

Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tendona minik lastik bir çekiçle sertçe vurursa bacağınız ileri doğru fırlar. Bu reflekste de baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki gösterirler ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğe iletirler.

Omurilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir ve bacak tekrar geri hareket eder. Görüldüğü gibi refleks, beynin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan, doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmiştir.

Diz kapağı refleksinin sınanması özellikle omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. Bu alanda uzmanlaşmış bir doktor basit bir kaç testle sinir sisteminin işleyişine ve ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin pek çok bilgi edinebilir. Çekiçle vurulduğunda bacağın normalden fazla hareket etmesi tümörden kalsiyum eksikliğine kadar bir çok hastalığın habercisi olabilir.

Dize çekiçle vurularak yapılan kontrol tek başına tabii ki yeterli bilgi vermez. Doktorlar bir ön bilgi almak için bu çabuk ve kolay testi yaptıktan sonra vücut üzerinde diğer muayene ve kontrollerine devam ederler.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossroad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kol kuvveti veya motorla işleyen küçük demiryolu arabası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electric motor carriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Druse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Druze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graffiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graffiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. dozzina). On iki parçadan ibaret takım, deste: Bir düzine kaşık, havlu. Bunun düzinesi kaça? Düzine ile almak, satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prose. prose nesir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğrafların ve video görüntülerin i.LINK™ ile bağlanmış DV kaynaklarından okunmasını sağlar. Okunan görüntüler, işlenmek üzere çeşitli biçimlerde kaydedilebilir.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعاظم] büyükler, ileri gelenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ افاضل] seçkin insanlar. 2.bilginler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Efadıl).

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. existentialiste

fel. varoluşçu

Varoluşçuluk yanlısı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. existentialisme

fel. varoluşçuluk

Varoluşun özden önce geldiğini ve özü sürekli olarak yarattığını ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi: ekzube dilimizde kullanılmaz). Yalanlar, yalan sözler.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exposition

sergileme

Sergilemek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yol üzerındekı köprüden geçen demıryolu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handwriting. longhand. script. writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handwriting. cursive script. hand. long hand. writing hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki halde, bugünkü günde, elyevm, hâlâ, henüz: Necd’in bedevî Arablar’ı el-hâletü hâzihi Arapça’nın fasihini söylüyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mezopotamya, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki ülke. Bugün İrak’ta kalıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electric bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electronic / synthetic music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. L. fizik). Elektroliz sırasında negatif kutupta toplanan cisimler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الحالة هذه] şimdiki, günümüzdeki

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mizâc). Mizâçlar. (bk.) Mizaç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امزجه] mizaçlar, karakterler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. emizmek’ten).

1.Çocuğun ağzına alıp emdiği memenin tepesi, düğmesi. Ar. halme.

2.Meme yerine, çocuklara süt vermek için kullanılan ağzı meme ucu şeklinde lâstikli şişe: Sütnine kahrını çekmeden ise çocuğu emzikle beslemek daha iyidir.

3.Çocukların su içmesine mahsus küçük ibrik lülesi. 4.Yeni doğan çocuklara tülbend içine sarılı olarak emdirilen şekerli badem ezmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifier. nipple. comforter. teat. cigarette holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dummy. pacifier. teat. nipple. spout. narghile. cigarette holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spout. pacifier. comforter. feeding bottle. nozzle. teat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Memede çocuğu bulunan, çocuğa meme veren (kadın): Emzikli kadınların iyi beslenmesi şarttır.

2.Lüleli (ibrik veya diğer kab).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lactation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lactation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (çocuğa). Meme veya yapma emzik emdirmek. Ar. irzâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breast-feed. breastfeed. suckle. nurse. put out to nurse. wet-nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. suckle. to breast-feed. to suckle. to nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to nurse. to suckle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1.Eskiden, Katolik inançlarına karşı gelenleri araştırıp cezalandırmak üzere kurulan kilise mahkemelerinin adı. 2.Engizisyon (Latince:inquisitio, soruşturma), Katolik Kilisesine bağlı bir mahkeme sistemi idi. Gerek kararları, gerek siyasi ve dini görüşleri nedeniyle üç büyük engizisyon adından çok söz ettirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquisition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Inquisition. holy- office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enzyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enzyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اراضی] arazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. erzel). Erzeller, reziller, (bk.) Erzel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اراذل] reziller, aşağılıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ergalip).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkulan ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi birçok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim insanları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemelerin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkuları ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi bir çok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim adamları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemenin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erzincan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ارزش] değer, kıymet, itibar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ارزیز] kalay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taht süsleyen, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağır basan: Ezici çoğunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. devastating. overwhelming. damning. oppressive. sweeping. masher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppressive. overwhelming. crushing. breaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. overwhelming. heavy. oppressive. overpowering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezilmiş, basılmış, bozuk: Birtakım ezik portakallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushed. squashed. sheepish. meek. bruise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. bruise. dent. crushed. squashed. contusion. bruised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. crushed. bruised and squashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzundur) (i. A. c.) (m. zukak). Sokaklar, (bk.) Sokak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Eziklerde yapılacak ilk iş; eziğin üzerine buz koymak veya soğuk su ile kompres yapmaktır. Ayrıca; dışarı kan çıkmışsa, önce oksijenli su ile temizlenir. Aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, ispirto.

Hazırlanışı : 2 su bardağı ispirtoya bir avuç maydanoz koyup iyice ezilir. Ezilen yerin üzerine konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezik olma hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being crushed. being squashed. bruise. contusion. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling of hunger. worry and depression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.)

1.Toz haline, yassı hale getirilmek, dövülmek. Osm. sahk olunmak: Bu boya ezilmeden kullanılmaz.

2.Basılmak, ağır bir şeyin altında kalarak veya sıkışarak yamyassı olmak: Arabanın altında kolu ezilmiş; bu portakallar, kavunlar ezilmiştir.

3.Mağlûp olmak, tahammülü pek zor bir sıkıntı altında perişan olmak: Bu arada o biçare ezildi; dert ve kederden ezilip gitti. Ezilip büzülmek = Maksadını açık söyleyemeyip de sıkılarak konuşacak söz bulamamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be crushed. be put upon. squeeze. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squash. to be crushed. to squash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be crushed. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowed down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downtrodden. repressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushed. downtrodden. repressed. smashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kuvvetlendirme tekrarı). Çok ezilmiş: Ezim ezim eziliyor yüreğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (mide) Bayılmak, baygınlık hissetmek: Midem eziniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Midede ezilir gibi hissolunan baygınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.incitme, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ: Eziyet etmek, vermek.

2.Zahmet, meşakkat: Eziyet çekmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torture. torment. pain. grind. gnawing. grinding work. infliction. maltreatment. oppression. persecution. punishment. vexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infliction. oppression. persecution. torment. cruelty. ill treatment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. torture. cruelty. injury. pain. hurt. suffering. infliction. punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppress. torment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torment. to torture. harrow. maltreat. pain. tantalize. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zahmetli, meşakkatli, çok ağır ve yorucu: Eziyetli bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذیت] üzme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(mus.) (Fr.). Musikide serbest stilde yazılmış parça. Türk musikisinde serbest stilde yazılmış şarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. fancy. fantasy. phantasy. flamboyance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fantasy. fancy. fantasia. conceit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. caprice. whim. fanciful. distinctive looking. original. fantasy. phantasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. faraziyye). Farz ve takdir esasına dayanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suppositional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothetical. assumptive. conjectural. suppositional. suppositious. theoretical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Farzetme, var sayma, ipotez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis. supposition. assumption. conjecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Doğru gerçek olmayıp farz ve takdir esasına dayanan şeyler: Faraziyatla uğraşıyor. Faraziyât-ı gayri mümkine = Gerçekleşmesi imkânsız düşünce ve fikirler. Fr. utopies.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرضيه] varsayım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FARZ-I MUHAL) (i. F ). (bk.) Farz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرضيه] varsayım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. faysal = çözme, karar, F. pezîriften = kabul etmek). Hal ve fasi kabûl eden, neticelenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fazîha) (fezâhet’ ten smüş.). Rezil, rüsvây, rezîlâne, kötü, kaba, çirkin, yolsuz: Kavl-i fazîh = Kötü iş. Amâl-i fazîha = Kötü işler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضيحه] rezillik, skandal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. fâzıla) (c. füzelâ) (fazl’dan if.).

1.Fazîlet sahibi, ahlâklı, iyi huylu, olgun: Fâzıl adam.

2.İlim ve irfanıyle akranından üstün, ilim sahibi: Fâzıl bir adamdır, fuzelây-ı asrdan (asrın fâzıllarından) bir zât.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاضل] erdemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Faziletli, fazilet sahibi. 2.Erdemli, faik, üstün. - (bkz.Faik, Fadıl).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fazıl).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fazâil).

1.Değer, kadir, meziyet: Bunda ne fazîlet var anlayamıyorum.

2.Hüner, marifet, ilim, irfan: Fazîleti, fazâili meşhur bir zat.

3.İyi ahlâk, iffet, ismet ve nâmus: insanın itibarı faziletiyle ölçülür, artar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virtue. merit. prig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virtue. excellence. grace. honour. morality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضيلت] erdem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat, güzel vasıf. 2.Kişiyi, ahlaklı ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. 3.İnsanın yaratılışındaki iyilik, iyi huy, erdem. 4.İyi anlak, iffet. - (bkz.Erdem).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Faziletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Fazîlet sever, fazîlet sâhlbi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فضيلتکار] erdemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virtuous erdemli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virtuous. virtious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fazilet sahibi. (bk.) Fazilet. Yazı dilinde de din adamlarına İstanbul ve Haremeyn pâyelerini haiz olanlarına verilen unvandı: Fazîletlû Mustafa efendi hazretleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فضيلت پرست] erdem yanlısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فجرکاذب] gerçek tan ağartısından önceki geçici aydınlık

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FECR-İ KAZİB) (i. F.). Gün doğmadan tan yerinde belirip sonradan kaybolan aydınlık, geçici tan, yalancı tan, aldatıcı fecir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. fenâ = zeval, F. pezireften = kabul etmek). Zeval bulan ebedî olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فناپذیر] yok olucu, fani.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kurtuluşla ilgili. 2.Zafere ait. 3.Galip gelen, üstün olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Fevzi). 2.Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2.Sultan Mahmud tarafından eski adalar mevkiine verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.İlim, irfan. 2.Akma, suyun akıp taşması. 3.Bolluk çokluk, verimlilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Açık yeşil, asma filizi renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light green.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film music / score. film music. film score.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

movie star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film star. motion picture star. cinemactor. movie star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir disk yerleştirildiğinde sistem otomatik olarak iki ses modundan birini seçer: Müzik Modu, CD kayıttan çalımı için en iyi bas ayarlarına önceden ayarlanmışken Film Modu DVD filmi kayıttan çalması için idealdir. Film / Müzik Modu, diğer karmaşık ses ayarlamalarınızı kolaylaştırarak müzik ve filmlerinizi hayata geçirir

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yükseklik. Ser fîrâzî = Seçkinlik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. feasibility

yapılabilirlik

Herhangi bir girişimin işletme ve ekonomi yönlerinden durumunu önceden tespit etme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feasibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feasibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Cisimlerin hususiyetleri İle kimyevî değişikliğe uğratmaksızın hal veya hareketlerini değiştirme esasları üzerinde çalışan ilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.İnsan vücudu ile alâkalı: Kültür fizik = Vücudu kuvvetlendirmeye, zindeleştirmeye hattâ bazı hafif sakatlıkları düzeltmeye yarayan hareketler, beden eğitimi. 2.Bir şahsın fizyonomisi, dış görünüşü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Fizikle alâkalı (nisbet bildirmek için Arapça ekle yapılan «fizikî» sözü ile aynı mânâyı ifade etmek için uydurulan «fiziksel» sözü yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physics. physical science.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physics. physique. physics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physics. physical. physical science.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fizik bilgini veya öğretmeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physicist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physicist. physics teacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physicist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. physically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical geography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Varlıkların duyum dışı sayılan temellerini araştıran felsefe dalı. (bk.) Metafizik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. somatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halk. halk. ahalı. ınsanlar. mıllet. irk. halk müzığı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

background music. background sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğraflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğroflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabakada retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanz, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinesinin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmakta; dondurucu, çok soğuk. freezing point donma noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غریزی] içgüdüsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gazâ’dan if.).

1.Gazâ eden, düşmana karşı harbetmeye giden, bir memleketi fetheden veya zafer kazanan asker, kumandan ve hükümdar. Ar. mücahid, fâtih: Osman Gazi, Orhan Gazi, Gazi Osman Paşa. Ya gazi, ya şehid.

2.Türkçe: Gerdana asmaya mahsus yazılı altın. Gaziler helvası = Bir çeşit un helvası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

war veteran. wounded veteran. ghazi. ataturk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veteran. warrior for the faith or islam. ghazi. war veteran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who fights on behalf of Islam. war veteran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Atatürk. old campaigner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غازی] savaşmış, gaza yapmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah yolunda savaşan kişi. 2.Gaza sırasında yaralanan kimse. 3.Gaza sırasında yararlıklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 4.2.Mahmud zamanında çıkarılan altın sikke.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Gazi sıfat ve unvanı: Gaziliği falan muharebede kazanmıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca: kazino). Müşterilerine yemek ve temsil veren yahut kumar oynatan müessese (kelime Türkçe’de büyükçe kahvehane ve birahaneler için de kullanılmaktadır), (bk.) Kazino.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. cafe. large coffee house. refreshment bar. night-club. club. officers' mess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outdoor café. a big night club. casino. gambling resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gazâret’ten smüş.) (mü. gazîre). Bol, kesretli, ziyade, fazla. Ar. vâfir (en fazla su, süt vesaire hakkında kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Gazir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Yanma hadisesi olmadan meydana gelen ışık, Ar. lem’a (Fr. luminescense).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı anber çiçeği ağacı, mimoza çeşitlerinden bir küçük ağaç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shipwreck. wrecked ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometric progression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geometric progression. geometrical progression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tomuzlan, yer eşeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İpek ve iplikle karışık hâreli meşhur bir çeşit kumaş ki, eninin bir arşın olması bu isimle adlandırılmasının sebebidir. Hind gezisi, geziden entari. 2.Geziden yapılmış: Gezi cübbe.

3.Seyahat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trip. journey. excursion. promenade. sightseeing. tour. travel. locomotion. outing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circuit. outing. tour. trip. voyage. excursion. journey. promenade. walk. ride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. tour. outing. promenade. place for strolling. joy ride. pleasure travel. spare-time travel. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gezen, seyreden, seyyar.

2.Gezip seyahat eden, seyyâh.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. itinerant. traveling. travelling. touring. ambulant. ambulatory. floating. roving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. itinerant. moving. rounder. rover. wayfarer. traveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travelling library.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle ülkemizde orman arazileri üzerindeki doğal vejetasyon kaldırılarak, tarla ve bahçe tarımı yapılır. Fakat çoğunlukla yamaçlarda olan bu tarlalar 2-3 yıl sonra fakirleşip verimsiz hale gelince terk edilir, yeni tarla elde etme için yeni ormanlar ortadan kaldırılır. Onun için buna “gezici orman tarımı” da denmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Seyir, seyahat: Geziciliği çok severim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Isırılmış. Mâr-gezîde = Yılan tarafından ısırılmış, yılanın ısırdığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Herhangi bir kimse gezmek: Bu kılıkla sokakta gezilmez. Gezilme fiili: Kiralık ev bugün iki defa gezildi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Öğrencileriyle beraber gezinerek ders vermeye alışmış olan Aristo felsefesinin adı (peripatetizm).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gezinmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramble. wander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dolaşmak, kendi kendine gezip vakit geçirmek: Denizin kenarında geziniyordum.

2.mec. Def-i hâcet için dışarı çıkmak, su dökmeye gitmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat around. walk about. walk around. wander about. wander. stroll. hang around. hang about. get around. mosey. perambulate. promenade. roam. rove. rove about. stray. go for a stroll. take a stroll. go for a walk. take a walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promenade. ramble. range. roam. stroll. walk. to wander about. to get about. to get around. to stroll. to ramble. to roam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wander about without a definite purpose. to walk about. to roam. to walk. to lounge. to promenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde geçkisiz, kısa taksim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gezinme, Osm. seyr, teferrüc.

2.Gezilecek yer, gezip dolaşılacak yer.

3.Odaların önündeki gezecek kadar sofa, koridor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. walk. promenade. stroll. airing. hike. ride. trip. jaunt. outing. prom. run. sally. walking tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. outing. ride. sally. spin. trip. walk. stroll. tour. jaunt. corridor. pleasure trip. outinig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. outing. walk. stroll. pleasure trip. tour. travel. walking promenade. traveling tour. journey. pleasure drive. cruiser. deck. gallery. aisle. corridor. platform. picnic. hike. esplanade. walkway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promenade. place for strolling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gırîziyye). Tabiî, esasta olan: Harâret-i gırîziyye = İnsan ve hayvanda solunumdan meydana gelen iç sıcaklık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. camcı; perdahçı, sırcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Birçok bitkide bulunan glikoz birleşiklerinin umumî adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ing.) çoban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) otlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (müz.) Iatif olarak, letafetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yanma, yakılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seçilmiş, seçkin, müntehab. Ar. mümtâz. Bir şeyin en iyi kısmı: Asâr-ı güzide = Seçkin eserler. Türk şairlerinin en güzidesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinguished. select. choice. outstanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eminent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. güzide). Güzîde’nin c. seçkinler, seçilmişler, beğeğenilmiş söz, şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Seçilmiş, beğenilmiş söz, şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Seçen, intihâb eden, seçip ittihaz eden, kabûl eden, beğenen (terkiplere girer): Vahdet-güzin = Kendini Tanrı’nın birliği yolunda ibadet ve takvâya adamış kimse. Kûşe-güzîn-i feragat = Feragat köşesini seçip kabûl eden.

2.Seçilmiş, seçkin: Cihâr yâr-ı güzîn = İlk 4 Halîfe, Hulefây-ı RAşidîn.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. - Hz.Muhammed (s.a.s)’in dostu (halifesi) Hz.Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.anhum).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çâre, derman.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Çare, derman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گزیده] seçkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گزین] seçen. 2.seçilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گزیر] çare. 2.derman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Halk dilinde abdülleziz denilen, Akdeniz bölgesinde ve Afrika’da yetişen bir ağacın dut kurusu şeklinde ve büyüklüğünde olan yağlı ve tatlı yemişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staple of news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAFIZ-I KÜTÜB) (i. A.). Eskiden kütüphanelerdeki kitapların bakım ve korunmasını sağlayan kimse, kütüphane memuru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. halel, Fars. pezîriften = kabûl etmek). Eksik, fesat kabûl eden, nâkıs, bozuk: Bunca senelik hukuk, halel-pezîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. extant. present-day. the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present time. the present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حال حاضر] şimdiki durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halvet = tenhâlık, Fars. güziden = seçmek). Halveti seçen, tenhaya çekilip ibâdet, zikir ve murakabe eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Ekşilik, kekrelik.

2.(kimya) Bir cismin ekşi olması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hınzîr). Hınzırlar, domuzlar, (bk.) Hınzır (hınzîr).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خنازیر] domuzlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ev yıkıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard gas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Isı veya ışık temin etmek maksadıyle yakılarak kullanılan bir gaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

way of life. life pattern / style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzû» dan if.) (mü. hâzıa). Tevazû gösteren, mütevazı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاضع] alçakgönüllü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazâkat» ten if.) (mü. hâzıka) (c. huzzak). Mahir, maharetli, ilim veya san’atında, bilhassa tıpta vukuf ve malûmatı tam olan: Tabîb-i hâzık, huzzâk-ı etibbâdan = Tabiblerin en mahirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاذق] usta, yetenekli, ehil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.) (yanlış tâbir). Hazâkatle, mahirâne. Doktorum pek hâzikane ameliyat yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazm»dan if.) (mü. hâzıma). Sindiren, hazmettiren, bu su pek hâztmdır, hâzım bir ilâç içmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezm» den if.). Düşmanı yenip hezimete uğratan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazm» den if.) (mü. hâzime). Hazm ve ihtiyat sahibi, çok dikkatli, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hazm» dan smüş.). İşini sağlam tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hazmeden, hazimli, ihtiyatlı, akıllı, işinde gözü açık, sağlam olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zafer kazanan, galip, hazimete uğratan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Midenin yenilen şeyleri hazmetmek kuvvet ve hassası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sindirici kuvvet, (bkz.Hazim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Tahammüllü, tolerans sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patient. tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Dokunaklı sözü kaldıramıyan kimse. Tahammülsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unable to adapt to those around him / her.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hazım işinin yolunda olmaması hali. (bk.) Hazım.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir. Nedenleri çeşitlidir. Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir. Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. Kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı; sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 2 kahve kaşığı karbonat konup, eritilir. Yemekten sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyspepsia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyspepsia. indigestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indigestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZİN) (i. A. «hüzn»den) (mü. hazîne). I. Hüzün ve kedere düşmüş; hüzünlü, gamlı, Ar. mağmûm, mükedder, üzüntülü: Kendisini pek hazin gördüm.

2.Hüzün ve kedere delâlet eden, hüzünlü: Hazin bir çehresi, bakışı vardır.

3.Hüzün ve keder verici: Hazin bir manzara, hazin bir makam, bir yer, hüzün ve kederle, mahzun ve gamlı olarak: Hazin hazin bakıyordu, çoban hazin hazin kaval çalıyordu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazâne» den if.).

1.Hazinedar, hazine emini, hazine muhafızı.

2.Umumiyetle muhafız, bekçi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. sorrowful. pathetic. dolorous. lugubrious. mournful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. pathetic. melancholy. touching. moving. sorrowful. tragic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. pathetic. touching. moving. funereal. piteous. pitiful. sorrowful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حزین] hüzün dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خازن] haznedar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hüzünlü, üzüntülü, acıklı. 2.Üzüntü veren, gamlandıran, kederlendiren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazâin) (Türkçe: hazne).

1.Para konan ve saklanan yer, vezne, sandık: Devlet hazinesi (maliye bakanlığına yalnız hazine de denir).

2.Değerli şeyler saklamak üzere yapılmış muhafazalı yer depo.

3.Akar suyun veya yağmur suyunun birikip saklandığı yer, sarnıç, depo, su hazinesi de denir (Türkçe’de bu mânâda daha çok «hazne» denir).

4.Top ve tüfek barutunun konduğu yer.

5.Gönjülü mal, defîne.

6.İrin biriken yer.Para vesair değerli şeylerden ibaret yük.Vaktiyle on altı bin altın kurüş miktarı. Hazîne-i hâssa = Osmanlı hükümdarına ait emlâk, arâzi vesairenin gelir ve masraf dairesi. Hazîne kethudâsı — Eskiden Enderûn-ı Hümâyûn’daki değerli mal ve eşyanın muhafaza ve idaresine memur zat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffers. treasure. exchequer. stores. riches. coffer. repertory. store. storehouse. thesaurus. treasure house. trove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchequer. treasure. treasury. strong room. treasure trove. national treasury. source. public treasury. excgequer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasury. exchequer. purse. strongroom. treasure-trove. national treasury. a treasure. a much-valued person / thing. storage place. depot. treasury department / house. repertory. safe deposit. coffers. gazophylacium. jewel house. repository. storeroom. th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خزینه] hazine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Devlet malının parasının saklandığı y(Erkek İsmi) 2.Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasury bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasury bills. certificate of indebtedness. treasury bill. treasury bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Treasury Bill)

Hazine tarafından vadesi bir yıldan kısa süreli olarak çıkarılan ve iskontolu olarak işlem gören borçlanma senetleridir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçesi: haznedar). Bir hazinenin idare ve muhafazasına memur adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خزینه دار] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. haznedarlık). Hazinedar vazife ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being the keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dayak atma; fazla veya zor iş; şaka olarak munasebetsiz işler yaptırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZIR) (i. A. «huzûr» dan if.) (mü. hâzıra) (c. huzzar, hâzırûn).

1.Bahis mevzuu olan yerde mevcut olan, bizzat bulunan, Ar. kaaim; gaaip zıddı: Bu söz olurken o da hazırdı Hazır bulunanlarla konuştu. Huzzâra dert yandı. Hâzır-ı bi’l-meclis = Mecliste mevcut bulunan.

2.Tedarik edilip göz önünde bulunan, Ar. müheyyâ, Fars. Amâde: Bütün sefer levâzımı hazırdır.

3.Her bakımdan tamamlanan ve her türlü malzemesi tedarik olunup bir iş için müheyyâ olan: Ben hazırım, araba daha hazır olmadı, yemek hazırdır.

4.Yapılmış ve dikilmiş halde satılan ısmarlama olarak yaptırılmayan: Hazır gömlek, elbise, ayakkabı.

5.Hât-i hâzır = Şimdiki hal. Latince: statquo yani durumun muhafazası demek olan ve siyasî dilde kullanılan tâbirin tercümesinde de «hâl-i hâzır» terkîbi kullanılmıştır. Emr-i hâzır = Gramerde emir sigasının muhatâbı: Yap, yapın gibi (Arapça gaaiplerini başka siga suretinde ayırıp «emr-i gaaip» denir). Hazır etmek = Hazırlamak, el altında tutmak. Askerlikte: Hazır ol! Hazır dur! (galatı: Has dur!) = Başka bir kumandayı almak için hazır bulunmak kumandası. Hazırcevap = Derhal münasip cevap bulup söyleyen çabuk kavrayışlı adam. Hazıra konmak = Miras suretiyle veya başka yolla emeksiz servete mâlik olmak: Zaten, tam sırasıdır: Hazır gelmişken şu işi de görelim, hazır kalem elimizde iken filâna da bir mektup yazalım, c. Huzzâr = Mecliste hazır bulunan kimseler, cemaat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared. ready-made. quick. present. available. stand-by. up for. willing. agreeable. content. cut and dried. cut-and-dried. disposed. finished. forthcoming. forward. game. go. handy. on. on hand. on tap. operational. prompt. reach-me-down. r.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthcoming. game. handy. immediate. prepared. ready. ripe. set. willing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. present. prepared. in attendance. attending. ready-made. available. in the can. finished. forthcoming. geared up. handy. immediate. ready made. mounted. prompt. ripe. actual stock. on tap. on toast. willing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاضر] huzurda. 2.hazır, mevcut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hazır Aksesuar yuvası üzerinden harici flaş birimleri takılabildiğinden, çeşitli flaşlar kullanılabilir. Bu durum özellikle stüdyo ortamı için çok kullanışlıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-mixed concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attend. to be present. to stand by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready wear. ready-to-wear. off the peg clothes. ready to wear. ready- to-wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready cash. ready money. ready cash / money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared food stuffs. package food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZİRAN) (i. Süryânîce’ den). Yılın dördüncü ayı ki, yaz mevsiminin ilk ayıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

june.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

june.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZIR-CEVAB) (i. A.). Her söze, derhal, düşünmeksizin uygun cevap veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick at repartee. witty. good at repartee. quick-witted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good at repartee. quick to answer back. quip. ready reply. ready wit. witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wittiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, hemen giyilebilecek elbise satan adam. Kapamacı (eski tabir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller of ready-made clothing. one who expects everything to be handed to him / her on a silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, hazır esvap satanın sanat ve ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the tendency to expect everything to be handed to one on a silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حظيره] etrafı çevrili yer (mezarlık vs.)

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(c. hazâir) (yanlış olarak hatîre de denir). Etrafı duvar veya çitle çevrilmiş küçük mezarlık vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concoction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır etmek, Osm. tehie etmek: Aşçıya söyleyin, yemeği hazırlasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equip. prepare. make ready. arrange. coach. concoct. engross. groom. knock up. lay. lay out. set. set by. stage. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brevity. dispose. do. fit. get. install. lay. make. prepare. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setup. to prepare. to make ready. arrange. brew. to compile a catalog ue. coach sb for an examination. equip. fit. forearm. get. set. square away. tailor. tee up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gereğini tedarik edip hazır olmak: Ben yolculuk için hazırlanıyorum. Osm. tehie edilmek, hazır bulundurulmak: Yemek hazırlandı mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gird up one's loins. get ready. be prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get ready. to be readied. cook up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır ettirmek, Osm. tehie ettirmek: Hayvanları erkenden hazırlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth made ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işe hazır olmak için lâzım gelen işler, Ar. tedârikât: Yolculuk için hazırlık görüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparative. preparatory. stand-by. preparation. arrangement. provision. providence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. preparation. providence. provision. readiness. preparatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparatory period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prep school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. well-prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. well-prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. extempore. extemporaneous. unready. unprovided for. offhand. at half cock. extemporary. incautious. off-the-cuff. offhanded. unprovided. unrehearsed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extempore. impromptu. offhand. unprepared. ad lib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. impromptu. unscripted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğu içinde suda pişip katılaşmış yumurta. Sıfat gibi de kullanılıp: Hazırlop yumurta denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. hâzır). Meydanda, göz önünde olanlar, bizzat bulunanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاضرون] bulunanlar, hazır olanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.En aşağı ve alçak yer, evc’in zıddı.

2.(astronomi) Bir gezegenin güneşten en uzak bulunduğu yer ve astronomide güneş, ay ve gezegenlerin arza en uzak bulundukları nokta, Fr. p£rig4e.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mesud, mutlu. 2.Hisse ve nasibi olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Haziz).

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Dijital yüksek tanımlı TV biçimlerini görüntüleyebilen ve ayrı bir HDTV tunerine bağlanan televizyonları tanımlamak için kullanılan terim. Bu televizyonlar 720p ve 1080i HD biçimlerini görüntüleyebilir, hem analog komponent hem de dijital HDMI™ bağlantısına sahiptir ve en az 720 satırdır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خنازیر] domuzlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça terkiplerde hezîme de olur). Bozgunluk, sındırgı, mağlûbiyet: Düşman askeri hezimete uğradı. Büyük bir hezimetle geri döndü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkmate. crushing defeat. rout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing defeat. rout. fiasco. licking. repulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هزیمت] bozgun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozguna uğramak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zİrgüle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hicâziyye).

1.Hicaz’a ait olan.

2.Hicazlı Arap.

3.Hicâz makamının şimdi kullanılmıyan diğer adı. (bk.) Hicâz.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Saklama, koruma ile ilgili. 2.Ezberleme, akılda tutma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Vücudu sağlam tutmak ve hastalıklardan korumak için gerekli tedbirlerin bütünü ve bunları konu edinen hekimlik kolu, sağlık bilgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygiene hijyen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygiene. sanitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حفظ الصحه] sağlık koruma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hıfzı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coconut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coconut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cocos nucifera): Tropikal bölgelerde yetişen, hurma cinsinden bir çeşit ağacın yemişidir. Portakaldan büyüktür. Kabuğu çok serttir. İçinde sütümsü bir sıvı vardır. Yemişin içinde kabuğuna bitişik yağlı ve nişastalı eti vardır. Büyük ve Küçük olmak üzere iki çeşidi vardır. Hekimlikte küçükleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mango.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HINZIR (i. A.) (c. hanâzîr). Domuz. mec. Pis ve katı yürekli, gaddar, hâin adam, domuz tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pig. hog domuz. swine. malicious fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brat. bratty. damned. nasty. impish. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خنزیر] domuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dişi domuz. mec. Pis ve kötü huylu kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Domuz huylu, gaddarlık, hâinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief. nastiness. a nasty disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave nastily / mischievously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. fizik). Bir mıknatıs alanında tutulan bir çelik parçasının bu alandan uzaklaştırıldığı zaman, kendisinde yine bir kısım mıknatıslığın saklı kalması hâdisesi ve bunun derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hitâm = bitme, Fars. pezîriften = kabûl etmek). Biten, hitâm bulan: O iş de bugün hitâmpezîr oldu (dilimizde kullanılmıyan asıl mânâsı: bitebilir, bitmesi mümkün olan).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hizb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. sect. in-group. splinter group. faction. cabal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. faction. schism. coterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction group. clique. faction. parliamentary group. in group. schism. sect. splinter. split in a party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a factionary. factionist. factious. fractionalist. schismatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creating a faction. schism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to separate into factions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Ebedî hayata kavuştuğu söylenen llyas Peygamber’in lakebıdır: Hızır İlyas. Hızır İlyas (hıdrellez) günü = Hıristiyanlarca Circis Peygamber’e mahsus gün ki, eski nisanın 23. ve şimdiki takvime göre mayısın

6.günü olup ekimin 26’sındaki «kasım» günleriyle beraber yılı hemen hemen eşit iki kısma böler. Aslı «Yeşillik günü» mânâsiyle «RÜz-i Hızır» olsa gerektir; zira tam ağaçların yapraklandığı ve ortalığın yeşillendiği mevsimdir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an immortal person believed to come in time of need.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yeşil. Yeşillik. 2.Kehf suresinde 59-81.ayetlerde bahsi geçen ve Hz.Musa’nın onunla buluşarak imtihan olunduğu şahsın müfessirlerin ekseriyetinin üzerinde ittifakla durdukları ismi. Hızır hakkında çok çeşitli rivayetler vardır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstanbul’un fethinden sonra oranın ilk kadısı olan Türk alimi ve şairi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Seyyid. Seyyidi sülalesinin kurucusu, Malik Süleyman’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Horozibiğilgillerden, kırmızı çiçekleri horoz ibiğini andıran bir süs bitkisi (amatanthus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

celosia. cockscomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tumbleweed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bir bitki familvası. Örnek bitkisi horozibiğidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

county seat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seat of government. centre of government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. husûl = peydâ olma. F. pezîreften = kabûl etme).

1.Kabil-i husûl = Husûlü mümkün, hâsıl olabilir.

2.Husûl bulmuş, hâsıl olmuş: Husûl-pezîr oldu = Gerçekleşti, hâsıl oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ziyarete karşılık vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایفای وظيفه] görev yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görev yapmak, görevini yerine getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sakınma ve çekinmeye ait. Kayd-ı ihtirâzî = BAzı hakları kullanabilme şartı, ilerisi için düşünülen şart ve sınırlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihtizâziyye) (fizik). İhtizâz (titreşim) denilen hafif titremeye ve dalgalanmaya ait: Hareket-I ihtizâziyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air-conditioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). İlâç kabûl etmez, çaresi olmayan, devâsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ilâe, Fars. pezîreften = kabûl etmek).

1.Devâ kabO! eden, tedavi edilebilen, Osm. kabll-i tedâvî.

2.Çaresi bulunabilen.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاج ناپذیر] tedavi edilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapanabilir, onulması mümkün yara (yanlış ve zevksiz bir terkiptir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. imtiyâziyye). İmtiyaz ve istisna veya hususî müsaadeye ait: Hukuk-ı imtiyâziyye = İmtiyaz hakları. Şerâit-i imtiyâziyye = İmtiyaz şartları.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kablosuz veri aktarım teknolojisidir. Infrared destekli iki cihaz arasında veri aktarımı gerçekleştirebilmek için iki cihazın birbirine belli mesafe ve açıda olması gerekir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İnhilâl kabûl eden, inhilâii mümkün olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. inkıbâziyye). Peklikle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak bulunmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha ‘uygun olabilirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, kalıtımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yansının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her iki yarısının da bir birinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşitli görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özdeştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki ‘left’ kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan ‘lyft’ kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki ‘right’ ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zabt» dan masdar).

1.İntizam, yolunda olma: Dairenin işlerini inzibât altına almaya çalışıyor.

2.Asâyişin yolunda olması.

3.Askerî polis.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline sıkıdüzen. military police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انضباط] zapturapt altında bulunma, düzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnzibata ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zamm» dan masdar). Katılma, eklenme, Osm. zam, ilhak ve ilâve olunma, munzam olma: Mevcut olan rahatsızlığa bir baş ağrısı da inzimam etti. Filânın inzimâm-ı re’yl ila = Onun dahi fikri bu yolda olduğu halde, onun da rızasiyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انضمام] eklenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeyy» den masdar). Bir köşeye çekilme, çekilip karışmama, dünya ile alâkayı kesme: İnzivaya çekildi. Eshâb-ı inzivâ = Bir köşeye çekilenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retreat. seclusion. becoming a hermit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retirement. seclusion. making a retreat. reclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انزوا] köşesine çekilme, tek başına yaşama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [انزواگاه] köşeye çekilme yeri, inziva yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ropedancer. tightrope walker. tightrope dancer. wire walker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Titreme. 2.Dolu tanesi. 3.Dik ses.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tour of duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business / trade center. centre. business centre. principal place of business. principal house. principal firm. business base. principal establishment firm house. principal office. business center. commercial centre. commercial center.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ıslâh = düzeltme, Fars. pezîriften = kabûl eden). Düzeltme ve tamir kabOl eden, ıslâha kabiliyeti olan, ıslâh edilebilir: Bu hâl ıslâh-pezir değildir (kabil-i ıslâh deha çok kullanılmıştır), bk. Islâh-pezîr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اصلاح پذیر] ıslah edilebilir, iyileştirilebilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عشوه کار] işveli, şivekâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saçma, sapan, lüzumsuz şeyler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عياب و ذهاب] gidiş geliş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.).

1.Zerdüşt dininde iyilik ilâhı.

2.İslâm’dan sonra iranlılarin «Tanrı» mânâsında kullandıkları kelimelerden biri İZİN


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. authorization. permit. allowance. toleration. consent. leave. day off. vacation. holiday. concession. excuse. furlough. green light. imprimatur. liberty. pass. sanction. vac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. consent. countenance. leave. licence. okay. permission. permit. sanction. ok. the go-ahead. license. discharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authority. permit. vacation. leave of absence. allowance. authorization. countenance. go ahead. leave. letter of grant. licence license. pass. permission. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذن] izin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allow. authorize. brook. consent. countenance. empower. excuse. have. let. permit. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a discharge. allow. consent. empower. grant permission. to give leave. to grant leave. let. okay. to give permission. to grant permission. permit. to give sanction. set one's seal to. suffer. to give time off. warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruhsat ve mezuniyet alan bir kimseye verilen yazı, izin kâğıdı, icâzet-nâme, ruhsat-nâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İzin ve ruhsat almış olan, mezun.

2.İzin olarak memleketine veya evine gitmiş olan (memur, er, talebe vesaire).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on leave. on vacation. off duty. approved. authorized. licensed. off. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

off. on leave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on leave. on vacation. on leave of absence. authorized. entitled. on furlough. licenced licensed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İzni olmayan, ruhsatsız.

2.Mektepten hafta sonu çıkmaya ve evine gitmeye izinli olmayan, ceza olarak bu izinden mahrum olan (talebe): Uç hafta izinsiz kaldı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without permission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without permission. kept in. detention. unlicenced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detention. campusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sabırlı, tahammüllü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sabırlı, dayanıklı kimse.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

İng. jacuzzi

sağlık havuzu

İçindeki suyun birtakım düzeneklerle titreştirildiği özel havuz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jacuzzi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jacuzzi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. jalousie

şerit perde

İçeriden görülmeksizin dışarıyı görmeyi sağlayan, şerit biçiminde metal veya plastik levhalardan yapılmış bir tür pencere kapama düzeni.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. persian blinds. persiennes. window shade. venetian blind. jalousie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

venetian blind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

venetian blind. sunblind. window shade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. géodésie

jeol. yer ölçümü

Yerin boyutlarını ve biçimini konu olarak inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geodesy yerölçümbilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geophysics. geophysics yerfiziği.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geophysicist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı yanlış bir terkiptir; kaabız-ı mâl olmalıydı). Meyve ve sebze yetiştiricileriyle manavlar arasındaki aracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middleman in fruit. vegetables. fish. wholesale. income collector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middleman's business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kazm»dan if.) (mü. kaadıma). Kemirici: Hayvân-ı kadım; hayvânât-ı kadıma = Kemirici hayvan, hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couturier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress maker. dressmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thyroid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

schilddrüse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development pace. rate of development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heart attack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coronary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heart attack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarınızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabi ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında bir yüzey üzerinde betimlenen tüm “gerçeklik”in kompozisyonun sınırları içinde bulunması durumu. Böyle bir kompozisyonda betinin tümü resim düzlemi içinde bulunmak zorundadır, sadece bir kesiminin resmedilmesi söz konusu olamaz. Kapalı kompozisyon bunları sanatsal gerçeklik düzleminde yeniden ürettiği zaman, hepsini bakış açımız içinde bulunuyormuşçasına betimler. Kapalı kompozisyonun en belirgin örnekleriyle Rönesans sanatında karşılaşılır. Bu tür örnekler, resim düzlemi üzerinde betimlenenin dışında kalan dünyayla ilgili hiçbir ipucu vermezler. Buna karşılık, karşıt uç olan açık kompozisyonda ve onun en yoğun kullanıldığı Barokta, betiler doğadan alınmış bir kesitmişçesine kompoze edilir. Doğal gerçeklik kompozisyonu sınırlarının ötesinde de varlığını sürdürmektedir, resim bu izlenimi vermeyi amaçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriklilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kare alın yazısı, kara talih yazısı: Alnımıza karayazı yazıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: carte de visite). Ziyaret kâğıdı. Herkesin isim, unvan, görev ve adresi yazılı ince mukavva parçası ki, ziyaretlerde tebriklerde kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Kart.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business card. card. visiting-card. visiting card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visiting card. calling card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calling card. business card. business / calling card. pasteboard. personal card. visiting card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F). Kasîde yazıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle-toy. clapper. rattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kazılan yer veya toprağı kazma işi, hafriyat.

2.Tahta, maden gibi şeyler üzerine yazı veya resim oyma işi, hâk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dig. diggings. excavation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavation. dig. carving. engraving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavation. excavating. digging. dig. act of engraving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاضی] kadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.ince ve düz budak, fidan.

2.Erkek tenasül organı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kizb» den if.) (mü. kâzibe).

1.Yalan söyleyen, sözü doğru olmayan, yalancı: O adamın kâzib olmasını asla tasavvur etmezdim.

2.Doğru ve sahih olmayan, sâdık zıddı, yalan, sahte: Kavl-i kâzib, haber-i kâzib. Şöhret-i kâzibe = İktidar ve fazileti olmaksızın her nasılsa ün yapan adamın haksız ve asılsız şöhreti. Subh-ı kâzib = Güneş doğmadan önce ışığın aksi ile görünen az aydınlık. Subh-ı sâdık zıddı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاذب] yalancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kazan, eşici, çukur açan: Mezar kazıcı.

2.Hâk ve nakşeden, oyan: Mühür kazıcı, taş kazıcı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavator. engraver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir yere kakılmak üzere ucu kazılıp sivriltilmiş odun, Ar. veted: Kazık kakmak, kazığa bağlamak.

2.Suyun içinde veya batak ve çürük toprakta bina temeline dayanak olmak üzere sıra ile yere sokulan direklerin her biri: Kazık üzerine bina etmek.

3.Vaktiyle idam için kullanılan şiş ki, suçlunun kıçından sokup başından çıkarırlardı: Kazığa vurmak.

4.mec. Hile, hud’a, dubara, zarar verme: Kazıklamak, kazık atmak.

5.Kazık gibi dimdik şey, donmuş şey: Kazık kesildi, (astronomi) Demirkazık = Küçük Ayı’nın ucundaki sabit kutup yıldızı, arzın kutbu karşısında olduğundan, daima bir yerde gözükür. Sağlamkazık = Delil, güvenilecek, itimat olunacak şey. Kazık kakmak = Yerleşip kalmak. İpten, kazıktan kurtulmuş = CAnî, katil, idama lâyık. Kazık kök — Kazık gibi aşağıya giden bitki kökü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stake. pale. post. picket. ramp. deceit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. con. extortionate. picket. pile. post. pricey. ramp. stake. trick. pale. swindle. rip-off. exorbitant. dear. costly. too expensive. pricy. hard. difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole. stake. pile. trick. swindle. unreasonably expensive. outrageously high. highway robbery. fraudulent overcharge. overreaching. pale. bad pennyworth. picket. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outrageously expensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hilekâr, dubaracı, aldatarak zarar veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swindler. who sells goods at outrageous prices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rip off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kazığa vurmak, kazık cesasıyle idam etmek.

2.mec. Alışverişte aldatmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

do smb. brown. take for a ride. cheat. overcharge. skin. bunco. chisel. clip. fleece. fob. fob smb. off. gouge. have smb. on. jew. nick. put it on. put it over on. rook. sell. soak. sting. stuff smb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bamboozle. cheat. con. do. dupe. fleece. fob. foist. fox. overcharge. soak. to stake off. to stake out. to deceive. to cheat. to have on. to do. to con. to overcharge. to soak. to screw. to fleece. to rip sb off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to enclose with palings. to impale. to swindle. to cheat. mulct. rip off. rook. sell. sting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kazığa oturtulmak.

2.mec. Alışverişte aldatılmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay through the nose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get cheated. stuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp) (kazıklı humma teriminde geçer). Kazıklı humma (tetanos) = Kasların sürekli ve ağrılı kasılmalarıyla kendini gösteren ateşli, çok tehlikeli bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having or made of stakes. poles or piles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tetanus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being excavated / engraved / scraped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Eşilmek, açılmak, Osm. hafrolunmak: Bu toprak zor kazılır, bahçe şimdi kazılmaz, kuyu derin kazılmalı.

2.Oyulmak, hâk ve nakşedilmek: Maden mühür bu taşla kolay kazılır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be excavated. to be engraved. to be scraped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kezm» den if.) (mu. kâzıme). Hiddetine bağlı olmayan, öfkesini ve hırsını yenen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Öfkesini yenen kimse. Hırsını dizginleyen. 2.Kinini yenen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(k’lar uzun) (i. A.). Kemirici hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kazımak işi. bk. Kazımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrape. scraping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curettage. scraping. engraving. shaving. curetting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Keskin bir Aletle kaşır gibi yaparak yüzeydeki şeyi oymak: Şu tahtanın boyasını, şu kâğıdın yazısını kazımak lâzımdır.

2.Fazla ve sert kaşımak: Artık arkanı kazıyıp durma.

3.Yüzmek, yolmak, fena tıraş etmek: Meşin yapmak için derileri önce kazırlar, sen şu sakalı kazımalısın, kör bir ustura ile yüzümü kazıdı.

4.Oymak, çukur yaparak nakşetmek veya yazmak, hâk etmek: Mühür kazımak san’atını çok iyi bilir, şimşir üzerine resim kazımak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incise. scrape. to scrape. to scrape off. to shave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scrape. to scrape sth off. to shave. to engrave. erase. incise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. kâzım). Öfkesini, hırsını yenenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Tırnakla deriyi kazırcasına fazla kaşınmak: Kazınıp duruyor.

2.Kör ustura ile fena ve deriyi yüzercesine tıraş olmak.

3.mec. Ne var ne yoksa arayıp bulup vermek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scrape oneself. to scratch oneself hard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. casino). Alafranga kahvehane, gazino, bk. Gazino.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir gazinoyu idare eden adam, gazinocu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir şeyi kazımaktan çıkan parça, yonga ve talaş: Tahta, kösele kazıntısı.

2.Yazının kazılmış, hâk ve tashih olunmuş yeri: Sunulacak kâğıtlarda kazıntı olmamalı. Kazan kazıntısı = Kazanın dibine yapışıp kazımakla çıkarılan şeyler: Mahallebinin kazan kazıntısı daha lezzetli olur. Barsak kazıntısı = Şiddetli ishal. Tekne kazıntısı = Ana babanın ihtiyarlığında doğan son çocuk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrapings. erasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrapings. mark resulting from scraping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kazılmış, hâkkedilmiş yerleri olan: Kazıntılı mektup gönderilemez, tekrar yazılmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing scrapings. having scraped-out places.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kazmak ve oymak işi ve tarzı. bk. Kazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Hâkkettirmek, keskin bir Aletle aşındırmak veya çukurlatmak: Su kelimeyi kazıtmalı, bir mühür kazıtacağım.

2.Tıraş ettirmek: Sakalı berbere kazıtmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth scraped or scraped off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scraping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kazâyâ).

1.İş, husus, madde, mesele, dava: Bu, mühim bir kazıyyedir, halli müşkil bir kaziyye.

2.Doğru veya yanlışlığına hükmolunabilen söz: «İnsan, hayvân-ı nâtıktır» sözü bir kazıyyedir.

3.İddiayı ispat için ileri sürülen dava, Fr. lemme.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قضيه] mesele. 2.önerme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thesaurus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vocabulary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Öfkesini yenebilen.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. kinesthésie

fizy. devin duyumu

Devinmekten ve özellikle kasların kasılmasından canlının edindiği duyum.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kırmızı, çok kırmızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bright red. scarlet. ruddy. aglow. crimson. fiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very red. carmine. crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very red. crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kızıl, pek kızıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirghizistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirghizia. kyrgyzstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kyrgyzstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya, Çinin batısı.

Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 75 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 198,500 km².

Sınırları: toplam: 3,878 km.

sınır komşuları: Çin 858 km, Kazakistan 1,051 km, Tacikistan 870 km, Özbekistan 1,099 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Tien Shan’ın yüksekliklerinde kuru kıtasaldan kutupsala değişiklik görülür; güneybatıda subtropikal iklim görülür, kuzey dağ eteklerindeki bölgelerde subtropikal iklim görülür.

Arazi yapısı: Tien Shan zirvesini vadi ve havzalar kuşatmışlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kara-Darya 132 m.

en yüksek noktası: Jengish Chokusu 7,439 m.

Doğal kaynakları: Çok hidro güç, altın kaynakları ve diğer metaller, kömür, petrol, doğal gaz, cıva, bismut, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.55.

daimi ekinler: %0.28.

Diğer: %93.17 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 10,720 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,213,898 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.32 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.5 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 34.49 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.49 yıl.

Erkeklerde: 64.48 yıl.

Kadınlarda: 72.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,900 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kırgız.

Nüfusun etnik dağılımı: Kırgız %52.4, Rus %18, Özbek %12.9, Ukrayna %2.5, Alman %2.4, diğer %11.8.

Din: Müslüman %75, Rus Ortodoksları %20, diğer %5.

Diller: Kırgızca - resmi dil, Rusça - resmi dil.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.7.

erkekler: %99.3.

kadınlar: %98.1 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kırgızistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kırgızistan.

Yerel tam adı: Kyrgyz Respublikasy.

yerel kısa şekli: yok.

Eski adı: Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Kyrgyzstan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Bişkek.

İdari bölümler: 7 bölge ve 1 şehir; Batken Oblasty, Bishkek Shaary, Chuy Oblasty (Bishkek), Jalal-Abad Oblasty, Naryn Oblasty, Osh Oblasty, Talas Oblasty, Ysyk-Kol Oblasty (Karakol).

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 31 Ağustos (1991).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kal


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kırmız renginde, kızıl, al, Ar. ahmer, Fars. sürh: Kırmızı erik; kırmızı çuha. ‘ ıpkırmızı = Çok kırmızı (asıl kırmız rengine yani kızılın yalnız bir çeşidine mahsus iken, dilimizde kızıl yerine geçip bu kelimenin yerini almıştır).

2.Kızıl renk, kızıl boya: Kırmızıya boyamak; kırmızıdan hoşlanmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. scarlet. ruby. cherry. florid. gules. ruddy. red. scarlet. ruby. carmine. gules. erythr-. erythro-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. sanguine. scarlet. snooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. carmine. crimson. cochineal. scarlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amberfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red dot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official passport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya’da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti.

Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır.

Boğalar arenada kırmızı rengi görünce asabileşmezler. Kendinizi boğanın yerine koyun. Etrafınızdaki çığlık atan binlerce insanın ortasında, tozlu, gürültülü ve çok sıcak bir ortamda, sırtınıza saplanmış onca kılıcın acısı içinde, bir de şapkasını şalını sallaya sallaya üstünüze gelen bir adam varsa, yani kızmak için bu kadar sebep varken, sırf rengi kırmızı diye bir bez parçasına kızar mıydınız?

Boğa güreşi hakkında bilinen yanlışlar sadece bu kadar değil. Aslında boğa güreşi geleneği İspanya’dan doğmuş değildir. İlk çağlardan itibaren boğa, kuvvetin, dayanıklılığın ve verimliliğin simgesi olmuştur. Boğa güreşinin ilk versiyonu antik Yunan, Roma, Mısır ve hatta Kore ve Çin medeniyetlerinde görülür.

Boğaya Persliler taparlar, Afrika Zuluları ise öldürüp safrasını içerlerdi. Tüm bu geleneklerin temelinde, hayvanın gücü yatmaktadır. Bu geleneğin bir şekilde İspanya’ya geldiği, Avrupa ülkeleri içinde feodal düzeni en son terk eden bu ülkede de kalıcı olduğu sanılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red pepper. cayenne pepper. capsicum. chilli. chili.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cayenne pepper. red pepper. hot pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(guinea pepper): Olgunlaşak kızarmış yıllık biberin kurutularak toz haline getirilmiş şeklidir. Kullanıldığı yerler: Hazmı kolaylaştırır. Mide tembelliğini giderir. İştah açar. Kusmayı önler. İshali keser. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. İshali keser. İdrar ve ter söktürür. Cinsel istekleri kamçılar. Grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Merhemi lumbago, nevralji ve romatizmada faydalıdır. Egzama, yüksek tansiyon, üremi veya damar sertliğinden şikayet edenler kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to redden. to turn red. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızıllık, kızıl renk, Ar. humret, ihmirâr: Bu gülün kırmızılığı; akşamüstü bulutların kırmızılığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redness. ruddiness. flush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızıya çalan, kırmızıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reddish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reddish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızımsı.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Short Position)

Bir malı, menkul kıymeti veya vadeli işlem sözleşmesini satmaktır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Değersiz, ehemmiyetsiz, ıvır zıvır: Bu pek öyle kıvır zıvır bir eser sayılmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kırmızı, el, Ar. ahmer, Fars. sürh: Kızıl elma, kızıl toprak; kızıl boya.

2.Kırmızı olacak derecede ısınmış, kızgın, kor gibi: Kızıl demir.

3.Kızıl renkli saç, sakal, bıyık, tüy, Ar. eşkar: Kızıl sakal.

4.Bir tarz ve cinste pek mübalâğalı, aşırı derecede olan: Kızıl deli. 5.Altın, altından, Ar. müzehheb, Fars. zerrîn:

6.mec. Aşırı solcu, komünist. Kızıl Adalar = İstanbul Adalarının eski bir adı. Kızılbaş =

1.Safevî asker, Fars. sürh-serân.

2.Müfrit Şiî bir zümre. Kızıl hastalık = «Kızıl» denilen bulaşıcı hastalık. Kızılsöğüt = Söğüt ağacının bir cinsi. Kızılşap = Açık eflâtûnî renk. Kızılyaprak = Ağarotu. Kızılyumurta = Paskalya yumurtası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızamığa benzer ve ondan daha şiddetli bulaşıcı bir çocuk hastalığı, iskarlatin («kızıl hastalık» da denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kıldan ip.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kendine has bir deri döküntüsü ve boğaz ağrısı ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde scarlatina denir. Nedeni, bademciklere yerleşen bir çeşit mikroptur. Hastalık aniden ortaya çıkan baş ağrısı, titreme, boğaz yanması, bulantı, ve havale ile başlar. Ateş yükselir. Nabız hızlanır ve bademcikler de şişer. Bu belirtilerin ortaya çıkmasından çok kısa bir süre sonra, ağız çevresi hariç vücudun diğer yerlerinde kırmızı lekeler belirir. Dilin üstü de beyaz bir tabakayla kaplanır. Bu tabaka 3 gün sonra kalkar ve dil ağaç çileği görünümünü alır. Hastalık en fazla 6 hafta içinde geçer. Bulaşmayı önlemek amacıyla, hastanın odası ayrılır. Başkaları ile görüşmesi engellenir. Odası sık sık havalandırılır. Sulu ve sindirilmesi kolay yiyecekler verilir. İyi tedavi edilmezse böbrek iltihabına neden olabilir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler ugulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam adaçayı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Ilıdıktan sonra gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. rusty. lurid. red. scarlet fever. scarlatina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ginger. red. redhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarlet fever. red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Palamutlardan, kerestesi kolay işlenir bir ağaç (Lat. alnus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redwood. alder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yurt içinde ve dışında, deprem, savaş, salgın hastalık, yangın ve su baskını gibi hallerden zarar görenlere her türlü yardımı sağlayan ve bağışlarla yaşayan bir hayır kurumu,Osm. Hilâl-i Ahmer (Kızıl Haç’ın —iran hariç— Müslüman ülkelerde aldığı addır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kızıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızımsı, kırmızıya çalar. Kızılcabuğday = Bir cins yumuşak buğday. Kızılca kıyamet = Velvele, büyük patırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kırmızıca, kırmızımsı.

2.Bir çeşit düzgün.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reddish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frightful row.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızılcıkgillerin örnek bitkisi. Kızılcık meyvesi, zeytinden küçük, kırmızı ve mayhoş olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornelian cherry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornelian cherry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cornus): Kızılcıkgiller familyasından; çoğunluğu çalı veya ağaç halinde odunsu ve bir kaçı da otsu karakterde, kışın yaprak döken veya her zaman yeşil bitki cinsidir. Yaprakları sade, uzun veya kısa saplı, genellikle çatallı tüylüdür. Çiçekleri salkım veya şemsiye şeklindedir. 40 kadar türü vardır. Meyvesi yuvarlaktır. Yurdumuzda yetişen türü sarı çiçekli kızılcıktır. Boyu 7-8 metre kadardır. Çalı şeklinde olanları da vardır. Kış aylarında yapraklarını döker çiçekleri yapraklarından önce açar. Renkleri sarıdır. Yaprakları karşılıklı dizilmiştir. Meyveleri sonbaharda olgunlaşır. 1-1,5 cm boyundadır. Parlak kırmızı renktedirler. Lezzeti buruktur. Meyveleri şeker, müsilajlı maddeler ihtiva eder. Kabuklarında ise reçineli maddeler, tanen ve müsilaj vardır. Meyveleri yenir veya şurubu yapılır. Kullanıldığı yerler: Meyveleri ishali keser. Kabızlık yapar. Kabukları ateş düşürür. Ağız paslanmasını giderir. Ağız yaralarını geçirir. Şurubu, vücuda kuvvet verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Bu familyaya iri gövdeli ağaçlar girer; yüz kadar cinsi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red indian. indian. american indian. red indian. redskin. amerind. amerindian. injun. red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indian. american indian. red indian. redskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red-skin. an American Indian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden Roma’yı hatırlatan bu tâbir, sonraları «Türkçülük ülküsü» mânâsında kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hıristiyan ülkelerde Kızılay karşılığı olan yardım teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sazan familyasından, eti kılçıklı bir balık (Lat. rutllus rutilus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Ikiçeneklilerden, bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Serçegillerden, göçmen bir kuş (Lat. phoenicurus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kırmızılık, kırmızı renk, Ar. humret. Yangın kızıllığı = Alevin aksi. Kızıliıkotu = Eşekkulağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Herhangi biri kızmak: Böyle şeylere kızılır mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get angry at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Işık tayfında kırmızının ötesindeki alanda yayılan ve ısı ışınlarından ibaret olup, gözle görülemeyen ışıltı, enfraru).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu kulaklıklar, sesi iletim istasyonundan kulaklıklara aktarmak için kablosuz kızılötesi sinyalini kullanırlar. Bir iletim istasyonu aynı sinyali birden fazla kullanıcıya aktarabilir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Kızılırmak, güney Azerbaycan’ı 2 defa katederek Gilan’da Hazer denizine dökülen ırmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Açık eflâtun renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden, yol kenarlarında biten bir bitki (Lat. agrimonia eupatorium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

isim, halk ağzında

1.Köy muhtarı yardımcısı.

2.Köy kâhyası.

3.Köy bekçisi


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fierce. vehement. heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escalation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Şiddetlenmek, alevlenmek, Osm. iştiâl ve iştidâd eylemek: Kavga, münakaşa kızıştı.

2.Revaç bulmak, değeri artmak: Pazarlık, alışveriş kızıştı.

3.Kızgınlık ve ısı peydâ etmek, azmak, çiftini aramak: Aygır, koç, tavuklar kızıştı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get angry. to get excited. to be on heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become fierce or heated. to begin to fight or struggle fiercely. to become lively or violent. to go into rut. escalate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kızışmasını sağlamak, hararetlendirmek, tutuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. to incite. to provoke. to abet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase the fury or violence of. to enliven. to get people worked up. to incite. to make-red hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exterminate. root.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to root out. kill off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrist band.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuff. wristband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cola nut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr. T.) (musiki). Türk musikisinde sesi bir koma dikleştlren diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.).

1.Okullarda düzgün yazı yazma alışkanlığını kazandırmak İçin öğrencilere verilen yazı ödevi, kalem alıştırması.

2.Musiklda beste, beste parçası.

3.Musikide bestekârlık İlmi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compo. composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composing. arranging. short essay. composition. dissertation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtında öğelerin düzenlenmesi - Bir ölçüde iskelete benzetilebilir - vazgeçilemez ancak görünmez olan altyapı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kompozit video sinyali parlaklık ile renklerin birleştirildiği yerdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (musiki). Bestekâr.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. compositeur

müz. besteci

Beste yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

column.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutmeg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(myristica): Myristicaceae familyasından; Anavatanı Molük olan, diğer sıcak bölgelerde de yetiştirilen, 16 - 18 m yüksekliğinde bir ağaç ve onun meyvesidir. Görünüş itibariyle Portakal ağacına benzer. Tohumları beyazımsı kül halinde ve yuvarlaktır. Kabuğu soyulmuş halde satılır. İçeriğinde uçucu bir yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştah açar. Kalp ve sindirim ilaçları yapmakta kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. A. Fr.) (musiki). Türk musikisinde 5 koma değerindeki diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultural capital / centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical-fitness exercises.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kumarbazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth used for swaddling. nappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Halatın geçmesi için gemi ve sandallarda teknenin kenarına tutturulmuş açık ağız biçimindeki madenî parçalar.

2.Doğramanın birbirine geçen dişleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dovetail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry farming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Gülgillerden bir bitki ki, reçeli ve likörü yapılır (Lat. cerasusavium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). En fazla çocuklarda olan mikroplu, bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalık, difteri.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Difteri de denilen bu hastalığa tutulanlarda yutkunma zorluğu, ses kısıklığı, nefes darlığı, kuru öksürük, yüzde morarma, bademcikler üzerinde kurşuni beyaz renkte bir zar, boğaz ağrısı, boyun bezlerinde şişlik, iştahsızlık, kol ve bacaklarda ağrılar görülür. Ateş 38-40 derece arasındadır. Nabız süratlidir. Hastalık başlangıcında teşhis edilip, hastanın nefesi tamamen kesilmeden müdahale edilmezse, ölümle sonuçlanır. Bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın bulunduğu yerdeki havaya yayılan mikroplarla bulaşır. Korunmak için en iyi çare difteri aşısı yaptırmaktır. Vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cousin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kitchen stove. dutch oven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cookstove. kitchen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Benzeri olmayan, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lâfziyye). Lâfza yani kelimenin suret ve ses şekline ait, lâfızda olan, lâfızdan ibaret olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لفظی] lafız ile ilgili, söz ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaymış, sürçmüş. Lağzide-pây = Ayağı kaymış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Kayma, sürçme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لغزش] sürçme, kayma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Eşsiz, benzersiz. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lüzûk» tan if.) (mü. lâzıka). Yapışan, yapışkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüzûm»dan if.) mü. lâzime). Gerekli, lüzumu olan şey, lüzumlu, terki mümkün olmayan: Ziyaretine gitmek lâzımdır, sizin varlığınız lâzımdır.

2.Varlığına ihtiyaç duyulan, eksik olup da edinilmesi icabeden: Bana bir araba lâzım, bu kalemi veremem, bana lâzımdır.

3.(gramerde) Müteaddî olmıyan fiil: Gelmek, gitmek gibi. Lâzım-ı gayri mufârık = Terki mümkün olmayan, varlığı şart olan. Lâzım gelmek =

1.Gerekmek, icap etmek: Önce bizim kendisine gitmemiz lâzım gelir, lâzım gelirse bahçesinin de bir kısmını satacaktır.

2.Netice şeklinde ortaya çıkmak, neticelenmek: Aldığı emri yerine getirmezse ne lâzım gelir? Amirinin emrini dinlemeyen memurun azli lâzım gelir. Lâzım-ı melzûm = Biribirine bağlı olan iki şey, biri olunca diğerinin de olması şart olan: Hokka ile kalem lâzım-ı melzûm çeşidindendir. Neme, nene, nesine, nemize, nenize, nelerine lâzım = Neme gerek, nene gerek vs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requisite. needed. required. wanted. needful. necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessary. required gerek. gerekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessary. needed. required. needful. requisite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لازم] gerekli. 2.geçişsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gerekli şey. Gerekçe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. levâzım).

1.Yapılması gerekli şey, vecîbe, vazife: Böyle yapmak lâzıme-i insâniyettir.

2.Yaşamak ve geçinmek için veya yolculuk vesaire için gerekli şeyler, Ar. tedârikât, ihtiyâcât, havâic (bu mânâ ile en fazla cem’i kullanılır): Levâzım-ı seferiyye, levazımını ikmal edip hazırlandı, bk. Levazım.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لازمه] gerekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Lazım).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Oturak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedpan. pot. chamber pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber pot. commode. jerry. stool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.).

1.Lazlar’ın oturduğu ülke.

2.Osmanlı devrinde Rize sancağına verilen ad.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Titreme, titreyiş, ürperti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لرزش] titreme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müf. lâzime) (cem’ül-cem’i: levâzımât) (askerlik). Askerin yiyecek ve giyeceği ile uğraşan askerî sınıf: Levazım sınıfı, subayı, bk. Lâzıme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplies. necessities. requisites. material. equipment. paraphernal property. purveyance. stores.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لوازم] gereçler, gerekli şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commissariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commissariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Levazım sınıfından olan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Badem biçiminde olan. 2.Bademle ilgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Levzi). 2.Badem erik, kayısı vişne, kiraz ve benzer meyvelerin içinde anıldıkları grup.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Akıllı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lezîze). Yemesi güzel, lezzetli, tatlı, hoşa gider, hazzolunur: Lezîz meyve, et’ma-ı lezîze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zestful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicious. scrumptious. tasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicious. tasty. delightful. very pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لذیذ] lezzetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limousin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limousine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limousine. luxury-class saloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limousin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limousine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limousine. luxury-class saloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâzeret). Mazeretler. (bk.) Mazeret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Queen of spades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Queen of spades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ore. mineral head. metalliferous ore. pulp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ore. mineral head. metalliferous ore. pulp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مغازی] savaşlar, gazalar. 2.savaş öyküleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng. A.) Geniş kitleleri ilgilendirecek çeşitli konulardan söz eden resimli mecmua.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mag. magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illustrated magazine. mag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine , stack-room , stacks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mag. magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illustrated magazine. mag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine , stack-room , stacks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dergi, mecmua; depo; cephane deposu; silahta fişek hazinesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (Manisa şehrinin eski adından) (kimya). Demir köpüğü adıyla da anılan tabii magnezyum silikatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. magn6sie). Bir maden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخازن] mahzenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاذیر] sakıncalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Memnuniyet, hoşnutluk: Okuduğu kitap çok mahzûziyyet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. kimya). Hekimlikte barsak gazlarına karşı kullanılan tadsız magnezyum oksidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «marazadan imen.) (mü. mareziyye) (tıp). Hastalığa ait, hastalıktan ileri gelen: Marazı hâl, Fr. pathologique. (i. A. c.). Maraziyyûn = Patoloji mütehassısı doktor, Fr. pathologiste.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرضی] hastalıklı, hastalkla ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit acıbadem kurabiyesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «merzibân) dan galat).

1.Hudut muhafızı.

2.Gayet iyi eşek. (bk.) Marsıvan.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. marchpane

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tutanak düzenlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kamışların, böcek sokmasından hâsıl olan bir cins uru ki, debâgatta, saç boyamakta ve başka işlerde kullanılır. Mazı ağacı — Mazıya benzer bir küçük kozalak veren, çama benzer ve muntamaz yapraklı bir küçük ağaç ki, çeşitleri vardır ve ekseri bahçelerde çit gibi sıralanır veya top top dikilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mezâ» dan if.) (mü. mâziyye).

1.Geçen, geçmiş, Fars. güzeşte: Zamân-ı mâzî.

2.Geçmiş, zaman: Mâzî daima güzel görünür, mâzîyi unutmak, anmamak.

3.(gramer) Fiilde geçmiş zaman. Fiil-i mâzî, mâzî-i şühûdî = Geldi ve yazdı gibi basit geçmiş zaman kipi. Mâzî-i nakli = Gelmiş ve yazmış gibi geçmiş zamanın hikâye kipi. Nakl-i mâzî ilel-istikbâl = Gelmiş olacağım kipi. Nakl-i istikbâl-ilel-mâzi = Gelecek oldum kipi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bygone. antecedents. past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the past. bygone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the past. long ago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماضی] geçmiş, geçmiş zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(thuja): Servigiller familyasından; pul yapraklı daima yeşil, ağaç veya ağaçcık halinde bulunan bir bitki cinsidir. Ev ilaçlarında yaprakları ve kozalağı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları siğilleri yok etmekte kullanılır. Kozalağından bağırsak solucanı düşürücü ilaç yapılır. Gebe kalmayı önlemek için kullanılır. Bazı zehirlenmelerde, panzehir olarak kullanılır. Basur memelerinde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zayaka» dan im.). Dar yer, sıkıntılı yer, Fars. tengnâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zann»dan).

1.Hakkında zan ve şüphe olunan, şüpheli, şüphe götürür. Mazınne-ı sû = Kendisinden bir fenalık beklenen adam. Mazınne-ı hayr = Kendisinden yalnız iyilik beklenen adam.

2.Veliliği tahmin olunan insan: Bu adam mazınne-i kirâmdandır (dilimize mahsus olan bu ikinci mânâ ile c. gibi kullanılıyorsa da Arapça’da müfrettir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. mecâziyye): Mecazlı sözlere alt, mecâz yoluyla kullanılan: Mecâzt mânâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figurative. metaphoric. metaphorical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegorical. dry. figurative. metaphorical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figurative. metaphorical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. coğrafya). Denizin inme ve kabarması: Med ve cezir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. c.). Gazâlar, gazveler. Ebu’l-feth ve’l-megaazî = Fetih ve gazâları çok olan büyük kumandan veya hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzen), (bk.) Mahzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzûr). Mahzurlar, (bk.) Mahzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muhzır), (bk.) Muhzır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. menzil). Menziller, duraklar, (bk.) Menzil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منازل] konaklar. 2.aşamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi manzam dilimizde kullanılmıyor). Diziler, sıralar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A c.) (m. manzara). Manzaralar, görünüşler, (bk.) Manzara.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناظر] manzaralar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl» dan im.) (c. menâzil).

1.Konak: Bu yol sekiz menzildir.

2.İki konak arası, bir konak yol, merhale.

3.Oturulan yer, mesken, ikametgâh, ev: Satılık vakıf bir menzil.

4.Eskiden posta tatarı beygirlerinin bulunduğu yer, tatar konağı, posta: Menzil beygiri, menzil ile gitti. 5.Mermilerin katettiği mesafe, atım: Top menzili, tüfek menzili. 6.(astronomi) Ay’ın Arz’ın çevresinde dönerken uğradığı, yani hizalarında bulunduğu yıldız takımlarının her biri. Menâzil-i Kamer = Ay’ın menzilleri. Ser-menzil = Son durak, terminal, (askerlik) Menzil yürüyüşü = Süratli asker yürüyüşü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halting place. range. shot. stage. carry. compass. gunshot. reach. rifle range. rifle shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunshot. range. reach. shot. stage. day's journey. army transport corps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post. range. range. overnight stopping place. shooting range. camp. shot. distance. traject. radius. carry. dwelling. compass. reach. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منزل] konak. 2.ev. 3.bir günde gidilebilen yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yol alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yol almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatar beygirlerinin durdurulduğu yer, posta konağı: Menzil-hâneden bir beygir aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden menzil beygirleriyle giden tatar, postacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük merhale, alt kerte.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منزلگاه] konak yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. merkeziyye). Merkeze ait, merkezde olan: Dâire-i merkeziyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

central. centric. centrical. centrically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

central. centric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

central. centric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Central Settlement)

Borsa’da gerçekleşen tüm işlemlerin takasının yine Borsa’da sonuçlandırılmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (Türkler’in yaptığı Arapça kelime).

1.Noktanın merkezde bulunması, merkez olması.

2.Otoriteyi merkezde toplayan idare usûlü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Fizikötesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. métaphysique

fel. doğa ötesi

Duyularımızla algılayamadığımız varlıkların sebeplerini ve temellerini araştıran felsefe.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transcendental. metaphysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mevzî). (bk.) Mevzi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mîzSn). (bk.) Mİzân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz» dan im.) (c. mevâzî). Yer, mahal, mekân, Fars. cây: Bu mevzide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place. position yer. mahal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

position. place. post. region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موضع] yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mevzîiyye). Bir yere mahsus olan, umumî olmayan: Mevzîİ bir ağrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz» dan imef.) (mü. mevzûa).

1.Konulmuş, vaz’olunmuş, Fars. nihâde: Rafın üzerine mevzû eşya.

2.Kurulmuş, kararlaştırılmış, hükmü geçen: Nlzâm-ı mevzû, usûl-i mevzûa.

3.Doğru olmayan, uydurma, düzme: Hadîs-i mevzû.

4.Bahis, bir ilmin sahası. Mevzû-ı bahis = Bahsolunan madde.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موضعی] yerel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F. T.) (musiki). Türk halk musikisinde mızraplı bir çalgı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Meze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ziyâdet» ten mastar). Artma, çoğalma, (mü. mezîde, ziyâde’den imef.). Artmış, büyümüş, çoğalmış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Artmış, artırılmış, büyümüş. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) arttırmak, çoğaltmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eti leziz bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Lor peynirinin tazesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZİYYET) (i. A.) (c. mezâyâ). Bir şahıs veya şeyin emsalinden ileri olması, değerlilik, ahlâkî, yüksek karakter, üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. virtue. superiority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. excellence. virtue. assets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. virtue. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir kişiyi başkalarından ayıran ve yücelten vasıf, üstünlük, değerlilik yüksek karakt(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزیات] meziyetler, üstünlükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزیت] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Biz şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military band. harmonica. brass band bando. mouth organ armonika.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brass band. harmonica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ.) (musiki). Askeri orkestra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmonica player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. F.) (musiki). 1826’da kurulan ve konservatuar mahiyeti de taşıyan Türk imparatorluk orkestra ve icrâ hey’eti teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ.). Yersiz bahaneler bularakbir oyunu, bir işi bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unreliable. unpredictable. poor sport. spoilsport. killjoy. wet blanket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who wants to quit as soon as things start going against him. sb who won't play the game. spoilsport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mızıklanma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not playing the game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quit as soon as things start going against him.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir işi, bir oyunu bozmak için sudan bahaneler çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beef. to carp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grumble. to complain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azab», tâzîb’den if.) (mü. muazzibe).

1.Azap ve eziyet veren.

2.Birini tedirgin etmeyi seven, takılan, muzip.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ezân» dan if.). Namaz vaktini İlân için minare şerefesinde veya başka yerde ezân okumakla görevli adam: Güzel sesli bir müezzin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müezzin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müezzin görevi, ezan verme: Filân câmide müezzinlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gızâ» dan if.) (mü. mugazziyye) (mugaddi galat-ı meşhurdur). Besleyen, besleyici: Buğday, pirinçten daha mugazzîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gazab» dan if.) (mü. muğzibe). Kızdıran, hiddetlendiren, gazaba getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hizâ» den) (mü. muhâziyye). Birbirinin karşısında ve bir hizada bulunan, muvazi, Fr. paralele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazer» den imef.) (mü. muhazzire). Sakındıran,’ ihzâr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezb» den if.) (mü. mühezzibe). Düzelten, yoluna koyan, terbiye eden: Mühezzib-i ahlâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.) (mü. muhtazıra). Ihtizar hâlinde bulunan, can çekişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den if.) (mü. muhtezine). Biriktirip hazineye koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.). ilgilileri mahkemeye götürmekle görevli mahkeme görevlisi, mübaşir: Mahkemeden muhzır geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A. «kizb» den if.) (mü. mükezzibe). Yalancı çıkaran, birinin yalanını meydana koyan, bir haberin yalan veya birinin yalancı olduğunu gösterip ilân eden, yalanlayan, tekzîb eden: O haberi mükezzib resmî bir ilân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan İf.) (mü. mukteziyye). iktizâ eden, lâzım gelen, icap eden, lâzım, lüzumlu: Bu işin böyle olması muktezîdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقتضی] gereken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lüzûm» dan if.) (mü. mülâzıme).

1.Bir yere veya bir şahsa yapışıp ayrılmayan.

2.Bir sınıf veya heyete dahil olmak maksadiyle maaşsız devam ve hizmet eden, staj gören: Filân kalemde mülâzımdır. Şûrây-ı devlet mülâzımı = (eskiden) Üye namzedi. 3.(askerlik) MGIIzım veya müllzım-ı sini yahut ikinci mülâzım s Teğmen. Müllzım-ı evvel yahut birinci mülâzım = Üsteğmen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Stajyerlik.

2.Teğmenlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüz0m»dan if.) (mü. mültezime).

1.İltizâm eden, bir şey veya şahsı lâzım sayıp taraftarlık gösteren.

2.Tahsildar (c. mültezimin). Eskiden götürü olarak bir yerin vergisini üzerine alan: Aşâr mültezimi; maden kömürünün, filân gölün balık avının mültezimi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaseholder. obligant. supplier. furnisher. tenant of the demesne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Götürü vergi alma işi: Mültezimlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lüzûm» dan if.) (mü. mülzime). İlzâm eden, cevap veremez hâle getiren, sükûta mecbur eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Mümtazlık, seçkinlik, yücelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meze» den if.) (mü. mümtezice).

1.Karıştırılmış.

2.Biribirine tamamiyle uygun olan, hiç münasebetsizlik görülmeyen: Bu resmin renkleri mümtezietir.

3.Tamamiyle kapayan, aralık bırakmayan, imtizaçtı, uygun: Bu çerçeveler, bu kapı mümtezic değildir.

4.Herkesle iyi geçinen, arkadaşlarıyla uyuşabilen: Mümtezic adamdır (son iki mânâda «imtizaçlı» daha çok kullanılmıştır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mazâ» dan if.). (mü. mümziyye). İmza eden, yazılmış bir şeyin altına imzasını atan: Bu senedin mümzîsi kimdir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nez’» den if.) (mü. münâziyye). Kavga eden, kavgacı, ağızla kavgaya girişen, dalaşmayı seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezb» den İmef.) (mü. müncezibe). Kendine çeken: Gezegenler güneşe münceziptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazm»dan) (mü. münhezime). Hazmolunan, sinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezimet» ten if.) (mü. münhezime). Hezimete uğramış, bozulmuş, bozgunluk vermiş, mağlûp: İki devletten biri elbette münhezim olacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hezimete uğrayarak, yenilerek, bozularak, bozgunluk vererek: Düşman askeri münhezimen kaçtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan if.) (mü. münkazıyye). Bitmiş, tükenmiş, ardı kesilmiş, son bulmuş: Davanın müddeti münkazî oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan if.) (mü. muntazıra). Bekleyen, gözeten, intizâr eden, yaklaşan: Gelmesine muntazırım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منتظر] bekleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekleyerek, gözeterek, bekler olduğu halde: Yazdığı kâğıdın kurumasına muntazıran bir sigara yaktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezc»den if.) (mü. munzice) (tıp).

1.(yara ve çıbanı) Cerahatlandıran, irinlendiren, öldüren.

2.Hazmettiren.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(. A. «nezr» den if.) (mü. münzire). Doğru yola sevk etmek için tehdid eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Akıbetinin kötülüğünü söyleyerek korkutan. 2.Kafirleri ve münafıkları sapıklıklarından döndürmek için cehennem azabı ile korkutan. Rasulullah için kullanılmıştır. Birçok sahabe de bu ismi kullanmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azl» den if.) (c. mün’azile).

1.Ayrılan, bir tarafa çekilen.

2.Azledilmiş, memuriyetsiz.


Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Mürekkep püskürtmeli, bir görüntü yaratmak için küçük bir diyafram açıklığından mürekkep damlalarının optik bir diskte belirtilen bir konuma doğrudan püskürtüldüğü, etkisiz bir nokta grafikli baskı teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıZk» dan İf.) («tâife-i mürtezıka» dan kısaltılmış). Vaktiyle ulûfe alanlara verilen isimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rezâ» dan if.) (Arapça aslı: mürzû).

1.Çocuk emziren, süt veren, memede çocuğu olan kadın, emzikli kadın.

2.Ücret karşılığında başkasının çocuğuna meme veren kadın, sütana, sütnine.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرضعه] sütanne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.) (mü. müstahzıra).

1.Huzura getiren, celbeden, hazır ve mevcut hâle koyan.

2.Hazır eden, hazırlayan, yapan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıyâ» dan İf.) (mü. mustazıye). Işık alan, aydınlatılan: Ay, güneşten müstazîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zıll»den if.) (mü. müstazile).

1.Gölgelenen, gölge altına girmiş.

2.mec. Birinin himayesi altına girj miş, birisine sığınmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müstehziyye). istihzâ eden, biriyle eğlenen, herkesle eğlenmek tabiatında olan, alaycı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcastic. jeering. mocking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İstihzâ ile, eğlenerek: Müstehziyâne bir tebessümle, o sözleri müstehziyâne söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «lüzûm» dan if.) (mü. müstelzime). Tabiî ve zarurî bir netice olarak icab eden: Tenbelliği cahil kalmasını müstelzim oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requiring. exacting. what is necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İstizanı eden, büyük gören, büyük tutan, cömert. 2.Kibirli, gururlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «izn» den if.). İzin ve müsaade İsteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azamet» ten if.) (mü. mutaazzıma). Büyüklük satan, kibirli, azametli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «uzv» dan if.J.Uzuvlaşmış, organlaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azamet» ten if.). Taazzum eden, büyüklük taslayan, azamet taslayan, kurumlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «özr» den if.) (mü. müteazzire).

1.Özrü olan, özürlü, mâzur.

2.Güç, zor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «câz» den if.) (mü. mütecezziye). Parçalara bölünebilen, perçalanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ezâ» dan if.) (mü. müteezziye). Eziyet içinde bulunan, eziyet çeken, incinen, sıkılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzû»dan if.). Alçak gönüllü, mütevâzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezz» den if.) (mü. mütehezzize). Titreyen, zangırdayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lezzet» ten if.) (mü. mütelezzize). Bir şeyin tadını duyan, lezzet alan, hoşlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan if.) (mü. mütenâzıra). Birbirine bakan, birbiri karşısında bulunan. Zevâyây-ı mütenâzıra = Karşılıklı açılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezh ve nüzhet» den if.) (mütenezzihe).

1.Gezip eğlenen.

2.Münezzeh, arınmış, temiz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl» dan if.) (mü. mütenezzile). Tenezzül eden, alçalen, kendi hâl ve şanına yakışmayacak bir işi yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vaz.dan if.) (mü. mütevâz’a). Kendini aşağı tutan, alçak gönüllü, kibirsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezy» den if.) (mü. mütevâziyye) (tes. mütevâziyeyn). (matematik, geometride) Asla blrleşmemek üzere birbirine karşı eşit aralıkta uzayıp giden. Mütevâzlyü’l-adlâ, mütevâziyü’s-sutOh = Kenarları ve yüzeyleri eşit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unassuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modest. humble. unpretentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humble. modest. low. obscure. unassuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modest. humble. unpresuming. demiss. meek. pudent. small. unassuming. unobtrusive. unpretending. unpretentious. hat in hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quiet. unpretentious. unsophisticated. parallel koşut. paralel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lowly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vezn» den İf.). Muvazeneli, ölçülü, denk olan, tartıları bir, ağırlığı denk, dengeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Asla birleşmekslzln birbirine karşı bir aralıkta uzanıp giderek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zebzebe» den if.) (mü. mütezebzibe). Kararsız, tereddüt içinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zelzele» den if.) (mü. mütezelzile). Sarsılan, oynayan, sallanan, sabit olmayan, zıngıldayan, zelzeleye tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azl» den if.) (mü. mûtezile). Cemaatten ayrılıp bir tarafa çekilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cemâat-i mûtezile’den kısaltılmış). Ehl-i Sünnet’ten ayrılan eski bir İslâm mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «özr» den if.). (mü. mûtezire). Özür dileyen, Osm. İtizâr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vezeye» den İf.). (mü. muvâziyye). Biri diğerinin karşısında olarak birbirlerine yaklaşıp uzaklaşmaksızın uzanan, paralel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muvâzi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موازی] paralel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vuzûb.dan if.) (mü. muvâzibe). Bir işe devamla çalışan, bir işle bir düzüye uğraşan: Tahsile muvâzib bir delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezin» den if.) (mü. muvâzine).

1.Ağırlıkta bir ve eşit olan.

2.Muvazeneli, Ahenkll, dengeli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜVEZZİ) (i. A. «vez’» dan if.).

1.Dağıtan, tevzî eden.

2.Posta mektuplarını ve gazeteleri dağıtan posta memuru.

3.Sokaklarda gazete satan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. postman. person who delivers newspapers. paperboy. newspaper seller. distributer. newsboy. letter carrier. mailman. deliveryman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zebzebe» den if.) (mü. müzebzibe).

1.Bir şeye karar veremeyen, mütereddit, elinden iş gelmez, mızmız.

2.Karmakarışık eden, karıştıran, (bk.) Müzebzeb.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. zıyâ» dan if.) (mü. muzie). Işık veren, parlaklık, parlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ezâ» dan lf.) (mü. mûziyye).

1.Eziyet veren, inciten: Pek mûzî adamdır.

2.Rahat bırakmayan, rahatsız eden, muzır.

3.Yüzü gülmez, suratını asmış, abus.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Işık veren parlayan parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MÜZ’İC) (i. A. «za’c.den if.) (mü. müz’ice). Usandıran, rahatsız eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A. ‘«zıyk» dan if.) (mU. muztka). Sıkan, darlaştıran, sıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr., Y.’dan). Musiki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music. track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıtlı görüntüleri sırayla makinenin ekranında görüntüler. Slayt gösterileri görsel efektler ve fon müzikleri ile zenginleştirilebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Müzik Kutusu, doğrudan Sony HDD/DVD kaydedicinizden dijital müziğe erişmenizi ve bu müziği dinlemenizi sağlar. Kullanımı kolay grafik kullanıcı arayüzünden (GUI) sevdiğiniz müziği seçerek, sürekli CD değiştirmek zorunda kalmadan tüm müzik kitaplığınızın keyfini çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziğiyüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu.yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi.yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığındanyüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradanyüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziğiyüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu.yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi.yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığındanyüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradanyüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Tüm programı ya da mevcut parçalara genel bakışı gösterir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mızıka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mızıka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musical. musical comedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikiyi duyabilmek kabiliyeti ki, musiki icrâsında teknik kabiliyetin zıddı sayılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musician. teacher of music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Çalgılı fantezi oyunlar gösterilen tiyatro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musiki bilgini.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. musicologue

müzik bilimci

Müzik bilimi alanında araştırmalar yapan bilgin veya uzman.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musiki ilmi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. musicologie

müzik bilimi

Müzik konularını, bilimsel yöntemlerle inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musiki delisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musiki deliliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music-loving. keen on music. music lover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music lover. musical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevâl» den if.) (mü. müzîle). İzâle eden, yok eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜZİB) (I.) (Arapça «muazzib» den galat). Eğlenmek i;in eziyet veren, eziyet vererek takılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tormenting. teasing. tricksy. prankish. puckish. quizzical. sly. waggish. wicked. buffoon. hoaxer. rogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sly. trick. waggish. wicked. teasing. mischievous. naughty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who likes to tease good-naturedly. prankster. puchish. rogue. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğlenmek için eziyet veren ve eziyet vererek takılan adamın hali: MÜzipllk etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoax. prank. rag. trick. teasing. practical joke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-natured teasing. kidding. booby trap. caper. jape. lark. mischief. prank. roguery. shenanigans. spoof. wheeze. whimsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tease. to kid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUZIRR) (i. A. «zarar» dan if.) (mü. muzırra). Zararı dokunan, ziyan veren: Muzır adam, muzır yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy. trick. harmful. detrimental. mischievous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injurious. mischievous. naughty. sb who likes to tease. harmful. detrimental. baneful. deleterious. noxious. prejudicial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضر] zararlı, muzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zarar veren, yaramazlık. Zararlı iş, davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikişinas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musician. music player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musician. performer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Eziyet veren ve rahatsız eden şeyler ve hayvancıklar: Kışın soğuğuna karşılık yazın da birçok mûziyâlı vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملازم] teğmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملازم اول] üsteğmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملازم ثانی] teğmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منهزم] bozguna uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozguna uğramak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستهزی] alaycı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متأذی] eziyet çekmiş, eza görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acı çektirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متناظر] birbirine bakan. 2.simetrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متواضع] alçakgönüllü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متوازن] oranlı, uyumlu, dengeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متواضيانه] alçakgönüllülükle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متزلزل] sarsılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.sarsılmak. 2.bozulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rızaya, isteğe aykırı, kabûl edilemeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. nabzıyye) (tıp). Damarın atmasına ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Nâçizlik, değersizlik, ehemmiyetsizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Nâfizlik, sözü geçerlik.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Registered Shares)

Hisse senedinin üzerinde sahibinin adının yazılı olduğu ve şirketin pay defterine bu adın kaydedildiği hisse senetleridir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anesthetist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Nazizm taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nazi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a German member of Adolf Hitler's political party relating to or consistent with or typical of the ideology and practice of Nazism or the Nazis; 'the total Nazi crime'; 'the Nazi interpretation of history'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nazi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a German member of Adolf Hitler's political party. relating to or consistent with or typical of the ideology and practice of Nazism or the Nazis; 'the total Nazi crime'; 'the Nazi interpretation of history'. relating to a form of socialism; 'the national

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nazi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Alman Sosyalist- Milliyetçi partisi üyesi, Hitler taraftarı, Nazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül nazı, gönül cilvesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezâfet» den smüş.) (mü. nazîfe). Temiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظيف] temiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Temiz, pak, nazik, zarif ve şık giyimli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nazif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(aslı: NâZÜK) (i. F.).

1.ince

2.Güzel, zarif, kaba olmayan.

3.Terbiyeli, sözü ve muamelesi düzgün, herkese iltifat ve zarafetle muamele eden: Pek nâzik adamdır. Nâzik-edâ = Tavır ve hâli nâzik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polite. courteous. gentle. kind. affable. obliging. delicate. attentive. brittle. civil. civil-spoken. civilized. complaisant. considerate. dainty. debonair. debonaire. decent. distingue. douce. eggshell. exquisite. fair. genteel. gracious. kid-glove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attentive. brittle. civil. courteous. decent. delicate. diplomatic. fragile. genial. genteel. gentle. graceful. gracious. kind. nice. polite. suave. sugary. tactful. thoughtful. ticklish. tricky. urbane. refined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courteous. fragile. polite. of delicate build. delicate which calls for finesse. bland. chivalrous. civil. civilized. considerate. critical. cultivated. dainty. decent. delicate. gallant. gentle. graceful. gracious. kind. mannerly. pol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نازک] ince. 2.kibar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İnce, narin. 2.Terbiyeli, saygılı. 3.Güzel zarif.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Nâzik endamlı, güzel vücutlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Naziklikle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نازکانه] kibarca, nazikçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindly. lightly. gently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

politely. polite. courteously. courteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become polite. to become courteous. to become delicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.incelik, dikkat, nârinlik.

2.Güzellik, letafet, kabalık zıddı.

3.Zarafetle iltifat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

politeness. courteousness. polite act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl den).

1.Yukarıdan aşağı inen, inici. 2.Bir yere konan, bir yerde konaklayan.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نازل] inen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yukardan aşağıya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

inmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نازله] nezle. 2.inmiş. 3.sıkıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nazil).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nazm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «nazm» dan if.) (mü. nâzıme).

1.Tertip eden, nizama koyan, düzenleyen.

2.Manzum yazan, manzume sahibi: Bu manzumenin, bu mesnevinin nâzımı kimdir?


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıra sıra, dizi dizi olan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse. poetry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse. poetry. poetry koşuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verse. versification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ناظم] düzenleyen. 2.nazmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tanzim eden, düzenleyen. Sıra sıra, dizi dizi olan şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nazım).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar, nezâret» den if.) (mü. nâzıre) (c. nuzzâr).

1.Bakan, nazar eden: Cenâb-ı Hak her yerde hâzır ve nazırdır.

2.Nezaret eden, idare eden.

3.Yüzü veya cephesi bir tarafa dönmüş olan, müteveccih, nezareti olan: Denize nazır bir oda.

5.Bir işin idaresine bakan kimse: Rüsûmât nâzın; reji nazırı; çiftlik nâzın; mekâtib-i askeriyye nâzırı; muhâsebât-ı umûmiyye nâzırı.

5.Vekil, bakan, kabine, hükümet üyesi: Dâhiliye, hâriciye, maârif, mâliye nazırı. Hey’et-i nuzzâr = Hükümet, kabine.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan smüş.) (mü. nazîre). Benzer. Bi-nazîr = Emsalsiz, benzersiz, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facing. overlooking. minister bakan. minister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overlooking. looking out on. facing. minister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ناظر] bakan. 2.nezaret eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظير] benzer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nazar eden, nezaret eden, bakan, gözeten. 2.Vekil bakan. 3.Bir yüzü bir tarafa yönelik olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - (Erkek İsmi) 1.Taze. 2.Altın. 3.Benzer eş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nezâir.).

1.Bir şeye benzetmek üzere yapılan şey, örnek, mesel, karşılık.

2.(edebiyat) Bir şâirin bir şiirini takliden söylenilen şiir ki aynı vezin, redif ve kafiyede olur.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Örnek karşılık. 2.Manzum eserde ayrı vezin ve kafiyede benzer olma hali.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bakanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Hitler’in ve Nasyonal Sosyalist Partisinin doktrini, nasyonal sosyalizm (NAZI sözü, Almanca bir kısaltmadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nazizm. nazism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nazism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embouchure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estuary. influx.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. jeoloji). Üçüncü zamana verilen bir ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. jeoloji). Üçüncü zamana verilen bir ad.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sonuçlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi «nâzile» kullanılmamıştır).

1.Hadiseler, olaylar, felâketler.

2.(Türkçe m. nezle): Nevâzile uğradım, nevâzil oldum (bu mânâ ile nezlenin cem’i sanılarak kullanılmıştır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşama, okşayış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوازش] okşama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

okşamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayan, okşayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نوروزیه] nevruz için yazılan kaside.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «nev-rûz» dan Ar. kaide ile yapılmış kelime).

1.Nevrûz günü yapılıp dağıtılan bir çeşit macun.

2.Nevrûz münasebetiyle yazılıp bestelenen şiir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzhet» ten smüş.) (mü. nezihe). Temiz (daha çok mecâzen kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upright. moral. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نزیه] temiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Temiz, pak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nezih).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Temizlik, saflık, incelikle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezr» den smüş.). Toplumu doğru yola hazırlayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Birini doğru yola (Sırat-ı Müstakim’e) yöneltmek için Allah’ın azabıyla gözdağı vererek korkutmak. 2.(Fıkıh’ta) Adak, dilek, tahsis. 3.Kendisini Allah yoluna adayan kişi. Kur’an’da 40’tan fazla yerde geçmektedir. Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nezir).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?

Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.

Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.

Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.

Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.

Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.

Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.

Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için uyguladığı sinyaller Örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı rengi ‘dur’ sinyali olarak seçmişti. Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk faaliyete geçtiği 1830’lu yıllarda ‘ikaz’ ışığının rengi yeşil, ‘geç’ ışığının ise beyazdı.

Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli ‘geç’ sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılabiliyordu. Ama daha da kötüsü ‘dur’ işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, ‘geç’ sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı ‘dur’, yeşili ‘geç’ sarı rengi de ‘ikaz’ sinyali olarak kullanmaya başladılar. Bilindiği gibi sarı, renk spektrumu içinde en göz alıcı renktir. Böylece makinist bir sinyalin bulunması gereken yerde beyaz ışığı görürse, bir şeylerin yanlış olduğunu anlıyor ve tedbirini alıyordu.

Karayollarına gelince, yollarda sadece atların ve at arabalarının bulunduğu tarihlerde bile dünyanın büyük şehirlerinde trafik sorundu. İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868’de Londra’da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayıp, kendilerini çeviren polisi de yaralayınca bu uygulama ortadan kalktı.

Ama öte yandan otomobillerin ortaya çıkması ve şehirlerde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte durum iyice kötüleşti. Çeşitli şehirlerde değişik uygulamalar yapıldı. Demiryollarındaki uygulama örnek alındı ama demiryollarında birbirine paralel iki hat vardı. Bu sistem iki yolun kesiştiği kavşaklarda işe yaramıyordu.

Sonunda günümüzdekilere benzeyen ilk elektrikli otomatik trafik lambasını, ilkokul mezunu ve ABD’deki Cleveland’da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914’de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923’de de patentini aldı. Morgan 1963’de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara General Electric firmasına sattı.

Morgan’ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir “T” üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden ikaz anlamında sarı lamba da ilave edildi ve uygulama bütün dünyaya süratle yayıldı.

Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala ‘ikaz’ anlamındadır ama günümüz sürücüleri onu ‘geç’ sinyali olarak algılıyorlar.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.(bkz.Niyaz). 2.Yalvarıcı, niyaz edici. Sevgili. Türk mutasavvıflarından birisi. 18.yy.’da yaşamıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.). Sesleri belirtmeye yarayan musiki yazısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Belli bir nüfustaki ölümlerin sayısı. Değişik biçimlerde hesaplanır. Bir hesaplama yöntemi olan kaba ölüm hızı, belli bir coğrafi alanda beher 1.000 kişi başına yıllık ölümlerin toplam sayısıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixth sense. premonition. precognition. presentiment. foresight. forethought. vision. foreboding. hunch. a hunch. intuition. presage. prescience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreboding. hunch. intuition. premonition. presentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premonition. presentiment. foreknowledge. foresight. hunch. presage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prescient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prescient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bükülmüş ipek, ipek dokumasında atkı teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. euthanasie

ölme hakkı

İyileşme olasılığı olmayan hastaların veya yaşamını kendi başına sürdüremeyecek ölçüde sakat olan kimselerin yaşamını sona erdirme hakkı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercy killing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercy killing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Gerçek ülke. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ülkenin hanı, reisi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gerçek arkadaş, dost.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Özden gelen inanç, iman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Fosillerin meydana geldiği jeoloji zamanı ve bu zamanla ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calico.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calico.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir nevi gömleklik bez, fabrika bürümceği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money supply. supply of money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money supply. supply of money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. psikoloji). Kelime karışıklığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paraphasie

ruh b. söz karışıklığı

Bir kelimenin yerine bir başkasını kullanma biçiminde görülen konuşma bozukluğu.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. paralysie

tıp inme

Vücudun bir bölümünde hareket ve hissetmenin kalkması.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Başka bir canlının üzerinde yaşayan bitki veya hayvan (uyd. k. asalak).

2.Radyo yayınına karışan yabancı ses.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parasite

biy. asalak

Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitical. parasitic. parasite. interference. atmospherics. strays. noise. cestode. cestoid. helminth. vermin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodsucker. drone. interference. leech. parasite. static. atmospherics. sponger. cadger. jamming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

babble. interference. parasite. static disturbance / distortion. atmospherics. sponger. noise. sponge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Konusu parazitler olan ilim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parasitologie

asalak bilimi

Asalakların yapısını, yaşayışını, konakçıyla ilişkisini ve yaptığı hastalıklarla bu hastalıklara karşı girişilecek savaşı konu alan bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

LCD monitörde kristal netliğinde dondurulmuş görüntü ve yavaş gösterimin izlenmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fingerprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finger print. finger mark / print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fingerprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finger print. finger mark / print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

El parmaklarımızın her birinin uzunlukları değişiktir ve bu uzunluklar belirli bir sıra izlemezler. Genellikle üçüncü parmak en uzunu iken yüzük parmağımız işaret parmağımızdan daha uzundur. Ayaklarda ise başparmaktan başlayıp gittikçe kısalan bir dizi vardır. Bunların nedenleri, parmaklarımızın görevleri ve geçirdikleri evrim ile açıklanabilir.

Aslında bütün memeli hayvanların parmakları vardır. Evrim sürecinde bunların çoğunun sayılan ve şekilleri değişmiştir. Örneğin, atın sadece bir parmağı ve tırnağı kalmıştır.

Bir portakalı veya tenis topunu elimizde avcumuzun içine alacak şekilde tutarsak bütün parmakların uçlarının aynı hizada durduğunu görürüz. Aynı şekilde parmaklar yumruk yapacak şekilde katlanırsa hepsinin avuç içine bir hizada değdiği görülür.

Buradan da görülüyor ki parmaklarımız bir şeyi tutabilmek için ideal boyutlara sahiptirler. Evrim teorisyenleri, atalarımızın ağaç dallarına tutunabilmeleri ve dalların üzerlerindeki meyveleri rahatlıkla koparıp alabilmeleri için parmaklarımızın bu şekiller ve boyutlarda geliştiklerini söylüyorlar. Bir de işin pratik bir yönü var. Serçe parmağınızın en uzun parmak olduğunu düşünebiliyor musunuz? Her gün sağa sola çarpıp takılırlardı herhalde. Belki de bir kaç milyon yıl sonra gittikçe küçülecekler ve sonunda dört parmaklı kalacağız.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indian summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indian summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tire chain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yabani pancar. Kara pazı = Bir çeşit sarmaşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. bâzû). Kolun omuz ile dirsek arasındaki yukarı kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biceps. upper arm. muscle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biceps. chard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(yabani ıspanak): Ispanakgiller familyasından; kırlarda kendiliğinden yetişen veya bahçelerde yetiştirilen otsu bir bitkidir. Yaprakları iri ve çok, kökleri dallı ve az etlidir. Yapraklarında bol miktarda A ve C vitamini vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. İdrayollarında hissedilen yanmayı giderir. Haşlanmış yaprakların suyu kabızlığı giderir. Yaprakları yanık, apse, şişlikler ve basur memelerinden doğan şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(bk.) BAzû-bend.

Türkçe Sözlük by