Zir-dest ne demek? | Zir-dest anlamı nedir? | Zir-dest

Zir-dest anlamı nedir?

Zir-dest ne demek?

Zir-dest anlamı nedir?

Zir-dest | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i. F. zîr = alt, dest = el) (c. zîr-destân). El altında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Abdest = El suyu). Namaz kılmak için şeriate göre yüz ve dirsekle beraber el ve ayakları yıkamak ve başa meshetmekten ibaret temizlenme işi: abdest almak, abdest vermek = Azarlamak, abdest iktiza etmek = Rüyada kirlenmek, ihtilâm, abdest bozmak = Ayak yoluna gidip dışarı çıkma ihtiyacını gidermek, abdestimde şüphem yoktur = İmanım vardır (halk arasında gusüle de bazen abdest denildiği için, birine küçük, diğerine büyük abdest derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Purification by washing the hands before prayer; a Mohammedan rite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ritual ablution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدست] abdest. 2.paylama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Abdest almaya mahsus ibrik.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (Abdest-hâne = Abdest evi).

1.Abdest almaya ve el, yüz yıkamaya mahsus musluklu ve kurnalı yer.

2.Abdest bozacak yer, ayakyolu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدستخانه] tuvalet. 2.abdest alınan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asıl abdest alırken giyilen bir nevi kısa cüppe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) kısa cübbe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abdest almamış, abdesti bozulmuş, pehrizslz, sakınılması icap eden günahlardan sakınmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az vermek, esirgemek, dlrîğ etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبدست] eli boş, züğürt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bezistân, kullanılanı: Bedesten). Kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vesaire alışverişine mahsus örtülü ve mahfuz çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered bazaar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market where antiques. objets d'arts. jewelry etc. are sold. vaulted and fireproof part of a bazaar where valuable goods are kept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten tohumundan çıkarılan bir yağ. Bu yağ, yağlıboya yapmakta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذر] tohum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: bâzâr-gân). Tacir, tüccar, alışveriş eden esnaf. Efendi ve ağa yerine Yahudiler için söylenen unvandır. Bezirgin başı — Eskiden konvoy başı, tüccar vekili. Ayak bezirginı = Eşya gezdirip satan, satıcı, bohçası. Korkak bezirgan = Tereddüt içindeki kimse, cesaretsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازرگان] tüccar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ticaret, alış veriş eden esnafın hal ve şanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Emsalsiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی نظير] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BIZR) (i. A.). Dılak. Kadın tenasül organının bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clit. clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clit. clitoris. clitoris klitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eline çabuk kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El çabukluğu, eline çabuk olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.). Ay’ın tesiriyle deniz suyunun her gün yükselerek karaya doğru uzandıktan sonra inip geriye çekilmesi. Daha çok açık denizlerin sahillerinde görülür. (Mukabili olan uzanmak fiiline «med» denir): Denizin med ve cezri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.) (c. cüzûr).

1.Kök, asıl.

2.Kendi misline çarpılmakla bir sayı hasıl eden rakam. Meselâ 3 sayısı 9 sayısının cezridir. Cezr-i murabba = Bu suretle bir kere çarpılan sayılı, kare kök. Cezr-i mikâb = İki defa çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam, küp kök. Meselâ 3 rakamı 27 sayısının cezr-i mikabıdır. Cezr-i tâm = Bu suretle kendi kendine çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam. Cezr-i esem = Kesirsiz olarak, istenen sayıyı meydana getiremiyen rakam. Meselâ 13 adedinin cezr-i tâmı olmayıp bunun cezrine cezr-i esem derler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebb. ebb tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebb tide. ebb. low tide. low water. reflux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cezâir). Her tarafı su ile çevrilmiş kara, ada: Rodos, Sakız ceziresi. Cezâir-i Bahr-i Sefîd = Akdeniz Adaları, yani Rodos, Sakız, Midilli vs. Cezâir-i HAlidât = Kanarya adaları. Dicle ile Fırat mecraları aralarındaki ülke: Mezopotamya. Şibh-cezîre, nîm cezîre = Yalnız bir tarafı karaya bağlı bulunan ada, yarımada: Balkan şibh-cezîresi, Mora şibhcezîresi. Cezîret-ül-Arab = Arabistan yarımadası. (Arapça’da şibh-cezîreye de ekseriya cezîre derler).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزیره] ada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چيره دست] yetenekli, becerikli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Et ve ona benzer şeylerin şiddetle yanarken çıkardıkları sesi taklit ve tasvir eder: Cızır cızır yandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yanarken veya kızarırken cızır cızır etmek, cızır cızır yanmak veya kızarmak.

2.Kalemin ses çıkarması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sizzle. to sizzle. to creak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Cızırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sizzle. splutter. sputter. cross talk. strays.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blare. scratch. stray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creaking sound. splutter. whiz whizz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cızırtı çıkaran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gizli, mahrem, el altından. clandestinely (z). gizlice. clandestineness (i). gizlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müstacel, tez, acele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = zarf edatı, dest = el).

1.Elde etme, tutma, yakalama: Cinayeti işleyenleri derdest ettiler.

2.Elde bulunan, yapılmakta veya görülmekte olan: O iş derdesttir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردست] yakalama. 2.el altında olma. derdest edilmek yakalanmak. derdest etmek yakalamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El. (bk.) Derdest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.).

1.Ova, sahra, kır.

2.Beyâbân, çöl.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست] el.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دشت] kır. 2.ova. 3.çöl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). El ve ayak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşık el, bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçükten beslenip alıştırılmış, ele alıştırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, Avîhten = asılmak). Ufak hediye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuvvet, üstünlük, zafer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El öpme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, bûsîden = öpmek). El öpme. İfâ-yı resm-i destbûsi = El öpme törenine katılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)

1.El uzatma, sarkıntılık.

2.El uzatan, sarkıntılık eden, zulüm yapan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Tezgâh, dokuma Aleti, atölye.

2.Zenginlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, giriften = tutmak). Düşenin elini tutan, yardımcı. Ar. mutn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El açan, avuç açan, dilenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilencilik, el açıcılık, avuç açıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı, imdâda yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyuncak, (bk.) BAzî

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El işi, iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.El çeken, kör bir kimseyi elinden tutup gezdiren.

2.El uzatan, dilenci. 3.Bir işten vazgeçen.

4.At ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan nesne.

5.Kazanç.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, mâlîden = silmek). El silecek yağlık. Ar. makrama, (makreme), mendil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, mâye = asıl, esas). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Fakir.

2.Dindar.

3.Mendil.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest =s el, resîden = yetişmek). Eli yetişen, nâil olan, muvaffak: Meramına destres olamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı, Ar. muin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardım, Ar. muAvenet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Millî, dinî, mitolojik hikâye.

2.Türk halk şiir ve musikisinde bir çeşit. (bk.) DAstân.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. epopee. epos. saga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. saga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. epic poem. saga. song.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستان] hikaye. 2.destan. 3.masal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Hikaye, kıssa. 2.Hile, mekr, tenvir. 3.Rüstem’in babasının lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hilekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legendary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarık, Ar. amâme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستار] sarık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarık bağlayan, mec. Din adamları sınıfına mensup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستاویز] küçük hediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست بدست] elden ele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست بوس] el öpen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست بوسی] el öpme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.El, tutam, bağ, demet: Bir deste çiçek, bir deste kaşık.

2.Sap, kabza: Hançer, bıçak destesi. 3.Havan eli. 4.(denizcilik) Gemi demir attığı zaman salıp zincirin üzerine binmesi ki, zincirin çok gerilmesine sebep olur: Deste etmek. Deste more.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunch. bouquet. sheaf. bundle. deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. bunch. bundle. wad. bouquet. packet. package. pack. deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دسته] grup. 2.demet. 3.kulp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Demet, tutam, takım. 2.Kabza, tutacak y(Erkek İsmi) 3.On yapraklık altın varak defteri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boya vesaire ezmeye mahsus yuvarlak ve sert taş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül demeti, destesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide süs notalarınden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir duvar ve binayı yahut bir ağacı durdurup takviye etmek için vurulan dayak: Destek vurmak, destekle tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auxiliary. backup. supporting. support. stand-by. brace. prop. rest. underlay. upholder. buttress. backing. backup. aid. supporter. friend. anchorage. assistance. bolster. booster. bracer. bracket. contribution. cooperation. corbel. countenance. crut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assistance. auspices. backing. boost. brace. bracket. buttress. comfort. console. cooperate. countenance. favour. pier. promotion. prop. reinforcement. rest. shore. shoulder. stand. strut. support. truss. beam. reinforcements. help. helper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support. backing. crutch. plank. prop. reinforcement. stanchion. stay. strut. truss. stand. base. pedestal. stock. poppet. rest. backstay. outrigger. cleat. stay-by. skid. bolster. strutting. holdfast. staff. counterfront. angle tie. abutment. aid and com

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Başka dokulara destek olan doku.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. further.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boost. brace. nourish. sustain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backer. booster. buttress. follower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supporting. bracing. boost. corroboration. logrolling. pump priming. strutting. sustentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support. supporting. backing. truss. propping. shoring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Destek vurarak sağlamlaştırmak.

2.Bir kimseye, bir işte yardımcı olmak, kolaylık sağlamak, desteklemek, arka çıkmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give a leg up. give countenance to. keep smb. in countenance. lend countenance to. encourage. support. brace. prop. shore. stand by. buttress. back up. strengthen. advocate. assist. bear out. bear smb. out. bolster. bolster up. buoy. champion. counte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assist. brace. buoy. buttress. carry. champion. cheer. countenance. endorse. favour. found. nourish. prop. shore. strengthen. subsidize. support. uphold. to prop up. to shore up. to support. to back up. to countenance. to uphold. to champion. to endorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support. to support. to prop up. to bolster. to bolster up. to boost. to back. reinforce. to skid. to truss. to sustain. to second. to assist. back up. build up. buttress. to lend countdown to sb. countenance. espouse. prop. pull for. root for. sell short

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stay up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be supported. to be propped up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supported. propped up. upborne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsupported.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbacked. unsupported.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tie in sheaves. bundle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça dest-ere = el bıçkısı. Türkçe söylenişi: testere). El bıçkısı. El ile kullanılan küçük bıçkı. Zemin testeresi = Yuvarlak kesmeye mahsus testere. Kıl testeresi = İnce tahtadan oyma çıkarmak için ufak bıçkı. Testere balığı = Uzun burunlu bir cins balık. (bk.) Testere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستره] testere, bıçkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستگاه] tezgah. 2.atölye. 3.halı dokuma tezgahı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستگير] elden tutan, yardım eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe söylenişi: testi). Topraktan su vesair sıvıları koymaya mahsus kulplu kap: Su, pekmez, yağ .testisi. (bk.) Testi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستی] testi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gidilecek yer; gönderilen yer; hedef.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., to veya for ile nasip etmek, tahsis etmek, tayin etmek, ayırmak; belirli bir gayeye doğru yöneltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kader, nasip, kısmet, mukadderat, alın yazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., gen of ile yoksul, yoksun, mahrum, muhtaç, fakir. destitu'tion (i). yoksulluk, mahrumiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستکار] il işi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستمال] mendil. 2.el bezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست مزد] ücret, el emeği. 2.bahşiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دسترس] ulaşma, elde etmek. destres olmak ulaşmak, elde etmek. destres olunmak ulaşılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). harap etmek, mahvetmek, yıkmak; yok etmek, imha etmek, vücudunu ortadan kaldırmak, öIdürmek; iptal etmek, bertaraf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Çok hızlı giden küçük savaş gemisi, torpido muhribi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small fast lightly armored but heavily armed warship. a person who destroys or ruins or lays waste to; 'a destroyer of the environment'; 'jealousy was his undoer'; 'uprooters of gravestones'. , the agent employed in the killing of the first-born; the de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naval vessel of small displacement and maximum speed having a battery of light rapid-fire guns and heavy deck torpedo tubes These vessels have a moderate steaming radius and are intended for the protection of capital ships and for convoy and scouting du

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fast warship, smaller than a cruiser, developed to fight torpedo boats about 1890, and later submarines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yok edici şey veya kimse, telef edici şey veya kimse; den torpido muhribi; muhrip, destroyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (fırlatılan roket veya bombayı) hedefe ulaşmadan imha etmek. destructor (i). roket imha cihazı; (ing)., çöp fırını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yok edilebilir, imhası mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). harap etme, mahvetme, yok etme, helâk, yıkılma; yıkım; belâ; afet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yıkıcı, zararlı, tahrip edici. destructive criticism yıkıcı eleştiri. (edebiyatta)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission izin. müsaade. gangway!. make way!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. leave. make way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستور] izin. 2.zerdüşt rahibi. 3.uzak dur. 4.izin ver.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (el demek olan dest ile «ver» edatından mürekkeptir. Cem’i desâtîr gelir).

1.Hüküm ve nüfuzu olan vezir: Destûr-ı mükerrem, destûr-ı Azâm.

2.Zerdüşt dininin mânevî reisi ve lideri. 3.Büyük defter, başvurulan defter-i kebîr.

4.Esas kaide, bir ilim ve fende kaidelerin uygulandığı esas kaide ve umumî örnek: Hesap, cebir düsturu.

5.Türk devletinin kanunlar dergisi. 6.Ruhsat, izin, mezuniyet. Destur = İzin verin geçelim. Müsaade edin, açılın. Bu mânâ ile cin ve perilere karşı da kullanılıp, karanlıkta bir yere girileceği vakit «destur» denilir. Destûr-ül-amel = Her iş ve hareket ona tatbik edilmek üzere örnek alınan kaide ve nizam veya tâlimat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). İzinsiz, müsaadesiz, sellemehüsselâm

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlâcı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pezîreften = kabûl etmek). Gönlün kabûl edeceği, gönlün beğendiği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوردست] ırak, çok uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mezopotamya, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki ülke. Bugün İrak’ta kalıyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaşça en büyük

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lactation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lactation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (çocuğa). Meme veya yapma emzik emdirmek. Ar. irzâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breast-feed. breastfeed. suckle. nurse. put out to nurse. wet-nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. suckle. to breast-feed. to suckle. to nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to nurse. to suckle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. faysal = çözme, karar, F. pezîriften = kabul etmek). Hal ve fasi kabûl eden, neticelenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. fenâ = zeval, F. pezireften = kabul etmek). Zeval bulan ebedî olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فناپذیر] yok olucu, fani.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gazâret’ten smüş.) (mü. gazîre). Bol, kesretli, ziyade, fazla. Ar. vâfir (en fazla su, süt vesaire hakkında kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Gazir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. girân-destân). Eli ağır, işini ağır gören.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.).

1.Gül demeti. 2.mec. Şiir ve biografl mecmuası: Güldeste-i şuarâ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthology seçki. antoloji.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güldemeti, çiçek destesi. - Türk müziğinde mürekkeb makamlardan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çâre, derman.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Çare, derman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلدسته] çiçek demeti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گزیر] çare. 2.derman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. halel, Fars. pezîriften = kabûl etmek). Eksik, fesat kabûl eden, nâkıs, bozuk: Bunca senelik hukuk, halel-pezîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. extant. present-day. the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present time. the present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حال حاضر] şimdiki durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hınzîr). Hınzırlar, domuzlar, (bk.) Hınzır (hınzîr).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خنازیر] domuzlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZIR) (i. A. «huzûr» dan if.) (mü. hâzıra) (c. huzzar, hâzırûn).

1.Bahis mevzuu olan yerde mevcut olan, bizzat bulunan, Ar. kaaim; gaaip zıddı: Bu söz olurken o da hazırdı Hazır bulunanlarla konuştu. Huzzâra dert yandı. Hâzır-ı bi’l-meclis = Mecliste mevcut bulunan.

2.Tedarik edilip göz önünde bulunan, Ar. müheyyâ, Fars. Amâde: Bütün sefer levâzımı hazırdır.

3.Her bakımdan tamamlanan ve her türlü malzemesi tedarik olunup bir iş için müheyyâ olan: Ben hazırım, araba daha hazır olmadı, yemek hazırdır.

4.Yapılmış ve dikilmiş halde satılan ısmarlama olarak yaptırılmayan: Hazır gömlek, elbise, ayakkabı.

5.Hât-i hâzır = Şimdiki hal. Latince: statquo yani durumun muhafazası demek olan ve siyasî dilde kullanılan tâbirin tercümesinde de «hâl-i hâzır» terkîbi kullanılmıştır. Emr-i hâzır = Gramerde emir sigasının muhatâbı: Yap, yapın gibi (Arapça gaaiplerini başka siga suretinde ayırıp «emr-i gaaip» denir). Hazır etmek = Hazırlamak, el altında tutmak. Askerlikte: Hazır ol! Hazır dur! (galatı: Has dur!) = Başka bir kumandayı almak için hazır bulunmak kumandası. Hazırcevap = Derhal münasip cevap bulup söyleyen çabuk kavrayışlı adam. Hazıra konmak = Miras suretiyle veya başka yolla emeksiz servete mâlik olmak: Zaten, tam sırasıdır: Hazır gelmişken şu işi de görelim, hazır kalem elimizde iken filâna da bir mektup yazalım, c. Huzzâr = Mecliste hazır bulunan kimseler, cemaat.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared. ready-made. quick. present. available. stand-by. up for. willing. agreeable. content. cut and dried. cut-and-dried. disposed. finished. forthcoming. forward. game. go. handy. on. on hand. on tap. operational. prompt. reach-me-down. r.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthcoming. game. handy. immediate. prepared. ready. ripe. set. willing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. present. prepared. in attendance. attending. ready-made. available. in the can. finished. forthcoming. geared up. handy. immediate. ready made. mounted. prompt. ripe. actual stock. on tap. on toast. willing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاضر] huzurda. 2.hazır, mevcut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hazır Aksesuar yuvası üzerinden harici flaş birimleri takılabildiğinden, çeşitli flaşlar kullanılabilir. Bu durum özellikle stüdyo ortamı için çok kullanışlıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-mixed concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attend. to be present. to stand by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready wear. ready-to-wear. off the peg clothes. ready to wear. ready- to-wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready cash. ready money. ready cash / money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared food stuffs. package food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZİRAN) (i. Süryânîce’ den). Yılın dördüncü ayı ki, yaz mevsiminin ilk ayıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

june.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

june.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZIR-CEVAB) (i. A.). Her söze, derhal, düşünmeksizin uygun cevap veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick at repartee. witty. good at repartee. quick-witted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good at repartee. quick to answer back. quip. ready reply. ready wit. witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wittiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, hemen giyilebilecek elbise satan adam. Kapamacı (eski tabir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller of ready-made clothing. one who expects everything to be handed to him / her on a silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, hazır esvap satanın sanat ve ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the tendency to expect everything to be handed to one on a silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حظيره] etrafı çevrili yer (mezarlık vs.)

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(c. hazâir) (yanlış olarak hatîre de denir). Etrafı duvar veya çitle çevrilmiş küçük mezarlık vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concoction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır etmek, Osm. tehie etmek: Aşçıya söyleyin, yemeği hazırlasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equip. prepare. make ready. arrange. coach. concoct. engross. groom. knock up. lay. lay out. set. set by. stage. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brevity. dispose. do. fit. get. install. lay. make. prepare. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setup. to prepare. to make ready. arrange. brew. to compile a catalog ue. coach sb for an examination. equip. fit. forearm. get. set. square away. tailor. tee up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gereğini tedarik edip hazır olmak: Ben yolculuk için hazırlanıyorum. Osm. tehie edilmek, hazır bulundurulmak: Yemek hazırlandı mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gird up one's loins. get ready. be prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get ready. to be readied. cook up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır ettirmek, Osm. tehie ettirmek: Hayvanları erkenden hazırlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth made ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işe hazır olmak için lâzım gelen işler, Ar. tedârikât: Yolculuk için hazırlık görüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparative. preparatory. stand-by. preparation. arrangement. provision. providence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. preparation. providence. provision. readiness. preparatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparatory period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prep school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. well-prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. well-prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. extempore. extemporaneous. unready. unprovided for. offhand. at half cock. extemporary. incautious. off-the-cuff. offhanded. unprovided. unrehearsed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extempore. impromptu. offhand. unprepared. ad lib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. impromptu. unscripted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğu içinde suda pişip katılaşmış yumurta. Sıfat gibi de kullanılıp: Hazırlop yumurta denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. hâzır). Meydanda, göz önünde olanlar, bizzat bulunanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاضرون] bulunanlar, hazır olanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital yüksek tanımlı TV biçimlerini görüntüleyebilen ve ayrı bir HDTV tunerine bağlanan televizyonları tanımlamak için kullanılan terim. Bu televizyonlar 720p ve 1080i HD biçimlerini görüntüleyebilir, hem analog komponent hem de dijital HDMI™ bağlantısına sahiptir ve en az 720 satırdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birlikte çalışan, arkadaş: Hem-dest idiler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خنازیر] domuzlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاردستان] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zİrgüle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HINZIR (i. A.) (c. hanâzîr). Domuz. mec. Pis ve katı yürekli, gaddar, hâin adam, domuz tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pig. hog domuz. swine. malicious fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brat. bratty. damned. nasty. impish. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خنزیر] domuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dişi domuz. mec. Pis ve kötü huylu kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Domuz huylu, gaddarlık, hâinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief. nastiness. a nasty disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave nastily / mischievously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hitâm = bitme, Fars. pezîriften = kabûl etmek). Biten, hitâm bulan: O iş de bugün hitâmpezîr oldu (dilimizde kullanılmıyan asıl mânâsı: bitebilir, bitmesi mümkün olan).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Ebedî hayata kavuştuğu söylenen llyas Peygamber’in lakebıdır: Hızır İlyas. Hızır İlyas (hıdrellez) günü = Hıristiyanlarca Circis Peygamber’e mahsus gün ki, eski nisanın 23. ve şimdiki takvime göre mayısın

6.günü olup ekimin 26’sındaki «kasım» günleriyle beraber yılı hemen hemen eşit iki kısma böler. Aslı «Yeşillik günü» mânâsiyle «RÜz-i Hızır» olsa gerektir; zira tam ağaçların yapraklandığı ve ortalığın yeşillendiği mevsimdir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an immortal person believed to come in time of need.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yeşil. Yeşillik. 2.Kehf suresinde 59-81.ayetlerde bahsi geçen ve Hz.Musa’nın onunla buluşarak imtihan olunduğu şahsın müfessirlerin ekseriyetinin üzerinde ittifakla durdukları ismi. Hızır hakkında çok çeşitli rivayetler vardır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstanbul’un fethinden sonra oranın ilk kadısı olan Türk alimi ve şairi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Seyyid. Seyyidi sülalesinin kurucusu, Malik Süleyman’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. husûl = peydâ olma. F. pezîreften = kabûl etme).

1.Kabil-i husûl = Husûlü mümkün, hâsıl olabilir.

2.Husûl bulmuş, hâsıl olmuş: Husûl-pezîr oldu = Gerçekleşti, hâsıl oldu.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. (kıs i.e.) yani, demek ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). İlâç kabûl etmez, çaresi olmayan, devâsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ilâe, Fars. pezîreften = kabûl etmek).

1.Devâ kabO! eden, tedavi edilebilen, Osm. kabll-i tedâvî.

2.Çaresi bulunabilen.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاج ناپذیر] tedavi edilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapanabilir, onulması mümkün yara (yanlış ve zevksiz bir terkiptir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. utanmaz arsız, iffetsiz açık saçık; hayasız, küstah, haddini bilmez. immodestly z. hayâsızca, kustahça im modesty i iffetsizlik; hayâsızlık, küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıkılmaz, bozulamaz, yok edilemez, çok dayanıklı, tahrip olunamaz. indestructibly z. yıkılamayacak şekilde. indestructibility i. yıkıl- mazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İnhilâl kabûl eden, inhilâii mümkün olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ıslâh = düzeltme, Fars. pezîriften = kabûl eden). Düzeltme ve tamir kabOl eden, ıslâha kabiliyeti olan, ıslâh edilebilir: Bu hâl ıslâh-pezir değildir (kabil-i ıslâh deha çok kullanılmıştır), bk. Islâh-pezîr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اصلاح پذیر] ıslah edilebilir, iyileştirilebilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle-toy. clapper. rattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

isim, halk ağzında

1.Köy muhtarı yardımcısı.

2.Köy kâhyası.

3.Köy bekçisi


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry farming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kısa elli. mec. Pinti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Benzeri olmayan, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Eşsiz, benzersiz. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Akıllı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çobanyıldızı, Kutupyıldızı; yol gösterici rehber veya prensip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. mıknatıs taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâzeret). Mazeretler. (bk.) Mazeret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاذیر] sakıncalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. coğrafya). Denizin inme ve kabarması: Med ve cezir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzûr). Mahzurlar, (bk.) Mahzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muhzır), (bk.) Muhzır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A c.) (m. manzara). Manzaralar, görünüşler, (bk.) Manzara.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناظر] manzaralar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beef. to carp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grumble. to complain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alçak gönüllü, mutevazı; gösterişsiz; ılımlı; tutarlı; namuslu, iffetli. modestly z. tevazu ile, gösterişsizce. modesty i. alçak gönüllülük, tevazu; iffet; ılımlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazer» den imef.) (mü. muhazzire). Sakındıran,’ ihzâr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.) (mü. muhtazıra). Ihtizar hâlinde bulunan, can çekişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.). ilgilileri mahkemeye götürmekle görevli mahkeme görevlisi, mübaşir: Mahkemeden muhzır geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan if.) (mü. muntazıra). Bekleyen, gözeten, intizâr eden, yaklaşan: Gelmesine muntazırım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منتظر] bekleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekleyerek, gözeterek, bekler olduğu halde: Yazdığı kâğıdın kurumasına muntazıran bir sigara yaktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(. A. «nezr» den if.) (mü. münzire). Doğru yola sevk etmek için tehdid eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Akıbetinin kötülüğünü söyleyerek korkutan. 2.Kafirleri ve münafıkları sapıklıklarından döndürmek için cehennem azabı ile korkutan. Rasulullah için kullanılmıştır. Birçok sahabe de bu ismi kullanmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.) (mü. müstahzıra).

1.Huzura getiren, celbeden, hazır ve mevcut hâle koyan.

2.Hazır eden, hazırlayan, yapan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «özr» den if.) (mü. müteazzire).

1.Özrü olan, özürlü, mâzur.

2.Güç, zor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan if.) (mü. mütenâzıra). Birbirine bakan, birbiri karşısında bulunan. Zevâyây-ı mütenâzıra = Karşılıklı açılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «özr» den if.). (mü. mûtezire). Özür dileyen, Osm. İtizâr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUZIRR) (i. A. «zarar» dan if.) (mü. muzırra). Zararı dokunan, ziyan veren: Muzır adam, muzır yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy. trick. harmful. detrimental. mischievous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injurious. mischievous. naughty. sb who likes to tease. harmful. detrimental. baneful. deleterious. noxious. prejudicial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضر] zararlı, muzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zarar veren, yaramazlık. Zararlı iş, davranış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متناظر] birbirine bakan. 2.simetrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar, nezâret» den if.) (mü. nâzıre) (c. nuzzâr).

1.Bakan, nazar eden: Cenâb-ı Hak her yerde hâzır ve nazırdır.

2.Nezaret eden, idare eden.

3.Yüzü veya cephesi bir tarafa dönmüş olan, müteveccih, nezareti olan: Denize nazır bir oda.

5.Bir işin idaresine bakan kimse: Rüsûmât nâzın; reji nazırı; çiftlik nâzın; mekâtib-i askeriyye nâzırı; muhâsebât-ı umûmiyye nâzırı.

5.Vekil, bakan, kabine, hükümet üyesi: Dâhiliye, hâriciye, maârif, mâliye nazırı. Hey’et-i nuzzâr = Hükümet, kabine.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan smüş.) (mü. nazîre). Benzer. Bi-nazîr = Emsalsiz, benzersiz, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facing. overlooking. minister bakan. minister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overlooking. looking out on. facing. minister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ناظر] bakan. 2.nezaret eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظير] benzer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nazar eden, nezaret eden, bakan, gözeten. 2.Vekil bakan. 3.Bir yüzü bir tarafa yönelik olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - (Erkek İsmi) 1.Taze. 2.Altın. 3.Benzer eş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nezâir.).

1.Bir şeye benzetmek üzere yapılan şey, örnek, mesel, karşılık.

2.(edebiyat) Bir şâirin bir şiirini takliden söylenilen şiir ki aynı vezin, redif ve kafiyede olur.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Örnek karşılık. 2.Manzum eserde ayrı vezin ve kafiyede benzer olma hali.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bakanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sonuçlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezr» den smüş.). Toplumu doğru yola hazırlayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Birini doğru yola (Sırat-ı Müstakim’e) yöneltmek için Allah’ın azabıyla gözdağı vererek korkutmak. 2.(Fıkıh’ta) Adak, dilek, tahsis. 3.Kendisini Allah yoluna adayan kişi. Kur’an’da 40’tan fazla yerde geçmektedir. Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nezir).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. heykel veya sütun tabanı, kaide; esas, temel; f. sütun üstüne koymak. set on a pedestal idealize etmek, yüksek paye vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yaya, yayan giden kimse; s. yürümeye ait, yaya yürüyen, piyade; ağır, sıkıcı; adi. pedestrianism i. ağır ve adi yazı üslubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «pezîreften» fiilinden imas. olup birleşik kelime teşkiline girer).

1.Kabûl eden, alan, bulan.

2.Kabûl edebilir, Ar. müstaid. Islah-pezîr = Islahı mümkün.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kabûl eden, kaabil. Pezîrây-i hitâm olmak Son bulmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda İtalyan şehirlerinde vali veya hakim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kadere mahsus; kadere inanan; i. kadercilik- yanlısı. predestinarianism i. kadercilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. önceden mukadder kılmak, önceden nasip etmek; s. kısmet olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdir, kader, kaza, nasip, kısmet; takdiri ilâhi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. predestinate .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شبه جزیره] yarımada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kenara çekilmek; yan çizmek, sorumluluktan kaçınmak; bertaraf etmek; uzatmak, sallantıda bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şifâ = iyileşme, Fars. pezîreften = kabûl etmek). İyilik kabûl eder, iyileşebilir, geçebilir, tedavisi kabil, zıddı: şlfâ-ni-pezîr: Osm. gayr-i kaabili şifa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاناپذیر] iyileşmez, onulmaz, şifa bulmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki adet PCI Express ekran kartını aynı anda çalıştırabiliyor.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. halk tarafından tutulmayıp kritiklerce övülen başarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plot. spin plots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. sûret = şekil, F. pezîreften = kabul etmek). Şekil ve sûret alan, hâsıl olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazer»den masdar). Sakındırma, çekindirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحذیر] sakındırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yeşil renk verme.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sakındırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Tahzir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar).

1.Benzetme.

2.(edebiyat) Bir şiirin benzerini ve taklidini yapma (Arapça’da büsbütün başka mânâlara gelir).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تنظير] benzetme. 2.nazire yazma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.benzetilmek. 2.nazire yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.benzetmek. 2.nazire yazmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nazîre olarak, tanzir ederek, benzetme suretiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azarlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «özr» den masdar). Esassız özürler öne sürme, vesile ve bahane arama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعذیر] özrünü bildirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bezr» den masdar) (c. tebzârât). Dağıtma, serpme, israf: Malını tebzîr etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

savurganlık etmek, israf etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezr» den masdar). (matematik) Kökünü alma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجذیر] karekök alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تهی دست] yoksul. 2.eli boş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تهيدستی] yoksulluk. 2.eli boşluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ teng = dar, dest = el). Eli boş, yoksul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Züğürtlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تنگ دست] elidarda, yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tesellî, Fars. pezîreften = kabûl etmek). Teselli kabûl eden, teselli edilebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queen. vizier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vizier. queen. minister. queen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vizier. queen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وزیر] eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Osmanlı devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vezâret» ten) (c. vüzerâ).

1.Hükümdarın vekili olup devlet işine bakan zat, sadrâzam.

2.Hükümet Azası, vekil, bakan.

3.Osmanlı devletinde mareşale eşit en yüksek sivil rütbe.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vezire yakışır surette, vezirce.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vezir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. vezîriyye).

1.Vezirle alâkalı.

2.Dikdörtgen biçiminde kitap.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand vizier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vezir rütbe ve sıfatı, bakanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vizierate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bir işin sürat ve kolaylıkla olmasını taklit ve tasvir eder, haydi haydi: Bu işi vızır vızır yapar, vızır vızır geçer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğuzların, Bozok kolunun Ayhan soyundan gelen bir Türkmen boyunun adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El birliğiyle çalışanların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

emniyet genel müdürü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. zevâl = mahvolma, Fars. pezîreften = kabûl etmek). Yok olması mümkün veya kolay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [زوال ناپذیر] yok olmayan, kalıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [زوالپذیر] yok olucu, fani.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi).

1.Sürekli, usandırıcı ve fena bir sesi taklit eder: Bütün gün zır zır edip durdu.

2.Bazı sıfatların başına gelerek mânâyı kuvvetlendirir: Zırdeli. Zirzop = Akılsız ve münasebetsiz adam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Altta, alt. Zîr-i zemîn = Yer altında. Zîr-i hâke girdi = Toprak altına. Zîr-i idaresinde = İdaresi altında.

2.Alt: Zİr ü bâlâya bakıp...


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sazın en ince teli, bam mukabili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زیر] alt, aşağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Altüst.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Devamlı ve bıktırıcı sesi anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. zîr = alt, dest = el) (c. zîr-destân). El altında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZİRA) (i.). Sebep gösterir; içinde bulunduğu cümle bağlı bulunduğu cümleden sonra gelir: Astronomi pek lüzumlu bir ilimdir, zira kâinatın büyüklüğünü ve düzenini gösterir. Eskiden bazen «zira ki» şeklinde kullanılırdı. «TArîf edemem çektiğim Alâmı felekten, zîrâ ki anın zikri de bir başka elemdir.» (Nef’İ)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 75-90 sm. arasında değişen eski bir uzunluk. ölçüsü, arşın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

then. cos. for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for. because çünkü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because. for. forasmuch as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زیرا] çünkü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [75-90 [ذراع cm. lik bir uzunluk ölçüsü birimi, dirsek ile orta parmak ucu arasındaki uzaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zirâat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agrarian. agricultural. cultural. agriculture. cultivation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agriculture tarım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agriculture. husbandry. terraculture. tillage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çiftçilik, ekincilik, tarım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agriculturalist. farmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زراعت] tarım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tarım bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زراعی] tarımsal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. zirkon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zirkondan alınan beyaz toz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zirkomyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zerdava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark raving mad. stark mad. stark crazy. staring mad. as mad as a hatter. as mad as a march hare. bonkers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raving mad. stark mad. as mad as a hatter. as mad as a march hare. plumb crazy. stark raving mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زیردست] el altındaki, emir altındaki, ast.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زیره] kimyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(E) (i. F. musiki). Türk musikisinde eski bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anlayışlı, uyanık, bk’. Zeyrek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زیرک] uyanık, zeyrek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zengûle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zengûle perdesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zengûle’li sûznâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Daha çok kesici silâhların tesirinden korunmak için vaktiyle madenî levha, tel veya köseleden yapılma elbise.

2.Harp gemilerine, gülle tesir etmemesi için, kaplanan çelik levha.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armature. armor. armour. coat of mail. corselet. cuirass. edging. harness. mail. sheathing. sheeting. shield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armour. mail. armor. armour plate. armor plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheath. armor. plate. armature. armour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زره] zırh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zırh, pürden = giymek). Zırh giyen, zırhla kendini muhafaza eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Zırh giyen, zırhla kendini muhafaza eden: Zırhlı asker.

2.Gülle tesir etmeyecek surette kalın çelik levha ile kaplanmış (gemi).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زره پوش] zırhlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bol akmayı, yağmayı tasvir eder: Zırıl zırıl ağlıyordu, zırıl zırıl yağmur yağıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Zırıldamayı ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fazlaca sesle vızırdamak, durmayıp zırıltı ve gürültü etmek, dırlanmak; Eşek gibi zırlayıp öuruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Fazlaca sesle yapılan vızıltı, gürültü, dırıltı.

2.Kavga, gürültü: O evde zırıltı eksik değildir. Kaynana zırıltısı = Çevrildikçe zırıltılı bir ses çıkaran çocuk oyuncağı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racket. tiresome yakking. quarrel. squabble. stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alttaki, aşağı, Ar. taht, tahtânî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زیرین] alttaki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Boş yere zırıltı eden.

2.Çok öten bir cins böcek: Cırlak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Zır sesi çıkarmak, (bk.) Zırıldamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zırnık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıçanotu, arsenik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire, ansızın, münasebetsiz ve umulmadık bir vakitte: Zırp çıktı (zıpçıktı), zırpadak giriverdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikide birde, olur olmaz zamanlarda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasebetsiz, sevimsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذی روح] canlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زیر و زبر] altüst.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

altüst etmek, yerle bir etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

altüst olmak, yerle bir olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Zerdeli ve sarımsaklı yiyecek.

2.mec. Saçma sapan söz. Zırvaya çevirmek = Pek karıştırıp gülünç hâle koymak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raving. balderdash. baloney. bilge. blather. blether. boloney. bosh. bull. bullshit. bunk. bunkum. cock. eyewash. fiddle-de-dee. fiddle-faddle. flapdoodle. flimflam. gammon. garbage. gassing. hooey. jabber wocky. nonsense. punk. raving. rot. rubbish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abracadabra. bilge. bollocks. boloney. bull. bullshit. bunk. cackle. charade. claptrap. cobblers. cock. codswallop. crap. garbage. gas. jazz. nonsense. prattle. punk. rot. shit. tripe. twaddle. bunkum. baloney. rubbish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonsense. bunk. rubbish. rot. blah. bosh. bunkum. codswallop. drivel. shit. twaddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pek münasebetsiz ve gülünç bir surette söylemek: Artık o da zırvalamaya başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tepe, dağın en yukarı noktası: Dağın zirvesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peak. acme. apex. apogee. cap. climax. crown. culmination. cusp. head. height. high. high tide. meridian. payoff. peak. pink. pinnacle. summit. top. vertex. zenith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acme. apex. apogee. height. peak. pinnacle. summit. top. vertex. zenith. apex doruk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peak. summit. apex. apex / n /. cap. climax. crest. culmination. culminating point. cusp. head. height. peak level. pinnacle. top. vertex. zenith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زروه] doruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Doruk, bir şeyin en yüksek noktası, tepesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Delişmen, münasebetsiz, zırlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Delişmenlik, münasebetsizlik, zırlaklık.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

PC Card’ın, işlemci ya da ana bellekten geçmeden doğrudan grafik kartına video verileri göndermesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

PC Card’ın, işlemci ya da ana bellekten geçmeden doğrudan grafik kartına video verileri göndermesini sağlar.

Teknolojik Terim by